Sayfa 1 Toplam 2 Sayfadan 12 SonuncuSonuncu
1 den 10´e kadar. Toplam 15 Sayfa bulundu

Konu: İngilizce Türkçe Şiirler

  1. #1
    BaL
    Administrator
    BaL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Lightbulb İngilizce Türkçe Şiirler



    Memleket İsterim

    Memleket isterim
    Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
    Kuşların çiceklerin diyarı olsun.

    Memleket isterim
    Ne başta dert ne gönülde hasret olsun;
    Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

    Memleket isterim
    Ne zengin fakir ne sen ben farkı olsun;
    Kış günü herkesin evi barkı olsun.

    Memleket isterim
    Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
    Olursa bir şikayet ölümden olsun.

    Cahit Sıtkı Tarancı

    --------------------------------------

    I Want a Country

    I want a country
    Let the sky be blue, the bough green, the cornfield yellow
    Let it be a land of birds and flowers

    I want a country
    Let there be no pain in the head, no yearning in the heart
    Let there be an end to brothers' quarrels

    I want a country
    Let there be no rich and poor, no you and me
    On winter days let everyone have hose and home

    I want a country
    Let living be like loving from the heart
    If there must be complaint, let it be of death

    Cahit Sıtkı Tarancı






    BEDAVA

    Bedava yaşıyoruz, bedava;
    Hava bedava, bulut bedava;
    Dere tepe bedava;
    Yağmur çamur bedava;
    Otomobillerin dişi,
    Sinemaların kapısı,
    Camekanlar bedava;
    Peynir ekmek değil ama
    Acı su bedava;
    Kelle fiyatına hürriyet,
    Esirlik bedava;
    Bedava yaşıyoruz, bedava.

    Orhan Veli

    ---------------------------

    FREE

    We live free
    Air is free, clouds are free
    Valleys and hills are free
    Rain and mud are free
    The outside of cars
    The entrances of cinemas
    And the shop windows are free
    Bread and cheese cost money
    But stale water is free
    Freedom can cost your head
    But prison is free
    We live free

    Orhan Veli Kanık

  2. #2
    BaL
    Administrator
    BaL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Hikaye

    Senin dudakların pembe
    Ellerin beyaz,
    Al tut ellerimi bebek
    Tut biraz!

    Benim doğduðum köylerde
    Ceviz ağaçları yoktu,
    Ben bu yüzden serinliğe hasretim
    Okşa biraz!

    Benim doğduğum köylerde
    Buğday tarlaları yoktu,
    Dağıt saçlarını bebek
    Savur biraz!

    Benim doğduğum köyleri
    Akşamları eşkiyalar basardı.
    Ben bu yüzden yalnızlığı hiç sevmem
    Konuş biraz!

    Benim doğduğum köylerde
    Kuzey rüzgarları eserdi,
    Ve bu yüzden dudaklarım çatlaktır
    Öp biraz!

    Sen Türkiye gibi aydınlık ve güzelsin!
    Benim doğduğum köyler de güzeldi,
    Sen de anlat doğduğun yerleri,
    Anlat biraz!

    Cahit Kulebi

    -----------------------------------

    Song

    Your lips are red
    Your hands are white
    Take my hands, child,
    Hold them a while.

    In the village where I was born
    There were no walnut trees
    That's why I yearn for coolness
    Fondle me a while.

    In the village where I was born
    There were no cornfields
    So scatter your hair child
    Flaunt it a while.

    In the village where I was born
    The north winds blew
    That's why my lips are aaaaaed
    Kiss them a while

    In the village where I was born
    Bandits struck by night
    That's why I hate to be alone
    Speak with me a while

    In the village where I was born
    Men did not know how to laugh
    That's why I'm still so unhappy
    Make me laugh a while

    You are light and beauty, like my country
    The village where I was born was beautiful too
    Now tell me of the place where you were born
    Tell me a while.

    Cahit Kulebi

  3. #3
    BaL
    Administrator
    BaL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    OTUZ BEŞ YAŞ

    Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.
    Dante gibi ortasındayız ömrün.
    Delikanlı çağımızdaki cevher,
    Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
    Gözünün yaşına bakmadan gider.

    Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
    Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
    Ya gözler altındaki mor halkalar?
    Neden böyle düşman görünürsünüz,
    Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?

    Zamanla nasıl değişiyor insan!
    Hangi resmime baksam ben değilim.
    Nerde o günler, o şevk, o heyecan?
    Bu güler yüzlü adam ben değilim;
    Yalandır kaygısız olduğum yalan.

    Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;
    Hatırası bile yabancı gelir.
    Hayata beraber başladığımız,
    Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
    Gittikçe artıyor yalnızlığımız.

    Gökyüzünün başka rengi de varmış!
    Geç farkettim taşın sert olduğunu.
    Su insanı boğar, ateş yakarmış!
    Her doğan günün bir dert olduğunu,
    Insan bu yaşa gelince anlarmış.

    Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
    Her yıl biraz daha benimsediğim.
    Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
    Nerden çıktı bu cenaze? ölen kim?
    Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar?

    Neylersin ölüm herkesin başında.
    Uyudun uyanamadın olacak.
    Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
    Bir namazlık saltanatın olacak,
    Taht misali o musalla taşında.

    Cahit Sıtkı Tarancı

    -----------------------------------------------------
    AGE THIRTY-FIVE

    The age is thirty-five! Half of the way!
    We're in the middle of life like a Dante.
    The fire we felt at the time of our youth,
    When complaining is no use any longer,
    Goes out without caring about tears.

    Did it snow on my temples or what's this?
    God, this wrinkled face belongs to me?
    Or those purple bulges beneath my eyes?
    Why did you become enemy to me,
    Oh the mirrors I knew as friends for years.

    How the man changes with time!
    The man at those pictures is not me.
    Oh those days, my desires, and excitement!
    This cheerful man is not me.
    That I lack of troubles is but a lie.

    My first love like only a dream,
    Is now strange even as a memory.
    Our ways separated, one by one;
    With the friends we began our lives,
    My loneliness gradually increases.

    There was also another colour of sky!
    I recognized a stone hard so late.
    Water would drown man, fire would burn!
    Everyday, rising, is a trouble,
    One understands when he comes to this age.

    Quince's yellow, pomegranate's red autumns!
    Which I accept a little further each year.
    Why are the birds still circling around at sky?
    Why is this funeral? Who died again?
    How many such gardens did I see topsy-turvy?

    What can you do, death comes to all us.
    You fall asleep; and you don't wake up.
    Who knows, where, how, at what age?
    You will have a single prayer long sovereignty,
    By the grave stone as if it was your throne.

    Cahit Sıtkı Tarancı

  4. #4
    BaL
    Administrator
    BaL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Kaldırımlar - Necip Fazıl Kısakürek

    Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında,
    Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
    Yolumun karanlığa karışan noktasında
    Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.

    Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık,
    Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
    Bu gece yarısında iki kişi uyanık:
    Biri benim, biri de uzayan kaldırımlar.

    İçimde damla damla bir korku birikiyor,
    Sanıyorum her sokak başını kesmiş devler.
    Simsiyah camlarını üzerime dikiyor
    Gözleri çıkarılmış bir ama gibi evler.

    Kaldırımlar, ıstırap çekenlerin annesi,
    Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
    Kaldırımlar, duyulur ses kesilince sesi,
    Kaldırımlar, içimde uzayan bir lisandır.

    Bana düşmez can vermek bir kucakta,
    Ben bu kaldırımların istediği çocuğum.
    Aman, sabah olmasın bu karanlık sokakta,
    Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum.

    Ben gideyim yol gitsin, ben gideyim yol gitsin,
    İki yanımdan aksın bir sel gibi fenerler.
    Tak... tak... ayak sesimi aç köpekler işitsin.
    Yolumun takı olsun zulmetten taş kemerler.

    Ne ışıkta gezeyim, ne göze görüneyim,
    Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları.
    Islak bir yorgan gibi iyice bürüneyim,
    Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.

    Uzanıverse gövdem taşlara boydan boya,
    Alsa bu soğuk taşlar alnımdaki ateşi.
    Dalıp sokaklar kadar esrarlı bir uykuya
    Ölse kaldırımların kara sevdalı eşi.

    --

    Sidewalks

    I'm in the street, in a street all lonely
    Walking, walking and never looking back
    At the point my path is mingled with the black
    I seem to see a phantom wait for me

    Ashen clouds overcast the darkling sky
    Lightening bolts seek the chimneys of homes
    In this midnight only two who sleepless roam
    I here am one and there the sidewalks lie

    Drop by drop a terror collects in me
    At the head of every street the demons wait
    The houses fix their gaze, dark black and great,
    On me, like blindmen with their eyes ripped free

    The sidewalks, mother to the suffering
    Sidewalks, the person who has lived in me
    Sidewalks, sound heard when all sounds cease to be
    Sidewalks, a language within me lingering

    I'll not give up life in a soft embrace
    I am the child nursed at this sidewalk's breast
    Please let no morning on this dark street rest
    On this dark street let me ever run my race

    Let me go on and the road, let us not stay
    Let the lamps flow past me like a flood
    Let hungry dogs hear the click-clack of my tread
    Let there be an arch, vaulted in gloom, on my way

    Let the daytimes be yours, give me darknesses
    Let me not walk in light nor to eyes appear
    As in a damp quilt let me wrap myself here
    Cover me, cover me in their cool darknesses

    If my body, -----length on these stones could lie
    If these cold stones would draw the fever from my brow
    Like these streets plunging into uncanny drowse
    If only the sidewalks' melancholy mate would die

    Necip Fazıl Kısakürek

  5. #5
    BaL
    Administrator
    BaL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    İstanbul’u Dinliyorum


    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
    Yavaş yavaş sallanıyor

    Uzaklarda, çok uzaklarda
    Sucuların hiç durmayan çıngırakları;
    İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı.
    İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı;
    Kuşlar geçiyor derken
    Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık;
    Ağlar çekiliyor dalyanlarda; Bir kadının suya değiyor ayakları;
    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Serin serin Kapalıçarşı,
    Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
    Güvercin dolu avlular,
    Çekiç sesleri geliyor doklardan
    Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı
    Başımda eski alemlerin sarhoşluğu,
    Loş kayıkhaneleriyle bir yalı
    Dinmiş lodosların uğultusu içinde.
    İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı.
    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Bir yosma geçiyor kaldırımdan.
    Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
    Bir şey düşüyor elinden yere;
    Bir gül olmalı.
    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Bir kuş çırpınıyor eteklerinde.
    Alnın sıcak mı, değil mi biliyorum;
    Dudakların ıslak mı değil mi, biliyorum;
    Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
    Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
    İstanbul’u dinliyorum.



    Orhan Veli KANIK


    ------------------------------------------
    I AM LISTENING TO ISTANBUL

    I am listening to Istanbul, intent, my eyes closed;
    At first there blows a gentle breeze
    And the leaves on the trees
    Softly flutter or sway;
    Out there, far away,
    The bells of water carriers incessantly ring;
    I am listening to Istanbul, intent, my eyes closed.

    I am listening to Istanbul, intent, my eyes closed;
    Then suddenly birds fly by,
    Flocks of birds, high up, in a hue and cry
    While nets are drawn in the fishing grounds
    And a woman's feet begin to dabble in the water.
    I am listening to Istanbul, intent, my eyes closed.

    I am listening to Istanbul, intent, my eyes closed.
    The Grand Bazaar is serene and cool,
    A hubbub at the hub of the market,
    Mosque yards are brimful of pigeons,
    At the docks while hammers bang and clang
    Spring winds bear the smell of sweat;
    I am listening to Istanbul, intent, my eyes closed.

    I am listening to Istanbul, intent, my eyes closed;
    Still giddy since bygone bacchanals,
    A seaside mansion with dingy boathouses is fast asleep,
    Amid the din and drone of southern winds, reposed,
    I am listening to Istanbul, intent, my eyes closed.

    I am listening to Istanbul, intent, my eyes closed.
    Now a dainty girl walks by on the sidewalk:
    Cusswords, tunes and songs, malapert remarks;
    Something falls on the ground out of her hand,
    It's a rose I guess.
    I am listening to Istanbul, intent, my eyes closed.

    I am listening to Istanbul, intent, my eyes closed;
    A bird flutters round your skirt;
    I know your brow is moist with sweat
    And your lips are wet.
    A silver moon rises beyond the pine trees:
    I can sense it all in your heart's throbbing.
    I am listening to Istanbul, intent, my eyes

  6. #6
    BaL
    Administrator
    BaL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Anlatamıyorum

    Ağlasam sesimi duyar mısınız,
    Mısralarımda;
    Dokunabilir misiniz,
    Gözyaşlarıma, ellerinizle?
    Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
    Kelimelerinse kifayetsiz olduðunu
    Bu derde düşmeden önce.
    Bir yer var, biliyorum;
    Her şeyi söylemek mümkün;

    Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
    Analatamıyorum...

    Orhan Veli Kanık

    ------------------------------------------

    I Can't Tell

    If I cry, can you hear my voice,
    In my lines;
    Can you touch,
    My tears, with your hands?
    I didn't know that songs were this beautiful,
    Whereas words were this insufficient
    Before I had this trouble.
    There is a place, I know;
    It is possible to say everything;

    I am pretty close, I can feel;
    I can't tell.

  7. #7
    BaL
    Administrator
    BaL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    YAŞAMAYA DAIR

    1

    Yasamak sakaya gelmez,
    büyük bir ciddiyetle yasayacaksin
    bir sincap gibi mesela,
    yani, yasamanin disinda ve ötesinde hiçbir sey beklemeden,
    yani bütün isin gücün yasamak olacak.

    Yasamayi ciddiye alacaksin,
    yani o derecede, öylesine ki,
    mesela, kollarin bagli arkadan, sirtin duvarda,
    yahut kocaman gözlüklerin,
    beyaz gömleginle bir laboratuvarda
    insanlar için ölebileceksin,
    hem de yüzünü bile görmedigin insanlar için,
    hem de hiç kimse seni buna zorlamamisken,
    hem de en güzel en gerçek seyin
    yasamak oldugunu bildigin halde.

    Yani, öylesine ciddiye alacaksin ki yasamayi,
    yetmisinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
    hem de öyle çocuklara falan kalir diye degil,
    ölmekten korktugun halde ölüme inanmadigin için,
    yasamak yani agir bastigindan.

    1947

    2

    Diyelim ki, agir ameliyatlik hastayiz,
    yani, beyaz masadan,
    bir daha kalkmamak ihtimali de var.
    Duymamak mümkün degilse de biraz erken gitmenin kederini
    biz yine de gülecegiz anlatilan Bektasi fikrasina,
    hava yagmurlu mu, diye bakacagiz pencereden,
    yahut da sabirsizlikla bekleyecegiz
    en son ajans haberlerini.

    Diyelim ki, dövüsülmeye deger bir seyler için,
    diyelim ki, cephedeyiz.
    Daha orda ilk hücumda, daha o gün
    yüzükoyun kapaklanip ölmek de mümkün.
    Tuhaf bir hinçla bilecegiz bunu,
    fakat yine de çildirasiya merak edecegiz
    belki yillarca sürecek olan savasin sonunu.

    Diyelim ki hapisteyiz,
    yasimiz da elliye yakin,
    daha da on sekiz sene olsun açilmasina demir kapinin.
    Yine de disariyla birlikte yasayacagiz,
    insanlari, hayvanlari, kavgasi ve rüzgariyla
    yani, duvarin ardindaki disariyla.

    Yani, nasil ve nerede olursak olalim
    hiç ölünmeyecekmis gibi yasanacak...

    1948

    3

    Bu dünya soguyacak,
    yildizlarin arasinda bir yildiz,
    hem de en ufaciklarindan,
    mavi kadifede bir yaldiz zerresi yani,
    yani bu koskocaman dünyamiz.

    Bu dünya soguyacak günün birinde,
    hatta bir buz yigini
    yahut ölü bir bulut gibi de degil,
    bos bir ceviz gibi yuvarlanacak
    zifiri karanlikta uçsuz bucaksiz.

    Simdiden çekilecek acisi bunun,
    duyulacak mahzunlugu simdiden.
    Böylesine sevilecek bu dünya
    "Yasadim" diyebilmen için...

    Nazim Hikmet
    Subat 1948

  8. #8
    BaL
    Administrator
    BaL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    ABOUT LIVING

    I

    Living is no laughing matter:
    you must live with great seriousness
    like a squirrel, for example-
    I mean without looking for something beyond and above living,
    I mean living must be your whole occupation.
    Living is no laughing matter:
    you must take it seriously,
    so much so and to such a degree
    that, for example, your hands tied behind your back,
    your back to the wall,
    or else in a laboratory
    in your white coat and safety glasses,
    you can die for people-
    even for people whose faces you've never seen,
    even though you know living
    is the most real, the most beautiful thing.
    I mean, you must take living so seriously
    that even at seventy, for example, you'll plant olive trees-
    and not for your children, either,
    but because although you fear death you don't believe it,
    because living, I mean, weighs heavier.


    II




    Let's say you're seriously ill, need surgery -
    which is to say we might not get
    from the white table.
    Even though it's impossible not to feel sad
    about going a little too soon,
    we'll still laugh at the jokes being told,
    we'll look out the window to see it's raining,
    or still wait anxiously
    for the latest newscast ...
    Let's say we're at the front-
    for something worth fighting for, say.
    There, in the first offensive, on that very day,
    we might fall on our face, dead.
    We'll know this with a curious anger,
    but we'll still worry ourselves to death
    about the outcome of the war, which could last years.
    Let's say we're in prison
    and close to fifty,
    and we have eighteen more years, say,
    before the iron doors will open.
    We'll still live with the outside,
    with its people and animals, struggle and wind-
    I mean with the outside beyond the walls.
    I mean, however and wherever we are,
    we must live as if we will never die.


    III

    This earth will grow cold,
    a star among stars
    and one of the smallest,
    a gilded mote on blue velvet-
    I mean this, our great earth.
    This earth will grow cold one day,
    not like a block of ice
    or a dead cloud even
    but like an empty walnut it will roll along
    in pitch-black space ...
    You must grieve for this right now
    -you have to feel this sorrow now-
    for the world must be loved this much
    if you're going to say ``I lived'' ...


    Nazim Hikmet
    February, 1948

  9. #9
    BaL
    Administrator
    BaL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    DAVET

    Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
    Akdenize bir kisrak basi gibi uzanan
    Bu memleket bizim!
    Bilekler kan içinde, disler kenetli
    ayaklar çiplak
    Ve ipek bir haliya benzeyen toprak
    Bu cehennem, bu cennet bizim!
    Kapansin el kapilari bir daha açilmasin
    Yok edin insanin insana kullugunu
    Bu davet bizim!
    Yasamak bir agaç gibi tek ve hür
    Ve bir orman gibi kardesçesine
    Bu hasret bizim!

    Nazim Hikmet

    -----------------------------------------------------------------

    PLEA

    This country shaped like the head of a mare
    Coming ---- gallop from far off Asia
    To stretch into the Mediterranean
    THIS COUNTRY IS OURS.

    Bloody wrists, clenched teeth
    bare feet,
    Land like a precious silk carpet
    THIS HELL, THIS PARADISE IS OURS.

    Let the doors be shut that belong to others
    Let them never open again
    Do away with the enslaving of man by man
    THIS PLEA IS OURS.

    To live! Like a tree alone and free
    Like a forest in brotherhood
    THIS YEARNING IS OURS.

    Nazim Hikmet
    (1902-1963)

  10. #10
    BaL
    Administrator
    BaL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Galata Köprüsü


    Dikilir köprü üzerine,
    ---ifle seyrederim hepinizi.
    Kiminiz kürek çeker, suya suya ;
    Kiminiz midye çıkarır dubalardan;
    Kiminiz dümen tutar mavnalarda;
    Kiminiz cimacıdır halat basında;
    Kiminiz kustur, uçar, şairane;
    Kiminiz balıktır, pırıl pırıl;
    Kiminiz vapur, kiminiz şamandıra;
    Kiminiz bulut, havalarda;
    Kiminiz çatanadır, kırdığı gibi bacayı,
    Şıp diye geçer Köprünün altından;
    Kiminiz düdüktür, öter;
    Kiminiz dumandır, tüter;
    Ama hepiniz, hepiniz...
    Hepiniz geçim derdinde.
    Bir ben miyim ---if ehli içinizde?
    Bakmayın, gün olur, ben de
    Bir şiir söylerim belki sizlere dair;
    Elime üç beş kuruş geçer;
    Karnim doyar benim de.


    Orhan Veli Kanık



    THE GALATA BRIDGE



    Hanging around on the Bridge,

    Glee----y I watch all of you...

    Out there, some of you row backward

    Or pick mussels off the buoys;

    Some clutch the rudders of barges

    Or catch the ropes on the dock,

    And the birds in flight, like poems,

    And the glittering fish;

    Then the ferryboats and floats,

    Clouds drifting in the air,

    Tugboats with funnels lowered

    Glide quickly under the Bridge;

    Over there, the whistles blow,

    I watch the smoke curl up and go.

    But all of you, all of you...

    Struggle to make ends meet.

    Am I the only one who has fun?

    Never mind, maybe some day

    I'll write a poem about all of you,

    Make a couple of bucks

    And get something to eat.

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 22
    Bölüm Listesi: 01-30-2009, 06:46 AM
  2. İngilizce Şiirler - Türkçe Tercümeleriyle Birlikte
    By RebelliouS in forum Yabancı Dil Sözlük
    Cevaplar: 0
    Bölüm Listesi: 08-13-2007, 11:12 PM
  3. Cevaplar: 0
    Bölüm Listesi: 11-22-2006, 08:13 PM

Beğenilen Sayfayı İşaretleyin

Beğenilen Sayfayı İşaretleyin

Yetkileriniz

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • Eklenti Ekleyemezsiniz
  • You may not edit your posts
  •  
[Gizlilik Politikası]-[UslanmaM Kuralları]-[UslanmaM İletişim/Contact]