Kültür ve El Sanatları



Kültür, Trabzon halkının yaşamında önemli rol oynar. Geçmişten günümüze bir bütünlük içinde, Müslüman ve Hıristiyan toplulukların yan yana aynı atmosferi paylaşarak önemli bir kültür zenginliği meydana getirmişlerdir. Folklor, İlimizde ve bölgemizde halen daha canlılığını korumaktadır.



Trabzon ve civarında "Horon" olarak bilinen folklor; erkekler, kadınlar, yaşlılar ve gençler tarafından geçmişte olduğu gibi günümüzde de kutlamalarda , şenliklerde, düğünlerde ve hasat günlerinde oynanmaktadır.

Horon "Kemençe" denen bir müzik aleti ile birlikte oynandığı gibi, davul, zurna ve kaval ile de oynanabilmektedir ve oyuncuların kemençe ile daha gayretli ve canlı bir hava yakaladıkları ve kıvrak bir horon oynadıkları gözden kaçmaz.

Folklorcuların veya horon ekiplerinin giymiş oldukları özel kıyafetleri hazırlayan, yaşatan ve o elbiseleri halen özel durumlarda giyen horoncular ve insanlar görmemiz bile mümkündür. Erkekler, gömlek, ceket , yelek vb. gibi üstten giyilen kıyafetlerin yanı sıra yünden dokunmuş dizleri büzmeli pantolon (Zipka) ve siyah botlar giyerler.

Üzerlerine gümüş işlemeli ve çeşitli süsler yapılan muska ve hamayiller takarlar. Bu takı eşyalarının içlerine "nazar ve kötülük"lere karşı korunduğuna inanılan dini ifadeler saklarlar. Kadınlar ise; renkli yelekli elbiseler giyerler ve başlarına da içinde çok çeşitli motifler bulunan yazmalar bağlarlar.

Trabzon, Osmanlı dönemindeki eğitim ve kültür zenginliğini, Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) ve diğer eğitim kurumlarıyla devam ettirmektedir.



KTÜ mühendislik fakültesi ile birlikte ilk olarak 1963 yılında açılarak hizmet vermeye başladı ve günümüzde öğrencilerin çoğunun birçok alanda ve konuda buna oşinografi de dahil
olmak üzere çeşitli konular hakkında çalışma alanları bulunmaktadır.


İlk Türkçe gazete olan "Trabzon" 186666’da burada basıldı ve bu alanda(gazete, dergi vb.) periyodik olarak önemli bir gelişme kaydedildi.

Amatör ve profesyonel tiyatrolara, halk tiyatrolarına Trabzon halkının göstermiş olduğu ilgiden dolayı 1987 yılında Devlet Tiyatrosu Trabzon da açıldı.

Geleneksel mutfağımız oldukça geniş olup, hamsi ve balık üzerine yoğunlaşmış ve bol balık çeşitleri yöresel yemek kültürümüzde önemli rol oynar. Diğer yemeklerimizden lahana çorbası, kuymak( peynir, mısır unu ve tereyağı karışımından yapılır) ve bir çeşit ekmek türü olan pide de önemli olan damak tatlarımızdandır.

Bölgemizin ve ilimizin tanıtımında ve spordaki başarısında, Trabzonsporrr’un, önemli bir katkısı vardır. İstanbulll’un dışında Anadoluuu’da futbol alanında ulusal ve uluslararası başarılara imza atmıştır.İlk futbol takımı 1921 yılında Trabzonnn’da kuruldu ve Trabzon kenti başta Trabzonspor olmak üzere 5 profesyonel kulübü 10000’ün üzerinde de amatör kulübü içinde barındırmaktadır.

Trabzon geleneksel el sanatları açısında önemli bir konuma sahip olup, el yapımı hediyelik eşyalar bulmak mümkündür. Osmanlı döneminde bakır madenlerine sahip olan Trabzonnn’da bu madenden elde edilen; kazanlar, taslar, tavalar, tencereler gibi çeşitli el sanatları ürünlerini ilimizde bulmak mümkündür.



19.yyyy’ da yapılan aaaal işleri, dövme bakır ve bundan elde edilen ürünler bıçak yapımında, kuyumculuk sektöründe bir çok alanda hammadde olarak kullanılmakta ve hamayil yapımı, çay makasları vb. gibi halen daha üretimleri yapılan el sanatlarımız da mevcuttur.


Sık ve gür ormanlık alanlara sahip olan bölgemizde halkımız inşaat yapımında ahşap malzemeye ağırlık vermektedir. Ayrıca ağaç işleri olarak mobilya sanayinde, küçük el sanatlarında, yayık, peynir saklama kabı(Külek), sepetler, kaşıklar vb. gibi bir çok küçük ahşap el sanatları malzemesi üretimi yapılmaktadır.



Bölgemizin en eski el sanatlarından olan tekstil yün, keten vb. gibi hammaddelerden el aaagahlarında çeşitli kumaşlar, heybeler, çantalar vb. gibi ürünler üretilir. Yük için kullanılan sicimler(ipler), örgülü ipler de basit el aaagahlarında dokunmaktadır. Maalesef köylerde dokunan rengarenk el dokumalarının yerini sentetik işler ve malzemeler almıştır.


Spor

Spor ve Futbol

Trabzon da spor deyince şüphesiz akla ilk gelen futboldur. Futbol deyince de yediden yetmişe herkesin gönlünde taht kurmuş olan Trabzonspor akla gelir. Geçmişten günümüze, Ülkemizde ve Avrupa'da elde ettiği başarılardan dolayı ilimizin ve ülkemizin tanıtımında önemli rol oynamıştır. Diğer spor dallarında da hiç yatsınamayacak kadar gelişmeler kaydeden ve başarılara imza atan Trabzon kenti ülkemizde ve yurt dışında çeşitli branşlarda boy gösteren oyuncular yetiştirmiş olmakla birlikte önemli teknik adamların ve dünyaya mal olmuş spor adamlarının yetişmesinde rol oynayan önemli bir spor kentidir.


Trabzon'da spor alanında ki en önemli gelişmelerden biri de kentimizde Avrupa Gençlik Yaz Oyunlarının düzenlenmesi ve ilimizin 2011 Avrupa Gençlik Olimpiyatlarını düzenleyecek kent olarak ilan edilmesidir. Buda ilimizin daha iyi sportif komplekslere kavuşacağı, ilimize ve bölgemize yapılacak olan yatırımlarla birlikte daha iyi tanınmasını sağlayacaktır.

Folklor

Horon :

Hareketli,kıvrak,canlı bir oyun olan horonda insan vücudunun tüm organları hareket eder. Kemençe eşliğinde oynanır ve denizin dalgasını,yağmurun yağışını,doğa ile mücadeleyi sembolize eder.

Kemençe :

Ağaçtan yapılan üç telli ve yaylı bi müzik aletidir. Kemençe üzerinde nota yerlerini belirleyen ve parmakların kapak tahtasına değmesini önleyen "Kravat" bulunur.Kemençenin telleri çeliktir ve yayı bir demet at kuyruğundan oluşur.Oldukça ritmik bir çalış şekline sahiptir.





El Sanatları


Trabzon ve çevresinde geleneksel el sanatı olarak, hasır bilezik yapımı, taş ve ahşap işçiliği, dokumacılık, bakırcılık, bıçakçılık, yorgancılık gibi sanatlar eski ihtişamıyla olmasa da sürmektedir.



Ne Alınır?


Eskinin daracık arnavut kaldırımlarının üzerinde yürüyüp tek katlı arasta biçimli ve koridoru andıran, hemen hemen tüm Trabzon halkının alışveriş mekanı olan kemeraltın da, uzunsokak ve kundarıcılar caddesi boyunca eşinize dostunuza hediyelik eşyalar alabilirsiniz. Bu alışveriş mekanlarında ayrıca çeşitli renk ve desenlere sahip olan ve el aaagahlarında dokunan keşan, peştemal, kuşak ve yöresel elbiseleri bulabilir ve alabilirsiniz.


Trabzon'a has "Trabzon İşi" adıyla dünyaca ünlü hasır bilezik ve telkari usulü ile el yapımı gümüş ve altın işleme, dokuma eşyaları görmelisiniz. Altıncılar ve gümüşcüler çarşısını mutlaka gezmelisiniz.


Alışveriş İmkanları

Kemeraltı Çarşısı

Kemeraltı ve Bakırcılar Çarşısı Trabzonn’un önemli alışveriş merkezlerinden bir kaçıdır. Burada el sanatları ve hediyelik eşya bulmak kolaydır.
Antikacılar

Trabzonn’da antikacılarda el sanatları ürünleri geleneksel kıyafetler ve değerli yöresel eşyalar bulmak mümkündür.



Alışveriş Merkezleri


İlimizde son yıllarda hızlı bir artış gösteren alışveriş merkezlerinde her türlü sosyal aktivitelerin ve alışveriş imkanlarının tek merkezlerde toplanması hem yerli ve hem de şehrimize gelen yabancı turistlerin de ilgisini çekmektedir.



Bıçakçılık


Sürmene'de, bir zamanların o ünlü Sürmene bıçakların yapımı artık tarihe karışmış gibidir. Ancak sipariş üzerine, birkaç eski usta tarafından yapılmaktadır. Daha çok mutfak bıçakları ve çay kesme makasları üretilmektedir.

Sürmene bıçakçılığı değişen sosyoekonomik yapıya ayak uydurarak yaşamını sürdürmektedir.



Taş İşçiliği

Mimari süslemenin yanı sıra, artık çok kısıtlı da olsa, büyük değirmen taşları, el değirmenleri ve "pileki" taşları üretilmektedir. El değirmenleri buğday ve mısır yarması öğütmekte halen kullanılmaktadır. "Pileki" ise, eski evlerde üzerinde ateş yanan ve yanan ateşin ısıtmasıyla oluşan ısı ile ekmek pişirmeye yarayan yuvarlak şekilli taş bir teknedir.



Ahşap İşçiliği


Yapı malzemesi olarak, çevrenin ormanlık olması dolayısıyla ahşap çok kullanılmıştır. Köy ve yayla mimarisinde ahşap hala vazgeçilmez malzemedir. 100-150 yıl dayanması sebebiyle yörede "ehil ağaç" denilen ve özellikle çatılarda kullanılan kestane ağacı en önemli yapı malzemesidir. Ayrıca çeşitli ev ve mutfak eşyaları da ahşaptan üretilmiştir. iskemle, dolap, tekne, külek (yağ koymak için), yayık, kaşık, kepçe ve su kapları gibi eşyaların üretimi, azalarak da olsa günümüzde sürmektedir.


Şimşir Kaşık


Trabzonn’da kaşıklar tür ve boyutlarına göre kaşık, büyük kaşık ve kepçe gibi isimlerle bilinir. Şimşir ağacı genellikle ilimizde Of ve Yomra yörelerimizde yetişir. Şimşir kaşık ise Köprübaşı İlçesinde ünlenmiştir.


Yayık

Trabzon yayla evlerinde hayvansal ürünlerden tereyağı, ayran gibi ürünleri elde edebilmek için ahşaptan yapılan alt kısmı geniş üst kısmı dar ve 120-130 cm boyunda geniş tarafından tutulup, çalkalanarak kullanılan bir araçtır.


Örme Sepet

İlimizde fındık çubuğu ile yapılan örme sepetler hemen hemen her ilçede yapılmaktadır. Karadeniz insanı farklı işlevler için farklı farklı sepet türleri geliştirmiştir.Genel olarak sırta alma, kola takma ve yere koyma amaçlarına hizmet ederler. Örneğin, ekmek selesi, arka sepeti, üç dipli sepet, fındık sepeti, çay sepeti gibi türleri mevcuttur.



Trabzon Bakırcılığı

Bölgedeki zengin bakır yataklarından elde edilen bakır, Doğu Karadeniz Bölgesi'nin en önemli ticaret ve kültür şehri olan Trabzon atölyelerinde işlenmiştir. Trabzon'daki atölyeler, ortaçağdan beri geleneksel olarak bakır, bronz ve pirinçten mutfak kaplarıyla çeşitli eşya yapımına devam etmekteydi. Atölyelerdeki bakır, bronz ve pirinç üretimi, Trabzon'un en büyük sanayi kolunu o1uşturmaktaydı. Osmanlı Sultanı II. Bayezid döneminde yapılan Topkapı Sarayı envanter listelerinin de gösterdiği gibi, Trabzon atölyelerinde büyük bir beceriyle üretilen kaplar, Osmanlı sarayında kullanılacak kadar değerliydi.


Büyük bir beceriyle bakır, bronz ve pirinçten yapılan mutfak kaplarıyla çeşitli eşya, Karadeniz, Doğu Anadolu ve Kuzeybatı İran bölgesinde kullanım alanı bulmuştur. Ayrıca Trabzon'un önemli bir liman şehri olması, üretilen bakır eşyanın denizyoluyla Karadeniz'deki diğer şehirlere de ihracını kolaylaştırmıştır. Nitekim Osmanlı arşiv belgelerinden öğrendiğimize göre, Trabzon'daki atölyelerde yaptırılan çok sayıdaki barut ve güherçile kazanları, Anadolu'da başka şehirlere gönderilmekteydi.

Trabzon'daki atölyeler, bakırcılık sanatını günümüze kadar canlı bir şekilde devam ettirmişlerdir. Bakırcı, kazancı ve kalaycıların halk türkülerine konu olması, bu zanaat dalının sosyal hayatta oynamış olduğu önemli rolü açıkça göstermektedir. Bölgeye özgü karakteristik formlara sahip olan üstten saplı ocak kazanları, bakraçlar, ibrikler, güğümler, süt tasları, hoşaf tasları, hamur leğenleri, kapaklı hamsi tavaları, maşrapalar, kapaklı sahanlar, tencereler ve mangallar, Trabzon atölyelerinin ününü yansıtmaktadır.




Üretilen bu eşyalar, hem Anadolu hem de İstanbul'da yaygın olarak kullanılmaktaydı. Günümüzde bile, Trabzon atölyelerinde üretilen bakır kapkacak, Doğu Karadeniz Bölgesi ile, İstanbul ve Adapazarı-Bolu yöresinde en çok aranılan mutfak kapları olarak büyük bir ihtiyacı karşılamaktadır.





Trabzon İşi Takı Sanatı

Hasır Bilezikler


Evlerde genç kızlar tarafından elde örülen hasır bilezikler altın yada gümüş ince tellerden yapılır. Örme sanatıyla çeşitli araç gereçler kaplar ve birçok ürünün yapılmasının yanı sıra, Trabzon'a özgü olan "hasır bilezik" yapımı çok yaygındır. Gerek altın ve gerekse gümüşten hasır bilezik ve kolye yapılmakta ve ülkemizin hemen her yerine ve dünyanın birçok ülkesine gerek gurbetçi vatandaşlarımızla ve gerekse de ilimizi ziyaret eden yerli ve yabancı turistlerle götürülmektedir. Hasır bilezik, 31-32 mikron inceliğindeki altın ya da gümüş tellerin ilmek ilmek örülmesiyle yapılmaktadır. Tamamen el emeği, göz nuru olan bu sanat Trabzonlu genç kızlar ve kadınlarımız tarafından dokunmaktadır.

Örme gümüş ve altın "tespih püskülleri" de Trabzon kuyumculuğunun özgün örnekleridir.



Kazaz Sanatı (Kazaziye İşi)


İpek veya naylon tel üzerine burularak sarılan çok ince (0,08 mikron) 995 ayar altın ve 999 ayar gümüş teller ile yapılan yöresel bir el sanatıdır. Altın ve Gümüş tellerin sarılması sırasında, içte kalan ipek yada naylon iplik kıvrak tutularak sarma işlemi yapılır. Bunun neticesinde bitmiş bir telin kalınlığı ise 03-05 mm kalınlığına ulaşır.
Kazazlık ürünlerinin başında kolye, küpe, bileklik ve buroloklar bayanların, tespih ve tespih püskülleri ise erkeklerin en çok tercih ettiği ürünler arasında yer almaktadır.
Tarihi geçmişi konusunda kesin bir bilgi bulunmayan bu sanatın Mezopotamya uygarlığından günümüze kadar ulaştığı tahmin edilmektedir. 1.Dünya savaşı yıllarında Trabzonn’da 500’nin üzerinde kazaz dükkanı bulunurken şuan sınırlı sayıda sanatkarlar bulunmaktadır.


Telkari İşlemeciliği

Tel işi anlamına gelen telkarinin kökeni M.Ö. 3000 lerde Mezopotamya da, 2500 lerde de Anadolu olduğu ve buralarda kullanıldığı bununla birlikte eski Yunan ve Roma da yaygın olduğu bilinmektedir.15. yüzyıldan sonra Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da yaygın olduğu ve telkarinin Trabzon'a yerleşmesinde Dağıstanlı ustaların etkisinin olduğu ustalar tarafından da dile getirilmektedir.
Trabzon işi telkariler, likör ve kahve takımı, çay tepsisi, takunya ve ev ve mutfaklarımızda kullandığımız çeşitli saklama kapları gibi örnekler telkariden üretilen işler arasında sayılabilir.





Dokuma ve El İşlemeleri


Dokumacılık ve El İşçiliği Sanatı


Bakırcılık gibi, bölgenin en eski el sanatlarındandır. Tarihi belgelerde "Padişahın donu ile gömleği ve ipekli kumaşlar Trabzon dokumasından tedarik edilirdi" şeklinde kayıtlarla karşımıza çıkan ve "Trabzon bezi" olarak bütün Osmanlı vilayetlerinde ün yapan Trabzon dokumalarının üretimi, kırsal kesimdeki talebin varlığının yanı sıra turistik talebin oluşması sebebiyle de hala sürmektedir.


Bugün tüm Anadolu'da olduğu gibi, Trabzon'da da el dokumacılığında bir gerilemenin söz konusu olmasına rağmen, peştemal vb. eşyanın halkın günlük yaşamındaki önemli yerini koruması bu geleneksel sanatımızı yaşatmaktadır. Trabzon dokumacılığı ile ilgili araştırmalarda "keten kenevir" denilen dokuma aslında "kendir"dir.

El aaagahlarında, el eğirmesi yöntemiyle elde edilen bu kendir ipliği ile yapılan dokumalar, yerini zamanla pamuğa bırakmıştır. Iğdır, Erzincan ve Çukurova'dan sağlanan pamuk ipliğiyle Trabzon'dan başka Maçka, Çarşıbaşı, Beşikdüzü ve Şalpazarı gibi yerlerde başta peştemal olmak üzere, perde, gömleklik, şal, başörtüsü, kuşak vb. dokumalar üretilmektedir. Karadenizli kadının simgesi olan peştemal, Dolay Peştemal (bele dolanan) ve Baş Peştemali olarak iki ana gruba ayrılır. Renk, büyüklük ve dokuma tekniğine göre de değişik isimler alırlar. (Makaslı, ikat, çeşan vb.)



Heybe: İşte, alışverişte, pazarda erzak ve ihtiyaç maddelerini koymaya veya taşımaya yarar geniş bantlar arasında ince çizgiler taşıyan bir dokumadır. Ağız kısımları kendi ipiyle büzülebilirler.

Keşan: Tahta el aaagahlarında dokunan keşanları yöre kadınları başlarına, peştemalleri ise bellerine bağlarlar. Her yörenin birbirinden farklı desenlere sahip peştemalleri vardır. Kök boyalardan yapılan keşan ve peştemaller, el dokuması çarşaf ve kumaşlar hem günlük yaşamda hem de dekoratif a-maçlı kullanılabilirler.

Kuşak: Kalın yün iplikten yapılan üçgen biçimde kök boyalarla farklı desenlere boyanan, genellikle bölgemizde kadınlarımızın bellerine doladıkları bir giysi türüdür.

Çorap:Boyanmış yada boyanmamış yünden örülürler. Boyanmamış saf yünler beyaz ve kahverengi doğal renklerdir. Trabzon el yapımı çorapları, erkek çorapları, kadın çorapları, çocuk çorapları ola-rak örülürler. Çorap süsleri arasında üçgen motifler Trabzonn’un özelliğidir. Ve nazara karşı bir önlem olarak kullanılır.


Tarım Ürünleri

Fındık :

Fındık tarihe kutsal bir yemiş olarak geçmiştir.Eski Türklerin din hayatında pek önemli yeri olan fındık, aynı zamanda barış,esenlik sembolü sayılıyordu. Türk gibi bazı uluslarda da fındık sayılır.

Mısır :


Tarım ürünlerindeki artış, yıllık bazda artış göstermektedir. Trabzon, gerek coğrafi gerekse iklim şartları yönünden tarım ürünleri üretmeye çok elverişli konumdadır. Mısır bu ürünler arasında önemli bir yere sahiptir.



Çay :

Bölgede çay tarımına 19300’lu yıllarda başlandı. Dikildikten beş yıl sonra ve yılda 3 kez ürün verebilen çay bitkisi asırlık bir bitkidir. Özellikle Trabzonn’un doğusundaki ilçelerde çay tarımı yapılmaktadır.



Tütün :

Trabzon ülkemizin önemli tarım ürünlerinin yetiştiği önemli illerinden birisidir. Ülkemizdeki tütün üretiminin yüzde (% 20) yirmisi Trabzon'dan karşılanmaktadır.



Balıkçılık :

Trabzon özellikle ülkemizin balıkçılık sektöründe önemli bir potansiyele sahiptir. Ülkemizin balık üretiminin % 200’ si Trabzonn’da elde edilmektedir.



Yöresel Yemek Çeşitleri

Mısır Çorbasının ayranlı ve yoğurtlu çeşitleri, Lahana Çorbası, Etli Lahana Sarması, Kara Lahana Yemeği, Trabzon Döneri, Hamsili Pilav, Hamsi Kuşu, Hamsili Kaygana, Kuymak, Akçaabat Köftesi, Trabzon Peynirlisi, Trabzon Burmalısı, laz böreği ve daha niceleri ile yöremize gelecek yerli ve yabancı ziyaretcilere farklı bir damak zevki sunulacaktır.


Hamsi

Geleneksel yöre mutfağı hamsiden yapılan yemeklerin çoğunlukta olduğu bir mutfaktır. Karadenizz’de hamsinin kültürel bir önemi vardır. Ayrıca dünyada ilk kez adına türkü yazılan balık türüdür.



Pide

Kıymalı ve peynirlisi yapılan ünlü Trabzon Pidesi özellikle kış aylarında hafta sonu kahvaltılarının değişmeyen yiyeceği arasındadır.



Trabzon Ekmeği

Taş fırında pişirilen ekmek, il genelinde üretildiği ilçenin ismiyle anılırken en çok Beşikdüzü, vakfıkebir, çarşıbaşı ve Akçaabat ilçelerinde üretilmektedir. Uzun süre taze kalışı ve büyüklüğü ile ünlü bir ekmek çeşiti olan Trabzon Ekmeği, şehirlerarası otobüslerle başta büyükşehirler olmak üzere ülkemizin değişik illerine ve bölgelerine gönderilmektedir.



Akçaabat Köftesi

Hazırlanışı itibarı ile farklı bir lezzet sunan Akçaabat köftesinin mahalli yemekler arasında özel bir yeri vardır.



Ne Yenir?


Pek çok yemeği yapılan hamsi ve balık çeşitlerinin yanısıra, karalahanadan yapılan yemek çeşitleri yöre mutfağının temel yemek çeşitlerinden olup, mısır ekmeği, hamsi kuşu, hamsi pilavı, hamsili kaygana, hamsi tava, lahana kavurması, hoş-merim, Akçaabat Köftesi, kıymalı ve peynirli çeşidiyle Trabzon pidesi, Hamsiköy sütlacı Mısır Çorbasının ayranlı ve yoğurtlu çeşitleri, Lahana Çorbası, Etli Lahana Sarması, Kara Lahana Yemeği, Trabzon Döneri, Hamsili Pilav, Hamsi Kuşu, Hamsili Kaygana, Kuymak, Akçaabat Köftesi, Trabzon Burmalısı, laz böreği yöre yemeklerindendir. Bu yemek çeşitleri yöresel yemek yapan lokanta ve tesislerde alınabilir.








İşletme Belgeli Restaurantlar

İbrahim Liman Restaurant İskele Caddesi No: 50 TRABZON Tel.: 0 462 321 28 75 Efulim Restaurant Kunduracılar Cad. Ofluoğlu İş Mrk. TRABZON Tel.: 0 462 326 92 88 Roksalana Restaurant İskenderpaşa Mah. Sıramağazalar No: 50 TRABZON Tel.: 0 462 322 40 08

Belediye Belgeli Lokanta ve Dinlenme Tesisleri

Cemil Usta
Coşandere Din.Tes.
Çardak Pide Salonu
Çınar Lokantası
Sahil Cad.Akçaabat / TRABZON
Maçka Sümela Ören yeri Yolu üzeri
Uzun Sokak No: 4 TRABZON
Atatürk Alanı Taksim İş Merkezi TRABZON
Tel: 0 462 228 91 04 05
Maçka / TRABZON
Tel: 0 462 321 76 76
Tel: 0 462 326 77 66
Tel: 0 462 531 10 24
Fevzi Hoca Köfte-Balık
Galanima Restaurant
Gelik Lokantası
Hancıoğlu Restaurant
Merkez: Söğütlü Mevkii Akçaabat
Söğütlü Beldesi Akçaabat / TRABZON
Uzun Sokak No: 48 TRABZON
Çamburnu Mevkii Sürmene / TRABZON
Şube:İpek yolu İş Merkezi Kat.3/ TRABZON
Tel:0 462 248 71 27
Öğretmenevi Karşısı / TRABZON
Tel:0 462 752 26 50
Tel:0 462 248 80 81
Tel:0 462 326 24 45
Harran Kebap Salonu
Hürrem Sultan Sofras
İkram Sofrası
Kadakal Sahil Tesisleri
Kahramanmaraş Caddesi
K. Maraş Caddesi Zorlu Otel TRABZON
Devlet Sahil Yolu Yenimahalle TRABZON
Devlet Sahil Yolu Yenimahalle TRABZON
Merkez İş Bankası Yanı TRABZON
Tel:0 462 223 17 30
Tel:0 462 229 03 28
Tel:0 462 326 38 89
Tel:0 462 321 86 51
Kardelen Et-Balık Rest.
Kerem Kumsal Rest.
Kolotoğlu Köfte Salonu
Körfez Köfte-Balık
Sera Gölü-Derecik Yolu Üzeri
Çarşıbaşı / TRABZON
İnönü Cad. Akçaabat / TRABZON
Akçaabat liman içi Akçaabat / TRABZON
Yıldızlı / TRABZON
Tel:0 462 821 43 73
Tel:0 462 228 15 93
Tel:0 462 228 01 50
Tel:0 462 248 26 33
Lezzet Lokantası
Morina Balık ve Et Lok.
Muharrem Usta Kebap
Murat Balık Salonu
K. Maraş Cad. Bahadır Sok. No: 18
Çamburnu-Sürmene / TRABZON
K. Maraş Cad. Bahadır Sok. No: 18
Atatürk Alanı Park Karşısı TRABZON
TRABZON
Tel:0 462 752 20 23
Merkez Ziraat Bankası Aralığı TRABZON
Tel:0 462 322 31 00
Tel:0 462 326 06 57
Tel:0 462 322 13 49
Nihat Usta Köfte-Balık
Osmanlı Cafe Rest.
Pervanoğlu Motel-Restaurant ve Din. Tes.
Sümela Tesisleri
Sahil Cad. Akçaabat / TRABZON
K. Maraş Cad. No: 66/B TRABZON
Erzurum Yolu 50. Km. Hamsiköy- Maçka /
Sumela Örenyeri – Maçka / TRABZON
Tel: 0 462 228 20 50
Tel:0 462 326 26 89
TRABZON
Tel:0 462 531 12 07
Tel:0 462 542 62 66
542 63 55
Şato Köfte Salonu
Tarihi Kalkanoğlu Pilavı
Valide Sultan Sofrası
Sahil Yolu Yıldızlı – Akçaabat / TRABZON
Gazipaşa Cad. Tophane Sk.TRABZON
Pazarkapı Mah. TRABZON
Tel:0 462 248 76 08
Tel:0 462 321 22 42
Tel:0 462 322 52 82


Gelenek Ve Göreneklerimiz

TRABZON HALK BİLİMİ ARAŞTIRMALARI (FOLKLOR)


Bir toplumun “Millett” sıfatını kazanabilmesi vatan birliği, dil birliği, tarih birliği, erek birliği gibi değerlerle mümkündür. Bilindiği gibi Folklor; Halkın geleneğine bağlı, maddi ve manevi kültürünü kendine özgü metotlarla derleyen, araştıran, sınıflandıran, çözümleyen ve halk kültürü üzerinde değerlendirme yapan bir bilimdir. Geçmişi geleceğe bağlayan bir köprüyle yarının dünyasında yerimizi alacak, muasır medeniyet seviyesine bu basamaklardan çıkacağız. Bunun içindir ki, Folklorumuz çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras olacaktır.


Küçük bir melodiden büyük bir müzik yapıtı meydana getirmek,bir elişi veya el sanatları motifinden kompozisyonlar oluşturmak, yeni bir modele öncülük etmek, bir giysi parçasından moda yapmak, eski bir konaktan yeni bir mimari tarz ortaya koymak, kısacası yaratmak. İlçe, il ve hatta ülke sınırlarının sanki kültür sınırıymış gibi görülmesi, bunun sonucu olarak da birbirine komşu olan iler ve ilçeler arasındaki giysilerin, oyunların ve müziklerin farklılaştırılması, her ile hatta ve hatta her ilçeye yeni oyunlar, giysiler ve müzikler bulma gayreti ,kısacası kültürü bozma ve yok etme çabası, bilim adına üzücüdür. Unutmayalım ki, Kültürü ve bilimi tek bir insan değil, milyonların emeğine dayanan insan toplumu yaratmıştır. İnsan , hazır hünerlerle doğmaz öğrenir ve öğretir. Her kuşak insanlığın ortak tecrübe hazinesine yeni bir şeyler katar ve tecrübe gittikçe artar.


Bugün sahip olduğumuz “KÜLTÜRR” varlığına halkların ve kuşakların çabası yaratmıştır. Eserimde yer alan tanımlamaların okuyucunun daha iyi anlayacağı şekilde sunulması için şekiller, teknik çizimler ve fotoğraflar tarafımdan yapılmıştır. Yine unutmayalım ki zaman, on binlerce iple , bir hikaye dokumuştur aaagahta. Her ipliğin kendi rengi vardır. Dünya kültürü desenine her halk, kendi öz çizgisini katmıştır ve bunlardan çok renkli bir kumaş meydana getirmiştir.


TRABZON KÜLTÜRÜNÜ ETKİLEYEN ETMENLER


Doğu Karadeniz kültürünü oluşturan etmenleri iki grupta toplayabiliriz:

  • Doğa koşulları
  • Tarihsel etmenler

1. DOĞA KOŞULLARI



Bir toplumun üzerinde yaşadığı doğal ortam, o toplum insanın karakter yapısını önemli ölçüde etkiler. Dağlık yörelerde yetişen insanlar, ortama uyum sağlama yönünden daha çevik, cesur, girişkendir. Bu güç ve sert doğa koşulları, onları daha çok çalışmaya, çabaya iter.Doğu Karadeniz Bölgesii’nin yüzey şekilleri dağlıktır. Dik yamaçlıdır. Ekilebilen toprak çok azdır. Bundan dolayı, Karadeniz insanı için toprak, çok değerlidir. Topraktan sonuna dek yararlanmak için olağanüstü gayret sarf edilir. Yöre insanı için büyük mücadele, kaçınılmazdır.Dağların ve dik yamaçların bitiminde, günü gününe uymayan hırçın dalgaları ile Karadeniz bulunur. Yöre insanı, toprağın vermediğini denizden almak için, bu hırçın ve acımasız dalgalarla savaşmak zorundadır. Cesur ve mücadeleci olmalıdır. Çünkü üzerinde yaşadığı doğa koşulları bunu gerektirmektedir.Yöre insanındaki çok güçlü birlik ve beraberlik ruhu, bu koşullar sonucunda oluşmuştur.


2. TARİHSEL ETMENLER


İnsanı hayvandan ayıran özelliklerden biri de insanın tarihsel bir varlık oluşudur. Hayvan, içgüdüleri ile yaşama uyar; bu nedenle kendisinden önce varolan bilgi, kültür birikimini devralmasına, öğrenmesine ihtiyacı yoktur. Oysa insan, her an kendini aşma, kendini yenileme içerisindedir. Bu ilerleme, dayanağını, gücünü, tarihsel kültür birikiminden alır. Bu yönden bir toplumun tarihsel deney ve bulguları ne denli zengin, ileri düzeyde ise o toplumun yükselme olasılığı da o denli yüksek olacaktır.


Horon Ve Çalgılarımız


Horon


HORONUN MENŞE-İ VE KELİME ANLAMI


Türkler, tarihin akışı içinde Orta Asya'dan batı dünyasına doğru akarken, hiç kuşkusuz sosyal kültürel özelliklerini de birlikte götürmüşlerdir. Yoğun göç dalgaları ve tutulan yeni "yurtluklar-vatan"da karşılaşılan değişik ulus ve halklarla da etkileşimde bulunmuşlardır.


1071 öncesi ve sonrasında Anadolu'ya akmaya başlayan Türk-Budun-Boy ve Oymakları çok kısa bir zaman diliminde Anadolu'yu Türkleştirip, İslamlaştırırlar. Yalnız Türkler, Anadolu'nun ötesindeki Türk ellerinde İslamiyett’i her ne kadar benimsememişlerse de eski "Gök dinleri" ya da "Şamanist" inanışlarının kalıntılarını çağımıza dek yaşatabilmişlerdir.


Bugün Anadolu'nun kırsal ve dağlık kesimlerinde, Orta Asya'nın kültürel özelliklerini - Şamanist inanışlarını görmek mümkündür. Oğuz Türkleri 12. Yüzyıl dan itibaren sürekli ve yoğun bir şekilde Karadeniz yöresini yurt tutmaya başlarlar. 200 yıl içerisinde bu olgu tamamlanır, tüm Karadeniz yörelerini fetheden ve Türkleştiren Oğuz Türklerinden olan "ÇEPNİLER"dir. Çepniler, bu yöreyi kıyı çizgisine paralel olarak doğu-batı yönünde fethederken Anadolu'nun iç kesimlerinden de diğer Türk boy ve oymakları Erzincan, Gümüşhane ve Harşut dolaylarından sahile akmaya başlarlar.


1461 yılı başlarında iç kesimlerden gelen 100.000 Çepni Türk'ün Giresun-Trabzon arasına yerleştirildiğini, yine Yavuz Sultan Selimin Trabzon'da, Şehzadeliği sırasında İran'da Şah İsmail'in kılıcından kaçan Ak koyunlu Türklerini de Rize-Trabzon arasındaki yörelere yerleştirildiğini tarihi kaynaklardan biliyoruz. Yöreye yapılan bu tarihi göç Doğu Karadeniz'in kısa bir zaman içinde Türkleşmesini sağlar. Türkler Doğu Karadeniz bölgesine yerleştiklerinde yabancı olmadıkları bir doğa parçasıyla karşılaşırlar. Yöre çok engebeli, sarp, dik ve dağlıktır. Öte yandan bölgeyi kuzey yönünde baştan başa kuşatan, sürekli dalgalı ve hırçın bir deniz vardır. Bu acımasız özellikleri içeren bir doğa üzerinde mücadele veren insanların tipik, yöreye özgü Folkloru ve Halk Oyunları da böylece oluşur.


Romanya'da düğünlerde oynanan halk danslarına "Gagavuz Türkleri"ince "horon" denilmektedir.[1] Yine eski bir Bulgar ve Peçenek Türklerinde varolması dikkate şayandır. Öte yandan Erzincan, Malatya, Siirt ve Afyon'da birer yerin adı "Horon"dur. Yunanca "xogos" kelimesi ile büyük bir benzerlik gösteren horonun nereden geldiği hakkında bazı fikirler ortaya atılmıştır. Bunlardan birisi Yunanlıların Karadeniz'in doğu sahillerine yerleşmiş olması, bir diğeri ise; horonun kemençe gibi Cenevizlilerden kalmasıdır. Gerçekten Fransa'da "Carole" adı ile tanınmış bir oyun vardır ki bir halka oluşturularak oynanırdı. "Carole" kelimesini Fransızca sözlükler bozuk Latince "Carola" olarak gösteriyorlardı. Ancak, bu kelimenin diğer şekilleri olan "Harol, Horol" kelimeleri ve oyunun kalabalık oynanması dikkate alınırsa, Fransız oyunu ile Doğu Karadeniz oyunu (Horon) arasında şaşırtıcı bir benzerlik göstermektedir. O halde Yunanca


"xogos" nedir?
xogos - Hora, raks, dans
Yunanca- Türkçe sözlükte;


1. Takım, grup
2. Bir kilisenin görevlilerinden oluşan kilise korosu
3. Kilise görevlilerinin kilisede durdukları yer.


Şimdi karşılaştırmaya geçelim.


a . xogos kelimesinde "topluluk" esas olarak görülüyor. Bu Karadeniz horonlarında da böyledir.


b . xogos kelimesinin üçüncü maddesi "kilise görevlilerinin kilisede durdukları yer" dir. Kelimenin bu anlamı ile Carole kelimesinin ikinci anlamı olan
"Halka şeklinde oynanan oyun" arasında açıkça görülen bir ilişki vardır.


Mimari ve kuyumculukta daire teşkil eden birçok şeye ve 18.yy'da kilisedeki koro dairesine Carole deniyordu.


Yukarıdaki karşılaştırmalar gösterir ki, Horon, Carole ve xogos kelimeleri arasında bir anlam birliği oluşturur.


Şimdi de bunlarla ilişkili olan diğer bir kelime üstünde duralım.


xor(hor) veya Kör - Destan söylenirken nakarat
xoroy (horoy)-Sırayla durmak (Pekarski-Yakut sözlüğü)


Esas vasıfları "topluluk" olan bu Yakutça kelimeler ile Karadeniz horonu, Fransız "carole"sı ve Yunanca xogos arasındaki anlam birliğini tespit ettikten sonra yukarıdaki araştırmalarımızı şöylece özetleyebiliriz: Horon, Carole, Xogos, Hor, Kör, Horoy kelimeleri birbirlerinden ayrı olmayıp, aynı Hor kökünün muhtelif şekilleridir.[2]Bu açıklamalarla yöredeki "horom" ve "horon" kelimelerinin kullanımı arasında benzerlik olduğu görülmektedir.


Horon; mısır saplarının ve çayır (ot)'ların 10-15 kucak bir araya getirilerek diaaa durumda yığılıp, tarlada bulunan "KABAK DEVEKLERİ" ile üst kısımdan bağlanmasıdır. Başka bir deyişle daire (halka) şeklinde sıkıca bağlamaktır.Yöre oyunlarını oynarken bir arada toplanarak sıkıca elele tutup daire halinde horon kurmalarındaki şekil ve benzerlik Horon ile Horom sözcüğünün gerek mana gerekse kelime yapısı bakımından birbirini tamamlamaktadır. Horona başlarken "Hayde bir horom kuralım" sözü, bir araya toplanıp, sıkıca birbirimize bağlanalım demekten başka bir şey değildir.
HORONLARIN OYNANDIĞI YERLER VE ETKİLENDİĞİ UNSURLAR

Horonlar neşeli zamanlarda; Bayram, İmece, Düğün, Yayla - Dernek, Askere Uğurlama ve arkadaşlar arasında düzenlenen eğlencelerde oynanır. Yürekleri dolduran coşkular, sevinçler buralarda horona dönüşür. Nerede bir durak, bir oturak yeri varsa orası "HORONDÜZÜ" dür. Üstünde horon oynanmayan tek bir düzlük yoktur Karadeniz'de...

Horon Karadenizz’in soluk alışı, yürek atışı, dalgalanışıdır.

Horon doğa ile insanın elele, kol kola şahlanışıdır.

İneğiyle, çadırıyla, çoluğu - çocuğuyla, silahıyla, giysisiyle dağlara çıkması, yol boyunca yol havalarının kemençe ve davul-zurna eşliğinde çalınıp söylenmesi, horon oynaya oynaya yolların bitirilmesi ve yaylâ düzüne silâh atarak, nara atarak ve tabii ki horon oynayarak (sallama ritminde) kollar halinde girmeleri, halka içinde saatlerce horon oynamaları bahara olan özlemin coşkuya dönüşmesi, dile gelmesidir.

Trabzonn’a özgü horonun yapısında tarım kültürünün varlığı apaçık ortadadır. İlkbahar aylarında tarla ve bahçelerde gruplar halinde yapılan kazımadaki, bellemedeki ritmik hareketler oyuna da yansımıştır. Bellemedeki kol, bacak ve vücuttaki hareketler başlı başına horon olayıdır. Dağ havasının, mısır ekmeğinin, hamsinin etkisi altında yoğrulan horonlar, hamsinin titreyişini ve çırpınışını ifade etmektedir.

Karadeniz de yalnız başına iş yapmak çok zordur. Horon; Karadenizlinin her işte elele verilmesinin, birlikte çalışmaya duyulan ihtiyacın anlatımıdır. Doğa yapısının sert ve dağlık oluşu, denizinin ve havasının kararsızlığı horon oyunlarında göze çarpar.Doğu Karadeniz bölgesinde horon, kardeşliğin, dürüstlüğün, yiğitliğin ve mertliğin sembolüdür. Günümüzde Ordu, Giresun, Trabzon, Rize, Artvin, Gümüşhane ve Bayburt illerinde oynanmaktadır. Doğa yapısının sert ve dağlık oluşu, yöre insanını hareketli kılmıştır. Hemen hemen günün her saatinde evinden tarlasına, gidip yük taşıyan insanların oturup dinlenmeleri, oyundaki çöküp kalkma figürü gibidir. Öte yandan, Karadeniz'in önce hafif sonra haşin, sert dalgalarının görünüşü ve bu büyük dalgaların kıyıdaki yankıları, bu dalgalar üzerinde denize batıp çıkan kayıklar, ağlara takılan balıkların çırpınışı horonun figürlerinde görülür.

Denizin hırçın dalgalarındaki oynaklık, havasındaki kararsızlık halkın yapısına da yansımıştır. Bunun için çabuk kızar, çabuk dost olurlar. Cesur ve atılgandırlar. Çabuk sezer, çabuk karar verirler. Bu durum oyunda da göze çarpar. Oyuncular oynadıkça haz duyar, deniz dalgası gibi köpürür, coşar, rüzgâr gibi eser, yaprak gibi sallanır, sıçrar ve naralar atar. Oyuncuların birlikte yaptıkları omuz sallamalar, öne eğilmeler, çöküp-kalkmalar, ileri-geri gidip gelmeler, sağa-sola açılıp kapanmalar, kolların aşağı-yukarı-ileri hareketleri ayak sallamalar, diz kırmalar ve çömelmeler büyük bir coşku, titizlik, ciddiyet, samimiyet ve mutlak bir disiplin vardır. Bu, karma oyunlarda (kadın-erkek) biraz daha yumuşak ve sevecen bir tavırla neşe içinde oynanır.

Trabzon ve çevresinde horonlar, davul, zurna, kemençe, kaval, tulum-zurna , güğüm, sini, bakraç,leğen ve kufa ile oynanır. Müziklerinin, kısa motif ve cümlelerin ara vermeden sürekli olarak tekrar edilmesi, ritim canlılığı ve çabukluğu gösteren bir havası vardır. Horonlar halka şeklinde, yarım daire ve düz çizgi formunda oynanmaktadır. Küçük grupları "ekip başı", "çavuş" veya "mimar" 50-60 kişilik birkaç halkadan meydana gelen grupları da "çalgıcı" idare eder. Yalnız erkek, yalnız kadınlar tarafından oynandığı gibi alaca(karma) (kadın-erkek) tarafından da oynanmaktadır. Oyundan oyuna geçişlerde “AL AŞAĞII”, “ALDANMAA” ve “HOP HOPP”,,”AL OĞLUMM”, “KİM ULAA”, "TAK TUM", “DÜŞŞ”, “YIK OĞLUMM” veya "ISLIK" komutları kullanılır.

2/4, 4/4 ,5/8 ,7/8 ve 7/16, ve 9/8 ve 9/166’lık zamanlı basit ve bileşik usullerden oluşmaktadır.
HORONLAR ÜÇ BÖLÜMDEN OLUŞUR

1.DÜZ HORON BÖLÜMÜ: Horon oynanmaya başlarken ağır tempoda oynanır. Bundan ötürü oyunun bu bölümüne "ağır horon bölümü" de denir. Oyun halkası saat ibresinin tersi yönünde döner. Söylenen türkülere ellerle tempo tutulur. Müzik ne kadar yüksek tempolu çalınırsa, oyuncular da o kadar kıvrak ve hareketli olurlar. Ritim arttıkça vücut dikleşir, kollar yukarıya kalkar.

Gelen komutla "yenlik yenlik" "alaşağı" ya da ufak ufak" diğer oyuncular da uyarılarak doğrudan sert bölüme geçildiği gibi yenlike bölüme de geçilir.

2.YENLİK BÖLÜMÜ: Kollar aşağıya iner, dizler kırık ve bel kısmı dizlerin açısında öne doğru eğiktir. Kol çıkarmalar ve omuz sallamalar bu bölümde ön plandadır. Adımlar geriye, yana ve öne basarak belli alan içinde gezinilir. Vücudun yapmış olduğu çalımlar yumuşak ve hafiftir. Oyunun ritmi düz horon bölümüne oranla biraz daha hızlıdır. Komutçudan gelen "alaşağa", "al oğlum", "kim ula", "tak tum", “düşş”, “yık oğlumm” veya "ıslık" şeklinde gelen komutla sert bölüme geçilir.

3.SERT BÖLÜMÜ:Diğer bölümlere nazaran hareketler daha sert ve canlıdır. Omuz sallamalar daha seri, ayaklar yere daha sert basar. Oyunun en gösterişli, temposunun oldukça yüksek olduğu ve oyuncuların tüm yeteneklerini ortaya koyduğu bir bölümdür. Oyuna devam edilecekse tekrar düz horon bölümüne geçilir.

TOPLU (KARMA) HORONLAR VEYA TÜRKÜLÜ HORONLAR


Yörede, karşılama türü oyunlar ve bıçak oyunu hariç bütün horonlar ellerden tutuşularak oynanır. Horonlar daire, yarım daire ve çizgi (dizi) formunda oynanır. Oyun esnasında türkü söylenir ve oyuncular elleriyle müziğin ritmine tempo tutarlar.


Karma horonlara kemençe, davul-zurna eşlik eder. Halkanın büyüklüğüne göre oyunlara eşlik eden müzisyen sayısı da artar.



Kollar aşağıda ve yarım yukarıda tutulur. Eller ise; sağ el üste sol el alta kalacak şekilde tutulduğu gibi kollar yarım yukarıdayken serçe parmaklardan da tutulur. Kadınla erkek elele tutuşurken kadın, elinin üzerine mendil koyar ve erkek kadının elini mendilin üzerinden tutar. Düz horon (Aşağı horonu, Kari horonu, Millet horonu) oynanır. Kollar aşağıda iken vücut dik, kollar yarımken vücut öne eğiktir.
Horonlarda söylenen türküleri ve oynanan oyunları sırasıyla ele alalım.
HORONLARDA SÖYLENEN TÜRKÜLER

Türkünün anonim halk edebiyatına ait olanları yanında yazarı belli olanları da vardır. Türkü halk edebiyatında geniş bir yer kaplar ve çoğu anonimdir. Türküler dörtlüklerle söylenirler. Fakat bazen bu dörtlüklere 5., 6. mısralara eklenerek her kıtanın sonunda tekrar edilir. Eğer eklenen bu mısralar aynen tekrar edilirse nakarat, bağlantı ve kavuştak ismini alır. [3]

Karadeniz bölgesindeki türküler daima bir beste olarak terennüm edilir. Bazen mısraların başlarına ve sonlarına ah!, of!, aman!, aman aman!... gibi iç burkulmalarını anlatan kelimeler eklenir. Bu kelimelerin bazen ölçüye katıldığı görülse de çoğu kez vezin dışı eklenir. Her mısra yedi hecelidir.

Kafiye düzeni aşağıdaki gibidir.
1. ab, cb
2. aab, ccb
3. aaab, cccb
4. abbc, deec
5. aaaab, ccccb

Karadeniz bölgesinin doğu kesiminde halk ezgilerine yöre halkınca "TÜRKÜ" veya "TÜRKİ" denir. Bölgenin oğlu-uşağı, kadını-kızı bu türkülerle söylenir, bu türkülerle neşelenir. Doğuştan duygulu ve coşkulu bir yaradılışı olan Karadeniz insanı, yüreğindeki tüm dalgalanmaları konuşurcasına bu türkülere döker. Karadeniz türküleri yalnızca bu yöreye ait melodiler taşır. Tüm bölge halkınca bilinen ortak besteler her zaman ve her yerde herkesçe söylenebildiği gibi her türlü deyişe, her türlü söyleyişe kolayca uydurulabilir.


Türküler genellikle kemençe, kaval ve tulum eşliğinde söylenir. “Kimi zaman davulun çubuk ritmine uyularak zurna eşliğinde söylenen türküleri gerçekten eşsiz bir deyiş özelliği kazanır..”Türküler çoğu kez çalgısız söylenir. Yayla yollarında, dere boylarında, ormanlarda, fındık bahçelerinde, mısır tarlalarında, düğünlerde sevdalı yüreklerin yanık türküleri yankılanır. Acıları, sevgileri, özlemleri, yiğitlemeleri, güzellemeleri türkülere dökülür ve türkülerle yakılır.


Karadeniz Bölgesi türkülerinin çoğu anonim halk edebiyatının en yaygın ürünlerinden olan "MANİ" türündendir. Ancak öteki manilerin ilk iki dizesini oluşturan "doldurma dizelere" bu türkülerde pek rastlanmaz. Türkülerin çoğunda bir anlam bütünlüğü vardır:


" Yaylanın çümeninde
Sallanırda gezersin
Yedi türli çiçek var
Hangisine benzersin"
" Sarmaşık bübülleri
Yiyeyim mi o dilleri
Açtı yeşil yapraklar
Tam sevdaluk günleri"


Öte yandan dörder dize ile sınırlanan manilere benzemeyen çok dizeli türkülere de rastlanır.



"Tabancanın yanında
Bi da bicak olacak
Delikanlı deduğun
İki kari alacak
Birisi darilanda
Ebiri sarılacak"


Çeşitli olaylar üzerine yakılan "destan-türküleri" de aynı nitelikleri taşır.


" Emir aldi ıraktan
Vurdi kalkti yataktan
Şişmanoğli geliyi
Çekilın Kumyatak'tan


Oturak havalarının, yol havalarının, destan-türkülerin, destanların bazılarında mani türünden ayrılan deyişler görülür:


"Trabzon'dan çıktım başum selamet
Çavuşli'ya vardım kopti kıyamet
Anam ile yarim hakka emanet"


Türkülü horonlar (Atlama, Düz Horon, Vaybeni) da söylenen türkülerin konuları sırasıyla:


1. Sevgi, özlem, ayrılık, gurbet
2. Yiğitlik, güzelleme ve övgüler
3. Yergiler ve görenekle ilgili duygular
4. Doğa sevgisi ve doğa tutkusu
5. Kahramanlık, fedakarlık
6. Cinsel duygular


Bazen bu türküler atışmalı türkü şeklinde de olur. Ünlü türkücüler tek ya da çift kemençe eşliğinde saatler boyu atışırlar ve yarışırlar. Karşılıklı atışmalı türküler en çok düğünlerde, derneklerde ve imecelerde yapılır. Atışanların bir çalgıcı olması ya da atışmalara bir çalgıcının eşlik etmesi zorunlu değildir. Yerine ve zamanına göre kadınlar-kızlar ile erkekler arasında da karşılıklı türkü atışmasına girişildiği görülür. Bu tür atışmalara fındık toplama, mısır ayıklama, yük taşıma imecelerinde rastlanır.


A-HORON TÜRÜNDE OYNANAN OYUNLAR


1-VAYBENİ (SEYİR) OYUNU


Trabzon ve ilçelerinde halka şeklinde dizilen kadınlar ve erkekler tarafından oynan ve oyun süresince iki usta türkücünün o anda kurdukları türkülerin iki gurup tarafından karşılıklı koro şeklinde belli bir ezgi ile söylendiği oyunlara yörede "Seyir Oyunu" veya "Vaybeni" denilmektedir. Vaybeni oyunu genellikle atlama, düz horon, sıksara, sıva sıva şeklinde gittikçe hızlanan bir tempoda oynanan horonlardan sonra iki türkücünün grupları oluşturarak seyir oyununa geçilir. Gruplar en az üç kişiden oluşur


A GRUBU B GRUBU


Kadınlar ve erkekler el ele tutuşarak halkayı oluştururlar. A ve B gruplarının ortasında usta türkücüler (başkanlar) bulunur."Düz Horon" ve "Kozan Gel" oyunlarında olduğu gibi halka daima sağa doğru döner. Oyunun özelliği gereğince hiç durmaksızın türkü söylenir. Bu oyuna kemençe, kaval veya tulum-zurna eşlik eder.


Oyun başlangıcında türkücüler türkülerinin hangi ezgiyle söyleneceği ve ilk türkünün hangi grup tarafından atılacağı konusunda anlaşmaya varılır. Yörenin namlı türkücülerinin kendilerine özgü ezgileri, yöre deyimiyle "GAYDE"leri vardır. Bu oyunun özelliği gereği karşılıklı türkü söylemenin belli bir kuralı vardır. Örneğin A grubu birinci mısrayı söyledikten sonra B grubu aynı mısrayı tekrarlar. A grubu ikinci mısrayı söyler ve B grubu bu mısrayı tekrarlar. A grubu ikinci mısrayı tekrarlamışsa bu sözü karşı gruba verdim anlamına gelir. Böylece atışma devam eder. Bir grup pes edinceye kadar sürer.


Başka bir rivayete göre, oyun adını bütün oyuncuların çok iyi bildiği:


E vaybeni vaybeni
Kül oldum yana yana
Kül oldum, kömür oldum
Ateşte yana yana"



türküsünden aldığı söylenmektedir.


2-DÜZ HORON


Yalın ve fazla hareketli olmayan figürlerle oynanan horonların genel adıdır. Rahat horon, adi horon, aşağı horon, kara horon, dizi horonu, millet horonu Sürmenee’de tek ayak ve çift ayak ve Tonyaa’da üç ayak adıyla oynanır. Ayrıca bazı ilçelere bağlı köy adlarıyla da bilinir ve oynanır.Örneğin Maçkaa’da Galyan, Mahura , Örnek Alan ve Hamsi köy Çepni horonu gibi. Yörede kadın-erkek, genç-ihtiyar herkes tarafından oynanan bir oyundur.


Düz horonda kollar aşağıda, yukarıda ve yarım yukarıda (kollar dirseklerden kırık) tutulur. Kollar yarım yukarıda iken, kollar; müziğin ritmine göre omuza bağlanarak aşağı-yukarı sallanır. Vücut, kollar aşağıda ve yukarıda olduğu zaman diktir. Yarım olduğu zaman dizlerdeki kırıklık vücudun üst kısmına da yansır ve öne doğru hafif bir eğiklik olur. Diğer figürlerde olduğu gibi figür sayısal olarak 10 sayıda tamamlanmaktadır. 6 sayı yerinde, 4 sayı da ileriye basılmak suretiyle tamamlanır. Ayakları yere basarak, yerden alınan güç ve dizlerin eklem yerlerinden geriye yapılan vurgu vücudun yukarıdan aşağıya doğru salınışını meydana getirir. Bu aynı zamanda yöreye has bir özelliktir.


Türkülü oyunlarımızdan olan düz horonda türkü söylenirken kollar aşağıda veya yarım yukarı kaldırılır. Türkü bittiğinde yarım yukarıda olan kol komutla aşağıya inerek yenlik ve aşağı alma yapılır. Eğer bu oyunda kadınlar yoksa kollar yukarıya tam olarak kaldırılır. Figür adımları küçülür ve vücutta oldukça ince dalgalar halinde salınım başlar. Oyun artık sık sara olmuştur ve komutla kollar aşağıya alınır. Omuzlar birbirine bağlı olarak ileri ve geri salınır. Ayaklar yere sert vurarak "Aşağı Alma" üç kez tekrarlanır. Oyun bu şekilde devam eder gider.Düz horonun usulü 2/4, 4/4 ve 7/88’liktir.


3-ATLAMA


Atlama, Trabzon yöresinde karma (alaca) olarak oynanan yaygın horonlardandır. Dizlerdeki esneme ve vücuttaki yumuşak dönme hareketleri nedeniyle oyun daha çok kadınlar tarafından oynandığı bilinmektedir. Ayak hareketleri temelde düz horona benzemektedir. Figür 10 sayıda tamamlanır. Bir ayak diğer ayağın yanına getirilip yere vururken (taban) iki ayağın üzerine hafifçe düşülür ve dizler kırılır. 8., 9., ve 10. adımlarda bel ve diz uyumlu bir şekilde ileriye doğru yaylanır ve geri gelir. Kollar aşağıda ve yarım yukarıdadır. Türkülü oyunlardandır.Usul:7/88’lıktır.


Figür üç bölümden oluşur
- Ağır bölüm
- Yenlik bölümü
- Sert bölüm


Ayrıca Düzköy ve Akçaabat ilçesinde LANGEPSON (ATLAMA) ve Maçkaa’nın Ocaklı İzmesi adlarıyla bilinen atlama çeşitleri de vardır.
KADIN HORONLARI

>“Kadın horonları, yenlik horonların en güzel örneğidir. Kadının ruhuna ve fiziğine uygun olarak yumuşatılmış figürlerden oluşur. Geleneksel kadın düğünlerine çalgıcı alınmaz. Horon halkasını oluşturan kadınlardan ikisi karşılıklı olarak türkü yarışına tutuşur. Bir başkası güğümün (gügüm) yada Kufa[4]>’nın dibine ellerini vurarak söylenen türkülere ve oyunlara tempo tutar.

Kadın horonlarında, erkek horonlarındaki titreme yerine bel kıvırma, omuz sallama, göğüs silkme ve yaylanma gibi kadınsı çalımlar ağırlıktadır. Kadınlarda kollar; aşağıda olur ve oyun belli bir tempoya geldiğinde dirsekler bükülüp "yarım kol" durumuna getirilir. Maçka, Tonya ve Çaykara'nın bazı köylerinde kadınlar kollarını omuz seviyesine kadar kaldırırlar.

Erkek horonlarında görülen çöküp-kalkmalar ve kolların omuz seviyesinden yukarı kaldırılması kadın oyunlarında görülmez.

Yörede oynanan kadın oyunlarını şu şekilde sıralayabiliriz:

1-KIZ HORON KURMA: Kollar dirseklerden kırılarak omuz seviyesinde yukarı kaldırılır. Yumuşak hareketlerle ileri-geri, sağa-sola yürümeler ve sekmeler oyunun belirgin özelliğidir. Usulü 7/8'liktir.

2-DÜZ HORON: Yörede herkes tarafından oynanan bu oyun kadınların asıl oyunudur. Kol ve omuz birbirine bağlı olarak sallanır, vücut öne doğru eğiktir. Düz horon, Vakfıkebir de Kız horonu ve Sürmene'de tek ayak ve çift ayak ismiyle de oynanır.Bu oyunu kadınlar kendi aralarında oynarken, türkü söyler, güğüm dibi çalarlar. Usul 7/8, 4/4'lüktür.

Güğüm dibinde çalınan usul:


Tonyaa’da Kufa dibinde çalınan usul:


Vurun vurun vuralım
Tahtalari kıralım
Bu evın gelinini
Golumuza alalım
Kaldırın kolunuzi
Görünsünler bacadan
Bizım günahlarımız
Sorulsunlar hocadan "


Oyun belli bir tempoya geldiğinde kollar yarım yukarı kalkar, komutla sağa-sola gider ve yenlik yapılır. Üç kez yenlik yapıldıktan sonra aşağı alınır
3-ATLAMA: Yörede üç-dört çeşit atlama vardır. Ayakların yere çift basması, öne arkaya çekilmesi, ileriye geriye sıçramalar (atlamalar), kollarda ve belde yapılan çalımlar oyunun en belirgin özelliğidir. Usulü: 7/8, 7/166’lıktır.

4- DİRVANA: Bu oyun adını dirvana adı ile bilinen bir kuştan almıştır. Trabzonn’un Yomra ilçesinde Türkü eşliğinde ,daire formunda ve hareketli bir biçimde oynanır. Saz kısmı bitip söz kısmına girildiğinde sağ ayakla sola dört adım(sağ – sol,sağ – sol) gidilir. Kollar iki yana açık omuz seviyesinin üzerinde tutulur..’HE DİRVANAA” sözleri söylenirken kollar aşağıya indirilir ve yanda sallanır ve bu arada dört adım sağa (sağ – sol, sağ - sol) gidilir. Oyunun en büyük özelliği dairenin sola doğru dönmesidir. Usul:7/88’liktir.

5- KANBENA: Trabzonn’un Yomra ilçesinde Türkü eşliğinde ve daire formunda oynanır. Kollar iki yana açık omuz seviyesinin üzerinde tutulur. Oyun esnasında verilen komutla kollar aşağıya ve yukarıya alınır. Bu esnada daire içe doğru kapanır ve açılır. Usul:7/88’liktir.

6- SOLDA: Düz horon formunda oynanır. Sol ayakla sola gidilerek oynandığı için bu adı almıştır. İki bölümlü bir oyundur. “çift soldaa” ve “çatmaa”(topuklarla), biçme ve dolanma figürlerinden oluşur. Atlama müziği ve ritmiyle karma olarak oynanır. Usul:7/88’liktir.

7- AĞIR KÖY: Tonya ilçesine özgü bu oyunda ayaklar yerden kalkmadan sürttürülerek sağa doğru gidilir. Omuzlar ön plandadır. Bu kısma AĞIR KÖY TİTREMESİ adı verilir. Buradan sert horon kısmına geçilerek aşağı alınır. Aşağı almada ayaklar (sağ ve sol) tek tek kullanılır. Tekli,ikili ve üçlü çökmeler yapılır. Usulü: 7/8, 7/166’lıktır.

ERKEK HORONLARI

Horona başlarken Karadeniz'in durgunluğunu andıran, bir meltem gibi hafif ve tatlı, asıl horona geçtiğinde coşan, köpüren dalgaları gibi haşin, sarp kayaları gibi sert olur uşaklar. Tarlada belleyenlerin toprağı işlemeleri, bayırlardan aşağı inen suların hızlı akışı, denizin ve balıkların oynayışı kısacası Karadeniz insanının yaşam savaşı dile gelir, uşakların horonunda.

Müziğin ritmine göre horoncular kıvrak ve hareketli olur. Kollar aşağıda ve yukarıda (başı geçecek şekilde) olur. Bazen kollar omuz hizasında yere paralel veya yarım kol durumundadır. Yere diz koymalar, çöküp-kalkmalar, vücuttaki titremeler erkek oyunlarının belirgin özelliğidir.

YÖREDE OYNANAN ERKEK OYUNLARINI ŞU ŞEKİLDE SIRALAYABİLİRİZ

1-HORON KURMA – OYUN KURMA – ARTIRMA: Adlarıyla bilinir. Adından da anlaşıldığı gibi horon kurma, bir başlangıç oyunudur. Çok yavaş ve oturaklı bir tempoyla oynanır. Ellerin havadaki pozisyonu, dağların sıralanışını, ileri-geri yapılan çalımlı hareketler; denizin dalgalanışını yansıtır. Horon kurmada kollar, yukarıda ve aşağıdadır. Bel ve omuzlar; ayak hareketlerine bağlı, bir bütün olarak öne ve arkaya doğru sallandırılır. Ayaklar; ileri-geri, çökme-kalkma hareketleri yapar. Horon kurma kolların hareketine göre iki kısımda incelenir. Kollar yukarıdayken; ayaklar ileri ve geri gider. Aşağıda ise çökme-kalkma hareketi yapar. Usul: 5/8 ve 9/16'dır.

2-SALLAMA (AKÇAABAT): Horon kurmadan sonra oynanır. Horon kurma ile sık sara arasında bir geçiş oyunudur. Sürmene ve Çaykara dolaylarında oynanan sallama ile Akçaabat dolaylarında oynanan sallama isim olarak aynı olmalarına rağmen oyun ve ritim bakımından farklılık gösterir. Kollar yukarıda ve aşağıda olmak üzere iki kısımda oynanır. Vücudun toplanması (ellerin toplanması), bacakların önde sağa-sola atılması denizin coşkunluğunu yansıtmaktadır. Usul 4/4.

3-SIKSARA (SIK SARAY) - DİK HORON(EŞKIYA)- ERKEK HORONU – DAVUL - ZURNA HORONU : Adlarıyla da bilinir. Dünya oyunlarında görülmeyen bir canlılık ve kıvraklıkla oynanır. Bu oyuna; güzelliğinden ötürü "Köşklere, saraylara özgü, kral, imparator ve padişahların beğendiği oyun" anlamına gelen SIK SARAY (ŞIK SARAY) denilmiştir. Sözcük giderek "SIKSARA" biçimini almıştır. Ayakların kısa adımlarını vücudun tepeden tırnağa titreşimleri tamamlar. Kolların ve omuzların titreyişi, balıkların denizde oynayışını ve ağdaki çırpınışını anlatır. Öte yandan, bölgenin iklim ve doğal koşullarıyla inişli çıkışlı dar bir toprak parçası üzerindeki Karadeniz halkının yaşam savaşını ve yapısındaki çevikliği anlatır. Melodinin değişmesiyle Tonya ve Vakfıkebir ilçelerinde “DAYIR DAYIR(TAYİR TAYİR ))’e geçilir. Usul : 7/8 ve 7/16 dır.

4-BIÇAK OYUNU – KILIÇ OYUNU: Sık sara ritmiyle oynanan bir oyundur. "Karakulak" denilen koltuk bıçağı ya da "Çerkez" kaması ile oynanan ikili bir oyundur. Milletimizin tarihinden, tarihi geçmişinden süregelen bir savaş oyunudur. Bu oyunda karşı karşıya gelen iki düşmanın mertçe ve yiğitçe dövüşmesi sergilenir. Bu kavga esnasında oyuncu kamasını 2-3 m. yukarıya fırlatır ve inerken sapından yakalar. Usta oyuncular düello sırasında rakibin kulağını ve parmağını keserek "kulak kesen" veya "parmak kesen" gibi lakaplarla çağrılırlar. Bu halleri seyirci üzerinde büyük zevk ve heyecan uyandırır. Sonuçta barışın savaştan daha erdemli olduğunu kabul ederler. Öpüşür, barışır ve birbirlerine kıyamadan ayrılırlar. Usul 7/16 dır.

5-KOZAN GEL (HOZAN GEL): Horon kurmanın bir çeşididir. Horon kurmadan farklı olarak kollar aşağıdayken, dizle ve oturarak yapılan çökmeler ağırlıktadır. Usulü: 9/16 'lıktır.

6-KOZANGEL SALLAMA: Horon kurmadan sonra yapılan sallamayla benzerlik gösterir. Diğer sallamadan farklı olarak, ayakları çift basarak sağa-sola-öne-geriye atlamalar vardır. Usul 7/16'lıktır.

7-SIVA SIVA – DOLDURMA : Tonya da “TOPALLAMAA” ve Vakfıkebirr’de “TRAKTUM (KARIŞTIRMA) adıyla bilinir. Sık sara usulüyle oynanan bu oyunlarda; kollar yere paralel ve omuz hizasında, sağ ayağın yanda ve önde yapılan çalımı, iki ayağın ileri çıkması ve geri gelmesi omuzların, ayağın yerden aldığı ritme yukarı-aşağı salınımı görülür. Usul 4/8, 7/16 'lıktır.

8-PARMAK UCU - KUMYATAK ERKEK OYUNU – KAZMA ÇÖKME: Adlarıyla da bilinir. Sık sara usulüyle oynanan bu oyunlarda; kollar yere paralel ve omuz hizasında, sağ ayağın önde yaptığı çalımlarla süslü oldukça hareketli bir oyundur. Usul: 7/8, 7/166’ lıktır.
B.KARŞILAMA TÜRÜNDE OYNANAN OYUNLAR

1-SALLAMA: Çaykara , Of, Sürmene ve Araklı ilçelerinde oynanan bir halk oyunudur. Kemençe, kaval ve davul-zurna eşliğinde yumuşak bir ritimle oynanır. Sallama karma (kadın-erkek) oynandığı gibi yalnız kadınlar tarafından da oynanır. Buna “KARŞILAMAA” adı verilir Sürmenee’de. Kadınların oynadığı sallama erkeklere nazaran daha yumuşak ve kıvraktır.Erkek sallamasında değişik figürler yapılır. Çökme, yürüme, el çırpma, kolları dikleme ve ayak çiftleme gibi oyun düzenini bozmayan çalımlar yapılır. Sallama kadın-erkek veya kadınlar arasında karşılıklı olarak da oynanır. Bu karşılama türü oyunda kadınların kendilerine özgü figürleri vardır. Dönmeler, parmak şaklatmalar, el çırpmalar, yürümeler ve omuz sallamalar gibi. Usulü:9/8'liktir.

2-ASO SALLAMASI: Sürmene ve Araklı ilçelerinde oynanan bir halk oyunudur. Kemençe, kaval ve davul-zurna eşliğinde yumuşak bir ritimle oynanır.Diğer sallamadan farkı hareketlerin daha kıvrak ve melodisinin farklı olmasıdır. Usulü:9/88’lik tir.

3-KOL HAVALARI: Kol deyimi kolcudan gelmektedir. Şehir dışında kırsal kesimde mermi, silah, tütün,uyuşturucu, alkollü içkiler,kaçak ağaç kesimi vb. gibi davranışları durdurmakla görevli mert, korkusuz, silahlı ve atlı kuvvetlerdi. Cumhuriyet öncesi alkollü içkiler yasak olduğundan ve yöre delikanlıları sazlı – sözlü içkili muhabbetler yaptıklarından ötürü sık sık Kolcularca baskına uğrarlardı. Başka bir eğlence şekli olmadığından, vicdanları ve yasaklar arasında bir çeşit savaş verirlerdi.

Kolluk kuvvetleri gelirken evlerdeki müziğin sesi hafifletilir veya lambalar söndürülür. Kolluk kuvvetleri geçtikten sonra müzik tekrar eski halini alır. Bu havalara “Kol Bastı Havası veya Kol Oyunuu”denilmektedir. İki kişi ile bir nevi karşılama türünde oynanan bu oyun Trabzon ve Giresunn’da oynanmaktadır.


Kol Oyunu bir çeşidi de FİNGİL HAVASI ( KOL AĞASI ) dır. Bu oyun 2- 4 kişi tarafından oynanmaktadır. Kol Oyununa nazaran daha ritmik bir şekilde oynanır. Fingil deyimi, yörede güzel ve neşeli anlamına gelmektedir. Oyundaki itaf, oyunu çok güzel oynayan kadın için söylenmiştir. Usul:2/4 ve 4/4 lük tür.


C-BAR TÜRÜNDE OYNANAN OYUNLAR
Bu oyunlar Trabzonn’un Çaykara ve Of ilçelerinde kemençe eşliğinde oynanmaktadır. Ne kadar Tokat , Sivas, Gümüşhane ve Bayburt illerinde oynanan oyun adlarıyla benzeşse de çalınan müziğe ve oynanan oyun figürlerine ilaveler ya da tamamen yöre insanının ortak bir senaaai olarak farklı bir biçimde ortaya çıkmış oyunlardır.

HORONLARA EŞLİK EDEN SAZLAR
1.KEMENÇE

Eski Türk kemençesinin Türkçee’mizdeki adı IKLIĞ yani OKLU KOPUZZ’ dur. Yenisey Türklerinde ıyıl, lık, Altay Türklerinde "İkili", Anadolu'da "Iklık-Iğlık" gibi adlarla kemençenin varlığı vurgulanmaktadır. Ayrıca Çin'de Türklerden gitme, Afganistan'da ve Türkistan'da Türkmen, Özbek ve Kırgızlarda kemençenin adı KIYAK-GIÇAK'tır. Karadeniz kemençesinin nereden ve ne zaman geldiği belli değildir. 18. yüzyılda batı dans hocalarının elinde Peşet dedikleri cep kemençeleri görülmüştür.

Evliya Çelebi Eyüp oyuncakçılarının küçük kemençelerinden bahseder. Emel Heresti, kemençenin Macaristan'a Anadoludan geldiğini bilmekle beraber Macar ana yurdundan gelmişliği üzerinde haklı olarak durmuştur. Macar tarihçisi S. Takats, yaylı Türk sazlarının Türkiye'den Macaristan'a geldiğine inanmıştır. Gerçek olan şudur ki yaylı sazların Avrupa'ya Asya'dan geldiği, tarihinin Hunlar'a kadar uzandığı ve Anadolu'ya Oğuzlardan geçişidir. Horon nasıl sadece bir eğlence demek değilse, Kemençe de bir eğlence aleti değil, Türk Halk bilimi adına konuşan bir ağızdır.

Kemençe Karadeniz insanının tercümanıdır.Karadeniz bölgesinde Ordu, Giresun-Trabzon ve Rize illeri içerisinde görülmektedir. Rize'nin Pazar ilçesinden itibaren yerini Tulum-Zurna'ya bırakır. Kemençe başlı başına bir sanat ve oldukça zor bir çalgıdır. Ayakta ve oturularak çalınır. Yörenin oyununa ve türküsüne uymak için çok seri parmak, kol ve bilek hareketi isteyen bir çalgıdır.Kemençe'nin en önemli özelliği iki sesli çalınmasıdır. Bu da yayı iki tele birden sürterek ve bir parmağı iki telin üzerine basmak suretiyle olur. Melodiye göre dörtlü, altılı, yedili ve daha başka aralıklarda kullanılır. Normal akord'lu, (Re-La-Mi) bir kemençede "Re" teli üzerinde bir melodi çalarken genellikle "La" teli açık olarak kullanılır.

Telden tele geçişler yayla değil, baş kısmın bilek hareketiyle çevrilmesi suretiyle yapılır. Kemençenin üç teli vardır. Dört ses aralığı ile akort edilir. İnce tele zil adı verilir. 0.25 mm. çapında çelik tel kullanılır. İkinci tel önceleri bağırsaktan yapılırdı ve buna sağır tel adı verilir. Şimdilerde 0.30 mm çapında çelik tel kullanılır. Üçüncü bam teli olarak bilinir ve sırma teldendir. [12]

Kemençede görülen akord çeşitleri [13], ince telden kalın tele doğru


Normal Düzen Tulum Düzeni Köçek Düzeni
Re La Mi La Re La Sol # Fa # Do #


KEMENÇENİN YAPISI:55-60 cm. uzunluğunda, 3 cm. yüksekliğinde, eni sap kısmına yakın yerde 6 cm. baş kısmında 9 cm.dir. Gövdesi ardıç, dut, dişbudak, sarmaşık ve erik ağacından içi oyularak yapılır.


Gövde üzerine yapıştırılan kapak yörede sakız ağacı olarak bilinen çam ağacından yapılmaktadır. Ağaç dik olarak 2-3 mm kalınlığında dilimlenir. Elde edilen kapak (Hartama) ılık suda bir süre bekletildikten sonra yuvarlak bir boruya bağlanarak üç gün bekletilir. Hartama üzerindeki damarların birbirine yakın olması istenir. Bu kemençe sesinin güzel ve tok çıkması içindir.


Kapak üzerinde birbirine paralel 5-6 cm uzunluğunda iki oluk vardır. Kapağın içinden (iki oluk arası) gövdeyi birbirine bağlayan sesin daha iyi çıkması ve kapağın içeriye çökmesini önleyen can direği vardır. Yay 55 cm uzunluğunda abanoz, gül ve fındık çubuğundan yapılır. Atın kuyruk kısmındaki kıllardan oluşan yaya, sürtünmeyi arttırmak için reçine sürülür.
2. DAVUL: Altayca, Sagagca ve Koblayca'da eski Türk çalgı adı Tüngür'dür. Şaman davuludur. Çeremisçe'de tümür davul demektir. Türk-Moğol kabileleri ise davula bar-par diyorlardı. Davul adı bütün Türk lehçelerinde vardır. Karadeniz yöresinde kullanılan davul Anadolu'nun diğer yörelerinde kullanılan davulun benzeridir. Sesinin daha kıvrak ve tiz çıkması için küçük tipte yapılır.

Karadeniz yöresinde davul iki türlü çalınır.



1-Kol dirseğini 1-2 cm, geçecek şekilde davulun kayışı kola geçirilir ve davul döndürülerek kayışın koldan kaymaması için sıkıştırılır. Orta parmak ve yüzük parmağı çubuğun içine girer baş parmak kasnağa bağlı küçük meşinin içine sokulur ve elin kasnakla teması sağlanır. Tokmak diğer elin avuç içinde tutulur.
2-Çubuğun ve tokmağın aynı yüzeyde beraber olarak çalınmasıdır. Genellikle Trabzon'un Araklı ve Sürmene ilçelerinde görülür.
3. ZURNA: Doğu Karadeniz Bölgesinde kullanılan zurnanın sesinin daha kıvrak ve tiz çıkması için Anadolu'nun diğer bölgelerinde kullanılan zurnalardan daha küçüktür.

Türkiye'de üç çeşit zurna vardır.


1- Kaba Zurna (Trakya ve Tokat)
2- Orta Zurna (Hemen hemen her yerde)
3- Zil Zurna (Karadeniz)


Zurnalar, erik, ardıç, sarmaşık ve dişbudak ağacından yapılır. 23-25 cm uzunluğunda, ağız kısmı (FERMENE) 5,5-6 cm. çapında, kamışın takıldığı ağız kısı ise 1,5 cm. dir. Bu kısma ZİVANA denir. İç delik 9 mm'lik nota delikleri ise 8 mm. lik matkapla delinir. Biri arkada yedisi önde olmak üzere sekiz nota deliği vardır. [14]
4. KAVAL: Karadeniz bölgesinde dilli ve dilsiz olmak üzere iki çeşit olan kaval, 30-40 cm. uzunluğunda olup şimşir ağacın-dan yapılır."[15] Daha ziyade çobanlar tarafından çalınır. Önde 7 arkada 1 olmak üzere yedi deliği vardır.

Dili Kaval iki şekildedir.
a-Diatonik perdeli (Halk arasında dilli düdük de denilmektedir.)
b-Kromatik perdeli (Halk arasında çoban kavalı denmektedir.)


Dilsiz Kaval da iki şekildedir.
a-Diatonik perdeli
b-Kromatik perdeli


5. TULUM: Daha çok Rize ve Artvin illerinde görülür. Tulum-Zurna adıyla da bilinir.Oğlak derisinin tüyleri temizlendikten sonra ayakları yukarı kısmından kesilir ve deliklerden ikisi, hava kaçırmayacak şekilde sıkıca bağlanır. Tabi ki ön ve arka delikler de kapatılır. Geriye kalan sağ ön ayak ile sol arka ayaklardan, sağ ön ayağa tahta boru, arka ayağa da üstü delikli iki boru bağlanır. Böylece meydana gelen alete "Tulum - Zurna" adı verilir. Sağ ön ayağa bağlanan ve ağızlık vazifesini gören tahta borudan üflenerek tulum şişirilir. Delikli borulardan ses çıkmaya başlar. Bu perdeler parmakla idare edilmek suretiyle istenilen hava çalınır.


6.LEĞEN:İçinde öteberi ya da el yıkanan, madenden yayvan kap.
7.BAKRAÇ :Çoğu bakırdan yapılan küçük kova:Kuyu bakracı. Süt Bakracı

8. KUFA : Tahtadan yapılmış,içerisine yiyecek – içecek konula bilen bir tür kazan.

9. GÜĞÜM(GÜGÜM): Bakırdan yapılmış su kabı.

10. SİNİ: Üzerinde yemek sahanlarını taşımaya yarayan ya da sofra işini gören bakır yada pirinçten yapılmış büyük tepsi.

11. KAZAN: Çok miktarda yemek pişirmeye veya bir şey kaynatmaya yarar büyük, derin ve kulplu kap.

Giyim Kuşam

TRABZON YÖRESİ GİYİM - KUŞAM


Türkiye'nin birçok yöresinde görülen bindallılar, cepkenler ve kadife entariler bu yörede de görülmektedir. Daha çok il merkezinde olmak üzere zenginler tarafından giyilen ipek ve kadife entariler yöreye has motiflerle süslenir. Ekonomik duruma göre altın, gümüş işlemeler göze çarpar.


Eskiden şehirlerde gündelik giysi olarak kadınlarda manusa denilen çizgili, pamuklu, fanusa denilen yünlü ve ipek kadife entariler giyilirdi. Tepelik ve oyalı yemeni başa bağlanırdı. Bu giysiyle sokağa çıkıldığında başa gelen kısma büzgülü ipek, pütü kare çarşaf ve peçe takılırdı. Üç eteğin üstüne Musul çarşaf giyerler. Kenarları 2-3 cm. genişliğinde altın gümüş telle şeritlenmiş, başa kordonla bağlanıp, ucuna altın gümüş toplar, nazar boncuğu yaşlılara felç vurmasın diye bir akik boncuk bulunan peçe ve kıl peçeler takılırdı.


Yatak giysisi olarak; beyaz patiskadan fistolu, kırmalı veya dantelli kurdelalarla süslü gecelik giyilirdi.


Hamam giysisi olarak; yaşa, mesleğe ve ekonomik duruma göre: Zenginler; altın sırmalı, gümüş telli havlular, üçgen biçimi yaşmaklar, gümüş tas, gümüş nalın, altın ve gümüş kakmalı fildişi taraklar kullanılırdı. Fakirler ise; baş tarafı işli ipekli havlular, yaşmaklar ceviz nalın, bakır taslar ve pamuk keten peştamallar kullanılırdı.
Sırmalı bohça içinde ikinci beyaz bohçaya sarılmış; gümüş telli sırmalı havlu, yaşmak, altın ve gümüş kakmalı fildişi tarak, gümüş tas, gümüş nalın, kese, sabunluk, hamamda üzerine oturmak için küçük bir halı ve işlenmiş örtü bulunur. Bunun yanında hamamda ipekli ve pamuklu peştamallar da kullanılırdı.


KADIN GİYİMİ


Tepelik, Kukul: Üç ve altı şakaklı altın veya siyah floştan yapılmış tepeliklerin düşmemesi için siyah kaytan üzerine altın dikilerek hazırlanmış, saç bağlarıyla başa bağlanan bir giysidir. Zengin kız ve kadınlarda altın tepeliğin ortası elmaslı, saç bağı altındır. Fakirlerde ise siyah filoştan yapılmış tepeliklerin alın kısmı tek sıra altın, gümüş veya çiçek desenlidir.


Çömber (Çomber): Yörede başörtü (tülbent), yemeni ve yazma olarak da bilinir. İnce ve seyrek dokunmuş, üzerine kalıpla basılmış, elle boyanmış yaprak ve çiçek motifleri bulunan, etrafı çeşitli renklerde ince boncuk, aaaalik beyaz pul ve iğne oyalarıyla süslü, başta siyah olmak üzere değişik renklerde olan bez bağlanır.


Yaşmak: Genelde yaşlıların soğuktan korunmak için genç kızlardaki tepeliğin yerine geçen; tülbenttin altına başı iyice saracak şekilde bağlanan ince beyaz bir örtüdür.


Yelek: Beyaz patiskadan yapılan yelek; yuvarlak yakalı, önden düğmeli, kolsuz ve bele pensle oturtularak giyilir. Beyaz ve krem rengi olan gömlek dokuma keten ve bürümcükten yapılmıştır.


İç Donu: Belde ön ve arka parçayı ayırmak üzere iki yırtmacı vardır. Ön arkaya, arka öne ince bir bağ ile bağlanır. Diz kapağı üstünde lastikle büzülüp, kenarı kırma, fisto ve dantellerle süslüdür.


Üç Etek: Bel kısmı lastikli ve büzgülüdür. Etek kısmı kırmalı, dantelli, fistolu ve kurdelalarla süslüdür.


İçlik - Gömlek: Ketenden el aaagahlarında örülür. El dikişi ile yanlara parça ve kol altına ek parça (kuş) koyulur. Ön kısmı robalı, işli, oyalı ve siyah düğmelidir. Hakim yakalı, uzun kollu veya kısa kolludur. Patiska, ipekli ve pamuklu kumaşlardan da yapılır. Başka bir içlik ise; siyah ipekli kumaştan önü ve omuzları robalıdır. Robalar mavi ve kırmızı işli, önü çiçek desenleriyle süslü ve diğer kenarları motiflerle işli bir çeşit gömlektir. Bunu yaşlılar pek giymez.


Entari (Endare): Fistan adıyla bilinir. Oldukça uzun ve bolca dikilmiş, diz kapağı altına kadar inen ve dizlerden fırfırlı bordo, yeşil, mavi, pembe ve kırmızı renklerden oluşan pazen, basma ve ipekli kumaşlardan dikilir. Öne peştamal bağlandığından öndeki pileler arkadakilerden oldukça azdır. Genelde yaşlılar tarafından giyilir. Genç kızların çeyizinde mutlaka bulunur. Sade işlemesiz olduğu gibi işlemeli olanı da vardır. Genç kızlar ve kadınlar bu fistanın üzerine yelek, kolçaklı işlik ve libadi denilen bir çeşit cepken giyerler. Özel günlerde elbisenin açık renkli ve parlak simli olanı giyilir.


Kolçaklı İşlik - Cepken: Maçka'da bu giysi parçasına isparel[5] adı verilir. Gömleğin veya fistanın üzerine giyilen bir çeşit cepkendir. Çeşitli göz alıcı renklerden olan cepken uzun kollu, ön cephesi, omuzları, bilekleri ve dirsekleri genellikle siyah renkli manşetlidir. Manşetlerin üzeri çeşitli motiflerle süslüdür. Basma, pazen, dokuma keten ve kalın pamukludan yapılır. Yaşlı kadınlar, sade ve koyu renkli olanları tercih ederler. Buna libadi adı verilir. Kuşak ve peştemalin üzerine serbestçe bırakılır.


Yelek: Fistanın üstüne giyilir. Bazen cepken gibi kollu da yapılır. Kırmızı, siyah, bordo, yeşil renkleri esas olmak üzer çeşitli renklerde çiçek, yaprak v.b. desenleriyle süslü olur. Ön parçalar yuvarlatılmış şekildedir. Tam bele inmez, önde kendiliğinden kapanabileceği gibi gizli kanca veya uçkurla içten bele bağlanır. Çeşitli pamuklu bezlerden yapıldığı gibi en makbulü kadife olanıdır.



Etek: Diz altında kadar inen, uçları fırfırlı veya düzdür. Çiçekli bezlerden, pamuklu kumaşlardan ve çeşitli renklerde yapılır. Şalvarın üzerine giyilir.


Şalvar: Tonya'da don olarak bilinir. Dizin hemen altına kadar inen sade ve desenli ince çiçekli bezlerden dikilir. Genellikle kumaş olarak ipekli, basma ve divitin kullanılır.


Peştamal (Oğluk): Yomra'da “dolaylıkk” olarak bilinir. Köy kadınlarının entarilerinin üzerine, bellerine bağladıkları, genellikle beyaz, kırmızı, enlice çizgili veya kareli peştemaller bağlanır. Her gün iş içinde bulunan kadınların tarlada, mutfakta, yolda, pazarda belinde taşıdığı peştemali oldukça süslü bir giysi olması yanında kadınların çalışırken üst başlarını kirlenmekten koruyan iyi bir önlüktür.


Kuşak: Daha çok yüksek kesimlerde oturan kadınların bellerine sardıkları kalınca bir kuşaktır. Kuşak, sırtında yük taşıyan kadının belinin incinmemesi bakımından bir yastık görevi görür. Özel gün ve düğünlerde giyilen püsküllü ve desenli yün kuşaklara LAHORİ adı verilir. (Hindistan'ın Lahor kentinden gelirdi)


Çorap: Yün ve ince sağlam pamuk ipliğinden dokunmuş Fildegoz adı verilen değişik renklerde motiflerle süslü diz kapağının altına gelecek şekilde uzunca örülmüş çoraplar giyilir. Örgü desen ve motiflerine göre değişik adlar alırlar. Örneğin, erik yaprağı, burma, saç örgüsü, yıldız, çiçek ve muska gibi. Değişik renk ve motiflerde örülen bu çoraplara alaca çorap adı verilir.

Çarık: Ayakkabı olarak yörede inek derisinden yapılan çarık giyilir. Çarıkların uçları sivri, boğazları açıktır.


Kara Lastik: Trabzon lastiği adıyla bilinir. Kendinden topuklu, bir çok renk ve çeşidi bulunan lastik ayakkabı.


Potin: onçları ayak bileğini geçen bağlı, düğmeli veya yandan lastikli ayakkabı, fotin.


Kaloş:Tabanının temiz kalması için eskiden potin üzerine giyilen, terlik ayakkabı.


Mes: Üzerine pabuç giyilen, kısa konçlu, hafif ve yumuşak ayakkabı.


Yemeni: Bir çeşit hafif ve kaba ayakkabı. Altı kösele olup değişik renkte deriden alçak topuklu olarak yapılmış ayakkabı giyilir.


Pabuç: Genç kız ve gelinlerin giymiş olduğu entari ve gelinliğin kumaşından sırma ile işli ayakkabı.


TRABZON YÖRESİ KADIN TAKILARI


Elmas sürgülü kordonlar, elmas taşlarla süslü kapaklı yuvarlak saatler, altın zincirli ucunda yuvarlak saat şeklinde kapaklı, içine ayet konan nuska (muska) ön ve arka yüzü işlemeli kolye.


Siyah kadife veya zincirle takılan beş yüzlükler (beşi birlik) ortasında binlik altın bulunan kolyeler ve elmas gerdanlıklar. Altın gümüş hasır bilezikler ve kemerler. Kırma gümüş kemerler, elmas gül küpe ve yüzükler.


Bel Bağı: Yünden yapılır. Genelde kırmızı renk tercih edilir. Bele bağlanır. Bağ yandan aşağıya sarkıtılır. Günümüzdeki kemer yerine kullanılır. Amaç karın kaslarını sıkı tutmaktır.


Kaytan: Bele peştamal üzerine bağlanan, kaytan yünden el aaagahlarında dokuma 2-3 m. uzunluğunda çeşitli desenlerle süslü, uçları püsküllü ve boncukludur. Kaytan kundaklara ve beşiklere bağlanır. Çantalara, süslü torbalara, kuşakların kenarlarına ve şal peştamala bağ yapılır.


Kolon (Kolan):


1- Yassı ve enlice bağ.
2- Hayvanın semerini veya eyerini bağlamak için göğsünden asılarak sıkılan yassı kemer.
3- Kimi şeylerin kenarına dikilen, enli ve kalın şerit veya yaylı oturakların altına çekilen kuşak. Kalın yünden dokunur. Kaytandan daha incedir.


Boncuk - Lira: Yörede liralarla birlikte boğaza at boncuğundan küçük, çeşitli göz alıcı rengarenk boncuklar bağlanır. Bu lira ve boncuklar renkli bezden yapılmış bir bağ ya da renkli bir kurdelayla dizilmiştir.


Muska - Hamail: Kadınların boğazına kadife kumaşlardan ellerinde yaptıkları muska ve hamail takarlar. İnce boncuklarla süslüdür. İçerisine çeşitli dua ve ayet koyulur.


Göğüsçek: Kutnu kumaştan yapılır. Kadınların evlendikten sonra çocukları olduktan sonra sütken yerine kullanılır. Yalnız göğüsçek fistanın üzerine takılır. Boyundan ve sırttan bağlanır.


ERKEK GİYSİLERİ


Bugün bilinen medeni kıyafetler giyilir. Eski zamanlarda iç çamaşırı olarak; kısa ve uzun kollu keten gömlekler, iç donları (bele işli uçkurla bağlanır) güveyler, potur, şalvar ve mintan, başlarına fes, ayaklarına kloş potin giyerlerdi.


Camiye gidenler temiz giysi olarak beyaz renkte yapılmış şalvar (hasse ve kara astardan) kullanırlardı. Erkeklerin kullandığı şalvar ve zıpkalar artık tarihe karışmıştır. Eski örf ve adetleri yaşatmak isteyenler, bacakları sıkıca saracak şekilde dikilmiş kilot pantolon adı verilen giysileri zaman zaman giymektedirler.


Ayrıca soğuk havalarda yeleğin üzerine kollu siyah aba giyer. Omuzundan tüfeğini, göğsünden armalarını, belinden de silahını, yağdanlığını eksik etmezdi. Arazinin; dağlık, engebeli ve ormanlarla kaplı oluşu, dağınık yerleşim de göz önüne alınırsa halk; eşkıyaya ve soyguncuya karşı koymak için bu şekilde silah taşımak zorunda kalıyordu.


Erkek giysilerde siyah, lacivert renk kullanılmakla birlikte yöredeki el aaagahlarında dokunan koyu kahverengi şaldan giysiler yapıldığı da bilinmektedir. Erkek giysileri genel olarak; kabalak, yelek, aba, zıvka, mintan, çizme (sabuk), çarık, çapula, kuşak ve takılardan (kama, kemer, yağdanlık, kavlık, köstek) oluşur.
Bu genel bilgilerden sonra erkek halk giysilerinin elemanlarını ayrı ayrı ele alarak inceleyelim.


Kabalak - Başlık: Yörede kukul (kukuleta) olarak bilinir. 150-170 cm. uzunluğunda, 24 cm eninde siyah çuha, karamandula[6] veya şayak[7] kumaştan yapılmaktadır. Ortası başa yerleştirilecek şekilde dikilir. Başlığın tepesine bağlı püskülü vardır. Önde 6 cm. eninde, 20 cm. uzunluğunda kaytan işlemesi vardır. Arka tarafında 10 cm'lik bir yırtmaç vardır. Bu yırtmaç kabalağın iyi ve rahat bağlanması için yapılmıştır. Uzun kısımları uç kısmından içe doğru 30 cm. astarlıdır.


Fes: Köy ve şehirlerde giyilen orta kısmı içeri doğru büzgülü yün bir başlıktır. Şehirliler fesi, etrafına çember sararak giyerler.


Aba - Cebken: Siyah şayak kumaştan yapılmış, yakasız, kolları astarlı olduğu halde bedeni astarsızdır. Sağ ve sol tarafta birer cebi vardır. Kruvaze olarak sağ solun üzerine kapatılır. Genellikle soğuk havalarda yeleğin üzerine giyilir.


Yelek: Ön kısmı siyah şayak kumaştan dikilmiştir. Arka kısmı boydan boya astarlıdır. Yeleğin iç astarı karamandoladan olduğu gibi ipekten de olur. Yaka kısmında 12 cm. eninde sırma işlemeler vardır. Sol omuza yakın bir konumdan aşağıya doğru bir dizi düğme ile iliklenir. Bu düğmeler simetrik olarak sağda da bulunur. Kullanılan düğmeler siyah veya aaaalik beyaz renkte (gümüşten) olur. Kol altında cepler bulunur. Gömleğin üzerine giyilir.


Gömlek - Mintan: El aaagahlarında 1900-1909 yıllarında erkekler için


1- Koluzobba denilen eriş ve arağazı [8] ipek ve bürümcükle dokuma bir çeşit gömlek, yine yarım koluzobba yahut melez denilen ipeği az ve bürümcüğü fazla ikinci çeşit gömlek.


2-Hilaliye denilen Çin pamuğu ve ayrıca ipek ve bürümcük karışık dokunan erkek gömleği.


Şimdi ise beyaz-siyah, siyah-beyaz çizgili bezden yapıldığı gibi, beyaz patiska, poplin veya ipekli kumaştan dikilen hakim yaka kolları manşetli bol bir giysidir. Yaka; boğaz üzerinde iki üç düğme ile iliklendiği gibi sol omuz üzerinde de iliklenir. Düğmeler siyah renktedir.


Zıpka (Zıvka): Siyah şayak kumaştan dikilmiş bir tür pantolondur. Bacak kısmı, bacağı saracak şekildedir. Ağ ve arka kısmı körüklüdür. Zıvkanın ek yerlerinde, bacağın ön ve arkasından aşağıya doğru 1 cm eninde kaytan işleme vardır. Uzun uçkur ile önden arkaya dolanarak bağlanır. Paça kısmında ayağın rahat geçmesi için yapılmış 10 cm. lik yırtmaç bulunur. Yırtmacın uçlarında uçkurlar bulunur. Bu uçkurlar bileğe bağlanır.


Çorap:Fildegoz[9] dokunmuş, yünle örülmüş siyah, beyaz ve kahverengi çoraplar giyilir.


Çarık:Ayakkabı olarak yörede inek derisinden yapılan çarık giyilir. Çarıkların uçları sivri, boğazları açıktır.


Çizme: Yörede sabuk veya salenk olarak adlandırılır. Boğaz kısmı yumuşak deriden ve meşinden yapılan altı kösele alçak topuklu, ince dikimli ve sivri burunlu siyah bir çizmedir. Boğaz kısmı katlanarak da giyilir. Ayrıca yörede körüklü çizme de giyilir.


Kalçın: Üstüne başka bir şey giymek üzere abadan veya meşinden yapılan çizme şeklinde ayak giysisi. Bu giyildiğinde ayağa çapula giyilir.


Çapula: Deriden yapılmış burun kısmı mübalağalı şekilde kalkık yemeni giyilir. Demir ökçeli ve alt kısmı demir puntalıdır.


Kara Lastik:Trabzon lastiği adıyla bilinir. Kendinden topuklu, bir çok renk ve çeşidi bulunan lastik ayakkabı.


Kaloş: Tabanın temiz kalması için eskiden potin üzerine giyilen, terlik ayakkabı.


Potin: Konçları ayak bileğini geçen bağlı, düğmeli veya yandan lastikli ayakkabı, fotin.


TRABZON YÖRESİ ERKEK TAKILARI


Giysilerin üzerine sarılan veya takılan aksesuarlar; kuşak, kemer, hamayil, nuska, köstek, bıçak, yağdanlık ve kavlikten oluşur.


Kuşak: Bele desensiz büyük kuşak sarılır. Şaldan yapılan kuşağın uçları sarkıtılmaz. Silah kuşağın arkasına sokulur. Genelde şehirliler tarafından giyilir. Kuşağın uç kısımlarında hesap işi, gümüş kırma tekniğiyle yapılmış motifler bulunur.


Kemer: Yörede sırma silahlık, çerkez kemeri olarak da bilinir. Siyah deriden yapılan kemerin ön kısmında bıçakları koymak için üst üste dikilmiş kayış gözleri bulunur. Bu kemerde aşağıya doğru sarkan gümüş işli uçları vardır. Bu kemere silah, bıçak, av malzemesi, yağdanlık ve kavlik takılabilir. Yelek üzerinden bele bağlanır.


Hamayil: Gümüşten yapılmış nazar göz değmesin diye içine muska ve bazı ayetler koyulur. Üzerine çiçek, ay-yıldız, cami resmileri, padişah arması ve turası işlenen, sigara tabakası büyüklüğünde zarif bir kutudur. Hamayil, gümüş zincirle birlikte sağ omuzdan sol koltuk altında doğru çaprazlama asılır.


Nuska - Muska: Üçgen şeklinde olan nuska gümüşten yapılır. Üzerinde çiçek ve ay-yıldız gibi işlemeler bulunur. Boyuna gümüş zincirle asılır.


Köstek: Sol cebe konulan saate çok sayıda ince gümüş zincir bağlanır. Bu zincirlerin diğer uçları sağ üst yakaya tutturulur.


Bıçak: Üç çeşit bıçak vardır. Birincisi genelde horon oynayanların taktığı bıçak ki buna kama [10] (gama) denir. Ucu sivri 25-30 cm. uzunluğunda, siyah bir kın içinde sol taraftan bele asılır. İkincisi aba üzerine sol omuzdan aşağıya doğru asılan ve hançer biçiminde olan bu bıçağa kara kulak veya pala [11] denir. Oluklu ve tek ağızlıdır. Kama gibi kına koyulur. 50-60 cm. büyüklüğündedir. Üçüncüsü Sürmene bıçağı başka bir deyişle çift bıçak, bir kın içinde iki bıçak vardır, birincisi silah olarak kullanılan sivri bıçak diğeri ise gündelik olarak kullanılan bıçaktır.


Yağdanlık:Silah yağlamak için içinde yağ bulunan küçük bir kutudur. Kemere asılır.


Kav Torbası (Kavlik): Kav, ateş veya sigara yakmak için çakmak çakarak tutuşturulan maddedir. (Mantar kavı, bez kavı).Kavlik, sigara veya gerektiğinde ateş yakmak için içine kav, çakmak taşı, gazlı bez, pamuk ve çakmak konan siyah meşin, bezden bir torbadır. Kemere asılır.

YARARLANILAN KAYNAKLAR


CİHANOĞLU, Selim; “Trabzon Yöresi Giysileri, El İşleri ve Kalıpları, Eser Ofset, Trabzon , Mayıs1997


CİHANOĞLU, Selim; “Trabzonn’da Oynanan Horonlarr”, Eser Ofset, Trabzon, Kasım 1997


CİHANOĞLU, Selim; “Kemençe Metoduu” T.C. Trabzon Valiliği il Kültür Müdürlüğü Yayınları,Eser Ofset Matbaası, Trabzon ,Ağustos,1998


CİHANOĞLU, Selim; “Doğu Karadeniz Bölgesinde Oynanan Horonlar, Karşılamalar, Barlar ve Halaylar ” T.C. Trabzon Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Yayınları,Efsane Reklamcılık Yayıncılık, İstanbul ,Aralık 2004


>“Türkçe Sözlükk” ,Türk Dil Kurumu Yayınları, Sayı:403, Bilgi Basımevi , Ankara,1974
[1]"Trabzonn’da Oynanan Horonlar", Selim CİHANOĞLU,Eser Ofset, Trabzon, Kasım 1997, s.26-27


[2] “Trabzonn’da Oynanan Horonlar", Selim CİHANOĞLU,Eser Ofset, Trabzon, Kasım 1997, s.28-29


[3]CİHANOĞLU, Bahittin; Edebiyat öğretmeni, Görüşme, Trabzon, Temmuz 1993.


[4] Kufa:Tahtadan yapılmış içersine yiyecek - içecek konula bilen bir tür kazan.


[5] İSPAREL: İşliğin üzerine yapılan işlemelere verilen ad.


[6] Karamandula: Sağlam parlak kumaş


[7]Şayak: Kaba bir şekilde dokunmuş, dayanıklı yünlü kumaş, iplikleri köşeden köşeye ve çuhadan daha seyrek olarak dokunmuş lacivert veya siyah renktedir.
Kaba örgülü olmakla birlikte sıcak tuttuğundan özellikle köylüler ve kasaba esnafı arasında ceket (ABA) ve pantolon (ZIVKA) kumaşı olarak kullanılmıştır.


[8]ARAĞACI: Dokuma aaagahlarında enine alınan iplik, atkı


[9]Bir çeşit pamuk ipliği. İskoçya ipliği denilen ince ve sağlam pamuk ipliğinden dokunmuş; Fildegoz çorap, fildegoz fanila


[10]Kama: Silah olarak kullanılan, ucu sivri, iki ağzı da keskin bıçak


[11]Pala: Kavisli, kısa uç bölümü geniş, kabzasından doğru daralan bir tür kılıç


[12]ŞENTÜRK, Osman; Mahalli Kemençe Sanatçısı, Görüşme, Akçaabat, 1993


[13]SAYGUN, A; Rize, Artvin ve Kars Havalisi Türkü ve Saz Oyunları Hakkında bazı malumat, Nümune Matbaası, İstanbul, 1937, s.40


[14]TEPE, Neşat, Mahalli Sanatçı, Görüşme, Akçaabat, 1992


[15] AVCI, Turgay, Mahalli Sanatçı, Görüşme, İstanbul, Ekim 1994


Halk Edebiyatı

Bu bölümle ilgili Çalışmalar ve Araştırmalar Daha Sonra Eklenecektir.

Tiyatro - Sinema ve Kültür Merkezleri

Tiyatrolar
Devlet Tiyatrosu Haluk Ongan Sahnesi Tel: 0 462 326 14 79 Özel Şehir Tiyatroları
Tiyatro Tiyatro Çocuk Tel: 0 462 321 98 55 Cep Tel: 0 505 530 76 35 Trabzon Şehir Tiyatrosu Derneği Tel: 0 462 323 21 71 Cep Tel: 0537 615 95 47
Trabzon Sanat Tiyatrosu
Tel: 0 462 323 21 71 Cep Tel: 0537 615 95 47
Sinemalar
Afm Sinemaları Tel: 0 462 248 40 40 Lara Sineması Tel: 0 462 321 00 06 Royal Sineması Tel: 0 462 323 33 77 Kültür Merkezleri
AKM (Atatürk Kültür Merkezi-KTÜ) Tel: 0 462 377 30 00 Hamamizade İhsan Kültür Merkezi Tel: 0 462 326 66 83 Hüseyin Kazaz Kültür Merkezi Tel: 0 462 321 47 03