AB üyeliğinin Türkiye'yi Müslümanlar için gıpta edilecek bir modele dönüştüreceği iddiası temelsiz. Çoğu Arap ve özellikle de radikal İslamcılar

geçmişi ve laik kimliği yüzünden Türkiye'yi hiç de hoş karşılamıyor.
Büyük medya kuruluşlarının Türkiye'nin AB üyeliği macerasına dair haber

başyazı veya yorum yayımlamadığı bir gün bile geçmiyor. Bu meseleye atfedilen önem

Türkiye'nin üyeliğinin doğrudan doğruya Batı'nın korunmasıyla bağlantılı olduğuna dair abartılı bir hissiyat yaratıyor. Jeostratejik öneminin yanısıra

Türkiye'nin birçok bakımdan AB'ye 2004'te katılan çoğu ülkeden hiç de daha sorunlu olmadığını savunmak da mümkün. Türkiye'nin AB'ye katılmasının gerekip gerekmediği ciddi bir tartışma konusu; tartışma da ülkenin nesnel ihtiyaçlarına

kapasitesine ve birliğe katkı yapma ve onlarla bir arada yaşama yeteneğine odaklanarak yapılmalı. Ancak mevcut tartışma bazı sorunlu yargılar temelinde yürüyor. Daha sorunlu veçhelerden biri

Türkiye'nin Ortadoğu'nun

bilhassa da Irak'ın istikrarına muhtemel katkısı. Sık sık Türkiye'nin Irak savaşının önünün alınması açısından 'yeri doldurulmaz bir güç' olduğu söyleniyor. Ne var ki Ortadoğu'da Irak'a çok az yapıcı katkıda bulunabilecek tek bir ülke varsa

o da Türkiye. Ankara'nın ABD güçlerinin Irak işgali için topraklarını kullanmasına izin vermemesini ve Batı ittifakının Türkiye'ye daima güvenebileceğine dair efsaneyi yıkmasını kenara bırakırsak

Türkiye'nin Irak'a yapacağı katkı olumsuz sonuçlar doğurur.
Batı'yla yakın ilişkileri kuşku nedeni Türkiye'nin Irak'a müdahil olmak yönündeki her çabası

bu ülkenin üç ana bileşeninden

yani Kürtler

Araplar ve Şii-Sünni bölünmesinden biriyle çatışacak. Kuzey Irak bugün ülkenin en istikrarlı kesimi ve Türkiye'nin herhangi bir doğrudan müdahalesi Kürtlerin arzularıyla çatışma anlamına gelecek.
Şii ve Sünni Arapların da Türkiye'nin müdahalesine kuşkuyla bakmak için nedenleri var. Arap dünyası Türkiye'ye imparatorluk geçmişinden dolayı genellikle olumsuz bakmıştır. Arap milliyetçileri

NATO ve ABD'yle ilişkilerinden dolayı Türkiye'ye hâlâ kuşkuyla bakıyor. Şiilerin Osmanlı yönetimi altında tatsız anıları var ve İslamiyet konusunda Sünni Araplar Türkleri Arap olmayan diğer Müslümanları gördükleri gibi sonradan gelenler olarak görüyor. Radikal İslamcılar da en iyi ihtimalle Türk laikliğine ve Türkiye'nin Batı'yla flörtüne geçmişte kalan bir dönem gibi bakıyor; en kötü ihtimalle

Türkiye'yi yok oluşu yaklaşan din değiştirmiş bir ülke sayıyorlar. Türkiye'yi bugün İslamcı bir partinin yönettiği doğru. İyimserler için bu

İslam'la demokrasinin bir arada yaşayabileceğine dair parlak bir örnek. Şunları soruyorlar: Türkiye Ortadoğu için gıpta edilen bir model görevi görmez mi? Avrupa'nın Türkiye'yi reddetmesi demokrasinin bölgede yayılma şansını mezara gömmez mi? İktidar mücadelesine rağmen Türkiye'nin demokratik değerlere bağlılığı Müslüman dünyadaki daha geniş bir eğilimle veya bu eğilimin yokluğuyla karıştırılmamalı. Türkiye'deki İslamcı parti

Müslüman dünyanın diğer kesimlerinden farklı bir bağlam içinde iş görüyor. Dahası Türk devletinin laik unsurları laik anayasadan herhangi bir sapmayı bastırıyor ve disiplin altına alıyor; bazen demokrasiyi ihlal etme pahasına yapıyor bunu. Batı

Türkiye'nin model oluşturma yeteneğine ilk kez büyük umutlar bağlamıyor.
1980'lerin sonu ve 1990'ların başında Türk cumhuriyetlerinde nüfuz elde etmek için büyük çaba sarf edildi. Sovyetler Birliği'nin çöküşünü izleyen istikrarsızlık

Orta Asya'nın enerji kaynaklarının yanı sıra nükleer silahların varlığıyla da oluşan stratejik önemi

bölgenin Batı düşmanı unsurlara 'kaybedilmemesini' gerektiren bir aciliyet nedeniydi. Ancak

Türkiye'nin bu bölgeyle yakınlık iddiasına rağmen çabalar bir yere varmadı. Türk tarzı bir demokrasi zemin kazanmamakla kalmadı

Orta Asya cumhuriyetlerinin iç gerçeklikleri Moskova'yla yeni düzenlemelere ve birkaç durumda da Washington'la temaslara yol açtı. AB üyeliği bölgeyi hiç etkilemeyebilir Türkiye

Arap Müslümanlar tarafından Ortadoğu'nun uzağında addediliyor ve AB'nin bu ülaaai reddetmesi bölgede az etki yapacak

belki de hiç yapmayacak. Zira Müslüman dünyanın AB'nin 'Hıristiyan kulübü' olduğu yönündeki bakışı çok güçlü; bunun kısmi nedeni

siyasi bir varlığı

kültürel ve dinsel mirastan ayrı algılamak konusundaki yetenek yoksunluğu. Çoğu Arap Müslüman

AB'nin Türkiye'yi reddetmesini kaçınılmaz görüyor

zira onlara göre Müslüman bir ülkenin Hıristiyan kulübünde yeri yok. Onlar için Türkiye'nin reddi

hakaret olmayacak; sadece Türkiye'yi biraz daha az veya çok radikal

biraz daha az veya çok Batı dostu kılacak. Kısacası Türkiye ve geleceği

Arapların gündeminin ön sırasında değil. Türkiye'nin AB üyeliğini savunanların vazgeçmesi gereken aaalerden biri işte bu. Türkiye'nin AB üyeliğine dair tartışmalar iyi niyetli düşüncelere değil

mantıklı değerlendirmelere dayandırılmalı.
(Haaretz

İsrail gazetesi

8 Ocak 2007)