Ulu Önder'in bilinmeyen yönleriyle tanışmak ister misiniz? İşte size Atatürk hakkında şimdiye kadar hiç bir yerde duymadıklarınız

1- "Yeter artık Mustafa!"
Trenle yaptığı yaptığı bir Erzincan gezisi sırasında, bacaklarıyla karşısında oturan kadının bacaklarını buluşturması, Latife Hanım'ın "Yeter artık Mustafa!" diye bağırması üzerine trenden indirilip Ankara'ya gönderilmesi, Lord Kinross'un "Atatürk" adlı kitabında anlatılmıştır.


2-Son sözleri "Saat kaç" değildi
Atatürk'ün 10 Kasım 1938 günü sabahı hayata gözlerini yumarken söylediği son sözleri "Saat kaç" olarak bilinir. Oysa biraz daha sonra, şuurunu kaybetmeye başlarken sürekli olarak tekrarladığı sözler "Aman dil!.. Aman dil!.." olmuştur. Dil birliğini ve dil devrimini kasteden bu sözler Ata'nın gerçek son sözleridir.


3-" Benimle birlikte oldu"
Atatürk'ün hayatına girdiği söylenen kadınlardan bir diğeri ise Macaristan'ın güzellik kraliçesi, TV filmlerinin aaaa ilahesi Zsa Zsa Gabor... Kimine göre bu tamamen uydurmadır, kimine göre ise Ata'nın küçük kaçamaklarından biri... Hatta tartışma o kadar uzar ki, yıllar sonra o gece Atatürk'ün masasında keman çalan "ecnebi kemancı" bulunur, olayın içyüzü sorulur. Kemancının anlattıkları ise kimseyi memnun etmez; "Atatürk o gece o kadar çok içmişti ki, hiçbir şey yapamadı, masada sızdı kaldı!" Zsa Zsa Gabor ise 1991 yılında New York'ta, Delacorte Yayınevi tarafından yayınlanan anılarında Ata'nın köşküne götürüldüğü o geceyi şöyle anlatıyor: "Üst kata çıktım. Atatürk, arkası dönük, el işlemesi, geniş gürgen bir koltuğa oturmuş, yanındaki masa üstünde duran nargilesini içiyordu. Yanına, kırmızı kadife koltuğa oturmamı istedi. Emrini yerine getirdim.


Nargilesinin marpucunu bana doğru uzatıp içmemi söyledi. Dediğini yaptım ve dumanı içime çektim. Emri vaki tavırla diğer elinde tuttuğu rakı dolu, zümrüt kakmalı altın kadehi elime tutuşturdu. Rakıyı aaaaaaayarak içtim. Danseden dansözlerin çıkmasını söyledikten sonra ikimiz başbaşa kalmıştık. Rakının verdiği sarhoşlukla hipnotize olmuş gibiydim. Yanıma sokulu(5, benimle birlikte oldu."


4-Fikriye'nin sıktığı kurşun
Atatürk'ü çocukluğundan beri tanıyan ve ona delicesine aşık olan bir kadındır Fikriye. Babasının kardeşi Ata'nın üvey babasıdır, bu sebeple üvey kuzendirler. Fikriye, Atatürk'ün evinde iki yıl yaşamış, ona bakmıştır. Verem olup senatoryuma yatırıldığı günlerde Atatürk Latife Hanımla evlenir. Bu haberi duyan Fikriye Almanya'dan hemen istanbul'a gelir. Köşk'e geldiğinde Atatürk ve Latife Hanım kahvaltıdadır. Mustafa Kemal'e haber verilir. Ancak Latife Hanımın kıskançlığı bastırılacak gibi değildir. Öfkeden deliye döner ve Fikriye'nin evden kovulmasını emreder. Fikriye hiç itiraz etmez, at arabasına biner ve yolda ona hediye edilen tabancayla kendini vurur. Kimine göre Fikriye Hanımın ölümü intihardır, kimilerine göre ise cinayet.


5-"Kafamdaki çivi..."
Yakın çevresinin bütün uyarılarına rağmen Latife Hanımla evlenen Mustafa Kemal'in evliliği fazla uzun sürmedi. Zira Atatürk, Latife Hanım'ın, (ki ona "Latif" diye hitap ederdi) kültürünü sevmişti. "Latif", daha sonra günlüğüne de böyle yazmıştır: "O benimle değil kültürümle evlendi!" Boşanma kararını ise "Latifin iki yakın arkadaşını yanına çağırarak onlara açıkladı: "Gidin kendisine bildirin, yakınlarısınız. Kararımı verdim. O, kafamın içinde bir çiviydi,çıkarmalıydım!"

Verildiyse özür dilerim.