Mersin, arkasına sakladığı yeşili, upuzun sahilleriyle ona gelenlere hep kucak açmış sıcacık bir Akdeniz kenti.


Adana uçağında, elimdeki festival kitapçığından Uluslararası Mersin Müzik Festivali'nin bu yıl yedinci kez düzenlendiğini okuyorum. Sanırım bu festival, pek çoğumuzun Mersin hakkında bilmediği şeylerden sadece biri… Havalimanı'ndan yaklaşık bir saat süren yolculuk sonunda Mersin merkeze varıyoruz. Şehre girer girmez, etraftaki afişler şu an birbirinden farklı üç festival olduğunu anlatıyor. Tiyatro festivali, Türk sanat müziği festivali ve uluslararası müzik festivali… Renkli bir gezi olacak anlaşılan! Hemen etrafa bir göz atmak üzere soluğu, Mersin'in 9 kilometrelik sahilinde alıyoruz. Kente yakın zamanda kazandırılan sahil, park düzenlemeleriyle, palmiyeleriyle, bisikletlilerle, koşu ya da yürüyüş yapanlarla kentin nefes alma noktasını vurguluyor. Sahilin hemen karşı tarafında sıralanan restoranlar, kafeler ve yüksek apartmanlar ise başka bir yüzünü…





SANAT İÇİN SONSUZ GÖNÜLLÜLÜK

Ertesi sabah, ilk ziyaret noktamız çarşı oluyor. Eski Mersin evleri, sağ ve sol yanımızda sıralanıyor. Sanat Sokağı'na girdiğimizde begonvillelerin süslediği bu eski sokağın bir Frenk mahallesi olduğunu öğreniyoruz. Sokak üzerindeki İçel Sanat Kulübü lokalinin bahçesinde, Mersinlilerin sanata düşkünlüğü, çaylarımızın eşlik ettiği sohbetimizde hemen ortaya çıkıyor. Sayısız kültür sanat etkinliği Sanat Sokağı'ndaki eski tarihli binaları süslüyor. Sanat galerileri, resim heykel müzesi, atölyeler… Çarşıdaki rehberimiz Semihi Bey; “Mersin'de Ankara'daki kadar sanat galerisi vardır. Burada hepimiz gönüllü olarak, daha fazla kültür sanat etkinliği için elimizden geleni yaparız” diyor.

HER SOKAK DENİZE KAVUŞURDU

Çarşı içindeki gezimize turunç ağaçları eşlik ediyor. Bir ay önce gelebilmiş olsaydık, tüm şehri saran portakal çiçeği kokusunu içimize çekebilecektik. Semihi Bey, çarşının en eski noktasını gösteriyor: “Yoğurtçu pazarı”, eskiden halkın buluşma noktası imiş. Sonra ekliyor: “Mersin'de her sokak iskeleyle buluşurdu eskiden”… Dünyanın en eski ve canlı limanlarından olan şehri böyle hayal etmek çok zor olmuyor.

Öğle yemeği vaktinde Mersin'le ilgili bilinen en meşhur tatlardan birini, 'tantuni'yi deneyeceğiz salaş bir lokantada. Mersin'deki tantuni ile diğer şehirlerde yapılanlar arasında, tadından sunumuna kadar pek çok fark olduğunu bilmelisiniz. Coğrafik konumu nedeniyle farklı kültürler arasında kalan Mersin'in bu özelliği mutfağında da kendini gösteriyor. Akdeniz, Arap ve Anadolu etkileri sofralarda buluşuyor.






KIŞIN ŞEHİR YAZIN YAYLA

Mersin gerçekten sıcak bir şehir. Hem insanları hem havasıyla… Yaz aylarında Mersinliler kentin yukarılarına, yaylalarına doğru kayıyor. Haziran ayının başında herkes yayladaki evine yavaş yavaş taşınmaya başlıyor. Sahil ve yayla arasındaki sıcaklık farkı 10 dereceyi buluyor çünkü.

Gözne Yaylası'na doğru tırmanırken, bambaşka bir Mersin fotoğrafıyla karşılaşıyoruz. Herşey yeşilleşmeye ve evet daha serin olmaya başlıyor. Yol üzerindeki lokantaları bir öğle ya da akşam yemeği için rahatlıkla tercih edebilirsiniz. Aşağıda, dümdüz bir ova üzerine kurulu Mersin manzarası izlemeniz de mümkün buradan. Apartmanlaşmadan kendini kurtaramamış bir kent olarak Mersin'in sırtını yasladığı bu serin tepeler, hem şehir hem de yaşayanları için özel bir anlam taşıyor.

Önemli bir lojistik merkezi olan Mersin'in ekonomisinde tarım da büyük oranda pay alıyor. Özellikle yeşil biber yetiştiriciliğinde kent oldukça ileri bir düzeyde. Bu bilgiyi “yeşil olan herşeyde” diye düzeltiyor Mersinliler.






AKDENİZ GECELERİ

Saat sekize doğru ılık rüzgâr eşliğinde, Mersinli müzikseverler sakin sakin kilisenin sıralarını dolduruyor. Piyanolar, klarnetler, kemanlar ve viyolonselin sesi kilisenin duvarlarına çarpıp hepimizin ruhuna dokunuyor. Mersin'de bir gece sabaha kavuşmak üzere böyle son buluyor.

ŞEHİRDEN KAÇIŞ

Mersin yakın mesafelerde, çok sayıda antik kente ve turistik değere sahip. Kilikya bölgesinin ortasındaki kentte henüz ortaya çıkarılmamış pek çok kalıntı olduğu biliniyor. Bu yüzden diğer semt ve ilçelere giderken, etrafınıza dikkatli bakmalısınız. Her an bir kalıntı, bir heykel, sütun veya antik bir kentle karşılaşabilirsiniz.

Önündeki plajıyla Kızkalesi şehrin en bilinen simgelerinden biri ama karşısındaki Karakale en az onun kadar etkileyici.

Adamkayalar, Cennet ve Cehennem de bir gün içinde ziyaret edebileceğiniz diğer noktalar olabilir.

Kız Kalesi'nin önünden geçip Silifke'ye yaklaştığınızda yol kenarında çilek satıcıları görünmeye başlıyor. Meğer Silifke'nin çileği, en az yoğurdu kadar meşhurmuş. Tek başına bir ziyaret noktası olabilecek Silifke'yi ortasından Göksu nehri bölüyor. Nehir, rafting meraklılarının uğrak noktalarından. Silifke'den Uzuncaburç'a doğru tırmanırken doğa yine birdenbire değişiyor. Ağaçlar, bu mesire yerinde piknikçilere gölgelerini sunuyor. Patikalar, Trekking'çilere Uzuncaburç'un keşif rotaları oluyor.

Yolun sonunda Diocaesarea antik kenti tapınakları, sütunları ve kapıları ile bir açık hava müzesi gibi meraklı gezginleri bekliyor. Antik şehri dolaşırken Şans Tapınağı'nda kendiniz için şans dilemeyi ve hemen girişteki ağacın altında 'sıkma' (bir çeşit gözleme) yiyip üzerine kenger kahvesi içmeyi ihmal etmeyin. Kenger; antik dönemde sütunlarda kullanılan akantus motifinin diğer adı. Yani, kenger yapraklı sütunların hemen yanıbaşında kenger kahvesi içiyor olmanın ayrı bir anlamı var.






KENDİNE ÖZGÜ: TARSUS

Merkezden yaklaşık bir saat uzaklıktaki Tarsus'a vardığımızı, hâlâ ayakta duran Kleopatra Kapısı’ndan anlıyoruz.

Kleopatra'nın Marcus Antonius'la buluştuğu, filozofların okullar kurduğu Tarsus, kutsal bir ziyaretgâh aynı zamanda. St. Paul kilisesi, antik yol, Tarsus evleri, Roma Hamamı, Kırkkaşık Bedesteni ve Tarsus Müzesi bu sevimli ilçede görülmesi gerekenler listesinin başında sıralanıyor. Tarsus'ta başarılı restorasyonlar geçirmiş özenle korunan bu yapıları gezmekten büyük aaaif alacaksınız. Kısa zaman önce restorasyonu tamamlanan Tarsus evlerinin avluları kafe ve restoranlarla donatılmış, Tarsuslu gençlerle buralarda karşılaşıyoruz.




BİR SONRAKİ FESTİVALE DEK…

Tüm şehri etkisi altına alan müzik festivalinde tarihi mekânlar konserlere ev sahipliği yapıyor. Onlardan biri olan Kanlıdivane'ye doğru yol alırken, şu ana dek Mersin'in hiçbir yerinde karşılaşmadığımız uzun bir otomobil kuyruğunu gerimizde bırakıyoruz. Kanlıdivane, kırmızı balonlarla ve dans eden insanlarla süslenmiş bugün…

Narlıkuyu Mersin'i özümsediğimiz son nokta oluyor. Dağların soğuk tatlı suları, bu noktada ılık tuzlu sularla birleşiyor. İşte tam bu noktada akşamüstü balık ziyafetinin tadını çıkardıktan sonra, bir sonraki festivale dek, Mersin'e veda ediyoruz.

Dönüşte İstanbul uçağında şunları not alıyorum: “Mersin yoğun bir turizm potansiyelini taşıyabilecek güce ve de en önemlisi enerjiye sahip. Ve her şey bir tarafa; hakkında bilinenleri ancak yakınına gelenlere anlatacak bir Akdeniz şehri.”