Tulum kelimesi Öztürkçe’dir ve bütün Türk lehçelerinde bu kelime mevcut olup, “içi çıkarılmış davar derisi, kırba manalarına” geldiği görülür. (s. 202-Türkiye’nin Etnik Yapısı, Ali Tayyar Önder, Ankara, 1999)
Divan’da (Divanü Lûgat-it Türk, 1072 yılında yazılmıştır) tim: Şarap dolu tulum anlamında Türkçe kelime. Divan’da, Tulkuk: Tulum, ürülmüş ve şişirilmiş tuluk. (C. II, s. 289-Divani Lügat-İt -Türk Tercümesi, Çeviren Besim Atalay)
Kazakça tulıp: Hayvan yavrusunun derisi yüzüldükten sonra içine ot veya hava doldurulmuşu. Kırgızca Tulup, Uygurca Tulum, Kıpçakça tulum... Kafkas Karaçay-Malkar’da Gıbıt kopuz: Tulum çalgısı. (s. 202-Karaçay- Malkar Türkçesi Sözlüğü, Dr. Ufuk Tavkul, Türk Dil Kurumu, Ankara, 2000) Azerice tuluğbalabanı: Bir ucuna ses çıkaran düdük, diğer tarafında üflenecek meme takılan hava deposu musiki aleti, tulum. (s.1153-Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü, Seyfettin Altaylı, Milli Eğitim Bakanlığı, 1994)
Yunancada görülen ve “şişkinlik “ manasına gelen “tılımos/ tulum (os) kelimesi doğrudan doğruya Türkçeden Yunancaya geçmiş kelimedir. (s. 202-Türkiye’nin Etnik Yapısı)
Gazimihal, Çağatay metinlerinde tulum çalgısının geçtiğini belirtir. (s.132-II. Türk Halk Kültürü Araştırma Sonuçları Sempozyumu Bildirileri, Kültür Bakanlığı, Ankara, 1998)
Tulum, çok eski Türk icadıdır. İspatı ise, tulum çalgılarında görülen çift-düdük şeklinin aynısının, 1933 yılında Macaristan’ın Szolnok vilayetinde Avar Türklerine ait olduğu tespit edilen bir mezarda meydana çıkarılmış olmasıdır. Avarların bir kolu Trabzon taraflarına indiğini bildiğimiz için bu buluşların değeri büsbütün artıyor, belki o göçlere kadar çıkıyor. (s.20-Türkiye’nin Etnik Yapısı)
Eski Türk musiki aleti Çifte kavaldır. Bu kaval Macaristan’da Janoshida kazasında bir Avar mezarından çıkarılmıştır. Bu çeşit çifte kavallar şimdi de Kafkaslarda ve bilhassa Volga çevresinde yaşayan halklar arasında kullanılmaktadır. (s. 39-Tarihte Türklük, Prof. Dr. Laszlo Rasonyi, Türk Kültürü Araştır. Enstitüsü, Ankara, 1993) Bu çifte düdüğün benzeri tulumun “nav”ı dır. Kafkas Karaçaylarda uştuk: Tulumun ucuna takılan ağaç boru. Farsça Nav: İçi kovuk oyuk şey. Kırgızca nay (ney): Tütün içmeğe mahsus çubuk. Azerice nov: Su oluğu. Kerkük’te nav: Öğütmek için buğdayın döküldüğü yer, değirmen oyuğu. (Kerkük Türkçesi Sözlüğü, Habib Hürmüzlü, Kerkük Vakfı, İstanbul, 2003) Tulumdaki “nav”, neyden de gelmesi mümkündür.
Bu çalgıyı (tulum) Ermeniler çalmaz ve horonu da bilmezler. Tulum Türkler eli ile İskoçya’ya kadar gitmiştir. İskoç Gadası denilen çalgı tulumun ta kendisidir. Hemşin’de tulum çalmak kayda vurmaktır. (s.100-Hemşinliler, Ali Gündüz, Yeni Gözde Matbaası.) Lazca guda: Tulum çalgısı. Yöremizde “kayde” kelimesi “müzik” ile ilgili terimdir. (kaydeye uymak, kayde tutturup gitmek, kaydesinde söylemek, kaydeyi bozmamak, kaydeden gitmek gibi müzik ile ilgili deyimler yöremizde vardır. Trabzon’da gayde: Şarkı, türkü. Şalpazarında gayda: Şarkı, türkü anlamında. (s. 216- Dünden Bugüne Şalpazarı, Sebahattin Karaca, İstanbul, 2000) Sürmene’de gayde: Ezgi, nağme. Maçka’da kayde: Ezgi, müzikte ahenk. (T.-Maçka Etimoloji Sözlüğü, Kudret Emiroğlu, Sanat Kitabevi, Ankara, 1989)
Yöremizde “tuluma” “tulum-zurna” denilirdi. Kemençe, kemane adı ile yöremizde bilinir. Divan’da ikeme: Bir çeşit saz, kubuz gibi çalınan çalgı. (c. I s. 137)
Çuvaş Türklerinde karmani: Bir çeşit musiki aleti. (s. 61-Çuvaş Sözlüğü, H.Paasonen, Türk Dil Kurumu, İstanbul, 1950)
Kıpçakça ıklık: Üç telli, yayla çalınan saz. (Kıpçak Türkçesi, Kıpçak Türkçesi, Doç. Dr. Recep Toparlı, Erzurum,1993)
Kafkas Kumuk-Balkar Türklerinde kamança: Kemençe. (Kumuk ve Balkar Lehçeleri Sözlüğü, Gyula Nemeth, Çev. Kemel Aytaç, Kültür Bakanlığı, 1990)
Azerice Kamança: Yaylı müzik aleti. Ve kamane: Kemanın yayı. Farsçada “çe” küçültme ekidir. “Keman-çe”, “küçük keman” anlamında. Yine Divan’da “ça: Benzetme edatıdır.” Yanı “kemençe, kemana benzer” anlamını kazanmaktadır.
Farsçada kemançe: Kemençe, yayla çalınan, kemana benzer küçük bir çalgı. Farsçada kemane: Keman veya kemençe yayı. Altay Türklerinde cançak: Keman yayı.
Kemençe Türklerin tarafından uzun zamandan beri bilinir, değişik ad ve şekillerde Türk dünyasında çok eskilerden beri çalınır. (Türk Kültür Tarihine Giriş, Prof. Dr. Bahaeddin Ögel Kültür Bakanlığı, Ankara, 1991, cilt 9)
Kuman Türklerinde kemençe bir musiki aletinin adıdır. Doğu Karadeniz bölgesi (Trabzon sancağı) dahilinde de başta gelen çalgı aletinin kemençe olduğu bilinen bir husustur. (s. 350-XV-XVI. Asırlarda Trabzon Sancağında Sosyal ve İktisadi Hayat, Dr. M. Hanefi Bostan, Türk Tarih Kurumu, 2002)
Bölgeye Kumanlardan yadigar kalan bir isim de kemençedir. Kemençe, Kumanlarda şahıs ismi olarak da kullanılmıştır. 1290’da Macar kralı IV. Laszlo’yu öldüren Kumanlardan birinin adı Kemenche idi. Gagauzlar’da Kemençe kelimesi Keman olup, kemençe çalıp oynanan oyunun adı da horondur. (Trabzon Tarihi Sempozyumu, Trabzon Belediyesi Yayınları: 75, 1999)
Kemençe (musiki aleti) Kuman menşeli aile ve şahıs adlarındandır. (s. 37-Türk Devletlerinin Batıdaki varisleri, Prof. L. Rasonyı)
Kemençe, Macaristan’da Bey. (s. 98-Yukarı-Kür ve Çoruk Boylarında KIPÇAKLAR,
Fahrettin Kırzıoğlu, Türk Tarih Kurumu, 1992)
Rosanyi, Kemence, Kuman Türklerinde erkek ismi olarak da kullanılmıştır. Kumanların Lazları da içine alan bölgenin etnik oluşumunda etnik bir unsur oldukları da bilinen bir gerçektir. (s. 200-Türkiye’nin Etnik Yapısı)
Günümüze kadar tespit edilen Türk çalgıları arasına kemençe, kemane, kabak kemane, teneke kemane, kemançe gibi kemençe çeşitleri gösterilmektedir. (s. 86-Türk Halk Kültürü Araştırma Sonuçları II, Kültür Bakanlığı, 1994)
Kemençeyi oluşturan kulak, eşek, baş, tel yeri, kapak, boyun-sap, gövde-tekne, kaşlar, sağır, yay (sayta -saymaktan-), bam teli (Farsça) gibi kelimeler, menşei hakkında ön bilgi verme bakımından önemlidir.
Trabzon bölgesinde oynanan horonlardan “düz horon”un, Gökoğuz (Gagauz) Türkleri’nde de “düz horu” olarak oynandığı anlaşılmaktadır. (s. 350-XV-XVI. Asırlarda Trabzon Sancağında Sosyal ve İktisadi Hayat)
Karaçay-Malkarlar Türklerinde. Horur: Eski Karaçay Şaman törenlerinde dans eden genç kız. (s.221-Karaçay- Malkar Türkçesi Sözlüğü)
Kuman Türklerinde Horu: Sallanmak, yaylanmak. (s. 77-Kuman Lehçesi Sözlüğü, K. Grönbech, Kültür Bakanlığı, Ankara, 1992)
Kıpçakça urun-mak: Tepinmek, oynamak. (s.222-Kıpçak Türkçesi Sözlüğü, Doç. Dr. Recep Toparlı)
Gürcüce’de Horomi: Erkek dans adı, horon. Lazca horon, horoni. Rumca hora, horom. Rusça hor: Koro.
Divan’da orom: Ot kesimi, orum-bi: Bir orakta çıkarılan ot. Yöremizde horom: Kesilen otların bir çeşit sıkıştırılmış şekli. Azerice horum: Biçilen otların belli büyüklükte kümelenip bağ haline getirilmesi. Horon, şekil olarak çayırda yapılan işleri yansıttığı için orom veya horom kelimesinden gelmesi mümkündür. Çünkü her folklor, çevre şartlarından bire bir etkilenir.
Horon çeşitleri: Sıksaray, sallama, üçayak, atlama, düz horon, titreme, ağırlama, iki ayak, ters ayak gibi isimler Türkçe veya Türkçeleşmiş kelimelerdir.
Maçka’daki horonlar: Siksara, ağırlama, biçak oyunu, dirvana, gız horonu, düz horon ve sallama çeşitleri diye sıralamakta. (s.127-Trabzon-Maçka Etimoloji Sözlüğü, Emiroğlu)
Yunan kaynaklarında genişçe yararlanarak yazılan “Pontus Kültürü” kitabında, Of yöresinin oyunları şöyle: Düz horon, sıksara, hotsarı (Hotsarı, oynanmamak), körçek (köçek’ten), sallama, atlama, Dön Demirağa. (s. 172- Pontus Kültürü, Ömer Asan, Belge Yayınları, 2000) İşte çok ilginç Pontus horon isimleri! İşine gelen konuları evirip çevirerek ve
hayal sınırlarını azami zorlayarak (bir örnek “ule” kelimesi) (s.174-Pontus Kültürü, Ö. Asan) geniş açıklamalar yapılırken, yöre çalgısı kemençeyi oluşturan kısımlardan Rumca veya Yunanca tek kelime yazılamamıştır. (s.186-Pontus Kültürü, Ö. Asan)
Tulumdan ise tek cümle: O da; “eskiden çalınırmış”! (s. 186, Pontus Kültürü) Bitti. İşte yöremizde Pontus kültürünün temelini oluşturduğu iddia edilen kemençe, tulum ve horonun “Pontus kültürü”ndeki yeri!
Yöre ağzında Rumca kelimelerin çokça olması, Türkiye Türkçesi içinde bolca Yunanca kelimelerin bulunması ama horon çeşitleri arasında yöremizde tek Rumca horon isminin bilinmemesi ve tulum ve kemençeyi oluşturan parçalar içinde bir Rumca kelimenin olmamasının izahı nasıl yapılacak? Kimileri, kemençenin Yunanistan’da çalındığını ve benzer oyun veya giyimlerin aynı olduğunu icat bulmuş gibi söylerler. Orada çalınan kemençenin ve oynanan horonun hiç birini değil Yunanlılar, İstanbul’da, İzmir’de veya Anadolu’nun başka yerlerinde yaşamış ya da göç etmiş Rumlar dahi bilmezler. Yalnız Karadeniz bölgesinden gidenler, bölgemizden aldıkları kültürü Yunanistan’a taşımışlardır. Dolayısıyla kemençenin Yunan kökenli olduğunu iddia etmek ya cahilliktir ya hainliktir.

Osman Coşkun

“Her Yönüyle
İKİZDERE”
Kitabından alınmıştır