a) Bitkilerin Adlandırılması



Bitkiler, şüphesiz rastgele adlandırılmamışlardır. Türkler, duygu ve düşünce dünyalarında ve sosyal hayatlarında önemli bir yer tutan bitkilere ad verirken, onların çeşitli özelliklerini dikkate almışlar ve isimlendirmeyi buna göre yapmışlardır. Biz bütün bitkileri buraya alamayacağımız için bu konuda birkaç örnekle yetineceğiz.

Kayın (kadın) ağacı, kadının babasının evinden, kocasının evine getirdiği ağaçtır. Bu ağaç koca evinde kök salar. Çocuk veya çocuklar olduktan sonra da kök daha derinlere iner. Onu söküp atmak mümkün değildir. Bugün kullandığımız kayın, kayınbaba, kaynana (kayınana) ifadeleri buradan gelir. Kadın (kayın) ağacı da adını kadın tarafından getirilmesinden alır.

Birçok parçanın kabuklar tarafından iyice sarılarak tek bir baş gibi görünmesi, halkın bu bitkiyi sarımsak diye adlandırmasına sebep olmuştur. Sarımsak birçok dişin birbirine sıkıca sarılarak tek vücut olduğu bitkidir.

Divanü Lugat'it-Türk'te şeftali "tülüg" veya "tülüg erük"; kayısı ve zerdali ise "sarıg" veya "sarıg erük" olarak belirtilir. Görüyoruz ki şeftalinin tüyü; kayısı ve zerdalinin rengi, bunların halk tarafından adlandırılmasında rol oynamıştır.

Tutunduğu nesneye iyice sarılan, onun her tarafından saran bitkiye de bu özelliğinden dolayı sarmaşık denmiştir.

Bitkilerin görünüşlerine göre adlandırılmasına devetabanı ve balıkağzı örnekleri verilebilir.

Biberin "ısıg ot" veya "acı ot" diye adlandırılmasını, yendiğinde ağzı yakmasına ve vücudu ısıtmasına bağlayabiliriz.

Toplumumuzda gelin-kaynana çatışması hep var olmuştur. Bu çatışma, kaktüsün halk tarafından adlandırılmasıyla da dile getirilmiştir: Yassı türü kaynana dili, yuvarlak türü ise kaynana yumruğu. Kaktüsün dikenlerinin nasıl battığı hepimizin mâlûmu.



b) Yerleşim Birimlerinin Adlandırılmasında Bitkiler



Bu bölümde il ve ilçe adlarının bitkilerle ilgili olanlarını belirledik. Çalışmamızda T.C. Başbakanlık İstatistik Enstitüsü'nün "1990 Genel Nüfus Sayımı İdarî Bölünüş" adlı yayınını esas aldık.



Acıpayam (Denizli)

Afyon

Ağaçören (Aksaray)

Alaçam (Samsun)

Arpaçay (Kars)

Ayvacık (Çanakkale)

Ayvacık (Samsun)

Beyağaç (Denizli)

Çamardı (Niğde)

Çameli (Denizli)

Çamlıdere (Ankara)

Çamlıhemşin (Rize)

Çamlıyayla (İçel)

Çamoluk (Giresun)

Çatalzeytin (Kastamonu)

Çavdarhisar (Kütahya)

Çay (Afyon)

Çaybaşı (Ordu)

Çaycuma (Zonguldak)

Çayeli (Rize)

Çayıralan (Yozgat)

Çayırlı (Erzincan)

Çaykara (Trabzon)

Çeltik (Konya)

Çeltikçi (Burdur)

Çınar (Diyarbakın)

Çiçekdağı (Kırşehir)

Çubuk (Ankara)

Ekinözü (Kahramanmaraş)

Elmadağ (Ankara)

Elmalı (Antalya)

Fındıklı (Rize)

Şarkikaraağaç (Isparta)

Gülağaç (Aksaray)

Gülnar (İçel)

Gülşehir (Nevşehir)

Gülyalı (Ordu)

İncirliova (Aydın)

Karabük (Zonguldak)

Karpuzlu (Aydın)

Kavak (Samsun)

Kavaklıdere (Muğla)

Kırkağaç (Manisa)

Kozluk (Batman)

Mazıdağı (Mardin)

Nilüfer (Bursa)

Otlukbeli (Erzincan)

Pamukova (Sakarya)

Reyhanlı (Hatay)

Samandağı (Hatay)

Sarıkamış (Kars)

Söğüt (Bilecik)

Söğütlü (Sakarya)

Üzümlü (Erzincan)

Y. Şarbademli (Isparta)

Yapraklı (Çankırı)


İl ve ilçelere bu isimlerin veriliş sebeplerinin de ayrı bir çalışma konusu olabileceği düşüncesindeyiz.



c) Şahıs Adlarında Bitkiler



Çiçekler, güzellik ve zarafet timsalidirler. Onların bu özellikleri, isimlerinin bayan adı olarak da kullanılmasına sebep olmuştur:



Açelya

Çiçek

Çiğdem

Gül

Gülay

Gülderen

Gülendam

Gülören

Gülsen

Gülser

Gülseren

Gülşah

Gülşen

Gülten

Lâle

Manolya

Menekşe

Nergis

Nilüfer

Orkide

Yazgülü;



çiçek isimlerinden alınmış şahıs adlarıdır. Bunlar yanında Yaprak, Fidan, Selvi, Almıla, Kiraz gibi isimler de yine bitkilerden alınmıştır. Şecere-i Terâkime'de Oğuz Kağan'ın, çürük bir ağaç kovuğunda doğan bir çocuğa, içi boş ağaç anlamına gelen Kıpçak adını verdiği ve Kıpçak boyunun buradan geldiği belirtilir (Han, ... 31).

2 - II. Yargı ve Düşünce Kalıplarında Bitkiler
Bitkiler, tecrübelerin en kısa şekilde ifade edilmesinde ve çeşitli durumların değerlendirilmesinde de önemli bir yer alır. Türkler, yaptıkları iyilik karşısında herhangi bir menfaat beklemezler. Bundan menfaat umanlar, karşılık bekleyenler ise "Bir zeytin verir ağzına, bir tulum tutar altına" sözüyle yerilmiştir.

İnsana iyi davranış ve güzel ahlâkın küçük yaşta kazandırılması gerektiği "Kuru ağaç eğilmez, kuru kiriş döğülmez" (Atalay,1985 : I.C.198) sözüyle ifade edilir.

Başka bir atasözümüzde ise, büyüklerin hatasının ondan sonraki nesilleri de etkileyeceği, bize yüzyıllar öncesinden bildirilmiştir; "Babası ekşi elma yese oğlunun dişi kamaşır" (Atalay, 1985: II.C.311).

İyilik ve nimetlerden hak edenin yanında hak etmeyenlerin de faydalanabileceği şu atasözü ile ifade edilmiştir. "Buğday yanında karamuk da sulanır" (Atalay, 1985 III C. 240).

Atalarımız, işi ehline bırakmamızı, kimin neyi iyi yapıp neye zarar vereceğini iyi bilmemizi tavsiye etmektedir: "Harman dövmek çayır kuşunun işi değil."

"Ağılda oğlak doğduğu zaman, yiyeceği ot da arıkta bitip çıkar." sözü bize, Allah'ın, herkesin nasibini vereceğini bildirir.

Düşüncelerini sembollerle gayet ince bir şekilde dile getiren halk, sır tutmayı beceremeyenler için "ağzında bakla ıslanmamak" deyimini kullanır.

Toplumda sevilmeyen, iyi bir yeri olmayan anne ve babanın sevilen, takdir edilen çocuklarına karşı duyulan sevgi "Anan turp, baban şalgam, sen içinde gülbeşeker" deyimiyle ifade edilir.

Hayatta hiç bir şeyin zahmetsiz kazanılmayacağı "Armudun sapı var üzümün çöpü" deyimiyle anlatılır.

Bitkiler, deyimlerimizde ölçü birimi olarak da kullanılmıştır: "Arpa boyu kadar gitmek".

Bir kısmını açıklayarak vermeye çalıştığımız bitkilerle ilgili olan yargı ve düşünce kalıplarını ise şöyle sıralayabiliriz:



"Söğüde tazelik kayına katılık yakışır."

"Çavdar başının seyreği iyidir."

"Abdal ata binince bey oldum sanır."

"fialgam aşa girince yağ oldum sanır."

"Acı patlıcanı kırağı çalmaz."

"Aç domuz darıdan çıkmaz."

"Adama dayanma ölür, ağaca dayanma kurur."

"Ağaca balta vurmuşlar, sapı bedenimden demiş."

"Ağaca çıkan keçinin dala bakan oğlağı olur."

"Ağacı kurt, insanı dert yer."

"Ağacın kurdu içinde olur."

"Ağaç kökünden yıkılır."

"Ağaç meyvası olunca kökünü aşağı salar."

"Ağaç ne kadar uzarsa göğe ermez."

"Ağaçtan maşa olmaz."

"Ağaç yaş iken eğilir."

"Armudun iyisini ayılar yer."

"Akan su yosun tutmaz."

"Aklına geleni işleme, her ağacı taşlama."

"Al elmaya taş atan çok olur."

"Ardıcın közü olmaz, yalancının sözü olmaz."

"Arı bal alacak çiçeği bilir."

"Arı söğüdü, akıllı, öğüdü sever."

"Armudun önü, kirazın sonu (yenmeli)."

"Armudu soy ye, eriği say ye."

"Armut dalının dibine düşer."

"Arpacıya borç eden ahırını aaa satar."

"Arpa eken buğday biçmez."

"Ata arpa, yiğide pilav."

"Atın ölümü arpadan olsun."

"Avrat var arpa unundan aş yapar, avrat var buğday unundan keş yapar."

"Ay ışığında ceviz silkelenmez."

"Kavun karpuz yata yata büyür."

"Baba oğluna bir bağ bağışlamış, oğul babasına bir salkım üzüm vermemiş."

"Bağa bak üzüm olsun, yemeye yüzün olsun."

"Bağ babadan zeytin dededen kalmalı."

"Bağı ağlayanın yüzü güler."

"Bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur."

"Balta görmedik ağaç olmaz."

"Baş kes, yaş kesme."

"Bir ağaçta gül de biter diken de."

"Bir baş soğan bir kazanı kokutur."

"Bir çiçekle yaz olmaz."

"Bitli baklanın kör alıcısı olur."

"Tereciye tere satılmaz."

"Bostan gök iken pazarlık yapılmaz."

"Buğday başak verince orak pahaya çıkar."

"Buğday ile koyun, geri yanı oyun."

"Buğdayım var deme ambara girmeyince, oğlum var deme yoksulluğa ermeyince."

"Ceviz gölgesi, yavuz gölgesi; söğüt gölgesi yiğit gölgesi."

"Çam ağacından ağıl, el çocuğundan oğul olmaz."

"Çam sakızı çoban armağanı."

"Çatal kazık yere batmaz."

"Darı unundan baklava, incir ağacından oklava olmaz."

"Deveye bindikten sonra çalı arkasına gizlenilmez."

"Deveyi yardan uçuran bir tutam ottur."

"Diken battığı yerden çıkar."

"Gül dikensiz olmaz."

"Dut kurusu ile yar sevilmez."

"Dut yaprağı açtı soyun, döktü giyin."

"Elmanın dibi göl, armudun dibi yol."

"Elmayı çayıra, armudu bayıra."

"Erim er olsun da yerim çalı dibi olsun."

"Felek, kimine kavun yedirdin, kimine kelek."

"Gül dalından odun, beslemeden kadın olmaz."

"Gülü seven dikenine katlanır."

"Her ağacın meyvesi yenmez."

"Her ağaçtan kaşık olmaz."

"Her ağaç kökünden kurur."

"Her çiçek koklanmaz."

"Hıyar akçesi ile alınan eşeğin ölümü sudan olur."

"Hocanın vurduğu yerde gül biter."

"Isırgan ile taharat olmaz."

"İki karpuz bir koltuğa sığmaz."

"Karpuz kabuğu görmeden denize girme."

"Karpuz kesmekle hararet sönmez."

"Kavak yaprağını tepeden dökerse kış çok olur."

"Kavun karpuz kökeninde büyür."

"Kel yanında kabak anılmaz."

"Koz gölgesi kız gölgesi, söğüt gölgesi yiğit gölgesi, dut gölgesi it gölgesi."

"İte dalanmaktan çalıyı dolanmak yeğdir."

"Meyveli ağacı taşlarlar."

"Oğlanınki oğul balı, kızınki bahçe gülü."

"Otu çek köküne bak."

"Palamut çok biterse kış erken olur."

"Sabırla koruk helva olur, dut yaprağı atlas."

"Sarımsağı gelin etmişler, kırk gün kokusu çıkmamış."

"Sarımsağı hesap eden paça yiyemez."

"Sarımsak da acı ama evde lâzım bir diş."

"Sarımsak içli dışlı, soğan yalnız başlı."

"Serçeden korkan darı ekmez."

"Sofu soğan yemez, bulunca sapını komaz."

"Şeytanla kabak ekenin kabak başına patlar."

"Şeytanla ortak buğday eken samanını alır.

"Üzümü ye bağını sorma."

"Üzüm üzüme baka baka kararır."

"Yanık yerin otu aaa biter."

"Yâr beni ansın bir koz ile, o da çürük çıksın."

"Yarım elma gönül alma."

"Yaş kesen baş keser."

"Yılanın sevmediği ot, deliğinin ağzında biter."

"Yurdun otlusundan kurtlusu yeğdir."

"Yuvarlanan taş yosun tutmaz."

"Afyonu başına vurmak"

"Afyonu patlamak"

"Ağaca çıksa pabucu yerde kalmamak"

"Armut piş ağzıma düş."

"Arpa ektim darı çıktı."

"Ata et, ite ot vermek"

"Ayıkla pirincin taşını."

"Bal alacağı çiçeği bilmek"

"Balığın kavağa çıkması"

"Bastığı yerde ot bitmemek"

"Mantar gibi türemek"

"Başında kavak yelleri esmek"

"Bindiği dalı kesmek"

"Dikili bir ağacı olmamak"

"Bir dalda dokuz ceviz görmeyince taş atmamak"

"Boynu armut sapına dönmek"

"Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu."

"Ele verir talkını, kendi yutar salkımı."

"Bir arpa boyu"

"Aradım bu cihanı arpa arpa."

"Arpa arpa eyledim yüz kes hisap."

"Arpa arpa gökler ahvalin bilir."

"Aklına turp suyu sıkmak"

"Alt yanı kiraz"

"Eski pamuk bez olmaz"

"Ceviz kabuğundan çıkmış, kabuğunu beğenmemiş."

"Dışı güzel dağ elması"

"Çam devirmek"

"Çanına ot tıkamak"

"Çekirdekten yetişme"

"Çetin ceviz"

"Çiçeği burnunda"

"Çöp atlamaz"

"Çöpsüz üzüm"

"Çöpten çelebi"

"Dal budak salmak"

"Dallanıp budaklanmak"

"Bir elmanın iki yarısı"

"Yediği naneye bak."

"Dalına basmak"

"Dalına binmek"

"Darısı başına."

"Dibine darı ekmek"

"Diken üstünde olmak"

"Dilenciye hıyar vermişler, eğri diye beğenmemiş."

"Dil otu yemiş"

"Dut yemiş bülbüle dönmek"

"Eksik olma bayır turpu."

"Emret fındık kabuğuna gireyim."

"Eski çamlar bardak oldu."

"Fare deliğe sığmamış, bir de kuyruğuna kabak bağlamış."

"Fasulye gibi kendini nimetten saymak"

"Fındık kabuğunu doldurmamak"

"Dokuz arabın aklı bir incir çekirdeğini doldurmaz."

"Hallaç pamuğu gibi atmak"

"Ham armut gibi boğaza durmak"

"Hastaya karpuz (çorba, kar) sormak"

"İncir çekirdeğini doldurmamak"

"Kabak başına patlamak"

"Kabak çıkmak"

"Kabak çiçeği gibi açmak"

"Kabak tadı vermek"

"Kabuğuna çekilmek"

"Kırdığı koz kırkı aşmak"

"Kozunu oynamak"

"Laf kıtlığında asmalar budayayım."

"Laf söyledi balkabağı."

"Muşmula suratlı"

"Nanemolla"

"Nohut oda, bakla sofra"

"Ocağına darı (incir) ekmek"

"Pamuk ipliğiyle bağlı olmak"

"Sarımsak yemedim ki ağzım koksun."

"Sayılı sarımsak, dikili soğan"

"Senin aradığın kantar Bursa'da kestane tartar."

"Son kozunu oynamak"

"Soyup soğana çevirmek"

"Tereciye tere satmak"

"Tohuma kaçmak"

"Tohumu dökmek"

"Turp gibi"

"Tuttuğu dal elinde kalmak"

"Tutunacak dalı olmamak"

"Üstüne gül koklamak"