USLANMAM
USLANMAM öğesini iGoogle sayfanıza ekleyin.
UslanmaM En Kaliteli Bilgi Adresiniz
Geri git   USLANMAM > GENEL KÜLTÜR > Tarih Bölümü > Tarih
Google
 
UslanmaM Resim AlbümleriSosyal Gruplar
Kayıt ol Sosyal Gruplar Ajanda Konuları Okundu Kabul Et

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 12-28-2006, 05:29 PM   #1 (permalink)
Administrator
 
ABYSS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Standart AtatÜrk Ve Dİn

ATATÜRK GİZEMİ
ATATÜRK VE DİN
Ulu Önder Atatürk sahip bulunduğu serbest şuuru ile Dünya toplumlarını din ahlak kültür sanat ve bilim açılarından orijinal hakikatlerine uygun tarzlarda değerlendirerek onların inanç sistemlerini hür vicdanlarına uyarak tanzim etmeleri gerektiğini ve bunda da hiç bir kimsenin diğer bir kimseyi zorlamaması gerektiğini özgür iradeleriyle de buna uygun olan ibadet faaliyetlerinde bulunabileceklerini belirten ifadelerde bulunmuş ve davranış motivasyonlarını da bu ifadelere uygun olan tarzlarda sergilemiştir. Bakınız bir vecizesinde ne diyor;
"Din ve mezhep herkesin vicdanına kalmış bir iştir. Hiç kimse hiç kimseyi; ne bir din ne de bir mezhep kabulüne icbar edebilir (zorlayabilir). Din ve mezhep hiçbir zaman politika aleti olarak kullanılamaz."
Ulu Önderimiz Din ve mezhep kabülünde zorlama olmaz derken kendini kayıtlayıp şartlayarak bağnaz bir tutumla bir diğerlerini zorlamak ve bu nedenle de ihtilafa düşmek Ulu Önderimiz Atatürk'ün sahip bulunduğu Evrensel Kavrama ters düşer dostlarım.
Bazıları taasuptan kaynaklanan bir tarzda bir diğerinin inanç sistemlerini tanzim etmede ve bu inanç sistemleri doğrultusunda da gösterdikleri faaliyetler aleyhinde sözler sarfetmektedirler. Bu taasuptan kaynaklanmaktadır. Bunu bertaraf eden tek alternatifte aydınlanmadır dostlarım. Aydınlanma olmazsa taasup bertaraf edilemez. Bakınız bir vecizesinde de ne diyor Ulu Önderimiz;
"Taassup cahilliğe dayanır. Bundan dolayı taassubu olan cahildir. İlim mutlaka cahilliği yener o halde halkı aydınlatmak lazımdır. 1923"
Ulu Önder Atatürk Bütünsel BİR'lik Sırrına vakıf olan Yüce bir İnsandı bu nedenle Dünyayı bir BÜTÜN milletlerini de bu BÜTÜN'ü meydana getiren parçalar olarak kabul ederdi. Bütünü oluşturan parçaların her biri Bütünün selameti için lüzumludur ve bir parça diğer parçalara kıyasla üstün tutulamaz. Bütünde her parçanın yaşam özgürlüğü mevcuttur. Bütünde her parçanın sevme sevilme özgürlüğü mevcuttur. Bütünde hiç bir parça fuzuli değildir. Bütünde hiç bir parça Bütünden ayrı değildir.
Dünya'da yaşanan bu kaos Bütündeki muayyen parçaların yaşam özgürlüğünün muayyen parçalar tarafından hiçe sayılmasından sevme ve sevilme özgürlüğünün kısıtlanmasından fuzuli ve bütünden ayrı görülmesinden kaynaklanmaktadır. Ulu Önderimiz Atatürk sahip bulunduğu Evrensel Kavramı ile Dünya İnsanlığına ait olan bu transandantal gerçekleri özlerinden görüyor ifadelerini bu gerçeklere uygun olarak belirtiyor ve bu ifadelere uygun olan davranış motivasyonlarını da sergiliyordu. Bakınız bir vecizesinde ne diyor;
"Dünya'da ve dünya milletleri arasında sükun açıklık ve iyi geçim olmazsa olmaz. Bir millet kendi kendisi için insanlığın hepsini bir "VÜCUT" ve bir milleti bunun bir "Uvzu" saymak gerekir. Bir vücudun parmağının ucundaki acıdan diğer bütün organlar etkilenmiş olur."
Evrensel Düşünce insana insanca yaşam hakkı tanıyan sevme ve sevilme özgürlüğü veren çok makbul bir olgudur. Aşağı seviyedeki frekansa sahip düşüncelerden kurtularak yüksek frekans arz edebilen düşünceler üretmeye bakmalıyız dostlarım. Unutmayalım ki tüm evrenler birleşik evrensel kardeşlik statüsüne uygun olarak idare edilmektedir ve bu idareyi de Ulu Önderimiz Atatürk'ün de sahip bulunduğu görüşlere uygun olan Demokratik bir düzen içinde yapmaktadırlar. Tanrısallığı muayyen bir makrokozmik seviyeye gelmiş bulunan şuurlu insansal kozmik birimlerden müteşekkil İdare sistemleri Tanrısal bir İdare arz ederken bütün kozmik bilinçli birimler tarafından sayılır ve sevilirler. Atatürk de Kozmik Bilince sahip olan harika bir İnsandı.
Her şeyin bilincinde olarak idare edilenlerle idare edenler arasında cereyan eden kozmik faaliyetler makrokozmik duygulanmaya dayanmaktadır. Atatürk de bu duygulanmayı sahip olduğu serbest şuuru ile yaşarken tüm Dünya toplumlarını Birleşik Evrensel Kardeşlik Statüsüne uygun olan açılardan değerlendirebiliyordu.
İdari sistem-toplum alışverişlerinin en mükemmel hususiyeti B.İ.R belirtmesidir. Yani her idari sistem idare ettiği toplumu idare ederken B.İ.R'in (Birleşik İnsanlık Realitesi) ortaya çıkmasını ve ayakta durmasını sağlar. Bizler Dünya planetinin muayyen frekans arz eden bilinçli varlıkları olarak bunun ne demek olduğunu tam olarak takdir edemeyebiliriz. İşte Dünya toplumundan bazılarının siklüs sonrası dahil olacağı B.İ.R ortamı budur.
Ö.Cenap BAŞMAN





ATATÜRK'ÜN DİNİ İNANCINA SALDIRILAR - YANITLAR
• İftiralar
• Yanıtlar
o Giriş
o Bir Kişiye Dinsiz Demek Tanrı'ya Ortak Olmak Demektir
 İslam İnsanı Özgür Kılmıştır
 İslam Din Özgürlüğü Verir.
 Kişinin Dini İnancı Sorgulanabilir Değerlendirilebilir mi?
 İslam İslam'ı Yorumlamada Tekelciliği Reddeder.
o Atatürk'ün Dinle Bağı
 Devlet Kurucusu Olarak Atatürk'ün Dinsel Bulgularından Örnekler
 Atatürk'ün İslam Dinine Hizmetleri
 Atatürk'ün Kişi Olarak Dinle İlişkisinden Örnekler
 Sonuç
- Kişilerin değerlendirilmesinde ölçü dini inancı olmamalıdır.
- Çünkü İslam din özgürlüğü verir.
- Çünkü laiklik din özgürlüğü verir.
- Çünkü İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi din özgürlüğü verir.
- Çünkü din özgürlüğü insan hakkıdır.
- Ölçü;
İnsani nitelikleri
Yurttaşlık görevini yapıp yapmaması olmalıdır.
İFTİRALAR
Dinsizmiş (!); Kafirmiş (!)
• "Mustafa Kemal Allah'a inanmaz."
• "M. Kemal Kur'an'a inanmaz."
• "Din düşmanıdır."
• "Tam anlamıyla dinsiz Kur'an'a ve Hz. Peygamber'e iftira atmaktan çekinmeyen bir kafirdir."
• "Laiklik adı altında din düşmanlığına yürüdü."
• "Atatürk devletin dini olmaz ilkesini getirdi. Bunu yapana nasıl müslüman denilir."
YANITLAR
GİRİŞ
Saldırıların nedeni; ki iftiraların içinde kendini gösteriyor; Atatürk'ün laik rejim kurmasıdır. Laik rejimle; yobaz takımının dinden geçinenlerin çalışmadan yaşam sürdürmelerinin önünün tıkanması haksız kazanç edinmelerinin ve haksız nüfuz sahibi olmalarının önlenmesidir. Laik rejimde artık her yönden sömürecek kitle bulamayışlarıdır. Ana neden budur diğerleri laftır ama biz bazı konulara açıklık getirelim.
Din kişinin vicdanı ile ilgili bir konudur. Din toplumsal değil bireyseldir. İslam dininin muhatabı da ulus toplum aile değil bireydir. İslam'da din özgürlüğü vardır. İslam'da "dinde zorlama yoktur." Dinde zorlama olmayınca da din seçmekte veya seçmemekte seçtiği dinin gereklerini yapıp ve yapmamakta da zorlama yoktur. Dolayısıyla İslam'da ve laik düzende inanç işi tamamen kişinin özgür iradesine bağlıdır. Bir başkasının değil karışmaya merak etmeye bile hakkı yoktur. Dini inancı ölçmeye değerlendirmeye ise hiç kimsenin hakkı yetkisi yoktur. Çünkü İslam Tanrı ile inanan arasına girmeye hevesli üçüncü kişileri yasaklar. Dini Tanrı ile kişi arasında tutar.
Durum böyle iken Atatürk'ün inanç dünyasına bakmaya çalışmamız aslında hem laiklik hem de din yönünden doğru değildir. O'nun bu yönü tamamen kendisine aittir gizli özel yaşamıdır (mahremiyetidir) kendi sorunudur. Bizleri hiç mi hiç ilgilendirmez. Ama üzülerek görüyoruz ki; Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin demokratik laik yapısını yıkıp şeriat düzeni getirmek isteyenler önlerinde en büyük engel olarak Atatürk faktörünü gördüklerinden öncelikle bu büyük engeli ortadan kaldırmak için haksız şekilde O'nun inanç dünyasına yönelik yalanlar iftiralar atıyorlar ve bununla yurttaşların gönlünden dimağından Atatürk'ü silmeye çalışıyorlar.
Hiç hakkımız olmadığı halde dinden geçinenlere din oyunu aktörlerine yanıt vermek için Atatürk'ün inanç dünyasına değinmek zorunluluğu duyuyoruz.
Önce din istismarcılarının tuttuğu yolun İslam'a karşıt olduğunu; Tanrı'nın insanları özgür kıldığını din özgürlüğü verdiğini İslam'ı yorumlamada tekelciliği yasakladığını hiçbir kişiye bir başkasının inanç durumunu ölçme-değerlendirme yetkisi vermediğini ortaya koyalım. Koyalım ki sözüm ona İslam adına sergilenen bu tutumun nasıl Tanrı'ya karşı gelmek Tanrı'ya ortak olmak olduğu anlaşılsın sahtekârlıkları ortaya çıksın.
BİR KİŞİYE DİNSİZ DEMEK TANRI'YA ORTAK OLMAK DEMEKTİR
İSLAM İNSANI ÖZGÜR KILMIŞTIR
Tanrı; insanlığın olgunlaştığına dünya yaşamını kendisine verilen yeteneklerle düzenleyebileceğine kanaat getirdikten sonra son peygamberini göndermiş ve öğütlerini son ve eksiksiz kitap olan Kur'an ile iletmiştir. İslam'la birlikte insanlık dünya yaşamını düzenlemede yararı zararı kendine ait olmak üzere serbest kılınmıştır (1).
Bu tespit Atatürk'ündür. Şimdi insanın özgür kılındığını Kur'an ile de kanıtlayalım.
"Size Rabbinizden basiretler (gerçekleri anlama kavrama yetenekleri) verildi. Artık kim hakkı (iyiyi-kötüyü eğriyi-doğruyu) görürse kendine kim de körlük ederse kendi zararınadır. Ben sizin üzerinizde muhafız (koruyan kollayan) değilim." (En'am / 104)
"Ey iman edenler! Peygamberinize raina (çobanımız) demeyin." (Bakara / 104)
Her iki ayet insanın hür olduğunu belirtiyor. Verilmiş olan yeteneklerle akıl ve iradesiyle yaşamını düzenlemesini belirtiyor. Yani hürsün serbestsin diyor. İkinci ayetle "raiyye" davar sürüsü olmayı ve çobanlığı yasaklıyor. Din adına seni kimse güdemez diyor. Özgürlük veriyor.
Yaratanın insanı dünya yaşamında özgür kıldığını kanıtlayan ve din adına başkasına bağımlı olmadığını vurgulayan birkaç ayet daha verelim:
"Kim doğru yola gelirse kendisi için gelmiş kim doğru yoldan saparsa kendi aleyhine sapmış olur. Kimse kimsenin günahını çekmez." (İsra / 25)
"Kimse başkasının yükünü taşımaz." (En'am / 164)
"Hiç kimse başka birisinin günahını yüklenmez." (Necm / 38)
Görüldüğü gibi Tanrı katında herkes yalnız kendisinden sorumludur. Yani din adına sığınacağı kendisini teslim edeceği izinden gideceği ikinci kişiler yoktur. Tarikat şeyhleri şıhlar imamlar yoktur. Yaptıklarından yapmadıklarından kendisi sorumludur. Bu nedenle din Tanrı ile kişi arasındadır. Arada üçüncü kişiler yoktur. Sorumlulukta bireysellik vardır kolektiflik yoktur. Sorumlulukta kolektiflik olmadığına kişi sadece kendinden sorumlu olduğuna göre bir kez daha görüyoruz ki din kişiyi dünya yaşamında özgür bırakmıştır. Özgür bırakmamış olsaydı kolektif sorumluluk düzeni getirirdi. Dolayısıyla İslam dini bireye yöneliktir muhatabı bireydir. Bir kişinin inanç-ibadet durumu bir başkasının ilgi etki ve yetki sahası içinde değildir. İnanmış-inanmamış yapmış-yapmamış olması bir başkasını hiç mi hiç ilgilendirmez. Neye göre? İslam dinine göre.
İslam insanı özgür kılmış olmasına rağmen bazılarının çıkıp insanları manevi baskı altına alıp din adına yönetmeye kalkışmaları bunu kabul etmeyenleri dinsiz kafir şeklinde suçlamaları; Atatürk'e yaptıkları gibi; acaba neyin işaretidir? Her şeyden önce Tanrı'ya karşı gelmedir. Tanrı bile insanları yönetmek değil yönlendirmek amacındadır. Bakınız:
"Bize düşen sadece doğru yolu göstermektir." (Leyl / 12)
"Yolun doğrusunu göstermek Allah'a aittir. Yolun eğrisi de vardır. Allah dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi." (Nahl / 9)
Görüldüğü gibi Tanrı herkesi doğru yola getirmek için zorlayıcı ve yapısal bir düzen getirmeyi dilememiş dilediği; yeryüzünde kendine halife kıldığı (Bakara / 30) akıl ve irade ile donattığı insanları düşünce davranış ve eylemlerinde özgür bırakmadır. Kendisiyle birey arasına üçüncü kişileri sokmamadır.
İslam'ın gerçeği bu iken hiçbir kişi İslam adına bir başkasına yönelik ahkam kesemez. Müslümandır dinsizdir kafirdir diyemez. Atatürk için ise hiç diyemez nedeni üzerinde ayrıca duracağız.
İSLAM DİN ÖZGÜRLÜĞÜ VERİR
İnsanı dünya yaşamını düzenlemede özgür bırakan İslam aynı serbestliği inanç dünyası için de verir. Bir dini seçmekte veya seçmemekte seçtiği dinin gereklerini yerine getirmekte veya getirmemekte "zor" istemez. Bireyleri serbest bırakır. Bir başkasının zorlamasını yasaklar.
"Dinde ikrah (zorlama) yoktur." (Bakara / 256)
Peygamber zor kullanmış olacak ki birkaç kez O'nu da uyarır:
"Rabbin dileseydi yeryüzünde bulunanların hepsi kesinlikle inanırlardı... Durum böyle iken inanmaları için insanları sen mi zorlayacaksın." (Yunus / 199)
"Öğüt ver çünkü sen ancak bir öğütçüsün. İnsanlar üzerine musallat (rahatsız eden ısrar eden) değilsin." (Gaşiye / 188)
Dinde zorlamayı yasaklayarak dinde de özgürlük veren Tanrı başka dinlerin varlığını da kabul ediyor ve sınamak için o yolları açık tuttuğunu belirtiyor.
"Eğer Allah dileseydi hepinizi tek bir ümmet yapardı. Verdikleriyle sizi denemek için tek bir ümmet yapmadı." (Maide / 48)
"Sizin dininiz sizin olsun benim dinim bana yeter." (Kâfirun / 109)
"Eğer Rabbin dileseydi insanları tek bir ümmet haline getirirdi." (Hud / 118 119)
"Her ümmetin bir yönü ve yöntemi vardır ki ona doğru yönelir. Öyleyse hayırlı işlerde birbirinizle yarışın." (Bakara / 148)
Dinde zorlamayı yasaklayıp başka dinlerin varlığını kabul ederek din özgürlüğü veren Tanrı müslüman olanların dışındakilere acaba nasıl bakıyor? Siyasal İslamcıların düşman görme kâfir görme anlayışlarına olur veriyor mu?
"Müminler Yahudiler Hıristiyanlar ve Sabiilerden kim Allah'a ve ahiret gününe inanır ve iyi hareketlerde bulunursa onların Rableri katında elbette mükâfatları olacaktır. Onlara bir korku da yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır." (Bakara/62)
Görüldüğü gibi Tanrı müslüman ile tek tanrılı kitaplı dinlere mensup olanları farklı görmüyor farklı muamele edeceğini söylemiyor. Müslümandan istediklerini onlardan da istiyor. Müslümana vaad ettiklerini onlara da vaad ediyor. En önemli koşulu da iyi işler yararlı işler yapmak.
İslam'ın gerçeği bu iken hiçbir kişi İslam adına "kişileri ve olayları değerlendirirken ölçü İslam'dır" esasını güdemez. Kişileri değerlendirirken ölçü dini inancı değil yaptıklarıdır. Tanrı dahi yapılanları ölçü tutmaktadır. Dini inancı ölçü tutma hakkı ve yetkisi İslam'a göre sadece Tanrı'dadır.
O halde Atatürk'ü değerlendirirken ölçü; dini dini inancı değil yaptıklarıdır yaptıkları olmalıdır. Yaşayan kuşakları ilgilendiren dini istismar aracı olarak kullanmayan saf müslümanı O'nun dini değil yaptıkları ilgilendirmelidir. Atatürk'ün inanç dünyası üzerinde ayrıca duracağız ancak bu bölümde O'na dinsiz kâfir demenin İslami açıdan doğru olmadığını buna kişilerin hakkı yetkisi olmadığını ortaya koymuş olduk.
KİŞİNİN DİNİ İNANCI SORGULANABİLİR DEĞERLENDİRİLEBİLİR Mİ?
Sorgulama ve değerlendirme için her şeyden önce buna yetkili buna yeterli kişi makam kurum gerekir. İslam'da böyle bir kişi kurum var mı? Yani bir kişi hakkında; müslüman müslüman değil kâfir cennetlik cehennemlik günahkar vd. gibi konularda karar verebilecek bir kişi? Elbette yok. İslam'da kişiler Tanrı katında eşittir. Hiçbir kişinin dinden kaynaklanan ayrıcalıklı bir hakkı yetkisi ile unvanı payesi rütbesi ve görevi yoktur.
Dinsel inanç ve ibadet konusunun değerlendirilmesi Tanrı'nın tekelinde tuttuğu bir konudur. Arada aracı yoktur. Tanrı Kehf / 51'de aracı kullanmadığını belirtir. Hatta Hıristiyanlıkta dinin gereğiymiş gibi bilinen ruhbanlığın din dışı olduğuna işaret eder.
"Üzerlerine gerekli kılmadığımız halde Allah'ın rızasına erişmek için ruhbaniyeti din adına icat edip ortaya çıkardılar." (Hadid / 27)
Kur'an'a göre dinin bir tek sahibi vardır. O da Tanrı'dır.
"İyi bilin ki arı din yalnız ve yalnız Allah'ındır." (Zümer / 3)
Dinin tek sahibi olan Tanrı kendisinin dışında bir başka şefaatçıya da olur vermemekte kişilerden bir başka şefaatçı peşinde koşmamalarını istemektedir.
"Yoksa Allah'tan başka şefaatçılar mı edindiler? De ki; şefaat tümden Allah'ındır." (Zümer / 43 44)
Şefaat; Türk Dil Kurumu sözlüğünde şöyle açıklanır:
"Birinin suçunun bağışlanması veya dileğinin yerine getirilmesi için o kimseyle bir başkası arasında yapılan aracılık özellikle de Tanrı ile kul arasında yapılan aracılık."
Bu açıklamadan sonra yukarıdaki şefaat ayeti daha iyi anlaşılıyor ki dinle ilgili herhangi bir konuda Tanrı ile kul arasında hiçbir şekilde aracı yoktur. Din temsilcisi yoktur. Din temsilciliğine soyunanlar yani Tanrı'ya ortaklığa kalkışanlar için;
"Kitlelerin malını emeğini 'Sizi Allah'a götüreceğiz' diyerek çeşitli oyunlarla yiyenler..." (Tövbe / 34) denilerek ağır suçlamalar getirilir.
Görüldüğü gibi İslam dini aracısız bir dindir. Sadece Tanrı ile kul arasındadır. Üçüncü kişiler yoktur. Dolayısıyla bir kişi Tanrı'nın yetkisini kullanarak bir başkası için dinsel açıdan değerlendirme yapamaz. Yani dinsizdir kafirdir diyemez.
Böyle demek Tanrı'ya ortaklık iddiasında bulunmak demektir. Dolayısıyla Atatürk hakkında dini inancı hakkında bir yargıya varmak hiçbir kimsenin takdirinde değildir.
İSLAM İSLAM'I YORUMLAMADA TEKELCİLİĞİ REDDEDER
İslam Tanrı ile kul arasında bir gönül bağıdır kişinin vicdanına kalmış bir inançtır aracılığı ve üçüncü kişileri yasaklayan bir dindir.
Arada üçüncü kişi olmayınca da her inanan dinini anlamada yorumlamada kendi başınadır. Bir başkasınınkine bağımlı değildir. Yani dini yorumlamada tekelcilik yoktur. Herkes dinin ana kaynağı olan Kur'an'ı anlama yorumlama hakkına sahiptir.
İslam'ın öngördüğü bu hak ve özgürlük içerisinde Atatürk de hem kişi olarak hem de devlet kurucusu olarak Kur'an'ı yorumlamış ve önemli tespitlerde bulunmuş ve tespitlerini de açıklamıştır.
Bu tespitlerine katılınır katılınmaz. Bu da başkasının hak ve özgürlüğüdür. Burada esas kanıtlar olmalıdır. Kanıtsız kanıya ulaşılmamalıdır. Kanıtlara rağmen katılmamak da o kişinin sorunudur. Ancak katılmayınca dinsel bulgularından dolayı bu büyük insana "dinsiz kâfir" demek hiçbir kişinin hak ve özgürlüğü içerisinde değildir. Böyle bir yargı inanan birisi için yalnız Tanrı'nın tekelinde yetkisindedir. Aksi Tanrı'ya ortak olmadır.
Atatürk'ün dinsel bulgularını iki başlık altında görmek uygun olur. Birisi kişi olarak birisi devlet kurucusu olarak. Kişi olarak bulguları kendisini bağlar başkasını ilgilendirmez tamamen Tanrı ile kendisi arasındaki bir konudur. Devlet kurucusu olarak olan dinsel bulguları ise başkalarını da ilgilendirebilir. Bu nedenle bazı örnekler verelim.
ATATÜRK'ÜN DİNLE BAĞI
DEVLET KURUCUSU OLARAK ATATÜRK'ÜN DİNSEL BULGULARINDAN ÖRNEKLER
Örneklerde belirtilen konuların ayrıntısına kanıtlanmasına burada yer verilmeyecek "Devlet Adamlığına Yönelik İftiralar"da bunlar üzerinde ayrıca durulacaktır.
"... Bugünkü idaremiz (laik demokratik cumhuriyet rejimi) asıl dinin ruhundan alınmıştır ve gerçek İslamiyet bize asıl bugünkü şekli emreder." (2)
"(Tanrı) Peygamberimiz aracılığıyla en son dini ve uygar gerçekleri verdikten sonra artık insanlıkla aracı ile temasta bulunmaya gerek görmemiştir. İnsanlığın kavrayış derecesi aydınlanma ve olgunlaşması sayesinde her kulun doğrudan doğruya tanrısal düşüncelerle temas kabiliyetine eriştiğini kabul buyurmuştur ve bu sebepledir ki Peygamber Peygamberlerin sonuncusu olmuştur ve kitabı en eksiksiz kitaptır." (3)
"Bizim dinimiz hiçbir şekilde kadınların erkeklerden geri kalmasını istememiştir. Allah'ın emrettiği şey kadın ve erkeğin beraber olarak her şeyi eylemesidir... Kadınlar sosyal hayatta erkeklerle birlikte yürüyerek birbirinin yardımcısı ve koruyucusu olacaklardır." (4)
"Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir... Bu esas milletçe Kur'an hükmü derecesinde önemlidir. Çünkü Kur'an hükümleri dahi bunu gerektirmektedir." (5)
"Bizim dinimiz en makul ve en tabii bir dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dinin tabii olması için akla bilime ve mantığa uygun düşmesi gerekir. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur." (6)
"Din Allah'la kul arasındaki bir bağdır." (7)
"Din bir vicdan sorunudur. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir." (8)

"Din ve mezhep herkesin vicdanına kalmış bir iştir. Hiçbir kimse hiçbir kimseyi ne bir din ne de mezhep kabulüne zorlayabilir." (9)
"Müslümanların toplumsal hayatında hiç kimsenin özel bir sınıf olarak varlığını korumaya hakkı yoktur. Kendilerinde böyle bir hak görenler dini hükümlere uygun hareket etmiş olmazlar. Bizde ruhbanlık yoktur. Hepimiz eşitiz ve dinimizin gereklerini eşit olarak öğrenmeye mecburuz." (10)
"Kur'an hükümlerine göre hükümetin yalnız esasları ifade olunmuştur. O esaslar şunlardır: Meşveret (Meclisli yönetim) adalet ululemre (devlete yasalara) itaat." (11)
"Dinde hilafet denilen şey yoktur." (12)
"Bizim dinimiz için herkesin elinde bir değer ölçüsü vardır. Bu değer ölçüsü ile herhangi bir şeyin dine uygun olup olmadığını kolayca takdir edebilirsiniz. Hangi şey ki akla mantığa toplum çıkarına uygundur biliniz ki o dinimize de uygundur. Bir şey akıl ve mantığa milli çıkara İslamın çıkarına uygunsa kimseye sormayın o şey dinidir." (13)
"Ulu Tanrı Kur'an'ı Keriminde (Peygambere) emirlik saltanat ve taç vermiş değildir. Hükümdarlık vermiş değildir. Peygamberlik vazifesi ile göndermiştir." (14)
"Allah dünya üzerinde yarattığı bu kadar nimetleri bu kadar güzellikleri insanlar yararlansın varlık içinde yaşasın diye yaratmıştır ve en büyük ölçüde yararlanabilmesi için de bugün evrenden esirgediği zekayı aklı insanlara vermiştir." (15)
"Hukuki hükümler zaman ve ortam içinde toplumların uğradıkları değişikliklere göre değiştiklerinden ondört yüzyıl önceki zamanın ve ortamın ihtiyacına göre lüzumlu ve yeterli görülmüş olan esaslar yerine bugün birçok çeşitli kanunlar ve usuller konulması zorunluluğu görülmüştür. Bunlar bile kalıcı olmayıp zamanla değişmeye mahkumdurlar." (16)
"Her yetişkin (reşit) dinini seçmekte serbesttir." (17)
"Türkiye Cumhuriyeti şeyhler dervişler müritler ve mensuplar memleketi olamaz. En doğru en hakiki tarikat medeniyet tarikatıdır." (18)
"Her şeyden evvel şunu en basit bir dini gerçek olarak bilelim ki bizim dinimizde bir özel sınıf yoktur. Ruhbaniyeti reddeden bu din tekelciliği kabul etmez. Mesela din bilginleri; aydınlatmak vazifesi mutlaka bu bilginlere ait olmadıktan başka dinimiz de bunu kesinlikle yasaklar... Dini gerçekleri halka öğretmek için mutlaka ilmi kıyafet (hoca olmak) şart değildir. Bizim yüce dinimiz her müslüman erkek ve kadına araştırmayı farz kılıyor ve her müslüman bu dine bağlananları aydınlatmakla vazifelidir." (19)
"Bizi yanlış yola sevk eden habisler (soysuzlar) bilirsiniz ki çok kere din perdesine bürünmüşler saf ve temiz halkımızı hep şeriat sözleriyle aldata gelmişlerdir."(20)
Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Biz burada Atatürk'ün din hakkında düşüncelerini değil devlet rejimini ilgilendiren bulgularını aldık. Ve bunların hepsi Kur'an ayetleri ile kanıtlanabilmektedir. Kanıtlama üzerinde ikinci çalışmamızda duracağız ama burada diyeceğimiz; Atatürk İslam dinine hakim ayrıntılı incelemiş bilirim diyenden de iyi bilen birisi. Bulguları son derece önemli. Anlaşıldığı gibi devlet rejimini dinin ruhuna gerçek İslamiyete taşıyan bir devlet kurucusu. Durum böyle iken bu büyük insana nasıl din düşmanı dinsiz kafir denebilir? Pekala isteseydi dinleri reddeden komünist rejim de kurabilirdi ki ortam uygundu.
ATATÜRK'ÜN İSLAM DİNİNE HİZMETLERİ
İslam dininin ruhunu anlamış yerli yabancı bilim adamlarının Atatürk hakkında birleştikleri ortak kanı Peygamber'den sonra İslamiyet'e en büyük hizmeti yapmış kişidir. Neler yapmıştır ona bakalım ki bunları yapan kişi mi İslam düşmanı din düşmanı olur diyelim.
• Kur'an'ı ilk kez olarak Türkçe'ye çevirtti bastırdı ve ücretsiz dağıttırdı. Ben müslümanım diyen Türk insanı dinini anlamaya başladı. (1927 - İsmail Hakkı İzmirli'nin çevirisi).
• Kur'an'ın bilimsel tefsirini yaptırdı bastırdı ve ücretsiz dağıttırdı. (Hak Dini Kur'an Dili" ismi ile 1936'da - Elmalılı Hamdi Yazır)
• Sağlam hadislerin çevirisini yaptırdı ve aynı şekilde halka ulaşmasını sağladı. (1932 - Ahmet Nazım Kamil Miras).
• Arapça okunan dinleyenin anlamadığı hutbe okuma işini Türkçe'ye dönüştürdü. (1932)
• Ezanı Türkçeleştirdi. (1932)
• Camilerin din görevlisi ihtiyacını karşılamak için İmam-Hatip okulları açtı.
Bunlar; halkın din adına sömürülmesini önlemek ruhbanlıktan daha zararlı duruma gelmiş olan dinden geçinenlerin ellerini halkın yakasından çektirmek ve ben müslümanım diyenin aracısız tefecisiz Tanrı ile gönül bağını kurması için yaptıklarıdır. Yani Kur'an'ın öngördüğü şekilde Tanrı-kul ilişkisinin gerçekleştirilmesidir. Bunların dışında bir de dinin öngörülerini devlet hayatına taşıması vardır ki bunlar da dine hizmeti olarak görülebilir.
• Saltanatı kaldırması.
Kur'an'da saltanat ve benzeri monarşik idareler yasaklanmıştır.
• Ulusal egemenlik sistemini kurması.
Tanrı'nın isteği de budur.
• Hilafeti kaldırması.
Dinde halife hilafet yoktur. Dinden kaynaklanan bir sistem makam değildir.
• Demokratik sistem kurması.
Özgürlük eşitlik çok seslilik katılımcılık ve ulusal egemenlik unsurlarına dayanan demokratik sistem Tanrı'nın insanları yönlendirdiği ve istediği yöndür.
• Cumhuriyet rejimi kurması.
Demokratik ve laik cumhuriyet rejimi İslam'ın gereğidir.
• Laik sistem kurması.
Dinin isteği laik sistemdir.
• Kadınlara insan kimliklerini iade etmesi ve erkekle eşit duruma getirmesi.
Dinin isteğidir.
• Tarikatları tekke ve zaviyeleri kapatması.
Dini yozlaşmaktan ruhbanlardan insanları sömürülmekten kurtarmak ve dinden geçinen bedavacıları aradan çıkarmak için yapmıştır. Dinin gereğidir.
Bu listeyi alt konu başlıklarını ve toplum yaşamına kazandırdıklarını da ekleyerek daha uzatabiliriz. Şimdi soralım; İslam'ın gerçek ruhunun anlaşılmasını sağlamaya çalışan İslam'ın isteklerini devlet ve toplum hayatına taşıyan mı din düşmanı olur yoksa İslam'ı tekeline alan İslam'ın şiddetle reddettiği şeriat saltanat hilafet düzeni peşinde koşan mı İslam düşmanıdır?
Not: Atatürk'ün yaptıklarının İslam'a uygunluğunu kanıtları ile "Devlet Hayatına Yönelik İftiralar"da ele alacağız.
ATATÜRK'ÜN KİŞİ OLARAK DİNLE İLİŞKİSİNDEN ÖRNEKLER
Örnekleri vermeden bir konuyu tekrarlayalım. Hem dinin hem de laikliğin bir gereği olarak bu yaptığımıza hiç hakkımız yok. Her yönden çizmeyi aşıyoruz. Atatürk dinli de olabilir dinsiz de; o dinden de olabilir bu dinden de. Bu kimseyi ilgilendirmez. Ama düşünceye düşünceyle karşı koymak yalanları yüze vurmak için birkaç örnek vereceğiz.
"... Dinime gerçeğin kendisine nasıl inanıyorsam buna da öyle inanıyorum." (21)
"Din vardır ve lazımdır." (22)
Çanakkale muharebelerinde Atatürk'ün emrinde çarpışan Atatürk Anafartalar Grup Komutanı olunca O'nun yerine 19.Tümen Komutanı olan Albay Şefik Aker:
"8/9 Ağustos (1915) gecesi bana 19. Fırka Komutanlığını teslim edip Anafartalar Grubu Komutanlığı'na idareye giderken Atatürk benim sol yanımda idi. Ağzından çıkan bir fısıltı dikkatimi çekti. O'nun selamet ve başarı için Allah'a fısıltı ile niyazda bulunduğunu görmüş ve anlamıştım." (23)

Atatürk günlük tutan bir liderdir. Gençliğinden itibaren bu alışkanlığını hep sürdürmüştür. Elde kalan günlükleri zaman zaman kitaplaştırılmaktadır.
Kurtuluş Savaşı'nda Büyük Taarruz'a hazırlık döneminde Ankara'dan Batı Cephesi'ne gider. Birlikleri denetler hazırlık durumunu yerinde görür. İşte bu günlerde günlüğüne yazdıklarından konumuzla ilgili birkaç örnek:
"9 Mart 1922 Perşembe - Sivrihisar
...
Saat 8'e doğru (akşam) İsmet Paşa geldi. Evvela yemek. Yemekten sonra 10 Mart için program kararlaştırıldı. Siyasi durum hakkında... bilgi verdim. Ondan sonra hafıza Kur'an okuttuk. Gece rahat ve yeterince uyuyamadım... (sağ böbreğinden rahatsızdır.)
10 Mart 1922 Cuma - Aziziye

Saat 5 (akşam) Aziziye yorgunluk hissettim... Bir saat kadar uyudum. Sonra vücudumu süngerle sildim. Yeterli istirahat etmiştim. İsmet Yakup Şevki ve Selahattin paşalar gelmişlerdi. Beraber yemek yedik. Bazı telgraflar gelmişti gördüm. Hafıza Kur'an okuttum. Saat 10'da gittiler. Benim notları yazıyorum. Biraz kitap okuduktan sonra yatacağım. Yarınki planımız 3 tümenin teftişidir.
17 Mart Cuma - Akşehir
...
Tayyare bölüğünü teftiş. Fazıl Bey ve diğer bir pilot uçtu. Fransızlardan alınan 14 tayyare Adana'ya gelmişti... İki tayyare uçurmak istedik. Motorları işletmek güç oldu. Biri uçabildi.
Karargaha dönüş. Saat 8'e kadar yalnız kaldım. Mustafa Abdülhalik Bey geldi. Hafıza Kur'an okuttuk. İsmet Paşa da geldi. Yemekten sonra gittiler. Ben de yattım. Saat 11. Çok fırtına vardı. Bugün çok limonata bağırsaklarımı ağrıttı rahatsızım.
20 Mart Pazartesi - Akşehir

Müdafaa-i Hukuk heyeti İhsan Fahrettin paşalar geldi.
İhsan Paşa (Ali İhsan Sabis) şikayet etti. Haksızdır. Açık konuştum. Otomobille gezdim. İsmet Paşa'ya gittim. Beraber bize geldik. Fahrettin (Altay) paşa ve kurmayını yemeğe davet etmiştim. Hafıza Kur'an okuttuk.
24 Mart Cuma - Akşehir

Mütareke teklifini Celal Bey bildirdi. Cuma namazında hafız Ulucami'de mevlüt okudu... Gece yarısından sonra saat 5'e (sabah) kadar Ankara'da Bakanlar Kurulu ile görüşme yaptım..." (24)
Günlüklerin tıpkı basımı






Atatürk'ün bu notlarının üzerine aslında fazla söze gerek kalmıyor. Ancak şunun vurgulanması yararlı olacak. Atatürk inancı ile ilgili bu yaptıklarını basının önünde kameralar önünde veya dini kullanarak etkilemek istediği bir kitle önünde yapmıyor. Bütün sadeliği ile bir iki arkadaşı ile yapıyor.
Bu notlardan sonra yeminli Atatürk düşmanlarının doğruyu görmelerini ümit ederiz.
SONUÇ

Bizi ilgilendiren bir konu olmadığı için; kim olursa olsun insanlara bakışta ölçünün dini inanç değil insani nitelikler ve yurttaşlık görevinin yapılıp yapılmaması olduğu için biz bu konuyu bir sonuca bağlamıyoruz. Hakkımız olmadığını düşünüyoruz.
DİPNOTLAR

(1) Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri C.I. 1981 s. 269 (Saltanatın yıkıldığına dair verilen karar münasebetiyle yaptığı konuşmadan 1 Kasım 1922); Nutuk-Söylev Vesikalar/Belgeler C. III TTK. 1989 s. 1841.
(2) Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri C. II. 1981 s. 154.
(3) a.g.e. C.I. s. 269
(4) a.g.e. C.II. s. 86
(5) a.g.e. C.II. s. 83
(6) a.g.e. C.II. s. 90
(7) Kılıç Ali Atatürk'ün Hususiyetleri 1955 s. 116
(8) Asaf İlbey Yakınlarından Hatıralar s. 102.
(9) Kılıç Ali s. 57
(10) Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri C.II. s. 90
(11) Atatürk'ün 1923 Eskişehir-İzmit Konuşmaları Yayına Hazırlayan. Arı İnan TTK. 1982 s. 31
(12) a.g.e. s. 64
(13) Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri C. II s. 128
(14) Atatürk'ün 1923 Eskişehir-İzmit Konuşmaları s. 102
(15) Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri C. II s. 107
(16) Tarih-II Ders Kitabı 1933 s. 92
(17) Medeni Bilgiler ve Mustafa Kemal Atatürk'ün El Yazıları TTK 1969 s. 351
(18) Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri C. II s. 218
(19) Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri C. II s. 144
(20) Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri C. II s. 127
(21) Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri C. III s. 70
(22) Utkan Kocatürk Atatürk'ün Fikir ve Düşünceleri Atatürk Araştırma Merkezi 1999 s. 228
(23) İsmet Görgülü Sesli Belgelerden M. Kemal Atatürk; Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi sayı 11 1988
(24) Ali Mithat İnan Atatürk'ün Not Defterleri Gündoğan Yayınları Ankara 1996 s. 122-127 Ek 10 11 12 13.

ABYSS isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla

Alt 10-24-2007, 11:48 PM   #2 (permalink)
Uzman Çavuş
 
serdengeçen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Standart

abi sen bu yazıyı sonuna kadar okudunmu okudunsa bişi sorucam
serdengeçen isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
Eklenti Ekleyemezsiniz
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz