EDWARD GEIN (ED GEİN)




Texas Katliamı filmindeki katil...

“Bana doğru gelen güzel bir kız görünce iki şey düşünürüm.
Bir yanım onunla çıkmak ona gerçekten iyi hoş davranmak gerektiği gibi davranmak ister.
Öteki yanım mızrağın ucuna geçirilmiş kafasının nasıl görüneceğini.”

Bir seri katil, belirli bir süre içinde en az 3 kişiyi öldüren biri olarak tanımlanıyorsa, bu durumda -- tanıma tam bağlı kalacak olursak – Edward Gein bir seri katil değildir; çünkü görünüşe göre yalnızca iki kadını öldürmüştür. Ancak işlediği suçlar o kadar sıra dışı ve tüyler ürperticiydi ki Amerika’yı neredeyse kırk yıldır etkisi altında tutmuştur.

Gein, sürekli olarak kendi cinsiyetinin günah dolu doğasını anlatıp duran, aşırı mutaassıp, hükmedici bir anne tarafından yetiştirilmişti. 1945’te öldüğü zamanı Ed tüm hayatını korkunç bir baskıyla yönlendiren bu kadının hala duygusal olarak esiri olan 39 yaşında bir bekardı. Annesinin odasının pencerelerine tahtalar çakan Gein, orayı sanki mabetmiş gibi muhafız etti. Ancak evin geri kalan bölümler kısa zamanda çılgın bir adamın sapkınlıklarla dolu mezbahasına dönüştü.

Gein, komşular için birkaç ufak iş yaparak geçimini sağlamadığı zamanlardaki yalnız saatlerini dergilerdeki cinsiyet değiştirme ameliyatları, güney denizlerindeki kafa avcıları ve Nazi zulmünü anlatan yazıları okuyarak geçiriyordu. Onun kendi canavarlığı annesinin ölümünden birkaç yıl sonra başladı. Ümitsiz yalnızlığının ve ilerleyen psikozunun onu itmesiyle etrafındaki mezarlıklara giderek, oradan arta yaşlı kadınların cesetlerini çıkarıp uzaktaki çiftlik evine başladı. 1954’te Mary Hogan adında yerel bir bar sahibini vurup kadının 90 kiloluk vücudunu eve taşıyarak ölü sevicilik faaliyetlerini cinayetle tamamladı. 3 yıl sonra, 1957 yılı av mevsiminin başladığı ilk gün köydeki nalbur dükkanının sahibi olan 58 yaşındaki bir kadını öldürdü.

Şüpheler hemen son birkaç gündür dükkanın çevresinde dolanan Gein’in üzerinde yoğunlaştı. Mutfağına girdikleri zaman, polisler kurbanın başı kesilmiş, içi boşaltılmış bedenini aynı bir av hayvanı gibi çatı kirişine baş aşağı asılmış şekilde buldular. Evin içine giren dedektifler kelimelerle anlatılamayacak korkunçlukta eşyalar buldular. İnsan derisi ile kaplanmış sandalyeler, kafataslarından yapılmış çorba kaseleri, kadın cinsel organlarıyla dolu bir ayakkabı kutusu, içi gazete kağıtlarıyla doldurulmuş ve duvara av hayvanlarının başları gibi asılmış insan yüzleri ve bir kadının vücudunun üst kısmından yapılmış, göğüsleri olan bir yelek. Gein daha sonra bu yeleği ve insan derisinden yapılmış giysileri giyerek kendini annesi yerine koyduğunu itiraf etmiştir.

Bu tüyler ürpertici keşif Eisenhower dönemi Amerika’sında şok dalgaları yarattı. Wisconsin de Gein hemen yerel kültürün bir parçası haline geldi. Tutuklanmasından birkaç hafta sonra “Gein fıkraları” diye adlandırılan ölümle ilgili şakalar eyalet çapında moda oldu. Aralık 1957 de hem Life hem de Time dergileri onun “dehşet evi” hakkında makaleler yayınlayınca tüm ülke Gein hakkında her şeyi öğrenmiş oldu.

Bir akıl hastanesinde 10 yıl yatmasının ardından Gein in duruşmaya çıkabileceğine karar verildi. Suçlu bulundu, ancak akli yetersizliğine kanaat getirildiğinden hayatının geri kalanını geçirmek üzere tekrar akıl hastanesine yatırıldı ve 1984’te kanserden öldü.

Evinde bulunan insan parçalarını mezarlıktan çaldığını söylemiştir ve açılan mezarlarda gerçekten de Ed Gein'in evinde bulunan parçaların eksik olduğu fark edilmiştir, abisi Henry Gein'i de öldürdüğü iddia edilir. Teoriye göre annesiyle olan sağlıksız ilişkisi yüzünden endişe duyan Henry, Ed'e annesini kötülemiştir. Annesinin kötülenmesini kabul edemeyen Ed, çiftliklerinin yakınındaki bir yangını söndürmeye çalışırken abisini başına sert bir şeyle vurarak öldürmüştür. Ed'in iddiasına göre yangını söndürmeye çalışırken ayrılmışlar, ama sonra abisinden haber alamamıştır. Abisini aramaya gelen polislerle dolaşırken Ed, doğrudan abisinin olduğu yere gitmiştir. Abisi yanmamıştır, hatta yangından bir kaç metre uzakta, kafasında çürüklerle yatmaktadır. Ama bu elbette kanıtlanamamıştır.
Annesi hakkında bilinenler zaten alkolik ve zayıf olan kocasını ve çocuklarını kolayca etki altına alan, din saplantısı olan bir kadın olduğudur, ailesini finansal olarak destekleyen kadın, onları şehrin günah dolu yaşamından uzaklaştırmak amacıyla bir çiftlik evi almış ve burada çocuklarını diğer insanlardan uzak tutarak büyütmüştür

Ed hapisteyken evi yakılmıştır, arabası açık artırmada 780 dolara satılmış ve fuarlarda halka ücret karşılığı gösterilmiştir.
Kurbanlarının derilerini üzerine giyip ay ışığında dans ettiğinden söz edilir.
Ed Gein için açılmış bir çok Fun Club bulunmaktadır.
Kadınların kendisine ateşli aşk mektupları yazması, sosyolojik araştırmalara neden olmuştur.

HAKKINDA KİTAP:
Deviant, 1989, Herald Schechter
HAKKINDA FİLM:
Ed Gein’in insanın midesini kaldıran suçları, geçtiğimiz 30 yılda çevrilen en korkunç 3 film için esin kaynağı olmuştur. “Sapık”, “The Texas Chainsaw Massacre” ve “Kuzuların Sessizliği”.

AİLEEN WUORNOS


Hitchhiker aaaaaa Killer(Otostopçu Seri Katil)

"Ben masumum. Umarım size de tecavüz ederler bok çuvalları"
"Onların paralarını çaldım, onları öldürdüm ve yine yapacağım ve başka birini öldüreceğimi biliyorum çünkü uzun süre insanlardan nefret ettim."
"Yaptığım her şeyin altında korkunç bir öfke yatıyor. İdam edilmem gerek çünkü eğer hapisten çıkacak olursam yine cinayet işlerim."
Tam adı "Aileen Carol Wuornos" olan ve ABD'nin en ünlü kadın seri katillerinden biri olarak görülen eşcinsel, hayat kadını. 1989-1990 yılları arasında cinsel ilişkiye girdiği bazı kişileri öldürdüğü, ve cesetlerini ormanda sakladığı ortaya çıkmıştır. 7 kişiyi öldürdüğü iddia edilse de, iki kişinin cesedi bulunamamış ve Wuornos 5 kişiyi öldürmekten yargılanmıştır.
Çoğu kişiye göre Amerika’nın ilk kadın seri katili çoğu kimseye göre de yalnızca şiddet gördüğü için vahşileşen bir kurbandır. Kişilik gelişiminde "Nurture" çıkmazının etkisi söz konusu olduğunda, bariz bir bicimde "nurture" yani yetiştirilme şartlarının olağan dışılığını ispatlayacak bir hayatı olmuştur Aileen Wuornos'un.
Anne babası doğmadan önce boşanır. Babası daha sonra çocuk tacizinden suçlu bulunur ve hapishanede kendini asar. Aileen henüz altı aylıkken annesi bir not bırakıp çeker gider. Büyükannesi ve büyükbabası bakımını üstlenir. Ancak on üç yasındayken tecavüze uğrar, gayri meşru bir çocuk dünyaya getirdiği için o evden de kovulur. Hayatta kalmak için hurda bir arabada barınır, para için fahişeliğe baslar, uyuşturucuya alışır, çoğu zaman da ortalıkta sarhoş olarak gezer.
Yine de yirmi yaşındayken yetmiş yaşında bir adamla evlenmeyi başarır ama kocasını bastonla dövdüğü için evliliği sadece bir ay sürer.
Nihayet 1986 yılında hayatinin aşkı Tyria Moore adında bir lezbiyenle karşılaşır. Dört sene beraber yasarlar. Ancak Wuornos'a en son darbeyi de sevgilisi vurur ve yakalandıktan sonra aleyhine tanıklık eder.
Mahkeme kararıyla Aralık 1989 ve Kasım 1990 arasında toplam 5 kişiyi öldürmekten suçlu bulunur ve ölüme mahkum edilir. Rivayete göre, kararı duyunca "Ben masumum. Umarım size de tecavüz ederler bok çuvalları" diye bağırmıştır.
Önceleri öldürdüğü insanların kendisine saldırdığını öne süren Wuornos, idamdan hemen önce ise "Yaptığım her şeyin altında korkunç bir öfke yatıyor. İdam edilmem gerek çünkü eğer hapisten çıkacak olursam yine cinayet işlerim." diyerek suçunu itiraf etti.
Wuornos, 9 Ekim 2002 çarşamba günü idam edilmiştir.
2003 tarihli Monster filmi dışında 1993 yılında New York film festivali'nde bir bolumu gösterilen Aileen Wuornos: The Selling of a aaaaaa Killer isimli bir belgesele de konu olmuştur. Gilles De Rais, yani Mavi Sakal’in kadın versiyonu sayılan bir Kara Dul olmadığı, yani belli bir motif ve amaç doğrultusunda kurbanlarını ortadan kaldırmadığı için çoğu profil uzmanına göre bir seri katil sayılmasa da kesinlikle gelmiş geçmiş en soğukkanlı katildir.
HAKKINDA FİLM:

1-Monster -Charlize Theron and Christina Ricci
2-Aileen: The Life and Death of a aaaaaa Killer

RİCHARD RAMİREZ


Ramirez`i cinayetlere, Vietnam'da savaştığı sanılan kuzeninin anlattığı hikâyelerin yönlendirdiği düşünülür. Kuzeni 12 yaşındaki Ramirez'e, Vietnamlı kadınlara yaptığı işkenceyi anlatır ve kurbanlarının ürkütücü fotoğraflarını gösterirdi. Kuzeni karısını öldürürken Ramirez'in de orada olduğu ve yüzüne kanların sıçradığı söylenir. Annesi ve babası, eğitmek maksadıyla dövmekten çekinmediğinden Richard geceleri sık sık evden kaçar ve mezarlıkta yatardı.
Ramirez bilinen ilk suçunu 28 Haziran 1984 tarihinde işlemiş, soyduğu evde bulunan 79 yaşındaki bir kadına cinsel saldırıda bulunup öldürmüştür. 17 Mart 1985`te bilinen ikinci cinayetini işledi. Kurbanın oda arkadaşı kaçmayı başardı ve polise Ramirez`in eşkalini verdi. Aynı gün 30 yaşındaki bir kadını daha silahla vurarak öldürdü. Bir günde iki vahşi cinayet işlenmesi halkı paniğe ve korkuya sürükledi. 3 gün sonra 20 Mart`ta, bir kızı evinden kaçırdı ve tecavüz etti. 27 Mart`ta 64 yaşında bir kadın olan Vincent Zazarra ve 44 yaşındaki kocası Maxine`yi öldürdü. İddiaya göre kadının gözlerini oymaya çalışmıştı. Cesetler oğul Peter tarafından bulundu.
Kasdasdasdsadısa sürede işlenen seri cinayetler üzerine polis araştırmalarını hızlandırdı. Nisan ayında Ramirez'den ses çıkmadı. Daha sonra 65 yaşındaki bir adam ve karısının yaşadığı Monterey Park`taki bir eve girdi. Adamı başından vurdu, kadını öldürmek üzereyken adam son gücüyle polisi arayarak Ramirez`i kaçırmayı başardı. Polis geldiğinde adam ölmüştü. Yaklaşık bir hafta sonra evlerine girdiği 80 yaşlarındaki iki kadını ölümcül biçimde yaraladı. Evden çıkmadan mürekkeple duvarlara ve kadınlardan birine rujla Satanist pentegramlar (ters pentagram işareti) çizdi.
Haziran ve Temmuz aylarında üç kadın daha evlerinde öldürüldü, ikisinin boğazı kesilmişti. Ramirez 20 Temmuz`da iki cinayet daha işledi. Sun Valley`de 32 yaşında bir adamı öldürdü, karısını yaraladı ve tecavüz etti. Annesi hırıltılar çıkararak ölmek üzereyken 8 yaşındaki oğullarına da tecavüz etti. Aynı gün içerisinde Glendale`de yaşayan 60 yaşlarındaki bir çifti daha öldürdü. 8 Ağustos`ta Northridge`li bir çifti ciddi biçimde yaraladı. Çifte saldıranın eşkali önceki tanımlara uyuyordu.
Ramirez sonunda Los Angeles bölgesini terk ederek San Francisco`ya geçti ve burada 66 yaşında bir adamı öldürdü, karısını yaraladı. Hayatta kalmayı başaran kadın Ramirez`i polis taslaklarından teşhis etti. Medya, katilin herhangi bir bağlantıya ya da eylem metoduna tabi olmadığını düşündüğünden "The Walk-in Killer" lakabını "Night Stalker" olarak değiştirdi.
24 Ağustos`ta Ramirez 29 yaşındaki bir adamı başından vurdu ve nişanlısına tecavüz etti. Adam hayatta kaldı, polise Ramirez`i ve onun portakal rengi Toyota arabasını tarif etti. Daha sonra bir genç, haberlerde gördüğü tarife uyan bir arabanın plakasının yarısını not alarak polise haber verdi. Çalıntı araba 28 Ağustos`ta bulundu ve polis arabanın aynasından parmak izi elde etmeyi başardı. Parmak izleri 25 yaşında, Teksaslı, trafik ve uyuşturucu ticareti suçundan uzun bir sabıka kaydı bulunan Richard Muñoz Ramirez`i işaret ediyordu. İki gün sonra sabıka fotoğrafı televizyonlarda ve Kaliforniya`daki bütün gazetelerde yayımlandı. Ertesi gün Doğu Los Angeles bölgesinde Ramirez araba çalmaya çalışırken tanındı. Kalabalık linç etmek için saldırdı, polis kalabalığı dağıtarak Ramirez`i öldürülmekten kurtardı.
22 Temmuz 1988 tarihinde dava başladı. Ramirez, 22 Eylül 1989 da 13 cinayet, 5 cinayet girişimi, 11 cinsel suç ve 14 ev soygunundan suçlu bulundu. 7 Kasım 1989 tarihinde Kaliforniya`da gaz odasında ölüme mahkûm edildi. Richard Ramirez davası ABD tarihinin en uzun ve zor adi suç davalarından biridir. Dinlenen yüzden fazla şahidin bazısı geçen dört yıllık süre nedeniyle Ramirez`i hatırlayamamış, bazıları ise emin olmayı sürdürmüştür.
3 Ağustos 1994`te Los Angeles Times Ramirez`in savcıyı silahla vurmayı planladığını yazdı. Bunun üzerine mahkeme salonunun kapısına aaaal bir dedektör kondu. 14 Ağustos`ta, Phyllis Singletary adlı jüri üyesi mahkeme salonuna gelmedi ve ertesi gün evinde ölü bulundu. Ramirez`in dışardan birilerini yönlendirmiş olması ve bunu diğer jüri üyelerine de yapma ihtimali jürinin telaşa kapılmasına neden oldu. Fakat Singletary`i öldürenin, daha sonra intihar eden erkek arkadaşı olduğu anlaşıldı.
Dava süresince Ramirez birçok kadın ve erkek hayranıyla mektuplaştı. Bir magazin dergisi editörü olan Doreen Lioy ile 3 Ekim 1996`da Kaliforniya`da San Quentin Devlet Hapishanesi`nde evlendi.

FRITZ HAARMANN


HANNOVER VAMPIRI (1879-1925)

Yirminci yüzyilin en kötü söhretli sehvet katili olan Haarmann 1879 yilinda Almanya’nin Hannover kentinde bir isçi ailesinin çocugu olarak dünyaya gelmisti. En büyük zevki bir kiz çocugu gibi giyinmek olan asik suratli, fazla zeki olmayan bir çocuktu. 17 yasinda çocuk tacizcisi olarak tutuklanmasinin ardindan bir akil hastanesine yatirildi. Alti ay sonra buradan kaçip Isviçre’ye gitti, sonra da Hannover’e geri döndü.

Bir süre boyunca saygin bir hayat sürmeye gayret etti; Puro fabrikasinda bir is buldu ve genç bir kizla nisanlandi. Ama bu göreceli normal dönem uzun sürmedi. Nisanlisini terk ederek orduya katildi. 1903 yilinda tekrar Hannover’e döndügünde irili ufakli suçlarla dolu bir hayatin içine atildi. Yirmili yaslar boyunca yankesicilikten hirsizliga uzanan türlü suçlar nedeniyle devamli hapse girip çikti. Birinci Dünya Savasi’ni demir parmakliklar arkasinda geçirdi.

1918’de hapisten çikti, dogdugu sehre döndü ve bir kaçakçilik çetesine katildi; çetenin kaçirdigi mallar arasinda karaborsa sigir eti de vardi. Bu arada polise muhbirlik de yapmis ve bu ek isi ona yasa disi faaliyetlerine karsilik bir koruma saglamistir. Ancak 1919’da yatakta genç bir erkekle yakalaninca tekrar hapse gönderildi.

Dokuz ay sonra hapisten çikinca, Haarmann daha önce hiçbir sekilde örnegi görülmemis sapkinliktaki kariyerine basladi. Hannover’in suç batagi olan eski mahallesinde yasayan Haarmann, Hans Grans adinda escinsel bir erkek fahisenin esiri oldu. Bu ikili beraberce savasin yiktigi sehri dolduran genç erkek göçmenleri avlamaya çiktilar. Her ne kadar Haarmann 27 cinayetle suçlandiysa da, en az 50 cinayetten sorumlu olmasi muhtemeldir. Kurbanlarini öldürme yöntemi her seferinde ayniydi.

Karni aç olan genci odasina girdikten sonra, Haarmann onun karnini doyuruyor, daha sonra da üzerine çullanarak (çogu zaman Grans’in da yardimiyla) gencin bogazini neredeyse kafasi kopuncaya kadar isirip çigniyordu. Genellikle kurbanin vücudu üzerinde debelenirken cinsel bir tatmine ulasiyordu. Daha sonra, Haarmann ve Grans cesedi parçalayip karaborsada et niyetine satiyorlardi. Kurbanlarin giysilerini de satiyor ve cesetlerin yenilemeyecek parçalarini kanala atiyorlardi.

Kaybolan gençlerin sayisi artinca polisin süphesi Haarmann’in üzerinde toplanmaya basladi. Ondan karaborsada “biftek” alan bir kadin, bunun insan eti oldugundan süphelendi ve eti polise götürdü. 1924 yazinda kanalin kiyisinda birkaç tane kafatasi ve bir çuval kemik bulundu. Haarmann’in odasini arastiran dedektifler, gençlerin giysilerini buldular. Ev sahibesinin oglunun giydigi palto-bunu ona Haarmann vermisti- kaybolanlardan birine aitti.

Sonunda Haarmann her seyi itiraf etti. 1924’te yargilandi, suçlu bulunup idama mahkum edildi. Idamini beklerken “Hannover Vampiri” (Bu ad ona basin tarafindan verilmisti.), yazili bir itirafname hazirladi ve burada yaptigi korkunç seylerden aldigi zevki hiçbir saklama endisesi duymadan anlatti. Kendi istegi üzerine sehrin Pazar alaninda basi bir kiliçla kesildi. Öldükten sonra beyni çikarildi ve incelenmek üzere Goettingen Üniversitesine gönderildi. Maalesef bu incelemeden bir sonuç çikmadi. Yetmis yil sonra bile ilim Fritz Haarmann gibi canavarlarin içindeki seytani anlamaya yaklasmis degildir.

HARVEY MURRAY GLATMAN

Muazzam bale fanaaaisi Kirmizi pabuçlar ile taninan Britanyali film yönetmeli
Michael Powell, 1960’ta halki ve elestirmenleri o kadar öfkelendiren bir film
çevirdi ki, kariyeri tam anlamiyla sona erdi. Filmin adi Peeping Tom’du
(Röntgenci) ve biçak gibi kullandigi bir kamera ayagiyla kurbanlarini öldürürken
bir yandan da bu sahneleri kaydeden sadist bir röntgenciyi anlatiyordu. Nasil
hasta bir beyin böyle bir öyküyü hayal edebilir diye sormustu öfkelenen
seyirciler. Ancak Peeping Tom gösterime girmeden bir yil önce, Harvey Murray
Glatman adinda Amerikali bir psikopat, filmde anlatilanlara çok benzeyen
suçlardan San Quentin’de idam edilmisti. Ergenlik çaginda bile, Glatman
sapik cinsel egilimler gösteriyordu. En sevdigi mastürbasyon yöntemi, kendi
kendini bogmakti, boynuna geçirdigi tavan arasindaki kirislere asili bir ipin
ucunda sallanirken, büyüyünce bu tuhaf huylarindan vazgeçecegini söylemisti.
Ancak olgunlastikça, baglama, sadizm ve bogulma fanaaailerini birer saplanti
haline getirmisti. 29 yasindayken de sapik hayallerini gerçeklestirmeye koyuldu.
Bir profesyonel fotografçi pozu takinarak, kendilerine bir kariyer edinmeye
çalisan bir dizi genç modeli 1950’lerde çok moda olan ucuz dedektif dergilerinin
kapaklarina resimlerini bastiracagini söyleyerek kandirdi. Bu kapaklarda
genellikle baglanmis ve çaresiz durumda genç kadinlar oldugundan, modeller
Glatman’in kendilerini baglayip agizlarini tikamasina ses çikarmadilar. Ayrica
görünüsünden de korkmamislardi; Glatman biraz tuhaf ama zararsiz bir adama
benziyordu. Kadinlari bir kez hakimiyeti altina aldi mi onlari soyup
fotograflarini çekiyor, tabanca tehdidiyle tecavüz ediyor ve içinde bulunduklari
durumun korkunçlugunu kavradiklarinda da yüzlerindeki dehset dolu ifadeleri
tekrar fotografliyordu. En sonunda da onlari bir iple bogarak cesetlerini çöle
atiyordu.Glatman bu sekilde toplam 3 genç kadini öldürdü. Dördüncü bir
fotograf çekimi ayarladi, ama bu seferki kurbanla basa çikamadi. Glatman
arabasinda ona silah çekince, kiz üzerine atladi, silahini elinden aldi ve polis
gelinceye dek namluyu ondan ayirmadi.Glatman gözaltindayken her seyi tüm
ayrintilariyla itiraf etti. 1958 Kasiminda üç gün süren bir durusmadan sonra
verilen idam cezasini çok filozofça bir tavirla karsiladi. “Böylesi daha iyi.”
Bu yoruma çok az insan karsi çikardi.