Futbol dünyada olduğu gibi ülkemizde de en ilgi gören spor dalıdır. 1904 yılında Osmanlı Devleti döneminde başlayan İstanbul Ligi Şampiyonluğu sadece yabancı takımlar arasında oynanıyordu. 1907 yılından itibaren ilk Türk takımı Galatasaray’ın lige katılmasıyla Türkler de futbola ilgi duymaya başladılar. Ama Türklerin ata sporu güreşti. Büyük Atatürk de en çok güreş sporunu severdi…
Birçok futbol kulübümüz Atatürk’ün kendi takımlarını tuttukları konusunda çeşitli iddiaları ortaya koymaktadırlar. Özellikle üç büyük diye adlandırdığımız ve geniş kitlelerce desteklenen Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş’ın yöneticileri, sporcuları ile seyircilerinin genel olarak Atatürkçü anlayıştan yana olduklarından kuşkumuz bulunmamaktadır. Ancak Atatürk’ü sadece sevmekle Atatürkçü olunmayacağını da bilmemiz gerekir. Büyük takımlarımız her sene futbola büyük paralar harcamaktadırlar. Ancak bu paraların küçük bir bölümünü dahi güreşe ayırmamaktadırlar. Hatta yanılmıyorsam, büyük kulüplerimizin güreş şubeleri dahi yoktur. Peki Türklerin ata sporu ve Atatürk’ün en çok sevdiği spor güreş değil midir? Öyleyse bu nasıl bir anlayıştır. Halbuki güreş sporu Türklere en yakışan spor dallarından birisidir. Sporcuların mertçe güreşmesi, dünyada, “Türk gibi kuvvetli” ifadesi, güreşin Türkler içini ayrıca önemini göstermektedir. Mustafa Kemal Atatürk’ün güreşle ilgili bir çok anısı bulunmaktadır. 1933 yılında Türkiye ve İtalya güreş milli takımları İstanbul Maksim Gazinosu’nda karşı karşıya gelmişlerdir. O dönemlerde güreş müsabakaları canlı olarak radyodan verilirmiş. Büyük Atatürk de Dolmabahçe Sarayı’nda heyecanla güreş müsabakalarını dinlerken, dayanamamış soluğu Maksim’de almıştı. Atatürk’ün salona girmesiyle müsabakalar bir süre durmuş, daha sonra Gazi’nin direktifiyle devam etmişti. Türk güreşçileri salonda Büyük Atatürk’ün görünmesiyle beraber daha da hırslanıp rakiplerini tek tek yeniyorlardı. “Atatürk ve Spor” kitabının değerli yazarı Cem Atabeyoğlu, o dönemi sayfalarında şöyle anlatıyordu: “Bundan sonra sıra Saim Arıkan’ın İtalyanların en ünlü güreşçisi, büyük şampiyon Lombardi ile yapacağı maça gelmişti. Bu maçı da Saim Arıkan’dan dinleyelim.”

…Sıra bana gelmişti. Heyecanım son haddini bulmuştu. 72 kiloda karşımdaki rakip İtalya şampiyonu ve Avrupa ikincisi meşhur Lambordi idi… Fırtına gibi güreşmiştim… Atatürk güreşe kendini kaptırmış heyecandan yerinde duramıyordu. 9 dakika 30 saniyede İtalya’nın sırtını mindere yapıştırdım. Aynı anda, İtalya’nın üzerinde iken, başımı çevirip Atatürk’e baktım. O koca adam, o kahraman kumandan ayakta, ellerini havaya kaldırmış, “Yaşa Saim” diye bağırıyordu.

Yaşayan en önemli tarihçilerinden birisi olan Cem Atabeyoğlu, aynı kitabında Atatürk’ün ağır siklet şampiyonu Çoban Mehmet’le konuşmasını şöyle anlatır:

“İtalyanları yenen Milli Güreş Takımımız Florya’daki Cumhurbaşkanlığı Köşkü’ne Büyük Atatürk tarafından davet olunup yemeğe alıkonulmuştu. Atatürk, İtalyanlar karşısında cidden parlak bir sonuç almış bulunan güreşçilerimizi teker teker kutlamış, bu arada özel bir sevgi duyduğu sevimli ağır siklet şampiyonumuz Çoban Mehmet’e takılmaktan da kendini alamamıştı:

- “Sen herkesi kolayca yeniyorsun Mehmet” demişti Ata, sonra ilâve etmişti “Seninle güreş tutsak beni de yenebilir misin?”

Koca Çoban çocuksu bir mahcubiyet içinde başını önüne eğmişti:

- “Sizi bütün cihan yenemedi Paşam, ben nasıl yenebilirim?”

Büyük Atatürk, Çoban Mehmet’in bu cevabı karşısında çok duygulanmıştı. Aslan yapılı ağır siklet şampiyonumuzu alnından öptü.

1936 Berlin Olimpiyat Oyunları’nda ilk kez şampiyon olup, 100 bin kişiye İstiklal Marşı’mızı dinleten Yaşar Erkan’ın bu başarısı Atatürk’ü çok sevindirmişti. Atatürk, Yaşar Erkan’a telgraf çekip, “Kendin küçüksün ama memleket için çok büyük iş yaptın. Artık ismin Türk spor tarihine geçti. Çok yaşa Yaşar” demişti.

Ata sporumuz güreşte ilk Olimpiyat şampiyonluğunu kazandıktan sonra, İkinci Dünya Savaşı nedeniyle 1948 tarihine kadar güreş müsabakalarına katılmamıştık. Bu tarihten sonra çeşitli başarılara imza attık. Yaşar Doğu, Gazanfer Bilge, Celal Atik, Nasuh Akar gibi birçok değerli güreşçiler yetiştiren Cumhuriyetimiz, minderde Türk’ün adını gururla dünyaya duyuruyordu. Son yıllarda ise “Asrın Güreşçisi” olarak kabul edilen Greko-Romen güreşçimiz Hamza Yerlikaya defalarca Avrupa ve dünya şampiyonu olduktan sonra iki kez de Olimpiyat şampiyonu olmuştur. Hamza Yerlikaya adeta Türk Milli Marşı’nı dünyaya ezberletmiştir. Ancak ülkemizde bu başarılı güreşçimiz ikinci lig futbolcusu kadar bile ilgi görmemektedir.

Spor kulüplerimiz, özellikle üç büyük takımımız eğer gerçekten Büyük Atatürk’e saygı duyarlarsa, onun en sevdiği spor güreşe gereken ilgiyi göstermek zorundadırlar. Özellikle bir yabancı oyuncuya harcadıkları para ile bir güreş takımı oluşturabilirler. Bu sayede de Edirne’nin dışında başarılı olamayan futbolcuların yanında dünyayı ayağa kaldıran güreşçilerimizle hem kulüp anlamında hem ülke anlamında fazlasıyla gururlanırlar. Böylece Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ruhunu da memnun etmiş olurlar.
__________________