Atatürk’ün gizlice nikâh kıydığı sevgilisi Fikriye Hanım’ın intihar ettiği kayıtlara geçer. Ama Fikriye Hanım’ın yeğeni Abbas H. Özdinçer röportajda öyle söylemiyor:
- Mustafa Kemal, dedikodu olmaması için Fikriye ile evleniyor. Nikahlarını Şeriye Vekili ve Eski Karacabey Müftüsü Mustafa Fehmi Efendi kıyıyor. Şahitleri ise, Muzaffer Kılıç ve Fuat Bulca. Atatürk, evliliğin bilinmesini istemiyor çünkü annesinden çekiniyor. Ancak Fikriye verem oluyor ve Münih’e gönderiliyor. Ama Münih’teyken birden Mustafa Kemal Latife’yle evleniyor. İntihar bundan dolayı mı dersiniz?
A.Ö: Benim halam intihar edecek karakterde bir kadın değil. Bunu Gelibolu’daki arkadaşı Handan Hanım, Şemsi Belli’ye verdiği mülakatta da söyler. Ankara’ya mücadele için geliyor, intihar için değil. Köşke ilk gidişinde Latife Hanım ve Atatürk’le oturup konuşuyorlar. Otele gidip tekrar döndüğünde içeri giremiyor. Başyaver Muzaffer Kılıç’ın yerine Resuhi Bey gelmiş ve onu içeri almıyor. Muzaffer bey, ikaz edince misafir odasına alınıyor.
- Halanızın intihar etmediği görüşündesiniz. Dayanaklarınız neler?
A.Ö: Babam o sırada Kadıköy’deymiş. İki kişinin evi gözetlediğini görüyor. Kadıköy’e inerken gelip koluna giriyorlar; “Sizi Ankara’ya götüreceğiz. Gazi Paşa’nın emri” diyorlar.
- Ne zaman oluyor bu?
A.Ö: 1-2 Haziran 1924 olmalı. Ölümü 30 Mayıs’ta gazetede çıkmış. Babamı Ankara’ya getirip mahkemeye çıkartıyorlar. Halamın giydiği çamaşırları ve bir tabanca var.
- İsmet Paşa, ona Yunanlılar Polatlı’ya geldiğinde kendini müdafaası için bir tabanca hediye etmiş. Hep yanında taşırmış.
A.Ö: Ama babamın mahkemede gördüğü o tabanca değil. O küçük bir tabanca; iki kurşunluk. Babamın gördüğü ise, 9 mm’lik büyük bir tabanca. İç fanilasına baktığında kurşun deliğinin sol arka tarafta olduğunu görüyor. Kan izi de yok. Hakime “Cesedini görmek isterim. Kabri nerede?” deyince hakim de, “O hususlar sizce araştırılmamalı. İlerde adınıza hayırlı neticeler doğurmayabilir, başınız sağolsun” diyor ve mahkemeyi kapatıyor. Babam Memleket Hastanesi’ne gidiyor ama içeri alınmıyor. Eski ortağı üç ay sonra hastanede çalışan birinden hastaların isimlerini alıyor. Bu hastalardan Polatlı’da sürülerini otlatırken tren kazası geçiren Çoban Hüseyin’i buluyor. Ölecek gözüyle bakıyorlarmış, yaşamış. Babama “O akşam bir avrat getirdiler. Sabaha kadar avaz avaz bağırdı; ‘Katiller, beni vurdular diye.” demiş.
- Atatürk’ün böyle bir şeye karışması mümkün değil!
A.Ö: Hayır hiçbir zaman Atatürk’ün dahlinin olduğunu düşünmedik.
- Latife Hanım mı? Latife Hanım’ın böyle bir otoritesi yok. Adam tutacak da cinayet işletecek!
A.Ö: Ama Atatürk hemen sonra geçimsizlik nedeniyle Latife’den boşandı. Tarihte kaç devlet adamı geçimsizlik yüzünden boşanmıştır! Zaten halamın gömülü olduğu yer söylenmiyor. Ayrıca, intihar etseydi neden şakağına, ya da ağzına dayamadı?
(Bir gazeteden alıntıdır)