1 den 6´e kadar. Toplam 6 Sayfa bulundu

Konu: Şairlerimiz ve Yaşamları Melih Cevdet Anday'ın Hayatı ve Şiirleri

  1. #1
    Mareşal

    Standart Şairlerimiz ve Yaşamları Melih Cevdet Anday'ın Hayatı ve Şiirleri





    1915 yilinda Istanbul’da dogdu. 1938 yilinda sosyoloji ögrenimi için Belçika’ya gitti. II. Dünya Savasi nedeniyle yurda döndü. 1942’den baslayarak Ankara Milli Egitim Bakanligi Yayin Müdürlügü’nde danismanlik, Ankara Kitapligi’nda memurluk, gazetecilik yapti. "Tercüman", "Büyük Gazete", "Tanin" ve "Cumhuriyet" gazetelerinde fikra yazarligi, sanat sayfasi yöneticiligi yapti, denemeler yazdi. 1954’te basladigi Istanbul Belediye Konservatuvari Tiyatro Bölümü fonetik-diksiyon ögretmenliginden 1977 yilinda emekli oldu. 1964-69 yillari arasinda TRT Yönetim Kurulu’nda çalisti. 1979’da UNESCO Genel Merkezi Kültür Müsaviri olarak Paris’e gitti. 28 Kasim 2002'de hayata veda etti.

  2. #2
    Mareşal

    Standart

    ANI.

    Bir çift güvercin havalansa
    Yanık yanık koksa karanfil
    Değil bu anılacak şey değil
    Apansız geliyor aklıma

    Nerdeyse gün doğacaktı
    Herkes gibi kalkacaktınız
    Belki daha uykunuz da vardı
    Geceniz geliyor aklıma

    Sevdiğim çiçek adları gibi
    Sevdiğim sokak adları gibi
    Butun sevdiklerimin adları gibi
    Adiniz geliyor aklıma

    Rahat döşeklerin utanması bundan
    Öpüşürken o dalgınlık bundan
    Tel orgunun deliğinde buluşan
    Parmaklarınız geliyor aklıma

    Nice aşklar arkadaşlıklar gördüm
    Kahramanlıklar okudum tarihte
    Cağımıza yakışan vakur, sade
    Davranışınız geliyor aklıma

    Bir çift güvercin havalansa
    Yanık yanık koksa karanfil
    Değil, unutulur şey değil
    Çaresiz geliyor aklıma



    APARTMAN

    Dün iki katlıydı,
    Bugün üç katlı
    Derken
    Dört katlı, beş katlı, altı katlı
    Yükseliyor efendim yükseliyor,
    Memleket yükseliyor


    ATATÜRK ÜN BİR SAATİ VARDI

    Atatürk'ün bir sözü vardı
    Yediveren gül gibi açardı

    Atatürk'ün bir atı vardı
    Etilerden beri yaşardı

    Atatürk'ün bir resmi vardı
    Buğday tarlası gibi ağardı

    Atatürk'ün bir saati vardı
    Durmadı.


    BEN DOĞMADAN ÖNCE

    Denizlerden gel
    Durup bakmak için gel
    Dönüp gitmek için gel
    Güvercin göğsü gibi,
    Sevincim, ağarmış sevincim benim.

    Ha aşkın dikeni, ha ölümün dikeni
    Elimde bildik ağustos böceği
    Kızgın bir ekvator hayvanı gibi.

    Tarlalardan gel
    Bir koşup bir durarak
    Peşinde bir çift arı
    Toz içinde bir güneş,
    Sevincim, kocamış sevincim benim.

    Ve bütün savaşımlara katıldım
    Gözlerimdeki cesetlerdi ağırlığım
    Bakırla turunç ağacından bir karışım.

    Tahta bir köprüden gel
    Bize benzer akarsu bazen
    Küçük bir andır sonsuzluk
    Ben doğmadan önceki mevsim,
    Sevincim benim, kutsanmış sevincim.


    BİR İLKBAHAR ŞİİRİNE BAŞLANGIÇ

    Hava ne kadar güzel öğretmenim
    Yollar ağaçlar kuşlar ne kadar güzel
    Yeryüzü pırıl pırıl öğretmenim.
    Gizlisi saklısı kalmamış dünyanın
    Nesi var nesi yoksa dökmüş ortaya
    Bütün bitkiler, bütün hayvanlar, bütün taşlar


    Sürüngenler, konglomeralar, serhaslar
    Hepsi hepsi ortada öğretmenim.
    Ne olur bizde gidelim
    Burda kalsın iğneli karafatmalar
    Burda kalsın kitaplar
    Kollarından bacaklarından gerilmiş kurbağalar
    Burda kalsın hepsi
    Bomboş kalsın evler okullar
    Hapishaneler, hastahaneler...


    BİZDEN SONRA


    Haydi burda öl dediler bana
    Ölmek istemiyorum demedim
    Demedim ama
    Şimdi bilmek istiyorum
    Toprak gene bizim zamanımızdaki gibi mi sürülecek?
    Tezgah başında çalışırken
    Gene denizde,güneşte mi kalacak adamın aklı?
    Biz nasıl olsa öldük.
    Artık ne çiçek koklamak.
    Ne de ötekine berikine içerleyip
    Rakıya sarılmak var bizim için?
    Hiç hiçbir şey kalmadı.

    Bari bizden sonra ne olacağını bilsek...


    BOLLUK

    Yonca pazar günü toplanır, insan pazartesi
    Peygamber çiçeği bilmeden ölür
    Omaholar çiçek koparmaz gece
    Çünkü bolluğu ölüler getirir bize
    Suda boğulmuş martı ölümsüzdür
    Ve yaşlandım, buzlu camın havailiği gibi
    Savaşan yalnızlığın gökyüzü kış
    Sabah yumuşak karla yükseldikçe
    Artık ölüm tümden yeşermezmişcesine
    Belleğin eşiği yunmuş yıkanmış

    Deniz sen her zaman kusursuz düşündürdün
    Çok eskidenmiş gibi ölüyorum
    Tanımadığım otlarla içiçe
    Çünkü bolluğu ölüler getirir bize
    Ama bir şey daha var, biliyorum


    BU KIRLANGIÇLAR GİTMEMİŞLER MİYDİ?

    Giden gelen yok. Bir titreşimdir bu.
    Duragan fulyanın üstünde arı
    Bir diyapozon gibi titremekte. Kırlangıç
    Tarihsizdir. Belleğim sarsılıp duruyor denizde.
    Martı bir uçta kanat, bir uçta ses.
    Ya sabah, ya öğle. Gemici ve bulut,
    Güneş ve yağmur kıl payı bir dengede.
    Dolu bir boşluğu doldurup boşaltmak işimiz.
    Ölülerle, gecelerle, sümbüllerle.


    ÇOK GÜZEL ŞEY

    Yaşamak güzel şey doğrusu
    üstelik hava da güzelse

    hele gücün kuvvetin yerindeyse
    elin ekmek tutmuşsa birde

    hele tertemizse gönlün
    hele kar gibiyse alnın

    yani kendinden korkmuyorsan
    kimseden korkmuyorsan dünyada

    iyi günler bekliyorsan hele
    iyi günlere inanıyorsan

    üstelik hava da güzelse
    Yaşamak güzel şey,

    Çok güzel şey doğrusu!


    DÖNECEĞİM

    Dağıtır saçlarını ve yalvarıp uzaktan
    Mavi bir iklim gibi çağırır beni sesin,
    Tertemiz göklerinde dal dal erguvan açan
    Rüyalarıma ışık ve özlem serpmektesin.

    Bir mayıs sabahını yaşayacak böcekler
    Çılgın karanfillerle dolacak yeşil saksın,
    Ve sen bir fidan gibi yeşermiş olacaksın,
    Serin, çakıl yollarda kuşlar birikeceklere.


    DÜZENLİ DÜNYA

    Bayılırım şu düzenli dünyaya
    Kışı, yazı, baharı, güzü, gecesi gündüzü sırayla
    Ağaçların kökü içerde
    Dalların başı yukarda
    İnsanların aklı başında
    Beş parmak yerli yerinde
    Baş, işaret, orta, yüzük ve serçe
    Diyelimki kalksada serçe, orta parmağa doğru yürüse
    Ne haddine
    Yahut akasyanın biri başını toprağa daldırdığı gibi bir gezintiye çıksa
    Merhaba kestane merhaba çam
    Esselamunaleyküm ve aleykümselam
    Kimsin nesin nerelisin derken
    Laf açılırmı bizim akasyanın kökünden
    Bir uğultudur başlar rüzgarda
    Kökü dışarda, Kökü dışarda
    Bayılırım şu düzenli dünyaya
    Kışı, yazı, baharı.güzü.gecesi, gündüzü sırayla
    Ağaçların kökü içerde
    Dalların başı yukarda
    İnsanların aklı başında
    Altta ölüler
    Üstte diriler
    Gel ---fim gel


    FOTOĞRAF

    Dört kişi parkta çektirmişiz,
    Ben, Orhan, Oktay, bir de Şinasi...
    Anlaşılan sonbahar
    Kimimiz paltolu, kimimiz ceketli
    Yapraksız arkamızdaki ağaçlar...
    Babası daha ölmemiş Oktay'ın,
    Ben bıyıksızım,
    Orhan, Süleyman efendiyi tanımamış.

    Ama ben hiç böyle mahzun olmadım;
    Ölümü hatırlatan ne var bu resimde?
    Oysa hayattayız hepimiz.


    GELİNLİK KIZIN ÖLÜMÜ

    sela verilirken kalktık kahveden ,
    cumaydı,yılın en beklemiş günü,
    yemeni gibi üstünde tabutun,
    gölge veren ağaçsız bir gökyüzü.
    kızın babası yanımızda,boyu nuzun,
    zayıf,ağzında mırıltılar,
    on köylü,iki subay bir tezkereci er,
    sıralandık ahşap mescidin avlusunda,
    namaz kılmadı adam,ağlamıyordu da,
    alnı bir uzun sabrın kabaran gelgiti,
    sürgün duvarı bekleyişin,
    dünyaya çok yakın bir gece gibi,
    aldık cenazeyi sarsmadan,iğreti
    ve hafif,gözlerimiz yerde,
    kayıp bir tayın izini süreriz sanki,
    kapılarda başları çatkılı kadınlar,
    sallanıyorlardı sisli giysilerinde,
    yüklüğe saklanmış çevreler gibi soluk,
    bölünmüş gibi yılın en katı ekmeği,
    imece sofrasında hıçkırığın,
    kim bilir kaç ölümden kalma saçı gibi,
    susmuştu çekirgelerin kabuğu,
    toprak kumruları güneşin,
    ve köpeklerin yediği kemiksiz sabah,
    susmuştu göğün sarnıcı,boş,
    cemaat yürüyordu kablumbağa gibi,
    mezalığa doğru yüzyılda,
    sarı sabırların yanından,acelesiz,
    ayrık otu yolmaya gidiyor sanırsın,
    davul vurmaya,ay tutulmuş,
    tarladaki yarılmış toprağı görmeye,
    susuzluğun kirli rengini,ayıbını,
    dağa taşa vurmuş açlığı,
    dayanan dayanır,yağsız bulgular ve ahlat,
    gençleri alır ölüm ilk ağızda,
    sabah yıldızının uğrağı,
    böğürtlensiz mezarlığa vardığımızda,
    bir melek lale sümbül dikiyordu,
    lalelerden birini aldı adam,
    girdi kızının mezarına,
    sarıldı,öptü,bıraktı laleyi sonra,
    kefenin üstüne,uykusuz.
    yedi çocuğu gömülüymüş,söylediler,
    bizi aç bırakan bu toprak
    açlıktan ölenlerle beslenir dediler,
    dönüşün bir kişi omuzladı tabutu,
    toz toprak içinde vardık kahveye,
    yaşlı adam doğru çeşmeye gitti,
    elini yüzünü yıkadı konuşarak
    kendi kendine duasız,bir tanrı gibi.


    GÖRÜNÜ

    Şaşırdım, dümdüzdü görünü,
    Cansız bir kağıdın üstünde gibi,
    Ardı yok, ne pürtük, ne oylum,
    Ağaç değil mi bu, duvar, yağmur değil mi?
    Ters yüz ettim, başaşağı getirdim,
    Elimle dokundum sonra, bilmiyorum ki,
    Hem yaşıyordum, hem yaşamıyordum,
    Yeşil gibi, di--- gibi, ses gibi.


    GÜNEŞTE

    Çünkü saatler dardır, her şeyi almaz
    Güneşte çözülür ve kayarlar bir yana.
    Mısırlar güçlükle büyürken yağmursuzluk
    Kaygılandırır dilsiz bahçıvanı.
    Sessiz kuşlar, bir keçi, ağır iğde ağaçları.
    Bir araba geçti incelmiş yoldan
    El salladı biri, belki tanıdık,
    Belki değil, süreksizliğin eşanlamı.
    Ve denizin yorgun çağındaydı çocuklar
    Çığlıkları titretir balkondaki sarmaşığı,
    Çünkü dardır saatler, sığmaz biraraya
    Dalgınlık, deniz ve sardunya.
    Rüzgâr alıp götürdü balıkçı teknelerini
    Uzaktaki kılıçlara, ki bilemeyiz
    Hangi derinlikte dölleyerek denizi
    Gidiyorlar öyle ağırbaşlı, doğuya.


    Ve ocaktan çorbanın kokusu geldi demin
    Burun deliğine kedinin ve köpeğin.
    Rafta kitaplar, mavi bir şişe ve gül
    Donmuş kalmışlar tek başlarına.
    Duvarda bir resim, resimde kalabalık
    Köy alanı, çocuklar, çember ve zaman.
    Breughel nasıl da toplamış bunca
    Ortaklığı ve uyumu biraraya,
    Çünkü saatler dardır, sığdırılmaz.
    Güneşte her şey çözülür gider bir yana.


    HAZİNELER İÇİNDESİN

    Mehmet
    Hazineler içindesin
    Bu toprağın altında ne var ne yok
    Kömür bakır altın demir
    Hepsi senin, hepsi senindir
    Çıkar çıkarabildiğin kadar
    Ne çıkarırsan
    Hepsi benimdir.


    HER GECE BÖYLE DEĞİLİM

    Benim de öyle akşamlarım vardır.
    Kapıdan girince anama sarıldığım,
    Çocuklara karamela ve çekirdek getirdiğim,
    Meyhaneye uğramadan çakır ---if,
    Düşmanım yok,
    Gündeliğim cebimde,
    Küfretmeden
    Öyle tasasız döndüğüm akşamlar..
    Benim de öyle akşamlarım vardır.

    Her gece böyle değilim.


    ISLIK ÇALMAK

    Balıklar için deniz lazım,
    Sevişmek için işsiz olmak
    Ve geceleri yatakta
    Duymamak için tabanların sızısını
    Zengin olmak lazım.
    Halbuki ıslık çalmak için
    Birşey lazım değil.


    KEDİLER

    Çocuklar uyanır geceleyin
    Bir şey ararlar karanlıkta

    Uyanır kadınlar geceleyin
    Yüzük takarlar karanlıkta

    Geceleyin kediler uyanır
    Bize bakarlar karanlıkta


    LİRİSM

    Lirism her şeyden önce lirism
    Maddeden tarihten İsa’da önce
    Soldan önce, sağdan önce
    Aç karnına bolca lirism

    Lirism kaş göz
    Lirism sağduyu
    Kimi yerde istakoz
    Kimi yerde fasulyenin suyu

    Ne ilahi şeydir o lirism
    Kimine cepken cepken cepken
    Kimine kimine kimine yelek
    Ah ben lirismi pek severim

    Mesela şu çorbanın
    Tuzu biberi iyi
    Yağı ala çok ala
    Peki hani lirismi

    Lirism Sulukule
    Lirism Büyükada
    Lirism sudan ucuz
    Lirism aslan ağzında


    NETİCE

    Niçin senelerce bütün kuşlara
    Mavi denize ve mavi göğe
    Hep şiir yazmak için baktım?
    Hâlâ hatırlıyorum o günü
    Uzun bir hastalıktan kalkmıştım
    Yalnız ilk bakışımda camdan
    Deniz denizdi, bir defaya mahsus...

    Yarım metreyi aşan bu kol
    Nasıl tutar gemi direklerini uzaktaki
    Ve güzelim çakılları derinliklerde...

    Kuş her isteyene türküsünü söyler
    Ağaç şairin gidemeyeceği yerde
    Gök onu sevenlere kaçmış...


    OLSUN DA GÖR

    O gün gelsin neşemiz tazelensin de gör
    Dünyayı hele sen bir barış olsun da gör
    Seyreyle gulu bülbülü
    Çifter aylar gökyüzünde
    Her gece ayin on dördü

    Kuşlar geçecek damların üstünden
    Kuşlar konacak dallara
    Kanat seslerini duyup uyanırlarsa
    Gene kuşlarla uyusun çocuklar
    Olanı biteni anlatma

    Hiç görmediğim şey bu
    Kurdun gözü yılmış sürüden
    Elmanın yarısı soğuk yarısı sıcak
    Gülü bitkilere dolanmış salkım
    Güneşten yağmur boşanacak

    Yetsin demir cağının beyliği
    Yeni bir gün başlıyor demek
    Yeryüzünde korkusuz yasamak
    İki milyar kişiye bir dünya
    İki milyar kişiye iki milyar ekmek

    Yazık olur bu duş yari kalırsa
    Barış günü insan hakki yenirse
    Köroğlu'nun sözü dinlenmelidir
    Sivas ilinin Banaz köyünden
    Pir Sultan Abdal dirilmelidir

    Ah günüm yetse görmeye seni
    Seni övmeye gücüm yetse
    Barış cağı altın cağ
    Son ozanı ben olayım bu özlemin
    Bu özlem bitse

    O gün gelsin neşemiz tazelensin de gör
    Dünyayı hele sen bir barış olsun da gör
    Seyreyle deli ozanı
    Bastan basa sevda bastan basa tutku
    Dili baldan tatlı



    ÖLMÜŞ BİR ARKADAŞTAN MEKTUP

    Eskisi gibi yaşıyorum
    Gezerek, düşünerek..
    Yalnız biletsiz biniyorum vapura, trene
    Pazarlıksız alış-veriş ediyorum.

    Geceleri evimdeyim, rahatım yerinde
    (Bir de sıkılınca pencereyi açabilsem)
    Ah... başımı kaşımak, çiçek koparmak
    El sıkmak istiyorum arada bir..


    ÖLÜ.

    O şimdi yalnızdır.
    Anasız,babasız,
    Şapkasız,elbisesiz.
    Her şeyi arkada bıraktı.
    Ne konuşacak arkadaşı,
    Ne okuyacak kitabı var,
    Yalnız
    Yapayalnız.


    ÖLÜM..

    Maviyi anlarsın.
    Denizi anlarsın.
    Mavi denizi
    Zor anlarsın....


    RAHATI KAÇAN AĞAÇ


    Tanıdığım bir ağaç var
    Etlik bağlarına yakın
    Saadetin adını bile duymamış
    Tanrının işine bakın.
    Geceyi gündüzü biliyor
    Dört mevsimi, rüzgarı, karı
    Ay ışığına bayılıyor
    Ama kötülemiyor karanlığı.
    Ona bir kitap vereceğim
    Rahatını kaçırmak için
    Bir öğrenegörsün aşkı
    Ağacı o vakit seyredin


    SALYANGOZ

    İşçi geliyor ağaç budamaya,
    O ne tafra, o ne krallık,
    Bir omuzunda balta, ötekinde ıslık,
    Yer değiştiriyor kuşlar dallarda.

    Kente dönen çılgın mızıkacılar,
    Çiçek tozu içinde tunç bir davul,
    Borular arı gibi parlıyor güneşte.

    At da sallanıyor, sevinç de,
    Sokağa dökülen sesin demeti.

    Kadın çıkmış salyangoz toplamaya,
    Etekliğinde yılın beşinci mevsimi,
    Bakıyor gürültüsüyle memelerinin.

    Ve ağzında nar çiçeğiyle
    Çocuk gider tayı sevmeye.

    Yüreği tedirgin eden bilgelik.

  3. #3
    Mareşal

    Standart

    SENİ DÜŞÜNÜYORUM..

    Çocukluğunu düşünüyorum Emilia
    Deniz boyundaki ıssız yolu sabahleyin
    Hani saçların, atkın uçuşurdu rüzgarda
    Kokusunu duyuyorum bembeyaz gömleğinin
    Seni kucağıma alıyorum Emilia

    Ben büyüttüm seni, ben yetiştirdim
    Bugüne bu sevdaya
    Toprağım ekmeğim kitabım şiirim
    Sen ne varsa iyiden doğrudan yana
    Gözümün nuru, başımın tacı, efendim


    SES..

    Uyandım ki ses içinde kalmışım
    Yüzüm gözüm ağzım burnum ellerim
    Aralanan deniz kapısının sesi bu
    Silkelenen güneş tavuğunun sesi
    Diş rengindeki halatın gıcırdayan sesi
    Ağaç biçimindeki ses borusunun,
    Yarınki buğdayın, devinen kemiğin,
    Tarihsel bileğin, direncin sesi bu
    Oynaşan arabanın, kucaklaşan atların.
    Baktım güneşte soğumuş karanfil gibi mavi
    Bir yapı işçisinin kulağındaki kalem gibi güzel
    Yağmurda ıslanmış namlu gibi yeğin
    Serçe kanadı değmiş çamaşır ipi gibi esrik
    Okul bahçesinde dolaşan güvercinler gibi
    Kıyıda öpülen dudak, yağmurda öpülen dudak gibi
    Gölgelere sokulan yüksüz dakikalar gibi
    Kutsal oyuncaklar gibi.


    SEVİNCİN YARISI

    Kuşlar yağmur yağdırır da
    Yağmur güneşi vururdu ya
    Ben sana gelirdim

    Sevincin yarısı ağzımda
    Zambağa birikir sabahlar
    Ovalar atlara binerdi

    Kulesine koşuşunca deniz
    Cebimde geceden yıldızlar
    Arılarla ballarla kanımda

    Yüreğim avuç olurdu da
    Sonra çeşme de olurdu ya
    Mutsuz dönüşler ayında

    Ben sana gelirdim


    SOKAĞA ÇIKIYORUM

    Sokağa bir diyalog gibi çıkıyorum
    Umrunda değilim gecenin. Gece
    Yarınki gecedir ve tanrıdır
    Tanrının umrunda değilim..
    Kimileyin seviyorum. (Sevmek kuşların
    Bir an boş bıraktıkları ağaçtır)
    Ve yalnızlığın kırmızı yapraklara
    Çalan büyüsünü duyuyorum: Ey cesaret
    Hep dolu tut bardağımı. Sevgi ve umut
    Birdir, yalnızlık ve cesaret bir.


    SONA ERDİ HERŞEY

    Kazıdın bir taşa adını
    Taş ölünceye dek
    Kimse ölmeyecek
    Havada ayak izleri var
    Ölüm burada tükeniyor
    Kar da tükeniyor
    Sonsuzluğa gidiyor kuşlar
    Gizemliydi ay ve yeryüzü
    Sevideki korkunç bakışma


    ŞAŞIRTICI KARŞILAŞMA

    "Çok eskiden yaşadım bu ânı ben"
    Dersiniz şaşkınlık içinde.
    İlk girdiğiniz bir ev, bir merdiven
    Birden güneş vuran pencere,

    Ve tam sırasında tren düdüğü...
    İşte böyle gelmişti siz dünyada
    Değilken bir gün öğle üstü
    Bu renklerle bu sesler bir araya.

    Yaşamak anımsamak mıdır yoksa?
    Sanmam, biz de bir sestik belki
    Birileri için yıllar önceki
    Şaşırtıcı karşılaşmada


    ŞİNANAY

    Ada vapuru yandan çarklı
    Bayraklar donanmış cafcaflı
    Simitçi kahveci gazozcu
    Şınanay da şınanay

    Müslümanı yahudisi urumu
    İsporcusu ihtiyarı veremi
    Kiminin saçı uçar, kiminin eteği
    Şınanay da şınanay

    Estirir de Ada yeli estirir
    Seni sevindirir beni küstürür
    Lüküs kamarada kimler oturur
    Şınanay da şınanay



    TAŞ

    Bir yanımca sen, bir yanımca
    Horatius’un sevdiği akasyalar,
    Taş bir kabartmadan alınma
    Ayrıntı gibiyiz, eski ustalar

    Yanyana koymuş başımızı,
    Bedenimizi göstermiş karşıdan.
    Balıklı bahçeler, ay kovanları....
    Çekiçle kazınmış yer-zaman.

    Ve kimi gün düşünürüm de
    Zamandan düşle arınmış bu taşı
    Götüremez kederin arabası.
    Avutur beni bu düşünce.


    TEK BAŞINA

    Ölürken çocuklarımı unuttum
    Küçük deniz kirpikleriyle sabah
    Denedim bütün sabahları.

    Sana sürgünümün şarabını bıraktım al
    Mumlarını güzelliğin ve hiçliğin
    Bir de kaygumun soluk ellerini.

    Denedim bütün ölümleri
    Ama görmedim büyülü ağaç
    Ezilmiş sevdaların giysileri.

    Sana ayrılığın yayını bıraktım al
    Bir de adını bilmediğim gökyüzünü
    Lamalar gibi koşar bozkırda.

    Oysa ölümsüzlük şuracıkta,kar
    Güneşi gibi doldurmuş odayı,basit,
    Anlamsız ve tek başına.

    Ayaklarım hayvan,üstüm başım bitki
    Denedim bütün vakitleri al
    Başka türlü geçmeyen bir vakitti.


    TELGRAFHANE

    Uyuyamayacaksın
    Memleketinin hali
    Seni seslerle uyandıracak
    Oturup yazacaksın
    Çünkü sen artık o eski sen değilsin
    Sen simdi issiz bir telgrafhane gibisin,
    Durmadan sesler alacak
    Sesler vereceksin
    Uyuyamayacaksın
    Düzelmeden memleketinin hali
    Düzelmeden dünyanın hali
    Gözüne uyku girmez ki
    Uyumayacaksın
    Bir sis cani gibi gecenin içinde
    Ta gün ışıyıncaya kadar
    Vakur metin sade
    Çalacaksın.


    YAĞMUR

    Birden serçelerle indi yağmur
    Hangisi serçe
    Hangisi yağmur


    YALAN..

    Ben güzel günlerin şairiyim
    Saadetten alıyorum ilhamımı
    Kızlara çeyizlerinden bahsediyorum
    Mahpuslara affı umumiden...
    Çocuklara müjdeler veriyorum
    Babası cephede kalan çocuklara...

    Fakat güç oluyor bu işler
    Güç oluyor yalan söylemek...


    YANYANA. ..

    Bu gürül gürül otların yanıbaşında
    Ağacın gölgesine değdi değecek
    Tam şeftalinin kokusu başlarken
    Öpüşmeye kıl kadar bitişik
    Akarsuyun burnunun dibinde

    Bu zulüm, bu haksızlık, bu işkence..


    YAŞADIM. ..

    Yaşadım
    Yıldızlar şahidimdir
    Erik ağaçları şahidimdir
    Yaşadım avuçlarımın gücü yettiği kadar
    Dağları meyvaları kadınları
    İncir dallarına yürüyen su
    Yonca tarlasından gelen nefes
    Yollar ve türküler şahidimdir


    YATAĞIM.

    Ben ki her akşam yatağımda
    Onu düşünüyorum.
    Onu sevdiğim müddetçe
    Yatağımı da seveceğim....


    YAZ SONU ŞİİRLERİ

    Dün gece yağmur yağdı kente,
    Sonra sabah, güneşte ayıklanmış,
    Bir kahvede düşünüyorum,
    Sen geleceksin ya, dalgınlık
    Kopuverdi bir daldan, sallanarak
    Geçen bayrak açmış bir bulut,
    Sonra ikindi ve akşam, bakarsın,
    Uyurken bir daha o yağmur.

    2
    Fal çıktı. Köpükler içinde kaldı deniz,
    Tepeleme çiçek dolu bir sandal.
    Eylülün eskil çadırına giriyoruz,
    İşte, büyücü martının bozgun çağrısı,
    Uyurgezer yosunları delirten poyraz,
    Odalara sığınan ürkü yaprakları,
    İşte, çırpınan bir kavağın
    Yanlızlık sanrısı dolaşıyor bahçede.

    3
    Melez yapraklar, sararması yasaklanmış,
    Bitimsiz bir zamanın cansıkıntısında,
    Hatmi alı ışıklarla karıştırılan
    Huysuz kuşların dağıttığı rüzgar.
    Başka bir yüzyılın rengi bu,
    İlkel bir oymağın kurban sunağı,
    Bunamış bir papağan gibi dilsiz,
    Eski günler düşünde bir gökyüzü.

    4
    Karanlığın kuştüyleri doluştu
    Eşzaman balkona. Hüzün çekilmez.
    Tanıdığım bütün mumları yakın,
    Ölülerin bilinciyle arınmış.
    Ve geleceği onaramıyorum,
    O bizim sayvan çocukluğumuzdu,
    Yaşanır yalnız bu aylak güzlerde
    Gelecekten geçmişe doğru.

    5
    Yaz sonu durdurur sokakta,
    Tenha bir duvardan sarkıp, nereye böyle,
    Düşünsene, orda kimse yok, yalnız akşam,
    Telaşla düşer öne, hadi gitme,
    Bak işte boşalmış perde, yağmur bu,
    Rüzgar çıktı,düşünsene, fırtına, dolu,
    Lambalar yanacak nerdeyse, saat
    O saat değil, düşünsene.

    6
    Önce küçük rüzgarlar uyanırdı
    Dört perili kestanelikte,
    Güneşin ipeğini çözerdi bir tavus,
    Ama gerçekdışıydı sabah,
    Doğallığını yitirmiş bir ölüm gibi,
    Umarsız karşıla ikisini de.
    Ey perdenin önünde oynanan Dörtleme,
    Sen zaman değilsin, döne dur!

    7
    Küçük bir inanç yeter bana,
    Ve güze inanabilirdim,
    Ama biter mevsim,öteki başlar,
    Saf değil doğa, oyalandım
    Ama kanmadım, bana ne isli yağmurdan,
    Çinko sesinden, hem güvenemem ağaca,
    Düşünemem oluklardan akıp gideni,
    De ki, benim zamanım başka.

    8
    Günler kısaldı, mevsimlerde,
    Ve yıl, bir öğrencinin okul defterinde,
    Dört sayfa resim, öyle yarım yamalak ki,
    Doğa gibi, bir bakıyorsun kar yağıyor,
    Elimle bir anda dönüyorum ilkyaza,
    Bahçe yenilensin dursun kendini,
    Telepinu değilim, ölüp dirilemem,
    Okul defterinde bırakın beni.


    YENİ BİR DÜNYA

    Tam üç ay hasta yattım,
    kendimi bilmeden
    ve şehrin sokaklarını,
    tavlada dübeş kapısını unuttum.
    sevdiğim kızın yüzünü.
    şimdi ne güzel, yeni baştan
    yürümeye ve sevmeye başlamak!


    YENİ BAŞTAN

    Tam üç ay hasta yattım,
    kendimi bilmeden
    ve şehrin sokaklarını,
    tavlada dübeş kapısını unuttum.
    sevdiğim kızın yüzünü.
    şimdi ne güzel, yeni baştan
    yürümeye ve sevmeye başlamak!


    YILDIZ

    Evren esrisin diye gövdende
    Tuttum elinle bir dünya dokudum
    Savatlı ayı taktım bileğine

    Bak yaz kıyısından limon çiçeği
    Yüklü kızarık gece yükseliyor
    Köpeklerin uyuduğu bahçemize

    Minderlerimizi ansı, nerdeyse
    Doğar o anasonlu yıldız
    Kırılmış dağın balkonundan.

    Uzanalım, kavağın ve beynimin
    Kum saatlarını duyuyor musun
    Tenle karışıyor, sürgünlerinle.


    Kaktüs bana bir ağıt söyle.


    ZAMAN MI GEÇTİ YİNE

    Zaman mı geçti, yok ben mi esriktim,
    Zakkuma bağlardım güneşi,
    Gecenin ağır ununu elerdim,
    Ay beniisrail zeytini.

    Anlıksal birliğin simgeleriydi
    Gülkurusu, altın ve tirşe.
    Sirinksin yediveren sesi,
    Aselbent, buhur kokuları içinde.

    Ölmüşüm orda bir aralık,
    Unutuverdim konuştuğum dili,
    Ama ağacın kendisiydi,
    Kavramı değildi görünen artık.


    ZAMANLAR

    Hepsini gördüm ayrı ayrı,
    Kuşların zamanı tunç rengindedir.
    Tanrılardır taşın zamanı,
    Denizin zamanı ölür dirilir.

    Göğü tanıyamadım, yok ki,
    Sahipsiz zamanlarla doldurmuşlar,
    Ama ordan iner o eski
    Ölümsüz sevdaların zamanı kar

    Ve havlamayan dev köpekleriyle
    İnsanın zamanı... Olmayan
    Ama hayalet bir yasemin gibi kokan,
    Toprağımız eşelendikçe.

  4. #4
    Mareşal

    Standart

    Sevda Rüzgarı

    Amanın bana bir hal oldu
    Bir hal oldu a dostlar
    Amanın beni bir rüzgar aldı
    A dostlar bir rüzgar aldı
    Bu rüzgar ne rüzgarı
    Amanın sevda rüzgarı
    Sevda rüzgarı a dostlar!

  5. #5
    Mareşal

    Standart

    Alaturka

    Çık benim şair tabiatım çık orta yere
    Fakir güzelinden söyle
    Hasret ateşinden çal
    Çal şöyle benim derdimi sevdalı sesinle

    Hep bilinen şarkılar gibi olsun
    Hani dil-i biçareden
    Sun da içsin yar elinden
    Yani bilinen şarkılardan olsun

    Yeni sözler arama nafile
    Derdim yeni olsa anlarım
    Gel hazırından söyle bu akşam
    Üzme yetişir, üzme fırakınla harabım

    Sonunda ah çekeriz derinden
    Kim anlayacak sahiden olduğunu
    Sen söyle yalnız
    Zülfündedir baht-ı siyahım bestesini
    Dede'den

  6. #6
    Mareşal

    Standart

    Troya Önünde Atlar
    IV. Sevi

    Orman sen elimi tu----- başlardı
    Yarılırdı bir incir gibi ortasından.
    Koşardık yukarı iki büklüm, soluk soluğa
    Alabalıklarla düşe kalka, çam pürleri
    Keserdi hızımızı. Elimi Bırakma, elimi
    bırakma....
    Sonra kayardık ta aşağılara.
    Ve alçalırdı sessizlik bir ağaç gibi
    Kök salardı sende ve bende, arayarak
    Toprağın sıraya dizilmiş suyunu.
    Ayçiçeğinden göğüslerin döner ışığa
    Yürürdüm göğsünde öğle saatleri gibi
    Yürürdüm bir anıt kemeri gibi iki yanında.
    Sonra gene başlardık koşmaya.
    Yukarı, daha yukarı, çukur sularına
    Göklerin. Öperdim seni, titrerdin, parçalanmış
    Anları birleştiren sevi düş görmez: Ey orman
    Ey avlanmış atın falı, ey yeniden başlamanın
    Aç güvercini! Falımız yok bizim.
    Yaktık onu göçmen kuşların gözlerindeki
    Benek, gagalarındaki tekçil dane gibi
    Daha gün doğarken. Falımız yok bizim.

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 16
    Bölüm Listesi: 05-26-2009, 04:19 PM
  2. Cevaplar: 24
    Bölüm Listesi: 08-18-2007, 10:37 AM
  3. Cevaplar: 23
    Bölüm Listesi: 07-20-2007, 01:34 AM
  4. Cevaplar: 41
    Bölüm Listesi: 07-20-2007, 12:46 AM
  5. Cevaplar: 3
    Bölüm Listesi: 07-19-2007, 02:18 AM

Beğenilen Sayfayı İşaretleyin

Beğenilen Sayfayı İşaretleyin

Yetkileriniz

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • Eklenti Ekleyemezsiniz
  • You may not edit your posts
  •  
[Gizlilik Politikası]-[UslanmaM Kuralları]-[UslanmaM İletişim/Contact]