USLANMAM
USLANMAM öğesini iGoogle sayfanıza ekleyin.
UslanmaM En Kaliteli Bilgi Adresiniz
Geri git   USLANMAM > HABERLER > Güncel HABERLER > Yazarlar
Google
 
UslanmaM Resim AlbümleriSosyal Gruplar
Kayıt ol Sosyal Gruplar Ajanda Konuları Okundu Kabul Et

Yazarlar Yazarlarımızın En Güncel Yazılarını Bu Bölümde Bulacaksınız.

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 07-02-2008, 04:57 PM   #1 (permalink)
*:..aGResİF Co-AdmiN..:*
 
The SeCReT - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Standart En mutlu dede

Luis Aragones'in İspanyol taraftarlar arasındaki lakabı "Abuelo" yani "Dede."Kimilerinin "huysuz" kimilerinin "sevimli" buldukları Aragones 70 yaşında ilk kez Avrupa Şampiyonluğu'yla kucaklaşmanın mutluluğunu yaşıyor şimdilerde.
Başta Raul olmak üzere İspanya'nın bazı yıldızlarını kadroya almayan bireysellikten öte takım oyununu ön plana çıkaran ve ülkesine 44 yıllık bir aradan sonra Avrupa Şampiyonluğu'nu yaşatan Aragones söylediği lâfın arkasında duran iş disiplinini ön planda tutan şu sıralar kalması için Başbakan Zapatero önderliğinde demeç seferberliği yapan ülke yöneticilerine kulak tıkayan bir katılıkta.
Biraz fazla dediğim dedikçi!
Bu hali kim bilir yeni takımı Fenerbahçe'de bazı sorunlar yaşamasını da beraberinde getirebilir.
Ancak şunu hemen belirtmeliyim; Aragones'in Fenerbahçe'ye katacağı çok şey var. Çünkü Aragones'te klasik bir teknik adam portresinin dışında çok şey var. Oyunu okuma zamanında önlem alma müdahalede bulunma takıma pozitif futbol oynatma konusunda Aragones yılların deneyimiyle olgunlaşan bir büyük usta. Almanya ile oynanan finaldeki hamleleri ders alınacak yaratıcılıkta.
Bizde yaşı ilerlemiş teknik adamlara öteden beri nedense hep dudak bükerek bakılır. Hatırlayın geçtiğimiz sezon bunun örneğini yaşamıştık. Kalli Galatasaray'la anlaştığında yorumcusu futbol adamı taraftarı küçümsenmeyecek sayıda insan o huysuz ihtiyarın akıl sağlığına varıncaya dek çok şeyini tartışmıştı. Lâkin Kalli son 6 haftada bırakmasına karşın şampiyonluğun en azından altyapısını hazırlamıştı.
Aragones isminin ilk ortaya atıldığı günlerde de bir dolu soru işareti kafalarda uçuşmaya başladı. Ancak Aragones İspanya'yı şampiyon yapmayı başardı tüm olumsuz tartışmaların önünü kapadı ve Kalli'den çok farklı bir krediyi yakaladı.
Şimdi Fenerbahçe erken karar vermenin maddi-manevi artılarını yaşıyor. Bu bir yönüyle daha ihale aşaması yeni bitmişken geniş bir kitle tarafından kabul gören ve fiyatı ikiye katlayan yatırımlara benziyor. Yıllarını ihale ve inşaatlarda geçiren Aziz Yıldırım'ın sportif anlamdaki en yararlı en kârlı yatırımlarından biri şu an Aragones.
Peki Aragones F.Bahçe'ye ne kazandırır?
Biraz sabır gösterilirse çok şey.
İspanya'yı bazen 4-3-3 ağırlıklı olarak 4-1-4-1 oynatan Aragones'in en büyük şansı bir Senna'nın da yeni takımında kendisini bekliyor olması. İspanya Milli Takımı'nın kilit oyuncusu Brezilya asıllı Senna'nın Fenerbahçe'deki karşılığı yine bir Brezilya asıllı bizim Milli Takım'ın da temel direği olan Aurelio. Aragones'in hücum organizasyonundaki en büyük silahlarından biri sağdan sürekli bindirme yapan ve önündeki Iniesta veya Silva'yla birlikte rakip savunmayı yıpratan Sergio Ramos. Fenerbahçe'de benzer görevi yapan oyuncular Gökhan Gönül ile Deivid. Öndeki çabuk ve hareketli golcü Villa'nın fonksiyonunu en yararlı şekilde yerine getirebilecek adam Semih. Hemen onun arkasında Fabregas kadar hareketli olmasa da top kullanmada büyük bir yetenek olan Alex. Evet Fenerbahçe'de Xavi Hernandez yeterliliğinde bir orta saha oyuncusu yok. Ama kalite olarak daha geride de dursa Aragones'in İspanya Milli Takımı'na oynattığı oyunu oynamaya yakın bir oyuncu topluluğuna sahip Fenerbahçe.
Bu açıdan bakarsanız bir-iki takviyeyle bu sezon Aragones kendi oyun modelini uygulatacağı çok farklı bir Fenerbahçe ile karşımıza çıkabilir.
Kim bilir o zaman "Abuelo" en mutlu dede olmayı yeni sezondaki Şampiyonlar Ligi performansıyla da bir alışkanlığa dönüştürebilir.
En etkili vuranlardan biri de biziz
Euro 2008'den bir dolu övgü ve unvanla döndük.
Şampiyonaya renk kattık... aaaif kattık... Anlam kattık... Tüm dünya tarafından takdirle karşılandık... Gönüllerin şampiyonluğunu kazandık.
İlk kez Avrupa üçüncüsü olduk... Fatih Terim'e Aragones ile birlikte en başarılı teknik adam unvanı verildi. Hamit Fabregas ile birlikte asist kralı oldu UEFA tarafından en iyi 23 oyuncu arasında gösterildi. Tüm zamanların en heyecan verici maçı Çek Cumhuriyeti'ni 3-2 yendiğimiz o unutulmaz zafer seçildi. 31 maç içerisinde sadece dördünü yenik duruma düşen takım kazandı bunların üçünü geriden gelip biz aldık. İspanya (12) Hollanda ve Almanya'nın (10'ar) ardından en fazla golü (8) rakip filelere biz bıraktık. Bunlar hepinizin artık ezbere bildiği güzellikler.
Ya bilmediğiniz?
Şimdi çok daha farklı bir aşamadan söz edeyim. En etkili şutları da Almanya ve Hollanda'nın ardından biz attık. Almanya'nın 62 Hollanda'nın 78 bizim ise 8 şutumuzdan biri gol oldu.
Bu istatistik bazı kıyaslamaların yapılması açısından çok önemli. Mesela 2004'ün şampiyonu Yunanistan 34 şutta bir gol kaydetti son dünya şampiyonu İtalya ise 17.6 şutta bir gol.
Peki karavanacılar kimler miydi? Biri Romanya 33 şutta bir gol kazanabildiler. Biri Avusturya 41 şutta bir gol. Bir diğeri Polonya 44 şutta bir gol.
Ya son dünya şampiyonası finalisti Fransa?
Tam 47 şutta bir gol!
Yani bir zamanlar hayranlıkla izlediğimiz o Fransa hayal kırıklığı şampiyonu olmakla da kalmadı Euro 2008'de... Üstüne bir de karavana şampiyonluğunu eklemeyi başardı!
Beni içeri dıhar mısın?
Benzer gözlemleri değişik zamanlarda yıllardır yapıyorum. Avrupa'da yaşayan gençlerimiz yoğun bir kimlik arayışında. Çoğu ne biz gibi ne de Avrupalı. Kültür erozyonunun hüzün verici örnekleri... Kimi değer yargılarını yitirmiş. Kimi yaşadığı toplum tarafından reddedilmiş. Uyum sağlayanların sayısı da çok. Ama eğitimsiz kalanlar... Zararlı alışkanlıklara teslim olanlar... Uyumsuzluğun pençesinde kıvrananlar... Onların sayısı galiba daha çok.
Kültür erozyonu denildiğinde benim aklıma önce hep "anadil" gelir. Bugüne dek Almanya'da Fransa'da Belçika'da İsviçre'de Avusturya'da kendi dilini konuşamayan o kadar Türk genciyle karşılaştım ki...
Hiç unutmam... 2003 Konfederasyon Kupası sırasında Saint Etienne'deyiz. Bir yerde oturduk yemek yiyoruz. Garson 20 yaşlarında bir Türk. Ama anlaşmakta zorluk çekiyoruz. Yemeğin sonunda dondurma istemiştik. "O ne?" demişti de lafı "icecream"e döndürmüş öyle anlaşmıştık.
Viyana'da daha farklı bir Türkçeyle karşılaştım. Zaten ondan sonra bu yazıyı yazmayı kararlaştırdım. Milli Takım'ın kaldığı otele gidiyorum. Üç genç yolumu çevirdi. Biraz sohbet ettik. Yine kırık bir Türkçe. Sonra içlerinden biri "Abi" dedi "beni içeri dıhar mısın?" Önce anlayamadım. Sonra uyandım. O da içeri girmek istiyor.
"Dıhar mısın?" doğru telaffuzla "tıkar mısın"ı içeri alınmak anlamında kullanılıyor belli ki... Ancak söylemek istenen bugünkü Türkçeden o kadar uzakta duruyor ki.
Oralarda yaşasalar da yürekleri bizimle çarpıyor bu gençlerin çoğunun. Sevgileri ilgileri destekleri coşkuları bazen anlaşılmaz tepkileriyle aslında "bizden biri" oldukları her defasında kolaylıkla gözleniyor. Ama yine de "biz gibi" olamıyorlar. Peki bu sadece onların sorunu mu? Güçlü bir ülaaaiz diyoruz... Büyük bir devletiz diyoruz... Fakat Avrupa'daki on binlerce gencimize daha kendi dillerini öğretmeyi bile beceremiyoruz. O gençler ne yazık ki anadillerini konuşamıyor. Nerede bizim devletimiz?


zeki çol

The SeCReT isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla

Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
Eklenti Ekleyemezsiniz
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan UslanmaM Cevaplar Son Mesaj
Mutlu olmak için herkesi mutlu etmek gerekiyor HeLLs anGeL Magazin Dünyası 0 05-28-2008 02:12 PM