ateşli silahların tarihçesi



Ateşli silahların tarihi barutun keşfi ile başlar. Ancak barutu kimin ve ne zaman keşfettiği bilinmemektedir.
Prof. J.K.Partington milattan sonra bin yıllarından önce Çinlilerin güherçile esaslı barut kullandıklarını bildirmekte ise de 12. yy’da İspanya’da Müslüman Endülüslerin kolayca tutuşabilen tozlarla uğraştığı göz önüne alındığında bu tozların Çin’e Kuzey Afrika üzerinden müslüman tüccarlar tarafından götürüldükleri görüşü daha ağır basmaktadır. Çin’de barut hakkındaki ilk yazılı belgeye bu tarihten sonra rastlanmıştır. 1776 yılında Doğu Hindistan Şirketi tarafından eski Sanskritçe yazılarının çevrilmesi ile barutun Hindistan’da beş yüz yıldır bilindiği ortaya çıkmıştır. Tüm tartışmalara rağmen barutun önce kimler tarafından bulunduğu ve hangi amaçla kullanıldığı tam olarak açıklanamamıştır .
Kara barut:
İnsanlığın bildiği en eski patlayıcı, kara baruttur. 13. yy’dan beri Avrupa’da bilinmekte ve kullanılmaktadır. O zamanlarda %15 mangal kömürü, %10 kükürt ve %75 güherçile (potasyum nitrat) karışımından oluşmaktaydı. Amerika Birleşik Devletleri’nde ilk kullanılan barut %15.6 kömür, %10.4 kükürt ve %74 güherçile içeren karışımdı. Bu tür barutta güherçile yanıcı, kömür ve kükürt ise yakıcıdır. Kapalı yerde çabuk yanıyor ve patlıyordu. Bu karışım 16. yy ortalarına kadar ‘’Serpentine’’, bu tarihten sonra ‘’Corned’’ olarak biliniyordu. Bu toz birden patlayarak sıklıkla kazalara sebebiyet veriyordu. Kara barutun bir çok modifiye edilmiş şekilleri geliştirildi.
Dumansız Barut:
Kara barut fazla duman çıkarması ve artık oluşturması sebebiyle yerini dumansız baruta bırakmıştır. Tek veya çift bazlı olabilir. Dumansız barutun temel maddesi nitroselülozdur. Tek bazlı türünde baz nitroselüloz, çift bazlı türünde baz nitroselüloz ve nitrogliserindir. Nitroselüloz uygun çözücülerle homojen katı bir maddeye dönüştüğü zaman sadece yüzeysel olarak yanar ve ani patlama göstermez. İtici etkisinden dolayı tercih sebebi olmasına yol açmıştır. Nitroselülozun üretiminde ilk adım nitrik asit ile selüloz elyafın birleştirilmesidir. Bu şekilde meydana gelen selüloz nitrat, karbon monoksit, karbondioksit, nitrojen, hidrojen ve buhar meydana getiren patlayıcı bir maddedir. Dumansız barutlu silah ateşlendiğinde yara etrafındaki is’in rengi daha az dikkat çekicidir. Yandığı zaman hacminin 900-1000 misli patlama gazı meydana getirir.
Tarihi açıdan dumansız barut ilk önce av tüfekleri için geliştirilmiştir. Harrison’a göre dumansız barutun av tüfeklerinde ilk defa başarılı bir şekilde kullanımı 1864’de Prusya Ordusunda Yüzbaşı E.Schultze tarafından gerçekleştirilmiştir. Berg ise, ilk kullanımın Fransa‘da 1884’de M.Vieille’ye ait olduğunu söylemektedir. Bundan 3 yıl sonra Alfred Nobel, %40 nitrogliserin ve %60 nitroselüloz birleşimi ile birlikte ‘’Ballistite’’ diye adlandırılan dumansız barutu icat etmiştir. Bundan sonra seri halde kısa namlulu silahlar yapılmaya başlanmıştır. Tüm bunların yanında yarı dumansız baruttan da söz edilebilir. Genellikle %85 kara barut ile %15 dumansız barutun karışımıdır.
1900’lü yıllara gelince çoğu askeri tüfeklerde dumansız barut kullanılmaktaydı. Amerika Birleşik Devletleri’nde E. I. du Pont de Nemours Şirketi başlıca dumansız barut imalatçısıydı. Onların imal ettiği barutlarda esası teşkil eden madde sadece nitroselülozdu. 20. yy’ın başlarında Hercules Barut Şirketi, nitrogliserin ve nitroselülozdan oluşan çift bazlı dumansız barutu imal etti.
Dumansız barut giderek yaygın bir şekilde kullanılmaya başladı. Bunun nedeni dışardan ilave bir oksijen gereksinimi olmaksızın, silahın bir bölümünde yanmasına olanak sağlayacak yeterli oksijeni, bunun bileşenlerinin ihtiva etmesiydi. Silah içinde barut tutuşturulduğunda, oluşan ısı ve gaz, basıncı arttırarak daha fazla ısı, yanma ve patlamaya yol açıyordu.
Tarihsel olarak gelişimini ve etkisini arttıran baruta benzer şekilde, ateşli silahlarda da bir aşama görülmüştür. Bu aşamalar daha çok ateşleme sistemlerinde, namlular ve mermilerde gerçekleştirilmiştir.
A- Ateşleme Sistemleri:
*El topu (14.yy): Büyük toplarda kullanılan sistem daha küçültülmüş ve elde taşınabilir kaba silah şeklinde kullanılmaya başlanmıştır. Bunlar basitçe bir ucu açık demir veya pirinçten yapılı borulardan oluşuyordu. Kapalı ucunda bir deliği vardı. Bu boruların uzunluğu 23cm. civarındaydı. El topunun ateşlenmesi için yanan bir çubuk, akkor haline getirilmiş demir parçası veya bir kor parçası kullanılmıştır.
*Kibrit ile ateşleme sistemi (1450): El toplarındaki sistem biraz daha geliştirilerek ateşleme kibrit ile sağlanmaya başlanmıştır. Bu sistem el topuna benzer özellikler taşıyan silaha özel olarak yanıcı bir cisime batırılmış kordonu, barut ile temasa getiren bir aygıt eklenmiştir. Yine bu dönemde yiv açılma işlemi uygulanmaya başlanmıştır. Yiv’in icadının Almanya veya Avusturya’da olup olmadığı bilinmemektedir. Fakat 1493 ile 1508 yılları arasında ilk kullanılan yivli silahların, Alman imparatoru Maximillan I’in silahları olduğu bilinmektedir.
*Tekerlekli ateşleme sistemi (1517): Johann Kiefuss adında bir Alman tarafından bulunmuş olan bu sistemde, piritten, elle kurulan bir yay vasıtası ile döndürülen, kenarı tırtıklı bir tekerlek vasıtasıyla ateşleme kabına kıvılcımlar fırlatılıyordu. Bu sistem ateşlemenin daha hızlı ve daha garantili hale getirilmiş bir şekli olmuştur.
*Çakmaklı silahlar (1550-1615): Bu tür ateşli silahlar da evre evre gelişmiştir. 1550 yıllarında ilk türlerine İskandinavya’da rastlanmıştır. Bu silahların ateşleme sisteminde tetik ile düşürülen çakmaktaşı bağlanmış bir horoz, çarpma bölümüne vurmak suretiyle ateşleme kabına kıvılcımlar fırlatırdı. Buna benzer sistemlerden İskandinav tipinde, biraz daha geliştirilmiş çarpma tablası vardı ve ateşleme kabı ile bir ünite olarak birleştirilmişti. En sonunda Fransa’da gerçekleştirilen çakmak sistemi ortaya çıkmıştır. Bu türde en önemli değişiklik ilk modellerde açıkta ve dışta olan ateşleme sisteminin, tüfeğin iç bölümüne yerleştirilmiş olmasıdır. 15. yy’ın sonları ile 16. yy’ın başlarında kavisli yivin kullanıldığına dair kanıtlar bulunmaktadır. 1577 ile 1648 yılları arasındaki dönemde yivli silahlar ilk defa askeri amaçlı olarak Danimarka’da kullanıldılar.
*Hazne dolumlu ateşli silahlar (1776): Ağızdan doldurulan ilkel tüfek yerine bu yılda ilk defa haznesi mermi ile doldurulan tüfekler ortaya çıkmıştır. 1776 yılında İngiliz ordusunda Ferguson markalı ve bu türde ateşli silahlar kullanılmaya başlanmıştır.
*Revolver (1835): 1835’de Samuel Colt ilk revolverinin patentini almıştır. Bu ilk model revolverde top kısmında açılmış birkaç mermi yatağı, ateşlenecek mermiyi namlu hizasına getiriyordu.
*Makineli silah (1884): 2 Mart 1963 tarihli İngiliz Kraliyet Cemiyeti’nin kayıtlarına göre, yarı otomatik silahların prensipleri İngilizler tarafından bulundu. Bununla birlikte yarı otomatik silahların geliştirilmesi 1881 ile 1883 yılları arasında bir Amerikalı olan Hiram Maxim tarafından yapıldı. Amerika Birleşik Devletlerinde, Hiram Maxim tetik basılı kaldığı ve şarjörde mermi bulunduğu sürece silahın geri tepmesi ile dolumu sağlayan ve ateşe devam eden ilk makineli silahı meydana getirmiştir. Bu buluş, savaşlarda oldukça büyük etkiler yapmıştır.
*Otomatik tabanca (1892): Bu tür tabancalara yarı otomatik veya kendiliğinden dolan tabancalar ismi de verilebilir. Her atış için tetiğe ayrı olarak basmak gerekmektedir. Bu tür ilk ateşli silahlar Avusturya’da Schonberger tarafından imal edilmiştir. Ticari olarak ilk başarılı yarı otomatik tabanca Amerikalı Borchard tarafından 1892’de üretilmiştir.

B- Mermilerdeki Gelişme:
*İlk mermi (1575): Merminin ilk şekli bugünkü mermilerle pek az benzerlik göstermiştir. Temel olarak, mermi çekirdeği ve yeterli ölçüde barutu içeren bir kağıt paket şeklinde kullanılmıştır. Bu sistemin avantajı, ateşli silahı doldurmada çabukluk sağlanmış olması ve taşıma işlemi esnasında barut kaybının önlenmesiydi. Daha iyi vuruş gücü ve etkinlik elde etmek için küresel mermi modern mermilere benzeyecek şekilde uzatılarak ağırlık ve vuruş gücü arttırılmıştır.
*Vurma sistemi (1807): Bu sistemi bir İskoç papazı olan Alexander J.Forsyth geliştirmiştir. Bu sistemde patlama özelliği taşıyan bileşikler ince parçalar haline getirilir ve bunlara çarpan bir horoz, bu bileşikleri patlatarak barutu ateşlerdi.
*Çarpma kapsülü (1814): Philadelphia’lı Joshua Shaw, Forsyth prensiplerini kullanarak çarpma kapsülünü geliştirmiştir. Bu kapsülde patlayıcı bir bileşik bulunuyordu. Bu sistem dolma tüfekler için en çok kullanılan ateşleme sistemi olmuştur.
*İğne vuruşu ile ateşlenen mermi (1836): Bu tip mermi Fransa’da Lefaucheux tarafından geliştirilmiştir. Çıkıntılı bir iğne, buna çarpan horoz etkisiyle ateşleme karışımının olduğu kısma girerek, kovanda ateşlemeyi sağlardı. Bu tip mermi, mermi çekirdeği, barut ve ateşleyicinin hepsini bir tek mermide taşıyan ilk mermi modeli olmuştur.
*Çevresel vuruşlu mermi (1845): Fransa’da Flobert tarafından geliştirilmiştir. Bu kovanda ilk ateşleyici bileşiği, merminin arka bölümünde ve çevresinde boş olarak düzenlenmiş kenar kısmına konur. Ateşleme iğnesi veya horozun bu bölüme çarpması sonucunda barutun ateşlenmesi sağlanırdı.
*Merkezi vuruşlu mermi (1858): Bu mermi türünü Morse geliştirmiştir. Ateşleyici taşıyan kapsül merminin arka bölümünde yer alır. Bu kapsüle iğnenin çarpması sonucu kapsül içindeki ateşleyici, barutun ateşlenmesini sağlar. Gerek çevresel vuruşlu mermiler, gerekse merkezi vuruşlu mermiler bugün modern silahların standardı olarak kullanılmaktadırlar.

C- Namlulardaki Gelişme:
Bir ateşli silahın imalat işlemleri sırasında sert bir çelik çubuk, çelik bir namlu haline getirilmek için bir uçtan diğer uca kadar delinir. Ardından namlunun iç tarafı ateşleme işlemi denilen çevrilme ile tam olarak düz hale getirilir. Yivsiz namlu, bu ţekilde yapılır ve yuvarlak, küresel kurşun bir mermi bu namludan ateşlenebilir. Bu silahın en büyük dezavantajı kullanılan küresel mermi namlu çapında olsa bile namluya tam olarak uymaz. Yanan barutla oluşan basınçlı gazların önemli bir kısmı küresel merminin kenarlarından ön tarafa geçerek silahın etkinliğini azaltır.
16. yy.da savaşan askerler açısından namlu ağzından silahın doldurulması işleminin kısa bir süre sonra pratik olmadığı görüldü. Bu nedenle namlunun dip kısmından doldurulabilen ve birkaç defa ateşlenebilen silahların yapımına girişildi. Bu sistemde ayrı bölümler önce dolduruluyordu. Daha sonra bu kısım namlu dibine yerleştiriliyordu. Namlu dibinden doldurma konusunda yapılan çalışmalar, bir eksen etrafına yerleştirilen birkaç namludan oluşan bir silahın yapımına yol açtı. 18. yy’ın erken ve orta dönemlerinde savunma için kullanılan bu silahlar heybetli görünümde olan el silahları idi. Bu silahlar 14gr. veya daha fazla ağırlıkta olan bir mermiyi atabilen 15-20cm. uzunluğunda bir namluya sahiptiler. Bu el silahlarının ilkinde ilk atıştan sonra namlu kısmı el ile döndürülerek daha sonraki atışlar için aşağıdaki dolu bir namlunun pozisyonuna getiriliyordu. Üst üste bir çift namlunun bulunması, ayrı ayrı ve yeniden doldurmaksızın dört atışın yapılmasına olanak sağlıyordu. Orta çağda, 15 veya daha fazla namlusu olan birkaç silah yapıldı. Bununla birlikte bu silahların çoğunda namlu sayısı altıdan azdı. Bunların çoğunda modern tek veya çift namlulu silahların çapının yaklaşık olarak, yarısı kadar olan bir namlu çapı bulunuyordu. Çok sayıda namlusu bulunan bu eski silahlara günümüzde ‘’Pepperbox” denilmektedir.
Yanan barutun basınç etkisinden daha fazla yararlanmak için namlunun boyu uzatılmıştır. Ancak burada da bazı komplikasyonlarla karşılaşılmıştır. Mermi taklalar atarak çabucak hızını kaybetmiş ve uzun namlulu silah kullanışsız duruma düşmüştür.
Namlulardaki en büyük gelişme namlu içine yiv ve setlerin açılması ile oluşmuştur. İlk kayıtlara 1450 ile 1500 yılları arasında rastlanmıştır. Almanya ile Avusturya’dan çıkarak yayıldığı görülmüştür. Yaygın olarak kullanımı seneler sonra gerçekleşmiş ve şekilleri değişerek günümüze kadar gelmiştir. Böylece mermi, kat ettiği yolun büyük çoğunluğu boyunca takla atmadan ve sallanmadan yol almaya başlamıştır. Merminin kendi çevresinde dönüşü, namlu uzunluğundan bağımsız olarak uzun mesafelerde bile mermiye etkinlik kazandırmıştır. Namlu içindeki yivler, şu anda genellikle namlunun içerisine bir kere de spiral oluklar açan bir matkap aracılığı ile yapılmaktadır. İşlem sırasında çelik namlunun içerisindeki çok küçük sert parçalar matkabın kesici ucuna zarar vermekte ve bu zararın oluşturduğu iz, bu namlu içersindeki tüm yiv boyunca devam etmektedir. Böylece her yiv oluğu, içerisinde matkabın kesici ucuna uyan bir dizi iz oluşturur. Bu izler matkabın her kullanılışında değişmekte, ayrıca aynı namlu içerisindeki her yivde de değişmektedir. Bu nedenle aynı imalatçı tarafından üretilen iki silah namlusundaki izlerin şeklinin aynı olması mümkün değildir. Böyle bir namludan geçen merminin yüzeyinde karakteristik çizgiler oluşacaktır.
Çeşitli gelişmeler sonucunda silahlar, 18. yy’ın son yarısında fonksiyonel açıdan en yüksek duruma ulaştılar. Daha eski modellerde namluların birleştiği kısmın her atışta el ile döndürme zorunluluğu bulunmakta ise de, 1830 yılında Londra’lı Joseph Land’ın çalışması sonucunda namluların birleşme yerinin döndürülmesi işlemi mekanik hale getirildi.
Bu "Pepperbox" silahlarının dezavantajı, tetik çekildiğinde namlunun otomatik olarak dönmesinin yanı sıra horozunun kalkarak, hedefin görülmesini zorlaştırmasıydı. Samuel Colt 1835 yılında nişan alma sorununu çözdü. Colt, bölümler ihtiva eden, silindiri bulunan ancak silahın namlusunun sabit kaldığı bir tabanca (revolver) geliştirdi. Samuel Colt bunu, silindiri döndüren ve her atıştan sonra aynı hizada kilitlenen bir iç mekanizma geliştirerek sağladı. En büyük dezavantajı silindirin önünden, her bölümün barut ve mermi ile doldurulmasıydı. Arka tarafta her bir bölümün baş kısmında küçük bir kapsül yer alıyordu. Bu yapı da işlemi yavaşlatıyordu.
Pepperbox tipindeki ilk Fransız revolveri 1851 yılında yapılan Lefaucheux idi. Yapımından hemen sonra arkadan doldurulan mermilerle birlikte birçok revolver ortaya çıktı. 1900’lü yıllarda en fazla gelişimi bu toplu tabancalar (revolver) gösterdi. Bundan sonraki gelişimleri ise pek fazla değildi. Manufrance gibi 0.25 kalibrelik otomatik silahlar ortaya çıktı. I. Dünya Savaşı’ndan önce Colt 0.45 modeli ve Luger gibi daha geliştirilmiş silahlardan bazıları yapıldı.
İkinci dünya savaşından sonra keşfedilen ve silahların namlu ucuna takılan susturucu (silencer) denilen alet patlamanın sesini hafifletmiş; ancak, atış mesafesi tayinin güçleştirmiştir.

KAYNAKLAR:
B. Üner, G. Ağır- S. Koç., ATEŞLİ SİLAHLAR VE BALİSTİĞİN TARİHÇESİ “BALİSTİK” konulu II.Adli Bilimler Sempozyumu (Adli Tıp Uzmanları Derneği İzmir Temsilciliği ve İzmir Tabip Odası , 4-5 Nisan 1997- İZMİR )
Berg, S.O., The Forensic Ballistics Laboratory in Forensic Medicine (Tedeschi, C.G. Ecket, W.G., Tedeschi, G.L., eds) W.B. Saunders Co., Philadelphia, London, Toronto Vol. 1. Section 2, (1977).
Cowan, M.E., A Study of the "Parafin Test" Journal of Forensic Sciences, 12/1: 19-35 (1967).
Dillon, J.H., The Modified Griess Test: A Chemically Spesific Choromophoric Test for Nitrite Compounds in Gunshot Residues. AFTE Journal. 22/3: 243-250 (1990).
Dillon, J.H., The Sodium Rhodizonate Test: A Chemically Spesific Choromophoric Test for Lead in Gunshot Residues. AFTE Journal. 22/3: 251-256 (1990).
Fatteh, Abdullah Medicolegal İnvestigation of Gunshot Wounds, J.B. Lippincott Company, Philadelphia, Toronto (1976).
Jaroslav, N., Highlights in Medico-legal Relations, U.S. Goverment Printing (1977).
Mant, A.K., Modern Trends in Forensic Medicine 3, Bell and Bain Ltd. Glasgow (1973).
Parikh, C.K., Firearms and Firearm İnjuries, Medical Publications, Coloba, Bombay (1979).
Steinberg, M., Leist, Y., Goldschmidt, P., Tassa, M. Spectrophotometric Determination of Nitrites in Gunpowder Residue on Shooter's Hands. Journal of Forensic Sciences. 29/2: 464-470 (1984).
Wilber, Charles G., Lantz, Robert K. Gunshot Residue, Ten Years Later, The American Journal of Forensic Medicine and Pathology (1991).