ERZURUM KONGRESİ
(23 TEMMUZ -7 AĞUSTOS 1919)



Amasya'da ulusal ihtilal kararları alınırken, Erzurum'da "Vilayet-i Şarkiye Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" nin düzenlediği bir kongre toplanması için çalışılıyordu. Doğu Anadolu'nun Ermenilere verileceği haberinin duyulması Damat Ferit Paşa'nın, doğu illerinin Ermenistan'a bırakılması konusunda yumuşak ve teslimiyetçi politikası anlaşılınca, bu illerinin bütün Müslüman halkının, haklarını savunmak için İstanbul'da kurulmuştu. Savaş sonrası terhis dan Cevat Dursunoğlu, memleketi Erzurum'da öğretmenlik yapmak için Maarif Vekaleti'ne başvurduğunda "Erzurum'un mukadderatı, yani hudutlarımızın içinde kalıp kalmayacağıhenüz belli olmadığından, orada bir Dar'ül-muallimin açmaya lüzum kalmamıştır" yanıtını almıştı. Dernek merkezinden, Erzurum'da bir şube açma yetkisini alan Cevat Dursunoğlu Erzurum'a gelerek burada bir şube açtı. 10 Mart 1919'da kurulan Erzurum Müdafaa-i Hukuk Şubesi hızla örgütlenmeye, çevre illerle, özellikle Trabzon'la ilişki kurarak, Doğu Anadolu'nun Ermenistan'a verilmesini engellemek için çalışmaya başladı.

Tarih boyunca Anadolu'nun kapısı olan Erzurum, son yüz yılda Türk-Rus Savaşları'nın en yoğun geçtiği bir şehrimizdi. Erzurum'a yeni gelen Cevat Dursunoğlu, şehri ve çevresini şöyle anlatıyor:

"Birinci Dünya Savaşı süresince Ruslarla yapılan savaşlar dolayısıyla, köylerin çoğu boştu. İçerilere göç etmiş bulunanların pek azı geri dönmüştü. Amansız kış iklimi yoksul halkı çok perişan etmişti. Dört yıl çetin kış savaşları yüzünden insan eti yemeye alışmış kurt sürüleri tehlike yaratıyordu. Erzurum şehri bir enkaz yığını olmuştu. Savaştan önce ----en bin nüfusu rahatça besleyen, çarşı ve pazarları kalabalıktan geçilmeyen bu sınır kentinden kocaman bir köy harabesi ortada kalmıştı. Savaş yıllarında onbinlerce insan tifüsten ve çeşitli bulaşıcı hastalıklardan ölmüş, istila öncesinde eli, ayağı tutanlar muhacir olmuş, on bin kişiyi de Ermeniler çekilirken öldürmüşlerdi. Şehirde kılıç artığı olarak üç dört bin kişi kalmıştı. Bu kadar da köylerden buraya göç etmişlerdi... Õlümden kurtulanlar ve geri dönenler, yangınlardan ve patlayan cephaneliklerin depremlerinden arta kalan eski refahlı evlerinin harabelerinde birer ikişer oda tamir ederek içine sığınmışlardı.."

Şehirde hiç Ermeni bulunmamasına rağmen, Erzurum'un Ermenistan'a verileceği haberi Erzurumluları galeyana getirirken, İzmir'in Yunanlılar tarafından işgali bütün yurtta olduğu gibi Erzurum'da da bomba gibi patladı. Müdafaa-i Hukuk üyeleri hemen bir miting heyeti kurarak Erzurum ve çevresindeki yerlerde İzmir'in işgalini protesto ettiler. Doğu Anadolu halkı galeyana gelmiş, hak arayan sesini bütün dünyaya duyurmaya çalışıyordu. İzmir'in başına gelenlerin Erzurum'un başına da gelebileceği belirtilerek önlem alınması isteniyordu.

Çevre illerle de ilişki kurarak çalışma alanını genişleten Erzurum Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, ne kadar güçlenirse güçlensin, ordunun desteği olmadan tam bir başarı sağlanamayacağını biliyordu. Diğer yandan Trabzon şehrinin Rumlara verileceği endişesi ile Trabzon'da kurulmuş bulunan Trabzon Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin teşvikiyle Erzurum Müdafaa-i Hukuku, Erzurum'da bir vilayet kongresi toplamaya karar verdi. "Vilayet-i Şarkiye Kongresi" sözü ilk kez, bu kongre için yapılan ön toplantılarda kullanıldı. Yine bu toplantılarda, bütün doğu illerini bir fikir etrafında toplamak ve mutlaka ordu ile birleştirmek kararı alındı.Erzurum Müdafaa-i Hukuku'nun bu çalışmaları 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa'nın 3 Mayıs 1919'da Erzurum'a gelmesiyle büyük bir destek ve güç kazandı. Dernek bir yandan ordu ile yakın ilişki içindeyken diğer yandan Albayrak Gazetesi ile de propaganda yapıyordu.

Vilayet Kongresi, sancak ve kazalardan gelen delegelerin katılmasıyla 17 Haziran 1919'da Başkan Raif Efendi'nin konuşmasıyla açıldı. Alınan kararları şu iki prensipte toplamak mümkündür:

1- Osmanlı camiasından, yani vatanından ayrılmamak için her türlü ihtimali göz önüne alarak, bu yolda hiçbir fedakarlıktan kaçınmamayı ve hiç göç etmemeyi "ilke" olarak kabul etmek.

2- Her ne suretle olursa olsun, memleket bir Ermeni saldırısına uğrarsa bunu şiddetle karşılamak ve ulusal varlığımızı son ferdin ölümüne kadar korumak Ayrıca Ermeni propagandasına karşı da on sekiz sayfalık bir broşür yayınlayarak, Kürt-Türk kardeşliğini, gelenek ortaklığını tarih ve bilim açısından ele alıp Ermeniler'in bölücü propagandasını çürütüyordu.

Erzurum'da bulunan İngiliz Yarbay Rawlinson, bu çalışmaları engellemek için elinden geleni yaparken, Mondros hükümlerine dayanarak, silah ve cephaneyi Trabzon yoluyla göndermek için çalışıyordu. Fakat Kazım Karabekir Paşa, kendisine bu olanağı vermiyordu.Yine bu tarihlerde A.B.D. adına "Ermenistan" sorununu araştırmak üzere General G. Harbord Heyeti Erzurum'a gelerek incelemelerine başlamıştı. Harbord'a, Müdafaa-i Hukuk'un yaptığı bir toplantıda Erzurum'un bir Türk ili olduğu anlatıldı. Belediye Başkanı Zakir Bey, Harbord'a, Gez Mahallesi ve Kavak Mezarlıkları'nı göstererek şu ilginç konuşmayı yaptı:

"Şu geniş taşlıkları görüyormusun? İşte bunlar Türk mezarlıklarıdır. Şehrin öbür yanlarında da daha bunun on misli mezarlıklarımız var. Simdi iyice bak. Şurada da da etrafı duvarla çevrilmiş küçük bir mezarlık var. O da Ermeni Mezarlığıdır. Şimdi Ermenilerin mi, Türklerin mi daha çok olduğunu anladın mı? Bunlar ölülerini yemediler ya." Bu somut kanıt Harbord'u, diğer açıklamalardan daha çok etkiledi.

Erzurum'da bu gelişmeler olurken, toplanacak Erzurum Kongresi'ne M. Kemal Paşa, Cemiyet ve Kazım Karabekir Paşa tarafından davet edildi. Diğer yandan İstanbul Hükümeti de M. Kemal Paşa'nın Havza ve Amasya'daki çalışmalarını öğrenmiş ve kendisini İstanbul'a çağırıyordu. Amasya Genelgesi'nde, ulusal birliğin sağlanması için toplanacak kongrenin yeri Sivas olarak belirlenmişti. Fakat Erzurum'un davetini kabul eden M. Kemal Paşa, Samsun'dan başlayan Amasya, Erzurum, Sivas üzerinden geçen ve Ankara'da B.M.M.'nin açılmasıyla noktalanan "Ulusal İradeyi Egemen Kılmak" için tarihi yolculuğuna Erzurum'u da katıyordu.

M. Kemal Paşa Erzurum'a gitmek üzere 25 Haziran'da Amasya'dan ayrıldı. Önce Tokat'a geldi. Bu sırada İstanbul Hükümeti, Elaziz (Elazığ) Valiliği'ne atanan Ali Galip aracılığı ile yeni bir engellemeye başvurdu. Kemal Bey Anadolu'ya yolladığı yeni emirle, M. Kemal Paşa'nın tutuklanıp İstanbul'a gönderilmesini istedi. Ali Galip de Sivas Valisi Reşit Paşa'ya baskı yaparak M. Kemal Paşa'yı tutuklamasını istedi. Tokat'tan ayrılmadan önce, kendisinin ayrılışından altı saat sonra çekilmek ve Sivas'a gittiğini bildiren bir telgraf metni bırakan M. Kemal Paşa, Sivas'a vardığında Vali'nin eline yeni geçmişti. Ali Galip'in girişimlerini bozan M. Kemal Paşa, Sivaslılar'ın coşkun sevgi gösterisiyle karşılandı. Burada fazla oyalanmadan Erzurum'a hareket etti.

3 Temmuz 1919'da Erzurumlular'ın coşkun sevgi gösterileri arasında Erzurum'a vardı. O'nun gelişiyle Erzurum büyük bir olaya sahne oluyordu. İstanbul Hükümeti'nin baskıları da bu ara iyice arttı.

M. Kemal Paşa'nın gelmesinden bir iki gün sonra bir gece,15. Kolordu'nun Komutanı Kazım Karabekir Paşa, Rauf (Orbay), Erzurum Valisi Münir (Akkaya), İzmit Mutasarrıfı Süreyya (Yiğit), Ordu Müfettişiliği Kurmay Başkanı Kazım (Dirik), Binbaşı Hüsrev (Gerede), Dr. Binbaşı Refik (Saydam) ve Mazhar Müfit(Kansu) Beyler'in katıldığı bir toplantı düzenlendi. Bu toplantıda konuşan M. Kemal Paşa, ülkenin içinde bulunduğu tabloyu açık bir şekilde ortaya koydu:

1- Muhasım devletler Osmanlı vatan ve Devleti'ni mahv ve taksimine karar vermiş bulunuyorlar. Bu kararlarını uygulayabilmek için de her çeşit maddi ve manevi saldırıları yapmaktan geri kalmıyorlar. Hükümet muhasımların her çeşit saldırı ve emirlerine miskince boyun eğmekte, her çeşit zillete katılmaktadır. Padişah ise ünvanı saklı ve daimi kalmak şartıyla her şeye razı bulunuyor.

2- Ulus karanlık içinde muzdarip ve perişan bir haldedir, geleceğinin ne olacağını merak etmekte ve kurtuluş çaresi kabul ettiği her çeşit özel tedbire başvurmakta, memleketi kurtarmak ve savunmak ümidi ile çeşitli yerlerde, çeşitli isimler ile dernekler kurmaktadır.

3- Ordu, genel savaşın (Birinci Dünya Savaşı) binbir meşakkatı ile yorgundur. Yorgunluğuna ve hatta bitkinliğine rağmen vatanın parçalanmak istediğini görerek önleyici çareler aramakla cidden meşguldür.

4- Günün içinde üç fikir çarpışmaktadır:
a) Galip devletlerle savaş yapamayacağımıza göre uysal fedâkar ve uyuşkan hareket etmek.
b) Padişah re çevresinde toplanmak ve düvel-i muhasamanın Padişah ve Halife için egemenlik hakkı tanıyacağı bölgede Osmanlı Devleti'ni devama gayret etmek.
c) Osmanlı Devleti'nin paylaşılması kararlaştırıldığına göre ırk ve bölge özelliklerine önem vermek ve bu olanaktan yararlanarak yerel kurtuluş çareleri aramak. Vaziyet arz ye izah ettiğim bu safhalar içinde bulunurken ne yapmak lazımdır? Sorusunu izin verirseniz ben kendi düşüncelerime göre cevaplandırayım. Arkadaşlar, tek tedbir : Ulusal Egemenliğe dayanan kayıtsız şartsız bağımsız bir Türk Devleti kurmak ve bu hedefe mutlaka ulaşmaktır." Bu amaca ulaşmak için ileride çıkacak güçlükleri ve tehlikeleri bütün açıklığıyla ve büyük bir ileri görüşlülükle belirterek sözlerine devam eder:

"Hedefimiz bu olacaktır. Kolay degil. İdealimizi gerçekleştirmek yolunda şimdiden şahıs şahıs yükleneceğimiz görevler ağır, müşkül, hatta tehlikeli olacaktır. Ulusal Mücadele'de, topyekün mücadele esastır. Büyük direnmelerle hatta hıyanetlerle karşılaşacağımız bir gerçektir. Ulusal Mücadele'ye atılanların mahv ve yok olması için, Saray, Hükümet, yabancılar muhakkaki ilk andan itibaren harekete geçeceklerdir. Ayrıca yer yer memleket halkının da iğfal edilmesi, isyanlar,ihtilaller çıkartması ve bütün bu olumsuz hareketlerin Ulusal Müücadele aleyhine yöneltilmesi yüksek bir olasılıktır. Daha kimbilir, akla gelen ve gelmeyen ne entrikalar, ne fesatlar, ne tuzaklarla karşılaşacagız. Ulusal Mücedele'yi ulusun büyük çoğunluğuna dayanarak süratle hızlandırmak ve organize etmek zorundayız. Memlekette ve elimizde tek tepe ve tek kurşun kalıncaya kadar mücadele etmek azmimiz daima saklı kalacaktır ve kalmak zorundadır. Görüyorsunuz ki arkadaşlar, yürüyeceğimiz bu yol tehlikelerle, hatta ölmek ve öldürmek olasılıkları ile doludur. Sarp ve haşin bir yoldur. Bu tehlikelere göğüs germeye kendisinde güç, azim, olanak ve cesaret görmeyen arkadaşlarımız varsa, şimdiden aramızdan ayrılabilirler. Ancak bu saydığım tehlikeleri, olasılık ve yorgunlukları göze alabilenlerdir ki benimle işbirliğini kabul etmiş olurlar." Hiçbir arkadaşı ayrılmayacak sonuna kadar O'nunla birlikte yürüyecektir. O'nu lider seçerler ve emirlerine kayıtsız şartsız uyacaklarını bildirirler. Bu yolda Atatürk'ün koyduğu parola tektir. "YA ÖLÜM YA BAŞARI VE ZAFER."

M. Kemal Paşa Erzurum'a geldikten sonra, İstanbul Hükümeti Onu geri getirebilmek için son kozunu da kullandı. Bütün yetkilerinin alındığını bildirdi. Baskılar karşısında ve yakınlarının da isteği ile, çok sevdiği ve bütün yaşamını dolduran askerlikten ayrılması gerekti. 8-9 Temmuz gecesi Sarayla telgraf başında görüşen M. Kemal Paşa, Sarayın baskısı üzerine kesin kararını verdi ve askerlik mesleğinden istifa ederek "Ulusun bağrında bir ferd-i mücahit olarak" çalışacağını, ayrıca 9 Temmuz'da Erzurum Vilayeti'ne verdiği bir dilekçe ile askerlikten ayrıldığını ve kutsal ulusal amaca erişinceye kadar hiç bir özveriden kaçınmayıp, ulusun bağrında bir mücahit olarak çalışacağını bildirdi. Rauf Bey de 10 Temmuz'da verdiği dilekçe ile "Vatan ve ulusun halâs ve istiklali ve makam-ı Saltanat ve Hilâfetin masuniyeti bilfiil temin olununcaya kadar M. Kemal Paşa ile beraber nihayete kadar çalışmaya mukaddesatları namına ahd ve misak eylediklerini" bildirdi. M. Kemal Paşa'nın Samsun'a çıktığı tarihten askerlikten ayrıldığı tarihe kadar Anadolu'da çok şey değişti. İstanbul'un (Padişah ve Hükümet) iradesine karşı,Anadolu'da ulus iradesini üstün kılmaya yönelen hareket gün geçtikçe kuvvetlenmekte ve ulusla bütünleşmektedir. Saray ve Hükümet bunu sezdikleri için, daha başlangıçtan itibaren Ulusal Mücadele'nin amansız düşmanı kesildiler. Osmanlı Devleti'nin resmi gazetesi Takvim-i Vekayi'nin 8 Temmuz 1919 tarihli sayısında, M. Kemal'in memuriyetine son verildiği Padişah iradesiyle bildirilmişti. Fakat O'na bundan sonra görev ve yetki veren yeni bir irade vardır; Türk Ulusu'nun iradesi.

Kongrenin toplanması için l0 Temmuz tarihi belirlenmişti. M. Kemal Paşa, kongrenin kendi plan ve düşünceleri çerçevesinde daha etkili bir şekilde toplanabilmesi için girişimi ele aldı. Çevre illerden gelecek delegelerin de yetişebilmeleri için toplantı 23 Temmuz'a ertelendi. Böylece 23 Temmuz 1908 İkinci Meşrutiyet'in ilanıyla Erzurum Kongresi'nin tarihleri de aynı güne geliyordu.Erzurum'da bulunan Lloyd George'un yeğeni İngiliz Yarbay Rawlinson, M. Kemal Paşa ile görüşerek, Kongre'nin toplanması için İngiliz Hükümeti'nin izni bulunmadığını ileri sürerek, gerekirse kuvvet kullanarak engelleyeceğini söyledi. M. Kemal Paşa'nın yanıtı kesin ve sert oldu. İngiliz Hükümeti'nden izin istenmemişti, bu nedenle izin verilip verilmeyeceği diye bir şey söz konusu değildi. Kongre her ne pahasına olursa olsun toplanacaktır. M. Kemal Paşa'nın bu yanıtlarından sonra Kazım Karabekir Paşa'nın da aynı sert ve kararlı karşılığı gören Rawlinson'un girişimi etkisiz kaldı. Kongre'nin korunması için Kolordu'dan asker sağlanması yerine, Vilayetten polis sağlanmasını isteyen M. Kemal, asker işe karışınca "Kongreyi ulus değil, asker yaptı ve yaptırdı derler.". diyerek Kongre'nin mutlaka halk iradesini temsil etmesini istiyordu.

Ön hazırlıkların tamamlanmasından sonra, Erzurum Kongresi 23 Temmuz 1919 tarihinde toplandı. Kongreye Bitlis, Erzurum, Sivas, Trabzon, Van illerinden 54 delege katıldı. Elaziz ve Mardin delegelerini Ali Galip, Diyarbakır delegelerini de Diyarbakır Valisi göndermediler.Cevat Dursunoğlu ve emekli Binbaşı Kazım Beyler üyelikten istifa ederek yerlerini, kongreye katılabilmeleri için M. Kemal Paşa ve Rauf Bey'e bıraktılar. Oybirliği ile Başkan seçilen M. Kemal, konuşmasında ülkenin içinde bulunduğu durumu, İtilaf Devletleri'nin, Osmanlı Devleti ile imzaladıkları Mondros Ateşkesi'nin hükümlerine ve Wilson İlkeleri'ne aykırı olarak Türk Ulusu'nun her çeşit haklarını çiğnediklerini ve İstanbul Hükümeti'nin aczini belirttikten sonra sözlerine şöyle devam etti:

"Bilinen gerçeklerdendir ki : Tarih bir ulusun kanını, hakkını, varlığını hiç bir zaman inkar edemez. Bundan ötürü vatanımız ve ulusumuz aleyhinde verilen hükümler, kanaatler muhakkak iflasa mahkumdur. Ve işte bütün bu iğrenç zulümlerden ve bedbahd acizlerden tarihimize karşı reva görülen haksızlıklaran müteessir olan milli vicdan nihayet uyanıp feryadını yükseltmiş ve Müdafaa-i Hukuk-u Millîye, Müdafaa-i Vatan ve Redd-i İlhak gibi türlü adlarla ve fakat aynı kutsal değerlerin korunmasını sağlamak için meydana gelen ulusal hareket bütün vatanımızda artık bir elektrik şebekesinin vücuda getirdiği celâdet ruhudur ki kutsal vatan ve ulusun geleceğini kurtaracaktır."

14 gün yoğun çalışmadan sonra Erzurum Kongresi, 7 Ağustos'ta sona erdi. Aldığı tarihi kararlar ile yalnızca doğu illerini değil, bütün ulusu temsil ediyordu:

1- Uusal sınırlar içinde vatan bir bütündür. Onun çeşitli kısımları birbinden ayrılamaz.
2- Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı ve Osmanlı Devleti'nin dağılması halinde ulus birlikte müdafaa ve mukavemet edecektir.
3- Vatanın ve bağımsızlığın muhafaza ve teminine İstanbul'daki Hükümet muktedir olamadığı takdirde maksadın temini için geçici bir hükümet oluşturulacaktır. Bu hükümet ulusal kongrece seçilecektir. Kongre toplanmış değil ise bu seçimi Heyet-i Temsiliye yapacaktır.
4- Kuvay-ı Millîye'yi etken ve ulusal iradeyi egemen kılmak esastır.
5- Hristiyan unsurlara siyasi egemenliğimizi ve sosyal dengemizi bozucu ayrıcalıklarlar verilemez.
6- Manda ve himaye kabul olunamaz.
7- Ulusal meclisin derhal toplanması ve hükümet çalışmalarının meclisin denetimine konulması için çalışılacaktır

Doğu Anadolu'nun sorunları için toplanmış olan Erzurum Kongresi M. Kemal Paşa'nın katılması sonucu aldığı kararlarla ulusal bir kongre oldu. Askeri ve sivil aydınlar, toplumun her kesiminden insanlar, tüm ulus adına ve ulusal bir amaç için ilk Erzurum'da bir araya geldiler. Ord. Prof. Enver Ziya Karal'ın belirttiği gibi, kongrenin verdiği kararlar vatanın bütününü ve ulusun tümünü ilgilendiren bir ihtilal programı idi. Vatanın ulusal sınırlar içinde parçalanmaz bir bütün olduğunu, ulusal sınırlar dışında vatan olmayacağı belirtildi. Bağımsızlık için hiç bir ayrıcalık verilmeyeceği ve herhangi bir devletin himayesi ve güdümünün kabul edilmeyeceği açıklandı. Bütün kararların yürütülmesi için de bir temsil heyeti seçerek, "Anadolu'da ulusal bir devletin yürütme gücü olan ulusal bir hükümet kurmak" konusundaki niyet ve inancını ifade etti. Bu heyetin başına M. Kemal Paşa getirildi. O'nun Heyet-i Temsiliye'nin başına geçmesini engellemek isteyenler oldu. İstanbul Hükümeti'nce hakkında tutuklama kararı bulunduğu için başkanlığının sakıncalı olduğunu ileri sürüyorlardı. Oysa M. Kemal Paşa'yı asi ilan ettiren şey, hiç kuşkusuz, ulusal kurtuluş inancını daha Samsun'dan itibaren açıklaması, ve ulusu, ulusal irade altında ulusal savaşa çağırmasıydı. Bu bakımdan liderliği ancak o yapabilirdi Bütün ulusun ve vatanın kurtulabileceğine ve yeni bir devlet kurulabileceğine Atatürk'ten başka inanan yoktu. Uzun yıllar sonra bütün arkadaşlarının dedigi gibi "Bu işi O'ndan başkası başaramazdı." Daha Erzurum'da, "Üç sene dişimizi sıkalım, düşmanı yurdumuzdan atarız." diyordu. Gerçekten de üç yıl sonra düşmanı denize dökecektir.

Erzurum Kongresi kararları Türkiye'de ve dünyada büyük yankılar yaptı. Vatanseverler bu kararları coşkuyla karşılarken, İstanbul Hükümeti tepki göstermekte gecikmedi. Sadrazam Damat Ferit Paşa "Ulusu jurnal ederek", "Anadolu'da kargaşalık çıktığını" askeri ve mülki bütün yetkililerin bu toplantıları engellemesini bildirdi. M. Kemal Paşa ile Rauf Bey'in tutuklanarak İstanbul'a gönderilmelerini istedi. Fakat bu emirleri uygulayacak makam bulamadılar. Çünkü Anadolu'da ulusal irade üstün geliyordu. Yabancı basın ise bu olayı, devlete karşı bir ayaklanma ve yeni bir Ermeni katliamı diye yorumluyordu. Damat Ferit yabancı basına verdiği demeçlerde devlete başkaldırmanın üstesinden gelineceğini ifade ediyordu. Hatta Fransız basınında, bu işlerin arkasında Enver Paşa'nın bulunduğu ileri sürülüyordu. Cumhuriyet sözcüğü kullanılıyordu. İtilaf Devletleri'ni en çok düşündüren bu davanın yalnızca Türkiye'nin davası olmaması idi. Atatürk'ün deyişiyle, bu dava bütün doğu uluslarının davasıydı ve bu yüzden daha uzun ve kanlı olacaktır. Çünkü Türkiye emperyalistlere karşı bağımsızlık savaşı vermektedir ve başarırsa bu olay tüm "Mazlum Uluslara" örnek olacaktır. M. Kemal yalnız Türk Ulusu'nun değil, uyanan tüm doğu uluslarının da umudu oluyordu.

Erzurum Kongresi kararları yurdun her yerine duyurulduğu gibi yabancı devlet temsilcilerine de gönderildi. Amerika Cumhurbaşkanı Wilson'a ayrıca bir mektup gönderilerek, yayınladığı ilkeler hatırlatıldı. Ve nüfusun çoğunluğu Türk olan İzmir'in Yunanistan'a verildiği belirtildikten sonra,Türk Ulusu'nun bu kararlara boyun eğmeyeceği ve bu uğurda kanının son damlasına kadar mücadele edeceği bildirildi.

Erzurum'da geçen iki anıdan burada kısaca söz etmekte yarar var. Kongre'nin sona erdiği gece Mazhar Müfit Bey'i çağıran M. Kemal şunları not ettirir: "Zaferden sonra. şekl-i hükümet Cumhuriyet olacaktır. Padişah ve Hanedan hakkında zamanı gelince icap eden muamele yapılacaktır. Tesettür kalkacaktır. Fes kalkacak, medeni uluslar gibi şapka giyilecektir. Latin harfleri kabul edilecektir." Daha başlangıçtan zafere inanmış ve zaferden sonra yapacaklarının programını belirten Atatürk'ün bu sözleri bile iradesinin ve ileri görüşlülüğünü ve ulusa olan inancını kanıtlamaktadır. İkinci anı ise, Erzurum'a yeni atanmış bulunan Vali Reşit Paşa'nın Tarabzon yoluyla gelişi ile ilgilidir. M. Kemal Paşa arkadaşlarına yeni valiyi kast ederek, "Eğer işimize zarar verecek bir adamsa Trabzon'dan İstanbul'a iade edelim, başımıza iş açmasın." deyince, eski Teşkilât-ı Mahsusa çeteciliğinden tanınan Rize üyesi Hoca Necati Bey "Paşam üzülmeyin icap ederse Kop Dağı'nda temizlenir." yanıtını verdi. M. Kemal'in bu söze yanıtı meşruluk anlayışının açık bir örneğidir. "Hocam ne diyorsun, haydutlar gibi yol kesip adam mı vurduracagız? Bu memlekette hükümsüz vatandaş öldürülemez. Vatandaş ancak mahkeme kararıyla cezalandırılır . Devlet adamının böyle düşünmesi lazımdır."