Sayfa 5 Toplam 5 Sayfadan BirinciBirinci ... 345
41 den 50´e kadar. Toplam 50 Sayfa bulundu

Konu: Her gün Bir Film İsmi

  1. #41

    Thumbs up Snowden (2016) , mutlaka izle



    SNOWDEN (2016)



    Amerikan hükümetinin "güvenlik" adı altında e-postalara, sosyal medya hesaplarına, cep telefonu mesajlarına, hard disklere, kredi kartı ekstelerine ve hatta bilgisayar kamerasına kadar erişebildiğini öğrenen Edward Snowden, hükümet gizli hesap olmadığını ve tüm bunların gizli kanunlarla yasallaştırıldığını 2013 Haziranı'nda tüm dünyaya duyurur. Snowden o anda Amerikan tarihinin gördüğü en büyük vatan haini ilan edilirken aynı zamanda da bir kahramana dönüşecektir...
    2014 yılında Laura Poitras tarafından Citizenfour adlı belgeseli hazırlanmış ve belgesel Oscar kazanmıştı. 3 Oscar ödüllü yönetmen Oliver Stone'un yönettiği filmde Snowden'ı Joseph Gordon-Levitt canlandırırken filmde ayrıca Shailene Woodley, Melissa Leo, Nicholas Cage, Zachary Quinto, Tom Wilkinson gibi ünlü oyuncular da yer alıyor. Luke Harling ile Anatoly Kucherena'nın yazdığı iki farklı kitabı kendisine kaynak alan Snowden'ın senaryosunu ise Kieran Fitzgerald ile Oliver Stone kaleme aldı.

    ABD hükümetinin Hawaide yeraltında inşa ettiği kirli operasyonlar merkezinden yüzünde bir gülümsemeyle ayrılıyor genç adam. Dışarıya doğru yürürken güneş vuruyor yüzüne. Aydınlanıyor. Karanlıktan aydınlığa geçiş yapıyor. Doğru bir şey yaptığını hissettiği için mutlu oluyor.

    Oliver Stone, yakın tarihin en önemli figürlerinden Edward Snowdenın portresini böyle çiziyor. Ülkesine hizmet etmek için yanıp tutuşan bir gencin askeri eğitim sırasında geçirdiği sakatlık sonrası masa başına mahkum oluşuyla başlıyor hikaye. CIA ve onun altındaki sayısız gizli teşkilatta bilgisayar uzmanı olarak çalışıyor. Sonra eskisinden çok daha güçlü Big Brotherla tanışıyor. Ulusal güvenlik gerekçesiyle milyarlarca insanın iletişiminin ilerleyen teknoloji sayesinde kolayca gözetlendiğini hatta kaydedildiğini öğreniyor. Önceleri bocalıyor. Bu durumdan özel hayatı da etkileniyor. Bir randevu sitesi sayesinde tanıştığı liberal görüşlü sevgilisi ile ilişkisinde gel-git ler başlıyor. Ama Edward tam bir vatansever. Ülkesinin üzerine kurulu olduğunu düşündüğü prensibe sonuna kadar bağlı: özgürlük. Bu ilkenin düşmanı olan teröristlerle savaştığını düşünmeye kendini zorlarken en çok gizli dinlemenin ülkesi ABDde yapıldığını fark ediyor. Olayın terörle mücadele olmaktan çıkıp suistimal edilmeye çalışıldığını anlıyor ve harekete geçiyor.



    Politik taşlamalarını ne ölçüde dramatize edebildiğini bildiğimiz Oscarlı sinemacı Oliver Stone, yaklaşık 9 yıllık bir süreçte olup biteni, kendi standartlarının altında bir kurgu ile seyirciye aktarıyor. izleyenler, Stone™un olay akışını ustaca kurmasının yanısıra, asıl olayın oluş biçimini defalarca ve farklı açılardan sürekli geriye dönüşlerle nasıl anlattığını hatırlayacaktır. O tüm karmaşıklığına rağmen basit gibi görünen çünkü usta işi olan senaryoda Stone, baş karakterlerindeki korkulara, psikolojik dönüşümlere de gayet güzel yer açabilmişti. Snowdena dönecek olursak, bu kez işi daha basite indirgemiş sanki. Ülkesinin sırlarını ifşa ettiği için kaçak bir casus durumuna düşen idealist gencin travmasını, geçirdiği dönüşümü yansıtmakta Joseph Gordon-Lewitt tek başına bırakılmış gibi. Ne iş arkadaşlarıyla ne de sevgilisiyle girdiği diyaloglarda buna rastlanıyor. Kaldı ki onu keşfedip işinde yükselmesini sağlayan CIA yöneticisi Corbin OBrian, en kritik repliklere imza atıyor. Britanyalı oyuncu Rhys Ifansın şivesini tamamen yok ederek gösterdiği inandırıcı performans bir yana, kendisinin bir sahnede “dev ekrandan” minicik Ed Snowden’a seslendiği sahne bile başlı başına bir George Orwell göndermesi. Bu deneyimli CIA yöneticisi, Snowden’ın dönüşümünde görmemiz gereken “şey”i bir cümleyle geçiştiriveriyor: “İnsanlar güvenliklerine gizliliklerinden daha fazla önem veriyor!..“ Snowden “buna halkın kendisi karar vermeli” diyebiliyor sadece. Oysa bu diyalog, “gerçek” Edward Snowden’ın sahne aldığı final bölümündeki o uzun tirat’ta ancak asıl yerini bulabiliyor. Snowden, insanları, öncelikle de kendi halkını eğitmek için böylesine sert bir eylemde bulunduğunu anlatıyor. Oysa 2 saat 15 dakikalık bir süre, Snowden’ın o noktaya nasıl geldiğini anlatmaya yeterli olmalı.

    21. yüzyılın en önemli karakterlerinden biri olan Snowden’ın bu süreçte yaşadıklarını anlatan ödüllü belgesel “Citizenfour”u izleyenler, Oliver Stone’un filmindeki eksiklikleri ya da dramatik fazlalıkları hemen fark edecektir. Ama sinemanın doğası gereği hareketler olduğunu düşünecek olursak Stone ve kendisinin de yer aldığı senaryo ekibinin iyi bir iş çıkardığını kabul etmeliyiz. Sorun, yukarıda sözünü ettiğimiz belgesel ile kıyaslarsak çok daha fazla hareket alanı bulunan bir yarı-kurmaca filmde ana karakterin işlenişinde yatıyor. İdealist bir gencin devlet kurumları karşısında ideallerinin çöküşünü vurgulama anlamında olay örgüsü kopukluklarla dolu. Snowdenın her gizli programı öğrendiğinde “vay canına” demesinin ötesinde bir şeyin eksikliğinden söz ediyorum. Güzel aktris Shailene Woodleyââ¢in oynadığı karakterine ayrılan onca süre de, bu psikolojik dönüşümü yansıtmakta yetersiz kalıyor. Çünkü Snowden’ın onu tehlikeye atmamak için fazla şey anlatmaktan imtina etmesi, seyirci açısından o sürekli vurguladığımız psikolojik dönüşümün vurgulanacağı esaslı sahneler içerebilirdi.

    Sonuç olarak dramatik yapısındaki tüm aksaklıklarına rağmen iyi yanları ağır basan bir yapıt Snowden. Olumsuz yanlarını daha çok vurgulamamızın nedeni,neden daha iyi değil şeklindeki küçük hayalkırıklığımız olabilir sadece. Yoksa, dünyaya doğru mesaj veren bir adamın yaşadığı sıkıntıları anlatan önemli bir film kuşkusuz. Oliver Stoneun en iyi işi değil belki ama Snowdenın yaptığı zaten kendi başına 21. yüzyılın en iyi işlerinden biri.

    DİP NOT: Ben en çok gerçek olmasından etkilendim dünyayı yönetenlerin ne dolaplar çevirdiklerini nasıl şantaj yaptıklarını v.s. anlatılmaz izleyin diyorum teknoloji mereklıları mıtlaka izlesin hatta sadece akıllı telefonu olanlar bile!!!!!!!!


    gerçek Snowden



    Eklenmiş Resmin önizlemesi Eklenmiş Resmin önizlemesi Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  CfttlKwUIAA5Thd.jpg
Görüntüleme: 57
Büyüklüğü:  84,3 KB (Kilobyte)  
    Angehängte Grafiken    

  2. #42

    Standart

    İlgi çekici bir konu. Tavsiye için teşekkürler Koloni_

  3. #43

    Standart

    senin zevkine güveniyorum abla. boş zamanımda ilk izleyeceğim film bu olacak

  4. #44

    Standart

    Alıntı southblues´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    senin zevkine güveniyorum abla. boş zamanımda ilk izleyeceğim film bu olacak
    Teşekkür ederim inanın izlenmesi gerek
    Zerynthia ben teşekkür ederim

  5. #45

    Standart

    Film Özeti Londra sokaklarında büyümüş Arthur (Charlie Hunnam), saplandığı yerden efsanevi kılıç Excalibur'u çıkarana dek kral soyundan olduğunu hiç bilmemiştir. Ancak iş kılıcı çıkarmakta değil, doğru kullanmayı bilmektedir. Krala isyan eden bir gruba katılan Arthur, ailesini öldürerek tahta çıkan acımasız Vortigern'i (Jude Law) alt etmeye çalışacaktır.

    Fragman

    Kral Arthur izle

  6. #46

    new Wonder Women (2017)


    Wonder Women (2017)



    Amazon prensesi Diana Price, nam-ı diğer Wonder Woman dünyayı keşfetmek için tropik topraklarını geride bırakıp demir ve camın hüküm sürdüğü dünyamıza dalar. Birçok inanüstü yetenek ve kıvrak bir zekayla donatılmış olan güzel kahraman Cennet Adası'nın medeniyete açılan kapısı olacaktır.Wonder Woman'ın yönetmen koltuğunda Patty Jenkins oturuyor.



    Wonder Woman, Batman v Superman ve Suicide Squad’ın DC Sinema Evreni için yarattığı karmaşa dolu zayıf başlangıcı bıraz da olsun düzeltiyor. Bir sürü eleştirmenin yazdığı gibi ‘Gelmiş geçmiş en iyi süperkahraman filmlerinden biri’ veya ‘The Dark Knight’tan beri DC’nin en iyi filmi’ olmayabilir, ama en azından aceleden bir sinema evreni yaratmak amacıyla beş filmlik içeriği bir filme sıkıştırmaya kalkmayan, kendi ayakları üzerinde duran, odağındaki süperkahramanı oturaklı ve saygılı bir biçimde büyük ekrana uyarlayan, gayet başarılı bir blockbuster epiği sunuyor.


    Filmin en büyük kozu, hikayesi yüz yıl önce geçen bir prequel olduğu için süresinin yarısını DC sinema evrenini’nin bir sonraki filmlerine ve karakterlerine reklam olarak harcamak zorunda kalmaması. En azından hikaye gereksiz yere durdurulup süperkahramanımızın başka kahramanlar hakkında Youtube klipleri izlemesine maruz kalmıyoruz. Batman v Superman’de Wonder Woman’ın (Gal Gadot) gördüğü şiddet yüzünden 100 yıldır ınsanlardan uzak durduğunu öğrenmiş, ve bir fotoğrafta 1. Dünya Savaşı’nda erkeklerle dolu bir ekiple beraber savaştığını görmüştük. İşte Wonder Woman ile bu hikayeyi izliyoruz.


    Diana (Wonder Woman’ın gerçek adı), savaş tanrısı Ares insanlığı şiddet ve savaşa yönlendirdiğinden beri uzak gizli bir adada yaşayan Amazon savaşçılarının arasında büyür. Zaman içinde ne kadar güçlü ve azimli bir savaşçı olduğunu kanıtlayan Diana, yavaş yavaş Amazon’ların Ares’i yok etmek için kurduğu plan içinde ne kadar önemli olduğunu anlamaya başlar. Diana, adaya düşen bir uçaktan Amerikalı casus Steve’in (Chris Pine) hayatını kurtarır. Steve’e göre birinci dünya savaşı son günlerini yaşıyordur, çünkü Alman ordusu teslim olmak üzeredir.


    Fakat psikopat Alman generali Ludendorff’un (Danny Huston) ölümcül bir gazı savaşa sokma planları yerinde giderse, savaşı kaybetmeleri mümkündür. Bu yüzden Steve, gaz hakkında çaldığı bilgileri İngiliz’lere götürmek zorundadır. Savaşın halen dünyaya ne kadar zarar verdiğine sinirlenen Diana ise, Steve ile adayı terk edip aslında Ares olduğuna inandığı Ludendorff’u öldürmeye ant içer. Diana’ya göre Ares öldüğü anda bütün savaşlar bitecek, ve insanlar barış içinde yaşayacaktır. Fakat sorun gerçekten Ares midir, yoksa insanlığın doğası savaş ve şiddete bağlımıdır?


    Wonder Woman’ın şiddetin ve kötülüğün insancıl doğası hakkında yarattığı tez, her ne kadar yer yer fazla basit olsa da, eğlencelik süperkahraman türüne kıyasla aslında gayet içten ve duygusal bakımdan tatmin edici bir biçimde oluşuyor. Yönetmen Patty Jenkins, Wonder Woman’dan önce seri katil draması Monster’ı yönetmişti, yani normal insanların nasıl şiddete dönebildiklerini incelemeyi bilen bir isim. Jenkins, hikayenin temalarını nefes kesen aksiyon sekansları ve Diana’nın modern yaşama (1918’in modern yaşamı en azından) alışması etrafında oluşan komedi ile etkileyici bir dengeye oturtuyor. Gadot’un role getirdiği karizma ve dramatik ağırlık bu efsanevi karakterin beyazperde’ye saygıyla aktarılmasını sağlıyor. Özellikle Gadot ve Pine arasındaki doğal kimya, hikaye ne kadar olağanüstü ve abartı aksiyon sekanslarına sahip olsa da, her daim kişisel bir odağa oturtulmasına olanak kılıyor.


    İlginçtir ki Wonder Woman’ın en etkileyici sahneleri ana konu ile pek alakası olmayan sekanslarda bulunuyor. Filmin ortasında neredeyse rastgele oluşan bir savaş sahnesi son yıllarda bir süperkahraman uyarlamasında gördüğüm en etkileyici sekanslardan birini yaratıyor. Bu tür filmlerde çatışma sırasında aynı plan içinde normal hızdan yavaş çekime girip, sonra tekrar normal hıza dönme numarası çok kullanılır, fakat Jenkins bu stilin en azından ne zaman kullanılması gerektiğini biliyor. Jenkins, ultra stilize yaklaşımı ile filme mitik ve operatik bir hava aşılıyor.

    Artık öyle görünüyor ki, bir DC sinema evreni filminin konusu ve tonu ne olursa olsun, üçüncü perdede uzadıkça uzayan, inandırıcılığı kaybeden absürtlükte özel efektlerle dolu, iyi ve kötü adamın havada birbirini tutarak binadan binaya atıp her tarafı yok ettiği, baş ağrısı yaratan karmaşa dolu bir finalle sonuçlanması zorunlu gibi. Belki de DC sineması’nın başındaki bir yapımcının süper kahramanların duvardan duvara fırlatılması hakkında bir fetişi var. Wonder Woman da Man of Steel ve Batman v Superman gibi aynı derecede şişirilmiş ve yalapşap bir final kavga sahnesine sahip, ve bu yüzden sonlara doğru ağızda kötü bir tat bırakıyor. Fakat en azından finalden önce gördüğümüz tatmin eden yapım, DC sinema evreninin doğru yolda olduğunu müjdeliyor gibi.

    Eklenmiş Resmin önizlemesi Eklenmiş Resmin önizlemesi Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  Eray Yıldız.jpg
Görüntüleme: 34
Büyüklüğü:  589,2 KB (Kilobyte)   Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  Eray Yıldız (2).jpg
Görüntüleme: 31
Büyüklüğü:  54,1 KB (Kilobyte)  

  7. #47

    Standart KARA KULE (2017) MUTLAKA İZLE..( The Dark Tower)


    KARA KULE (2017) MUTLAKA İZLE..( The Dark Tower)





    Tür : Bilim Kurgu , Fantastik , Korku
    Süre: 95 Dak.
    Yönetmen : Nikolaj Arcel
    Oyuncular : Idris Elba , Matthew McConaughey , Tom Taylor (i) , Katheryn Winnick , Abbey Lee
    Senaryo : Akiva Goldsman , Jeff Pinkner , Nikolaj Arcel
    Yapımcı : Stephen King , Ron Howard






    11 yaşındaki Jake Chambers (Tom Taylor), rüyalarında gördüğü, ancak kimsenin varolduğuna inanmadığı Orta Dünya'yla ilgili ipuçlarını takip ederek buraya ulaşmayı başarır. Burada yine rüyalarında gördüğü Silahşör Roland Deschain (Idris Elba) ile karşılaşır. Deschain, yıllarca kendi evrenlerini korumak için Kara Kule'yi savunmuştur, ancak Siyahlı Adam (Matthew McConaughey) oraya ulaştığında hem Orta Dünya, hem de insanların dünyası yok olacaktır. Ona engel olabilmek silahşör, genç Jake ile zorlu bir yolculuğa çıkacaktır.

    Eklenmiş Resmin önizlemesi Eklenmiş Resmin önizlemesi Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  Man-in-Black-Dark-Tower-620-1.jpg
Görüntüleme: 121
Büyüklüğü:  36,2 KB (Kilobyte)   Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  20170721_n_nerdistnews_thedarktower_feature.jpg
Görüntüleme: 27
Büyüklüğü:  156,4 KB (Kilobyte)   Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  the-dark-tower-4.jpg
Görüntüleme: 141
Büyüklüğü:  85,8 KB (Kilobyte)  
    Angehängte Grafiken   

  8. #48

    Standart

    Ben alt yazılı izledim sinemada.. harikaydı gerçek bir Işıltı






  9. #49
  10. #50

    Standart Three Meters Above The Sky, 3MSC , Three Steps Above Heaven

    Biraz eski bir film bu..



    Yapýmý : 2010 - Ýspanya
    Tür : Dram, Romantik
    Süre: 118 Dak.
    Yönetmen : Fernando González Molina
    Oyuncular : Mario Casas, Maria Valverde, Nerea Camacho, Clara Segura, Diego Martín
    Senaryo : Federico Moccia, Ramón Salazar
    Yapýmcý : Álex Pina, Francisco Ramos
    Diðer Adý : Three Meters Above The Sky, 3MSC , Three Steps Above Heaven



    Yönetmen sıfatını da taşıyan ve bu filmin senaristlerinden olan yazar Federico Moccia'nın aynı adlı romanından uyarlanan film, aslında 2004 yılında İtalyan yapımı olarak vizyona girmişti. 2010 yılına geldiğimizdeyse hikâye bu sefer İspanyollar tarafından ele alınıyor.

    Lise öğrencisi masum (!) zengin kız Babi ile ondan daha az zengin (!) yaramaz çocuğun (Hache) hayatı kesişir. Karakterlerinin zıtlığı yüzünden anlaşmazlıklar yaşamalarına rağmen sonunda aşkın kucağına düşerler. Sorun çıkarmadan duramayan Hache hem ailesel, hem çevresel hem de ilişki bazında problemlere sebep olsa da, yaşadıkları trajik bir olay hem onların hem de en yakın arkadaşlarının hayatını kökten değiştirir.

    Açılıştaki çekimler ve İngilizce soundtrack, filmin bir Hollywood ürünü olduğu izlemini verirken filmin senaryo dinamikleri de daha çok bir dizi izlermiş hissini uyandırıyor. İlişkide gördüğümüz üst üste yaşanan kopuşlar her bir bölüm için güzel bir son olabilirmiş. Nitekim görüntü yönetmenliği, reklamların sahnelere yedirilişi, hikâyenin mesaj vermeyen, yalnızca ilişki aksaklıklarını yüzeysel yansıtan özelliği de bunu destekliyor. Kaldı ki günümüzde artık tüm açılardan çok başarılı diziler olduğu tartışma konusu dahi değil. Bu film daha çok 90'lardaki Emrah'lı Seren Serengil'li ve motosikletli filmleri hatırlattı bana. Gerçi filmdeki motosiklet yarışlarının oldukça heyecanlı olduğunu atlamamak gerekir.





    Bu bir Eray Yıldız yapımıdır

    Film boyunca birçok kez "neden?" diye sorabilirsiniz. Neden küstüler? Neden barıştılar? Kız masumiyeti temsil ediyorsa neden daha açılışta, üzerinde ---- yazan bir parfümü çıplak bedenine sıkıyor? Bununla birlikte ‘trajik olay' yaklaştıkça, yan karakterler hikâyenin büyük bir parçası oluyor ve bu noktada "neden?" demeyip trajik olayı anlıyorsunuz. Kitabın yazarı filmin senaristi de olsa, kitapta bu olaya hazırlığın bu şekilde gökten inme olduğunu düşünmüyorum.

    Oyunculuklar söz konusu olunca durum değişiyor. Başrollerinde Mario Casas ve Melissa P.filminden tanıdığımız María Valverde yer alıyor. Yan rollerin de başarılı performans gösterdiği filmde özellikle Mario Casas bir iki sahnesinde yakışıklı pozlarını, kamera bilincini bir kenara bırakıyor, etli kanlı insana dönüşüyor.

    Özellikle gençlerin seveceği bu film, motosiklet yarışlarının olduğu, izinlerin olmadığı bir dünyadaki liseli âşıkları izleyip geçmişi yâd etmek için izlenebilir. Sonuçta hepimiz bu hikâyelerin kıyısından köşesinden geçtik.
    Eklenmiş Resmin önizlemesi Eklenmiş Resmin önizlemesi Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  439540.jpg-r_1280_720-f_jpg-q_x-xxyxx.jpg
Görüntüleme: 3
Büyüklüğü:  100,5 KB (Kilobyte)  
    Angehängte Grafiken     
    Konu Koloni_ tarafından (Dün Saat 09:01 PM ) değiştirilmiştir.

Sayfa 5 Toplam 5 Sayfadan BirinciBirinci ... 345

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 28
    Bölüm Listesi: 05-20-2014, 02:49 PM

Beğenilen Sayfayı İşaretleyin

Beğenilen Sayfayı İşaretleyin

Yetkileriniz

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • Eklenti Ekleyemezsiniz
  • You may not edit your posts
  •  
[Gizlilik Politikası]-[UslanmaM Kuralları]-[UslanmaM İletişim/Contact]