USLANMAM  

UslanmaM En Kaliteli Bilgi Adresiniz
Geri git   USLANMAM > ÜYELER İÇİN > Tanışalım-Kaynaşalım/Geyik Bölümü
Google
 
USLANMAM öğesini iGoogle sayfanıza ekleyin.
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Konuları Okundu Kabul Et

Tanışalım-Kaynaşalım/Geyik Bölümü Haydi Arkadaşlar Muhabbete Katılalım. Uslanmam Burada Geyik Yapıyor!


Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 08-07-2007, 05:47 PM   #31 (permalink)
Mareşal
 
cHoLeRa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Bilgileri
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nerden: isTaNbuL
Mesajlar: 4.522
Ruh Halim:
Rep Bilgileri
Rep Puanı : 7070
Rep Derecesi : cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute
Standart

konfiçyüsden bir ders...

Konfüçyus, bazı insanlara bir şey öğretmenin en iyi yolunun bunu örneklerle göstermek olduğunu biliyordu. Bu yüzden sınıfın tam karşısına geçti. Eline bir vazo aldı, tüm öğrencilerin görebileceği şekilde vazoyu havada tuttu. Diğer elinde bir elma vardı. Öğrencilerin meraklı bakışları arasında, elmayı vazonun içinde bıraktıktan sonra, vazoyu yere koydu ve şöyle dedi: "Elmayı vazodan çıkarmayı başaran öğrenci, elmayı yiyebilir." Çocuklardan biri açıkmıştı, ilk o davrandı ve elini vazonun dar ağzından içeri soktu. Elmayı yakaladı, çıkarmaya çalışıyor, ama başaramıyordu. "Elimi çıkaramıyorum!" Konfüçyus, "Elmayı sıkı sıkı tutmaktan vazgeçmediğin sürece, elini çıkarman mümkün olmayacaktır," dedi. Çocuk elmayı elinden bırakmak istemiyordu; ama sonunda zorunlu olarak bıraktı. Elini vazodan çıkardığında, yüzünde şaşkınlık okunuyordu. Elmanın vazodan nasıl çıkarılabileceği konusunda sizin bir fikriniz var mı? Konfüçyus, vazoyu yerden alıp ters çevirdi. Elma vazonun içinden yuvarlanıp avucunun içine düştü. Çocukların hepsi gülmeye başladı. Aslında o kadar basit bir şeydi ki bu! Konfüçyus, "Fakat bu, göründüğü kadar basit değil," dedi. Elmayı havada tutuyordu konuşurken. "Bazen bir şeyi gerektiğinde bırakabilmek, zor bir iştir. Onu bırakabilmek de bir beceridir. Eğer bir şeyi zorla tuttuğunuzda, ulaşmak istediğiniz şeyi engellediğini görüyorsanız, o zaman onu özgür bırakmalısınız. Eğer yanlış bir şey yapıyorsanız, o zaman buna son vermelisiniz. Eğer kendinize ve başkalarına karşı dürüst davranmıyorsanız, bu hilekarlığı hemen durdurmalısınız. İşte, ancak o zaman hedefinize ulaşabilirsiniz
__________________
".....öğrendim ki renk körüymüş

aŞk,

Ne hayalleri beyaz,ne düşleri pembe

ne umutları mavi,ne huzuru yeşil

Arzuları da kırmızı değilmiş ki,

ßeyazda başlayıp siyahta bitermiş aŞk....."





cHoLeRa isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 08-07-2007, 05:48 PM   #32 (permalink)
Mareşal
 
cHoLeRa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Bilgileri
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nerden: isTaNbuL
Mesajlar: 4.522
Ruh Halim:
Rep Bilgileri
Rep Puanı : 7070
Rep Derecesi : cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute
Standart

papatyanın hikayesi...

Koskoca bir bahçede harikulade çiçekler içinde bir papatya... Aşık olmuş, yanmış tutuşmuş ak sakallı bahçıvana... Bir ümit bekliyormuş... Yüzlerce çiçeğin arasından onunla, sadece onunla saatlerce ilgilensin, buz gibi suyunu sadece ona döksün istiyormuş. Sadece ona değsin makası, sadece ona gülsün dudakları.... Kıskanıyormuş bahçıvanı. Kırmızı güllerden, sarı lalelerden, mor menekşelerden, zambaklardan... Papatya, sadece bahçıvan için açıyormuş bembeyaz yapraklarını... Bir gün aşkı öyle büyümüş ki yapraklarını taşıyamaz olmuş... Eğilivermiş boynu... Toprağa bakıyormuş artık.... “Buna da şükür” diyormuş... Yetiyormuş ona, bahçıvanın varlığını hissetmek... Zaman akıp gidiyormuş... Papatya bahçıvanın yüzünü görmeyeli çok olmuş. “Ne var sanki boynumu kaldırsa, bir kerecik daha görsem yüzünü diyormuş... Ve işte bir gün, bahçıvan papatyaya doğru yaklaşmış, incecik bedenini ellerinin arasına almış, elindeki sopayı köklerinin yanına toprağa sokmuş, bir iple papatyanın gövdesini bağlayıvermiş sopaya.... Papatya o an daha çok sevmiş bahçıvanı.... Hala göremiyormuş onu ama bedeni kurtulmuş... Uzun bir müddet sonra bahçıvan uğramaz olmuş bahçeye... Gelen giden yokmuş. Kahrından ölecekmiş papatya... Ama işte bir sabah hortumdan akan suyun sesiyle uyanmış... Derin bir oh çekmiş... Çılgıncasına sevdiği bahçıvan geri gelmiş. Birden kendisine doğru gelen iki ayak görmüş. Bu onun delicesine sevdiği bahçıvan değilmiş... Başka birisiymiş... Adamın elinde bir de makas varmış... Papatyanın kafasını kaldırmış yukarıya doğru...”Ne güzel açmışsın sen böyle” demiş... Bu gencecik yakışıklı bir delikanlıymış... Gözleri gök mavisi, saçları güneş sarısıymış... “Ama gövden seni taşımıyor” demiş... Elindeki makası papatyanın boynuna uzatmış ve bir hamlede başını gövdesinden ayırmış... Papatya yere düşerken hatırlamış sevdiğini... O ak saçlı, ak sakallı yaşlı mı yaşlı bahçıvanı... Birde o gencecik yakışıklı delikanlıyı düşünmüş... Ve o an anlamış neden o yaşlı bahçıvanı sevdiğini. O herşeye rağmen, papatyaya emek vermiş. Ona hiçbir zaman güzel olduğunu, onu sevdiğini söylememiş ama, aslında onu hep sevmiş... Papatya anlamış artık. SEVGİ EMEK İSTERMİŞ... Yere düştüğünde son bir kez düşünmüş sevdiğini.... Teşekkür etmiş ona içinden... Son yaprağı da kuruduğunda, Biliyormuş artık... GERÇEK SEVGİNİN, SÖYLEMEDEN, YAŞAMADAN VE ASLA KAVUŞMADAN VAROLABİLECEĞİNİ
__________________
".....öğrendim ki renk körüymüş

aŞk,

Ne hayalleri beyaz,ne düşleri pembe

ne umutları mavi,ne huzuru yeşil

Arzuları da kırmızı değilmiş ki,

ßeyazda başlayıp siyahta bitermiş aŞk....."





cHoLeRa isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 08-07-2007, 05:48 PM   #33 (permalink)
Mareşal
 
cHoLeRa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Bilgileri
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nerden: isTaNbuL
Mesajlar: 4.522
Ruh Halim:
Rep Bilgileri
Rep Puanı : 7070
Rep Derecesi : cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute
Standart

çocuk gibi düşünmek...

O gun hava çok kötüydü.. durmadan gök gürlüyor, bardaktan boşanır gibi yağmur yağıyordu.... küçük kız yine de her sabahki gibi annesinin sesiyle uyanmış, kahvaltısını etmiş ve her gün yürüyerek gittiği Okuluna doğru yola koyulmuştu... ancak gökyüzünde şimşekler birbiri ardına ve o kadar gürültüyle çakıyordu ki, küçük kızın annesi "yavrum bu havada yolda yürürken korkmasın?" diye telaşlandı.. Arabasına atladığı gibi yolda kızını aramaya başladı.... derken bir baktı,küçük kızı az ilerdeydi.. Minik minik adımlarla yürüyor, ama ne zaman şimşek çaksa durup gökyüzüne bakıyor ve gülümsüyordu.. Annesi önce bir anlam veremedi ama kızın niye böyle yaptığını çok merak etmişti, nihayet arabayla ona yaklaşıp sordu: "Yavrum hiç korkmadın mı bu havada yalnız yürümekten...? Hem ne zaman şimşek çaksa durup yukarı bakarak öyle ne yapıyorsun...?" Küçük kız cevap verdi: "Gülümsüyorum... çünkü Tanrı fotografımı çekiyor..."
__________________
".....öğrendim ki renk körüymüş

aŞk,

Ne hayalleri beyaz,ne düşleri pembe

ne umutları mavi,ne huzuru yeşil

Arzuları da kırmızı değilmiş ki,

ßeyazda başlayıp siyahta bitermiş aŞk....."





cHoLeRa isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 08-07-2007, 05:50 PM   #34 (permalink)
Mareşal
 
cHoLeRa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Bilgileri
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nerden: isTaNbuL
Mesajlar: 4.522
Ruh Halim:
Rep Bilgileri
Rep Puanı : 7070
Rep Derecesi : cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute
Standart

takım elbise...

Yaşlı adam, bir konfeksiyon mağazasına ait vitrine uzun uzun baktıktan sonra, ilerideki yeşillikte oynayan çocukların en zayıfına dönerek: Küçüüük!... diye seslendi. Bana biraz yardımcı olur musun? Çocuk, hafta sonlarında yaptıkları misket oyununu ilk defa kazanmış olmasına rağmen arkadaşlarını bırakıp geldi. 7_8 yaşlarındaydı ve üzerindeki elbiseler, "tek kelimeyle" dökülüyordu. Yaşlı adam, çocuğun saçlarını okşadıktan sonra :Vitrindeki elbiseyi giymeni istemiştim, dedi. Bakalım üzerine uyacak mı? Çocuk, bu teklifi ilk önce şaka sandı. Ama adam son derece ciddiydi. Onunla birlikte mağazaya girerken, ilk önce rüyâda olup olmadığını, daha sonra da şimdiye kadar yeni bir elbise giyip giymediğini düşündü. Genellikle ailedeki büyük çocuğa alınan veya komşular tarafından verilen giyecekler, elbiselerin ona dar gelmesiyle birlikte ortanca kardeşe kalır, birkaç sene sonra da dizleri aşınmış veya delinmiş vaziyette kendisine yamanırdı. Ama "her zaman hasta" dedikleri babasının ne kadar zor para kazandığını bildiğinden, bu işe bir kere bile itiraz etmemişti. şimdi ise, ilk defa yeni bir elbisesi olacaktı. Üstelik de bayrama üç gün kala... Çocuk, yaşlı adamın gösterdiği elbiseleri giydiğinde, büyümüş olduğunu ilk defa farketti. Çizgili kadifeden yapılmış pantolon, bacaklarının ne kadar uzun olduğunu ortaya koyarken, yeni ceketi de omuzlarını iyice geniş göstermişti. Fakat hepsinin üzerine giydiği kaban bir başkaydı ve artık üşümeyecekti. Çocuk, biraz önce kazandığı misketleri onun cebine bıraktığında, iyice aaaiflendi. İrili ufaklı misketler, gayet derin olan ceplerin bir köşesinde kalmıştı. Demek ki her bir cep, en az elli misket alabilirdi. Yaşlı adam, çocuğu sağa sola döndürdükten sonra, elbiselerin paketlenmesini istedi. Ve iş tamamlandığında, aaagâhtara dönerek : Elbiseleri torunuma alıyorum, dedi. Kendisine sürpriz yapacağım için,onları bu çocuğun üzerinde denedim. İkisinin de boyu falan aynı da Çocuk, bir anda beyninden vurulmuşa döndü ve ne diyeceğini bilemedi. Ama artık büyüdüğüne göre, bir şey belli etmemeliydi. Aynaya son bir defa baktıktan sonra, üzerindekileri yavaşça çıkartarak bir kenara fırlattığı eskileri giydi. Adam, elbiselerin torununa uyacağından emindi. Yaptığı hizmet için çocuğa bir ciklet parası vermek istediğinde, onu yanında göremedi. Haylaz velet, belli ki bu işten sıkılmıştı.Çocuk, arkadaşlarının yanına döndüğünde, bir kenara çekilerek onları seyretmeye koıuldu. Ve bütün ısrarlara rağmen oyuna katılmadı.Arkadaşları : Niçin oynamıyorsun? diye sordular. En güzel misketleri sen kazanmıştın. Çocuk, inci gibi yaşlar süzülen gözlerini arkadaşlarından kaçırmaya çalışırken : Misketlerim, bu elbiselere yakışmayacak kadar güzeldi, dedi. Bu yüzden onları, bayramlık kabanımın cebine sakladım. Aslında her yaşta ama farklı şekillerde hep birileri tarafından kandırılıp sonra da bir kenara fırlatılmadık mı?? İşimizde aşkta, dostlukta, arkadaşlıkta, belki de ailemizde.. Kimin umurunda bir başkasının duyguları, hissettikleri veya kandırılması? Gözyaşları ya da kalp kırıklıkları? Bütün bir ömür boyu kalan izler ?? Ne yazıkki hiç kimsenin... keşke.... keşke... farklı olabilseydi herşey. Biraz daha insanca, biraz daha hassasca, dürüstçe ve biraz daha yüreklice
__________________
".....öğrendim ki renk körüymüş

aŞk,

Ne hayalleri beyaz,ne düşleri pembe

ne umutları mavi,ne huzuru yeşil

Arzuları da kırmızı değilmiş ki,

ßeyazda başlayıp siyahta bitermiş aŞk....."





cHoLeRa isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 08-07-2007, 05:50 PM   #35 (permalink)
Mareşal
 
cHoLeRa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Bilgileri
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nerden: isTaNbuL
Mesajlar: 4.522
Ruh Halim:
Rep Bilgileri
Rep Puanı : 7070
Rep Derecesi : cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute
Standart

gül yaprağı...

Uzakdoğu'da bir budist tapınağı, bilgeliğin gizlerini aramak için gelenleri kabul ediyordu. Burada geçerli olan incelik, anlatmak istediklerini konuşmadan açıklayabilmekti. Bir gün tapınağın kapısına bir yabancı geldi. Yabancı kapıda öylece durdu ve bekledi. Burada sezgisel buluşmaya inanılıyordu, o yüzden kapıda herhangi bir tokmak veya çan, zil yoktu. Bir süre sonra kapı açıldı, içerdeki budist, kapıda duran yabancıya baktı. Bir selamlaşmadan sonra sözsüz konuşmaları başladı. Gelen yabancı, tapınağa girmek ve burada kalmak istiyordu. Budist bir süre kayboldu, sonra elinde ağzına kadar suyla dolu bir kapla döndü ve bu kabı yabancıya uzattı. Bu, yeni bir arayıcıyı kabul edemeyecek kadar doluyuz demekti. Yabancı tapınağın bahçesine döndü, aldığı bir gül yaprağını kabın içindeki suyun üstüne bıraktı. Gül yaprağı suyun üstünde yüzüyordu ve su taşmamıştı. İçerideki budist saygıyla eğildi ve kapıyı açarak yabancıyı içeriye aldı. Suyu taşırmayan bir gül yaprağına her zaman yer vardı.
__________________
".....öğrendim ki renk körüymüş

aŞk,

Ne hayalleri beyaz,ne düşleri pembe

ne umutları mavi,ne huzuru yeşil

Arzuları da kırmızı değilmiş ki,

ßeyazda başlayıp siyahta bitermiş aŞk....."





cHoLeRa isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 08-07-2007, 05:51 PM   #36 (permalink)
Mareşal
 
cHoLeRa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Bilgileri
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nerden: isTaNbuL
Mesajlar: 4.522
Ruh Halim:
Rep Bilgileri
Rep Puanı : 7070
Rep Derecesi : cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute
Standart

durun ve düşünün...

Adam yeni kamyonuna bakmak için evinden çıktığında üç yaşındaki oğlunun gayet mutlu bir biçimde elindeki çekiçle, kamyonunun kaportasını mahvettiğini görmüş. Hemen oğlunun yanına koşmuş ve çocuğun eline çekiçle vurmaya başlamış. Biraz sakinleşince oğlunu hemen hastaneye götürmüş. Doktor çocuğun kınlan kemiklerini kurtarmaya çalıştıysa da, elinden birşey gelmemiş ve çocuğun iki elinin parmaklannı kesmek zorunda kalmış. Çocuk ameliyattan çıkıp, gözlerini açtığında bandajlı ellerini farketmiş ve gayet masum bir ifadeyle, "Babacığım, kamyonuna zarar verdiğim için çok üzgünüm," demiş ve sonra babasına şu soruyu sormuş: "Parmaklanm ne zaman yeniden çıkacak?" Babası eve dönmüş ve intihar etmiş. Birisi masaya süt döktüğünde ya da bir bebeğin ağladığını işittiğinizde bu öyküyü anımsayın. Çok sevdiğiniz birine karşı sabrınızı yitirdiğinizi anladığınızda, önce biraz düşünün. Kamyonlar onarılabilir, ama kırılan kemikler ve incinen duygular hiçbir zaman onarılamaz; Genellikle kişiyle performansı arasındaki farkı öremeyiz. İnsan hata yapar. Hepimiz hata aparız. Fakat öfaaale ve düşünmeden yapılan şeyler, insanı sonsuza kadar rahatsız eder. Durun ve düşünün. Harekete geçmeden önce düşünün. Sabırlı olun. Anlayış gösterin ve sevin
__________________
".....öğrendim ki renk körüymüş

aŞk,

Ne hayalleri beyaz,ne düşleri pembe

ne umutları mavi,ne huzuru yeşil

Arzuları da kırmızı değilmiş ki,

ßeyazda başlayıp siyahta bitermiş aŞk....."





cHoLeRa isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 08-07-2007, 05:51 PM   #37 (permalink)
Mareşal
 
cHoLeRa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Bilgileri
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nerden: isTaNbuL
Mesajlar: 4.522
Ruh Halim:
Rep Bilgileri
Rep Puanı : 7070
Rep Derecesi : cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute
Standart

zenginlik nedir...

Kadının biri, cömert olduğu söylenen yaşlı bir bilgeye gidip: - Bu şehirde benden fakir insan yok!. demiş. Bana biraz yardım eder misiniz? Bilge adam, kadının kucağındaki bebeğin bir ipeği andıran yanaklarını okşayıp öptükten sonra: - Demek fakirsin!. demiş. Hem de çok fakir. Ama karşılıksız yardım yapmak,âdetim değil!. Eğer yardım istiyorsan, çocuğunun parmağını satman gerekir..Kadın, önce deli olduğunu sanmış bilgenin. Daha sonra da, kötü bir şaka yaptığını... Ama adam ciddî görünüyormuş. Kadına bir kese altın uzatıp: - Ayak parmağına da razıyım!. demiş. Zaten cerrah olduğumdan, ona acı çektirmem Kadın, bütün kanını donduran bu teklif üzerine kaçmayı düşünürken, adam: - Sadece tırnağını söksem de olur! diye devam etmiş. Biliyorsun zamanla yenisi çıkar. Kadın, bu ruh hastasına daha fazla dayanamamış. Ve kapıyı çarpıp uzaklaşırken, adam onun arkasından: - Nasıl bir fakir olduğunu anlayamadım!. diye bağırmış. Kucağındaki hazinenin tırnak kadar bir parçasını, bir kese altına değişmiyorsun
__________________
".....öğrendim ki renk körüymüş

aŞk,

Ne hayalleri beyaz,ne düşleri pembe

ne umutları mavi,ne huzuru yeşil

Arzuları da kırmızı değilmiş ki,

ßeyazda başlayıp siyahta bitermiş aŞk....."





cHoLeRa isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 08-07-2007, 06:10 PM   #38 (permalink)
Mareşal
 
cHoLeRa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Bilgileri
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nerden: isTaNbuL
Mesajlar: 4.522
Ruh Halim:
Rep Bilgileri
Rep Puanı : 7070
Rep Derecesi : cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute
Standart

hintli yaşlı ustanın nasihatı....

Hintli bir yaşlı usta, çırağının sürekli herşeyden şikayet etmesinden bıkmıştır. Bir gün çıragını tuz almaya gönderir. Hayatındaki her şeyden mutsuz olan çırak döndüğünde, yaşlı usta ona, bir avuç tuzu,bir bardak suya atıp içmesini söyler. Çırak, yaşlı adamın söyledigini yapar ama içer içmez ağzındakileri tükürmeye başlar. Tadi nasıl? diye soran yaşlı adama öfaaale acı diye cevap verir. Usta kikirdeyerek çırağını kolundan tutar ve dışarı çıkarır. Sessizce az ilerdeki gölün kıyısına götürür ve çıragına bu kez de bir avuç tuzu göle atıp, gölden su içmesini söyler. Söyleneni yapan çırak, ağzının kenarlarından akan suyu koluyla silerken, usta aynı soruyu sorar:Tadı nasıl? Ferahlatıcı diye cevap verir genç çırak.Tuzun tadını aldın mı? diye sorar yaşlı adam, Hayır diye cevaplar çırağı. Bunun üzerine yaşlı adam, suyun yanına diz çökmüş olan çırağının yanına oturur ve şöyle der: Yaşamdaki acılar tuz gibidir, ne azdır, ne de çok. Acının miktarı hep aynıdır. Ancak bu acının şiddeti, neyin içine konulduğuna bağlıdır.. Acın olduğunda yapman gereken tek şey acı veren şeyle ilgili hislerini genişletmektir. Onun için sen de artık bardak olmayı bırak, göl olmaya çalış." Bu güzel nasihatten bir ay sonra çırak ölür, meğer yakındaki fabrikanın zehirli atıkları göle boşalıyordur. Bunun üzerine Hintli yaşlı usta şöyle der: "Hassktr... !"
__________________
".....öğrendim ki renk körüymüş

aŞk,

Ne hayalleri beyaz,ne düşleri pembe

ne umutları mavi,ne huzuru yeşil

Arzuları da kırmızı değilmiş ki,

ßeyazda başlayıp siyahta bitermiş aŞk....."





cHoLeRa isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 08-07-2007, 06:13 PM   #39 (permalink)
Mareşal
 
cHoLeRa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Bilgileri
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nerden: isTaNbuL
Mesajlar: 4.522
Ruh Halim:
Rep Bilgileri
Rep Puanı : 7070
Rep Derecesi : cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute cHoLeRa has a reputation beyond repute
Standart

kadınlar neden ağlar...

Küçük bir erkek çocuk, annesine sordu: "Niçin ağlıyorsun?" "Çünkü ben kadınım." Diye cevapladı annesi. "Anlamadım!" dedi çocuk. Annesi, çocuğu kucaklayıp "Hiç bir zaman anlayamayacaksın!" dedi. Babasına "Baba, annem niçin ağlıyor?" diye sordu. Babanın cevabı: "Bütün kadınlar sebepsiz ağlayabilen yapıdadır" oldu. Küçük çocuk büyüdü, yetişkin adam oldu, halâ kadınların niçin ağladıklarını keşfedemedi. Nihayet öldükten sonra cennete gittiğinde Allah'a sordu. "Allahım!" dedi: "Kadınlar niçin bu kadar kolay ağlayabiliyorlar ?" Allah:"Ben kadınları özel yarattım! Tüm yaşamın ağırlığını taşıyabilecek kuvvette olmasına rağmen başkalarına teselli verecek kadar yumuşak omuzlar, doğumun acısına olduğu kadar doğurdukları evlatlarının nankörlüğüne dayanabilecek iç kuvvetini verdim. Başkalarının kuvvetinin kalmadığında; devam edecek azmi, ailesinin hastalığında; yorgunluğa pabuç bıraktırmayacak kudreti verdim. Her türlü şart altında, hatta kendilerini çok kötü incitseler de, çocuklarını sevmek duygusallığını verdim. Bu duygusallık her yaştaki çocuklarının yaralarını sarmalarına, sorunlarını dinleyip paylaşmalarına yardım ediyor. Kocalarını tüm kusurlarıyla sevmek kuvvetini verdim. Onlara iyi bir kocanın eşini asla incitmeyeceğini fakat bazen destek ve kuvvetini deneyecek davranışlarda bulunacağını anlayacak duyarlı bir zeka verdim. Tek zayıflık olarak kadınlara bir gözyaşı verdim... Kadını güzel yapan şey ne saçı, ne vücudu,ne de kendini ne şekilde taşıdığıdır. Kadını esas güzel yapan sevgisini paylaşabilmesi,fedakarlığı, sorumluluğu, anlayışı, sadece bilgiye değil aynı zamanda kalbe de yönelik aklıdır
__________________
".....öğrendim ki renk körüymüş

aŞk,

Ne hayalleri beyaz,ne düşleri pembe

ne umutları mavi,ne huzuru yeşil

Arzuları da kırmızı değilmiş ki,

ßeyazda başlayıp siyahta bitermiş aŞk....."





cHoLeRa isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!