TEKSTİLDE AR-GE ÇALIŞMALARI

TEKSTİLDE ARGE
Küreselleşen dünyamızda sektörel bazda ARGE yapmak bir zorunluluktur. Özellikle bilinçli bir şekilde yapılan, faydalı sonuçlar doğuran ARGE çalışmaları rekabet gücünü artırıcı bir özellik taşımaktadır.
Teknoloji tabanındaki değişime paralel olarak üretimin teknoloji içeriği de (muhtevası) giderek artıyor. Teknoloji, kol gücünü bütünüyle, beyin gücünü kısmen ikame eden, diğer bütün üretim faktörlerini de (üretim araçlarını, ham maddeleri) önemli ölçüde değişime uğratan bir üretici güç olma yolundadır ve bu niteliğiyle, üretim faktörleri arasındaki nispî önemi de giderek artmaktadır.
Bu değişim sürecinde, teknolojiye ve çağımız teknolojisinin kaynağı olan bilime egemen ülkeler, sanayi başta olmak üzere, bütün ekonomik etkinlik alanlarında mutlak bir üstünlük elde etme yolundadırlar. Kısacası, teknoloji, ulusların rekabet üstünlüğünün tek anahtarı haline gelmiştir. Dolayısıyla da dünya nimetlerinin yeniden paylaşılmasında ve toplumsal refahın yükseltilmesinde bilim ve teknoloji alanındaki üstünlük belirleyici olmaktadır.
Teknolojiyi üretmeyen ülkelerin teknolojiyi taklit etme olanakları artık kalkıyor. Çünkü, DTÖ anlaşması, patent ve benzeri zihinsel mülkiyet haklarının korunmasını, bütün dünyada güvence altına alan bir hukuk düzenini de birlikte getirmektedir. Zira, teknolojiye egemen olmayan ülke kökenli firmaların, iç ve dış pazarlarda rekabet edebilmek ve ayakta kalabilmek için ihtiyaç duyacakları teknolojilerin transferindeki muhatapları bu dev firmalardır.
Gümrük duvarlarının ve geleneksel korumacılığın giderek kalktığı bir dünyada rekabet edebilmek için asıl belirleyici olan, yeni ürün ve üretim yöntemleri, yeni yönetim teknikleri ve yeni teknolojiler geliştirmeye yönelik, bütünsel bir yeteneğin kazanılmış olmasıdır. Üretici firmaların, kısaca inovasyon yeteneği olarak anılan bu yeteneği kazanabilmeleri ise, ancak, kendilerinin de somut yeni bir ürün ya da üretim yöntemi, yeni bir sistem geliştirmek ya da mevcutlarını iyileştirmek üzere ARGE'ye başlamalarıyla mümkündür. Özetlenen küresel süreçler çerçevesinde, teknolojiye ve çağımız teknolojisinin kaynağı olan bilime egemen ülkeler, sanayi başta olmak üzere, bütün ekonomik etkinlik alanlarında mutlak bir üstünlük elde etme yolundadırlar.
Kısacası, teknoloji, gerek uluslar düzeyinde gerekse mal ve hizmet üretiminde bulunan kuruluşlar düzeyinde olsun, rekabet üstünlüğünün tek anahtarı haline gelmiştir.
Dünya Tekstilinde ARGE
Esasen tekstil sektörü emek yoğun bir sektör olduğundan ARGE çalışmalarına ayrılan kaynakların toplam satışlara oranı diğer sektörlere göre daha düşük seyretmektedir. Yurtdışında ARGE çalışmaları genellikle teknik tekstil sanayinde yeni bulunan yada varolan ileri materyallerin tekstil uygulamalarına adapte edilmesi ve bunların özelliklerinden faydalanmak suretiyle gerçekleşmektedir. Bu yeni materyaller yüksek değer katması ile tekstil malzemelerinin fonksiyonel gelişimi artırmaktadır, tekstil endüstrisinin gelecek nesli ile ayırım noktasında bile, talebe uygun olarak planlanan üretim boyunca yeni alanlardaki uygulamaların gelişmesi için büyük umutlar vardır.
Günümüzün gelişmiş ekonomilerinde, tekstil endüstrisi, günümüz çok amaçlı tekstillerin seri üretimden, avantaj olarak bilgi yoğun yüksek teknolojilerinden faydalanan fonksiyonel tekstil etrafında odaklanan personalize sofistike yüksek değer katılımı ve yüksek kaliteli tekstiller ve tekstil malzemeleri üretimine geçiyor.

Türkiye'de ARGE
Türk tekstilinde ARGE çalışmalarını ölçmek için önce Türkiye'nin genel ARGE istatistiklerine bakmak gerekir.
Araştırma ve Geliştirme çalışmalarının gayri safi milli hasılaya oranı 1995 yılında 1990 yılına göre artış göstermekle beraber, 1991'deki binde 5,3 değerinden 1996 yılında binde 3,8 değerine düşmüştür(Şekil 2.C). Bu değer Japonya ve ABD'de %2,5-3, Fransa'da ve Almanya'da %2-2,5, İtalya, Avusturya, Kanada'da %1-1.5, Yunanistan, İspanya, Portekiz'de %6-9 civarındadır. Satın alma gücü paritesi cinsinden baktığımızda ise Türkiye'de kişi başına ARGE harcaması 1991 yılındaki 25$ olan değerinden 1995 yılındaki 21,1$ değerine inmiştir. Gene de 1995 yılına 1994 yılındaki 19,1$ değerinden 2$ kadar artış göstermiştir.
Değerlerden de anlaşılacağı gibi Türkiye'de ARGE 'ye ayrılan kaynaklar bir yıl önceki değerlerine göre büyük farklılıklar gösterebilmektedir. Bunun sebebi ise, Türkiye'de ARGE harcamalarının büyük bir çoğunluğunun devlet tarafından yapılıyor olması ve devletin harcamalarında politik ve ekonomik şartlara göre düzensizlik görülmesidir. Türkiye'de ARGE harcamalarının 1995 yılı değerlerine göre %69 'u yüksek öğretim kuruluşları tarafından, %7,4 'ü kamu kuruluşları tarafından ve geriye kalan %23,6 ' lık kısmı Ticari kurumlar tarafından yapılmaktadır (Şekil 2.B). Bu oran diğer dünya ülkeleriyle karşılaştırıldığında oldukça düşük seviyelerdedir (Şekil 2.A). DİE verilerine göre 1994 yılında Tam Zaman Eşdeğeri (TZE) olarak 16 899 araştırma personeli, 1995 yılında ise 18 489 araştırma personeli olduğu hesaplanmıştır. Sonuç olarak Türkiye'nin ARGE harcamalarının büyük bir kısmını personel harcamaları oluşturmakta ARGE çalışmalarının verimli yürütülmediğini göstermektedir.
Küreselleşen dünyada artık bilim ve teknolojiyi yöneten ülkeler söz sahibi olmaktadırlar. Bu ihtiyaçtan dolayı 1993 yılında BTYK (Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu) toplanarak, Türkiye'nin 1993-2003 bilim politikasını oluşturmuşlardır. Bu politikayla Türkiye'nin, sanayileşmiş ülkeler ve yeni sanayileşen ülkeler gibi, başta enformatik (bilişim) ve ileri malzeme teknolojileri ile biyoteknoloji olmak üzere, çağımızın jenerik teknolojilerinde yetenek kazanması gerektiğinin altı çizilmiş ve on yıllık dönem sonunda, bilim ve teknoloji göstergeleri açısından ulaşılması öngörülen hedefler sıralanmıştır. Bu amaçları şöyle özetleyebiliriz: İktisaden faal on bin nüfus başına 7 olan, tam zamana eşdeğer araştırmacı sayısının 15'e çıkarılması; Araştırma-Geliştirme (ARGE) harcamalarının gayri safi yurtiçi hasıla içinde % 0,33 olan payının % 1'e çıkarılması; Ülkemizin, evrensel bilime katkı açısından, dünya sıralamasında 40. sırada olan yerinin 30.'luğa yükseltilmesi; ve özel sektörün, toplam ARGE harcamaları içinde % 18 olan payının % 30'a çıkarılması bu hedeflerden başlıcalarıdır.
Bu kararlarla, Türkiye'nin bilim ve teknoloji yeteneğinin hangi somut temeller üzerinde yükseltilebileceğine işaret edilmekte ve Türkiye'yi, bilim ve teknoloji üretiminde yetkinleşmiş; üretilen bilim ve teknolojiyi hızla ekonomik ve toplumsal faydaya dönüştürebilme -inovasyon- becerisini kazanmış bir ülke haline getirebilmenin yollarını gösterilmiştir. Bilim ve teknoloji atılımını başarabilmek için, bilim ve teknolojinin yaratıcısı olan beyin gücünü üretmek, bunun içinse, eğitim-öğretim sistemimizi geliştirmek, bilim ve teknoloji ile barışık bir toplum yaratmak zorunda olduğumuzun önemle belirtildiği bu kararda, ülke kaynaklarının tahsisinde birincil önceliğin eğitim-öğretim ve araştırma-geliştirmeye verilmesi istenmektedir.
BTYK, Türkiye için yedi atılım alanı belirlemiştir. Bunlar,
• Türkiye'yi geleceğin enformatik toplumuna taşıyacak olan Ulusal Enformasyon Şebekesi ile bu şebeke üzerinden sunulabilecek Telematik Hizmetler Ağının kurulması
• Uluslararası arenada rekabet üstünlüğü kazanmanın olmazsa olmaz koşulu haline gelen, Esnek Üretim ve Esnek Otomasyon Teknolojilerine ülke sanayiinin uyarlanması
• Demiryolu sisteminin Hızlı Tren Teknolojileri bazında yenilenmesi ve şehir içi ulaşımda raylı sistemlerin geliştirilmesi
• Uzay ve Havacılık Sanayileriyle Savunma Sanayiinde, alan ve ürün seçiminin itmesine dayalı bir sınaî yatırım ve gelişme stratejisi izlenmesi
• Gen Mühendisliği ve Biyoteknolojide ARGE üzerinde odaklanma; GAP vb.. projeleri baz alan açılımlar;
• Çevre Dostu Teknolojiler, Enerji Tasarrufu Sağlayıcı Teknolojiler ve Çevre Dostu Enerji Teknolojileri üzerinde odaklanma ve uygulama alanlarını ülke çapında hızla geliştirip, genişletme
• İleri Malzeme Teknolojilerinde, diğer atılım alanlarını destekleyici yönde ARGE ve uzantısındaki sınaî yatırımlar
olarak sıralanmıştır.
Bu atılımların öne çekilmesinin diğer bir somut nedeni, bunların, jenerik teknoloji alanlarında yetenek kazanabilmenin, göreceli olarak, çok daha somut bir zeminini oluşturmaları; yaparak-uygulayarak öğrenme açısından sunacakları geniş olanaklar ve bu atılımlar zemininde kazanılacak teknoloji yeteneğinin, ekonominin diğer yatırım ya da faaliyet alanlarına da aktarılabilme, bu yetenekten o alanlarda da geniş ölçüde yararlanabilme imkânıdır. Bu imkân, önerilen atılımların jenerik karakterde olmasından ve bu karakteristik özellikleriyle de diğer alanlar için lokomotif görevi görecek olmalarından kaynaklanmaktadır.
ARGE teşvikleri
Türkiye'de yukarıda özetlenen politikalar ışığında Dış Ticaret Müsteşarlığı (DTM), özel sektörün ARGE çalışması sonucunda ürettiği kendi teknolojisini kullanarak ihracatını artırmasını hedefleyen Araştırma-Geliştirme (ARGE) yardımı tebliğini 1994 yılında yayınlamıştır. Bu destek ile Dış Ticaret Müsteşarlığı tarafından, sanayi kuruluşlarının sadece Araştırma-Geliştirme projeleri kapsamında izlenip değerlendirilebilinen giderlerinin belirli bir oranının karşılanması veya bu projelere sermaye desteği sağlanması amaçlanmaktadır.
Projelerin desteklenebilmesi için öncelikle, projenin ARGE çalışması tanımına tam olarak uyması ve TTGV yada TUBİTAK kuruluşlarına onayında ve takibinde yürütülmesi gereklidir.
Bunlar dışında TUBİTAK 'ın ve TTGV 'nin kendi kaynaklarından desteklediği yardımlarda var. Mesela TTGV her yıl iki defa basında çıkan ilanlarla proje duyurusunda bulunuyor. Bu süre zarfında TTGV 'ye 375 adet proje önerisi gelmiş; TTGV bunlardan 141 adetini karşılamıştır. 141 proje içinde 103 adeti dünya bankası yardımları tarafından, 38 adeti de DTM teşvikleri tarafından karşılanmıştır.
Kısacası 1993 yılından sonra, özel sektöre büyük oranda ARGE yardımı imkanı sunulmuştur. Bu yardımları faydalı ARGE 'ye dönüştüren kuruluşlar ise çok güzel kar etmişlerdir.
ARGE 'ye yönelten etkenler
Daha öncede belirttiğimiz gibi, şu anki dünya ekonomisinin trendine göre sermaye ve emeğin marjinal katkılarını her düzeyde artırabilmek ancak ve ancak teknolojinin akıllı kullanımı ile mümkün olacaktır.
Bizim görüşümüze göre Turkiyedeki bir çok şirket planlama konusunda tepkililer. Tepkili derken, kastettiğimiz şudur; şirketler bir olayın olmasını bekleyip, zaten olmuş bu olay için çözümler arıyorlar. Tabi ki sorunları çözmede gösterilen bu tip bir yaklaşımla bir çok şirketin ilerde çıkabilecek sorunlar için önceden planlanmış bir yaklaşmaları olmayacağını söyleyebiliriz. Şirketler tepkili oldukları için kendilerini zaman getirdiği değişimlerin gerisinden buluyorlar. Bu tip bir yaklaşıma sebep olarak Tekstil Sektöründeki şirketlerin çoğunluğunun sipariş üzerine çalışmaları gerçeğini gösterebiliriz. Yani, bir sipariş alıp sadece onun üzerinde çalışıyorlar. Bu tip bir çalışmayla bir şirketin pazardaki koşullar kendisini değiştirmeğe zorlandıkça nasıl bir Ar-Ge projesini uygulayabileceğini anlamakta güçlük çekiyoruz.
Büyüklüğü ne olursa olsun, her şirket teknolojik gelişmeleri yakından takip etmek zorundadır. Teknolojik gelişmeleri yakından takip etmeyen ve geliştiremeyen bir sektörün birikim yeteneği kaybolur. Bunun için her şirket kendine şu soruları sorabilmelidir.
• Şirketimizin çalışma modeli, ürettiğimiz ürün ve hizmetler gelecek 5 yıl ya da 10 yıl için uygun mu?
• Şirketimizi nasıl yenilik üreten bir şirket haline getirebiliriz?
• Gelecek 5 yılda pazardaki konumumuz ne olacaktır?
• Yeni teknolojik buluşlar neler olacaktır?
• Gelecekteki müşterilerimiz kimler olacaktır?
• Müşterilerin istekleri, beklentileri ne yönde değişiyor?
• Pazarımızı büyütmek için fırsat ortaya çıkaracak yeni iş tasarımları ve buluşlar var mı?
• Yeni iş tasarımlan ve teknolojik yenilikler için yatırım yapmalı mıyız? Bunları kopyalamalı mıyız?
• Yoksa bizzat şirketimiz mi yenilik geliştirmeli?
• Eğer yenilik yapmaz isek, gelecekteki durumumuz ne olur?
Her ne kadar soruların cevapları şirketin teknoloji yönetimi politikasını oluşturuyorsa da, cevaplar aynı zamanda şirketleri kendi ARGE'lerini yapmaya iten motor kuvvetleri verir. ARGE yapmanın yolu iyi bir teknoloji izleme politikasından geçer.
Bunun dışında, ürün maliyetlerini düşürmek, kaliteyi artırmak ve giderek ihracatımızda önemli bir kriter haline gelen çevreye saygılı üretim teknikleri gibi nedenlerden dolayı şirketler ARGE yapmaktadır.
Tekstilde ARGE
Görüldüğü üzere özel sektörün ARGE faaliyetlerinin Türkiye'nin genel ARGE faaliyetlerinin küçük bir kısım oluşturduğuna tanık oluyoruz. Böyle bir durumda zaten teknoloji yoğun olmayan konfeksiyon ve satın alınan makinelerle üretim yapmayı tercih eden Türk tekstilinin ARGE faaliyetlerinin yoğun olmasını bekleyemeyiz.
Şu anda Türkiye'de ARGE yapan şirketler, genellikle dizayn süreci ve tekniklerinin ilerletilmesi, ürün geliştirilmesi, üretim tekniklerinin ilerletilmesi, çevreye saygılı teknolojilerin üretilmesi ve pazarlama/yönetim tekniklerinin iyileştirilmesi konusunda Araştırma ve Geliştirme yapmaktadırlar.
Yaptığımız az katılımlı bir anketten ve araştırmalarımızdan elde ettiğimiz sonuçlara göre şirketlerin büyük bir çoğunluğu herhangi bir ARGE faaliyetinde bulunmamışlardır, bulunan firmaların pek çoğunda özel bir ARGE departmanı bulunmamaktadır. Araştırma ve Geliştirme faaliyetleri yada teknoloji izleme faaliyetleri; Planlama, Mamul Geliştirme, Ürün Yönetimi gibi çok farklı çatılar altında yürütülmektedir. Bu bize ARGE faaliyetlerinin yada teknoloji izleme faaliyetlerinin her hangi bir kurumsal, profesyonel yapıda olmadığını gösterir. Çoğu şirketin herhangi bir organizasyonu olmadığından dolayı üzerinde çalışacağı bir ARGE projesi maalesef yoktur.

Şirketler genellikle ARGE faaliyetlerinin çok kaynak ve zaman gerektirdiği, ARGE faaliyetlerinin riskli olduğu, ihtiyaç olmadığı, ARGE faaliyetlerini yönetebilecek kadroların olmadığı düşüncesinden; ve ARGE projesi nasıl oluşturulur, nasıl ARGE yapılır bilmediklerinden dolayı ARGE faaliyetinde bulunmamışlardır.
Şirketler genellikle teknolojik gelişmeleri mesleki dergiler, sempozyum ve fuarlar, danışmanlık şirketleri, sektör dernekleri, akademik organlar, akademik yayınlar ve varsa şirket içi departmanlar vasıtasıyla izleyebilmektedir. Açıkçası elimizde en çok hangisinin tercih edildiğine yönelik bir veri olmamasına rağmen, fuarların, en çok tercih edilen yol olduğunu zannediyoruz. Fakat fuarların genellikle yeni makinelerin tanıtıldığı spesifik bir konuda olduğu göz ardı edilmemesi gereken bir noktadır.
Dizayn İşlemleri ve Teknikleri konusunda ARGE yapan şirketler genellikle bu faaliyetlerini tek başlarına yaparken, diğer Araştırma ve Geliştirme dallarda şirketler üniversiteler; KOSGEB, TUBITAK, MAM gibi devlet araştırma kuruluşları ve yabancı özel şirketlerle ortak çalışabilmektedir.
Şirketler kısa dönemli projeleri tercih etmektedirler. Çünkü şirketler hem ARGE işine uzun süreli kaynak ayıramamakta hem de çabuk sonuç elde etmek istemektedirler.
ARGE finansmanında şirketler öz kaynaklarını kullanırken, çeşitli teşviklerden yararlanabilmektedir. Fakat yaptığımız gözleme göre, gerek tekstil konusunda fazla ARGE çalışması olmaması gerekse Türkiye'nin ARGE önceliklerinin farklı olması neticesinde TTGV kaynaklarından sadece altı firmanın faydalandığını görüyoruz.
Türk Tekstil ARGE 'sini incelemek için geçen sene Türkiye'de yapılan EUREKA çalışma buluşması sonuçlarını incelememiz faydalı olabilir.
EUREKA 1985'te kurulmuştur ve Avrupa endüstrilerinin ve ekonomilerinin sivil dünya pazarlarında prodüktivite ve rekabet kabiliyetini arttırmayı amaçlamaktadır (EUREKA mission). Bu güne değin sınır aşırı pazara yönelik ARGE çalışmalarını destekleyerek katılımcıların işbirliği için en uygun partneri ve yolu bulmalarına yardımcı olmuştur. EUREKA'nın en önemli özelliği analitik bir yaklaşımla esnek olması ve karar aşamasını katılımcılara bırakmasıdır. Böylece desteklediği projelerin sözü geçen ticari ve teknolojik yatırımcılar tarafından yürütülmesini garanti altına almaktadır. Bu durum aynı zamanda projelerin konuya en çok ilgi duyan kuruluşlarca yürütülmesini sağlamaktadır.
EUREKA' YA üye ülkelerin sayısı 1985'te 17 iken 1998'de 25'e yükselmiştir. Bu üye ülkelerden şirketler, araştırma enstitüleri ve üniversiteler katılımcılar arasındadır. EUREKA tarafından organize edilen projelerin bir diğer avantajı da üye olmayan ülkelerden katılımcıların da kabul edilmesidir. Bu durum katılımcılar arasında teknik bilginin paylaşılması açısından daha geniş bir çeşitlilik sağlamaktadır.
Bir EUREKA projesi birden fazla ülkeden katılımcıya sahip olmak zorundadır. Kanımızca bu durum Türk tekstil endüstrisi için son derece önemlidir, zira böylece EUREKA projeleri sektörün bilgi birikimini geliştirmesine yardımcı olmakla kalmaz aynı zamanda teknik bilginin transferi için de etkili bir yol sunmaktadır. EUREKA bu çerçeveyi üye ülkelerin katıldığı organizasyonlar sayesinde gerçekleştirmektedir. Her organizasyon projelerin sunulduğu ve bu projelerle ilgilenenlerin birliktelikler oluşturup ARGE aşamasına yöneldikleri bir Pazar gibi düşünülebilir.
• Belirli bir alanda teknolojik bilgi birikimi ve bakış açılarının alış- verişi
• Uluslararası bağlantı ve işbirliklerinin sağlanması
• ARGE işbirlikleri için tekliflerin tartışılıp geliştirilmesi
• Projeyi destekleyecek kaynakların tespit edilmesi
EUREKA organizasyonlarından birisi tekstil endüstrisi için yaratıcı teknolojiler başlığı altında 14- 15 Mayıs 1998'de İstanbul'da gerçekleştirildi. Bu organizasyonda beş tema üzerinde odaklanıldı ve beş paralel çalışma eşzamanlı olarak yürütüldü.

Bu organizasyonda toplam 250 proje teklifi yapıldı. Sunulan bu 250 projenin 153'ü Türkiye'dendi. Bizim bakış açımıza göre bu durum böyle uluslararası bir statüye sahip bir organizasyon için oldukça yüksek bir katılımdır. Ancak incelememiz gereken seçilen ARGE projelerinin tipleri ve kimlerin bu projelerle ilgilenmiş olduğudur. Türkiye'den gelen 90 katılımcının % 43'ü tekstil ve tekstille ilgili sektörlerdendir. Organizasyona katılımın çok yüksek olması nedeniyle bu durumu oldukça ilginç bulmaktayız. Yanıtlanması gereken esas soru proje partneri arayan bu yatırımcıların gerçekten projelerini gerçekleştirmek için harekete geçmeye hazır olup olmadıklarıdır. Organizasyonun etkilerini belirlemek için henüz çok erken olduğundan bu projelerden ne kadarının gerçekçi proje gereksinimlerinin karşılanması ile hayata geçirileceğini ancak zaman gösterebilecektir. Bir diğer soru ise her ne kadar Türkiye'den üniversite, araştırma enstitüleri ve şirket çevrelerinden 90 katılımcı çıktıysa da bu katılımcıların ARGE alanındaki ağırlıklarının ne olduğudur. Dikkatimizi çeken bir ilginç husus şudur ki, her ne kadar EUREKA organizasyonlarında Türkiye'den çok sayıda katılımcı tekliflerin % 50'den fazlasını gerçekleştirmiş olsalar da temelde bu teklifler çok fazla kişi tarafından bilinmemektedir. Aslında endüstride sektörde kimin ARGE yaptığıyla ilgili bir araştırma yaptığımızda aldığımız yanıtlar hiçbir kuruluşun ARGE çalışması olmadığı yönündeydi.
Tekstil sektöründe ARGE' DE karşılaşılan sorunlar
• ARGE bilincinin ve kültürünün şirketlerde yerleşmemiş olması. ARGE 'nin şart bir yatırım olduğundan ziyade lüks olarak görülmesi.
• Pek çok şirketin kurumsal ve profesyonel yönetim organizasyonlarına sahip olmaması. Yani ARGE ve Teknolojik gelişmeleri izleyen bir kurumun olmaması. Şu an büyük şirketlerin bile KOBİ zihniyetiyle yönetilmesi.
• ARGE projelerinin oluşturulamaması.
• Türk yatırımcısının planlamadan ziyade etrafına bakması. Araştırma ve Geliştirme sonucunda büyük kar sağlayan örnekleri görememesi.
• ARGE teşvik mevzuatının tam olarak anlaşılmaması, toplumda Araştırma ve Geliştirme kavramlarının anlaşılmaması.
• ARGE projelerinin iyi yönetilememesi ve seçilememesi. Projelerin kısa süreli tutulması.
• Ulusal bir dokümantasyon sistemi bulunmaması ve yönlendirici bir organizasyonun olmaması.
• Profesyonel danışman ve danışmanlık şirketlerinin kullanılmaması.
• İletişim; Sanayi doludaki bir çok şirketi etkileyen bir diğer yön ise iletişimdir. İletişimle hem birimler arasında yapılan iç iletişimi hem de şirketler arasında yapılan dış iletişimdir kastediyoruz. Bunlara bakarak bir tek ara etmesin tekstil sanayiini etkileyebileceğini gördük. Düzgün altyapısı olmadan, sektör dalları arasında düzgün bir bilgi akısı olamaz. Bu iletişim sorum, hükümet kararlarını uyum içinde olmamasından dolayı daha da büyümektedir. Tekstille ilgili değişik bakışların bir biriyle uyum içinde olmayan kararlar aldıkların görüyoruz. Bu sorun şirketlerin çalışmasın önemli ölçüde etkilemektedir. Asında bir çok şirket Ar-Ge 'yi uygulamak istemektedir ancak değişik hükümet bakanlarının değişik kararlarından dolayı bunu yapamıyorlar. Bu şartlar altında, şirketler hükümetin rehberliğinde nasıl ilerleyeceklerine ve Ar-Ge projesini nasıl gerçekleştirecekleri konusunda emin değiller. Sektör ile bakanlıklar aradaki bu iletişim sorunun öncelikle ele alınması gerekmeğini düşünüyoruz.

Şirketlerin kendilerinde ise sorun , çalışanları paylaşması gereken bilginin ne olduğunu ve paylaşıldığın de ne ise yardığını bilmemeleri olarak kendini gösteriyor. Bu, şirket yönetiminin şirketlerinin karşı karşıya kaldığı sorunları bilmemeleri durumunu yaratıyor. Şirkette bir sorun olduğunu fark edilmesi bu şartlar altında çok zordur. Daha önce de söylediğiniz gibi bir çok şirket sipariş üzerine çalışıyor ve bu yüzden de kaynakların etkin bir biçimde genişletmek yerine kar yapma amacı duyarlar.