Giyemediğin beyaz gömlek ve giyemediğim kırmızı etekten üç yılımı ellerine çeviren zamandan gözlerinin içini güldürecek kadından kürek kemiklerimden önce; sonra diz kapaklarımdan senden ve yine senden sana sığınmıyorum. ben yağmuru şemsiyesiz çatı katlarını penceresiz kaşlarını dümdüz sevmeyi öğrendiğimden beri her gün bir kez dudaklarımı kanatıp söyleyeceklerimi unutmuyorum. senin her yüz günde bir yüz ölü arasından yürüyüp bana gelen bakışlarını unutturacak zamanı reddetmiyorum. üç kez adını üç kez adımın yanına koyup soyundan ve soyumdan köklerimden ve bağlarından kurtulup yalınayak yürüyüp gideceğimiz yolların hayaliyle gülümsediğimi anlatmıyorum. bir gün bir küçük kızın babası olma ihtimalini gözlerimi söke söke kabullenip anneliğimi hiç açılmayacak sandıklara kilitlemiyorum. gittiğin bütün o yollar bileklerimde parçalanmıyor. susmuyorum. birikmiyorum. iyiyim. yaşıyorum.

ama.

şimdi sesini hangi şarkıyla anlatsam eksik ve şu iki elim birbirine her sarıldığında içimden yüzüme düşen yarısı buruk gülümseme sana hasret bana kırık. yine iyileşmiyor. bahçeye dikemediğimiz çiçekler beklemekten solgun iki gözüm sokak ortasında bir kadının sarı saçlarına ölüm bu karasal sevgim ve senin denizlerin hiç birleşmeyecek iki düş. hayır iyileşmiyor. sen siyah bir montun boğaza çekilen fermuarı kadar hüzün iklimlere yabancı mevsim ellerime gri apartman soğuğu boğazımda yutamadığım her şey bir yeşil şişe cam kenarı tek gidişlik bilet. iyileşmiyor. bütün satırların beli bükük. iyileşmiyor. köprüler yıkık kırmızı ayakkabıların kayıp zaman iki sokak yukarı. iyileşmiyor. sen altıkırkbeşte işine yetişmek için adımlarını hızlandıran adama dönüştüğünden beri bütün kapıları sarı saçlı kadın açıyor. ben bu şehrin neresine aidim. bütün güney cepheler bana ağlıyor. iyileşmiyor.