Masama günün son ışıkları vuruyor, kolum pencerenin tam önünde duran masamın üstünde. Ellerime bakıyorum, ellerin olmadan hangi sebeple, ne işe yarıyorlar bilmiyorum. Ellerini tutmak edimini düşünüyorum, ”allahım mutluluğumu bu adamın avuç içlerine mi gizledin” diyorum sonra. Bana bembeyaz bir sabah veya simsiyah bir gece yetiyor, karanlıklardan-aydınlıklardan parlayan göz bebeklerini çıkartıyorum. Çıkartıyorum da oradan alıp yüreğimin tam ortasına bırakıyorum.

mesela diyorum, neden odanda öylece duran, uyurken tam karşında durup sana bakan, pencerenden bakarken, bir şeyler karalarken seni görebilen dolabın olamıyorum, masanda unuttuğun bardağın, parmaklarının arasına aldığın kalem olamıyorum? Kafanı koyduğun yastığın yerine dizlerimi neden geçiremiyorum. Neden yanından geçen onlarca insandan biri, bir yere yetişmeye çalışırken yanlışlıkla çarptığın küçük bir çocuk, hergün döndüğün o köşede bekleyen seyyar satıcı olamıyorum. Dudaklarına değen su şişesi mesela, gözlerinin daldığı herhangi bir su birikintisi. Bilmiyorum, çok mu abartıyorum?

Seni sevmek edimini düşünüyorum, aslında sadece seni.
dünyaya gelme sebebimi,
hala yaşıyor olmamın nedenini,
yalnızca seni.
boynunun hafif pürüzlü halini.
yalnızca masallara yaraşır mükemmeliğini,
sana aitliğimi.
seni.