USLANMAM
USLANMAM öğesini iGoogle sayfanıza ekleyin.
UslanmaM En Kaliteli Bilgi Adresiniz
Geri git   USLANMAM > GENEL KÜLTÜR > Bilim ve Teknik > Sosyoloji Bilimi
Google
 
UslanmaM Resim AlbümleriSosyal Gruplar
Kayıt ol Sosyal Gruplar Ajanda Konuları Okundu Kabul Et

Yeni Konu aç  Konu Kapatılmıştır
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 07-22-2008, 11:37 PM   #1 (permalink)
Yeni Üye
new2 Cemil meriç


KEVSER TARLA ( SELÇUK ÜNİV. SOSYOLOJİ BÖLÜMÜ)


TÜRKİYE’NİN DÜŞÜNCE KUŞAĞI
CEMİL MERİÇ


GİRİŞ: Bir çağın vicdanı olmak isterdim: bir çağın daha doğrusu bir ülkenin. İdrakimize vurulan zincirleri kırmak yalanları yok etmek Türk insanını Türk insanından ayıran bütün duvarları yıkmak isterdim. Muhteşem bir maziyi daha muhteşem bir istikbale bağlayacak köprü olmak isterdim;kelimeden sevgiden bir köprü…kendini ülkesine adayan ve ülaaae faydalı olabilmek için hayatını anlamlı kılan okumak uğruna gözlerini feda eden bir mesleki olmayan bir sosyolog; bu makalede de Cemil Meriç’in önce hayatına ve düşünce dünyasına şekil veren unsurları ve Türk sosyolojisine katkılarını ele alacağız.
“Kimim ben” sorusuna “hayatını Türk irfanına adayan münzevi ve mütecessis bir fikir işçisi” diye cevap veriyor Cemil Meriç.(Yazan Meriç1994:5) Cemil Meriç’i oğlu Mahmut Ali Meriç şöyle anlatır; bütün bir birikimi bütün çalışması bütün anlama cehdi aylarca süren okumalar yıllar boyu şekillenen düşünceler sonucu vardığı hükümleri ‘cüruflarından’ temizledikten elması kömürden ayırıp yonttuktan sonra kadife bir mahfaza içinde okuyucusuna sunan bir kuyumcu bir sanatkar. Öğretmek endişesinden çok öğrendiğini özümsediğini biraz gururla bazen kibirle çağdaşlarının ‘suratına fırlatan’ mağrur bir yazar karşımızda ürperten coşturan tedirgin eden nefis bir üslup imbikten geçirilmişçesine damıtılmış bilgi adamları inci taneleri gibi pırıl pırıl. Bazen bir kolye oluşturuyor bu inciler bazen de taneler darmadağın bu darmadağınıklık içinde şaşkın ve biraz da çaresiz her bir inciyi hayranlıkla seyrederken bütünü göremeyebiliyoruz. Cemil Meriç’i anlamak için onun yaşantısına bakmak gerekmektedir çünkü onun yaşantısı cemil Meriç’i Meriç yapan özelliği taşımaktadır. “Hüseyin Cemil Meriç 1916 da Antakya’da dünyaya gelmiştir.”(Şahiner2008:33) Ailesi Balkan Savaşı sırasında Yunanistan’dan göçmüştür. Fransız idaresindeki Hatay’da Fransız eğitim sistemi uygulayan Antakya sultanisinde okumuştur. “ Cemil Meriç Cemil Meriç olmasını biraz da göçmenlik psikolojisine hayatta gözlerini açtığı çocukluk ve ilk gençlik yıllarını yaşadığı Hatay’ın o özel kültürel toplumsal ve siyasi yapısına borçludur.”(Yazan Meriç1994:11) yani; Cemil Meriç Antakya Fransız mandası altında kısmen bir sömürge tecrübesiyle yetişmemiş olsaydı İstanbul aydınlarında müşahede ettiği nasırlaşmış hassasiyetler karşısındaki “yabancı” duruşunu koruyamaz ve harf devrimi kelimelerin namusu yabancılaşma dini hassasiyet milli kimlik gibi ana problemler ekseninde geliştirdiği çarpıcı görüşleri mevcut keskinliğinden çok şey kaybederdi. Bulunduğu şehrin özel yapısı onu içine kapanık ve yalnızlığa itmiştir. “hasta bir gurur pencerelerini dış dünyaya kapayan bir ruh düşman bir çevrede ister istemez kitaplara kaçıyorum. Yani düşünceye ve edebiyata hür bir tercih sonunda yönelmiyorum. Yaşamak için kendime bir dünya inşa etmek zorundayım.” (Yazan Meriç1994:12) bundan dolayı çocukluğundan itibaren kitap okumaya ve bunun yanında da yazı yazmaya başlamıştır. 1933’de 17 yaşındayken Antakya’da yayınlanan Yeni gün gazetesindeki ‘Geç kalmış bir muhasebe’ başlıklı yazısı ile yazarlık hayatına başlamıştır. Lise öğrenimini Fransız liselerine özgü programı uygulayan Antakya sultanisinde tamamlayan Cemil Meriç bir süre ilkokul öğretmenliğine başlar. Ardından da İskenderun tercüme odasına başkan yardımcısı olmuştur. Yerli basında çıkan Türkiye ile ilgili haberleri Fransızcaya çevirmekte putları kırılan göçmen çocuğu yeni bir put bulmuştur kendisine sosyalizm ruhunu Fransa’ya gitme hülyaları kaplamıştır. Ardından görevine son verilir istenmeyerek Aktepe Nahiye müdürlüğü yapar. Milletler cemiyetinden bazı üyeler Cemil Meriç evinde Freud ve Marx’ın kitaplarını görünce şaşırıp bir gün sonra evine baskın yapılması ve hapishane günleri başlamaktadır.( Yazan Meriç 1994:31) Mahkemede Marksist olduğunu haykırdığı zaman tek işçinin elini sıkmış değildi. Sadece namuslu olmak korktuğu için sustu dedirtmemek için istiyordu. Hatay hayatını anlatırken; yirmi yıllık hayatımda tek bir ferahlatıcı hatıra yok. Adeta oradan ayrıldıktan sonra yaşamaya başladım. Ardından yabancı diller yüksek okuluna girer ama burada da tam adapte olamaz agresif davranışlar sergiler ve hocası ona evladım senin bu derslere ihtiyacın yok sen okula gelme der. Hayatı üniversitenin kütüphanesinde geçer. Cemil Meriç üniversite hayatını şu cümlelerle anlatıyor; önce çevreye intibak: cami dua. Sonra çevreye isyan: şovenizm. Fakat ne o dindarlık taklidi ruhi hüviyetini ifşa edebilir ne saldırıcı milliyet perverlik sonra sosyalizm. Bütün bu tahavvüllerin merkezinde yalnızlık kabusu. Önce çevreye bağlanmak olmayınca daha geniş bir çevreye bir bekliye bir müpheme. Nihayet gizlide tehlikede cihan şümulde karar kılış. Hayır bütün bu tercihlerin bir tefekkür çilesinden doğduğunu sanmamaktadır. Ne Marx’a geldiğim zaman Marx’ı tanıyordum ne Türkçülüğüm bir araştırmanın mahsülüydü.
Cemil Meriç için kitap bir limandı o kitaplarda yaşadım ve kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdi. Kitap onun has bahçesi hayat yolculuğunun sınır taşlarıydı. Cemil Meriç kavramların değişmesinden çok şikayetçi olmaktadır: hoca öğretmen oldu talebe öğrenci. Öğretmen ne demek? Ne soğuk ne haysiyetsiz ne çirkin kelime. Hoca öğretmez yetiştirir aydınlatır yaratır. Öğrenci ne demek? Talebe isteyendir isteyen arayan susayan( Yazan Meriç 1994:61) Cemil Meriç 1954 yılında otuz sekiz yaşındayken gözlerini ebediyen kaybetmiştir. Necip Fazıl’ın dediği gibi gözleri iç dünyayı daha iyi görsün diye mi kapanmıştır dış dünyaya.( Yazan Meriç 1994:68) Meriç kendisindeki yenilikleri gözlerini kaybettikten sonra aşmıştır sanki o güne kadar kitap okurken depo yapar gibi depolaşmış gibi bilgilerini depolamış ve ardından peş peşe ailesinin ve onu seven talebelerinin desteğiyle eser vermeye başlamıştır. Genel itibariyle eserlerine baktığımız da;
Hind Edebiyatı İstanbul 1964 dönem yayınları
Saint Simon: ilk sosyolog- ilk sosyalist İstanbul 1967 çan yayınları
Bu Ülke İstanbul 1974 Ötüken Neşriyat
Umrandan Uygarlığa İstanbul 1974 Ötüken Neşriyat
Mağradakiler İstanbul 1978 Ötüken Neşriyat
Kırk ambar İstanbul 1980 Ötüken Neşriyat
Bir Facianın Hikayesi Ankara 1981Umran Yayınları
Işık Doğudan Gelir İstanbul 1984 Pınar yayınları
Kültürden İrfana 1985 İnsan Yayınları
Jurnal 1 İstanbul 1992 İletişim yayınları
Jurnal 2 İstanbul 1993 İletişim Yayınları
Sosyoloji Notları ve Konferanslar istanbul 1993 İletişim Yayınları

Ayrıca başta Balzac ile Victor Hugo olmak üzere Fransız edebiyatından çeşitli tercümeler yapmış; Uriel Heyd’den Ziya Gökalp: Türk Milliyetçiliğinin Temelleri(1980) Maxime Rodinsandan Batı’yı Büyüleyen İslam(1983) adlı kitapları çevirmiş ve Berke Vardar’la birlikte Antoine meillet’den Dillerin Yapısı ve Gelişmesi(1967) adlı kitabı çevirip ilavelere bulunmuştur.Thornton Wilder’in Köprüden Düşenler adlı romanı ve Hugo’dan Marion de Lorme gözleri kapandıktan sonra yaptığı ortak çeviriler arasında zikredilmektedir.
HAKKINDA ÇIKAN KİTAP VE YAYINLAR
Mehmet Tekin Cemil Meriç:Şair filozof yazar Antakya1991
Ümit Meriç Yazan Babam Cemil Meriç Ankara Kültür Bakanlığı Yayınları
Ahmet Turan Alkan Doğu ve Batı Arasında Cemil Meriç Ankara 1993 Akçağ Yayınları
Halil Açıkgöz Cemil Meriç’le sohbetler İstanbul 1993 Seyran Yayınları
Necmeddin Şahiner Cemil Meriç’le Nur Sohbetleri İstanbul 1994 Nesil yayınları
Edisyon Cemil Meriç ve Bu Ülkenin Çocukları İstanbul 1998 İz Yayıncılık
Cafer vayni(hazırlayan) Cemil Meriç Ankara 2002 Alternatif Yayınları
Mehmet Tekin( hazırlayan) Cemil Meriç’in Konuşmaları Konya 2003Çizgi kitapevi
Mustafa Armağan ve Sezai coşkun(hazırlayanlar) Bulutları Delen Kartal: Cemil Meriç Ankara 2006 Ufuk Kitapları( Armağan 2006:47-48)



CEMİL MERİÇ’İN ZİHNİYET YAPISI
Ümit Meriç’in sözleriyle Cemil Meriç düşüncenin gökkuşağını bütün yönleriyle seven adamdır. 1997 Türkiye’sinde Cemil Meriç’in itibarı çok katmanlılığı tek bir kimlikte buluşturmuş olmasından geliyor. Cemil Meriç doğa gibi farklı şekillerin farklı renklerin bir arada var olduğu bir pota her okuyucunun bakışına göre farklı bir renk ve şekil cümbüşüne bürünen bir çiçek dürbünüdür(Edisyon 11-16).
Hilmi Yavuz’un sözleriyle Cemil Meriç o zamanların entelektüel zihninden sıyrılmıştır. Her entelektüel epistemik bir cemaat içindeydi. Kimisi Kemalistti kimisi Marksistti kimisi İslamcıydı. Ancak Cemil Meriç bunun böyle olmadığını gösterdi. Cemil Meriç Türkiye’de entelektüelin bireyle buluşmasını sağlamıştı. Cemil Meriç’in düşüncelerini ve hayatını şekillendiren iki temel kavram vardır:
Tecessüs bilme öğrenme merak. Cemil Meriç’in asli entelektüel vasıflarından biridir. Marksizm bir tecessüstü onun için. Saint-Simon Abdullah Cevdet Budha’da.
Cemil Meriç’in özel hayatına ruhi hayatına ilişkin meramet acılık bedbinlik ve yalnızlık.
Yalnız olmasının sebebi kendi epistemik cemaatini kendisi büyük zahmetlerle inşa etmesindendir. Onun için ahlaki duruş çok önemlidir; kendi şemasının tek yıldızıdır(Edisyon 17-21).
İlber Ortaylı’nın sözleriyle Cemil Meriç 20. Yüzyıl Türk münevverlerini temsil ediyor. 20. Yüzyıl münevverleri hem devlet tarafından hem de cemiyet tarafından horlanmıştır. Rönesans’tan sonraki yapıya kavuşan hatırlanmadan bir köşeye itilen münevveridir(Edisyon 23)
Hüsamettin Aslan Cemil Meriç’in entelektüel hayatını üçe ayırır;
Cemil Meriç -1:Otantik Osmanlı kültürüyle büyümüş bir insan olarak Cemil Meriç.
Cemil Meriç -2:Bilgi uğruna ruhunu şeytana satmış bir adamdır. İman problemi yaşayan bir toplumda bilgiyi kendisine problem etmeye başlamış bir entelektüel olarak karşımıza çıkıyor.
Cemil Meriç -3:Cemil Meriç yuvaya dönmüştür. Yuva dildir. Türkçedir. Türkiye’de bu zihniyette kavga etmiş bir adamdır. Onun sağcılar solcular diye bir problemi yoktur. Çünkü o kiliseye inanmaz. Cemil Meriç önceki entelektüellerin yaptıklarının tersine halkın baştan çıkarılmış hallerini yeniden baştan çıkararak memleketlerine yuvalarına dönmelerini sağladı. “ Eğer bizim toplumumuzun problemlerinden birine sosyolog olarak temas edebilirsem yuvaya dönmüşüm demektir”.(Esisyon 33-39)
Mahmut Ali Meriç’in sözleriyle Cemil Meriç kendi toplumunun kültürel ve tarihsel köklerine inen aynı zamanda Batı kültürünün Türkiye’de uyarlanabilme olanaklarını değerlendiren devamlı sorular soran aynı konu üzerindeki çeşitli görüşleri bir araya getiren tartışan tartışmaya açan bütün hareketleri tenkit süzgecinden geçiren bazen bir senaaae uzanan bazen tercih ve senaaai okuyucusuna bırakan yaratıcı bir düşünürdür. Çoğu zaman sizde karşı görüşü savunacak imkânı bırakmayacak kadar sizin yerinize de düşünen cevaplayan etkisi altına alan bir yazar. Cemil Meriç demek her düşünce ve inanç sistemini tartışabilme esnekliği doğmalara düşmanlıklara kapılmama zarureti bilgilerimizi devamlı gözden geçirme esnekliği ve gereği içinde 21.yüzyıla dini inançlarımızı düşüncelerimizi kültürel ve sosyo-ekonomik yapımızı uyarlama gayreti tarihi mirasımızı unutmadan tarihimizi tanıyıp değerlendirerek günümüze bir yön verme ve yarınımızı şekillendirme çabası demektir(Edisyon 45-48).
Birol Yanık’ın sözleriyle Cemil Meriç düşünceleri başlangıçta tamamen Batı ekolü üzerine temellenmişti ama gelişimi hem Batı hem de Doğu üzerine oldu. Yaklaşımı ve üslubu Batı’nın eleştirici bilimsel geleneğine uygundur.
Zeynep Sayın’ın sözleriyle Cemil Meriç’i okuduğumuz zaman bir başkasını öteki olarak konumlandırmanız bir farklılığı öteki olarak kimliklendirmeniz ve onu düşman ilan etmeniz mümkün değil. Cemil Meriç hem bizden hem onlardan. Bu açıdan Cemil Meriç çoğul ve melez bir kimlik olarak görünmektedir. Çok farklı yanyanalıkları kendi bünyesinde barındırmayı beceren bunu başaran bir yazardır. Cemil Meriç 12 Eylül 1980 öncesi okunsaydı 12 Eylül olmazdı. Çünkü 12 Eylül kendini karşıt kutuplar üzerinden konumlandıran ve tanımlandıran çeşitli fonksiyonların yol açtığı bir sonuçtur(Edisyon 105-106).
Cemil Meriç Nietzche ile benzetilmiştir. Onun Batı’da gördüğü fonksiyonu Cemil Meriç Türkiye’de görmüştür. Benzerlikleri hem her şeyi söylemiş hem de söylediklerinin %100 karşıtını söylemiş olmalarından kaynaklanıyor. Dolayısıyla Cemil Meriç isimlendirilemez bir şeye dönüştürülemez.
BATI BATICILIK KÜLTÜR VE İDEOLOJİ DÜŞÜNCESİ
Başkalarının rüyasını yaşayan insanlarız der Cemil Meriç. Batı’nın meyvelerini kendi ağacımıza asarsak efendisinin ilaçlarını yutan uşak gibi oluruz. Ona göre Batılılaşmak= Batmak. Batı madde medeniyetinin ve sapkınlıkların kaynağıdır (Meriç 1993. 345).Batıyı her alanda taklit etmek hataların en büyüğüdür. Batılılaşmak arzusu kendi medeniyetimizin terk veya inkârı manasına geldiğinden milletimizden feragat demektir. Batıyı taklit bizi tam bir başarısızlığa götürdü. Ama yine de bu medeniyetten geniş ölçüde faydalanmak zorundayız. Bunun yolu ahmakça taklit değildir. Yabancı bir medeniyetten faydalanmak onu kendi medeniyetimize uydurmak ve yakınlaştırmakla olur. Avrupa medeniyetini şarklaştırmalıyız. Böyle bir arzu araştırma ve muhakeme kabiliyetimizi geliştirir öğrenme kabiliyetimizi kamçılar. Bu sayede hem kendi medeniyetimizi hem de Batı’nınkini daha yakından tanımış oluruz.
Batı’nın üstünlüğü ilmi zihniyetinden ve tecrübe metodundan ileri geliyor. Aynı zihniyet ve metotla kendimizi incelersek görürüz ki bizim müfekkiremiz ahlaki siyasi ve içtimai inançlarımız tamamı ile dinimizden geliyor (Meriç 2003-a: 62-64).
Cemil Meriç “ Batı benim antiaaaimdir elbette Batı’yı tanımak zorundayız. Evvela düşman olarak sonra kendimizi tanımak için. Eğer Batı hür düşüncenin vatanı ise zaman zaman Doğu Batı olmuştur. 14.yüzyılda yaşayan bir İbni Haldun 17.yüzyılda yaşayan bir Bousset’den çok daha batılıdır. Batı şuur altında doğu haçlı seferlerinin hatırasını taşır. Doğu Batı’nın menfaatleriyle sınırlıdır. Batı ruhunun mayası Hıristiyanlık bile Doğu’dan gelmiştir.”
Batılılaşmayı eleştirirken kültür kavramına da atıfta bulunur. Ona göre kültür Batı’nın düşünce sefaletini belgeleyen kelimelerden biridir: kaypak karanlık samimiyetsiz. Kültür yabancı bir kelime olduğu için Avrupalı olması hasebiyle cazip geliyor. Kültür bir tutkudur bütün varlığımızı ilgilendiren bir davranış insana inanış kendini insanlığın kaderinden sorumlu tutuştur. Kültürün en yüksek düzeye ulaştığı Yeni Dünya’da kültür yok artık onun yerine karşı kültür kültür sonrası hipi kültür devrimci kültür vardır. Kültür artık kazanılmış bir bilgiler bütünü değil her şeyi okuyup her şeyi unuttuktan sonra kalan değil. Daha çok bir özlem keşif edilmesi yaratılması gereken bir dünyanın özlemidir. Her namuslu yazarın Avrupa’nın kelimelerini hafızamızdan kovmak ve kendi gerçeğimizi kendi kelimelerimizle anlayıp anlatmanın vicdan borcu olduğunu söyler Cemil Meriç (Meriç 2003-b: 155-167).
Cemil Meriç medeniyet tarihini açıklarken önemli iki kavram üzerinde dururken kültüre de yer vermektedir. Diğer kavram ise medeniyettir. Kültür ve medeniyet kaypak ve şüpheli iki dosttur. Aşağı yukarı aynı tarihlerde doğarlar Fransa’da. Kültürün uzun bir tarih öncesi var ama 18.asrın ortalarında bugünkü manasını alır: Entelektüel kültür. Medeniyetin de parlak bir tarihi var ama pek faydalı değil. Medeniyet kelimesi en büyük darbeyi Almanlardan değil Antropologlardan almıştır. Tylor’un kitabından beri ilkel medeniyetlerden değil ilkel kültürlerden bahsetmek adet olmuştur. Klasik sosyologlar da medeniyeti modern toplumlar için kullanırken kültür kelimesini ilkel toplumlar için kullanmışlardır. Kültürler doğar gelişir ve ölürler. Medeniyet bu vetirenin son merhalesidir. Kültür binlerce yıl yaşayabilir. Medeniyetin ömrü altı yüz yılı aşmaz(Meriç 2003-a: 93-97).Özetle kültür ve medeniyet dünyanın çeşitli düşünceleri çeşitli zevkleri arasında ülkeden ülaaae yuvarlanıp durmuşlar binbir kılığa bürünmüşlerdir.
Sosyoloji’nin tarihle olan bağlantısına önemle vurgu yapan Cemil Meriç Tarih’in her nesil için tekrar yazıldığını belirterek tarihte kendimizi görmek istediğimizi söylemeye çalışır. Tarih tekerrür etmeyen hadiselerle meşguldür. Sosyoloji ile tarihin konusu aynı; insan ve zaman. Tarih dünle meşguldür sosyoloji bugünle ilgilidir.
Weber Cemil Meriç’e göre karamsardır. Çünkü “sosyalizm gerçekleştirilemez bu itibarla tehlikeli bir ütopyadır. Marx’ın fakirleşme sermayenin temerküzü ve buhranlar hakkındaki nazariyelerini çağımızın ekonomik ve sosyal gelişmesi yalanlamıştır. Kapitalizmin kendi iç aaaatları yüzünden yıkılıp gideceğini sanmak yanlıştır.” Bürokrasi çağdaş toplumun alın yazısıdır. Sosyalleştirme bürokratlaştırmayı önleyemez rekabet ferdiyetçilik vs. gibi setleri de yıkarak bürokrasinin mahzurlarını bir kat daha arttırır(Meriç 2003-a: 19). Weber’in kapitalizminin temelinde Avrupa’nın akılcı olması yatar bunun altında da kalvinizmin vatanı olması yatar. Bu Cemil Meriç’e göre doğru değildir. Kalvinizmin Avrupa düşüncesine mirası akılcılık değildir. Çağdaş bir sosyolog bir kelime değişikliğiyle Weber düşüncesini içine düştüğü çıkmazdan kurtarmaya çalışır(Meriç 2003-a: 21).
İdeolojiyi de sert bir dille eleştiren Cemil Meriç ideolojilerin de kiliseler gibi yobaz yetiştirdiğini belirtir. Kullanıldıktan sonra atılacak bir zırhtır. Ancak o zaman meşru olur. Kimse kendi düşüncesine ideoloji dememelidir. Çünkü maskeli bir kelimedir ideoloji. Cemil Meriç’e göre ideoloji “tam hakikat diye maskelenen yarım hakikattir.” Saint-Simon Cemil Meriç’e göre ideolojiler ile cemiyetin yapısı arasındaki farkı aydınlatan insandır (Edisyon 1998: 72-76). Taraf tutmayan insan şahsiyeti felce uğramış insandır. Kimse tarafsız değildir ve tarafsız bir sosyoloji de olamaz. Batı ideolojisi Descartes’dan beri sakattır. İnsan suje tabiat obje değildir. Bu ideoloji adada tek başına yaşayan insanın ideolojisidir. Kapitalizm ile Marksizm de insanın tabiat üzerindeki zaferini alkışlamıştır
(Meriç 2003-a: 108-120). Marksizm dışarıdan gelen bütün ideolojiler gibi bir felaket kaynağı olmuştur. Çünkü çocuklarımız hazırlıksızdılar. Marksizmin de bir ideoloji olduğunu bilmiyorlardı. İdeolojinin bir yarı hakikat ilim kisvesine bürünmüş bir sınıf yalanı olduğunu anlamayan yoktu. Marksizm bir doktrin olmadan önce bir araştırma yöntemidir. Bir tekke şeyhi değildir. İnsanlığa en büyük armağanı diyalektiktir(Meriç 2003-b: 189-191).Her sınıfın her milletin her camianın kendini korumak için uydurduğu yalanlar vardır. Batı’dan icazet almadıkça Batı’yı tenkit edemezdik. Marksizm bize bu icazeti verdi. Yani şuurumuza takılan zincirleri kırdı ve Avrupa büyüsünü bozdu(Meriç 1993: 260-296).
İdeolojinin bir çeşiti olan faşizm konusuna da değinen Cemil Meriç’e göre faşizm devleti göklere çıkarır. Kuvvetlerin aracı zayıfların güvencesidir devlet. Faşizm belli bir devirde ortaya çıkıp sönen bir İtalyan dünya görüşüdür. Faşizm liberal demokrasinin bir buhranı sonucunda doğdu. Liberalizm kişinin hürriyetidir despotizme karşı kalabalığa karşı hürriyetidir.( Meriç 1993: 126-129).
Cemil Meriç siyasetin insan düşüncesinin oluşmasında önemine vurgu da yapar ve Türk insanının en büyük noksanının siyasi düşünceye gözlerini kapamış olmasıdır tespitinde bulunur. Bütünü bilmediğimizden ya sloganlara esir olduk ya da ideolojilere köle. Siyasi düşünce çağdaş insanın yolunu aydınlatacak en emin projektördür. Mesela Tocguevelle milletvekili idi hatta bakan olmuştu diyerek siyasetin önemini daha çok belirtmiştir (Meriç 2003-b: 146-148).
CEMİL MERİÇ’TEN SEÇMELER
“Bu memleket için tek tehlikeli insan vardır düşüncenin tehlikeli olduğunu söyleyen insandır.”
“ Türkiye’de sınıf kavgası yok aydın- halk çatışması var. Sınıf kavgasının olmamam sebebi İslamiyet sınıf kavgasını körükleyemez. Çünkü İslamiyet’te sınıf kavgası yoktur.”
“ Türk aydınının bedbahtlığı kendi kafasıyla düşünmek imkânlarından merhum bırakarak yozlaştırılmasıdır.”
“ İnsan düşüncesi bir mirasın mahsulüdür. Türk’ün en büyük bedbahtlığı kendi mirasına konmayışıdır.”
“ Bir düşünce ne kadar bizimkine benzemiyorsa bizimkini o kadar tamamlar. En büyük dostlarımız bizim gibi düşünmeyenlerdir.”
“ Bir ülkedeki hakim düşünce o ülkedeki hakim sınıfın düşüncesidir. Hakim sınıf yoksa yakın komşunun ideolojisi hakimdir.”
“ İki türlü yobazlık vardır bizde. Ama biz geniş ölçüde yobaz bile değiliz. Biz başkalarını inkar etmek sevmemek için yobazız. Hayata karşı düşünceye karşı beslediğimiz kin için yobazız.”
“ Kamus bir milletin hafızası yani kendisidir. Heyecanıyla hassasiyetiyle şuuruyla… Kamusa uzanan el namusa uzanmıştır.”
“ Vatanı yaşanmaz bulanlar vatanlarını yaşanmazlaştıranlardır.”
“ Biz ki başlarımız aynı ilgiyle sayfalara eğilir bizden yakın akraba mı olabilir? ”

REFERANSLAR
ARMAĞAN Mustafa (2006) Cemil Meriç Düşüncenin Gökkuşağı Etkileşim Yayınları İstanbul
EDİSYON (1998) Cemil Meriç ve Bu Ülkenin Çocukları İz Yayıncılık İstanbul
MERİÇ Cemil (1993) Sosyoloji Notları ve Konferanslar İletişim Yayınları İstanbul
MERİÇ Cemil (2003-a) Umrandan Uygarlığa İletişim Yayınları İstanbul
MERİÇ Cemil (2003-b) Bu Ülke İletişim Yayınları İstanbul
ŞAHİNER Necmeddin (2008) Cemil Meriç’le Nur Sohbetleri Işık Yayınları istanbul
YAZAN MERİÇ Ümit (1994) Babam Cemil Meriç İletişim Yayınları İstanbul


hicran38 isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!

Konu Kapatılmıştır


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
Eklenti Ekleyemezsiniz
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz