Sayfa 1 Toplam 3 Sayfadan 123 SonuncuSonuncu
1 den 10´e kadar. Toplam 22 Sayfa bulundu

Konu: Demokrasi Nedir/Demokrasi Çeşitleri/ Demokrasinin Tanımı.

  1. #1
    DeMoN
    Guest

    Standart Demokrasi Nedir/Demokrasi Çeşitleri/ Demokrasinin Tanımı.



    DEMOKRASİ



    Demokrasi, sözcük anlamı halk yönetimi olan bir siyasal bilim terimidir. Aslı eski Yunanca’daki demokratia sözcüğüdür. Eski Yunanca’da demos halk, kratos yönetim anlamına gelirdi. Atina’nın doğrudan demokrasisinde, halk bir meydana toplanır ve önemli konulardaki kararlarını yöneticilere bildirirlerdi. Yalnız burada hemen hatırlanması gereken nokta, eski Yunan’da yalnız vatandaşların demokratik hak ve özgürlüklerden yararlandıkları, kölelerin ise hiçbir hakları bulunmadığı idi.


    Demokrasi, daha sonra, yönetilenlerin yönetime katılması için temsilcilerinin seçildiği rejimlerin adı oldu. Aslında, tüm siyasal ve toplumsal sistemler gibi, teknolojik değişme ve gelişmeler sonucu ortaya çıktı. Tek bir mutlak hükümdarın bulunduğu rejimlere genellikle "polis devleti" denirdi. Bu devlette, hükümdar tek başına, tanrının temsilcisi olarak, gelenekler üzerinde hüküm sürerdi; genellikle destekçileri din adamları ve toprak sahipleri idi.

    Doğu’da teknolojik değişme ve gelişme yavaş olduğu için, Batı Avrupa’daki değişme ve gelişmeler sonunda, toplumda din adamları ve toprak sahiplerinin yanında tüccar, esnaf ve en önemlisi sanayiciler ortaya çıktılar ve yönetimde söz sahibi olmak istediler. Tarımdan sanayiye, kırsal üretimden kentsel üretime geçiş sonunda, hükümdarın yanında artık halk ya da yeni gelişen tüccar, esnaf, sanayici yer almak istedi.

    Böylece hukuk devleti kavramı ve meşrutiyet yönetimleri doğdu. Artık hükümdarın yanında halktan seçilmiş meclisler de yer alıyor ve hükümdarın karşısında bu insanların yaşam hakkı, söz hürriyeti, mülkiyet hakkı, inanç hürriyeti gibi vazgeçilmez ve devredilmez hak ve hürriyetleri kabul ediliyordu. Bu gelişmenin en önemli göstergelerinden biri, bağımsız mahkemelerin bu hak ve hürriyetleri güvence altına almasıydı.

    Teknolojik değişme ve gelişme hızını sürdürünce, köylülerin, köylerde toprak sahibi olan ağaların ve din adamlarının yanında, yönetime ortak olmuş bulunan tüccar-esnaf-sanayici üçlüsüne ek olarak işçiler de sayıca arttılar ve yönetimde söz sahibi olmak istediler. Böylece hukuk devleti, sosyal refah devleti kavramına, meşrutiyet kavramı da demokrasi kavramına dönüştü.

    Demokrasi her ne kadar halkın halk tarafından yönetimi ya da çoğunluk yönetimi olarak adlandırılsa da, çağdaş değişme ve gelişmeler ona yeni anlamlar kazandırdı. İlk ortaya çıkan kavram, temsili demokrasi anlayışıdır. Bu anlayışa göre halk, doğrudan doğruya kendini yönetemeyeceği için, seçtiği temsilciler aracılığı ile yönetilir.

    İkinci olarak ortaya çıkan kavram, özgürlükçü demokrasi kavramıdır. Bu kavram, özellikle baskıların en korkuncu, çoğunluğun baskısıdır anlayışından kaynaklanır. Bir demokratik sistemin en önemli özelliğini başta azınlıkların, yani düşünceleri azınlıkta kalanların hakları olmak üzere, tüm insan haklarına dayalı olması gereğine dayalı bir yaklaşımı belirtir.

    Çağımızdaki tüm gelişme ve değişmelerden sonra, bugün demokrasi kavramı, düşünceleri azınlıkta kalanların da çoğunluğu kazanabilme hak ve olanağına sahip oldukları bir çoğunluk yönetimi özelliğine erişmiştir. Bir başka deyişle, demokrasinin temel koşulu, klasik insan hak ve özgürlükleri olduğu gibi, azınlıkta kalan düşünce sahiplerinin de kendi düşüncelerini, çoğunluğu kazanmak amacıyla savunabilmeleri ilkesine dayanır.








    Demokrasi Çeşitleri ...


    -Çoğulcu Demokrasi

    -Halk Demokrasisi

    -Klasik Demokrasi

    -Liberal Demokrasi

    -Parlamenter Demokrasi

    -Plüralist Demokrasi

    -Endüstriyel Demokrasi

    -Kalkınmacı Demokrasi

    -Koruyucu Demokrasi

    -Marksist Demokrasi

    -Plebisitçi Demokrasi

    -Sosyal Demokrasi

    -Yeni Demokrasiler

  2. #2
    DeMoN
    Guest

    Standart

    Çoğulcu Demokrasi


    Periyodik, eşit ve adil seçimlerde birden fazla siyasi partinin rekabet etmesine ve çoğunluğu sağlayan parti(lerin) geçici olarak anayasal demokrasinin sınırları çerçevesinde devleti yönetme hakkına sahip olmasına dayanan demokratik sistem.

    Biraz daha geniş anlamda, örgütlü grupların toplumsal talepleri dile getirme hakkı ve hükümetin bunlara cevap vermesini temin etme kapasitesi sayesinde işleyen demokrasi biçimi anlamında da kullanılmaktadır.

  3. #3
    DeMoN
    Guest

    Standart

    Halk Demokrasisi


    "Halk demokrasisi" kavramı, İkinci Dünya Savaşından sonra Sovyet modeli şeklinde yaygınlaşan Ortodoks komünist rejimlerden gelmektedir. Ancak burada kullanılan anlamıyla, genel olarak Marksist geleneğin ürettiği çeşitli demokrasi modellerini ifade etmektedir. Kendi içlerinde farklılaşmalarına rağmen bu modeller, liberal demokratik modellerle açık bir karşıtlık arzeder.

    Marksistler liberal veya parlamenter demokrasiyi, "burjuva" veya "kapitalist" demokrasi olarak görerek reddetme eğilimindedirler. Bununla beraber Marksistler, açık egaliteryen imaları dolayısıyla demokrasi kavramı veya ideali tarafından da cezbedilmişlerdir. Bu kavram özellikle, eşitliği sadece zahiren sağlayan "siyasi" demokrasinin aksine, zenginliğe ortaklaşa sahip olma (orijinal anlamıyla "sosyal demokrasi") yoluyla sosyal eşitlik hedefine ulaşmayı ifade etmektedir.

    Marx, kapitalizmin yıkılmasının gerçek demokrasinin yeşerebilmesini mümkün kılan bir tetikleme olabileceğine inanıyordu. Onun görüşüne göre, bütünüyle komünist bir toplum, ancak "proletaryanın devrimci diktatörlüğü"yle vasıflanabilecek bir geçici dönemden sonra gerçekleşebilirdi. Sonuçta "burjuva" demokrasisi sisteminin yerini, ondan çok farklı olan "proleter demokrasi" sistemi alacaktı.

    Marx her ne kadar bu geçici dönemde toplumun nasıl örgütleneceğini ayrıntılı olarak açıklamayı reddettiyse de, arzuladığı şeklin kabaca ne olduğunu, onun kısa süre yaşayan ve doğrudan demokrasiye yakın bir tecrübe olan 1871 Paris Komününe duyduğu hayranlıktan çıkarabiliriz. Marx, sınıf çelişkisinin sönmesi ve bütünüyle komünist bir toplumun hayata geçmesiyle, proleter devletin de "sönümleneceğini" öngörmüştür. Bu, yalnız hükümete, kanunlara ve hatta siyasete duyulan ihtiyacı sona erdirmiş olmayacak, aynı zamanda demokrasiyi de gereksiz hale getirebilecektir.

    Ancak yirminci yüzyılda komünist devletlerde geliştirilen bu demokrasi şekli, sahip olduğu anlamı Marx'tan ziyade V. I. Lenin'in fikirlerine borçludur. Her ne kadar Lenin'in 1917'deki sloganı "bütün iktidar Sovyetlere" (yani, işçilerin, askerlerin ve denizcilerin konseylerine) komün demokrasisi fikrini canlı tutmuşsa da, gerçekte iktidar Sovyet Rusya'da kısa sürede Bolşevik Parti'nin (daha sonraki ismiyle Komünist Parti'nin) eline geçmiştir. Lenin'in yaklaşımına göre bu parti, "işçi sınıfının öncüsü" olmaktan başka bir şey değildi.

    Marksizmle teçhiz edilmiş olan bu parti, proletaryanın gerçek çıkarlarını bilmeye ve böylece ona devrimci potansiyelini gerçekleştirmesi için rehberlik etmeye muktedir olduğunu iddia ediyordu. Bu teori, SSCB'de "Leninist demokrasi"nin köşe taşı oldu ve diğer tüm Ortodoks komünist rejimler tarafından Marksizm-Leninizm'in merkezi özelliklerinden biri olarak kabul edildi. Ancak bu modelin zayıflığı, Lenin'in Komünist Parti iktidarını (ve özellikle de onun liderlerini) denetleyecek, onu proleter sınıfa karşı duyarlı ve hesaba çekilebilir kılmayı sağlayacak herhangi bir mekanizma oluşturmakta başarısız olmasıydı. Yeniden Aristo'nun ifadeleriyle söylenecek olursa "Komünist Partiyi kim bekleyecekti?".

  4. #4
    DeMoN
    Guest

    Standart

    Klasik Demokrasi



    Klasik demokrasi modeli, Eski Yunan polisine veya şehir-devletine ve özellikle de Yunan şehir-devletlerinin en büyük ve en güçlü olanı Atina'daki yönetim sistemine dayanmaktadır. M. Ö. beşinci ve dördüncü yüzyıllarda Atina'da işleyen doğrudan demokrasi modeli, genellikle halkın yönetime katılmasının tek saf ve ideal sistemi olarak tasvir edilir.

    Bununla beraber, bu model her ne kadar Rousseau ve Marx gibi sonraki dönem düşünürleri üzerinde kayda değer bir etkide bulunmuşsa da, doğrudan yönetimin çok özel bir şekli olarak gelişen Atina demokrasisinin modern dünyada ancak çok sınırlı bir uygulanma imkanı mevcuttur. Atina demokrasisi kitle toplantısı yoluyla yönetim anlamına geliyordu. Belli başlı tüm kararlar, bütün vatandaşların üye olduğu Meclis veya Ecclesia tarafından alınıyordu.

    Bu meclis senede en azından 40 defa toplanıyordu. Tam zamanlı olarak çalışacak kamu görevlilerine ihtiyaç duyulduğunda, bütün vatandaşları temsil eden küçük bir örnek olmaları için bu görevliler kur'a usulüyle veya dönüşümlü olarak seçiliyorlardı ve mümkün olan en geniş katılımın sağlanabilmesi için görev dönemleri kısa tutuluyordu. Meclis'in yürütme veya idare komitesi olarak faaliyet gösteren ve 500 vatandaştan oluşan bir Konsey vardı ve 50 kişilik bir Komite de bu Konseye teklifler hazırlardı.

    Komite Başkanlığı görevi sadece bir günlüktü ve hiçbir Atinalı bu onura hayatında bir defadan fazla kavuşamıyordu. Bunun tek istisnası, çalışma ve tecrübeye duyulan ihtiyaçtan dolayı, diğer kamu görevlilerinden farklı olarak on generalin yeniden seçilmesinin mümkün olması durumuydu.

    Atina demokrasisini bu kadar dikkate değer kılan özelliği, onun vatandaşlarının siyasi aktivite düzeyleriydi. Vatandaşlar sadece Meclis'in düzenli olarak gerçekleştirilen oturumlarına katılmakla kalmıyorlar, geniş topluluklar halinde kamu görevlerinin ve karar verme sürecinin sorumluluklarını üstlenmeye hazır görünüyorlardı. Bu demokrasi şeklinin en etkili çağdaş eleştiricisi, filozof Eflatun'du.

    Eflatun, halk kitlelerinin kendi adlarına kendilerini dirayetli bir şekilde yönetmeleri için ne yeterli bilgiye ve ne de gerekli tecrübeye sahip oldukları fikrinden hareketle siyasi eşitlik fikrine saldırdı. Onun Devlet'inde geliştirdiği çözüm, yönetimin bir bilge krallar, yani Koruyucular sınıfının elinde olmasıydı ve onların yönetimi bir tür aydınlanmış diktatörlük anlamını taşıyacaktı.

    Bununla beraber Atina demokrasisinin en büyük eksikliği, onun ancak halk kitlelerini siyasi faaliyetten dışlayarak işleyebileceği gerçeğiydi. Katılım, 20 yaş üzeri Atina doğumlu erkek vatandaşlarla sınırlıydı. Köleler (ki nüfusun çoğunluğunu oluşturuyorlardı), kadınlar ve yabancıların herhangi bir siyasi hakları yoktu. Aslında Atinalı vatandaşların kendi hayatlarını siyasete böylesine fazla adayabilmeleri, tamamen köleleri sayesinde onların zahmetli işlerle uğraşmak zorunda kalmaktan kurtulmuş olmalarından ve kadınların özel alana hapsedilmesi sayesinde onların ev içi sorumluluklar da yüklenmemelerinden kaynaklanıyordu.

    Bu anlamda, Atina polis'i gerçekte demokratik idealin tam zıddı olarak da görülebilir. Bununla beraber, siyasi hayata doğrudan ve sürekli halk katılımına ilişkin klasik model, dünyanın çeşitli kısımlarında, özellikle New England'daki (ABD) kasaba toplantılarında ve küçük İsviçre kantonlarındaki müşterek meclislerde canlılığını korumuştur. Bu tür katılım biçimleri aynı zamanda, özellikle de anayasal konularda referandumların daha geniş bir şekilde kullanımı ve halk panelleri ile elektronik demokrasi gibi demokrasideki yeni tecrübeler için de bir temel oluşturmuştur.

  5. #5
    DeMoN
    Guest

    Standart

    Liberal Demokrasi



    Liberal demokrasi, halkın rızası idealiyle sınırlı yönetim ilkesini dengeleyen demokratik bir yönetim şekli. Onun "liberal" vasfı, vatandaşların özgürlüğünü güvence altına almaya ve onlara devlete karşı koruma sağlamaya göre düzenlenmiş, hükümet üzerinde dahili ve harici denetim ağlarında ifadesini bulur.

    Onun "demokratik" vasfı ise, genel oy hakkı ve siyasi eşitlik temelinde işleyen düzenli ve rekabetçi bir sisteme dayanmasından gelir. Her ne kadar bu kavram bir siyasi ilaaai tanımlamak için kullanılıyorsa da, "liberal demokrasi" aynı zamanda daha yaygın olarak, belirli bir rejim türünü tanımlamak için de kullanılmaktadır. Bu tür bir rejimin ayırıcı vasıfları şunlardır:

    1-) Resmi, genellikle de hukuki kurallara dayalı anayasal bir yönetim
    2-) Sivil özgürlüklerin ve bireysel hakların güvence altına alınması
    3-) Kurumsallaşmış bir iktidar dilimlenmesi ve bir kontrol ve denge sistemi
    4-) "Bir kişi bir oy, bir oy bir değer" ilkesine bağlı düzenli seçimler
    5-) Parti rekabeti ve siyasi çoğulculuk
    6-) Örgütlü grup ve çıkarların hükümetten bağımsız oluşu
    7-) Piyasa kurallarına göre örgütlenmiş bir özel-teşebbüs ekonomisi

  6. #6
    DeMoN
    Guest

    Standart

    Parlamenter Demokrasi



    Parlamenter demokrasi halk tarafından seçilmiş olan ve yönetenler ile yönetilenler arasında detaylı bir ilişki kuran müzakereci bir meclis aracılığıyla faaliyet gösteren demokratik yönetimin bir türüdür.

    Bu anlamda demokrasi, esas olarak, sorumlu ve temsili bir yönetim anlamına gelmektedir. Bu çerçevede parlamenter demokrasi, elit yönetimine karşı halk katılımını dengeler; hükümet halka karşı değil ama halkın seçtiği temsilcilere karşı doğrudan hesap verir bir konumdadır. Bu tür bir sistemin çekiciliği, temsilcilerin eğitimli olmaları ile müzakere ve tartışma fırsatı bulmaları sayesinde, vatandaşların çıkarlarını onlardan daha iyi tanımlayabileceklerine ilişkin varsayımdan kaynaklanmaktadır.

    J. S Mill ve Burke'ün dile getirdiği gibi klasik şekliyle parlamenter demokrasi, parlamenterlerin onları seçenler adına kendilerinin düşünüp karar vermesini gerektirir. Bununla beraber modern parti siyaseti, parlamenter demokrasi fikriyle vesayetçi demokrasiyi birleştirmiştir

  7. #7
    DeMoN
    Guest

    Standart

    Parlamenter Demokrasi



    Parlamenter demokrasi halk tarafından seçilmiş olan ve yönetenler ile yönetilenler arasında detaylı bir ilişki kuran müzakereci bir meclis aracılığıyla faaliyet gösteren demokratik yönetimin bir türüdür.

    Bu anlamda demokrasi, esas olarak, sorumlu ve temsili bir yönetim anlamına gelmektedir. Bu çerçevede parlamenter demokrasi, elit yönetimine karşı halk katılımını dengeler; hükümet halka karşı değil ama halkın seçtiği temsilcilere karşı doğrudan hesap verir bir konumdadır. Bu tür bir sistemin çekiciliği, temsilcilerin eğitimli olmaları ile müzakere ve tartışma fırsatı bulmaları sayesinde, vatandaşların çıkarlarını onlardan daha iyi tanımlayabileceklerine ilişkin varsayımdan kaynaklanmaktadır.

    J. S Mill ve Burke'ün dile getirdiği gibi klasik şekliyle parlamenter demokrasi, parlamenterlerin onları seçenler adına kendilerinin düşünüp karar vermesini gerektirir. Bununla beraber modern parti siyaseti, parlamenter demokrasi fikriyle vesayetçi demokrasiyi birleştirmiştir

  8. #8
    DeMoN
    Guest

    Standart

    Plüralist Demokrasi



    Plüralist demokrasi kavramı, çok sayıda parti arasındaki rekabetçi seçimlere dayanan demokratik sistemi anlatmak için, bazen liberal demokrasiyle birbirinin yerine kullanılır.

    Daha spesifik olarak, halkın taleplerini dile getiren örgütlü grup ve çıkarların, hükümetin sorumluluğunu sağlama kapasitesine dayanarak işleyen bir demokrasi şeklini ifade eder. Bu yönüyle parlamenter demokrasiye ve çoğunlukçuluğun tüm biçimlerine karşı bir alternatif olarak görülebilir. Sağlıklı bir plüralist demokrasinin şartları şunlardır:

    1-) Siyasi güç, birbiriyle rekabet halindeki gruplar arasında yaygın bir şekilde bölünmüştür ve özellikle elit gruplar mevcut değildir.

    2-) Üyelerine karşı hesaba çekilebilir liderleri olan grupların, yüksek derecede bir iç uyumu mevcuttur.

    3-) Gruplara bir dizi erişim noktası sunmak için yeterince parçalanmış [bir veya birçok gruba dayanmayan] nötr bir hükümet aygıtı vardır.

  9. #9
    DeMoN
    Guest

    Standart

    Endüstriyel Demokrasi



    Siyasal demokrasinin kurallarının ekonomik yaşama uygulanması ve sanayide yönetim gücünün paylaşılmasıdır.

    "Endüstriyel demokrasi" kavramı ilk defa, Fabian Derneği kurucuları arasında yer almış bulunan Sidney ve Beatrice Webb tarafından kullanılmıştır. Webb'lere göre, sanayileşmiş ileri toplumlarda sendikaların varolması demokrasi demektir. Sanayileşmiş toplumlarda işgücünün dörtte üçünü, hatta bazı ülkelerde daha da büyük bir oranını oluşturan ücretlilerin, örgütleri aracılığı ile sanayiin doğuşunda ve yönetiminde söz sahibi olmaya başlaması, makro düzeyde bir endüstriyel demokratikleşmedir.

    Başlangıçta endüstriyel demokrasinin gerçekleşmesi için toplu pazarlık mekanizmasının kurulması ve sendikaların taraf olarak pazarlıkta söz sahibi olması amaçlanmaktaydı. Ancak zamanla sendikalar toplu pazarlık hakkının endüstriyel demokrasinin gerçekleşmesi için yeterli olmadığını görmüşler ve sanayide yönetim gücünün paylaşılması amacına yönelmişlerdir.

    Demokrasiyle yönetilen bir devlet en yüksek ve ileri gelişmesine ulaştığında, işçi örgütlerinin istekleri yönetime katılma hakkının elde edilmesinde toplanmaktadır. Bu amacın gerçekleşmesi ise sanayide yönetim gücünün paylaşılması ile mümkündür.

    Endüstriyel demokrasi kavramını ortaya atanlar şu düşünceden hareket etmektedir: Siyasal demokrasinin uygulandığı bir düzende işçiler bütün vatandaşların, dolayısıyla diğer sınıfların sahip oldukları her türlü haklara sahiptirler. Örneğin oy haklarını kullanarak kendilerini parlamentoda temsil edecek kişileri seçmekte ve parlamento aracılığı ile toplumun siyasal yönetimine bütün vatandaşlar gibi katılmaktadırlar.

    Eğer çalıştıkları işletmelerde kendilerini doğrudan doğruya ilgilendiren kararların alınmasına katılmazlarsa, bu çelişkili bir durum yaratacaktır. Böyle bir çelişkiden kaçınmak ya da bu çelişkiyi gidermek için siyasal demokrasinin kurallarının ekonomik yaşama uygulanması gerekir. İşçiler oyları ile seçtikleri temsilcileri aracılığıyla toplumun siyasal yönetimine katıldıkları gibi, yine oyları ve temsilcileri aracı lığıyla işyeri düzeyinden başlayarak toplumun ekonomik yaşamındaki karar sürecine de katılabilmelidirler.

    Bu gerçekleştirilebilirse endüstriyel demokrasi tam anlamı ile uygulanmış olacaktır. Böylece üretimin gerçekleştirilmesinde en önemli rolü oynayan emek, en az sermaye kadar hak ve yetkiye sahip olacak ve yalnız başkaları tarafından alınan kararları uygulayan, kararların oluşmasında hiçbir rolü olmayan bir robot durumundan çıkacaktır. İşçiler de kendilerini temsil eden sendikaları aracılığıyla ekonomik yaşama yön verecek olan kararlara katılabileceklerdir. Böylece mülkiyet hakkından kaynaklanan yönetim hakkı emek ve sermaye arasında paylaşılmış olacak, emek sahipleri kendilerini daha özgür hissedecekler, ekonomik ve sosyal kesimlerde kişilik kazanacaklardır. Bunun sonucunda, -işletmeden başlayarak tüm ekonomi kişisel çıkarların egemenliğinden arınacak, -işyerinden başlayarak- toplumun tüm sınıfları arasında sağlanacak olan hak ve çıkar dengesi sosyal barışın sağlanmasına büyük ölçüde yardımcı olacaktır.

    Şu halde "endüstriyel demokrasi" kavramı bugünkü anlamıyla "yönetime katılma" kavramı ile özdeşleşmiş bulunmaktadır. Doğal olarak "yönetime katılma" genel bir kavramdır; bunun içinde işyeri, işletme, teşebbüs ve tüm ekonomi yer alır. Ayrıca hemen belirtmeliyiz ki yönetime katılma, içinde yaşanılan ekonomik sisteme uygun şekiller alabildiği gibi uygulamada her ülkenin ekonomik gelişmişlik düzeyine ve her ülkedeki yasal düzenlemelere göre ayrı bir görünüm kazanmaktadır

  10. #10
    DeMoN
    Guest

    Standart

    Kalkınmacı Demokrasi



    Erken dönem demokrasi teorisi bireysel haklar ve çıkarları koruma ihtiyacı üzerinde odaklanmışsa da, daha sonra alternatif bir ilgi alanına, bireyin ve topluluğun gelişimi konusuna odaklanmıştır. Bu durum, genel olarak kalkınmacı demokrasi sistemleri olarak ifade edilen pek çok yeni demokratik yönetim modellerini ortaya çıkarmıştır.

    Bu tür modellerden en yeni ve en radikal olanı Jean-Jacques Rousseau tarafından geliştirilmiştir. Rousseau'nun fikirleri, birçok bakımdan dönemin egemen liberal demokrasi kavrayışından bir ayrılışı ifade etmiş ve Marksist ve anarşist gelenekler üzerinde olduğu kadar, sonraki dönemlerde Yeni Sol üzerinde de etkide bulunmuştur. Rousseau'ya göre demokrasi nihai olarak, insanların onun aracılığıyla özgürlüğe veya "bir yasaya itaat eden, kendisine itaat etmiş olur" iradesinde somutlaşan anlamda özerkliğe ulaşabilmelerinin bir aracıdır.

    Diğer bir iradeyle, vatandaşlar ancak içinde yaşadıkları topluluğun hayatının şekillendirilmesi-ne doğrudan ve sürekli katılmaları halinde "özgür"dürler. Bu yaklaşım, alışılmış seçimli demokrasi anlayışının çok ötesine geçmekte ve doğrudan demokrasiye ilişkin daha radikal bir idealin desteklenmesini ifade etmektedir. Aslında Rousseau, İngiltere'de yapılan seçim uygulamasının şiddetli bir eleştiricisiydi ve Sosyal Sözleşme'sinde şöyle diyordu:

    İngiliz halkı kendisini hür zannediyor, oysa bu çok ciddi bir hata; onlar sadece parlamentonun üyelerini seçerken özgürdürler; onlar seçilir seçilmez, halk köleleştirilmiş demektir; ve bu da bu hiçbir şey demektir. İngiliz halkı sahip olduğu kısa bir özgürlük anını, onu kaybetmeyi hak edecek şekilde kullanmaktadır.

    Rousseau'nun modeline yeni olma niteliği veren, onun özgürlüğün nihai olarak genel iradeye itaat anlamına geldiğine ilişkin ısrarıydı. Rousseau, "özel" veya bencil iradenin tam karşıtı olarak genel iradenin, her bir vatandaşın "doğru" iradesi olduğuna inanıyordu. Genel iradeye itaat ettiklerinde, vatandaşlar kendi "hakiki" doğalarına itaat etmekten başka bir şey yapmamaktadırlar ve bu anlamda genel irade, bireyler diğerkâm bir şekilde davrandıklarında gerçekleşecek olan iradeyi ifade etmektedir.

    Rousseau'nun yaklaşımında, bu tür bir radikal kalkınmacı demokrasi sistemi sadece siyasi eşitliği değil, aynı zamanda nispeten yüksek düzeyde bir siyasi eşitliği de gerektirir. Her ne kadar ortak mülkiyetin bir savunucusu değilse de, Rousseau "hiçbir vatandaş diğerini satın alacak kadar zengin olmamalı, hiçbir vatandaş da kendisini satmaya zorlanacak kadar fakir olmamalı" diyordu ((1762) 1913:96).

    Rousseau'nun teorileri, 1960'larda ve 1970'lerde yeni sol düşünürlerce savunula-n katılımcı demokrasiye ilişkin modern düşüncenin şekillenmesine katkıda bulundu. Bu yaklaşım, her vatandaşın kendi hayatını şekillendiren kararlara katılarak kendi kendisini geliştirebileceği bir toplumun, yani "katılımcı toplum"un faziletlerine övgüyü ifade etmektedir. Bu hedefe toplumun bütün anahtar kurumlarında açıklık, hesaba çekilebilirlik ve ademi merkeziyetçilik aracılığıyla ulaşılabilir.

    Bu anahtar kurumlar ise siyasi partiler, çıkar gurupları ve yasa yapıcı organlar gibi "siyasi" kurumları olduğu kadar, aileyi, işyerini ve yerel toplulukları da kapsamaktadır. Bu modelin merkezinde ise "grass-roots demokrasi" fikri, yani siyasi iktidarın mümkün olan en düşük düzeyde uygulanması inancı vardır. Ancak Rousseau'nun teorileri de, vatandaşların "hakiki" iradeleri ile "hissedilen" veya sübjektif iradeleri ayrımına dayanmakla eleştirilmiştir.

    Rousseau'nun bu teorisinin tehlikesi şudur: eğer genel irade basit bir şekilde vatandaşlara ne istediklerinin sorulması yoluyla tanımlanamayacaksa (çünkü bu teoriye göre vatandaşlar bencillikten dolayı körleşmiş olabilirler), genel iradenin yukarıdan, belki de toplumun "hakiki" çıkarlarını uygulama iddiasındaki bir diktatör tarafından tanımlanması için bir zemin var demektir.

    Rousseau, kimi zaman totaliter demokrasi adı verilen şeyin mimarı olarak görülmektedir (Talmon, 1952). Ancak, kalkınmacı demokrasinin temsili hükümetin liberal modeliyle uyumlu olan daha ılımlı bir modeli geliştirilmiştir. Bu kalkınmacı demokrasi görüşü kaynağını John Stuart Mill'in yazılarında bulur. Mill'e göre demokrasinin merkezi fazileti, bireysel kapasitelerin "en yüksek ve en ahenkli" gelişimini teşvik etmesidir.

    Vatandaşlar siyasi hayata katılarak anlayışlarını zenginleştirir, duyarlılıklarını güçlendirir ve kişisel gelişimlerini daha yüksek düzeyine ulaşırlar. Kısacası demokrasi temelde bir eğitim tecrübesidir. Sonuç olarak Mill, oy verme hakkının okur-yazar olmayanlar dahil herkesi içine alacak kadar genişletilmesi gerektiğini ileri sürerek, siyasi katılımın genişletilmesini önermiştir. Bu süreçte Mill, zamanına göre radikal bir şekilde, oy verme hakkının kadınlara kadar genişletilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Buna ilave olarak, güçlü ve bağımsız yerel otoriteleri -bunun kamu görevi yapmaya imkan veren fırsatları genişletebileceği inancından hareketle- savunmuştur.

    Diğer yandan Mill, tüm liberallerle aynı paralelde, demokrasinin tehlikesinden de haberdardı. Aslında Mill'in görüşleri, şekli siyasi eşitliği reddetmesi bakımından, ana akım liberal düşünceden ayrılıyordu. Eflatun'u izleyen Mill, bütün siyasi fikirlerin eşit olmadığına inandı. Bunun sonucu olarak Mill, çoklu bir oy verme sistemi önerdi. Buna göre vasıfsız işçiler tek bir oya, vasıflı işçiler iki oya, yetişmiş kişiler ve donanımlı meslek mensupları beş veya altı oya sahip olacaktı.

    Bununla beraber, onun demokrasi karşısındaki başlıca çekincesi, Alexis de Tocqueville'in meşhur tanımıyla "çoğunluğun tiranlığı"ndan duyulan liberal korkuya dayanıyordu. Diğer bir ifadeyle, demokrasi her zaman bireysel özgürlüklerin ve azınlık haklarının halk adına tahrip edilmesi tehlikesini içerir.

    Bu bağlamda Mill'in daha özel bir endişesi, demokrasinin, insanların çoğunluğun iradesini kabul etmeyi, böylece yeknesaklığı ve kör bir konformizmi kolaylaştırarak, müzakerenin, eleştirinin ve genel olarak entelektüel hayatın kökünü kazıyabileceğiydi. Çok basit bir ifadeyle, çoğunluk her zaman haklı değildir; ve hikmetli bir fikir basit bir el kaldırıp oy vermeyle belirlenemez. Bu yüzden Mill'in fikirleri müzakereci demokrasi veya parlamenter demokrasi fikrini destekliyordu.

Sayfa 1 Toplam 3 Sayfadan 123 SonuncuSonuncu

Benzer Konular

  1. demokrasi nedir baba...
    By RocKunZeL in forum Fıkralar
    Cevaplar: 3
    Bölüm Listesi: 08-17-2009, 09:41 PM
  2. Cevaplar: 5
    Bölüm Listesi: 05-29-2008, 03:26 PM

Beğenilen Sayfayı İşaretleyin

Beğenilen Sayfayı İşaretleyin

Yetkileriniz

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • Eklenti Ekleyemezsiniz
  • You may not edit your posts
  •  
[Gizlilik Politikası]-[UslanmaM Kuralları]-[UslanmaM İletişim/Contact]