Sayfa 5 Toplam 8 Sayfadan BirinciBirinci ... 34567 ... SonuncuSonuncu
41 den 50´e kadar. Toplam 77 Sayfa bulundu

Konu: Kulak Burun Boğaz

  1. #41
    D/üşüyorum ~
    SiyaH - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    DİFTERİ


    Difteri, ateş, halsizlik ve solunum güçlüğü ile seyreden kapsüllü bir bakterinin neden olduğu, en çok çocuklarda görülen bir enfeksiyon hastalığıdır.

    Bulaşma yolları

    Öksürme, aksırma ile havaya yayılan bakteri ağız, boğaz ve buruna yerleşerek enfeksiyona yol açar. Duyarlı bir kişide mikrop en sık olarak boğaza yerleşir, burada ürer ve toksin salgılar. Hastalanan her 10 kişiden 1’i her türlü tedaviye rağmen solunum yollarının tıkanması , kalp yetmezliği ve felçler nedeniyle yaşamını kaybeder.

    Hastalığın görülme özellikleri

    Difteri, özellikle ılımlı iklimlerde dünyanın her tarafında görülen bir hastalıktır. Sonbahar ve kış aylarında görülme olasılığı artar. Hastalığın yaş ile ilgisi vardır. Yenidoğanların büyük bir çoğunluğu hastalığa bağışıktır. Hastalık ilk 6 ayda nadirdir. En fazla 2-5 yaşlarında görülür. 10 yaşına doğru bağışıklık oranı yeniden artar. Büyük yaşlarda görülen nadir vakalar ise hafif seyir gösterir. Aşının düzenli olarak uygulandığı ülkelerde difteri hemen hemen ortadan kalkmış ve sıklığı ileri yaşlara kaymıştır.

    Hastalığın belirtileri

    Difterinin kuluçka dönemi 1-7 gündür. Hastalık oluştuğu yere göre klinik tiplerine ayrılır.
    Difteri anjini (boğazda bademcikler çevresindeki difteri): Hastalık en sık bu bölgede görülür. Hasar boğazda noktalar şeklinde başlar ve 12-24 saat içinde beyaz veya grimtrak, yüzeyi düz, kaldırmakla kanayan bir zar haline dönüşür. Bu zar bademcik üzerinde kalabilir veya her iki bademciğe, küçükdile, yumuşak damağa, yutak duvarına, buruna yayılabilir. Boynun her ik yanında bezeler difteri anjinine eşlik eden belirtilerdir. Klinik tablonun ağırlığı ve sistemik belirtiler toksemi derecesine bağlıdır.
    .
    Nadir difteri lokalizasyonları

    Deri difterisi : Sınırları belirli ve kaidesinde membran bulunan bir ülser olarak belirir.

    Göz difterisi : Konjunktiva difterisi şeklindedir. Göz kapaklarını ilgilendiren bir kızarıklık vardır, sonra buna ödem (şişlik) ve psödomembran eklenir.

    Kulak difterisi : Dış kulak yolunda devamlı irinli bir akıntı vardır.

    Vajinal difteri : Ülseratif lezyonların ve yaraların birleşmesi şeklinde kendisini gösterir.

    Hastalığın neden olduğu kötü sonuçlar

    Difterinin neden olduğu kötü sonuçların sıklığı ve derecesi mikrobun zehirleme derecesi ve tedaviye başlama zamanına göre değişir. Ön planda kalp-damar ve sinir sistemini ilgilendirir.
    Toksik miyokardit : Ağır difteride hemen her vakada rastlanılan bir komplikasyondur. Kalp kasının iltihabıdır. Belirtileri ilk 1-2 hafta içinde, bazen de ilk günlerde ortaya çıkar. Miyokardit sık olarak kalpte iletim bozukluklarına yol açar. Dinlenme ile birinci kalp sesinin hafiflemesi ve hızlı atımı, miyokardit işaretidir. Ağır vakalarda miyokardit çoğunlukla ilerleyicidir. Difterili hastalarda ilk 3 hafta içinde en başta gelen ölüm nedeni kalp yetersizliğidir. Kalp komplikasyonları ilk 2 haftada çıkarsa erken, 3. haftadan 50. güne kadar görülürse geç olarak nitelendirilir.

    Felçler : Ağır difteri zehirinin sinir dokusuna yaptığı zarar ile felçler görülebilir. Difteri felçlerinin karakteri simetrik ve ağrısız olmaları ve kalıcı hasar bırakmamalarıdır.

    Yumuşak damak felci, difteride en sık rastlanılan ve en erken gelişen felç tipidir. Anjinden 1-3 hafta sonra ortaya çıkar. Yutma güçlüğü, sulu gıdaların burundan gelmesi, burundan konuşma (hımhım konuşma) ile kendini gösterir. 1-2 haftada tamamen geriler.

    3-6.haftalarda gözde göz merceğinin kendini ayarlamasını yapan kasların felci ile yakını görmede güçlük (okuyamama, iğneye iplik geçirememe).

    Hastalığın neden olduğu diğer kötü sonuçlar
    Difterili süt çocuklarında sekonder bronkopnömoniler (zatürre) sıktır. Bazı vakalarda geçici nefrit (böbrek iltihabı) belirtileri ortaya çıkabilir. Nadir olarak plörezi (göğüs zarının iltihabı), apseleşen lenfadenitis (lenf bezi iltihabı; genellikle streptokoksik) gelişebilir.

    Bağışıklık

    Difteri hastalığının geçirilmesi yaşam boyu süren bir bağışıklık vermez. Anne kanında difteri antitoksini varsa yenidoğan çocuk difteriye karşı bağışıktır ve bu pasif bağışıklık 3-4 ay sonunda kaybolur. Difteriye karşı bağışıklık durumu Schick testi ile tayin edilir. Schick testi difteri ile temas etmiş kişilerde bağışıklık durumunun saptanmasında, ayrıca immun yetersizlik sendromlarının tanısında kullanılan bir deri testidir.

    Korunma

    En iyi korunma şekli aşıdır. Difteri aşısı her sağlıklı çocuğa rutin olarak uygulanmalıdır. Aşı uygulanmasına çocuk 2 aylıkken başlanır ve 2 aylık aralarla üç doza tamamlanır. Üçüncü aşıdan 1 yıl sonra bir doz daha verilir. Bunu izleyerek 3 yıl sonra bir rapel, daha sonra 10 yıllık aralarla hatırlatma dozları yapılır.
    Difterili hastanın diğer kişilerden ayrı tutulması şarttır. Karantina birer hafta aralar ile yapılan boğaz kültürü negatif olana kadar devam ettirilir. Taşıyıcıların saptanması ve tedavisi korunmada çok önemlidir.

  2. #42
    D/üşüyorum ~
    SiyaH - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    FARENJİT

    Farenjit Nedir: Farenjit, farinks adı verilen boğaz kısmının iltihabıdır. Hemen hemen herkes az ya da çok farenjit geçirir. Farinks, burun ve ağız boşluğunun arka tarafıdır. Yukarıdan aşağı doğru oluk şeklinde uzanan bir bölümdür. Burun arkasındaki kısmına nasofarinks(geniz) adı verilir. Ağız boşluğunun arkasındaki kısma ( ağzı açınca tam karşıda görülen kısmı) ise orofarinks adı verilir. Aslında aşağı doğru uzanan kısmına da hipofarinks denir ama burası bazı tümöral hastalıklar için önemliyse de farenjit açısından önemli değildir.
    Farenjit diyince orofarinksin iltihabı anlaşılır.

    Kaç Tür Farenjit Vardır: Farenjit bulunma süresine göre genelde ikiye ayrılır. Eğer farenjit yeni oluşmuş ve şiddetli şikayetler yapıyorsa buna akut farenjit denir. Ancak uzun süreden beri var ve hastada çok şiddetli olmayan şikayetler yapıyorsa buna da kronik( müzmin) farenjit adı verilir

    Farenjitin Sebebi Nedir: Akut farenjit genellikle üst solunum yolu infeksiyonlarının bir parçası olarak görülür ve sebebi çoğunlukla virüslerdir. Bazen bakteriler de bu hastalığa yol açabilirler. Bazı kimyasal maddelerin veya tahriş edici meddelerinde farinkse teması ile akut farenjit gelişebilir. Kronik farenjitte ise yine virüslerde rol oynamasına rağmen genellikle tahriş edici bir faktör vardır. Bunlar arasında en önemlileri olarak sigara içilmesi, alkol kullanılması, alerji, geniz akıntısı, kuru ve kirli hava , burun tıkanıklığı yapan faktörler (burun solunum havasının nemini ve ısısını ayarlar. Eğer burun tıkanıklığı varsa uygun olmayan nem ve ısıdaki hava farinkse temas eder ve farenjiti kolaylaştırır.), mideden asit kaçağı (refl&#252, aşırı sıcak veya soğuk besinler, boğaz temizleme refleksinin aşırı olması, diş ve bademcik iltihapları, geniz eti sayılabilir.

    Ne Gibi Belirtileri Vardır: Akut Farenjit'te hastanın şikayetleri daha belirgindir. Boğaz ağrısı, yutkunma zorluğu, boğazda kuruluk,yanma veya kaşınma hissi, ateş, öksürük gibi şikayetler olur. Buyunda beze, burun tıkanıklığı, burun akıntısı, baş ağrısı, halsizlik-kırgınlık, ses kısıklığı gibi şikayetlerde görülebilir. Kronik farenjitte ise akut farenjitin aksine ateş, halsizlik ve kırgınlık gibi şikayetler pek görülmez. Boğaz ile ilgili şikayetler daha hafiftir ancak ya hiç kaybolmaz ya da çok kolay ortaya çıkar. Boğazda kuruluk hissi, gıcık, yanma, kuruluk, yabancı cisim hissi, takılma, hafif yutkunma zorluğu gibi şikayetler olur. Gıcık öksürüğü şeklinde bir öksürükte eşlik edebilir. Hastalar boğazını temizleyerek rahatlayacakları hissine kapılırlar ve sürekli temizleme hareketi yaparlar. Ancak bu çoğu zaman boğazı daha fazla tahriş etmeye neden olur.

    Muayenede Ne Görülür: Akut Farenjitte, farinkste kızarıklık ve ödem görülür. Ayrıca geniz akıntısı, boyunda beze, burunda ödem ve akıntı gibi bulgulara rastlanabilir. Kronik farenjitte de boğazda yine kızarıklık vardır. Ayrıca kronik farenjiti ortaya çıkaran başka durumlar varsa bunlara ait bulgular görülür. Örneğin; burunda kemik eğriliği (deviasyon), et büyümesi, alerjiye veya iltihaba bağlı akıntılar görülebilir.

    Teşhis Nasıl Konur: Hem akut hemde kronik farenjitin teşhisi hastanın anlattıkları ve muayene bulgularına göre konur. Genellikle herhangi bir tetkik yapmak gerekmez. Ancak eğer sinüzit düşünülüyorsa film çekilmesi veya nadiren kan sayımı ya da kültür-antibiyogram yapılması gerekebilir. Farenjite neden olabilecek bir başka hastalık düşünülüyorsa buna ait tetkikler yapılabilir.

    Nasıl Tedavi Edilir: Akut farenjite virüslerin neden olduğu düşünüldüğünde antibiyotik verilmesi gerekli değildir. Ancak sıklıkla virüslerin yaptığı iltihaba bakterilerde eklendiğinden antibiyotikler hastalığın iyileşme süresini kısaltmaktadırlar. Antibiyotik olarak penisilin türevleri, sefalosporin veya makrolidler kullanılabilir. Antibiyotiklerin yanısıra, ağrı kesici-ateş düşürücü ilaçlar, alerji düşünülen hastalarda antihistaminikler, burun açıcı spreyler, öksürük kesiciler ve ağız gargaraları kullanılabilir. Pastiller genellikle faydasızdır. Kronik farenjitin ise tedavisi oldukça zordur. Hem doktorun tedavi uygulaması hende hastanın bazı durumlara dikkat etmesi gerekmektedir. Ancak yine de kronik farenjit çoğu zaman tam olarak ortadan kaldırılamaz. Tedaviyi belirlemek için kronik farenjiti ortaya çıkaran başka bir faktör olup olmadığına bakılmalıdır. Eğer bulunursa önce onun tedavisi gerekir. Alerji, burun kemiğinde eğrilik veya burunda et, sinüzit, mideden asit kaçağı(refl&#252 gibi hastalıklar uygun şekilde gerkirse ameliyatla düzeltilmelidir. Antibiyotikler genellikle faydasızdır. Geniz akıntısın azaltıcı ilaçlar veya ağız gargaraları sık kullanılırlar. Bazen mideden asit kaçağını önleyici ilaçlarda verilebilir. Hastanın dikkat edecği durumların başında sigaranın dumanından bile uzak kalmak gelmektedir. Dikkat edilecek durumlar şöyle sıralanabilir:
    -Sigara ve alkol almamak
    -Tozlu yerlerde ve kirli havada bulunmamak
    -Aşırı sıcak ve soğuk gıda almamak
    -Üşümemeye çalışmak
    -Alerjiye neden olan faktörlerden uzak kalmak
    -Reflü düşünülen hastalarda akşam saatlerinde çay-kahve-alkol almamak ve mideyi aşırı doldurmamak
    -Boğazı temizlemeye çalışmamak
    Uygun tedavi ve hastanın maksimum dikkati bile kronik farenjitin bulgularını ortadan kaldırmayabilir. Ancak bulgular hafifleyebilir veya geçici olarak kaybolabilir.

  3. #43
    D/üşüyorum ~
    SiyaH - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Geniz Akıntısı

    Geniz akıntısı nedir? Geniz akıntısı, "boğazda mukus birikmesi" veya "mukusun, burun arkasından damlama hissi" şeklinde tarif edilir. Mukus, burun salgısına verilen isimdir. Mukus, burun içini ıslak, kaygan tutar, temizler; solunan havayı nemlendirir ve içerisindeki yabancı maddeleri tutar, mikroplarla savaşır. Mukus üretimi ve temizliği, sinir, kan damarları, salgı bezleri, kaslar, hormonlar ve silialar ile karışık bir biçimde düzenlenir. "Geniz akıntısı hissi", aşırı miktarda ve kalın mukus veya boğaz kaslarındaki bozukluklar veyahut da yutma bozukluklarından kaynaklanabilir.

    Burun ve sinüsler, günde yaklaşık bir ile iki litre arasında ince mukus oluştururlar. Mukus, burun ve sinüsü döşeyen hücrelerin yüzeyinde bulunan, gözle görülemeyen "silia" diye isimlendirilen süpürge gibi uzantılarla sürekli geriye doğru süpürülür. Mukus, kayar biçimde genize, oradan da aşağıya yemek borusuna gönderilir ve farkına varılmadan yutulur. Normal şartlarda, burun önden akmaz. Salgının çok olduğu veya bu salgının arkaya yönlendirilemediği durumlarda burundan akıntı olur.

    Anormal salgılar:

    Artmış, ince, temiz salgı: Basit soğuk algınlığı gibi üst solunum yolları enfeksiyonlarında, alerjide, soğuk havada, parlak ışıkta, belirli yiyecek ve baharatlarda, hamilelik ve hormon değişikliklerinde, değişik ilaçlar kullanıldığında (doğum kontrol hapları, bazı yüksek tansiyon hapları gibi) ve yapısal bozukluklarda (burun eğriliği gibi) görülebilir.

    Vazomotor rinit: Burun, tıkalı, şiş ve ıslak hissedilir. Burada burun, değişikliklere karşı aşırı hassastır fakat alerjik değildir.

    Artmış, kalın salgı: Çoğunlukla, kışın soğuk havalarda, nemsiz, sıcak ev ve binalarda yaşayan kişilerde görülür. Sinüs ve burun enfeksiyonları ile özellikle bazı süt ürünlerinden gelişen alerji durumlarında da ortaya çıkar. Şayet bir burun akıntısı, koyulaşıp, sarı, yeşil renk almaya başlarsa, bakteriyel sinüs enfeksiyonu gelişmesi muhtemeldir. Çocuklarda, bu durumda, burunda yabancı cisim (fasülye, yuvarlanmış kağıt, oyuncak parçası gibi) olmasından da şüphe edilir.

    Azalan salgı: Aşağıdaki durumların herhangi birinde olabilir:

    *Sigara dumanı, endüstriyel kirlilikler, otomobil egzozu gibi çevresel uyarıcılar, burun salgısını azaltır. Salgı azaldığında, normalden daha fazla koyulaşır ve aldatıcı olarak artmış mukus gibi hissedilebilir.

    *Burun havaakımının düzgün olmasını engelleyen burun eğrilikleri de salgının azalması veya çoğalmasına sebep olabilirler.

    *Yaş arttıkça, burun salgısı azalıp, koyulaşır. Bu, geniz akıntısı gibi hissedilebilir.

    *Burunu döşeyen dokunun bazı ender görülen hastalıklarında da mukus üretimi veya akımı etkilenebilir.

    Yutma bozuklukları: Yutma işlemi, sıvı ve katı gıdaların, ağızdan yemek borusuna kadar gitmesini sağlayan karışık bir işlemdir. Ağız, boğaz ve yemek borusundaki kasların, birbirleri ile düzenli ilişkileri gerekir. Yutmada problem olması, sıvı ve katı gıdaların boğazda birikmesine yol açabilir. Buradan, nefes borusuna ve ses tellerinin bulunduğu bölgeye kaçarak, seste boğukluk, boğaz temizleme ve öksürüğe yol açabilir.

    Yutma problemlerine birçok faktör eşlik edebilir:

    *Yaş: Yaş ilerledikçe, yutma kaslarının gücü ve aralarındaki koordinasyon azalır. Bundan dolayı, tükürük bile mideye düzgün bir şekilde ulaşamayabilir.

    *Uyku: Uyku esnasında yutkunma çok azalır ve tükürük birilebilir. Uyandığımızda öksürme ve boğazımızı temizleme ihtiyacı olur.

    *Stres ve gerginlik: Her yaşta, stres ve gerginlik, boğaz kaslarını da etkileyerek, bir kitlenin boğazda düğümlenmiş hissini verebilir. Sık sık boğaz temizlemek, mukus azlığından da dolayı, boğazın hassasiyetini artırır.

    *Yemek pasajında kitle ve şişlikler: Sıvı ve katı gıdaların geçişini yavaşlatabilir veya önleyebilirler.

    *Gastroözefajeal reflü: Midedeki asitli muhtevanın, yemek borusu ve boğaza kaçmasına verilen isimdir. Göğüste yanma, hazımsızlık, boğaz ağrısı, sık görülen şikayetlerdir ve özellikle yemekten sonra sırtüstü yatınca artarlar. Mide ile yemek borusunun birleştiği yerin bir kısmının, diyaframın yukarısına kayması da, aynı şikayetlere yol açar.

    Kronik boğaz ağrısı: Geniz akıntısı, çoğunlukla boğaz ağrısı ve yanmasına yol açar. Boğaz kültüründe hastalık mikrobu üremez, fakat bademcik ve diğer salgı üreten dokularda şişlik oluşarak, boğazda rahatsızlık ve bir şey takılmış hissi oluşabilir. Geniz akıntısının başarılı tedavisi ile boğaz şikayetleri de çoğunlukla kendiliğinden düzelir.

    Tedaviye başlamadan önce, teşhis de tam yapılmalıdır. Bunun için, tam bir kulak, burun, boğaz muayenesi ile gerekli laboratuar ve röntgen tetkiklerinin yapılması lâzımdır.

    Tedavi

    Bakteriyal enfeksiyonlar: Antibiyotikler ile tedavi edilirler, fakat bunlar, sadece geçici bir rahatlama sağlayabilirler. Kronik sinüzit varsa, ağızı kapanmış sinüslerin açılması ve akıntının sağlanması için operasyon yapılması gerekebilir.

    Alerji: Mümkünse, alerji oluşturan maddeden uzak durulmalıdır. Antihistaminik, dekonjestan, kromolin sodyum, kortizon türü ilaç ve spreyler, alerji aşıları kullanılabilir. Mamafih, bazı antihistaminikler, akıntının koyulaşmasına ve kurumasına sebep olabilirler, dekonjestan (burun açıcı) ilaçlar, kan basıncını, kalp ve tiroid hastalıklarını arttırabilirler. Steroid spreyler, tıbbi kontrol altında yıllarca güvenle kullanılabilirler. Ağızdan alınan veya iğne şeklinde kullanılan kortizonlar da kısa süreli alındıklarında, nadiren kötü yan etkiye yol açarlar. Uzun süre kullanılacaklarsa, çok iyi tıbbi kontrol altında kullanılmalıdırlar.

    Gastroözefajeal reflü: Yatarken başı, onbeş, yirmi santimetre yukarıda tutmakla; yatmadan hemen önce yemek yememekle, kafein ve alkolden uzak durmakla tedavi edilir. Mide asidini önleyici ilaçlar kullanılabilir. Röntgen çektirmeden ve diğer tetkikleri yaptırmadan, bir kere ilaç denenebilir.

    Yapısal bozukluklar: Operasyon gerekebilir. Sinüslerin boşalmasını engelleyen ve kronik sinüzite yol açan burun eğriliği olabilir. Burun duvarındaki keskin bir çıkıntı, uyarıda bulunarak salgıyı arttırabilir. Burun duvarındaki bir delik, kabuklanmaya yol açabilir. Yapısı ve foksiyonu bozulmuş burun etleri ve/veya polipler, benzer problemlere yol açabilirler.

    Bazen yapısal bir bozukluk mu yoksa diğer bir problem mi geniz akıntısına yol açıyor, tayin edilemeyebilir. İlaç tedavisi başarısız olursa, hasta, operasyonun denenip denenmemesine karar vermelidir.

    Bazı kişilerde, geniz akıntısının sebebi bulunamaz. Düzeltilebilecek bir problem bulunamazsa, salgının daha sıvı olmasına ve böylece daha kolay akıp kaymasına çalışılır. Bu olay özellikle, çok sıvı almayan yaşlılarda geçerlidir. Bu kişiler, günde en az sekiz bardak su içmeli, kahve ve mümkünse idrar söktürücü ilaçlardan uzak durmalıdırlar.

    Burun içinin iyice yıkanması, kalınlaşmış veya azalmış salgının ortadan kaldırılmasına yarayabilir. Bunun için özel hazırlanmış solüsyonlar kullanılmalıdır.

    Saman Nezlesi, Yaz Nezlesi ve Alerjik Burun Rahatsızlığı

    Saman nezlesi nedir? Bu terim aslında yanlıştır. Birincisi, saman, alerjik bir şey değildir, dolayısıyla alerji meydana getirmez. Burun tıkanıklığına, kaşıntılı ve akıntılı buruna, burun ve boğazda fazla miktarda koyu akıntıya sebep olur fakat bu alerjik şikayetlere kendisi değil, havadan gelerek üzerine konan alerjik maddeler yol açar.

    Yaz nezlesi de, bilinen virüslerin yol açtığı nezle gibi değildir. Havada bulunan alerjik maddelerin yol açtığı bir rahatsızlıktır. Saman nezlesi ve yaz nezlesi, aslında, tıp dilinde "alerjik rinit" olarak bilinen hastalıklardır.

    Birçok kişi bu rahatsızlıktan muzdariptir. Bazılarında hafif geçer, fakat bazı kişilerde çalışmayı ve günlük yaşamı engelleyecek kadar şiddetli olabilir.

    Alerjiye ne sebep olur? Bitki veya hayvanlardan gelen, insanlara yabancı alerjik maddeler, göz, burun, boğaz gibi yerlerden insan vücuduna girerler ve burada onların içeri girmesini engelleyici reaksiyonla karşılaşırlar. Normal şartlarda, bu, yardımcı, doğal bir korunmadır. Mamafih, bazı kişiler, bazı maddelere karşı, normalden fazla reaksiyon gösterirler. Bu tür insanlara "alerjik bünyeli" insanlar, bu tür maddelere de "alerjen" denir. Alerjinin, soyaçekim gösteren bir eğilimi vardır.

    Vücudun savunma sistemi, yabancı maddelere karşı savaşan maddeler üretir. Bunlar, alerjenlerle karşı karşıya geldiğinde, vücutta istenmeyen etkiler oluşturan maddeler salınır. "Histamin", bunların içinde en bilinenidir ve burunu döşeyen dokuda şişme, kaşınma, iritasyon, aşırı salgıya sebep olur.

    Hangi alerjenler burunda alerji yaratırlar? Hava ile taşınabilecek kadar hafif ve belirli boyutta olan, burun dokusunda depolanabilecek bitki veya hayvan protein parçaları, alerji oluştururlar. Sık görülenleri, çiçek polenleri, mantar sporları, hayvan epitel döküntüleri ve ev tozudur. Gözle görülemeyen bu mikroskopik yapılar, gerekenden büyük veya küçük olursa, vücuda girerek alerjik reaksiyon oluşturamazlar.

    Hangi polenler problem yaratır? Türkiye'de yapılmış bir araştırmada şu sonuçlar elde edilmiştir:



    Ocak, şubat, mart aylarında, fındık, ardıç, mazı, selvi, kavak, dişbudak, kızılağaç, kocayemiş, süpürgelik, orman gülü, sık görülen alerjenlerdir.

    Nisan, mayıs, haziran aylarında, fındık, ardıç, mazı, selvi, dut, dişbudak, meşe, zeytin, çam, at kestanesi, kocayemiş, süpürgelik, orman gülü, ısırgangiller, buğday, arpa, mısır, yulaf, çavdar, pirinç, havuç, baldıran otu, kereviz, dere otu, sinir otu, kuzu kulağı, çayır otu, sık görülen alerjenlerdir.

    Temmuz, ağustos, eylül aylarında, ıhlamur, akasyalar, çam, kocayemiş, süpürgelik, orman gülü, papatyagiller, ısırgangiller, buğday, arpa, mısır, yulaf, çavdar, pirinç, havuç, baldıran otu, kereviz, dere otu, sinir otu, kuzu kulağı, sık görülen alerjenlerdir.

    Ekim, kasım aylarında, ardıç, mazı, selvi, sedir, kocayemiş, süpürgelik, orman gülü, papatyagiller, sık görülen alerjenlerdir.

    Mantarlar? Bunlar, bildiğimiz mayalama yapan mantarlardır. Ölü yapraklar, çimen, saman, diğer tahıl sapları, tohum ve toprak üzerinde de ürerler. Donmadıkları için mantarlar neredeyse bütün yıl alerji yapabilirler. Sadece kışın karla kaplı olduklarında etkin olamazlar.

    Kapalı ortamlarda mantarlar, ev bitkilerinin ve topraklarının üzerinde ürerler. Ayrıca, bodrum, merdivenaltı gibi loş ve nemli yerlerde de ürerler. Peynir ve fermentasyona uğratılmış alkollü içeceklerde de bulunabilirler.

    Bütün yıl süren saman nezlesi? Hayvan alerjenleri (kedi, köpek, at ve diğer evcil hayvanların yünleri, derileri), kozmetikler, mantarlar, yiyecekler ve ev tozu gibi bütün yıl süren alerjenler, bu duruma sebep olur. Ev tozu, birçok maddenin karışımıdır. Bunlar, selüloz (ev mobilyalarından dökülür), mantarlar, ev hayvanlarından dökülen alerjenler, böcek alerjenleri ve "mite" adı ile bilinen küçük yaratıklardır. Kışın artan alerjinin sebebi, kalorifer ve sobaların sıcaklık etkisiyle artan ev tozudur.

    Alerjiler önemli olabilir mi? Alerjik bünyesi olanların, soğuk algınlığına, nezleye, sinüs ve kulak enfeksiyonlarına karşı dirençleri azalmıştır. Ayrıca bu enfeksiyonlar esnasında daha fazla rahatsız olurlar, daha da önemlisi astım geliştirebilirler.

    Ne yapabilirsiniz? İdeal olan, alerjen maddelerden uzaklaşmaktır. Meselâ, sahilde, sadece denizden gelen meltemi soluyabileceğiniz bir yere veya hiç bir şeyin büyüyemeyeceği çok kuru bir havanın bulunduğu yere gidebilirsiniz. Maalesef bu tür öneriler pratik olmaktan uzaktır, kendinizi şu tedbirlerle korumaya çalışabilirsiniz:

    *Ev temizlerken veya otlarla uğraşırken maske takınız.

    *Havalandırmanız varsa, hava filtrelerini ayda bir değiştiriniz veya hava temizleyicisi alınız.

    *Ağır polen mevsiminde, kapı ve pencerelerinizi mümkün olduğunca kapalı tutunuz.

    *Ev bitkileri büyütmeyiniz ve alerjik olduğunuz hayvan beslemeyiniz.

    *Yün battaniyenizi, kuş tüyü yastığınızı, yün elbiselerinizi, alerjen olmayan sentetik maddelerle değiştiriniz.

    *Yorganınızı ve yaylı yatağınızı, sentetik örtülerle kaplayınız.

    *Hekiminizin önerdiği ilaçları düzenli bir şekilde kullanınız.

    *Yatarken, baş tarafınız daha yüksekte yatınız.

    *Genel sağlığınıza özen gösteriniz:

    -Hergün egzersiz yapınız.

    -Sigara ve diğer dumanlı içecekleri bırakınız.

    -Karbonhidratı düşük, dengeli besleniniz.

    -Vitaminli yiyeceklerle (özellikle vitamin-C) besleniniz.

    *Hekiminize düzenli olarak görününüz.

    *Kışın, evler, ısınmanın etkisiyle oldukça kuru olduğu için, kaliteli bir nemlendirici almayı düşününüz, fakat bu nemlendiriciler üzerinde mantar üreyebileceğine de dikkat ediniz.

    Hekiminiz sizin için ne yapabilir? Kulak, burun, boğaz hekiminiz, sizi tam olarak muayene edecektir. Burun ve sinüslerinizin detaylı muayenesi, alerjiye eşlik eden enfeksiyon, alerjik şikayetleri artıran ve tedaviyi zorlaştıran burun eğriliği, polip gibi hastalıklar olup olmadığını tespit edecektir.

    Alerji tedavisi için değişik ilaç grupları mevcuttur. Hekiminiz, bunlardan hangisinin sizin için daha uygun olduğuna karar verecektir. Tedavi, aynı zamanda uygun çevre kontrolünü de içerir. Uygun hikaye ve muayene sonucu hangi maddelere karşı alerji olduğunu tespit için testlerin yapılıp yapılmaması gerektiğine karar verecektir.

    Havayolu ile geçen alerjenlerin iki tedavisi vardır. Birincisi, bunlardan uzak durmak; mümkün olmuyorsa uygun aşı tedavisi yapmaktır. Aşı tedavisinde prensip, kişiye, alerjik olduğu maddeyi çok düşük dozlarda vererek, tolerans oluşturmaya dayanır Kan veya cilt testleri ile yapılan alerji testleri vardır. Modern testlerle, neye alerjiniz olduğu bulunduğu gibi ne kadar hassasiyetle alerjik olduğunuz da tespit edilebilmektedir.

    Uygun alerji aşıları yapılmaya başlandıktan birkaç hafta sonra etkileri görülebilir. Fakat daha kalıcı bir etki sağlamak için üç ile beş yıl arasında uygulanmalıdır. Alerji aşıları bir miktar düzelme sağlasa bile, ilaçlara da ihtiyaç devam eder. Özellikle fazla miktarda alerjene maruz kalındığında veya bir komplikasyon geliştiğinde, ihtiyaç belirginleşir. Bu süreç içerisinde hekiminiz sizi kontrolü altında tutacaktır.

    Nazal Polip (Burun Polibi)

    Burun içerisinde sonradan oluşan ve polip ismi verilen yapılar, birçok kimsenin, bu arada hekimlerin de başını ağrıtan önemli bir problemdir.

    Polip nedir? Vücudumuzda içi boş, hava ile temas edebilen birçok organ bulunur. Ağız, burun, sindirim sistemi, dış kulak yolu bunlara örnektir. Bu boşlukları döşeyen yüzeyel bir doku tabakası vardır. İşte bu doku tabakasından dışarı doğru sarkarak büyüyen, et gibi yapılara "polip" adı verilir. "Kulak, ses teli, mide, bağırsak polibi" gibi. Burun içini veya ağızları burun içerisine açılan "sinüs" adı verilen boşlukları döşeyen dokulardaki hasardan da polipler gelişebilir.

    Burun polipleri, yumuşak, soluk renkli, burun içerisine sarkan ve yerçekimi ile yer değiştiren yapılardır.

    Polibe ne sebep olur? Polibin oluşma mekanizması tam olarak bilinmemektedir, fakat dokudaki hasar ve bunun sürekli hâl alması en muhtemel sebeptir. Burun ve sinüs iltihaplarının kronikleşmesi, burun dokusunun uyarıcı bir madde ile devamlı karşı karşıya kalması, ailesel sebepler polip oluşturabilir. "Astım" ve "kistik fibrozis" gibi bilinen bazı hastalıklarda da burun polibi oluşur.

    Polip neye sebep olur? Polipler, burun havaakımını engelleyerek burun tıkanıklığına, dolayısıyla ağızdan soluma, başağrısı, horlama ve uyku apnesi, sık boğaz hassasiyeti ve iltihabına, nezle ve gribin uzun sürmesine, sinüzit ve koku alma bozukluklarına, yaptığı geniz akıntısı ile astımın artmasına sebep olabilir.

    Polip nasıl tedavi edilir? Polipler oluştuktan sonra kendiliklerinden kaybolmazlar. İlk başlangıç safhasında veya çok ufakken ilaçlarla küçültülebilirler, hatta bazen ortadan kaldırılabilirler fakat daha büyük olduklarında ancak operasyon ile temizlenebilirler.

    Burun polibi operasyonu son yıllardaki teknik gelişmelerin ışığı altında önemli değişiklikler göstermiştir. Eskiden ağız içerisinden yapılan operasyonlar, günümüzde burun içerisinden, sadece "endoskop"lar ve "çok ince aletler"le yapılabilmektedir. Bu çağdaş operasyonlar hem daha fizyolojik hem de hastalığın tekrarlama oranı bakımından oldukça avantajlıdır. Burun dışarısından hiçbir kesi yapılmaz. Bere, çürük, iz oluşmaz.

    Operasyondan önce burun içi ve sinüslerin bilgisayarlı tomografik incelemesi gerekir. Daha detaylı bilgi için lütfen "Fonksiyonel Endoskopik Sinüs Cerrahisi" broşürümüze başvurunuz.

    Polipler tekrarlar mı? Burun polibi olan hastalarımızı ikiye ayırabiliriz. Birinci grupta altta belirgin bir hastalık yatmayan kişiler vardır. Fonksiyonel endoskopik sinüs cerrahisi sonrası bu kişilerde başarı oranı yüzde doksandır. Fakat astım, kistik fibrozis ve aspirin alerjisi olan kişilerde başarı oranı düşer. Bu kişilerde burun polipleri her şeye rağmen tekrar oluşur, bu tür hastalarımızda günümüzde elimizden gelen, poliplerin oluşmasını ve yan etkilerini operasyon ve ilaç tedavisi ile mümkün olduğunca geciktirmektir.



    Burun Şekil Bozukluğu (Burun Estetiği)

    Burun, en göz önünde olan organlarımızdan bir tanesidir. Her ırk ve kişinin, belli bir burun şekli vardır. Çoğunlukla travmaya bağlı bazen de yapısal olarak burun şeklinde bozukluklar olabilir. Doğallıktan uzak görüntüler kişiyi rahatsız ederse, kişinin "burun şeklinin değiştirilmesi"ni isteme hakkı vardır.

    Burun şekil bozukluklarının en sık karşılaşılanları, burun sırtında kemer şeklinde eğrilik, burun ucunun kalın ve düşük olması, burunun yüze göre geniş olmasıdır.



    Ameliyatımı Kime Yaptırmalıyım?

    Burun birçok görevi olan bir organdır. İlk ve en önemli görevi nefes alıp vermektir. Çünkü normal solunum burundan yapılır. Böylece solunan hava burunda ısıtılır, nemlendirilir, temizlenir ve akciğerlere öylece gönderilir. Ayrıca burunun koku ve tat alma görevleri de çok önemlidir. Burun içerisine açılan sinüsler ve bunların rahatsızlıkları da son yıllardaki teknlojik gelişmelerle oldukça değişiklikler ve başarılar kazanmıştır. Burunun görevlerinin sağlıklı olmasından ihtisas eğitimi sırasında her türlü burun rahatsızlığının ilaç ve cerrahi tedavisinin öğretildiği kulak, burun, boğaz hekimleri sorumludur. Kulak, Burun, Boğaz uzmanı aynı zamanda bir baş-boyun cerrahıdır.

    Burun estetik operasyonu, yüz estetik operasyonlarının içerisinde değerlendirilir. Amerikan Yüz Plastik ve Rekostrüktif Cerrahi Cemiyetinin üyelerinin %60'ı Kulak, Burun, Boğaz uzmanları tarafından oluşturulmaktadır. Burun estetik operasyonları günümüzde kulak, burun, boğaz hekimleri ve plastik ve rekonstrüktif cerrahlar tarafından yapılmaktadır. Her iki branştaki hekimlerin özel ilgileri olabilir.

    Bizim estetik ameliyat prensibimiz, kişinin yüzüne uyan, abartılı, müdahale edilmiş görüntüsü vermeyen burun şeklini kazandırmaktır. Bunun belirlenmesi için, kişinin ve hekimin yapılacak değişiklikleri, fotoğraf üzerinde konuşması ve kişinin beklentilerinin anlaşılması çok önemlidir. Güzel burun yoktur, güzel görünen burun vardır.

    Burunu sadece estetik özellik arzeden bir organ olarak görmemekte, diğer önemli görevlerinin de mutlaka sağlanması gerektiğine inanmaktayız. Tıkalı, fakat çok estetik kabul edilen bir burun şekli bizim için hiç muteber değildir. Kişi de bunun yarattığı tıbbi şikayetlerle ergeç karşı karşıya kalacaktır.

    Burun şekil bozukluğu olan kişilerde çoğunlukla burun içerisinde de eğrilik olduğu için aynı ameliyatta o da düzeltilir.

    Günümüzde endoskopik sinüs ameliyatları ile aynı anda estetik ameliyatı da yapılabilmektedir.

  4. #44
    D/üşüyorum ~
    SiyaH - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Kulak ve uçak yolculuğu

    Kulaklar, Yükseklik ve Uçak Yolculuğu

    Uçak yolculuğu sırasında niçin kulaklarınızda "pop" diye bir basınç hissettiğinizi hiç merak ettiniz mi? Veya niçin basınç hissetmediğiniz zaman kulak ağrınız olduğunu düşündünüz mü? Uçaklar inişe geçtiğinde çocukların niçin yaygara çıkartıp ağladığını hiç merak ettiniz mi?

    Uçak yolculuğu sırasında karşılaşılan en sık tıbbi problem kulak problemleridir. Çoğunlukla basit rahatsızlıklar olur, nadiren geçici ağrı ve işitme kaybı oluşur. Bu broşür uçak yolculuğunuz esnasında karşılaştığınız hafif kulak problemlerinizi ve nasıl korunacağınızı anlamanız için hazırlanmıştır.

    Yapı

    Kulak genel olarak üç bölüme ayrılır:

    a)Dış kulak: Başın yan tarafında görülen kulak kepçesi ile içeriye kulak zarına kadar devam eden dış kulak yolundan oluşur.

    b)Orta kulak: Kulak zarı ile iç kulak arasında kalan ufak boşluktur. Burada üç adet kemikçik, kulak kemiğinin hava boşlukları bulunur.

    c)İç kulak: Kulak kemiğinin iç kısmında bulunan ve işitme ile denge sinir uçlarını ihtiva eden bölümdür.

    Hava yolculuğu sırasında probleme yol açan, orta kulak bölümüdür. Ufak bir hava boşluğu olduğu için, basınç değişikliklerinden etkilenir.

    Normal olarak her yutkunduğunuzda (veya ikinci üçüncü yutkunduğunuzda) kulaklarınızda ufak bir çıt sesi veya basınç oynaması hissedersiniz. Bu esnada geniz ile orta kulak arasındaki östaki borusu vasıtası ile orta kulağınıza hava kabarcığı geçmiştir. Orta kulaktaki hava burayı döşeyen doku tarafından sürekli emilir fakat "östaki borusu" her yutkunuşta sürekli hava sağlar. Bu sayede kulak zarının her iki tarafındaki hava basıncı eşitlenir. Şayet bir şekilde basınç farkı oluşursa, kulaklar tıkalı imiş gibi hissedilir.

    Östaki Borusu ve Kulakların Tıkanıklığına Neler Sebep Olur?

    Östaki borusu, birçok sebepten dolayı tıkanabilir veya ağzı kapanabilir. Bu durumda, orta kulak basıncı eşitlenemez.

    Orta kulaktaki hava sürekli emilir ve yenilenemediği için vakum oluşur, kulak zarı içeri doğru çöker. Gergin kulak zarı normal olarak titreşemez ve sesler donuk, az gelir. Kulak zarının gerginleşmesi de ağrı oluşturabilir. Şayet bu durum bir süre devam ederse, ota kulaktaki basıncı eşitleyebilmek için, orta kulağı döşeyen dokudan kan serumuna benzer bir sıvı sızarak burayı doldurur. Bu duruma "orta kulakta sıvı", "seröz otit" veya "aero-otit" ismi verilir.

    Östaki borusunu tıkanmasına yol açan en sık sebep basit soğuk algınlığıdır. Sinüs iltihapları ve burun alerjileri de (saman nezlesi gibi) sık sebeplerdendir.

    Östaki borusu ve onu döşeyen döşeyen doku, burun ve genizin devamıdır. Bu devamlılıktan dolayı çoğunlukla burunun tıkalı olması, kulakların da tıkalı olmasına ve böyle hissedilmesine sebep olur.

    Östaki borusunun tıkanmasının bir diğer sebebi dokularda şişliğe yol açan orta kulak iltihaplarıdır.

    Östaki borusu yetişkinlere göre daha dar olduğu için çocuklar tıkanıklığa daha yatkındırlar.

    Hava Yolculuğu Nasıl Problem Yaratır?

    Hava yolculuğu esnasında ani basınç değişiklikleri olur. Bu basınç değişikliklerinin eşitlenmesi için östaki borusunun o esnada hemen açılıp kapanabilmesi lazımdır. Bu olay özellikle uçak inişe geçtiğinde görülür.

    İlk dönemde basınç eşitlenmesi sağlanamayan uçaklarda bu gerçek bir problem oluşturmaktaydı. Günümüzde bu olay en aza düşürülmüştür. Buna rağmen hâlâ bazı önlenemeyen basınç değişiklikleri olabilmektedir.

    Gerçekte, basınç değişikliğine yol açan her türlü durum problem yaratır. Aynı durumla, yüksek binalarda hızla hareket eden asansörlerin içinde veya suya dalarken karşılaşırsınız. Derine dalan dalgıçlara ve pilotlara bu durumla nasıl başedecekleri öğretilir. Siz de kendi metodunuzu öğrenebilirsiniz.

    Kulaklarınızın Tıkanmasını Nasıl Önlersiniz?

    Yutma işlemi östaki borusunu açan kasları harekete geçirir. Sakız çiğnerken veya naneli şeker yerken daha sık yutkunursunuz. Bunlar inişe geçmeden önce yapılabilecek iyi egzersizlerdir. Esnemek daha bile iyidir. Esnerken bu kas daha iyi uyarılır. İniş sıasında uyumamaya dikkat etmeniz gerekir çünkü uyurken yutkunma işlemi çok yavaşlar (uçuş ekibi inişe geçildiğinde sizi uyandırmak ister).

    Şayet yutkunmak ve esnemek etkili değilse şu metod en iyi sonucu verir: 1)Burun kanatlarınızı elinizle sıkıca kapatınız 2)Ağızdan kuvvetli bir soluk alınız 3)Ağzınız ve burnunuz kapalı olduğu halde bu nefesi yanak ve yutma kaslarınızı kullanarak dışarı üflemeye çalışınız, böylece basınçlı hava östaki borusundan orta kulağa geçebilir. Kulağınızda basınç veya ses hissttiğinizde başardınız demektir. İniş sırasında bunu birçok kez yapmanız gerekebilir.

    Bebekler bu işlemi yapamazlar fakat bir şey emerlerse rahatlarlar. İniş sırasında bebeğinizi emziriniz veya besleyiniz ve uyumalarına müsaade etmeyiniz.

    Hangi Tedbirleri Almalısınız?

    Kulaklarınuıza hava ile basınç yaparken karnınızı ve göğsünüzü kullanmayınız çünkü bu durumda çok fazla basınç oluşur. Uygun basınç sadece yanak ve yutma kaslarınızı kullanarak sağlanır.

    Soğuk algınlığınız, sinüs iltihabınız veya alerjiniz varsa en iyisi uçuşu ertelemektir.

    Son günlerde bir kulak müdahalesi geçirmişseniz, doktorunuzdan uçuş hakkında bilgi alınız.

    Burun Açıcı İlaçlar ve Burun Spreyleri?

    Deneyimli yolcular inişe geçmeden yaklaşık bir saat önce burun açıcı bir ilaç veya sprey kullanırlar. Bu ilaçlar kulağa giden dokuları büzerek orta kulak havalanmasına yardımcı olurlar. Aynı sebepten dolayı alerjisi olan kişiler de alerji ilaçlarını uçuş öncesi almalıdırlar.

    Burun açıcı ilaçların yüksek tansiyonu, kalp problemi, kalp ritm bozukluğu, tiroid hastalığı, aşırı sinirliliği olan kişilerce kullanılmadan önce mutlaka bir hekime danışılması gerekmektedir. Aynı şekilde hamile bayanlar da hekimlerine danışmalıdırlar.

    Kulaklarınız Açılmazsa Ne Yapılmalı?

    İnişten sonra da basınç eşitleyici hareketler yapabilir ve burun açıcı ilaçlara devam edebilirsiniz (burun açıcı spreyleri kullanmayı alışkanlık haline getirmeyiniz ve uzun süre kullanmayınız aksi takdirde daha fazla tıkanıklığa yol açabilirler). Kulaklarınız hâlâ açılmıyor ve ağrıyorsa kulak hekimine başvurmanız gerekir. Hekiminiz, kulak zarınızı çizerek orta kulağınızdaki basıncı veya sıvıyı boşaltmaya ihtiyaç duyabilir.

  5. #45
    D/üşüyorum ~
    SiyaH - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Kulak zarını yamamak veya yeniden yapmak için birçok doku kullanılabilmektedir. Bu dokular, "kulak kanalının derisi, kulak üzerindeki kası kaplayan zar, kıkırdak" gibidir. Hasar görmüş bir kulak kemikçiği, yeniden yerleştirilebileceği gibi, yapma bir kemik de kullanılabilir. Bazen erimiş bir kulak kemikçiği yerine, kıkırdak da kullanılabilir.

    Kulak Zarı Tamiri (Miringoplasti): Çoğu orta kulak iltihabı kendi kendine iyileşir, bazıları da geride delik bir kulak zarı bırakır.

    Kulak zarı tamiri orta kulağı korur ve bazen işitmenin de düzelmesini sağlar. Bu operasyon orta kulak kemikçiklerinde bir hasar olmadığı ve iltihabın kurumuş olduğu kişilerde yapılabilir. Operasyon, dış kulak yolundan veya kulak kepçesinin arkasından yapılır. Yukarıda belirtilen dokular, kulak zarı oluşturmak veya yama yapmak için kullanılır. Kişi, yedi ile on gün içerisinde işine dönebilir. Tam iyileşme, yaklaşık altı hafta içerisinde olur ve ancak bu sırada operasyonun işitmeyi nasıl etkilediği anlaşılır

  6. #46
    D/üşüyorum ~
    SiyaH - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Orta Kulak Tamiri (Timpanoplasti): Orta kulak iltihabı, kulak zarıyla beraber orta kulak kemikçiklerinde de hasar meydana getirebilir. Timpanoplasti, hem kulak zarının hem de bu kemikçik zincirinin tamirine verilen isimdir. Bu operasyon, kulak zarının onarılmasını ve çoğu zaman işitmenin de daha iyi olmasını sağlar.

    Operasyon, kulak kepçesi arkasından veya dış kulak yolundan yapılır. Orta kulak kemikçik zinciri, kemikçiklere yeniden şekil verilerek veya diğer dokularla onarılır, aynı zamanda zar tamiri de yapılır.

    Bazı kişilerde, hem kemikçik zinciri hem de zarı aynı anda tamir etmek mümkün olmaz. Bu durumda önce kulak zarı onarılır, dört ay veya daha uzun bir süre sonra da kemikçik tamiri yapılır.

    Operasyon, genel anestezi altında gerçekleştirilir. Kişi, operasyondan sonra yedi ile on gün içerisinde işine dönebilir. İyileşme, yaklaşık altı haftada tam olur. İşitmedeki iyileşme birkaç ay hissedilmeyebilir.

    Kulak Arkası Kemik (Mastoidektomi) ve Orta Kulak Tamiri (Timpanoplasti): İltihap, bazı kişilerde, dış kulak yolundaki dokunun delik kulak zarından içeri girerek orta kulak ve kulak arkası kemiklerin içine yayılmasına sebep olur. Bu gerçekleşirse, deri ile kaplı, "kolesteatom" denilen bir kist oluşur. Bu kist, yıllar boyunca giderek genişler ve çevre kemik dokuları tahrip eder. "Kolesteatom" mevcutsa, kulak akıntısı daha sürekli ve sık, kokulu bir hâl alır. Birçok hastada, sürekli olan akıntının sebebi, kulağı çevreleyen kemik dokunun kronik iltihabıdır.

  7. #47
    D/üşüyorum ~
    SiyaH - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    "Kolesteatom" veya kemik dokuda bir iltihap oluşmuşsa, bu hastalığın artık ilaçla tedavisi çok nadirdir. Damla veya ağızdan alınan anitibiyotikler, sadece geçici bir süre için iyileşme sağlarlar. Tedavi kesildikten sonra, tekrarlama sıktır.

    "Kolesteatom" veya kronik kulak iltihabı, rahatsızlık veren akıntı ve işitme kaybı dışında bir şikayet yaratmadan, yıllarca öylece kalabilir. Fakat, lokal ilerleme ve basınç yaparak etrafındaki dokuya yayılması daha sıktır. Böyle olursa, hasta, sıklıkla kulakta dolgunluk ve künt bir ağrı hisseder. Sersemlik veya yüzde zayıflık gelişebilir. Bu şikayetlerden herhangi biri gelişirse, hasta, mutlaka cerrahi tedaviye alınmalıdır. Cerrahi, iltihabın ortadan kaldırılması ve gelişebilecek ciddi komplikasyonların önlenmesi için gerekli olabilir.

    "Kolesteatom", kulak kemiğinde önemli derecede hasar meydana getirmişse, cerrahi olarak bunu temizlemek zor olabilir. Operasyon, kulak arkasından bir kesi ile yapılır. Esas gaye, iltihabı ortadan kaldırmak ve kuru, emin bir kulak elde etmektir.

    Kolesteatomlu hastaların yaklaşık üçte birinde, tek operasyonda hem iltihabı ortadan kaldırıp hem de işitmeyi onarmak mümkün değildir. İlk operasyonda iltihap ortadan kaldırılıp, kulak zarı tamiri gerçekleştirilebilir. Hasta, genellikle iki hafta sonra işine dönebilir.

    İkinci operasyon, işitmeyi onarmak için, altı ile yirmidört ay sonra yapılabilir.

    Orta Kulak Tamiri (Timpanoplasti) ve Kulak Arkası Kemik (Mastoidektomi) Operasyonu Tekrarı: Bu operasyonun amacı, radikal kulak operasyonu sonucu oluşan boşluğun akıntısından kurtulmak, boşluğu doldurmak ve işitmeyi iyileştirmektir.

    Operasyon, kulak arkasından gerçekleştirilir. Kulak arkasındaki yağ veya kas, mastoid boşluğunu doldurmak için kullanılabilir. Mümkün olursa, kulak kemikçikleri, yapay kemikçikler veya kıkırdak, işitme mekanizmasını onarmak için kullanılabilir, fakat işitmede iyileşmeyi sağlamak için genellikle başka bir operasyon gerekir.

    Operasyon, genel anestezi altında gerçekleştirilir. Hasta, operasyondan iki hafta sonra işine dönebilir. İşitmedeki iyileşme birkaç ay hissedilemeyebilir.

    Radikal Mastoid Operasyonu: Bu operasyonun amacı, işitmeyi dikkate almadan, kulak iltihabının ortadan kaldırılmasıdır. Operasyon, çok inatçı kulak iltihabı olan hastalarda yapılır. Başlangıçta, orta kulak tamiri için uygun görülen hastalarda, nadiren de olsa radikal kulak operasyonu gerekli olabilir. Bu karar, operasyon esnasında verilmelidir. Kulak arkasından alınan bir kas nakli de, iyileşmenin daha düzgün olması için gerekli olabilir. Operasyon, genel anestezi altında gerçekleştirilir Hasta, genellikle iki hafta sonra işine dönebilir.

    Mastoid Obliterasyon (Doldurma) Operasyonu: Bu operasyonun amacı, mastoid içerisindeki iltihabın kurutulması ve daha önce oluşturulmuş olan boşluğun doldurulmasıdır. İşitmedeki iyileşme dikkate alınmaz.

    Operasyon, kulak arkasından bir kesi ile gerçekleştirilir. Mastoid boşluğu doldurmak için, kulak arkasından alınan kas veya yağ kullanılır. Operasyon, genel anestezi altında gerçekleştirilir. Hasta, işine iki hafta sonra dönebilir.

    Sizin Kulağınızdaki Bulgular:

    Kulağınızdaki bulgular muayene ve tetkiklerden sonra hekiminiz tarafından size açıklanacaktır.

    Bunun sonucu nasıl bir operasyon gerektiğine birlikte karar verilecektir.

    Genel Yorumlar: Şayet cerrahi başarısız olursa, işitme çoğunlukla operasyondan önceki seviyesinde kalır. Opere edilen hastaların yüzde üçünde, işitmenin daha da azalma ihtimali vardır. Operasyonu tâkiben, nadiren, bir süre, kulak akıntısı, başta uğultu, tat bozukluğu veya sersemlik hâli olabilir. Hastaların yüzde birinden daha azında, yüzde zayıflık gelişebilir. Bu çoğunlukla geçici bir komplikasyondur.

    Şayet şu an operasyon yapılmazsa, yıllık kontrollerinizi yaptırmanız, özellikle kulak akıntısında hemen muayeneye gelmeniz önerilir. Şayet kulak içerisinde veya etrafında künt bir ağrı, akıntıda artma veya sersemlik hâli gelişirse, hemen doktorunuza başvurmalısınız.



    Kolesteatom:Ciddi Bir Kulak Sorunu

    *"Kolesteatom" nedir?

    *Neden kulakta oluşur?

    *Nasıl oluşur?

    *Ne kadar tehlikelidir?

    *Onunla ilgili ne zaman bir şey yapmak gerekir?

    *Şayet hiç bir şey yapılmazsa ne olabilir?

    *Her zaman bu problemi yaşayacak mıyım?

    *Ortadan kaldırılabilir veya tedavi edilebilir mi?

    "Kolesteatom" nedir?

    Kulak zarının gerisindeki orta kulakta, bulunmaması gereken cilt büyümesidir. Kulak zarı cildinin tekrarlayan iltihaplardan dolayı içeri doğru büyümesiyle başlar. Kolesteatomlar kist veya kese oluştururlar, cilt derisi bunların içerisinde kıvrılarak kartopu gibi genişler. Zaman içerisinde kolesteatomlar büyüyerek etraftaki çok nazik kemikçiklere zarar verebilirler. Devam eden büyümeden dolayı nadir de olsa, işitme kaybı, sersemlik ve yüz kaslarında felç gelişebilir.

    Nasıl Oluşur?

    Çoğunlukla geniz ile orta kulak arasında uzanan "östaki borusu"nun görevini tam yapmamasından ve sık tekrarlayan iltihalardan dolayı oluşur. Östaki borusu orta kulağın havalanmasını sağlar. Bu boru alerji, soğuk algınlığı, sinüzit gibi sebeplerden dolayı tam olarak çalışamazsa orta kulakta vakum (negatif basın&#231 oluşur. Bu negatif basınç zaten iltihaplardan dolayı incelmiş olan kulak zarını içeri doğru çeker. Genellikle, oluşan bu kese içerisine kolesteatom başlar. Kolesteatomun nadir ailesel olan bir formu daha vardır ki bu orta kulakta olabileceği gibi diğer kafa kemiklerinde de görülebilir. Mamafih kulak iltihapları ile beraber olan kolesteatom en sık görülen tiptir.

    Ne Tür Rahatsızlıklar Verir?

    Başlangıçta kulak, bazen pis kokulu olmak suretiyle akar. Kolesteatoma genişledikçe işitme kaybı ile birlikte kulakta dolgunluk veya basınç hissi oluşabilir (özellikle gece kulak içi veya arkasında olan ağrı oldukça rahatsızlık verebilir). Sersemlik hâli ve hastalığın olduğu kulakla aynı taraftaki yüzde kas güçsüzlüğü olabilir. Bu şikayetlerin her biri tıbbi yardım aramak için iyi sebeplerdir.

    Tehlikeli Midir?

    Kulak kosteatomları tehlikeli olabilir ve hiçbir zaman ihmal edilmemelidir. Kemik erimesi, beyin ve iç kulak gibi etraftaki dokulara iltihabın yayılmasına sebep olabilir. Tedavi edilmezse, sağırlık, beyin apsesi, menenjit ve nadiren ölüm olabilir.

    Ne Tür Tedavi Uygulanabilir?

    Kulak, burun, boğaz ve baş-boyun cerrahının incelemesi ile kolesteatom ortaya konabilir. İlk tedavi kulağın iyice temizlenmesi, antibiyotikler ve kulak damlalarıdır. Bunda amaç iltihabın önüne geçilerek akıntının kesilmesidir. Kolesteatomun büyüklüğü ve özellikleri de bu arada değerlendirilmelidir.

    Büyük ve diğer zararlara yol açmış kolesteatomlar hastanın önemli risklere maruz kalmaması için genellikle operasyona ihtiyaç gösterirler. İşitme ve denge testleri, kulağın röntgenleri gerekli olabilir. Bu testler, işitmenin derecesini ve kolesteatomun ne kadar hasar yarattığını tespit etmek için yapılır.

    Operasyon çoğu vak'ada genel anestezi altında yapılır. Esas amaç, kolesteatomun çıkartılması ve kuru, iltihapsız bir kulak oluşturulmasıdır.

    İşitmenin korunması veya iyileştirilmesi ikinci amaçtır. İlerlemiş hasarlarda işitme düzeltilemeyebilir. Sersemlik veya yüz kaslarında zayıflık durumlarının tedavisi nadiren gerekir. Kulağın yeniden inşa edilmesi bir operasyonla mümkün olmayabilir bundan dolayı ilk operasyondan 6 ile 12 ay sonra ikinci bir operasyon gerekebilir. Bu ikinci operasyon işitmenin düzeltilmesi ve kolesteatomun tekrar araştırılması, kalmışsa temizlenmesi amacını taşır.

    Hastahaneye başvuru genellikle operasyon günü yapılır ve operasyon erken saatlerde yapılmışsa normal şartlarda hasta aynı gün taburcu olabilir. Bazı hastaların gecelemesi gerekebilir. Ağır iltihabın olduğu vak'alarda hastahanede daha uzun kalınması ve serum, antibiyotik tedavisi gerekebilir. İşe dönüş yaklaşık bir, iki hafta sürer.

    Bazen kolesteatom yeniden oluşabilir, operasyon sonrası takipler özellikle kolesteatomun kontrolü açısından çok önemlidir. Kulakta açık bir saha bırakılan operasyonlarda her birkaç ayda bir bu boşluğun temizlenmesi gerekir. Bazı hastalarda ömür boyu kulak takibi gerekir.

  8. #48
    D/üşüyorum ~
    SiyaH - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Kolesteatom" önemli fakat tedavisi mümkün, muayene ile ortaya konan bir durumdur. Sebat eden kulak ağrısı, kulak akıntısı, kulakta basınç hissi, işitme kaybı, sersemlik veya yüz kaslarında zayıflama olduğunda kulak, burun, boğaz ve baş-boyun cerrahı tarafından muayene edilmeniz gerekir.

    Başta Uğultu / Kulak Çınlaması

    Başta uğultu veya kulak çınlaması, sık karşılaşılan, rahatsız edici bir durumdur. Aralıklı veya sürekli; hafif bir uğultudan, şiddetli tiz bir sese kadar değişik şekillerde olabilir. Diğer insanlar tarafından duyulabilen ve duyulamayan tipleri vardır. İşitme kaybı ile birlikte olabilir veya olmayabilir.

    Çınlama, her zaman, bir "şikayet" olarak değerlendirilmelidir, "hastalık" adı değildir; aynen, bacak veya koldaki bir ağrı gibi. Nasıl ki ağrı, bir hastalık değil, hastalığın belirtisi ise, çınlama da, bir hastalığın belirtisidir. Tek başına bir hastalık kabul edilmez. İşitme sinirinin görevi, sesi taşımak olduğu için, sinir, herhangi bir yerinden uyarılırsa, kişi başta gürültü hisseder. Ağrı, sinir lifleri gibidir, kolumuza çimdik atınca bu sinir o yerden uyarıldığı için ağrı hissi uyandırır.

    Ağrının birçok sebebi olabileceği gibi, çınlamanın da sayısız sebebi vardır.

    İşitme Mekanizması: Çınlamanın nasıl oluştuğunu kavramak için, işitme mekanizmasının bilinmesi lâzımdır. Bu mekanizma, beş ana bölümden oluşur: dış kulak, orta kulak, iç kulak, sinir yolları ve beyin.

    Dış Kulak: Kulak kepçesi ve dış kulak kanalından meydana gelir. Bu yapılar sesi toplar ve kulak zarına iletir.

    Orta Kulak: Zar ile iç kulak arasında bulunur. Zar ve üç kulak kemikçiğini (örs, çekiç, üzengi) içerir. Kulak zarındaki titreşimler, orta kulak boşluğunda bulunan bu üç kemikçik vasıtasıyla iç kulağa iletilirler. İç kulak sıvısında dalgalanmalar meydana getirirler.

    Orta kulakta da, aynen burunda olduğu gibi salgı bezleri, damarlar bulunur. Östaki borusu adı verilen bir boru ile genizle bağlantılıdır. Bu boru, orta kulaktaki hava basıncının atmosfer basıncına eşitlenmesini sağlar ve yüksek yerlerde, esnerken, hissettiğimiz o kulak dolgunluğunun oluşmasına yol açar.

    İç Kulak: İç kulak, içi sıvı ve ince sinir uçlarıyla dolu bir kemik kapsülden meydana gelmiştir. Çok ince bir zar ile kaplanmış ve mikroskopik damarlar ile kanlanmaktadır. Bu kemik kapsül içerisindeki sıvı, kemikçikler tarafından harekete geçirilir, böylece sinir uçları uyarılır.

    Sinir Yolları: İç kulakta ateşlenen sinirler, uyarıyı beyine taşırlar. Sinir, ince bir kemik kanal içerisindedir. Aynı kanalda, denge siniri ve yüz kaslarını hareket ettiren yüz siniri de bulunur. Sinirler, bütün kemik kanal içerisinde, çok ufak kan damarları ile beslenirler.

    Beyin: İşitme siniri yolları, beyine girdikten sonra en karışık telefon ağlarından çok daha fazla sayıda yola ayrılırlar. Sinir uyarıları, daha sonra tanındıkları ve değerlendirildikleri beyin bölgesine taşınırlar.

    Dış Kulak Çınlaması: Dış kulak kanalı, akıntı, yabancı cisim, şişme dolayısıyla kapanabilir; bunlar, zarda basınç yaratarak çınlama oluşturabilirler. Kulak kanalındaki veya zardaki damarlar genişleyerek veya daralarak, nabız şeklinde çınlama meydana getiren işitme siniri uyarılarına yol açabilirler.

    Orta Kulak Çınlaması: Orta kulağın fonksiyonlarında oluşan herhangi bir bozukluk, "başta uğultu" hissi yaratabilir. Orta kulağı döşeyen doku, alerji, enfeksiyon, darbe, damarsal bozukluklar sebebiyle şişer. Alerji, iltihap veya östaki borusunun tıkanıklığından dolayı orta kulak boşluğunda biriken sıvı, iç kulak ve sinir yollarına dolaylı etki ederek rahatsızlık yaratır. Biriken sıvı, buradan emilirken nedbe dokusu oluşturabilir.

    Nedbe dokusu, sinir uçlarını uyararak kulak çınlamasına yol açabilir. Aynı zamanda orta kulakta bulunan damar dokularını da büzerek nabız tarzında kulak çınlamasına neden olabilir.

    İltihaplar, darbeler, romatizma ve kireçlenme, kemikçik zincirin hareketini kısıtlayarak, iç kulağın uyarılmasını bozarlar.

    Yüksek seviyelerde, herkes, kulağında dolgunluk hissi algılar. Bu his, östaki borusunun geçici tıkanmasından dolayı olur. Östaki borusunun geniz tarafında bulunan ucunun, iltihap, alerji, gibi sebeplerle tıkanması sonucu da aynı his oluşur. Orta kulakta oluşan bu basınç düzensizliği, iç kulağa ters bir uyaran olarak yansıyabilir.

    İç Kulak Çınlaması: İç kulak sıvısının basıncını etkileyen olaylar da, çınlamaya yol açabilir. "Alerji, dolaşım bozuklukları, iltihap" gibi durumlar, hem basınç değişikliğine hem de sıvının etrafındaki zarlarda değişikliğe sebep olurlar.

    Sinir Yolları Çınlaması: Sinir yolları, işitme mekanizmasının en hassas yapılarıdır. Bu dokulardaki çok az bir şişme veya bozukluk, hemen uyarıcı etki yapar ve işitmeyi etkiler. Lokal iltihaplar, alerjik şişlik, sistemik hastalıkların toksik etkisi, çok şiddetli patlama sesleri, hassas kişilerde uzun süre yüksek sese maruz kalmak, bazı ilaçlar ve damarsal yapılardaki bozukluklar, sinir yollarına etki ederler.

  9. #49
    D/üşüyorum ~
    SiyaH - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    İşitme siniri, iç kulak ile beyin arasında çok dar bir kemik kanaldan geçer" demiştik. Bu sebeple, sinirde oluşabilecek en ufak bir şişlik, baskı yaratır. Aynı kanaldan yüz siniri ve denge siniri de geçtiği için, denge bozuklukları ve yüz kaslarında da bozukluklar görülebilir.

    İşitme yolu üzerinde bulunan damarlardan herhangi birinin yırtılması veya spazmı, dolaşım bozukluğuna yol açar. Bu yüzden işitme kaybının eşlik ettiği veya etmediği, ani bir çınlama olabilir. Şayet kan pıhtısı küçük ise, bir hasar bırakmadan iyileşebilir. Olay, basınçtan dolayı gerçekleştiği için, sadece bir tarafta olur, aynı tarafta olması yine aynı veya karşı tarafta tekrarlayacak anlamına gelmez.

    Beyin Çınlaması: Sinir yollarının, beyine girdiği, içinde ilerlediği ve belli merkezlerde toplandığını anlatmıştık. Buralardan herhangi birinde şişlik, dolaşım bozukluğu gelişirse, başta uğultu hissedilebilir. Çoğunlukla tek tarafta hissedilirler ve hekimin, hastalığın yerini tayin etmesine yardımcı olacak diğer hastalık belirtileri de eşlik ederler.

    İşitme Bozukluğu: Çınlama, işitme bozukluğu ile beraber olabilir veya olmayabilir. Çınlamanın sebeplerini düşündüğünüzde, işitmenin de aynı anda niçin bozulabileceğini anlamanız kolaylaşır. Çınlama ile işitme azlığı aynı anda varsa, bu, hastalığın daha ciddi veya iyileşmesinin daha zor olduğu anlamına gelmez. Çınlaması olan birçok kimse, ileride sağır olacağından korkar. Bu, gereksiz bir korkudur. İşitme bozukluğu olanların çoğunda çınlama yoktur.

    Tedavi: Şayet muayene ve tetkikler sonucu bir hastalık teşhis edlirse ona yönelik tedavi uygulanır. Sebep bulunamayan kişilerde aşağıdaki öneriler fayda sağlar:

    1-Gerginlik ve endişeden uzak olmak için elinizden gelen çabayı harcayın, çünkü stres, hâlen uyarılmış olan sinirleri daha çok etkiler.

    2-Kendinizi yormayın ve mutlaka dinlenmeye vakit ayırın.

    3-Sinir uyarıcılardan uzak durulmalıdır. Fazla miktarda çay, kahve ve sigaradan kaçınılmalıdır.

    4-Mümkün olduğu kadar çabuk, baştaki uğultunun can sıkıcı bir şikayet olduğu gerçeğini öğrenin ve onu tamamen gözardı etmeye çalışın.

    5-Çınlamanız, sağırlığa, aklınızı kaybetmenize veya ölümünüze yol açmayacaktır, bundan dolayı hemen bu korkutucu düşünceleri bırakın.

    6-Çınlama, çoğunlukla kişi emekli olduğu ve etrafı sessizleştiği zaman daha fazla farkedilir. Odada ses çıkartan bir saat veya otomatik olarak bir süre sonra kapanan radyo bulunması, çınlamayı bastırarak, uyumanıza yardımcı olabilir.

    7-Birkaç yastıkta başınız yukarıda yatarsanız, kandaki göllenme daha az olacağı için çınlamanızda azalma olabilir.

    8-Sakinleştirici ilaçlar, geçici bir süre kullanılmak şartıyla rahatlama sağlayabilirler.

    Sonuç: İşitme, insan vücudunun en hassas ve uyarılması kolay bir mekanizmasıdır. Sinir sistemi ile direkt olarak ilişkili olduğu için, gerginlik, endişe gibi duygularla sıkı bağlantılıdır.

    Çınlama veya baştaki uğultunun başarılı tedavi edilebilmesi için, hastanın, bu rahatsızlığın mekanizmasını tam olarak anlaması gerekir.

    Sersemlik Hâli ve Baş Dönmesi

    Sersemlik Hâli Nedir? Bazı kişiler, denge sorunlarını, "kendilerini sersem hissetme, ayakta duramama, terelelli" gibi kelimelerle ifade ederler. Dönme veya ivmelenme hissi olmadan, kendini dengesiz, güvensiz hissetme, bazen iç kulak probleminden kaynaklanır.

    Baş Dönmesi Nedir? Kişiler, kendilerinin veya çevrelerinin döndüğünü söylerler. Baş dönmesi, sıklıkla bir iç kulak probleminden kaynaklanır.

    Denge Anatomisi: Baş dönmesi ve sersemlik hissi, denge sistemleri ile ilgilidir. Bu sistemle kişi, vücudunun hangi yönde olduğunun, nereye dönük olduğunun, ne tarafa doğru hareket ettiğinin veya döndüğünün bilincinde olur.

    Denge hissiniz aşağıdaki sistemlerin karışık bir ilişkisi sonucu gerçekleşir:

    1-İç kulaklar (labirent), hareketin yönünü belirler; dönme, ön-arka, yan-yan, yukarı aşağı gibi.

    2-Gözler, vücudun boşlukta nerede olduğunu (ayakta, ters dönmüş gibi) ve hareketin yönünü görür.

    3-Doku alıcıları, eklem ve omurga gibi organlarda bulunur, vücudun hangi bölgesinin yere değdiğini algılar.

    4-Kas ve eklem his alıcıları, vücudun hangi kısımlarının hareket ettiğini algılar.

    5-Merkezi sinir sistemi (beyin ve omurilik), diğer dört sistemden gelen bütün bulguları değerlendirerek, aradaki ilişkiyi sağlar.

    Merkezi sinir sistemi, bu dört sistemden karışık veriler aldığı zaman, kişi, sersemlik veya baş dönmesi hisseder.

    Fırtına esnasında uçakta bulunduğunuzu ve uçağınızın hava boşluğuna girdiğini farzedin. Siz, sadece uçağın içini gördüğünüz için, uçak dışındaki bu fırtınayı göremezsiniz. Bu durum, beyin algılarınızın karışmasına yol açar ve sizde "uçak tutması" görülebilir.

    Aynı şekilde yolda giden bir arabanın arka koltuğunda oturduğunuzu ve kitap okuduğunuzu farzedin. İç kulağınız ve his algılayıcılarınız bunu algıladığı halde gözleriniz sadece kitabı görmekte olduğundan, sizde de "araba tutması" görülebilir.

    Gerçek bir hastalık örneğini verelim. Bir kafa travması veya kulak iltihabından dolayı, tek taraflı iç kulağınızın etkilendiğini farzedin. Etkilenen iç kulak, diğer kulak gibi mesajları sağlıklı olarak beyine iletemez. Bu durumda beyninizin, deyim yerindeyse "aklı karışır" ve baş dönmesi, bulantı hissedebilirsiniz.

  10. #50
    D/üşüyorum ~
    SiyaH - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Hangi Tıbbi Rahatsızlıklar Başta Sersemlik Hissi Yaratır?

    1-Kan Dolaşımı: Dolaşım bozuklukları, sersemlik yaratan rahatsızlıkların başında gelir. Beyninize yeteri derecede kan gelmezse kendinizi sersem gibi hissedersiniz. Hemen hemen herkes, otururken veya yatarken ani şekilde ayağa kalktığında bunu hissetmiştir. Fakat bazı kimseler, sürekli olan rahatsızlıklarının yol açtığı dolaşım bozukluğuna sahiptirler. Yüksek kan basıncı, şeker hastalığı veya yüksek kan kolesterol düzeyi olan kişilerde, damar sertliği sık olarak görülür. Kalp yetmezliği veya kan düşüklüğü olan kişilerde de bazen görülebilir.

    Nikotin, kafein gibi bazı uyarıcılar ve ilaçlar, beyin kan akımını azaltır. Diyetteki aşırı tuz da dolaşım azlığına yol açar. Psikolojik stres, gerginlik ve endişe gibi durumlar da, damarlarda spazm yaratarak, dolaşım bozukluğuna yol açar.

    Şayet iç kulak beslenmesinde bir problem olursa, daha belirgin olan "baş dönmesi" hissi ortaya çıkar. İç kulak, dolaşım bozukluklarına karşı çok hassastır ve beyinde olan dolaşım bozukluklarından da direkt olarak etkilenir.

    2-Travma: İç kulağı etkileyen kafatası kırığı, belirgin ve dayanılması zor baş dönmesi ile işitme kaybı oluşturur. Sersemlik haftalar sürer; zamanla sağlam taraf, iç kulak görevlerinin hepsini üstlenirken şikayetler hafifler.

    3-İltihap: Basit nezle ve gribe yol açan virüsler, iç kulağı ve beyine giden sinirleri etkileyebilir. Bu, baş dönmesine yol açar, fakat işitme çoğunlukla normal kalır. Mamafih, orta kulak iltihabına yol açan bakteri, iç kulağı tutarsa, hem ileri derecede işitme kaybına hem de baş dönmesine yol açar. Sersemlik hissinin şiddeti ve süresi, kafatası kırıklarında olduğu gibidir.

    4-Alerji: Alerjik oldukları yiyecek veya toz, mantar, çiçek poleni gibi maddelerle karşılaşan bazı kişilerde, sersemlik hâli veya baş dönmesi olabilir.

    5-Nörolojik Hastalıklar: Multipl skleroz, frengi, tümör gibi sinirleri etkileyen hastalıklar, denge bozukluklarına yol açabilirler. Nadir görülmelerine rağmen, doktorunuz, sizi muayene ederken bunları da düşünür.

    Sersemlik Hissi İçin Hekim Ne Yapabilir? Hekim, sizin sersemlik hissinden ne kasdettiğinizi, ne kadar zamandır olduğunu, size ne gibi bir problem yarattığını, ne kadar sürdüğünü, bulantı veya kusma ile birlikte olup olmadığını soracaktır. Bu hissi başlatan ortamlar sorulabilir. Genel sağlığınız, kullandığınız ilaçlar, kafa travmaları, son zamanlarda geçirdiğiniz iltihaplar ve kulağınız ile sinir sisteminiz hakkındaki diğer sorular size sorulacaktır.

    Hekiminiz, kulak, burun ve boğazınızı muayene edecek, sinir ve denge fonksiyonları ile ilgili testler yapacaktır. Bazı vak'alarda, hekiminiz, kafa filmleri, bilgisayarlı, manyetik rezonanslı filmler, kulağa sıcak ve soğuk havanın verildiği denge testleri isteyebilir. Yine gerek görülen vak'alarda, kan testleri ve kalp muayenesi yapılabilir.

    Bütün hastalar, bu testlerin hepsine ihtiyaç göstermez. Kişinin bulgularına göre, buna hekim karar verir. Aynı şekilde hekiminizin tedavisi, teşhis edilen hastalığa dayanacaktır.

    Sersemlik Hissini Nasıl Azaltabilirsiniz?

    1-Yatarken birden ayağa kalkmak gibi ani hareketlerden kaçının.

    2-Aşırı baş hareketlerinden kaçının.

    3-Nikotin (sigara, püro...), kafein ve tuz gibi, kan dolaşımını engelleyen maddelerden kaçının veya azaltın. Alkol kullanmayın.

    4-Sersemlik hissinizi başlatan, stres, gerginlik gibi durumlardan ve alerjik olduğunuz maddelerden mümkün olduğunca uzak durun.

    5-Sersemlik hâliniz varken, araba veya makine kullanmak, merdiven tırmanmak gibi tehlikeli olabilecek işlerden kaçının.

    Yapılabilecek Egzersizler:

    Yatakta uygulanabilecek egzersizler:

    Göz hareketleri: Başlangıçta yavaş yavaş başlanmalı, sonra hız arttırılmalıdır. *Gözlerinizi, yukarı ve aşağı hareket ettiriniz. *Gözlerinizi, bir yandan, öteki yana hareket ettiriniz. *Gözünüzün karşısında tuttuğunuz parmağınızı yüzünüze yaklaştırıp uzaklaştırırken (30-90cm arasında), gözlerinizi bu parmak ucunda odaklaştırınız.

    Baş Hareketleri: Başlangıçta yavaş yavaş ve gözler açık olarak başlanmalı, daha sonra hız giderek arttırılmalı ve en son olarak da gözler kapalıyken yapılmalıdır. *Başınızı öne ve arkaya eğiniz. *Başınızı bir yandan öteki yana çeviriniz.

    Oturur durumda uygulanabilecek egzersizler:

    *Omuzlarınızı silkeleyiniz ve omuz başlarınıza daireler çizdiriniz. *Yere doğru eğilerek yerdeki bir cismi yakalamaya çalışınız.

    Ayakta dururken yapılabilecek egzersizler:

    *Gözler açık ve kapalıyken, oturup kalkınız. *Göz hizasında ufak bir topu elden ele atarak yakalamaya çalışınız. *Diz hizasında ufak bir topu elden ele atarak yakalamaya çalışınız. *Yere çömelip, doğrulunuz. Daha sonra, kendi çevrenizde tam bir tur atınız.

    Hareket halindeyken yapılabilecek egzersizler:

    *Önce gözler açıkken, daha sonra kapalıyken oda içinde dolaşınız. *Önce gözler açıkken, daha sonra kapalıyken bir yokuş inip, çıkınız. *Önce gözler açıkken, daha sonra kapalıyken bir merdivene inip, çıkınız. *Eğilme ve gerilere hedef alma hareketlerini içeren basketbol veya bowling gibi herhangi bir oyunu oynayınız.

    Baş Dönmesine Yol Açan En Sık Kulak Hastalıkları

    Meniere's Hastalığı

    İç kulakta bulunan sıvının dengelenmesi, ayarlanması ile ilgili bir problemdir. Hastalığın gerçek sebebi bilinmemektedir.

    İç kulak, işitme ve denge ile ilgilidir ve içi sıvı dolu bir kapsülden oluşmuştur. Meniere's hastalığında, bu sıvının basıncı artar. Artan basınç, kulak çınlamasına, kulakta tıkanıklık hissine, işitmede azalmaya ve baş dönmesi hissine yol açar.

    Hastalık, baş dönmesi, işitmede dalgalanmalar ve kulak çınlaması ile karakterizedir. Bulantı, kusma, denge kaybı, terleme ve ishal eşlik edebilir.

    Ataklar, çoğunlukla ani başlangıçlıdır ve süreleri, 20 dakika ile 24 saat arasında değişebilir. Birçok vak'ada, ataklar, arka arkaya gelir. Haftalar süren, sık tekrarlayan ataklar olur ve yine haftalar, aylar süren normale dönüş görülür. İşitme kaybı, işitme sinirinde oluşan hasardan dolayıdır. Hastalığın ilk evrelerinde, işitme kaybı, ataklar esnasında görülür, daha sonra normale döner. Hastalık ilerledikçe, işitme sinirinin düzelme kabiliyeti azalır ve sürekli işitme kayıpları oluşur.

    Nadiren, işitme kaybı, kulak basıncı veya çınlama olmadan, sadece aralıklı olarak baş dönmesi görülebilir. Aynı şekilde, baş dönmesi olmadan, aralıklı olarak işitme kaybı, kulak basıncı, çınlama olabilir.

    Meniere's hastalığı, genellikle tek kulakta görülür ama iki kulak da tutulmuş olabilir.

    İlaç tedavisi: İlaç tedavisinin amacı, iç kulaktaki sıvı basıncını azaltmaya yöneliktir. Bu, az tuzlu yiyerek ve idrar söktürücü ilaçlar kullanarak sağlanır.

    Tuz, suyun vücutta kalmasına sebep olur, bu yüzden, tuz kısıtlaması yapılır. İdrar söktürücüler de aynı amaçla kullanılırlar. Bu tedavi, hastalığı kontrol altına almak amacıyla aylar, hatta yıllar boyu kullanılabilir.

    Denge sistemini baskılayıcı ilaçlar da tedaviye eklenebilir. Temelde bu ilaçlar beyinin, kulaktan gelen anormal uyarıları dikkate almamasını sağlarlar.

    Cerrahi tedavi: Cerrahi tedavi, ilaç tedavisinin başarılı olmadığı ve şiddetli baş dönmesinin bulunduğu durumlarda yapılır. İşitmeyi korumak için bütün gayret sarfedilir; bu yüzden operasyonun tipi, kulaktaki işitmenin ne kadar kaybolduğuna bağlıdır. Operasyondan sonra, işitmenin azalması mümkün olmasına rağmen, genellikle aynı kalır. Çınlama daha iyi olabilir veya aynı kalabilir.

    Operasyonun tipine bağlı olarak, baş dönmesinin mükemmel tedavisi mümkündür. Baş dönmesi atakları yarım ile bir sene kadar sersemlik şeklinde ortaya çıkabilir, daha sonra beyin ve diğer kulak görevi üstlenince, bu durum da geçer.

Benzer Konular

  1. Boğaz Ağrısı
    By SiyaH in forum Sağlık ve Yaşam
    Cevaplar: 0
    Bölüm Listesi: 04-07-2007, 10:47 PM

Beğenilen Sayfayı İşaretleyin

Beğenilen Sayfayı İşaretleyin

Yetkileriniz

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • Eklenti Ekleyemezsiniz
  • You may not edit your posts
  •  
[Gizlilik Politikası]-[UslanmaM Kuralları]-[UslanmaM İletişim/Contact]