Ankara ve Çevresi / ANKARA
M.Ö. 3. yüzyılda Galatlara, daha sonra Frigyalılara da başkentlik yapmış, tarih öncesi çağlardan bu yana yerleşim alanı olmuş topraklar üzerinde bulunması ve ülkenin günümüzdeki başkenti olması

nedeniyle Ankara bir anıtlar, heykeller, büyük yapılar kentidir.

Ankara Cumhuriyet öncesinde bir kasaba görünümündeydi. İstiklal Savaşı sırasında ve Cumhuriyetin ilk yıllarında da bu görünümü pek değişmedi. Kasaba değil Başkent olmuştu ama 30 bin nüfuslu bir küçük kentti gene. 1920’de TBMM açılıp da üyeler Ankara’ya geldiklerinde şehirde kalacak yer bulmakta zorlandılar. Sonra diplomatlar geldi başkente ama onlara servis verebilecek lokanta ve oteller açılsa da ayakta kalmaları zordu. Devlet desteği ile ayakta duruyorlardı.

Cumhuriyet Türkiyesi, ilk çağlardan bu yana yerleşim alanı ve bir çok uygarlığın merkezi olmuş, ülkenin neredeyse tam ortasında yer alan Ankara’yı seçmişti başkent olarak, Türkiye devletinin kalbi burada atıyordu.

Şimdi Ankara beş milyonluk bir metropol. Meclis ve hükümet burada. Bakanlıklar, genel müdürlükler, üniversiteler; opera, bale tiyatro gibi devlet organizasyonu sanat kurumları burada. Sanırız dünyada hiç bir kent bu kadar kısa sürede bu kadar büyük değişim geçirmemiştir.

Günümüz başkenti adını İlkçağ söylencelerinden alıyor.Gemi çıpası kökeninden gelen Ankyra adının bir aralık Hitit çivi yazılı belgelerinde Ankuva olabileceği de yanlışlıkla ileri sürülmüştü.

Kentin çevresinde yüzey araştırmalarında Paleolitik Çağa inen el aletleri bulundu. Mustafa Kemal’in kazılarıyla ilgilendiği Ahlatlıbel, kentin güneyindeki önemli bir Eski Tunç Çağı yerleşimiydi. Anıtkabir’de elegeçen tümülüs buluntuları ile Bahçelievler buluntusu kabartmalar yöredeki Frig egemenliğini kanıtlarlar. Anıtkabir tümülüs kazılarından elegeçen Frig dönemi kap kacak, Orta Doğu Teknİk Üniversitesi Müzesi’nde sergileniyor. Hellenistik çağda Anadolu’ya giren ve önemli bir sorun yaratan Galatlar, Roma ve bağlaşığı Bergama Krallığı tarafından Ankara çevresine zorunlu iskan edilmişlerdi. Eyaletin düzenlenmesiyle bölge, Galatya adını aldı. İncil’de Galatlar’ın Roma egemenliği altında bulunuşu, "inanların ancak İsa’ya sığınmasıyla kurtuluşa erebilecekleri" yollu bir söylemle "Galatyalılar’a" başlıklı betikte yeralmıştır. Bununla savaşçı ve hoşnutsuz Galatlar’ın Roma yönetiminden kaçışı Hıristiyanlık’ta aramaları güdülenmişti. Augustus döneminde , İ.Ö. 25 yılında Roma egemenliğine giren bölgenin ortaçağlarında beliren Ankara Kalesi, 1147’de Türklerin gelişine dek bir savunma hisarı olarak görev yaptı.

Anıtlar ve Heykeller Kenti

Tarih öncesi çağlardan bu yana yerleşim alanı olmuş topraklar üzerinde bulunması ve ülkenin günümüzdeki başkenti olması nedeniyle Ankara bir anıtlar, heykeller, büyük yapılar kentidir. Kent son yıllarda yeniden biçimlenmiş, gri kabuğunu hızla atarak çok renkliliğe geçmiştir. Ankara’ya son 4-5 yıldan önce gitmişseniz şu sıralar bir daha gidin. Gerçekleştirilen hızlı değişimden etkilenecek; yeşil, temiz, büyük bir kentte ulaşım güçlüğü çekmeden dolaşacak, gösterişli restoranlarında, barlarında eğlenecek, doyurucu, güzel bir tatil geçireceksiniz.

Ankara’yı anlatmaya eski kent bölümünden başlayalım. Kentte iki büyük merkez var. Ulus ve Kızılay. Bu iki odaktan dağılır Ankara ve bu iki odağa toplanır tekrar. Ulus’da ya da Kızılay’da durup beklerseniz mutlaka bir çok tanıdığınızı görürsünüz. Hem de bir saat içerisinde. Çünkü Ankaralıların çoğu devlet dairelerinde çalışırlar ve herkes aynı saate çıkar işinden. Bu Ankara’yı sıcak yapan, dost yapan özelliklerinden biridir. Kentin büyüklüğü oranında bir sanayisi de yoktur. Sanayi daha çok Kırıkkale’de yoğunlaşmıştır. Kırıkkale’nin il yapılıp Ankara’dan ayrılmasıyla sanayi de bir "ek gibi" durduğu Başkentten ayrılmış oldu.

Ankaralılar geceleri dışarıda olmayı pek sevmezler, hele sokaklarda olmayı hiç sevmezler. Bir lokantada oturulacaksa gece, lokantaya gelinir, oturulur ve çıkınca hemen otomobile, taksiye binilip eve gidilir. Sokaklarda, caddelerde yürünmeden gidilir.

Ankara’da yetişenler, sonradan ayrılsalar da kentlerini bir türlü unutamazlar, hep özlerler, kokusunu duyarlar ve ama nedenini bilemezler bu özlemin. Ankara özlenir de insanlar gene de pek Ankaralı hissetmezler kendilerini. Sanki "Ankaralılık" diye bir şey yoktur.

Tarihi Kent

Tarihi Kent Eski Ankara Ulus çevresindedir. Türkiye’nin en önemli müzeleri de burada bulunur. Çevrede Selçuklu ve Osmanlı döneminden kalma bir çok cami, türbe, medrese, hamam yapıları vardır.

Augustus tapınağı

Augustus Tapınağı Roma dönemi eserlerindendir. Hacı Bayram Camii ve Türbesi’nin bitişiğinde bulunan tapınağın adı Roma kaynaklarında "İmparator Augustus ve Tanrıça Roma Tapınağı" olarak geçmektedir. Hellenistik çağın sonunda Ankyra’nın olasılıkla en görkemli düzlüğü/akropolisi üstünde yeralıyordu. Yapı, mimar Hermogenes’in yarattığı çift yalancı sıra sütun dizili biçimde tasarlanmıştı. 150 yılında eklenen İyon sütun dizisi ile yapı dıştan kuşatıldı. Buna göre 8x15 sütunlu bir tapınak görünümü kazandı. Son değişiklikleri ise Bizans döneminde geçirdi. Günümüzde cella/naos duvarları neredeyse eksiksiz izlenen tapınağın Augustus’a ve tanrıça Roma’ya adanmasından önce yerinde Men ve Kybele’ye sunulmuş bir başka tapınak bulunuyordu. Yapının taşrada yükselen alımlı bir yapı olmasının ötesinde değeri, pronaosunda bulunan Latince ve güney duvarına kazınmış Yunanca yazıtlardan gelir. Tanrı Augustus’un İşleri/Res Gestae Divi Augusti başlıklı metin, imparatorluğun kurucusunun yaptığı işlerin tam dökümünü verir.

Roma Hamamı

Çankırı Caddesi’nde Maliye Okulu’nun yanında bulunan Büyük Roma Hamamı da öyledir. Ama hamamın kalıntıları bir höyük altında kaldığından günümüze oldukça iyi durumda ulaşmıştır. M.S. 211-217 yıllarında, taş ve tuğla kullanılarak yapılmış ve yapımından sonra çeşitli onarımlar görerek 10. yüzyıla kadar kullanılmış olan Hamam 80 x 130 metre boyutlarındadır. Spor alanı, soğukluk, sıcaklık, soyunma bölümleri ve yüzme havuzundan oluşur.

Roma İmparatoru Julianus’un kente gelişi onuruna yaptırılmış olan Julianius sütunu, üzerinde yivler bulunan 15 yuvarlak taşın üstüste yerleştirilmesiyle yapılmış, sade işlemelerle süslü bir sütundur.

Eski kentte bulunan bir çok Selçuklu ve Osmanlı eseri de var kuşkusuz. Kalede, Aktaş Sokağı ile İçhisar Sokağı’nın birleştiği köşede bulunan Alaaddin Camisi bu yapıların en eskilerinden biridir. Ceviz ağacından oymalı minberi Selçuklu oymacılığının en güzel örneklerindendir.

Hacı Bayram Türbesi de içinde Hacı Bayram ve yakınlarına ait 8 sandukanın bulunduğu ünlü bir ziyaret yeridir. Kırmızı Ankara taşından yapılmıştır. Önyüzü beyaz mermerdendir.

ETNOGRAFYA MÜZESİ

Türk sanat eserleri ve etnografik malzemelerin sergilendiği zengin bir müzedir. Müzenin kütüphanesi ve arşivinde de çok değerli eserler bulunuyor.

ANKARA KALESİ

Dik yamaçlar üzerine kurulmuş olan Ankara Kalesi bir kartal yuvasını andırır. İç ve dış kale surları Bizans döneminden kalmadır. Hatip, Çubuk ve İncesu çaylarının buluştuğu noktanın yanındaki ovanın doğusunda Ankara’ya egemen bir tepenin üzerinde kuruludur. Geniş bir alana yayılmış olan 20 kuleli Dışkale’den günümüze çok azı ulaştı. Yaklaşık 43.000 metrekarelik bir alanı kaplayan İçkale ise fazla bozulmadan günümüze ulaşmıştır. İçkale surları üzerinde 42 kule vardır. Sur duvarlarının alt bölümleri mermerden, üst bölümleri ise Ankara taşından yapılmıştır. Kale içindeki Alaaddin Camii çevresine yapılan evler zamanla kentin çekirdeğini oluşturmuştur.

ESKİ ANKARA EVLERİ

Kaleiçi Mahallesi’nde bulunan eski Ankara evleri, sur duvarları ile çevrili dar ve dik bir alanda konumlandıkları için, planları dar alanlardan en çok faydalanmayı gözeterek yapılmış. İki ya da üç katlı olarak ahşap, kerpiç ve tuğladan inşa edilmişler. Arazi yapısının düz olmaması, alt kat planlarının da düzgün olmamasına yol açmış, ama üst katlar cumba tipindeki çıkıntılarla düzgün bir plana kavuşturulmuş.

Alt katlar kışlık olarak, kalın duvarlı ve küçük pencereli yapılmış, üst katlar ise yazlık olarak ince duvarlı ve havadar yapılmış. Geniş saçaklar ve "Cihannüma" denilen yazlık odalar Ankara evlerinin belirleyici özelliklerinden. Ahşap tavan süslemelerinde geometrik kompozisyonlar kullanılmış.

Kaleiçi’nde Boyacızade Konağı’nın sahipleri bu ata yadigarı konağı restore ederek kullanıma açmışlar. Köy ekmeği, mantı ve lezzetli Türk yemekleri, iyi şarapları var. Eski Ankara çevresinde lezzetli Osmanlı yemekleri yiyebileceğiniz tarihi, temiz ve özenli lokantalar var. Denizciler Caddesi’nde Adliye yakınındaki Boğaziçi Lokantası bunlardan. Ulus’tan yeni Ankara’ya doğru yola koyulmadan bir de Akman Bozacısı’na uğrayın. Ulus meydanındaki çarşının avlusundadır ve nefis bozası vardır.

KIZILAY’A DOĞRU

Ulus’u Kızılay’a bağlayan Atatürk Bulvarı boyunca Kızılay’a doğru ilerleyelim. Gençlik Parkı, üzerinde sandalla, su bisikletleriyle gezilebilen büyük havuzu, lunaparkı, restaurant, buz pateni sahası ve havuz kenarı çay bahçeleri ile uzun zaman kent içindeki en önemli eğlence ve dinlenme yeriydi. Yeni açılan Altınpark, Seymenler Parkı gibi parklarla eski önemi azaldıysa da, özellikle büyük lunaparkı küçük, büyük tüm ziyaretçilerin ilgisini çekiyor. Büyük Opera binası, Radyoevi, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Zafer Anıtı yol üzerinde önümüze çıkacak tarihi ve anıtsal zenginlikler. Çok eski tarihlere dayanmasa da kentin eski yapısı bütün "imar" heveslerine rağmen oldukça iyi korunabilmiştir.

Yıkımdan kurtulamayan ve alana adını veren Kızılay binasının tarihe karıştığı Kızılay’a geliyoruz. Yol boyu at kestanesi ağaçları ve ağaçların üzerlerini meyveler gibi dolduran kent alışkını serçeler süsler Kızılay’ı. Kızılay, ışıklı vitrinleri, kitapçıları, güzel pastaneleri, sandviççileri ve de özellikle Sakarya Caddesi ile, yeni alışveriş merkezleri açılmadan önceki en önemli çarşısıydı Ankara’nın. Artık yenilerinin yanında sönük kalsa da Gökdelen’in önü de en gözde buluşma yerlerindendi. Gökdelen’deki Set Kafeterya’ya çıkılır lezzetli yemekler yenir, soğuk bira içilirdi. Şimdi yeniden yapılanan Ankara’da Sakarya Caddesi, taşıtlara kapatılarak tam bir ---if alanı haline getirilmiş. Çiçekçiler, balıkçılar (deniz yoktur ama balık hep çok tazedir Ankara’da, Sakarya’da en güzelleri satılır), sandviççiler, dönerciler, biracılar, el işi hediyelik satılan sergiler dizili yol boyu. "Genç kuşaklar son yıllarda Ankara’nın ‘resmi’ havasını değiştirmeye mi başladılar, Başkent bu değişime ayak diremeyecek mi?"sorusu akla geliyor artık. Sakarya’da Körfez gibi, İskele gibi yemeklerinin ve mezelerinin lezzeti, rakılı akşamlarının güzelliği ile ünlü lokantalar da bu caddede yer alıyor.

VE ÇANKAYA...

Büyük Millet Meclisi’ni geçtikten sonra son zamanların yeni alışveriş ve gezinti merkezlerinden biri olan Tunalı Hilmi’ye geliyoruz. Burası modern mağazalar, restaurantlar, pastanelerle dolu uzun bir cadde. Ankara’ya gidip de Tunalı’ya, oradan da Çankaya’ya çıkmadan olmaz. Çankaya’ya çıkmalı ve neredeyse bütün Ankara’nın tepeden görülebildiği, artık seyir terası haline gelmiş yerden gece ışıklarını seyre dalmalı, Atakule bile bu seyir alanının yerini alamadı.

Ankara’da hem eğlenip, hem dinlenip, hem de alışveriş yapabileceğiniz iki büyük iş ve alışveriş merkezi var: Karum ve Atakule. Atakule’de 155 mağaza var, bir de Dreamland eğlence merkezi. 125 metre yüksekliğindeki kuleye dış yüzleri tamamen cam olan asansörle, çevreyi seyrederek çıkabilirsiniz. Turunu 2 saatte tamamlayan kulede, açık seyir terası, restaurant ve cafebar var. Karum da 382 mağazası ile bol seçenekli ve ---ifli bir alışveriş olanağı sunuyor müşterilerine.

Buralara kadar çıkmışken Dikmen Vadisi’ne de uğramalı. Vadi, ilk projedeki gibi boydan boya yeşile bürünüp göletlerle donatılmasa da, geniş bir alanı kaplayan parklarla, havuzlarla etrafını çepeçevre kuşatan beton bloklara inat biur ferahlık yarattı. Özellikle yaz geceleri Ankaralılar Dikmen Vadisine akıyor.

Ankara merkezi, çevresini saran bozkırın tersine yeşil bir kent artık. Kişi başına düşen yeşil alan miktarı da gün geçtikçe artıyor. Çankaya-Dikmen çevresindeki parklar bunun en güzel örnekleri.

Anıtkabir

Türk mimarlarının üstün bir eseri olan Anıtkabir kent merkezinde, kaleden sonraki en yüksek tepe olan Anıttepe (Anıttepe Frigler tarafından yapılmış yığma bir tepeymiş - tümülüs-) üzerindedir.

Ritmik kolonadların oluşturduğu büyük tören alanı ve tören yolundan sonra Anıtkabir’e geniş bir merdivenle çıkılır. Merdivenin iki yanında 10 metre yükseklikte kuleler vardır. Kulenin önündeki üç ayrı heykel topluluğu Atatürk’ün ölümünden duyulan acıyı anlatır. Kulelerin arasından 250 metre uzunluğundaki Aslanlı Yol’a girilir. Bu yolda 24 Hitit aslanı heykeli vardır. Yolun bitiminde iki kulenin arasından Zafer Alanı’na geçilir. Bu alanın üç tarafı galeriyle çevrilidir ve çevresinde sekiz kule vardır. Aslanlı Yol’dan Zafer Alanı’na girildiğinde, alanın solundaki bölümde Atatürk’ün mozolesi yer alır. Anıtkabir çevresinde çok sayıda Fryg tümülüsü bulunmaktadır. Bunlardan üçü kazılmış ve buluntular Ortadoğu Teknik Üniversitesi Müzesi’nde sergilenmektedir.

Kent merkezindeki Güven Anıtı, Ulus Cumhuriyet Anıtı, Mimar Sinan Heykeli kenti süsleyen diğer anıtlardan bazılarıdır. Ankara’nın heykel geleneği bugün genç heykeltraşlara yaptırılan "Kaldırım Heykelleri" ile, modern bir anlayışa dönüşerek sürüyor.

ATATÜRK ORMAN ÇİFTLİĞİ

1925’de Atatürk tarafından 102 bin dekarlık bir alanda kurulan çiftlikle lokantalar, çay bahçeleri ile Türkiye’nin tek büyük ve bakımlı hayvanat bahçesi vardır. Pazar günleri, çevresi önü satıcılarca panayır yerine dönüştürülse de serçe, kedi ve köpek dışında neredeyse hiç bir hayvanı görmeyen kent çocukları, hatta büyükler için ilginç olabilir.

ANADOLU MEDENİYETLERİ:

Anadolu Medeniyetleri Müzesidünyanın en önemli müzeleri arasında yer alır. Ankara Kalesi’nin eteğindeki 15. yy. Osmanlı yapısı bedestenin on kubbeli büyük salonu ve salonu çevreleyen dükkanlar teşhir salonu olarak dü

zenlenmiştir. Müzede Paleolitik çağdan kalma aletlerden ve duvar resimlerinden başlayarak insanlığın gelişimi adım adım izlenebilir. Müze Pazartesi dışında her gün 09-17 saatleri arasında ziyarete açık