KÜÇÜKKUYU-ZEUS ALTARI-ADATEPE

KÜÇÜKKUYU

Assos Behramkale’den çıkıp sahil yolunu izleyerek Küçükkuyu’ya çıkabilirsiniz. ( Assos sayfasına bakınız. )

Yol zeytinlikler arasından çok güzel bir manzara eşliğinde ilerliyor. Sağda solda "satılık zeytinlik" tabelaları. Akçay - Altınoluk tarafını tüketmeye başlayan yazlık evler buralara doğru hamle etmeye başladılar. Büyük taarruz doğayı yiyip bitirmeden gidip görmekte yarar var.

Küçükkuyu kumsallı plajları, henüz yazlık ev kooperatiflerinin taarruzuna direnebilen sessiz güzelliği ile tam ve kesin bir dinlenme için seçilebilecek yerlerden. Çevredeki tarihi yerlere yapılacak gezilerden sonra sakin bir akşamın keyfini çıkarırsınız.

ZEUS ALTARI,

ADATEPE VE

YEŞİLYURT

Küçükkuyu Petrol Ofisi’ni İzmir’e doğru geçince köprünün yanından sola döneceksiniz. 3 km’lik kötü bir yoldan tırmandığınızda sağa, denize doğru dönüp ilerlerseniz çamlar arasında Zeus Altarı’na ulaşacaksınız. Tarihi kalıntının yanında her nedense gene bir sürü çaput bağlanmış olduğunu göreceksiniz. Çaput dediğimize bakmayın, ağız alışkanlığı ile söylüyoruz. Artık "yatırlara" çaput yerine naylon poşetlerden yırtılan parçalar bağlanıyor. Çağımızda insanların duyguları da naylonlaştı anlaşılan.

Zeus Altarı çevrede kazı yapılırsa çok şey bulunabileceğine işaret ediyor. Ama kazı yapılmamış. Yörenin tepeden ovayı ve denizi gören manzarası çok güzel. Yanınızda bir şeyler götürürseniz piknik de yapabilirsiniz. Kışın, çok yağmurlu havalarda otomobille gitmeyin. Yol çok bozuluyor ve Altar’a kadar ulaşamıyorsunuz. Yürümeniz gereken bölüm de çamur içinde.

Zeus Altarı’na dönmeyip hafif sola doğru devam ettiğinizde Adatepe Köyü’ne varıyorsunuz. Köy bölgeye yerleşen büyük kentlilerin gözde yerlerinden biri. Özellikle İstanbul’dan gelenler köy evlerini satın alıp restore ediyorlar. 300 hanenin üzerindeki köyde evlerin üçte biri satılmış. Köy SİT alanı, evler de 2. derecede koruma altında. Bu nedenle eski mimariye sadık kalmak zorunlu. Etrafı çamlık, mezarlığı selvilerle süslü ve serin esintili köyde sonradan gelenlerin bir bölümü yaz kış oturuyor.

Köye kadar çıkmışken ve karnınız da acıkmışsa Villa Antalyalı isimli köy evine uğrayın. Çerkez mantısı ve ev turşusu, Villa Antalyalı’nın spesiyalitesi. (0.286. 752 66 17)

Kazdağı eteklerindeki bir başka eski yerleşim de Yeşilyurt. Eski ismi Büyük Çetmi olan 90 haneli köyün 200 kişilik nüfusu var. Tıpkı Adatepe’de olduğu gibi, Yeşilyurt’un eski taş evleri, dışarıdan gelenlerin, hatta yabancıların gözdesi. Bir mülk edinme yarışıdır gidiyor. Köy halkının çoğunluğu yörük. Yörükler çoktan göçerliği unutmuş. Yörenin haklı şöhreti olan zeytincilikle geçiniyorlar. Küçükkuyu’dan sadece 3 km uzaklıktaki köyün temiz ve dinlendirici havası, özellikle orta ve üst yaş konukları cezbediyor. Köyde konaklama olanağı da var. Çetmihan Motel, bölgenin kendine has, yazın serin, kışın sıcak tutan kaba kesme taşlarından yapılmış. (0.286. 752 61 69) Otel yönetimi çevre gezilerinde size yardımcı olacaktır. Off-road meraklıları ve mevsiminde avcılar için de tavsiye edilir.

Mıhlıçay

Küçükkuyu’dan Altınoluk’a giderken Çay Pazarı, Selton tesislerini göreceksiniz.

Kaz dağlarına trekking yapmak istiyorsanız eğer, bu nokta çıkış noktanız olacak. Kaz dağlarından denize inen çok sayıda çaydan biridir, Mıhlıçay. Ve yürüyüş güzergahımız bu çay çevresini kapsayacak.

Selton tesislerinin yanından içeri giren stabilize yol 5 km kadar aracınızla ilerlemenize imkan sağlıyor. Ama ondan sonrası patika ve yürümek gerekiyor. Patika yol önce Başdeğirmen mıntıkasına getiriyor. Rumlardan kalma bir değirmen, restore edilmiş. Değirmen taşları ve su yolları olduğu gibi duruyor. Değirmen hakkında bekçisinden bilgi alabilirsiniz.

Değirmenin karşısında ise kemerli bir köprü var ve üzerinden geçiyorsunuz. Romalılardan kalma köprü, Truva’ya giden antik yolun Mıhlıçay üzerindeki tek geçiş noktasıymış. Şimdi trekkingcilere ve zeytincilere yol veriyor. Çevresi çam, çınar, zeytin, tesbih, defne, incir, ayva, armut ağaçları ve kekik-böğürtlenle dolu dolu Mıhlıçay’a üretme çiftliklerinden alabalık ve sazan yavruları bırakılmış. Çiftlik balıkları doğal ortamda büyüyüp türlerinin ana özelliklerine dönmüş ve çiftlik balıklarında olmayacak kadar lezzetlenmişler.

Değirmenden yukarı yol yok. Dere içinden, kıyısından, bazen de kayalar üzerinden akış yönüne doğru ilerliyorsunuz. Kademe kademe yükselirken önünüze irili ufaklı şelaler çıkıyor. Ve sonunda yüzülebilir çap ve derinlikte bir göletle karşılaşıyorsunuz. Ama asıl güzellik gölün arkasında gizli. 15-20 metre ilerleyince dik kaya-duvarlarla çevrili bir odaya giriyorsunuz sanki. Ve kulaklarınızı uğuldatarak göle dökülen şelale karşınızda duruyor.

Gölün derinliği neredeyse 30 metre. Tabanın koyulaşan rengi ürkütücü. Maceracı gençler 15-20 metre yükseklikteki kayadan gölün buz gibi sularına atlıyorlar.

Yazın sıcak günlerinde göle girip, şelale altında bir süre kalabilirsiniz. Suyun yazın da buz gibi olduğunu unutmayın.

Mıhlıçay’a grupla gitmek isterseniz, Kazdağlarını karış karış bilen yöresel rehberlerden yardım alabilirsiniz. Bölgeye seyahat acentaları trekking turları da düzenliyor. İlgili acentalar için Trekking Bölümü’ne bakınız