Warning: preg_replace(): The /e modifier is deprecated, use preg_replace_callback instead in ..../includes/class_bbcode.php on line 2968

Warning: preg_replace(): The /e modifier is deprecated, use preg_replace_callback instead in ..../includes/class_bbcode.php on line 2958

Warning: preg_replace(): The /e modifier is deprecated, use preg_replace_callback instead in ..../includes/class_bbcode.php on line 2958
Kırgız Tarihi
1 den 2´e kadar. Toplam 2 Sayfa bulundu

Konu: Kırgız Tarihi

  1. #1

    Standart Kırgız Tarihi



    Kırgız Tarihi

    1-Kırgız Adı ve Kırgız Türkçesi



    Çin kaynaklarında adları Kien-kun, K’i-ku, Kie-kou şeklinde transkripsiyon edilen Kırgız adı, Kök Türkçe yazılı metinlerde Kırkız, Tibetçe kaynaklarda Gir-kis şeklinde geçmektedir. Kırgız adının menşei konusunda çeşitli görüşler mevcuttur. Bu adın “Kır” ile “Giz” kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiş, kır gezer anlamında bir kelime olduğu yanında, “kırk” ve “yüz” sayı adlarının birleşmesinden teşekkül ettiği de ileri sürülmüştür. Kırgız adının “kırku”dan, yani kırmızı ve “yüz” kelimelerinden ibaret olduğu da söylenir. “Kem” ve “Orkun” adlarının birleşmesinden oluştuğu yolunda da fikirler mevcuttur. Bununla beraber Kırgızların, Oguzlarla olan irtibatları da dikkate çekilmektedir. Hatta Kırgız kelimesinin “Kırk-Oguz”dan geldiği, Kırgızların Oguz Han’ın yirmidört komutanından türediği ve kırk Çinli kızın Oguz bölgesine gelip, onlarla evlenerek, doğan çocuklarının Kırk Oguz adıyla anıldığı yolundaki efsaneler mevcuttur.



    Kök Türkçe yazıtlarda zikredilen Türk boyları içerisinde tarihleri çok eskiye dayanan ve Çin kaynaklarında bahsi geçenlerden birisi de Kırgız etnik adıdır. Çin yıllıklarında Kırgızları M.önce 2-1. asırlarda Hunlar zamanındaki olaylar anlatılırken görmekteyiz ve bu sıralarda nüfuslarının 100-150 bin civarında olduğu tahmin edilmektedir. Burada Kırgız adı Mo-tun’un hakimiyet altına aldığı kavimler arasında zikredilir. Kırgızlar hakkındaki bir diğer bilgi de, M.önce 201 yılından yaklaşık bir asır geçtikten sonradır. M.önce 99’da Kırgız topraklarının idaresine Hunlar tarafından esir edilmiş olan, Çinli bir komutan getirilmişti. Bu Çin asıllı komutan M.önce 90 yılında Kırgız suvarilerinin başında Çinlileri bozguna uğrattı. M.önce 50’li yıllarda Hunlar arasındaki bağlar zayıflamağa başladığında, ilk ayrılıklar ortaya çıkmış (M.ö. 55), bu sırada kardeşine karşı gelen Çiçi Yabgu ordusunu Kırgızlarla güçlendirerek, Minusinsk havzasındaki Tölös boylarını hakimiyeti altına almıştı. Böylece Çiçi ile birlikte ilk defa olarak bugünkü yurtlarına doğru geldiler. Tanrı Dağı ve Issık Köl bölgesindeki Tölösler de Çiçi Yabgu’nun idaresine girmişlerdi. Fakat Çiçi’nin güçlenmesine tahammül edemeyen Çin, Çu-Talas nehirleri arasında bir başkent inşa eden Hunları, 70.000 kişilik kuvvetli bir orduyla basmış, Hun başkenti tamamen tahrip edilmiştir (M.Ö.36). Çiçi’nin 1518 kişiyle, 70.000 kişilik Çin ordusuna karşı vermiş olduğu hayrete düşürücü direniştir ki, bugünkü Türk milletinin var olma sebeplerinden biridir. Daha sonra M.sonra 65 yıllarında Çin imparatorluğunun Güney Hunlarıyla birleşerek, Kuzey Hunlarına karşı savaş başlattıklarını ve bundan istifade eden Kuzey Hunlara bağlı Kırgız gibi kabilelerin isyan ettiklerini görüyoruz. M.sonra 90’lı yılların başında, Kırgızlar yine Çin sülalesi Hanlarla bir olup, Hunlara üst-üste darbeler vurunca, bu kez onlar tıpkı Çiçi Hunları gibi Talas bölgesine gelerek, Pamir’deki Wu-sunları yerlerinden edip, topraklarını zaptettiler. Bugün Issık-Köl havalisinde, Tekes, Talas ve Çu Irmaklarının yukarı taraflarında, Altay, Pamir ve Tanrı Dağlarında yaşayan Kırgızlar, milattan önceki adlarını günümüze kadar muhafaza edebilen ender Türk boylarındandır.





    Çin kaynaklarında, Hunların yıkılışından sonra Kırgızlara Hakas da denmiştir. Kırgızlar, M.ö. 2 ve 1. yüzyıllarda Baykal Gölü’nün batısı, Balkaş Gölü’nün doğusu, Bar Göl’ün kuzey tarafları, Yenisey’in orta kısımlarında, kısaca Tanrı Dağlarının doğusu ile Tannu-Ola arasında bulunmuşlardır. Büyük ihtimalle 13. asırdan sonraki Mogol istilasından sonra da bugünkü yurtlarına gelmişlerdir. Çin kaynaklarında ve Kök Türkçe belgelerde Kırgızların eski Türk çağında Yukarı Yenisey bölgesinde oldukları kayıtlıdır.



    Türk dilinin tasnifinde Kazak, Nogay, Tatar, Başkurt, Kara-Kalpak, Karaçay-Balkar gibi kuzey-batı (Kıpçak) Türk şiveleri grubunda yer alır. Bu gruba Orta Türkçe’de denmektedir. Kırgızcanın üç diyalekti bulunmaktadır: Kuzey, güney-doğu ve güney-batı diyalektleri.



    2-Kök Türkler ve Uygurlar Devrinde Kırgızlar



    Miladi 4. asrın ikinci yarısında, Kuzey Çin’de teşekkül etmeye başlayan Tabgaç sülalesiyle yakın ilişkilerde bulunan Kırgızlar, daha sonra onların hakimiyetini kabul ettiler. Hatta Tabgaç hanedanlığının kuruluşunda da rol aldıkları söylenmektedir. 4. yüzyılın sonları ile 5. yüzyılın ilk yarılarında ise, Orta Asya’da güçlenen bir diğer hanedanlık Juan-juanlar oldu. Dolayısıyla bazı Kırgız kabileleri onların idaresi altına girdi. Onların bir kısmı da diğer Tölös boylarıyla birleşti. Daha sonra Kuzey Çin ve Mogol yaylalarında oldukça karışık bir siyasi durum ortaya çıktı. Tabgaçlar, Juan-juanlar ve Tölösler kıyasıya savaşlara başladılar.



    560 yılında Mo-kan Kagan idaresindeki Kök Türklerin tabiyetine giren Kırgızlar, kaganlığa vergi vermek ve ihanet etmemek şartıyla serbesttiler. Çok keskin ve kaliteli silahlar yapan Kırgızların bir bölümü ziraatla meşgul oluyorlardı. Onlar Kök Türk Kaganlığının silahlarını, çeşitli ev eşyalarını ve hayvan yemlerini de temin ediyorlardı. Işbara Kagan tahta çıktığı sırada (581-587) Kırgızların, Mo-kan’ın oğlu Apa’nın (Ta-lo-pien) idaresine geçtiklerini, ancak Işbara’nın Apa’ya şiddetle hücum ettiğini ve bu yüzden pekçok Kırgız’ın da öldüğünü biliyoruz.







    630 tarihinde İl Kagan’ın idaresindeki Kök Türkler, Çinliler tarafından mağlup edildikten sonra, Çin imparatorluğu bunların durumunu öğrenmek için Kırgız bölgesine bir elçi gönderdi. Kırgızların da, Çin’in T’ang sülalesine elçiler yolladığı bir sırada Kü-pi (Köl Beg) Kagan (639-650) Kırgız bölgesini zaptetti. Kök Türklerin fetret devrinde (648’lerde) Çin’e bağlanarak faaliyet gösterme çabasında oldukları, hatta bir ara Sır-Tarduşların tabiyetine de girdikleri, kendilerine Sır-Tarduşların Yinçü Bilge Kagan’ı tarafından İl-teber tayin edildiği, Kırgız İl-teberlerinin Çin’e de gittikleri biliniyor. Arkasından Bars-Beg adlı birinin Kırgızların kaganı ilan edildiğini görüyoruz. Onun Inançu Alp Bilge unvanına da sahip olduğu söylenmektedir. Kırgızlar o döneme göre iyi silahlanmış bir askeri güce sahiptiler. Tam techizatlı atlı birlikleri vardı. Belki de onlarla sonucu Türk milletinin zararına olan bir savaşa girmenin faydasız olduğunu düşündüklerinden Bars Beg, Bilge’nin kız kardeşi ile evlendirilerek bir yakınlaşma tesis edildi. Hatta bu sırada anlaşıldığına göre, Azlarla bir muharebe de olmuş olabilir. Fakat daha sonra, Bars-Beg’in de Kök Türk Kaganlığına karşı ayaklandığı ve öldürüldüğü görülmektedir: Bars, beg idi. Kagan adını burada biz verdik. Küçük kız kardeşimi prenses olarak verdik. Kendisi yanıldı ve öldü. Halkı kul-köle oldu, diye kitabelerde bir de serzeniş vardır. Görüleceği üzere 699’da, Kırgız ülkesi sahipsiz kalmasın diye, bir savaş yapılmış ve Kırgızlar da düzene sokulmuştur.



    Daha sonra Kapgan Kagan (691-716) Çin imparatorluğuna karşı birlikte mücadele etmeyi teklif etti, Kırgızlardan red cevabı alınca, harekete geçti. 709 yılında Kırkızlar bir Türk boyu olan Çiklerle işbirliği yaparak Kök Türklere isyan ettilerse de, 710 yılında tekrar itaata sokuldular. Bu olaylar kitabelerde şöyle anlatılmaktadır: Çin imparatoru ve On-Ok kaganı düşman oldu. Bunlardan başka olarak Kırgızların güçlü (veya Kırgız Küçlüg Kagan) kaganı da düşman oldu. Bu üçü anlaşıp Altun-Yış üzerinde buluşmayı kararlaştırmışlardır. Kök Türklere karşı ordu sevketmeye karar verdiler. Onlar bu işi yapmazsa, Kök Türklerin onları teker teker ortadan kaldıracağından korkuyorlardı. Çünkü kaganı ve ayguçısı bilge olan Kök Türkleri yalnız başlarına alt edemeyeceklerini çok iyi biliyorlardı. Ayrıca Oguzları kandırmaya da çalışmışlardır. Bunun üzerine Bilge Tunyukuk gece-gündüz uyumadan onlara karşı bir plân hazırlamıştır. İlk önce Kırgızlara doğru bir ordu göndermeyi düşünmüş ve bunun için harekete geçmiştir. Kırgızlara ulaşmak için Kögmen dağlarının geçilmesi gerekmektedir. Ancak kar yüzünden bütün yollar kapanmıştır. Az ülkesinden doğru oraya gitmenin mümkün olduğu öğrenilmiş ve Anı Suyu boyunca ilerlenmiştir. Zorlu bir uğraştan sonra Ak-Termel geçilmiş, ancak orduya yol gösteren klavuz yolu şaşırdığı için cezalandırılmıştır. Kaganın emri üzerine askerin daha hızlı hareket etmesi için buyruk verilmiştir. Anı nehri boyunca gece-gündüz yol alan Kök Türk ordusu, Kırgızları ani bir baskınla uykuda yakalamıştır. Burada yapılan büyük savaşta Kırgızların büyük bir kısmı öldürüldüğü gibi, kaganları da ölmüştür. Kök Türk kaganına Kırgızlar neticede itaat etti. Daha sonra Kök Türk ordusu Kögmen yolu ile Ötüken’e geri döndü. Bundan sonra Kırgızlar, hemen hemen Kök Türk Kaganlığına hep sadık kaldılar. Hatta Köl Tigin’in yog merasimine onlar da bir temsilci gönderdiler.



    Kök Türk Kaganlığının yıkılışından sonra Uygurların başa geçmesine de muhalefet ettiler. Muhtemelen 752 senesinde, bir Tokuz-Oguz-Kırgız ittifakı söz konusudur. Şine-Usu yazıtından anlaşılacağına göre, Kırgızlara bağlı olan Çikler de bu ittifak arasına alınmış ve Uygurlara bir darbe vurma hazırlığına girişilmiştir. Daha sonra bu birleşmeye Üç-Karluk boyu da katıldı. Bunların hareketini önceden haber alan Uygurlar, ilk önce Üç Karlukları, daha sonra da Çikleri itaata aldılar; Çikler üzerine bir tutuk ile ışbara ve tarkanlar tayin ettiler. Şine-Usu yazıtında bu husus şöyle anlatılmaktadır: Tokuz-Oguzlar begleriyle gelmişlerdi. Uygurlara itaat etmeyerek düşman oldular. Ürüng Beg'de ve Kara-Bulak'da oturuyorlardı. Tokuz-Oguzlar, Kırgızlara doğru adam gönderip: "Siz çıkın, Çikleri çıkarın, ormanda birleşelim" diyorlar. Bunun üzerine Moyun-Çor yürüyerek, bir Tutuk'un başkanlığında Çiklere doğru bin adam göndermiştir. İsi ülkesine de Azlardan birini gönderir. Bir keşif kolu düzenleyerek hem Kırgızları, hem de İsileri kontrol etmiş, Oguzlar tarafından Kırgızlara gönderilen casus yakalanarak durum hakkında bilgi alınmış ve Bolçu Nehri kıyısında Üç-Karlukları yenmiş, orada otağını kurdurmuştur. Çik halkınıda göndermiş olduğu bin kişi sürüp getirmiştir. Görüleceği üzere Uygur kaganı Moyun-Çor’un usta siyaseti ve gücüne karşı hiçbir muvaffakiyet gösterememişlerdir.



    Bir süre sonra onların Uygur Kaganlığından ayrılmak istediklerine şahit oluyoruz. Uygur kagan sülalesinin değişmesi sırasında da önemli bir rol oynamışlardır. Uygur kaganı Bögü Kırgızların üzerine bir sefer düzenlemişti. O, Çin’e de bir akın yapmak istiyordu. Onun bu fikrine bakanlarından Tun Baga Tarkan karşı çıktı. Kırgızlardan da yardım gören Tun Baga Tarkan, Bögü’yü tahttan indirmiştir. Bu tarihten sonra Uygur Kaganlığında Kırgızların üstünlüğü görülmeye başlar. Ancak 9. yüzyılın başlarında Uygurlarla yaptıkları bir savaşta büyük zaiyat verdiler. Bu sırada Kırgız ordusunun sayısının 400.000 olduğunu ve bizzat Kırgız il-teberinin, Uygur kaganı Kutlug’un (795-805) okuyla öldürüldüğünü kaynaklardan öğreniyoruz.



    9. asrın otuzlu yıllarında Orkun Uygur Kaganlığının hakim olduğu yerlerde hastalıklar ve tabîi felaketler ortaya çıktı. Bu durum Uygur Kaganlığında siyasi ve iktisadi bir buhran doğurdu. 839 yılında II. Kasar Kagan tahta çıktığı zaman birkaç Uygur bakanı onu tahtan indirme planı yaptılar. Kasar Kagan daha önceden bunların komplolarını öğrendiği için onları öldürttü. Bu sırada kendi ordusunun başında başkentin dışında bulunan Kürebir Urungu Sangun adlı komutan bu olaya sinirlendiğinden Kasar Kagan’ı öldürdü (839). Onun da hareketi Uygurların bir başka güçlü komutanı Külüg Baga Sangun tarafından tasvip edilmedi. O Kırgızların yanına kaçarak onlardan 100.000 suvari desteğinde, Uygur başkentine yürüdü ve yeni kagan ile adamları ortadan kaldırıldı. 839 yılının sonunda Uygur kaganının öldürülmesiyle, Türk Devletinin başına Kırgızlar geçmiş oldular.



    Uygur Kaganlığı yıkıldıktan sonra, bir ara Öge Kagan (841-847) Uygurları bir araya getirmeye çalıştı. Onlar Çin’in kuzey bölgelerinde faaliyetlere başladılar. Bu yıllarda Apa Tarkan unvanlı bir komutanın idaresindeki Kırgızlar, Kuzey Çin sınırlarına gelen Uygurları geri götürmek için bu bölgeye akınlar yaptılar. Maalesef Kırgızlar da tıpkı Uygurlar gibi, Çin adına başka kavimlerle savaştılar. 890’larda Çin’in Shen-si eyaletinde çıkan bir isyanı asker göndererek bastırdılar. Kırgızların T’ang sülalesiyle olan iyi ilişkileri, onları 907 yılında yıkılmalarına kadar devam etti. Ötüken’deki Uygur hakimiyetine son veren Kırgızlar, Kögmen ve Songa-Yış’ın kuzey bölgelerinde yaşıyorlardı. Yani bugünkü Hakasların yurdunda bulunuyorlardı.



    3-Çingizliler Devrinde Kırgızlar



    Kırgızların Asya’daki hakimiyetleri uzun süre devam etmedi. 924 tarihinde Kıtanların saldırılarına dayanamadılar. 931 yılında Kırgızlar bir elçi yollayarak, Kıtanlara bağlanacaklarını bildirdiler. Kıtanlar bir memur göndererek, onlardan vergi almaya başladılar. Çin kaynaklarında Cürcet olarak da geçen ve Tunguz boyu olduğu söylenen Altan Hanlar 1124 senesine doğru Kıtanlara büyük bir darbe vurdular. Kıtan şehzadelerinden Yeh-lü Ta-shih Yenisey Kırgızlarının arasına kaçtı, çok geçmeden şimdiki İmil ırmağı vadisinde bir kurultay toplayıp, Kıtan Hanlığını yeniden kurduğunu ilan etti. Tekrar Kırgızlara karşı hücumlara başladılar ve yavaş yavaş onlar Ötüken’den ayrıldılar.



    Çingiz Han 1199’da, Naymanların hanı Buyruk’u yenerek Kırgız bölgesinin de hakimi oldu. Çingiz’in büyük oğlu Cuci tarafından Altay-Sayan ve Hakas bölgesi de Çingiz Devletine dahil edilmişti. 1207 sıralarında Çingiz Han, Altan ve Töremiş adlı iki elçiyi Kırgız bölgesine yollayarak, kendisine tâbi olmasını söyledi. Kırgız hanı Urus Inal, Çingiz Han’a bağlanacağını söyledi ise de, Kırgızlar başlangıçta Çingiz kuvvetlerine şiddetle karşı çıktılar. Fakat onun üstünlüğünü kabul ederek, önünden kaçmak zorunda kaldılar. Bu zamanda Tanrı Dağı vadisine gelen Kırgızlar gittikçe çoğaldı. Özellikle bu çağda Çingizlilerin ağır darbesi sonunda, aslında Mogolistan yaylalarında yaşayan Nayman, Kirey, Tatar, Merkit, Kongrat, Katagan, Mangıt, Sulduz, Barlas, Duglat gibi kabilelerin urugları Tanrı Dağları, Yedi-su, Maveraünnehir, hatta Yayık ve İdil Nehirleriyle, Hazar ile Karadeniz’in kuzeyi gibi yerleri içine alan Kıpçak bölgelerine göç ettiler. Bunların bazıları Türk olduğu gibi, bazıları da Mogol idi. Bu yeni gelenler ayak bastıkları topraklardaki halkların etnik oluşumlarında büyük bir tesir yaptılar. Bu suretle Çingiz Hanlığının Cuci ve Çagatay ulusu içerisinde yeni bir Türkleşme devri başlattılar. Kırgızların bugünkü yurtlarına ne zaman geldikleri hususunda Rus ve batılı araştırmacılar arasında münakaşalar vardır. Bunlardan bazıları Kırgızların Tanrı Dağlarına 16-17. yüzyıllarda gelmiş olduklarını iddia etmişlerdir. Yine Arap coğrafyacılarının eserlerinde Kırgızların bir kısmının Yenisey’de oldukları söylenirken, bir kısmının da 10. yüzyılda Tanrı Dağlarında oldukları zikredilir. Buna karşılık Reşideddin, Sibir’den bahsederken buranın Kırgız bölgesinin kuzey-doğusunda olduğunu söylemektedir. Reşideddin’in bu izahına da dayanarak Kırgızların Tanrı Dağları mıntıkasını yurt tutmalarının kesin tarihi olarak Mogol istilası sonrasını gösterebiliriz.



    Daha sonra çeşitli zamanlarda Çingiz’e elçiler gönderdiler. 1218 tarihinde Çingiz’in adamlarının Kırgızların komşuları olan Tumat kızlarına sarkıntılık etmeleri üzerine bir isyan çıkmış ve bu ayaklanmaya Kırgızlar da katılmıştı. Kırgızların (Hakaslar) bu reaksiyonları esasen Mogolların zulmüne karşıydı. Bu büyük isyanı bastırmak için büyük bir ordu hazırlandı ve Kırgızlar tekrar itaat altına alındılar.

    Çingiz Han bilindiği üzere ölmeden evvel dört oğlu arasında sahip olduğu toprakları paylaştırmıştı. Büyük oğlu Cuci’ye kuzey-batı, yani Kıpçak topraklarını, Çagatay’a Türkistan’ı, Ögedey’e Doğu ülkelerini, küçük oğlu Tuluy’a da merkezi, yani baba ocağını vermişti. Buna göre Yenisey bölgesi Kırgızları Tuluy’a, Tanrı Dağ bölgesi Kırgızları Çagatay hakimiyeti altına girmiş oldu. 1232 tarihinde Tuluy öldükten sonra, onun hanımı Sur-Köktay Bike devletin başına geçti. Bu sırada Kırgızlar (Hakas) Mogol ordularına karşı geniş bir isyan başlattı. Sur-Köktay 3000 kişilik bir askeri kuvveti onların üzerine yollayarak cezalandırmak istedi, fakat savaş Kırgızların zaferiyle sona erse de, neticede boyun eğmek zorunda kaldılar. Bu savaşlar sonunda bir kısım Kırgız kabileleri Tanrı Dağları, Talas, Narın ve hatta Semerkant taraflarına geldiler.



    1242 tarihlerinde Çagatay Han ile Ögedey vefat ettikten sonra, Mogol begleri arasında kıyasıya mücadeleler başladı. İlk önce Çagatay ve Ögedey’in çocukları birleşerek Tuluy ve Cuci nesline karşı çıktı. Sonra da Çagatay nesli ile Ögedey’inkiler arasında mücadeleler oldu. Hepsi yeni ganimetler ve topraklar peşine düştü. Bu yüzden hem Yenisey Kırgız bölgesi, hem de Tanrı Dağı Kırgız toprakları bu amca çocuklarının savaş meydanı oldu. Çagatay’ın öldüğü yıl, Kara-Hülagu Tanrı Dağı bölgesi Kırgızlarına şiddetle saldırdı. Bu durum Kırgızların Mogol beglerine karşı olan kızgınlığını daha da artırdı. Onlar Kara-Hülagu ile savaşmaya başladılar. Kırgızların bu mücadeleleri, Çagatay hanlarından Yesu-mengü (1252-1261) ve Algu (1261-1266) zamanlarında ve 13. yüzyılın ikinci yarısından sonra da sürdü.



    Çingizli hakimiyetinden sonra Orta Asya ve Türkistan’da sosyal düzen bozuldu. 13-17. asırlar arasında Hakasların, dolayısıyla Kırgızların tarihi çok az bilinir. Kara-Kurum’da Güyük Han’ın ölümünden sonra hanedan üyeleri arasında bir kavga başlamış ve bundan Tuluy’un büyük oğlu Mengü galip çıkmıştı (1252). Mengü ilk iş olarak iki kardeşinden büyüğü olan Kubilay’ı Çin’e, Hülagu’yu da Önasya’ya göndermişti. Mengü Kagan da ölmeden önce yerine halef olarak küçük kardeşi Arık-Buka’yı seçmişti (1259). Arık-Buka, Kırgızları Karakurum’un yiyecek ihtiyacını temin etmeye mecbur tutmuştu. Hatta annesinin de arasında bulunduğu bir orduyu Yenisey Kırgız bölgesine gönderdi ve onları baskı altına aldı. Bu sırada Çin’deki orduların başında bulunan Kubilay bir kurultay düzenleyerek kendisini kagan ilan etti. Payitahtını Pekin’e taşıyarak Çin tarihinde parlak bir sayfa yaratmıştı. Hem Arık-Buka’nın hem de Kubilay’ın kendisini han ilan etmesi kaganlıkta karışıklıklara sebebiyet verdi. Neticede Arık-Buka Mogolistan’ı bırakmak zorunda kaldı ve Kırgızların, yani Hakasların ülkesine, Yukarı-Yenisey’e çekildi.

  2. #2

    Standart

    Kubilay Han tahta oturduğu sırada, Kırgız bölgesini idare etmeye önem verdi. 1270’de Kırgız topraklarına, dolayısıyla Hakas arazisine Lü Kao-li adında bir vali tayin edilmişti. Onun merkezi Elegeş’in sol kıyısında bulunuyordu. Bu valinin görevi buraları düzene sokmak idi, ancak 1273 yılında bir ayaklanma çıktı. Bu isyanı çıkaranlar Hakas soyundan beglerdi. Daha sonra ayaklanmanın lideri Kubilay’ın davetiyle başkente geldi (Pekin yakınlarındaki Daydu). Bu gelen beg kendi topraklarını Kubilay’a bağlı olarak yönetmek istemiş, fakat han ona güvenmediği için bu bölgeye kendi memurlarından birini tayin etmiştir. Kubilay’ın bu tutumundan memnun olmayan begler 1273’te yeniden baş kaldırdılar. Merkezden gelecek yardım beklendiği bir sırada, 1280’de genel vali Kao-li, isyan eden begin ordusunu mağlup ettikten sonra, bazı begleri de satın almayı başardı. Bu gayretinden dolayı Kao-li, Kubilay tarafından ödüllendirildi.



    1273’ten 1293 yılına kadar Yenisey bölgesinin yönetimi eskiden olduğu gibi Kırgız beglerinin idaresi altında idi. 1270’lerin ortaları Batı Mogolistan, Cungarya ve Doğu Türkistan’a hakim olmak için Kubilay ile Kaydu (Ögedey’in torunu) arasında mücadelelerle geçti. Kubilay oğlu Nomu-Kan’ı Kaydu ile savaşmaya vazifelendirmişti, fakat onun yanındaki bazı begler saf değiştirerek Nomu-Kan’ı esir edip, Kaydu’nun müttefiki Kıpçak Mengü-Temür’e teslim ettiler. Kaydu 1277’de Almalık’tan Kara-Kurum’a kadar ilerledi. Durum Kubilay için ciddi bir hal alınca, Çin’de bulunan en iyi kumandanlarından Bayan’ı çağırdı. Bayan, Kaydu’nun bir ordusunu Orkun üzerinde yendi ve bunları İrtiş’e kadar attı. Bir ara Kaydu’nun noyanlarından Tug-Temür, Kırgız bölgesine, Tannu-Ola’ya kadar ilerlemişti. Kırgız begleri ona karşı gelmekten ise, anlaşmayı tercih ettiler. Fakat Tug-Temür’ün kuvvetleri Kubilay’ın güçleri tarafından gafil avlanınca, düşmanları da bu başarısızlıklarından dolayı birbirleriyle mücadeleye başladılar.



    1292-1293 senelerinde Kubilay’ın hakimiyetinde bulunan Altay ve Yenisey bölgesindeki Kırgızları tamamen itaate almak için, bir komutan idaresinde Kubilay’ın buraya bir ordu sevkettiğini görmekteyiz. Kırgız halkı Hakas-Minusinsk ovasına çekildi. Kırgız toprakları tekrar işgal edildi. Bu işgalin ardından Hakas begleri birer birer ortadan kaldırıldılar. Halkın yeniden ayaklanmasını önlemek için üzerlerine korkunç bir baskı yapıldı. Esaret altına düşen Kırgızlar alışagelmiş hayatlarının tam aksine çiftçi olmaya da zorlandılar. Aynı zaman da Kırgızlar Kubilay’ın ordusuna da girerek en cesur savaşçılar olduklarını gösterdiler.



    Mogolistan 14. asır boyunca Çingiz’in torunları arasında mücadeleye sahne oldu. Bu yüzden koskoca Türk-Mogol Devleti de günden-güne çöküyordu. Çagatay neslinde Esen-Buka ile Kebek Han’ın kendi aralarındaki kavga Çagatay ulusunu parçaladı. Esen-Buka, Almalık’ta kendini han ilan etti. Bir ara onların kardeşi olan Tarma-şırın (1326-1332) hanlığı birleştirdiyse de kavgalar sona ermedi. 1348’lerde Esen-Buka’nın oğlu Tugluk Temür tarafından kurulduğu söylenen Mogolistan Hanlığı, Tanrı Dağı Kırgızlarını hakimiyet altına aldı. 1368’de ise, Yüan hanedanlığının yıkılmasıyla Türkler ve Mogollar Çin’den kovuldular. Fakat 1370 yılında Barlas urugundan Temür, isyan ederek kendi hanlığını tesis edince, Tanrı Dağı bölgesi Temür Han ile Mogol hanlarının savaş meydanına döndü. Bu yüzden Kırgızların bir kısmı Tekes Nehri civarlarına, bir kısmı da Aksu taraflarına göç etti. 1380 senesinde ise, Çin orduları Mogolistan’a girerek Kara-Kurum şehrini harabeye çevirdiler. Batıda ise Rus orduları Nogay Mamay’ı yenmişler ve bu yüzden tam bir istikrarsızlık ortaya çıktığından, küçük küçük beglikler doğmuştu.



    14. yüzyılın sonu ile 15. yüzyıl tarihi Altay-Sayan toplulukları için oldukça karanlıktır. Yazılı kaynaklara sahip olmadığımız gibi, arkeolojik malzeme de çok azdır. Kırgızlar hakkındaki en eski bilgileri Abdurreşid ibn Salih ibn Nurelbakuvî’den öğreniyoruz. Onun bilgileri 15. yüzyıla ait olup, Kazvinî’ye dayanmaktadır. Bakuvî Kırgız ülkesinden bahsederken “onların dua ederken yavaş konuştuklarını, güneye dönerek niyazda bulunduklarını” söyler. Daha önceki kaynaklardan farklı olarak, burada Kırgızların (Hakaslar) kömür kullandıklarına dair ibareler mevcuttur.



    13 ve 14. yüzyıllarda Kırgız (Hakas) Türklerinin küçük bir kısmı da ağaçtan ve üstü çamlarla kaplı evlerde oturuyorlardı. En önemli hayvancılık türü ise at yetiştiriciliğiydi. Eski Kırgız sanatı da çok gelişmiş idi. Onlar evcil ve yabani hayvanların derisinden, yününden ve kemiklerinden türlü alet-edevat ve eşyalar yapıyorlardı. Özellikle altın, gümüş ve demirden yapılan ev eşyalarıyla, çelikten yaptıkları silahları çok ünlüydü. Kırgızların o Çin’de Yüan sülalesi kurulduktan sonra Kırgız bölgesine çok sayıda Çinli sanatçı geldi. Onlar buralarda dokumacılık ve tarım aletleri yaptılar. Ayrıca kürk hayvanlarının avlanması suretiyle bu kürkleri satıyorlar ve vergi olarak kullanıyorlardı. Hakasların sana (kayak) dedikleri kayakları onların kar üstünde avlanmalarını oldukça kolaylaştırıyordu. Yenisey’in şehir ve köylerinde Hakaslardan başka Mogol ve Uygurlar da bulunuyordu. Arap tarihçisi El-Ömerî’ye göre; onlar çok güzel insanlardı. Tibet kaynaklarında da Kırgızların mavi gözlü, sarı saçlı oldukları kaydedilmektedir. Mecburi iskanlar, kanlı savaşlar ise Hakas kültürüne ölüm tesiri yaptı. Asırlardır Hakas bölgesinin ihtiyacını karşılayan sulama kanalları tahrip olmuş, çiftçilik gerilemiştir.



    15. yüzyıl ortalarında Temürlüler karışıklar içine düştü. Temür’ün varisleri arasında taht kavgaları hızlandı. Ayrıca Özbek hanları Maveraünnehir bölgesine akınlar yapıyorlardı. Bu yüzden Tanrı Dağları, Talas ve Çu Nehri vadileriyle, Fergana bölgesindeki Kırgız kabileleri güçlenerek, kendi başlarına hareket etmeye başladılar. 1514’te Türkistan’da Yarkent Hanlığı kurulmuştu ve aşağı-yukarı Kırgızlar 170 yıl kadar da bu hanlığın hakimiyetinde kaldılar. Yarkent Hanlığı adına pekçok savaşa katılarak, hanlığın güvenliğini sağladılar. Ama hanlığın idarecileri Kırgızlara karşı birtakım olumsuz hareketlerde bulununca, onlar da isyan ettiler.



    16. asırda ise tıpkı Mogollar gibi, Rusların Kara Kalmuklar dedikleri Oyratlar, Cungar Hanlığını meydana getirmişler, yasaklarla (hara&#231 halkı bezdirmişlerdi. Onların genişleme hareketleri ilk önce Altay Dağlarının batısı, Tarbagatay Dağları, Yedi-su bölgesi ve Tanrı Dağlarının batı bölgelerine doğru olmuştu. Özellikle 1679 yılında Cungarların reisi Galdan Yedi-su ve Tanrı Dağı etrafındaki Kırgızları tehdite başladı. Pamir Kırgızları aşağı-yukarı tamamen Galdan’ın egemenliği altına girdi. Aynı zamanda Rusların 16. yüzyılın sonlarına doğru Sibir Hanlığını ele geçirmeleri ve Küçüm Han’ın ölümünden sonra ülke Rus kolonisi haline gelmeye başlamıştı. Rus askerlerinin işgal ettiği yerlere bir süre sonra avcı, tüccar ve köylülerden oluşan Ruslar gelip yerleşiyorlardı. Sibirya Türkleri ve diğer kabileler her zaman olduğu gibi bu ilk gelenlere misafir-perver davranmışlardır. Ülkelerini işgal edenlerle yiyeceklerini paylaştıkları halde, onlardan çar adına zorla vergi alındı.



    17. asırda Hakas (Kırgız) hanlıkları kuruldu. Bunlar arasında Ezer (Yezer), Altısar, Altır ve Tubin (Tuba) hanlıklarını sayabiliriz. Ezer Hanlığının temeli Izır, Pürüt, Kaska, Sokı ve diğer Hakas uruglarından meydana geliyordu. Bugün Krasnoyarsk eyaletinde bulunan Izır-Sub adını bu hanlıktan almaktadır. Ruslar bu nehir kıyısında Kaçınların yaşamasından dolayı Kaça da demektedirler. Bu hanlığın diğer bir adı da İsar’dır ki, Hakas Türkçesinde iç demektir. Zira bu hanlık diğerlerinin ortasında bulunmaktaydı. Hanlığın sınırları Yenisey’in sol sahilinden, Abakan nehrinin ağzına kadar uzanıyordu.



    Altısar Hanlığı (Hakas Türkçesi Alt=kuzey) Kırgız topraklarının kuzeyinde bulunuyordu. Bu hanlığın merkezi Çulım nehrini oluşturan Ak ve Kara-İyüs sularının altındaydı. Hanlığın halkını Kızıllı ve bazı Kaçın aileleri meydana getiriyordu. Kızıllar yaklaşık onaltı-onyedi aileye ayrılıyordu. Bunların arasında Argın, Basagar, Şuş ve Abalakları sayabiliriz. Altısar nüfus olarak daha azdır.



    Üçüncü Hakas hanlığı ise Altır veya Alatır adını taşır. Bunun manası da Ala-Tag demektir. Rus kaynaklarına göre bu hanlığın merkezi Nina nehrinin kıyısındadır. Bu bölgede 18. yüzyılda ortaya çıkan Cungar emirlerinin (Zayşan) sarayları da bulunuyordu. 17. yüzyılda Ruslar Altırlara Üst-Kırgız, Altısarlara da Alt-Kırgız demekteydiler. Zira Altırlar Abakan, Tom, Askiz, Uybat ve Ak-İyüs nehirlerinin üstünde, Altısarlar ise Çulım’ın kollarından olan Ak-İyüs ve Kara-İyüs’ün altlarında yaşıyorlardı. Bu hanlığın ahalisini de Sagaylar, Beltirler ve Şorlar gibi Türk urugları oluşturuyordu.



    Tubin ve Tuba Hanlığı ise Yenisey’in sağ kenarında Sıda, Tuba ve Oya ırmaklarının bölgesindeydi. Ayrıca Yenisey’in solunda bulunan Yerba ve Saragas stepleri de Tuba toprağı sayılıyordu. Tuba Hanlığının merkezi ise Up-Sug nehri kıyısıdır. Tuba topraklarında 1660’larda 17 ulus bulunuyordu.



    Hakasların esas yaylak ve kışlakları Ak ve Kara-İyüs ırmaklarıyla Boç Gölü civarlarıydı. Ak-İyüs’te oturan Kırgızlara Büyük Kırgızlar dendiğini de biliyoruz. 17. yüzyıldaki Rus seyyahlarının notlarında ve raporlarında bunları görmek mümkündür.



    Hakas-Minusinsk çukuru çok geniş olmasına rağmen, nüfus olarak çok azdır. 17. asra ait kayıtlarda bu bölgenin nüfusunun 2000 dolayında olduğu yazılıdır. Bu vergi ödeyenlerin sayısıdır. Yani aile reisleridir. Bunu beş ile çarpacak olursak ortalama 10.000 sayısı ortaya çıkar.



    Sibirya’nın bu bölümünün 16. yüzyıldan başlayarak Rusların eline geçtiği görülür. Ruslara karşı kanlı ve sürekli savaşlara tutuşarak, istila dalgalarına karşı göğüslerini germişlerdir. Ruslar buraları işgal etmekle kalmadılar, aynı zamanda birçok yere rusça adlar verdiler. Hakasların en verimli topraklarına Rus kolonistler iskan edildiler. Rusya’da patates ile kenevir yağından başka birşey görmeyen Ruslar, Hakas ülkesinde bol miktarda ekmek, et, tereyağ ve diğer hayvan ürünleriyle karşılaştılar. Rus hakimiyetinden sonra buralarda yeni bir dönem başlar. 1822’de Ruslar Kızıl, Kaçın ve Sagay’da yerel hükümetler kurdular ve halkı zorla kendilerine bağlayıp, hrıstiyanlık propagandası yaptılar. Yeni işgal edilen toprakların idaresi de Rus aristokratlarına teslim edildi. Bütün Türk yurtlarında olduğu gibi, Hakasya’da da yeraltı ve yerüstü kaynakları talan edilerek, Moskova’ya götürüldü.



    Bugün Hakas ülkesinde Kök Türk ve Kırgız çağından kalma bol miktarda runik kitabeye rastlanılmaktadır. Hakas Türkçesi, Türk lehçe gruplarından Uygur kısmına girer. Bu grupta Şor, Çulım, Sarı-Uygur ve Altayların kuzey bölgeleri de yer alır. Hakas Türkçesinin kelime hazinesi ortak Türkçe kök ve kelimelerden meydana gelmiştir. Eski Türklerin dil hususiyetlerini saklamış olan Hakasların dilinde bilhassa hayvancılık terminolojisi zengindir. Hakas halk edebiyatının özünü kahramanlık destanları, efsaneler, bulmacalar, şarkılar vs. teşkil etmektedir. Kahramanlık destanlarından Albıncı çok ünlüdür. Halk türkülerine Naycı, bunları okuyanlara da Nımakçı denir.



    Diğer Türk topluluklarıyla beraber Hakaslar da önce Latin alfabesini kullanmışlar, daha sonra da Türk ülkeleri arasında birliği yok etmek gayesiyle Ruslar, Hakas Türklerine de Kril alfabesi hazırlayarak, uygulatmışlardır.



    Rus işgaline uğrayan Türk toplulukları üzerinde Ruslar hızlı bir hrıstiyanlık propagandası uygulamalarına rağmen, onların Müslümanlık ve eski Türk dinine olan inançlarını değiştirememişlerdir. Din Türkler için milli benliklerini korumaları için en büyük vasıta olmuştur.



    Hakas Türkleri arasında Sagay, Kızıl, Beltir, Koybal, Kamasin, Çulım ve Çat gibi Türk grupları vardır. Sagay Türkleri, Minusinsk havzasının güney-batı köşesinde, Askiz ırmağından, Abakan’ın üst mecrasına kadar uzayan sahada oturmaktadırlar. Bu duruma göre Koybalların güney komşusudurlar. Bugün sayıları 30.000 civarındadır.



    Ağızca Sagaylarla birlik teşkil eden Beltirler, aşağı-yukarı Sagaylarla karışık ikamet etmektedirler. Bazı etnologlar bunları Sagayların bir kolu sayarlar ve sayıları 15.000 kadardır.



    Kaçlar, Abakan vadisinde oturmaktadırlar. Çat ve Çulım boylarında yerleşik olan gruplarla bir bütünlük teşkil ederler. Eskiden Kas ırmağı etrafında oturdukları söylenmektedir. Soyları arasında Tuba Türkleri de bulunmaktadır. Kaç ağzı Sagaylarınkine yakın olup, sayıları 23.000 civarındadır.



    Koyballar kendilerine Tuba da derler. Yerleşmiş oldukları mıntıka Ute ırmağı boyu ile Abakan’ın sağ kıyısıdır. Koyballar onüç aileye ayrılmaktalar. Bunların arasına Samoyedlerden de katışma olduğu iddia edilmektedir. Sayıları 2500 kadardır.



    Kızıllar, İyüs bozkırındaki Ak ve Kara-İyüs boylarında otururlar. Kaçların komşularıdırlar. Sayıları 23.000 civarında olup, ağızları Kaçlara yakındır.



    Şor Türkleri de Abakan, yani Hakas Türkleri arasında sayılmaktadırlar. Bu ad kendilerine mahsus olmayıp, diğer boylar tarafından verilmiştir. Ala-Tag’ın kuzey eteklerinde ve Tom ırmağının batı kıyılarında yaşarlar. Nüfusları 25.000 kadardır. Haklarında çeşitli araştırmalar yapılmış bir Türk boyudur.



    Krasnoyarsk oblastının, Kızılyar bölgesinin Man ve Kan ırmaklarının üst tarafında Kamasinler yaşamaktadır. Nüfusları çok azdır.

    Çulım ve Çat Türkleri ise Obi ırmağının sağ kıyısındaki kollardan olan Çulım ve Çat boylarında oturduklarından dolayı bu adı almışlardır. Bu havali İyüs bozkırlarının kuzey-batı taraflarıdır. Ağızları Uygur-Oguz şive grubuna girer.



    Hakas Muhtar Cumhuriyeti 20 Ekim 1930 tarihinde kuruldu. 1989 nüfus istatistiklerine göre 81.500 insan mevcuttur. 61.900 km² yüzölçüme sahip Hakasya’nın baş şehri Abakan’dır. Şehir 1707’de Ruslar tarafından kurulmuş olup, ülkenin 3/2’sini dağlar kaplamaktadır. Bunun yanısıra irili-ufaklı birçok göl ve nehire de sahiptir.



    4-Çarlık-Rusyası Sırasında Kırgızlar



    1425’de Ebu’l-Hayr Han tarafından bir Özbek birliği sağlanmış, fakat Özbekler Mogol hücumları karşısında acze düşünce ondan ayrılan Kırgızlar, Kazaklarla beraber yaşamaya başlamışlardı. Bu sıralarda Kırgız kabile birliği esasen iki büyük gruba ayrılıyordu. Bunlardan birine İçkilik, diğerine Otuz-aul deniliyordu. Asya’da Mogol üstünlüğü sona erdikten sonra, Çingiz istilasını andıran bir hızla Kalmukların Türkistan’a yayıldıklarını görmüştük. Kırgızlar Kalmukların hegomanyasını kabul etmişler; 18. yüzyılın başlarında da (1703) Yedi-Su ve Tanrı Dağlarının güney-batı taraflarına göç etmek zorunda kalmışlardı.



    Kırgız Türkleri 1700 senesinde kurulan Hokand Hanlığının hakimiyetini gönüllü olarak kabul etmişlerdi. Kısa bir süre sonra çoğunluk durumunda bulundukları Hokand Hanlığının idaresi Kırgız Türklerinin eline geçti. Bilhassa hanlığın askeri gücünü Kırgızlar oluşturmuştur. 1741-1742 yıllarında Kalmuklar Issık-Köl, Fergana ve Taşkent gibi yerleri ele geçirdi. 18. asrın ortalarına doğru 3-4 bin çadırlık bir Kırgız grubu da Yenisey havzasından kalkarak İli bölgesine geldi ve Türkistan’ın gittikçe güçlenmesini kendi geleceği için tehlikeli gören Çin, 1757’de gönderdiği kuvvetli bir ordu ile önce Doğu Türkistan’ı, sonra da Hokand Hanlığını mağlup etti.



    19. yüzyılın başlarında Hokand hanı Ömer ( 1809-1822) ile Buhara emiri Haydar-şah arasında bir rekabet başlamış, hatta bu sırada adı geçen hanlıklardan Osmanlı Devletine gelip-giden elçiler olmuştur. Osmanlı Devlet adamları bunların iyi geçinmeye çalışmalarını tavsiye etmekten başka birşey yapamadılar. Hatta Buhara emiri Haydar-şah gönderdiği elçi vasıtasıyla Osmanlı Devletine tabi olduğunu bildirmiş, bunun üzerine Hokand hanı Ömer de, elçisi Elhac Seyyid Kurban Efendi ile Osmanlı’ya biat ettiğini söylemişti. Ancak her iki hanın teklifi de olumlu karşılanmadı. Ömer Han ileriyi gören bir hükümdar hüviyetindeydi. Onun için Ruslara karşı Akmescid kalesini yaptırmış, halkı tarafından çok sevildiği için de kendisine Emirü’l-Müminin unvanı verilmişti. Fakat bu arada Rusya gizliden gizliye Türkistan’ın içlerine doğru ilerliyordu. Çünkü kendisine karşı durması gereken Türkler küçük kabile birlikleri halinde toplanıyorlar ve birbirleriyle mücadele ediyorlardı.


    Ömer Han’ın yerine geçen oğlu Muhammed Ali de (1822-1842) Osmanlıya bağlılığını devam ettirdi. Tahta çıktığı zaman 14 yaşında olduğu söylenen Muhammed (Madali) zamanında Hokand şehri ihtişamının en yüksek seviyesine çıkmıştır. Muhammed Ali Han’ın en büyük başarısı Doğu Türkistan Türklerine yardıma devam etmesi oldu. Özellikle Çin’in baskılarına karşı 1826-1840 arasında Doğu Türkistan’daki Hocalar hakimiyetini müdafaa etti.


    Buhara’nın başına geçen Nasrullah Han dengesiz bir kimse idi. Kendisine dostça tavsiyelerde bulunmak üzere gelen iki İngiliz askeri temsilciyi Nasrullah’ın, Osmanlı Devletinin ikazına rağmen öldürtmesi, Türkistan hanlıklarını dış dünyaya karşı kötü göstermişti. Bu sırada (1837) Hokand’dan gelen elçi Zahid Hoca, Osmanlı Devletinden ordunun eğitimi için bazı öğretmenler ile eğitim malzemesi rica etti. Ancak Osmanlı Devlet Arşivinde bu öğretmenlerin ve malzemelerin gönderildiğine dair herhangi bir belgeye şimdiye kadar rastlanılmamıştır. Nasrullah Han, Muhammed Ali Han’ın ordusunun bir kısmının Doğu Türkistan ile ülkenin kuzeyinde bulunmasından faydalanarak, harekete geçmiş ve 1842 nisanında Hokand’ı kuşatmıştır.



    Muhammed Ali Han, Nasrullah Han’a elçiler göndererek istediği şartlarda barış imzalamaya hazır olduğunu bildirdi, fakat buna cevap verilmediği gibi, Hokand Hanlığı Nasrullah’tan yediği darbe yüzünden Ruslar karşısında da zayıfladı. Muhammed Ali’den sonra tahta çıkan Şir Ali Han da (1842-1845) iyi bir hükümdar olmasına rağmen, uğradığı bir suikaste kurban gitti. Onun yerine geçen kardeşi Hudayar Han (1846-185 otoriteyi sağlar sağlamaz, Hacı Ruzî Beg’i 1846 kasımında İstanbul’a göndererek Osmanlı sultanına bağlılığını ve başına gelen felaketi bildirdi. Osmanlı hükümeti de, İstanbul Özbek Tekkesi şeyhi Elhac Mehmed Efendi’yi Buhara emirini ikaz etmek üzere Buhara’ya göndermiştir.

Benzer Konular

  1. Artvin Tarihi
    By ABYSS in forum Genel Tarih
    Cevaplar: 3
    Bölüm Listesi: 03-04-2007, 09:19 PM
  2. İslam Tarihi
    By ABYSS in forum Tarih
    Cevaplar: 0
    Bölüm Listesi: 12-28-2006, 05:02 PM
  3. İslam Tarihi
    By ABYSS in forum Tarih
    Cevaplar: 0
    Bölüm Listesi: 12-25-2006, 06:24 AM
  4. Bilimlerin Tarihi Gelişimi..Fizik tarihi..
    By ByemonaR in forum Tarih
    Cevaplar: 0
    Bölüm Listesi: 11-09-2006, 12:51 AM

Beğenilen Sayfayı İşaretleyin

Beğenilen Sayfayı İşaretleyin

Yetkileriniz

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • Eklenti Ekleyemezsiniz
  • You may not edit your posts
  •  
[Gizlilik Politikası]-[UslanmaM Kuralları]-[UslanmaM İletişim/Contact]