ÇANAKKALE ŞEHİTLERİ
"Haydi oğul! Haydi git! Ya Gazi ol ya Şehit!
Ben seni bugün için doğurdum, Damarındaki kanı helal süt ile yoğurdum
BÖYLE BİR İMANLA GİTTİLER ÇANAKKALEYE
VE HİÇ DÖNMEYİ DÜŞÜNMEDİLER!!

ARAMIZDAN EN SON AYRILAN ÇANAKKALE ŞAVAŞI GAZİMİZİN BİR ANISI:

1882 Tevellütlüyüm (doğumlu). Çanakkale'de üç sene bulundu. 27. alaydanı. İki sene seddülbaher ve Arıburnu'nda çarpıştım. Bir keresinde üç gün, üç gece süngü harbi yaptık düşmanla. Üç günün sonunda yedi kişi kaldık bizim bölükte! Sonra on ar er verdiler ve çavuş yaptılar bizi. Bir gün, Arıburnu'nda mevzilendik, düşmana durmadan ateş ediyoruz. Bir ara baktım tetiği çekiyorum ama tüfek patlamıyor! Tam da zamanında bizim bizim tüfek bozuldu herhalde, dedim kendi kendime. Bizim siperde bir arkadaş vardı, tüfekten iyi anlardı, ona seslendim;
-Bak hele be arkadaş, benim tüfek bozuldu herhal ateş almıyor! Dedim.. O arkadaşım benden yana sööyle bir baktı;
-Ne bozulmuşu be aretlik (arkadaş), senin tetiği çeken parmağın kopmuş! Dedi.. Meğer biz harbederken bir düşman kurşunu gelmiş, bizim parmağın yarısını almış ***ürmüş ortasından!..

İSTİKLAL MARŞI ŞAİRİMİZ MEHMET AKİF ERSOY'UN SAVAŞ HAKKINDA Kİ ÇARPICI AÇIKLAMALARI:
Almanlar o zaman bizim müttefikimiz idi. Almanya ve avusturya- Maceristan imparatorluğunun yanında İngiliz ve Fransız kuvvetlerine karşı beraber harp ediyorduk. Almanlar; İngiliz ve Fransız Sömürgelerinden esir aldıkları müslümanları ikna edip kendileri lehine kullanmak için Türkiye'den bir heyet isteişti. Hükümette bizi Berlin'e bu iş için görevlendirmişti. Yolculuğu trenle yapıyorduk. Başka ülkelerden gelecek vagon veya marşandis beklememk için Viyana'da birkaç gün kaldık. Beni bir otele yerleştirdiler.
Bir gece saat 24 civarında birden sokaklarda büyük bir şenlik başladı. Kilselerin çanları çalıyor, maytaplar atılıyor, meşaleler yakılıyor, insanlar sokaklarda müzik çalıp dans ediyordu. Ben de, bu gürültüyle uyandım ve gece kıyafetimle sokağa fırlayıp otelin karşısındaki bir pastaneden durumu öğrenmeye çalıştım. Bu bir zafer şenliği olamazdı. Çünkü Alman ve Avusturya ordularının durumu iyi değildi. Birçok yerde Rus – İngiliz ve Fransız birliklerine karşı yeniliyorlardı. Pastahaneciye; gece bu saatte şenliğin anlamını sordum. Görevli “sen duymadın mı, İngilizler bugün yüzyıllar sonra nihayet kutsal Kudüs'e girdiler!.. Kudüs'ü bugün Türkler'den kurtardılar!.. Kudüs kutsal haç'a kavuştu!.. İngilizler'in bu başarısını kutluyoruz.” dedi. Hayret ettim, hem İngilizlerle harp ediyorlardı ve hem de Türkler'i onlara karşı harbe sokmuşlardı. Yani Türkler de onlar için harp ediyordu ama bir yandanda düşmanları bildiğimiz İngilizler'in Türkler'e karşı kazandığı zaferi kutluyorlardı!..
ÇANAKKALE HARBİ İŞTE BUDUR

VE MEKTUP HERŞEYİ ANLATAN O RUHU ANLATAN MEKTUP...


VALİDECİĞİM!

Dört asker doğurmakla müftehir şanlı Türk annesi! Nasihat dolu mektubunu, Divrin Ovası gibi güzel, yeşillik bir ovacığın ortasından geçen derenin kenarındaki armut ağacının altında otururken aldım. Tabiatın yeşillikleri içinde mest olmuş rûhumu bir kat daha takviye etti. Okudum, tekrar okudum. Böyle mukaddes bir vazifede bulunduğumdan sevindim. İşte bu geçen dakikalar anında, hizmet eri gelip dedi ki:
- Efendim, sütlü çayınız, buyurunuz, içiniz!..
- Mustafa, bu sütü nereden aldın?
- Dere kenarındaki sürünün çobanından 10 paraya aldım.
Vâlideciğim, 10 paraya 100 dirhem süt, hem de su katılmamış. Koyundan şimdi sağılmış, aldım ve içtim.

Vâlideciğim, sen müteessir olma! Ben seni, evet seni mutlaka buralara getireceğim. Ve şu tabii manzarayı göstereceğim. O güzel çayırın koyu yeşil bir tarafında, çamaşır yıkayan askerlerim saf saf dizilmişler. Gayet güzel sesli biri ezan okuyordu.

Ey Allahım! Bu ovada onun sesi ne kadar güzeldi. Bülbül bile sustu, ekinler bile hareketten kesildi, dere bile sesini çıkarmıyordu. Herkes, her şey, bütün mevcûdât, onu, o mukaddes sesi dinliyordu. Ezan bitti. O dereden ben de bir abdest aldım. Cemaat ile namazı kıldık. O güzel yeşil çayırların üzerine diz çöktüm. Ellerimi kaldırdım,

"Ey benim Rabbim! Şu kahraman askerlerin bütün dilekleri; İsm-i celâlini İngilizlere ve Fransızlara tanıtmaktır. Sen bu şerefli dileği ihsan eyle ve huzurunda titreyerek, böyle güzel ve sakin bir yerde sana duâ eden biz askerlerin süngülerini keskin, düşmanlarını zaten kahrettin ya, bütün bütün mahveyle!.." Diyerek bir duâ ettim ve kalktım. Artık benim kadar mes'ut, benim kadar mesrûr bir kimse tasavvur edilemezdi. Vâlideciğim, çamaşır falan istemem, paralarım duruyor, Allah râzı olsun!..