Sayfa 4 Toplam 10 Sayfadan BirinciBirinci ... 23456 ... SonuncuSonuncu
31 den 40´e kadar. Toplam 98 Sayfa bulundu

Konu: ingilizce hikayeler...hemde türkçe çevirisiyle birlikte

  1. #31
    Emektar Üye
    EXiR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    KIRMIZI BALONLAR
    Elmer Davis



    Lundy, kendi kendine, gücünün üstünde zorlandığını düşünüyordu. Aslında, daha önce eline böyle bir fırsat geçmediği için, gerçek anlamda hiç bu kadar çalışmamıştı. Kalan son çekinden bir kupon kesmek için, yeni taşındığı fakir ve döküntü bir muhitte bulunan banka şubesine gitti. Kalan bu son çekten önce sahip olduğu bütün gayri menkulünü ve parasını, bu işi bırakıp Florida’da yaşamak maksadıyla, daha çok kazanmak için yatırdığı borsada kaybetmişti.
    Şahsi güvenlik kasasını alarak, insanların kasalarını rahatça açabilmeleri, kupon kesebilmeleri, para ve değerli eşya koyabilmeleri veya alabilmeleri ve bu işi yaparken yalnız kalabilmelerini sağlayan kabinlerden birine girdi. Kabinden, az önce bir çok mücevheri olan şişmanca bir kadın, içeride yırtık kağıt parçaları bırakarak çıkmıştı.
    Durumdan oldukça rahatsız olan Lundy kabine girdi ve yırtık kağıt parçalarını kenara itti ve o sırada, şişman kadın tarafından düşürüldüğü açıkça belli olan parayla dolu zarfı gördü. Son zamanlarda, şehirde bir bankanın batması çok korkutmuştu. Şişman kadın da, bu korkudan dolayı, banka hesabını nakide çevirip, şahsi güvenlik kasasına saklama eğiliminde olan birine benziyordu. Lundy, bayanı geri çağırmak için kapıyı yarı araladı ve onu bankadan çıkarken gördü. Süratle kabinin kapısını kapattı ve Parayı saydı. Neredeyse otuz bin dolar vardı. Bu para, bir insanın kalan bütün hayatını Florida’da geçirmesine yetecek bir miktardı.
    Zarfı çaktırmadan ceketinin iç cebine koydu.
    Bankadan çıktı ve caddenin karşısında yüksek demir çitlerle çevrili küçük parka gitti. Park, Lundy’nin bildiği kadarıyla özel bir parktı ve daha önce bu arazide yaşamış eski ailelerin mülküydü. Geceleri kapıları kilitlenirdi ve bir bekçi onu korurdu. Gündüzleri herkese açıktı. Kış rüzgarında titreyerek bir banka


    oturdu ama cebindeki zarf ona, sıcacık bir parça maden gibi geliyordu.
    Yürürken, ne kadar aptalca davrandığını düşündü. Zarfı aldığı zaman, kadın tekrar kupon kesmek için bankaya gelinceye kadar, yani hemen hemen bir ay boyunca paranın kaybolduğunun farkına varılamayacağını düşünmüştü. Ama kadın bütün parasını kasasında saklıyorsa, yarın, hatta bugün öğleden sonra bankaya gelip, paranın kaybolduğunu farkedebilirdi. Banka görevlileri de Lundy’nin kasası ile birlikte, şişman kadından sonra, onun çıktığı kabine girdiğini hatırlayabilirlerdi. Eğer hemen işini bırakıp Florida’ya giderse hata ederdi. Ama bu akşam veya yarın sorgulanabilir ve evi aranabilirdi. Parayı nereye saklayabilirdi?
    Boğazının kuruduğunu hissetti ve parkın ortasında gördüğü çeşmeye doğru ilerlemeye başladı. Ne yapacağına karar veremez bir halde, çeşmeye ve onun uzun taban taşına bakıyordu. Birden gözleri kısıldı. Tabandaki taşın bir tarafında, bir elin rahatlıkla girebileceği genişlikte ve yeterince derin bir yarık olduğunu farketti. Yarığın içi karanlıktı ve hiç kimsenin aklına burada bir şey aramak gelmezdi ve hiç kimse burada bir şey olduğunu göremezdi. Buraya herhangi bir şey saklasanız, daha sonra istediğiniz zaman gelip alabilirdiniz.
    Lundy, çeşmenin hemen önüne diz çöktü. Oradan geçip, onu gören birisi, sadece çökmüş ve ayakkabılarını bağlayan, düğmeleri iliklenmemiş bir parka giyen bir adam görecekti. Gittiğinde zarf cebinde bir sıcak aaaal gibi değildi. Yavaşça para dolu zarfı cebinden çıkarıp, çeşmenin altında bulduğu boşluğa sakladı.
    O gece, Polis merkezinden iki dedektif, Lundy’yi görmeye ve sorgulamaya geldi. Lundy onları güler yüzle karşıladı.
    “Evet, evet” dedi. “Benden önce kabinde şişman bir bayan vardı. Kabinden, yırtık kağıt parçaları bırakarak çıktı. Ben de o kağıt parçalarını çöp sepetine attım. Çöp sepetine bakın. Muhtemelen, parayı orada bulursunuz.



    Hayır; eğer sizi rahatlatacaksa evin her yerini arayabilirsiniz..”
    Sonra, sanki biraz fazla abarttığını düşündü. Dedektifler inanmış şekilde evden ayrıldılar ama Lundy, hala kendisini güvende hissetmiyordu. Parayı, bir süre sakladığı yerde bırakması iyi olurdu. Nasıl olsa, parayı onun sakladığı yerde kimse bulamazdı. Gece, parayı bıraktığı yerden alma şansı yoktu. Çünkü, park kilitliydi ve bir de güvenlik görevlisi vardı. Bir gün gündüz vakti, etrafta kimsecikler yokken, çeşmenin öününde ayakkabısını bağlıyormuş gibi eğilecek ve…
    Ertesi sabah parka girdiğinde çeşmenin üzerinde kırmızı bir bulut gördü. Kırmızı bir tehlike uyarısı… Lundy, önce çok sinirlendi. Ancak, bu kırmızılığın sebebinin yaşlı bir adamın elindeki bir grup balon olduğunu gördü. Lundy, o çevrede geçirdiği üç hafta boyunca bu parkta hiç kimsenin balon sattığını görmemişti. Bu parkta balon satmak o kadar karlı bir iş olamazdı ve yaşlı adam nasıl olsa yakında giderdi. Akşam üstü tekrar parka geldiğinde, yaşlı adamın hala çeşmenin dibinde olduğunu gördü.
    Lundy, adama bakarak yanından geçti. Oldukça yaşlı birisiydi ama kuvvetli görünüyordu. Yaşlı bir balon satıcısı kılığında genç bir adam olabilirdi. Lundy’yi takip etmek için görevlendirilmiş bir dedektif olabilirdi. Lundy eve döndüğünde titriyordu. Kimse parayı koyarken onu görmüş olamazdı. Ancak para kazara da olsa bulunmuş olabilirdi. Polis de, hırsızın parayı koyduğu yerden almak için tekrar geleceğini düşünerek, birisini gözetlemesi için bırakmış olabilirdi. Peki, onu tuzağa düşürmek için parayı yerinde bırakmış olabilirler miydi?
    Ertesi sabah balon satıcısı hala oradaydı. Lundy bankaya giderek kendisini riske atacak bir soru sordu. Banka müdürünün, soruya cevabı olumsuzdu. Para bulunamamıştı ama bulacaklarını umuyordu. Lundy, banka müdürünün kendisinden şüphelendiğini hissetti.
    Lundy, o akşam geçerken, balon satıcısı ile konuştu:


    “Geç saatlere kadar çalışıyorsunuz, işler iyi olsa gerek” dedi.
    “Hayır, çok iyi değil ama her gece kapılar kapanıncaya ve bekçi gelinceye kadar buralarda duruyorum” diye karşılık verdi balon satıcısı.
    Çeşmenin, hiç kimse tarafından görülmediği, bir an bile yoktu. Her an balon satıcısı tarafından görülüyordu. O gece Lundy’nin uyuyamadığı ilk geceydi. Ertesi sabah kırmızı bulut hala orada, hazinesinin başında duruyordu.
    Aslında, eğer işler kötüyse, balon satıcısı yakında buradan ayrılıp, başka bir yere gitmek zorunda kalacaktı. Lundy, günlerce bekledi ve her gün kırmızı tehlike işaretini orada gördü. Bu duruma dayanamadı. Daha önce bu civarda hiç görmediği bir balon satıcısının, sürekli burada beklediğine göre, gerçek bir balon satıcısı olamazdı. Eğer polis, parayı orada bırakmışsa hala bir şansı vardı. Üniformalı polisler buraya pek gelmezlerdi. Etrafta hiç kimse yokken, balon satıcısına saldırıp onu yere yıkar, parayı alır ve birileri gelmeden kaçabilirdi.
    Lundy, uygun fırsatı kolladı. Yaşlı adamı tek kaldığı bir anda, balon alıyormuş gibi yaparak ona doğru yürüdü. Adamın doğruca çenesine, sert bir yumruk attı. Yaşlı adam yere düştü ve sersemledi. Lundy, hemen diz üstü çökerek çeşmenin tabanındaki yarığa doğru elini uzattı.
    Bu arada, yere düşen yaşlı adamın elinden kurtulan balonlar gökyüzüne doğru yükseldi. Parktaki ve caddedeki insanlar tarafından rahatlıkla görülebilecek bir düzine tehlike işareti Lundy için büyük tehlike oluşturacaktı. Lundy, parayı cebine koyup ayağa kalkarken dönüp bir polis ile göz göze geldi. Sakin yürümeye çalışırken karşısına başka bir polis çıktı.
    “Bak hele!” diye bağırdı polis. “Yaşlı Joe’nun nesi var?”
    “Bilmiyorum, ben bir şey yapmadım” dedi Lundy. Fakat yaşlı balon satıcısı kendine gelmiş ve olup biteni anlatmaya başlamıştı bile. Polis, sertçe Lundy’ye doğru dönerek, kızgın bir tavırla sordu:

    “Hastaneden daha yeni çıkmış bir yaşlı bir adama ne diye vuruyorsun?”
    Lundy şaşırdı: “Hastaneden yeni çıkmış mı?” diye sordu
    “Elbette. Joe bir aydır hastaydı. Bir ay boyunca mekanı olan bu çeşmenin yanının boş olduğunu farketmedin mi? Yirmi yıldır ilk defa yerinden ayrılmıştı…”
    “Hey sen! Elini hemen cebinden çıkar! Silah değil, değil mi? Sadece kağıt mı cabindeki? Neyse benimle merkeze kadar gelip onları komsere bir göster bakalım.”



    İNGİLİZCESİ


    RED BALLOONS
    Elmer Davis

    Lundy told himself afterward that he had been tempted beyond his strength. In fact, he had never been really tempted before, for he had never had such an opportunity. He had gone to the bank – the branch bank in the poor, rundown neighborhood to which he had recently moved – to cut a coupon from his last bond; all the rest of his bonds and his money he had lost in his crazy attempt to make on stock market so that he could give up his job and live in Florida. He took his safe deposit-box to one of the booths where people shut themselves in while they open their safe-deposit boxes in order to cut coupons or to put in or remove valuables. The booth had just been vacated by a fat woman wearing many jewels who had left it covered with torn papers.
    A little annoyed, Lundy brushed away the torn papers – and came upon an envelope filled with money which the fat woman had obviously overlooked. A bank failure in the town had recently frightened many people; the fat woman looked like the sort of person who would turn her bank balance into cash and lock it up in her safe-deposit box. Lundy half opened the door to call her back and saw her walking out of the bank. Quickly he shut the door, counted the money. Nearly thirty thousand dollars; enough to keep a man comfortably live in some little Florida town for the rest of his life.
    Quickly, Lundy slipped the envelope into his inside pocket.
    Then he left the bank, crossing the street into a little park with a high iron fence around it. It was, he knew, a private park, the possession of the old families that had once lived on the square; at night its gates were locked, a watchman guarded it. But by day it was open to all. He sat down on a bench, trembling


    in the winter wind; the envelope in his pocket felt like a piece of hot aaaal.
    What a fool he had been! He had thought when he took it that it wouldn’t be missed for a month – not until the woman came again to cut coupons. But if she kept all her money in her safe-deposit box she might come back and find it missing tomorrow – this afternoon. The bank employees would remember Lundy – he had recently rented his safe-deposit box; they might remember that he had followed her into the booth. If he gave up his job now and left for Florida, that would be a confession. But tonight, tomorrow, he might be questioned, his rooms examined. Where could he hide the money?
    His throat was dry; he got up, walked to the center of the park, where he had seen a drinking fountain. Unable to decide what to do, he stared at the drinking fountain, at its tall concrete base. Then his eyes narrowed; the base was broken on one side – a hole big enough to put your hand through. Inside, there was a dark space where no one would think of looking for anything; where a man who had hidden something could come back and get it almost anytime.
    Beside the drinking fountain, Lundy kneeled down; anyone who had passed would have seen only a man with an unbuttoned overcoat hanging loose about him, kneeling down, tying his shoe. But when he went on, the envelope of money no longer lay like a piece of hot aaaal in his pocket. He had hidden it in the hole at the base of the drinking fountain.
    That evening two detectives from police headquarters came to see him, to question him very politely and he met them smiling.
    “Yes, yes,” he said. “There was a fat woman in the booth just before me; she left it covered with torn pieces of paper and I brushed them aside into the wastepaper basket. Find out where the wastepaper basket went, and you’ll probably find the money.


    No, I’ve no objection at all if you want to look around here just to satisfy yourselves.
    Afterward he wondered whether he had not overdone it. They went away apparently convinced, but he couldn’t feel safe. He had better live the money where it was, for a while. There wasn’t a chance in a million that anyone would look into the broken drinking fountain. There was no hope of his recovering the money at night: the park gate was locked; the watchman was on duty. Someday, when no one was near, he would kneel down as if to tie his shoe –
    As he entered the park next morning, he saw something like a red cloud just above the drinking fountain. A red warning of danger. He became very nervous but then saw that it was only a group of toy balloons held by an old man. Lundy had never seen anyone selling balloons here in the three weeks in which he lived nearby; business couldn’t be good, the old man would soon live. But when Lundy came back at evening, he was still there in the same spot near the drinking fountain.
    Lundy looked at him in passing; he was old but he looked strong. He might be a younger man in disguise – not a seller of balloons; he might be a detective placed there to watch him. Lundy went home trembling. No one could have seen him put the money away – but suppose that by some accident the money had been found. The police would know that the thief must come back for it; thus they had left a man on guard. But had they left the money there in order to trap him?
    The next morning the balloon-seller was still there. That day Lundy went to the bank and risked a question. No, said the manager of the bank, they hadn’t found the money, but they expected to find it. It seemed to Lundy that the manager looked at him in a rather suspicious manner.
    That evening he spoke, in passing, to the balloon-seller.


    “You work late, eh? Business must be good.”
    “Not so good. But I stay around until they lock the gates each night and the watchman arrives to guard the place.”
    There was not a moment when the fountain was not being watched. That was the first night that Lundy couldn’t sleep. In the morning the red cloud was still there, hanging above his treasure.
    Well, if business was bad, the balloon-seller would soon leave and go somewhere else to sell his balloons. Lundy waited there more days, in which he saw, morning and evening, that red sign of danger. He couldn’t stand this much longer: a balloon-seller, staying in a place where Lundy had never seen before, couldn’t be a balloon-seller. But, there was one chance, if the police had left the money. Policeman in uniform seldom came here; Lundy could wait for his chance until there was no one around, attack the balloon-seller, knock him out, take the money, and escape before anyone came.
    And so he waited his chance, found the old man alone, walked up to him, pretended to by a balloon, then hit him, straight and hard on the jaw. Down went the old man – down and out; down went Lundy on his knees, his arm reaching into the hole at the base of the fountain.
    Up into the air went a dozen red balloons, release from the old man’s hand as he fell; a dozen sudden red danger signals which could be seen everywhere in the park and from the nearby streets as well. As Lundy rose, pushing the money into his pocket, he saw a policeman coming up; he turned only to face another, tried to walk away coolly –
    “Here!” said the policeman. “What’s the matter with old Joe?”
    “I don’t know. I’ve done nothing.” But the balloon man was talking now, explaining to the policeman what had happened. The policeman turned toward Lundy, severe.


    “What’s the idea of knocking down an old man that’s just out of the hospital?”
    “Just out of the hospital?” Lundy asked.
    “Sure. He’s been sick for a month. Haven’t you noticed that for the past month he hasn’t been here, at his regular place near the fountain? First time he’s been away for twenty years….
    Hey, you – take your hand out of that pocket! Oh, it isn’t a gun? Just papers? Well, come along with me and show them to the captain at police headquarters.”

  2. #32
    Emektar Üye
    EXiR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    On Basamak
    Robert Littell


    Temiz bir kazak giydim.Hubbel’in bahçesini ve köpeklerini bağladıkları kaya üzerine çakılı halkayı görebildiğim ikinci kattaki odamdaydım.Köpek orada değildi.Çıkardığım kazağın iç tarafında iki çeşit çamaşırhane etiketi vardı,bir tanesi şimdiki diğeri ise daha önce gömleklerimi götürdüğüm çamaşırhanenindi. Sonra ellerimi yıkadım.
    Sabun eridi gitti ve neredeyse hiç kalmadı. Salata gibi kokan bir sabundu.Suyu kapattım fakat su hala musluktan damlıyordu.Ellerimi kuruladım.Havluyu çubuğun sol ucuna astım .Çubuğun sağ uç tarafı Mae içindi.Çubuk camdandı,zamanla gevşedi ve düşerek kırıldı.Musluktan damlayan suyun sesini duymamak için banyo kapısını kapattım.
    Tekrar Mae ve bana ait olan odaya girdim . Gün içinde yatağının üzerinde büyük gözlü Fransız yapımı oyuncak bir bebek bulundururdu. Yatağın arka tarafında duvara vurduğu yerde iz oluşmuştu. Yataktan çıktım ve ize baktım. Siyah ve 1 yard uzunluğundaydı. Oyuncak düştü. Onu tekrar yatağın üzerine geri koydum. Odadan çıkarken oyuncak bana bakamıyordu. Sonra dışarı çıktım.
    Koridordaydım,gözlerimi kapadım. Koridorda ne çeşit bir duvar kağıdı olduğunu bilmiyordum. Yeşil olabileceğini düşündüm, fakat gözlerimi tekrar açtığımda yeşilden çok maviydi;kadınlı,sepetli,lambalı. Kapı civarında kağıt kesilmişti ;yerden tavana kadar sekiz tane lamba vardı, sadece lamba kalmıştı kadın ve sepet yoktu. Parmak uçlarımda yükseldiğimde tavana dokunabiliyordum.
    Odamızın bitişiğinde kullanmadığımız ekstra bir oda vardı. O odaya girdim. Aynanın arkası soyulmuştu ve iki pencerede kapalıydı.

    Camın üzerinde büyük bir böcek vardı. Pencereyi açtım,böceği defettim, uçtu gitti. Pencerenin çerçevesinde uzun bir çivi vardı. Ayakkabımı çıkardım , topuğu ile çiviyi çaktım; tekrar giydim. Odayı bütün yönlerden yürüyerek duvardan duvara ölçtüm. 10 x 14 ‘tü. Masadan başlayıp kapıdan geçerek salona girdim. Masanın bir tarafında üç çekmecesi vardı. En alttaki çekmeceden bir zarf aldım, içine biraz para koydum,üzerine “Mae için” yazdım ve masanın üzerine bıraktım. Salondaki perdeler kırmızıydı. Güneşin vurduğu perdelerde kırmızı olmayan, pembe olan bir kısım vardı. Masanın üzerinde Movieland adında bir dergi vardı. Dergiyi okumaya başladın fakat okumadım. Şöminenin üzerine çıktım ve odanın geri kalanına oradan baktım. Masayı, halıyı ve tama olarak biri birine bakan iki koltuğu gördüm. Bir tanesinin üzerine oturdum; bir bacağı diğerlerinden kısaydı. Kalktım ve mutfağa gittim.
    Mea yı bezelyeleri soyarken gördüm. Baş parmağıyla bezelyeleri kabuklarından çıkmaya zorluyordu ve bezelyeler kasenin içine düşüyordu. Zeminde üç bezelye tanesi vardı. Onları topladım ve cebime koydum. Mutfağın tabanı mavi-beyaz renkli,2 inch lik kareli muşambayla döşenmişti. Mae taburenin üzerinde oturuyor ve önündeki gazeteyi okuyordu. İçeri girdiğimde bana dönmedi. “Geri döndüğünde biraz fırın cilası getir” dedi.
    “şimdi gidiyorum” dedim.
    Bahçedeki arka kapıdan çıktım. Orada kum ve oyuncaklarla oynayan çocuğumu gördüm. Kumu oyuncak kamyona koyuyor, kamyonu itiyor boşaltıyordu. Kum nemliydi, üzerinde çocuğun el izini görebiliyordum. sol elinin iziydi. “Hoşça kal evlat” dedim. O hiçbir şey demedi. Kum ve kamyonu ile çok meşguldü.

    Sonra garaja gittim ve kapı kilidini açtım.Arabanın ön camındaki örtüyü kaldırdım,cam sileceklerinin sildiği yerlerde yarım daireler oluşmuştu.Bir iki dakika orada kaldım ,kapıları kapattımevin yanından ön tarafa doğru yürüdüm ve saatime baktım. Saat ona yirmi vardı.
    Ahşap basamaklardan kaldırıma doğru yürüdüm ve bu basamakları saydım. On basamak saydım, son basamağı saydığımı düşündüm ama belki de saymadım.
    Sokaktan aşağı doğru yürüdüm ,geriye baktım ve evi gördüm, yarı açık gölge li bir pencere vardı.Geriye dönüp emin olmak için basamakları tekrar saymak istedim.Fakat gitmedim.Köşeye kadar yürüdüm ,otobüse bindim polis karakolunda indim ve yüzbaşı Ragers’ı buldum.Sam Matthews’ü öldüren adamı arayorsanız beni tutuklayabilirsiniz çünkü onu ben öldürdüm dedim.
    Yüzbaşı Ragers itirafımı yazmak isteyip istemediğimi sordu,yazabileceğimi söyledim fakat önce onlara Matthews’ü nasıl öldürdüğümü anlattım.Yazmak istediğim son şeyler evimde gördüklerim ve onları şimdi nasıl hatırladığımdı.Çünkü şimdi, bir daha asla göremeeceğim bütün o şeyleri her zaman hatırlayabilmek istiyorum.



    İNGİLİZCESİ


    Ten Steps
    Robert Littell

    I put on a clean collar. I was in our room on the second floor where I could see into the Hubbel’s yard , and the ring on the stone post where they tie up their dog. The dog wasn’t there. The collar which I took off had two kinds of laundry mark on the inside, one mark from the laundry where I used to take my shirts and a second mark from the present laundry. Then I washed my hands.
    The soap was worn down so that there was almost none left. It was as soap that smelled like salad. I turned off the water, but the water still went drip- drip from the faucet. I dried my hands. I hung the towel on the left end of the rod. The right end of the rod is for Mae. The rod is glass and some day it will come loose and fall down and break. I shut the bathroom door so that I would not hear the drip-drip of the water from the faucet.
    I went into the room again which is for Mae and mine. On her bed in the day time she keeps a French doll with big eyes. Where the back of the bed hits the wall there is a mark. I moved out the bed, and I saw the mark. It is black and a yard long. The doll fell of and I put it back on the bed so it could not look at me when I went out. Then I went out.
    I was is the hall , and I shut my eyes. I didn’t know what kind of wallpaper there was in the hall. I thought that it would be green, but when I opened my eyes again it was more blue than green, with a woman , with a basket, and a lamp. Around the door the wallpaper was cut off, and there was only the lamp; eight times from ceiling to the flour , no woman , and no basket but only the lamp. I could touch to the ceiling when I stood on my toes.
    Next to our room is the extra room, which we do not use. I went into that. The back of the mirror was peeling off , and both windows were closed.



    On the window there was a large fly, and I opened the window and drove him out and he flew away. And in the window frame there was a long nail ;and I took off my shoe and drove in the nail with the heel of my shoe. Then I put on my shoe again. I measured the room by walking across in each direction from one wall to other . It is ten by fourteen.
    I came into the parlor from the door across from the desk. The desk has three drawers down one side. I took out an envelope from the bottom drawer and put some money in it and wrote “ For Mae “ on it and put it on the top of the desk. The curtains in the parlor were red. Where the sun hits them there is a part that is not red , but pink. There was a magazine on the table called Movieland, and I started to read it, but I did not read it. I went over the fireplace and looked at the rest of the room from there , and I saw the table and the carpet and how two chairs were facing right towards each other. I sat down on one of them and one of it’s legs was shorter than the others, and I got up and went into the kitchen.
    In the kitchen I saw Mae shelling peas. She forces the peas out of the shell with her thump and they fell into the bowl. There were three peas on the floor and I picked them up and put them in my pocket. The kitchen floor was laid in linoleum with blue and white squares two inches squares. Mae was sitting on a stool, reading a paper placed in front of her. She did not turn around when I came in. She said, ‘’When you come back bring some stove polish with you.’’
    I said I was going now.
    I went out through the back door into the yard. There I saw my kid playing with some sand and toy truck, and then running the truck back and forth through sand. The sand was wet, and I could see the print of his hand on it. It was his left hand. I said,’ ’so long, son,‘’ to him, but he didn’t say anything. He was too busy with his truck and the sand.



    Then I went to the garage, and unlock the door. I ran a cloth over the windshield of the car, and it was scratched in a half circle where the windshield wiper wipes it. And I stood there a couple minutes, and then I closed the doors and walked alongside of the house to the frond and looked at my watch. It was twenty minutes to ten.
    Then I walked down the wooden steps to the sidewalk, and I counted the steps. I counted ten steps, I thought I counted the last step, but perhaps I didn’t . I walked down the street, and I looked back, and saw the house , and there was one window with a shade halfway down, and I wanted to go back and count the steps again to make sure, but I didn’t. I walked down to the corner and took the bus and got off at the police station and found Captain Rogers and told him that if they were looking for the man who killed Sam Mathews they should arrest me because I had done it.
    Captain Rogers asked me if I want to write out a confession and I said that I would, but before I tell them how I killed Mathews I want to write down the last things which I saw in my house and how I remember them, because now I will want always to be able to remember about all those things that I won’t ever see again.

  3. #33
    Yeni Üye

    Standart

    coook tesekkür ettim yardımcı oldugunuz icin sag olun

  4. #34
    Yeni Üye

    Standart

    ben bu kaynağı nasıl indireceğimi bilmiyorum acil lazım

  5. #35
    Yeni Üye

    Standart

    bu kaynağı indirmemde yardımcı olur musunuz?

  6. #36
    Yeni Üye

    Standart

    harbi bende giremedimmmm hee baktım baktım bulamadım bnmde ödewim warr

  7. #37
    Yeni Üye

    Standart

    açılmıoo

  8. #38
    Yeni Üye

    Standart

    Teşekkürler.çok Yardimci Oldunuz

  9. #39
    Yeni Üye

    Standart

    tskr ederim

  10. #40
    Yeni Üye

    Standart

    Benim Bir çeviri Yapmam Gerekiyorda Lütfen Yardim Edermisiniz

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 23
    Bölüm Listesi: 08-03-2011, 04:09 PM
  2. Comfortably Numb - Pink Floyd (Türkçe Cevirisiyle)
    By ABYSS in forum Yabancı Şarkı Sözleri
    Cevaplar: 0
    Bölüm Listesi: 11-27-2006, 01:58 AM
  3. The One I Love - Rasmus (Türkçe Çevirisiyle)
    By ABYSS in forum Yabancı Şarkı Sözleri
    Cevaplar: 0
    Bölüm Listesi: 11-27-2006, 01:58 AM
  4. Bittersweet - Apocalyptica (Türkçe Çevirisiyle)
    By ABYSS in forum Yabancı Şarkı Sözleri
    Cevaplar: 0
    Bölüm Listesi: 11-27-2006, 01:57 AM
  5. -Anathema Hepsi Türkçe Çevirisiyle-
    By ABYSS in forum Yabancı Şarkı Sözleri
    Cevaplar: 9
    Bölüm Listesi: 11-27-2006, 01:56 AM

Beğenilen Sayfayı İşaretleyin

Beğenilen Sayfayı İşaretleyin

Yetkileriniz

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • Eklenti Ekleyemezsiniz
  • You may not edit your posts
  •  
[Gizlilik Politikası]-[UslanmaM Kuralları]-[UslanmaM İletişim/Contact]