1 den 10´e kadar. Toplam 10 Sayfa bulundu

Konu: Engelliler Hakkında Herşey

  1. #1

    Standart Engelliler Hakkında Herşey



    Engellilere 6 yeni eğitim merkezi

    İstanbul’da engelli vatandaşlara eğitim ve beceri kazandırmayı hedefleyen hizmet veren 6 yeni merkez hizmete girdi.
    İSTANBUL - İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından avcılar, Gaziosmanpaşa, Sarıyer, Silivri, Tuzla ve Ümraniye’de açılan merkezler her yaştan zihinsel ve bedensel engelli vatandaşa eğitim ve beceri kazandırmayı hedefliyor. Engelli vatandaşların ücretsiz faydalanacağı merkezlerde, spordan el sanatlarına, müzikten bahçıvanlığa kadar çeşitli dallarda eğitim verilecek.

    İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın açılışını yaptığı yeni merkezlerle birlikte İstanbul’da engellilere hizmet veren birim sayısı 18’e ulaştı.

  2. #2

    Standart

    Engelliler Ve Bazi Kanun Ve Kanun Hükmünde Değişiklik Yapilmasi


    MADDE 1.- Bu Kanunun amacı; özürlülüğün önlenmesi, özürlülerin sağlık, eğitim, rehabilitasyon, istihdam, bakım ve sosyal güvenliğine ilişkin sorunlarının çözümü ile her bakımdan gelişmelerini ve önlerindeki engelleri kaldırmayı sağlayacak tedbirleri alarak topluma katılımlarını sağlamak ve bu hizmetlerin koordinasyonu için gerekli düzenlemeleri yapmaktır.

    Kapsam

    MADDE 2.- Bu Kanun özürlüleri, ailelerini, özürlülere yönelik hizmet veren kurum ve kuruluşlar ile diğer ilgilileri kapsar.

    Tanımlar

    MADDE 3.- Bu Kanunun uygulanmasında;

    a) Özürlü: Doğuştan veya sonradan herhangi bir nedenle bedensel, zihinsel, ruhsal, duyusal ve sosyal yeteneklerini çeşitli derecelerde kaybetmesi nedeniyle toplumsal yaşama uyum sağlama ve günlük gereksinimlerini karşılama güçlükleri olan ve korunma, bakım, rehabilitasyon, danışmanlık ve destek hizmetlerine ihtiyaç duyan kişiyi,

    b) Özürlülük ölçütü: Uluslararası temel ölçütler esas alınarak hazırlanan ve gerek duyuldukça revize edilen ölçütleri,

    c) Hafif özürlü: Özürlülük ölçütüne göre, hafif özürlü olarak tanımlanan kişiyi,

    d) Ağır özürlü: Özürlülük ölçütüne göre, ağır özürlü olarak tanımlanan kişiyi,

    e) Bakıma muhtaç özürlü: Özürlülük sınıflandırmasına göre resmi sağlık kurulu raporu ile ağır özürlü olduğu belgelendirilenlerden, günlük hayatın alışılmış, tekrar eden gereklerini önemli ölçüde yerine getirememesi nedeniyle hayatını başkasının yardımı ve bakımı olmadan devam ettiremeyecek derecede düşkün olan kişileri,

    f) Korumalı işyeri: Normal işgücü piyasasına kazandırılmaları güç olan özürlüler için meslekî rehabilitasyon ve istihdam oluşturmak amacıyla Devlet tarafından teknik ve malî yönden desteklendiği ve çalışma ortamının özel olarak düzenlendiği işyerini,

    g) Korumalı işyeri statüsü: Çalışanlarının yönetmelikle belirlenen oranını özürlülerin oluşturduğu veya özürlülere yönelik çalışmaları ile korumalı işyerine sağlanan teknik ve malî destek sağlanma şartlarını taşımayı,

    h) Rehabilitasyon: Doğuştan veya sonradan herhangi bir nedenle oluşan özrü ortadan kaldırmak veya özürlülüğün etkilerini mümkün olan en az düzeye indirmek, özürlüye yeniden fiziksel, zihinsel, psikolojik, ruhsal, sosyal, meslekî ve ekonomik yararlılık alanlarında başarabileceği en üst düzeyde yetenekler kazandırarak; evinde, işinde ve sosyal yaşamında kendine ve topluma yeterli olabilmesi ve özürlünün toplum ile bütünleşmesi, ayrımcılığa karşı tüm tedbirlerin alınması amacıyla verilen koruyucu, tıbbî, meslekî, eğitsel, rekreasyonal ve psiko-sosyal hizmetler bütününü,

    i) Sınıflandırma: Önemli bir sağlık öğesi olarak insan vücudunun fonksiyonu ve yetersizliğinin tanımı konusunda ortak ve standart bir dil ve çerçeve geliştirme çalışmasını,

    İfade eder.

    Genel esaslar

    MADDE 4.- Bu Kanun kapsamında bulunan hizmetlerin yerine getirilmesinde aşağıdaki esaslara uyulur:

    a) Devlet, insan onur ve haysiyetinin dokunulmazlığı temelinde, özürlülerin ve özürlülüğün her tür istismarına karşı sosyal politikalar geliştirir. Özürlüler aleyhine ayrımcılık yapılamaz; ayrımcılıkla mücadele özürlülere yönelik politikaların temel esasıdır.

    b) Özürlülere yönelik olarak alınacak kararlarda ve verilecek hizmetlerde özürlülerin, ailelerinin ve gönüllü kuruluşların katılımı sağlanır.

    c) Özürlülere yönelik hizmetlerin sunumunda aile bütünlüğünün korunması esastır.

    d) Kurum ve kuruluşlarca özürlülere yönelik mevzuat düzenlemelerinde Özürlüler İdaresi Başkanlığının görüşünün alınması zorunludur.

    İKİNCİ BÖLÜM

    Sınıflandırma, Bakım, Rehabilitasyon, İstihdam, Eğitim,

    İş ve Meslek Analizi

    Sınıflandırma

    MADDE 5.- Özürlülerle ilgili derecelendirmeler, sınıflandırmalar, tanılamalar uluslararası özürlülük sınıflandırması temel alınarak hazırlanan özürlülük ölçütüne göre yapılır. Özürlülük ölçütünün tespiti ve uygulama esasları, Maliye Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı ile Özürlüler İdaresi Başkanlığınca müştereken çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

    Bakım

    MADDE 6.- Özürlü kişilerin yaşamlarını öncelikle bulundukları ortamda sağlık, huzur ve güven içinde sürdürmesi, toplum içinde kendi kendilerini idare edebilecek ve üretken hâle gelebilecek şekilde bakım ve rehabilitasyonlarının yapılması, bunlardan ihtiyacı olanların geçici veya sürekli bakım altına alınması veya bunlara evde bakım hizmeti sunulması esastır.

    Ruhsatlandırma

    MADDE 7.- Özürlülere yönelik bakım hizmetlerini, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğünden ruhsat alan gerçek ve tüzel kişiler ile kamu kurum ve kuruluşları verebilir.

    Hizmet sunumu

    MADDE 8.- Bakım hizmetlerinin sunumunda kişinin biyolojik, fiziksel, psikolojik ve sosyal ihtiyaçları da dikkate alınır. Bakım hizmetlerinin standardizasyonu, geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması için Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü koordinasyonunda çalışmalar yürütülür.

    Bakım hizmetleri ile bakımın nitelikli temini sağlanır.

    Bakım çeşitleri

    MADDE 9.- Bakım hizmetleri, evde bakım veya kurum bakımı modelleriyle sunulabilir. Öncelikle kişinin sosyal ve fiziksel çevresinden ayrılmaksızın hizmetin sunulması esas alınır.

    Rehabilitasyon

    MADDE 10.- Rehabilitasyon hizmetleri toplumsal hayata katılım ve eşitlik temelinde özürlülerin bireysel ve toplumsal ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik olarak verilir. Rehabilitasyon kararının alınması, plânlanması, yürütülmesi, sonlandırılması dâhil her aşamasında özürlü ve ailesinin aktif ve etkili katılımı esastır.

    Rehabilitasyonun her alanında ihtiyaç duyulan personelin yetiştirilmesine yönelik eğitim programları geliştirilir ve bu personelin istihdamı için gerekli önlemler alınır.

    Erken tanı ve koruyucu hizmetler

    MADDE 11.- Yeni doğan, erken çocukluk ve çocukluğun her dönemi fiziksel, işitsel, duyusal, sosyal, ruhsal ve zihinsel gelişimlerinin izlenmesi, genetik geçişli ve özürlülüğe neden olabilecek hastalıkların erken teşhis edilmesinin sağlanması, özürlülüğün önlenmesi, var olan özrün şiddetinin olabilecek en düşük seviyeye çekilmesi ve ilerlemesinin durdurulmasına ilişkin çalışmalar Sağlık Bakanlığınca planlanır ve yürütülür.

    İş ve meslek analizi

    MADDE 12.- Özür türlerini dikkate alan iş ve meslek analizleri, Özürlüler İdaresi Başkanlığının koordinatörlüğünde Millî Eğitim Bakanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından yapılır. Bu analizlerin ışığında, özürlülerin durumlarına uygun meslekî rehabilitasyon ve eğitim programları, anılan kurumlarca geliştirilir.

    Meslekî rehabilitasyon

    MADDE 13.- Özürlülerin yeteneklerine göre mesleğini seçme ve bu alanda eğitim alma hakkı kısıtlanamaz.

    Özürlülerin yetenekleri doğrultusunda yapabilecekleri bir işte eğitilmesi, meslek kazandırılması, verimli kılınarak ekonomik ve sosyal refahının sağlanması amacıyla meslekî rehabilitasyon hizmetlerinden yararlanmasının sağlanması esastır.

    Gerçek veya tüzel kişilerce açılacak olan özel meslekî rehabilitasyon merkezleri, yetenek geliştirme merkezleri ve korumalı işyerlerinin değişik tipleri ile özel işyerlerinde bireylerin bireysel gelişimleri ve yeteneklerine uygun iş veya becerilerini geliştirici tedbirler alınır. Bu alandaki hizmetler ihtiyaçlara göre iş ve meslek analizi yapılarak hizmet satın alınması suretiyle temin edilebilir. Buna ilişkin usûl ve esaslar, Milli Eğitim Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve Özürlüler İdaresi Başkanlığınca müştereken çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

    Sosyal ve mesleki rehabilitasyon hizmetleri belediyeler tarafından da verilir. Belediyeler bu hizmetlerin sunumu sırasında gerekli gördüğü hallerde, halk eğitim ve çıraklık eğitim merkezleri ile işbirliği yapar. Özürlünün rehabilitasyon talebinin karşılanamaması halinde özürlü, hizmeti en yakın merkezden alır ve ilgili belediye her yıl bütçe talimatında belirlenen miktarı hizmetin satın alındığı merkeze öder.

    İstihdam

    MADDE 14.- İşe alımda; iş seçiminden, başvuru formları, seçim süreci, teknik değerlendirme, önerilen çalışma süreleri ve şartlarına kadar olan safhaların hiçbirinde özürlülerin aleyhine ayrımcı uygulamalarda bulunulamaz.

    Çalışan özürlülerin aleyhinde sonuç doğuracak şekilde, özrüyle ilgili olarak diğer kişilerden farklı muamelede bulunulamaz.

    Çalışan veya iş başvurusunda bulunan özürlülerin karşılaşabileceği engel ve güçlükleri azaltmaya veya ortadan kaldırmaya yönelik istihdam süreçlerindeki önlemlerin alınması ve işyerinde fiziksel düzenlemelerin bu konuda görev, yetki ve sorumluluğu bulunan kurum ve kuruluşlar ile işyerleri tarafından yapılması zorunludur. Özürlülük durumları sebebiyle işgücü piyasasına kazandırılmaları güç olan özürlülerin istihdamı, öncelikle korumalı işyerleri aracılığıyla sağlanır.

    Korumalı işyerleriyle ilgili usûl ve esaslar Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Özürlüler İdaresi Başkanlığınca müştereken çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

    Eğitim ve öğretim

    MADDE 15.- Hiçbir gerekçeyle özürlülerin eğitim alması engellenemez. Özürlü çocuklara, gençlere ve yetişkinlere, özel durumları ve farklılıkları dikkate alınarak, bütünleştirilmiş ortamlarda ve özürlü olmayanlarla eşit eğitim imkânı sağlanır.

    Özürlü üniversite öğrencilerinin öğrenim hayatlarını kolaylaştırabilmek için Yükseköğretim Kurulu bünyesinde araç-gereç temini, özel ders materyallerinin hazırlanması, özürlülere uygun eğitim, araştırma ve barındırma ortamlarının hazırlanmasının temini gibi konularda çalışma yapmak üzere Özürlüler Danışma ve Koordinasyon Merkezi kurulur.

    Özürlüler Danışma ve Koordinasyon Merkezinin çalışma usûl ve esasları, Sağlık Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı ve Yükseköğretim Kurumu ile Özürlüler İdaresi Başkanlığınca müştereken hazırlanan yönetmelikle belirlenir.

    İşitme özürlülerin eğitim ve iletişimlerinin sağlanması amacıyla Türk Dil Kurumu Başkanlığı tarafından Türk işaret dili sistemi oluşturulur. Bu sistemin oluşturulmasına ve uygulanmasına yönelik çalışmaların esas ve usûlleri Türk Dil Kurumu Başkanlığı koordinatörlüğünde, Milli Eğitim Bakanlığı, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü ve Özürlüler İdaresi Başkanlığınca müştereken çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

    Özürlülerin, her türlü eğitim ve kültürel ihtiyaçlarını karşılamak üzere kabartma, sesli, elektronik kitap; alt yazılı film ve benzeri materyal üretilmesini teminen gerekli işlemler, Millî Eğitim Bakanlığı ve Kültür ve Turizm Bakanlığınca müştereken yürütülür.

    Eğitsel değerlendirme

    MADDE 16.- Özürlülerin eğitsel değerlendirme ve tanılaması il milli eğitim müdürlükleri rehberlik araştırma merkezlerinde uzman kişilerden oluşan ve özürlü ailesinin yer aldığı özel eğitim değerlendirme kurulu tarafından yapılır ve eğitim plânlaması geliştirilir. Bu plânlama her yıl yeniden değerlendirilerek gelişmeler doğrultusunda gözden geçirilir.

    Çıraklık eğitimi almak isteyen özürlülerin ilgi, istek, yetenek ve becerileri doğrultusunda ve sağlık kurulu raporunu da dikkate almak suretiyle hangi meslek dalında eğitim alacaklarına kurul karar verir.

    Kurulun teşkili ve çalışma usûl ve esasları Milli Eğitim Bakanlığı ile Özürlüler İdaresi Başkanlığınca müştereken çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

    ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

    Değiştirilen Hükümler

    MADDE 17.- 8.6.1965 tarihli ve 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununun 1 inci maddesinde yer alan "öğrenci etüd eğitim merkezleri," ibaresinden sonra gelmek üzere "özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri," ibaresi eklenmiştir.

    MADDE 18 .- 625 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

    GEÇİCİ MADDE 2.- 24.5.1983 tarihli ve 2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu hükümleri gereği izin almış olan özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri 31.12.2007 tarihine kadar Millî Eğitim Bakanlığınca belirlenen şartlara uygun olarak açılış izinlerini yenilerler.

    MADDE 19.- 23.6.1965 tarihli ve 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununun 42 nci maddesinin birinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

    Özürlülerin yaşamı için zorunluluk göstermesi hâlinde, proje tadili kat maliklerinin en geç üç ay içerisinde yapacağı toplantıda görüşülerek sayı ve arsa payı çoğunluğu ile karara bağlanır. Toplantının bu süre içerisinde yapılamaması veya tadilat talebinin çoğunlukla kabul edilmemesi durumunda; ilgili kat malikinin talebi üzerine bina güvenliğinin tehlikeye sokulmadığını bildirir komisyon raporuna istinaden ilgili mercilerden alınacak tasdikli proje

    değişikliği veya krokiye göre inşaat, onarım ve tesis yapılır. İlgili merciler, tasdikli proje değişikliği veya kroki taleplerini en geç altı ay içinde sonuçlandırır. Komisyonun teşkili, çalışma usûlü ile özürlünün kullanımından sonraki süreç ile ilgili usûl ve esaslar Bayındırlık ve İskan Bakanlığı ile Özürlüler İdaresi Başkanlığı tarafından müştereken hazırlanacak yönetmelikle belirlenir.

    MADDE 20.- 14.7.1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 53 üncü maddesinin başlığı ve birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

    Özürlülerin Devlet memurluğuna alınmaları:

    Mevzuata uygun olmak kaydıyla; özürlülerin mesleklerine uygun münhal kadrolara atanması, mesleklerini icra veya infaza yardımcı araç ve gerecin kurumlarınca temin edilmesi esastır. Özürlülerin Devlet memurluğuna alınma şartları ile hangi işlerde çalıştırılacakları, mesleklerini icra ve infazda hangi yardımcı araç ve gereçlerin kurumlarınca temin edileceği, zihinsel özürlülerin hangi görevlere atanmasında asgari eğitim şartından istisna edileceği hususları Maliye Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Özürlüler İdaresi Başkanlığı ve Devlet Personel Başkanlığınca müştereken hazırlanacak yönetmelikle düzenlenir.

    MADDE 21.- 657 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

    EK MADDE 39.- Devlet memurlarının, hayatını başkasının yardım veya bakımı olmadan devam ettiremeyecek derecede özürlü olduğu sağlık kurulu raporu ile tespit edilen eşi, çocukları ile kardeşlerinin, memuriyet mahalli dışında resmî veya özel eğitim ve öğretim kuruluşlarında eğitim ve öğretim yapacaklarının özel eğitim değerlendirme kurulu tarafından belgelendirilmesi hâlinde, ilgilinin talebi üzerine eğitim ve öğretim kuruluşlarının bulunduğu il veya ilçe sınırları dahilinde kurumunda bulunan durumuna uygun boş bir kadroya ataması yapılır.

    MADDE 22.- 29.7.1970 tarihli ve 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanununun 8 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "gazilerin," ibaresinden sonra gelmek üzere "özürlülerin," ibaresi eklenmiştir.

    MADDE 23.- 18.1.1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanununun 73 üncü maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

    İlgilinin işitme, konuşma veya görme özürlü olması:

    Madde 73.- Noter, ilgilinin işitme, konuşma veya görme özürlü olduğunu anlarsa, işlemler özürlünün isteğine bağlı olmak üzere iki tanık huzurunda yapılır. İlgilinin işitme veya konuşma özürlü olması ve yazı ile anlaşma imkânının da bulunmaması hâlinde, iki tanık ve yeminli tercüman bulundurulur.

    MADDE 24.- 1512 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

    Bir noterlik işleminde imza atılmış veya imza yerine geçen el işareti yapılmış olmasına rağmen, ilgilisi ister veya adına işlem yapılan ve imza atabilen görme özürlüler hariç olmak üzere noter, işlemin niteliği, imzayı atan veya el işaretini yapan şahsın durumu ve kimliği bakımından gerekli görürse, yukarıdaki fıkradaki usûl dairesinde ilgili, tanık, tercüman veya bilirkişinin parmağı da bastırılır. Mühür kullanılması hâlinde parmağın da bastırılması zorunludur.

    MADDE 25.- 1.7.1976 tarihli ve 2022 sayılı 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanunun 1 inci maddesinin ikinci ve dördüncü fıkraları yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

    EK MADDE 1.- 65 yaşını doldurmamış olmakla birlikte;

    a) Başkasının yardımı olmaksızın hayatını devam ettiremeyecek şekilde özürlü olduklarını tam teşekküllü hastanelerden alacakları sağlık kurulu raporu ile kanıtlayan, 18 yaşını dolduran ve kanunen bakmakla mükellef kimsesi bulunmayan özürlülerden; her ne ad altında olursa olsun her türlü gelirleri toplamının aylık ortalamasına göre bu Kanunun 1 inci maddesinde belirtilen gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutardan daha az geliri olanlara, bu Kanunun 1 inci maddesine göre belirlenecek aylık tutarının % 300'ü tutarında,

    b) 18 yaşını dolduran, kanunen bakmakla mükellef kimsesi olmayan ve herhangi bir işe yerleştirilememiş olan özürlülerden; her ne ad altında olursa olsun her türlü gelirleri toplamının aylık ortalamasına göre bu Kanunun 1 inci maddesinde belirtilen gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutardan daha az geliri olanlara, bu Kanunun 1 inci maddesine göre belirlenecek aylık tutarının % 200'ü tutarında,

    c) Her ne ad altında olursa olsun her türlü gelirleri toplamının aylık ortalamasına göre bu Kanunun 1 inci maddesinde belirtilen gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutardan daha az geliri olduğu halde, kanunen bakmakla yükümlü olduğu 18 yaşını tamamlamamış özürlü yakını bulunanlara, bakım ilişkisi fiilen gerçekleşmek kaydıyla bu Kanunun 1 inci maddesine göre belirlenecek aylık tutarının % 200'ü tutarında,

    Aylık bağlanır.

    65 yaşın doldurulmasından önce bu madde hükümlerine göre bağlanmış olan aylıkların aynı şekilde ödenmesine devam olunur. Bu Kanunun 1 inci maddesine göre aylık bağlananlardan başkasının yardımı olmaksızın hayatını devam ettiremeyecek kadar özürlü olduklarını tam teşekküllü hastaneden alacakları sağlık kurulu raporu ile kanıtlayanlara da birinci fıkranın (a) bendine göre aylık bağlanır. Aylık bağlanmasına esas özürlülük oranı değişenlerin aylıkları durumlarına göre yeniden tespit olunur. Özürlülük oranı, bu Kanuna göre aylık bağlanması gereken oranın altına düşenler ile birinci fıkrada belirtilen aylık ortama gelir tutarından fazla gelir elde etmeye başlayanların aylıkları kesilir.

    Aylık hakkından yararlanan 18 yaşından küçük özürlülerin yalnızca kendileri bu Kanunun 7 nci maddesinde belirtilen tedavi hakkından yararlanır. Ancak, bu madde hükümlerine göre aylık alanlardan herhangi bir sosyal güvenlik kurumunun tedavi yardımı kapsamında bulunanlara tedavi yardımı yapılmaz.

    Bu Kanunun 2, 3, 4, 5, 6, 7 ve 8 inci maddeleri birinci fıkra hükümlerine göre aylık ödenecekler hakkında da uygulanır.

    Herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan malûl olmaları sebebiyle yetim olarak aylık veya gelir almakta olan çocuklardan bu kurumlardan aldıkları aylık veya gelir toplamı tutarları bu madde gereğince durumlarına göre ödenebilecek tutardan daha az olanlara; aradaki fark ilgili sosyal güvenlik kurumu tarafından (birden fazla sosyal güvenlik kurumundan aylık veya gelir alanlar için yalnızca tercih edecekleri bir sosyal güvenlik kurumu tarafından) ödenir ve bu şekilde ödenen tutarlar Hazineden tahsil edilir.

    MADDE 26.- 24.5.1983 tarihli ve 2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanununun 3 üncü maddesinin (c) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki (d) bendi eklenerek bentler teselsül ettirilmiş ve mevcut (e) bendine (11) numaralı alt bent eklenmiştir.

    d) "Bakıma Muhtaç Özürlü"; özürlülük sınıflandırmasına göre resmî sağlık kurulu raporu ile ağır özürlü olduğu belgelendirilenlerden, günlük hayatın alışılmış, tekrar eden gereklerini önemli ölçüde yerine getirememesi nedeniyle hayatını başkasının yardımı ve bakımı olmadan devam ettiremeyecek derecede düşkün olan kişiyi,

    11- "Çocuk evleri"; 0-18 yaşlar arasındaki korunmaya muhtaç çocukların kaldığı ev birimlerini,

    MADDE 27.- 2828 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (a) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve (e) bendi yürürlükten kaldırılmıştır.

    a) Bu Kanun kapsamına giren sosyal hizmetlere ilişkin faaliyetler, Devletin denetim ve gözetiminde, sivil toplum kuruluşları ile halkın gönüllü katkı ve katılımı da sağlanarak bir bütünlük içinde yürütülür. Sunulacak bakım ve diğer hizmetlerin kapsamı ve bu hizmetleri verecek olan gerçek ve tüzel kişilerin izin, çalışma usûl ve esasları ve diğer hususlar Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından çıkarılacak bir yönetmelikle düzenlenir.

    MADDE 28.- 2828 sayılı Kanunun 9 uncu maddesinin (g) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

    g) Kuruma bağlı olanlar dışında kurulacak sosyal hizmet kuruluşlarının, özel eğitim ve rehabilitasyon hizmeti verenler hariç olmak üzere açılış iznine, her türlü standartlarına ve işleyişlerine ilişkin esasları, varsa ücret tarifelerini tespit etmek, onaylamak, denetimini yapmak ve bu esaslara uymayanların faaliyetlerini durdurmak.

    MADDE 29.- 2828 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

    Kurumun merkez teşkilatı bir Genel Müdür, beş Genel Müdür Yardımcısı ile aşağıdaki esas birimlerden oluşur:

    a) Hukuk Müşavirliği.

    b) Teftiş Kurulu Başkanlığı.

    c) Strateji Geliştirme Dairesi Başkanlığı.

    d) İnsan Kaynakları Dairesi Başkanlığı.

    e) Çocuk Hizmetleri Dairesi Başkanlığı.

    f) Yaşlı Bakım Hizmetleri Dairesi Başkanlığı.

    g) Özürlü Bakım Hizmetleri Dairesi Başkanlığı.

    h) Sosyal Yardım Hizmetleri Dairesi Başkanlığı.

    i) Gençlik Hizmetleri Dairesi Başkanlığı.

    j) Destek Hizmetleri Dairesi Başkanlığı.

    k) Sosyal Hizmetler Eğitim Merkezi Başkanlığı.

    l) Yapı İşleri Dairesi Başkanlığı.

    m) Döner Sermaye Merkez Müdürlüğü.

    n) Aile-Kadın ve Toplum Hizmetleri Dairesi Başkanlığı.

    o) Özel Kalem Müdürlüğü.

    p) Savunma Uzmanlığı.

    MADDE 30.- 2828 sayılı Kanuna aşağıdaki ek maddeler eklenmiştir.

    EK MADDE 7.- Sosyal güvenlik kurumlarına tâbi olmayan, bakıma muhtaç özürlülerden ailesini kaybetmiş olanlar ile ailesi ekonomik veya sosyal yoksunluk içerisinde bulunanlara bakım hizmetinin resmî veya özel bakım kurumlarında ya da ikametlerinde verilmesi sağlanır.

    Bakıma muhtaç özürlülere sunulacak bakım hizmetlerinin kapsamı ve bu hizmetleri verecek olan gerçek ve tüzel kişilerin izin, çalışma usûl ve esasları, denetlenmeleri ile ücretlendirme ve ödemeleri Kurumun koordinatörlüğünde, Maliye Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve Özürlüler İdaresi Başkanlığınca müştereken çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

    Bakıma muhtaç özürlülere sunulacak bakım hizmetinin karşılığı olarak her ay için kişi başına belirlenecek tutar, iki aylık net asgari ücretten fazla olamaz.

    Bakıma muhtaç özürlülerin, Kurumca bakılanlar dışındakilerin bakım ücreti bu amaçla Kurum bütçesine konulacak ödenekten karşılanır.

    EK MADDE 8.- İşitme ve konuşma özürlülerine gerek görüldüğü hâllerde tercümanlık yapmak üzere illerde işaret dili bilen personel görevlendirilir. Personelin işaret lisanı öğrenmeleri için gerekli kursların düzenlenmesi sağlanır. Bu personelin görev ve yetkileri, çalışma koşulları ile ilgili usûl ve esaslar Özürlüler İdaresi Başkanlığı ve Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğünün müştereken hazırlayacakları yönetmelikle belirlenir.

    MADDE 31.- 13.10.1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 61 inci maddesinin birinci fıkrasına (n) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bent ve ikinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.

    o) Özürlülerin araçları için ayrılmış park yerlerinde,

    (o) bendinin ihlâli hâlinde para cezası iki kat artırılır.

    MADDE 32.- 25.10.1984 tarihli ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 17 nci maddesinin (4) numaralı fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.

    s) Özürlülerin eğitimleri, meslekleri, günlük yaşamları için özel olarak üretilmiş her türlü araç-gereç ve özel bilgisayar programları.

    MADDE 33.- 21.5.1986 tarihli ve 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 2 nci maddesine (n) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki (o) bendi eklenmiş ve mevcut (o) bendi (p) bendi olarak teselsül ettirilmiştir.

    o) Özürlü bireylerin spor yapabilmelerini sağlamak ve yaygınlaştırmak üzere; spor tesislerinin özürlülerin kullanımına da uygun olmasını sağlamak, spor eğitim programları ve destekleyici teknolojiler geliştirmek, gerekli malzemeyi sağlamak, konu ile ilgili bilgilendirme ve bilinçlendirme çalışmaları ile yayınlar yapmak, spor adamları yetiştirmek, özürlü bireylerin spor yapabilmesi konusunda ilgili diğer kuruluşlarla işbirliği yapmak,

    MADDE 34.- 7.5.1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun 3 üncü maddesine aşağıdaki bent eklenmiştir.

    m) Rehabilite edici tıbbi hizmetlerde kullanılan yardımcı araç ve gereçleri üretmek amacıyla, kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişiler tarafından kurulacak kuruluşların açılış iznini vermeye Sağlık Bakanlığı yetkilidir. Bu kurum ve kuruluşların açılış izninin verilmesine, üretim ve personel standardına, işleyiş ve denetimi ile daha önce açılmış olan kurum ve kuruluşların durumlarına ilişkin esaslar Sağlık Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

    MADDE 35.- 30.4.1992 tarihli ve 3797 sayılı Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

    EK MADDE 3.- Görme, ortopedik, işitme, dil-konuşma, ses bozukluğu, zihinsel ve ruhsal özürlü çocuklardan özel eğitim değerlendirme kurulları tarafından, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerine devam etmeleri uygun görülenlerin eğitim giderlerinin, her yıl bütçe uygulama talimatında belirlenen miktarı Milli Eğitim Bakanlığı bütçesine konulacak ödenekten karşılanır.

    MADDE 36.- 28.12.1993 tarihli ve 3960 sayılı Kalıtsal Hastalıklarla Mücadele Kanununun 1 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

    Madde 1.- Devlet, kalıtsal kan hastalıklarından thalessemia ve orak hücreli anemi dahil olmak üzere, bütün kalıtsal kan hastalıklarıyla ve özürlülüğe yol açan diğer kalıtsal hastalıklarla koruyucu sağlık hizmetleri kapsamında mücadele eder. Bunun için gerekli ödenek Sağlık Bakanlığı yılı bütçesine konulur.

    Kalıtsal kan hastalıklarıyla ve özürlülüğe yol açan diğer kalıtsal hastalıklarla koruyucu sağlık hizmetleri kapsamında mücadele için gerekli önlemler ve bu konuda uygulanacak usûl ve esaslar Sağlık Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

    MADDE 37.- 13.4.1994 tarihli ve 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunun 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (u) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

    u) Kadınlara, güçsüzlere, özürlülere ve çocuklara karşı şiddetin ve ayrımcılığın teşvik edilmemesi.

    MADDE 38.- 22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 348 inci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

    1) Ana ve babanın deneyimsizliği, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri sebeplerden biriyle velayet görevini gereği gibi yerine getirememesi.

    MADDE 39.- 22.5.2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununun 108 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve ikinci fıkrasının birinci cümlesi yürürlükten kaldırılmıştır.

    Bu Kanunda öngörülen idari para cezaları, 101 inci maddedeki idari para cezaları hariç, gerekçesi belirtilmek suretiyle Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bölge Müdürünce verilir. 101 inci madde kapsamındaki idari para cezaları ise, doğrudan Türkiye İş Kurumu İl Müdürü tarafından verilir.

    MADDE 40.- 10.7.2004 tarihli ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununa aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

    EK MADDE 1.- Büyükşehir belediyelerinde özürlülerle ilgili bilgilendirme, bilinçlendirme, yönlendirme, danışmanlık, sosyal ve mesleki rehabilitasyon hizmetleri vermek üzere özürlü hizmet birimleri oluşturulur. Bu birimler, faaliyetlerini özürlülere hizmet amacıyla kurulmuş vakıf, dernek ve bunların üst kuruluşlarıyla işbirliği hâlinde sürdürürler. Özürlü hizmet birimlerinin kuruluş, görev, yetki, sorumluluk ve işleyişine ilişkin usûl ve esaslar Özürlüler İdaresi Başkanlığının görüşü alınarak İçişleri Bakanlığınca hazırlanacak yönetmelikle belirlenir.

    MADDE 41.- 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 122 inci maddesinin birinci fıkrasında geçen "dil, ırk, renk, cinsiyet," ibaresinden sonra gelmek üzere "özürlülük," ibaresi eklenmiştir.

    MADDE 42.- 25.3.1997 tarihli ve 571 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesinin (h) bendine aşağıdaki paragraf eklenmiştir.

    Başkanlığın bağlı olduğu Bakanın onayı ile özürlü kimlik kartı hazırlama veya verme yetkisi, valiliklere devredilebilir. Özürlü kimlik kartı hazırlama ve verme usûl ve esasları, İçişleri Bakanlığı ve Özürlüler İdaresi Başkanlığı ile Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğünce müştereken hazırlanacak yönetmelikle belirlenir.

    MADDE 43.- 571 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 7 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

    Madde 7.- Başkanlığın ana hizmet birimleri şunlardır:

    a) Rehabilitasyon ve Eğitim Dairesi Başkanlığı.

    b) Özürlülük Araştırmaları ve İstatistik Dairesi Başkanlığı.

    c) Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Dairesi Başkanlığı.

    d) Proje ve Koordinasyon Dairesi Başkanlığı.

    MADDE 44.- 571 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 8 inci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

    Rehabilitasyon ve Eğitim Dairesi Başkanlığı

    Madde 8.- Rehabilitasyon ve Eğitim Dairesi Başkanlığının görevleri şunlardır:

    a) Özürlülerin rehabilitasyonu ve eğitimi sürecinde ilgili kurum ve kuruluşlar arasında işbirliği ve koordinasyonu sağlamak.

    b) Özürlülerin rehabilitasyonuna yönelik her türlü standardın oluşturulmasına yönelik çalışmalar yapmak.

    c) Rehabilitasyon alanında faaliyet gösteren kurum ve kuruluşlardaki yapılan çalışmaları takip etmek, sorunları ve çözüm yollarını araştırmak.

    d) Rehabilitasyon ve eğitim alanları ile ilgili (panel, sempozyum, konferans ve benzeri) etkinliklerde bulunmak.

    e) İstihdamı kısıtlayan engellerin kaldırılmasını, istihdam alanlarının genişletilmesini ve özürlülerin kendi işini kurmalarına yönelik çalışmaları takip etmek ve tekliflerde bulunmak.

    f) Özürlülerin günlük hayatlarında karşılaştıkları fiziki ve mimari engellerin kaldırılması ve bu konudaki standartların belirlenmesi için teklifler hazırlamak ve hazırlatmak.

    g) Kamuya açık sosyal, kültürel, sportif tesis ve alanlar ile kitle iletişim ve ulaşım araçlarından özürlülerin faydalanmasını sağlayıcı tedbirleri araştırmak, değerlendirmek ve teklifler hazırlamak.

    h) Özürlü çocuklara, gençlere, yetişkinlere bütünleştirilmiş ortamlarda ve her düzeyde eğitim imkânı sağlamaya yönelik çalışmaları takip etmek.

    ı) Özürlülüğün önlenmesi, erken teşhisi, özürlülerin rehabilitasyonu, eğitimi ve sosyal güvenlikleri ile ilgili konularda teklif ve projeler hazırlamak, hazırlatmak ve uygulatmak.

    i) Başkanlıkça verilen benzeri görevleri yapmak.

    MADDE 45.- 571 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 9 uncu maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

    Özürlülük Araştırmaları ve İstatistik Dairesi Başkanlığı

    Madde 9.- Özürlülük Araştırmaları ve İstatistik Dairesi Başkanlığının görevleri şunlardır:

    a) Özürlülük politikasının belirlenmesine yönelik veri oluşturmak.

    b) Özürlülük alanındaki çalışmaları takip etmek, değerlendirmek.

    c) Özürlülerle ilgili mevzuatı derlemek, incelemek ve geliştirilmesine yönelik çalışma yapmak.

    d) Özürlülere tanınan hak ve hizmetlerden yararlanma amacıyla kullanılmak üzere özürlüler kimlik kartı hazırlamak, hazırlatmak ve her türlü işlemleri takip etmek.

    e) Başkanlık birimlerinin bilgi işlem ve otomasyon ihtiyacını karşılamak ve yürütmek.

    f) Başkanlık birimlerinin iş akışlarını izleyerek etkin ve verimli iş, bilgi akışı ve iletişim düzenini sağlamak, bunlara yönelik gelişmeleri izlemek ve geliştirmek için önerilerde bulunmak.

    g) Bilgi portalını oluşturmak, yönetmek ve iletişim ağını sağlamak.

    h) Özürlüler ile ilgili veri tabanı oluşturulmasını sağlamak.

    ı) Ulusal kurum ve kuruluşlardan özürlülere yönelik istatistiksel bilgilerin bilgi işlem ortamında toplanmasını sağlamak ve değerlendirmek.

    i) Başkanın direktif ve emirlerini ilgililere duyurmak ve işlemleri takip etmek.

    j) Başkanlıkça verilen benzeri görevleri yapmak.

    MADDE 46.- 571 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 10 uncu maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

    Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Dairesi Başkanlığı

    Madde 10.- Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Dairesi Başkanlığının görevleri şunlardır:

    a) Başkanlığın uluslararası ilişkilerini düzenlemek ve yürütmek.

    b) Özürlülere yönelik oluşturulan sosyal politikaları uluslararası ve ülkeler ölçeğinde izlemek ve değerlendirmek.

    c) Uluslararası düzeyde özürlülere yönelik faaliyet gösteren kurum ve kuruluşlarla işbirliği kurmak, sürdürmek, geliştirmek, ilgili personelin bilgilendirilmesini sağlamak.

    d) Avrupa Birliği ile özürlülük alanındaki çalışmaları yürütmek.

    e) Özürlülere yönelik faaliyetlerde uluslararası kurum ve kuruluşlardaki gelişmeleri takip etmek, özürlülerin sorunlarını ve çözüm yollarını ortak araştırmak, ortaya çıkan sorunlar hakkında ortak inceleme ve araştırma yapmak, yaptırmak, bu konuda ortak proje ve teklifleri hazırlamak ve hazırlatmak.

    f) Uluslararası kurum ve kuruluşlardan özürlülere yönelik istatistiksel bilgilerin toplanmasını sağlamak.

    g) Özürlülerle ilgili uluslararası gelişmeleri takip etmek, antlaşma ve sözleşmelerin ülkemizdeki uygulamalarını izlemek ve değerlendirmek.

    h) Başkanlığın koordinatörlüğündeki uluslararası düzeyde özürlülere yönelik faaliyetler için teşkil edilen kurulların ve organizasyonların sekretarya hizmetini yürütmek.

    ı)Yabancı kaynaklı dokümanların temini, tercümesi ve ilgili birimlerin bilgilendirilmesini sağlamak.

    i) Başkanlığın iç ve dış tanıtımını ve halkla ilişkiler hizmetlerini yürütmek.

    j) Başkanlığın her türlü protokol işlerini düzenlemek ve yürütmek.

    k) Başkanlıkça verilen benzeri görevleri yapmak.

    MADDE 47.- 571 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 11 inci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

    Proje ve Koordinasyon Dairesi Başkanlığı

    Madde 11.- Proje ve Koordinasyon Dairesi Başkanlığının görevleri şunlardır:

    a) Başkanlık birimlerince önerilen projelerin hazırlanması veya hazırlatılması ile ilgili çalışma yapmak ve uygulanmasına destek sağlamak.

    b) Başkanlıkça yapılmasına karar verilen projelerin gerçekleşmesi amacıyla gerekli malî kaynakların sağlanması için ilgili birimlerle kurum ve kuruluşlarla iletişim kurmak.

    c) Projenin tamamlanmasından sonra hazırlanacak proje sonuç raporunun ilgili birimler aracılığı ile duyurulmasını sağlamak.

    d) Proje veri tabanının oluşturulmasını sağlamak.

    e) Başkanlık süreli yayınının hazırlanması ve yayınlanması için gerekli çalışmaları yapmak ve yaptırmak.

    f) Başkanlıkça görevlendirildiğinde, genel yahut özel protokole bağlı işbirlikleri geliştirmek.

    g) Başkanlığı ilgilendiren toplantı, brifing ve görüşmeleri düzenlemek, Özürlüler Yüksek Kurulu ve Özürlüler Şurasının sekretarya hizmetlerini yürütmek, önemli not ve tutanakları tutmak ve yayımlamak.

    h) Başkanlıkça verilen benzeri görevleri yapmak.

    MADDE 48.- 571 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (1) sayılı cetvelin " Ana Hizmet Birimleri" bölümü "1. Rehabilitasyon ve Eğitim Dairesi Başkanlığı, 2. Özürlülük Araştırmaları ve İstatistik Dairesi Başkanlığı, 3. Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Dairesi Başkanlığı, 4. Proje ve Koordinasyon Dairesi Başkanlığı" şeklinde değiştirilmiştir.

    MADDE 49.- a) Ekli (1) sayılı listede yer alan kadrolar iptal edilerek 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı cetvelin Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü bölümünden çıkarılmış, ekli (2) sayılı listede yer alan kadrolar ihdas edilerek adı geçen Kanun Hükmünde Kararnameye bağlı (I) sayılı cetvelin adı geçen Genel Müdürlüğe ait bölümüne eklenmiştir.

    b) Ekli (3) sayılı listede yer alan kadrolar iptal edilerek 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı cetvelin Özürlüler İdaresi Başkanlığı bölümünden çıkarılmış, ekli (4) sayılı listede yer alan kadrolar ihdas edilerek adı geçen Kanun Hükmünde Kararnameye bağlı (I) sayılı cetvelin adı geçen Başkanlığa ait bölümüne eklenmiştir.

    Yürürlükten kaldırılan hükümler

    MADDE 50.- a)17.7.1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun ek 37 nci maddesi,

    b) 29.6.1956 tarihli ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 668 inci maddesinin üçüncü fıkrası,

    c) 22.4.1926 tarihli ve 818 sayılı Borçlar Kanununun 14 üncü maddesinin son fıkrası,

    Yürürlükten kaldırılmıştır.

    GEÇİCİ MADDE 1.- Bu Kanunda öngörülen yönetmelikler Kanunun yayımı tarihinden itibaren bir yıl içerisinde yürürlüğe konulur.

    GEÇİCİ MADDE 2.- Kamu kurum ve kuruluşlarına ait mevcut resmî yapılar, mevcut tüm yol, kaldırım, yaya geçidi, açık ve yeşil alanlar, spor alanları ve benzeri sosyal ve kültürel alt yapı alanları ile gerçek ve tüzel kişiler tarafından yapılmış ve umuma açık hizmet veren her türlü yapılar bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yedi yıl içinde özürlülerin erişebilirliğine uygun duruma getirilir.

    GEÇİCİ MADDE 3.- Büyükşehir belediyeleri ve belediyeler, şehir içinde kendilerince sunulan ya da denetimlerinde olan toplu taşıma hizmetlerinin özürlülerin erişilebilirliğine uygun olması için gereken tedbirleri alır. Mevcut özel ve kamu toplu taşıma araçları, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yedi yıl içinde özürlüler için erişilebilir duruma getirilir.

    GEÇİCİ MADDE 4.- Bu Kanunla Özürlüler İdaresi Başkanlığı ile Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü teşkilat kanunlarında yapılan yeni düzenleme sebebiyle kadro ve görev unvanları değişenler veya kaldırılanlar bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde boş bulunan durumlarına uygun kadrolara atanırlar. Bunlar yeni bir kadroya atanıncaya kadar her türlü malî haklarını eski kadrolarına göre almaya devam ederler. Söz konusu personelin atandıkları yeni kadroların aylık, ek gösterge, her türlü zam ve tazminatları ile diğer malî hakları toplamının net tutarı, eski kadrosunda en son ayda almakta oldukları aylık, ek gösterge, her türlü zam ve tazminatları ile diğer malî hakları toplamı net tutarından az olması halinde aradaki fark giderilinceye kadar atandıkları kadroda kaldıkları sürece hiçbir vergi ve kesintiye tâbi tutulmaksızın tazminat olarak ödenir. Kadro ve görev unvanı değişmeyenler ise aynı kadro ve görev unvanlarına atanmış sayılırlar.

    Yürürlük

    MADDE 51.- Bu Kanunun 35 inci maddesi ile 50 nci maddesinin (a) bendi 1.6.2006 tarihinde, diğer maddeleri yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

    Yürütme

    MADDE 52.- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

    (1) SAYILI LİSTE
    İPTAL EDİLEN KADROLAR

    KURUMU : SOSYAL HİZMETLER VE ÇOCUK ESİRGEME KURUMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
    TEŞKİLAT : MERKEZ

  3. #3

    Standart

    Sakatliğin Belli Başli Nedenleri



    Sakatlarla, sakatlıklarla ilgili çeşitli sorunlar vardır. Sakatlığı doğuran nedenler, sakatların eğitimi bunların başlıcalarıdır.

    Sakatlığın Nedenleri:
    Sakatlıklar akraba evliliği, gebelik öncesi tedbirsizlik, aşıların zamanında yapılmaması, kazalar gibi nedenlerden kaynaklanmaktadır..



    a) Akraba evliliği:
    Doğuştan sakatlıkların önemli bir bölümü akra*ba evliliklerinden ortaya çıkar. Yakın akrabaların teyze, hala, amca, dayı çocuklarının evliliği sonunda çok sayıda kör, sağır, dilsiz ve geri zekalı çocuk doğmaktadır.
    Ankara ilinde yapılan bir araştırma sonucunda 100 sakat çocuktan 30'unun yakın akraba evliliğinden doğan çocuklar olduğu görülmüştür.

    b) Gebelik öncesi tedbirsizlikler:
    Bebek bekleyen annelerin sık sık röntgen filmi çektirmesi, doktora gitmeden ilaç alması çok sık sigara ve alkollü içki içmesi doğan çocuğun sakat olmasına neden olur.

    c) Aşıların zamanında yapılmaması:
    Doğumdan sonraki ilk yılda verem, çocuk felci aşılarının zamanında yaptırılması gerekir. Aşılar zamanında yaptırılmazsa türlü sakatlıklar ortaya çıkar. Trahom, çocuk felci, romatizma, kalp ve damar hastalıklarının koruyucu, iyileştirici ilaç ve aşıları vardır. Bu aşı ve ilaçların doktor denetiminde verilmesine özen gösterilmelidir.

    d) Kazalar:
    İş kazaları, tarım kazaları, trafik kazaları, yangınlar, ateşli silahlar belli başlı sakatlık nedenleridir. Trafik kurallarına uyulmama sonucu her yıl ülkemizde çok sayıda trafik kazaları oluyor. Bu kazalarda çok sayıda yurttaşımız ölüyor. Yukarda sayılan her tür kazadan korunmak, ve sakat kalmamak için dikkatli olalım. Kurallara uyalım. Uymayanları uyaralım.

    SAKATLARIN İYİLEŞTİRİLMESİ VE EĞİTİMİ

    Sakatların iyileştirilmesi: Sakatlık yapan hastalık ve kazalardan sonra hemen önlem alınmalıdır. Özellikle trafik kazalarında ilk yardım çok önemlidir. Kazalardaki ölümlerin yarıdan çoğu ilk yarım saat içinde olur. Kaza sonrası hiç zaman geçirmeden yaralıyı en yakın hastaneye ya da doktora ulaştırmalıdır. Hastanelerde Acil Yardım Servisleri vardır. Bu bölümde günün her saatinde doktor bulunur. Kazaya uğrayanlara ilk tedavileri burada yapılır.

    Sakatların Eğitimi: Sakatların eğitimi denilince daha çok özürlü (sakat) çocuklar akla gelir. Yurdumuzda; görmeyen, işitmeyen, hareket edemeyen, zihinsel, ruhsal dengesi bozuk 4.500.000 yurttaşımız var. Bu sayının 1.400.000 kadarı çocuktur. Sakat çocuklarımızdan; görmeyenler için 7, işitmeyenler için 21, ortopedik özürlüler için l okul açılmıştır. Zihinsel ve ruhsal özürlüler ise belirli okullarda özel dershanelerde öğrenim görmektedir.


    Sakatlar da yaşamlarını sürdürmek için çalışmak ve gelir sağlamak zorundadır. Çalışmak, severek çalışmak yaşamı güzelleştirir, insanı mutlu eder.

    Sakatlara acımak, onlara bakarak duygulanmak soruna çözüm getirmez. Sakatların da yapabileceği işler vardır. Sakatlara çalışabilecekleri alanlarda iş vermek gerekir. Yasalarımız her yüz işçi çalıştıran işyerinin iki sakat işçi çalıştırması zorunluluğunu getirmiştir.

    Bütün ülkelerde olduğu gibi yurdumuzda da sakatlar korunur. Örneğin ülkemizde çalışan sakatlar gelir vergisini indirimli öderler. Hareketlerini kolaylaştırmak için yurt dışından getirilen araç ve gereçlere gümrük vergisi ödemezler. Çalışan sakatlar isterlerse erken emekli olabilirler.

    Okulda, sokakta gördüğümüz sakatlarla alay etmeyelim, gülmeyelim. Hiç bir sakatlığın isteyerek olmadığını bilelim. Sakatlara yolda, geçitlerde, taşıt araçlarında yardımcı olalım. Onları üzmemeye, kırmamaya özen gösterelim.

  4. #4

    Standart

    Engellilerin çalışma hakkı


    Engellilerin Mesleki Rehabilitasyonu ve İstihdamına ait 159 sayılı Sözleşme’yi kabul eden Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 49. maddesine göre, ‘Çalışma, herkesin hakkı ve ----idir.’ Yine aynı maddenin açıklama kısmında, ‘....işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam oluşturmak ve çalışma barışını sağlamak için (devlet) gerekli tedbirleri alır’, denmektedir. Diğer taraftan, Anayasanın 61. maddesindeki ‘sosyal güvenlik bakımından özel olarak korunması gerekenler’ ifadesininin açıklama kısmında, ‘Devlet, sakatların korunmalarını ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirleri alır’ ibaresi düşülerek ‘engelliler’ in de normal insanlar gibi toplumsal, sosyal ve ekonomik haklara sahip olduğu vurgulanmaktadır.
    Yukarıda belirtilen haklar çerçevesinde, engellilerin (özellikle daha fazla desteğe ihtiyaçları olan zihinsel engellilerin) de, diğer normal insanlara tanınan çalışma haklarından optimum düzeyde faydalanmaları sağlanmalıdır. Engellilere tanınan istihdam tahsisatının içinde zihinsel engellilere de yer verilmelidir. Zira zihinsel engellileri hiçbir işletme çalıştırmak istememektedir. Bu konuda bazı işletme sahipleri, ‘Körleri çalıştırırım ancak geri zekalıları çalıştırmam’ şeklinde hitap ve edep kurallarını çiğneyerek görüşler belirtmektedirler. Bu durumun değiştirilmesi ve zihinsel engellilerin topluma uyum çalışmalarının yanısıra , toplumun zihinsel engellilere bakış tarzının değiştirilmesi faaliyetlerine de yer verilmesi gerekmektedir.
    4. GELİŞMİŞ ÜLKELERDE VE ÜLKEMİZDE ZİHİNSEL ENGELLİLER İÇİN YÜRÜTÜLEN İSTİHDAM FAALİYETLERİ
    İnsana ve insanın çalışma hakkına saygılı olan bir sosyal devlet anlayışına sahip olan ülkeler, ‘Kişinin ekonomik ve sosyal temel hak ve hürriyetlerinden faydalanmasını engelleyen sebepleri ortadan kaldırmakla görevlidir. Bu tür ülkeler, sadece normal insanlar için değil engelliler için de bir takım sosyal politika tedbirleri almakla mükelleftir. Sosyal politikanın amacı ise :
     Kapitalist ekonomi içinde oluşan sosyal guruplar (işçi-işveren) arasındaki istihdamla ilgili ilişkileri düzenleyerek ‘sosyal barışı’ sağlamak,
     Üretimi meydana getiren üretim faktörleri arasında adil bir gelir dağılımını koruyacak tedbirleri alarak toplumda ‘sosyal adaleti’ sağlamak,
     Artan üretimden o ülkede yaşayan, çalışan veya çalışamayacak durumda olan yaşlı, sakat, çocuk, hasta vb. gibi herkesin faydalanabilmesini kolaylaştıracak ‘sosyal refahı’ sağlamaktır.
    Bu yüzden, sosyal devlet anlayışına sahip olan ülkeler, normal insanların yanı sıra ‘engelli’ vatandaşlarının da istihdam haklarından faydalanmaları için ciddi anlamda tedbirler almıştır. Gerek işgücü eğitimi alanları açma konusunda, gerekse istihdam konusunda sistematik ve etkin faaliyetler sürdürmeyi prensip haline getirmişlerdir. Bu tür ülkelerden bazılarını model olarak incelemek ve ‘engelli’ vatandaşlar; bilhassa ‘zihinsel engelli’ olanlar için hazırlamış oldukları fırsatları ve imkanları belirtmekte fayda vardır.
    4.1. ABD
    ABD’de engelli vatandaşlarının istihdam edilmeleri için 1955’te, 600 kişiden oluşan ve her engelli kategorisi için alt birimleri de olan Başkanlığa bağlı bir komite oluşturulmuştur. Bu takım, işverenlere eğitim ve rehabilitasyon uzmanları, eğitimciler, işgören rehberleri, tıbbi bakım uzmanları, sosyal rehberler gibi kalifiye elemanlar temin etmekte ve bunların faaliyetlerini kontrol altında tutmaktadırlar.
    Komite, engelliler bilhassa zihinsel engelliler ile ilgili envanterler tutarak, onlarla ilgili ayrıntılı bilgiler elde edip, veri bankası oluşturmuşlar ve istihdamları konusunda işgücü eğitimi faaliyetlerini, sistematik, planlı ve tüm vilayet ve kazaları kapsayıcı bir şekilde sürdürmektedirler .
    Komite, sadece belli merkezlerde değil, 50 eyaletin tümünde telekonferanslar vermekte, hem halkın aydınlatılması ve bilinçlendirilmesinde, hem de zihinsel engellilerin sosyal adaptasyonu ve topluma kazandırılmasında düzenli ve programlı eğitim ve öğretim faaliyetleri düzenlemektedirler .
    ABD’de faaliyet gösteren ‘Psikolojik Engellilere Yapılan Ayırımcılığa Karşı Koalisyon (The Coalition Against the Discrimination with Psychiatric Disabilities-CADPPD’ adındaki kurum, zihinsel engellilere karşı olumsuz imajları, olumlu hale getirmek için oldukça fazla yankı bulan ve etkili faaliyetler sürdürmektedirler .
    Sadece Massachusetts Bölgesi’nde faaliyet gösteren ‘Zihinsel Engelliler Bölümü (Department of Mental Retardation)’, 31 bin kişiye, işe yerleştirme, ulaşım hizmetleri ve ekipmanları, rehabilitasyon ve tedavi hizmetleri gibi konularda faaliyetlerini sürdürmektedirler. Bu kurum, çalışmalarını devlet destekli sürdürmekte ve 265 şubesiyle (Massachusetts Bölgesi’nde) geniş kitlelere hitap etmektedir .
    Yukarıda bahsedilen hizmetlerin dışında çok sayıda özel ve kamu kurum ve kuruluşları, hiçbir ayırım yapmadan normal insanlara tanınan statü ve hakların engelli vatandaşlara da tanınması ve uygulanması için mücadele vermektedir.
    4.2. ALMANYA
    Almanya’da Zihinsel Engelliler için kurulan iş eğitimi merkezleri ile rehabilitasyon enstitülerinde, zihinsel engellileri çalışma hayatına entegre etmek amacıyla eğitim kursları düzenlenmektedir. Bu kursların amacı, katılımcılara ikamet ettikleri evlerine yakın yerlerde önemli iş fırsatları ve istihdam alanları sağlamaktır.
    Rehabilitasyon merkezleri, katılımcılara tıbbi tedavi ve çalışma hayatına hazırlık, oryantasyon ve motivasyon gibi psikolojik eğitim faaliyetleri sunarken, iş eğitimi merkezleri, mesleki bilgi ve becerileri edinmelerini sağlamaktadır.Katılımcılar, bilgi ve becerilerini eğitim amacıyla kurulan atölyelerde uygulamaya dökmekte ve yeterli düzeye geldikten sonra iş hayatına atılmaktadırlar. Bu eğitim esnasında, katılımcılara ayrıca davranış biçimleri, görgü kuralları gibi sosyal alışkanlıklar da kazandırılmaktadır.
    Almanya’da zihinsel engellilere yönelik diğer faaliyetleri aşağıdaki şekilde özetleyebiliriz :
     Zihinsel engellilere fiziksel, ruhsal ve sosyal istikrar kazandırma faaliyetleri,
     Motivasyon ve kendine özgüven kazandırma faaliyetleri.

  5. #5

    Standart

    engellilerle ilgili başka şeyler konuşmalıyız


    Arka plan...Geçen hafta bir annenin talebi ortalığı karıştırdı. Bu anne zihinsel engelli oğlu Umut Mert’in büyümesinin durdurulmasını istedi. İsteğine örnek olarak da ABD’de Ashley adlı 9 yaşındaki zihinsel engelli kızı gösterdi. Talep üzerine her kafadan bir ses çıktı. Hükümet ve Diyanet’ten yetkililer talebe karşı çıktı. Sonunda etik bir kurul oluşması gündeme geldi ancak tartışmalar bitmedi.

    Biz de bu olaydan yola çıkarak zihinsel engelliler ve yaşamlarına ışık tutmak istedik bu hafta. Türkiye’de engelliler konusundaki çalışmalar neler, yaşam koşullarında ilerlemeler var mı, yasa bir umut olur mu sorularının peşinden gittik ve Türkiye Zihinsel Engelliler Spor Federasyonu Başkanı Tarık Bitlis’in kapısını çaldık.

    Bitlis ile Ümraniye’deki Derin Marmara Zihinsel Engelliler Özel Eğitim Okulu’nda bir araya geldik. Okulu dolaştık, Bitlis’i yaşamını adadığı zihinsel engelliler ile birlikte fotoğrafladık...




    Türkiye’de Ashley olmaz

    Engelliler Federasyonu Başkanı Bitlis, Umut Mert’in annesine karşı çıktı, ‘Çocuğun kararı değil ki bu. Annenin sorunlarını çözmek gerek’

    dedi. Bu kararın tüm engelli çocukların ailelerinde hayal kırıklığı yaratacağını söyledi ve ekledi: ‘Bunun gündem yapılması da yanlış. Engellilerle ilgili başka şeyler konuşmalıyız. Ekimde Şanghay’da Dünya Yaz Oyunları’na gideceğiz. Orada engelli sporcular ülkemizi temsil edecek

    Zihinsel engelli Umut Mert’in annesi çocuğunun büyümesinin durdurulmasını talep etti. Destekliyor musunuz bu talebi?

    - Talebin çıkış noktası ABD’deki bir vaka. Oradaki olayla buradakini karşılaştırmak lazım. Bir de bu olayın iki yönü var: Anne ve çocuk. Burada çocuğun karara katılımı yok, onun hakkında bir kararı onu dahil etmeden veriyoruz. Kararın sadece annesi tarafından verilmesi bence yanlış.

    Ama anne çaresiz durumda olduğunun sinyalini veriyor. Ne yapmalı?

    - Yapılması gereken, annenin sorunlarını çözmek. Salt ailenin talebinden yola çıkılarak büyüme durdurulursa bugüne kadarki bütün sistemleri durdurmamız lazım. Neden biz zihinsel engellilere spor federasyonu için koşturuyoruz o zaman? Niçin okullar açıyoruz?

    ABD’de benzer bir talep kabul edildi.

    - ABD’de şartlar çok farklı. Orada idam da var, ötenazi de. İki değişik toplumdan bahsediyoruz. Şunu vurgulamak istiyorum: Sorun annenin sorunu, çocuk üzerinden tartışma yapılmamalı. Türkiye’de engellilerle ilgili tartışılacak o kadar çok şey var ki, böyle bir konuya kilitlenip kalmayı doğru bulmuyorum.

    6 BİN SPORCUMUZ VAR

    Zihinsel Engelliler Spor Federasyonu’nun çalışmaları neler?

    - Türkiye’nin bütün şehirlerinde örgütlü bir federasyonuz biz. Özerk olduk. 6000’e yakın sporcumuz var.

    Tüm zihinsel engelliler spor yapabilir mi?

    - Evet. Bedensel engeli olanlar da yapabilir. 8 yaşın üzerindeki herkes etkinliklerimizden yararlanabilir. Şu an 12 dalda çalışmamız var.

    Engellilere nasıl ulaşıyorsunuz?

    - Genelde çocukların bir araya geldiği yerler okullar ve sivil toplum örgütleri. Buralardaki beden öğretmenleriyle ilişkimiz var. Yıllık faaliyet programımızı açıklıyoruz, öğretmenler de bu programa göre başvurabiliyor. Önce temel bir eğitim veriyoruz, sonra branşlara ayırıyoruz.

    Faaliyet programınızda neler var?

    - Belli kurallar dahilinde yıl boyunca yarışmalar düzenliyoruz. Hem yurt içi hem yurtdışı yarışma ayakları var.

    Nedir yurtdışı ayağı?

    - Bizi millet olarak ilgilendirecek Dünya Yaz Oyunları var önümüzde. Ekim ayında Şanghay’da yapılacak. 166 ülkenin zihinsel engelli sporcularına yönelik dünyanın en büyük spor organizasyonu. Biz gidip orada Türkiye’yi temsil edeceğiz.

    Türkiye ne zamandır katılıyor bu yarışmalara?

    - Yaklaşık 20 senedir.

    SPONSOR ARIYORUZ

    Faaliyetlerin maddi boyutunu kim karşılıyor?

    - Gençlik ve Spor Müdürlüğü’nün verdiği bir bütçemiz var. Bunun haricinde özerk olduk, sponsor arayışlarımız devam ediyor. Milli Eğitim’e bağlı okullarda hizmet bekleyen 40 bin öğrenci daha var.

    Zihinsel engellilerin üzerinde sporun etkileri neler?

    - Toplumla iletişimlerini sağlıyor. Mesela Artvin’den bir çocuk geliyor. Muğla’da yarışmaya katılıyor. Bu çocuk belki hayatında ilk kez yolculuk yapıyor, belki ilk kez bir otele gidiyor.

    Gelelim zihinsel engellilerin temel eğitimine. Türkiye yolun neresinde?

    - Engellilerin de 8 yıl temel eğitim alması lazım. Devlet bu konuda maalesef yeterli olamıyor. Özel kuruluşlar da bazı görevleri karşılayabilir. Okulların sayıları artırılmalı. Bir de görme özürlüler, işitme özürlüler için okullar var ama birden fazla engeli olanlar için yok.

    Bakımda da eksikler var...

    - Evet. Son özürlüler yasası ile bu konuda önemli gelişmeler oldu. Ödenek çıktı, evde bakımı da devlet karşılıyor ama yaygınlaştırılması için zamana ihtiyaç var.

    ABD ve Avrupa ile kıyaslanınca Türkiye, engelli hakları ve imkanları konusunda nerede duruyor?

    - Henüz emekliyoruz. Ama bu durumdan avantaj yaratabiliriz. Dünyayı yeniden keşfetmeye gerek yok. Karşımızda hazır sistemler var. Onlar iyi incelenip bize uygun olanlar alınabilir. Böylece Batı’dan çok daha hızlı bir şekilde ilerleriz.

    Süreci hızlandırmak için yetkililere ne mesaj vermek lazım?

    - Onlara engellilerin ağzından şu cümleyi söylemek lazım: Kazanma şansı verin, yeterli!

    İstanbul’da 10 okul var

    ÜMRANİYE’deki Derin Marmara Özel Eğitim Okulu, 2005’ten beri zihinsel engellilere hizmet veriyor. Kurumun Koşuyolu’nda rehabilitasyon merkezi var. Ümraniye’de 250, Koşuyolu’nda 60 öğrenci mevcut. İstanbul’da zihinsel engellilere yönelik okulların sayısı 10’u geçmiyor. Milli Eğitim bireysel ve grup çalışmalarının masraflarını karşılıyor ancak temel eğitimi karşılamıyor. Derin Marmara bünyesinde bir de “Özel Eğitime Destek Derneği”ni barındırıyor. Bu dernekte engellilerin ailelerine yönelik çalışmalar yapılıyor, psikolojik destek sağlanıyor.

    Eşref Bitlis’in oğlu

    TARIK BİTLİS 1956’da Elazığ’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon eğitimi aldı. 1984’ten beri engelliler üzerine çalışıyor. Engellilere yönelik sosyal hizmetler çalışmalarını, sokak çocuklarını, yurtiçi ve yurtdışı özürlülerle ilgili spor çalışmalarını takip ediyor. İki dönemdir engellilerin spor federasyonu başkanlığını yürütüyor. Tarık Bitlis, 1993’te uçağının infilak etmesi sonucu ölen eski Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis’in oğlu.
    alıntı

  6. #6

    Standart

    Medya engellilere ne kadar ilgi gösteriyor?



    Yeterli eğitim alamama, uygun iş bulamama gibi sorunlarla karşı karşıya olan ve Türkiye nüfusunun yüzde 10'unu oluşturan engelliler, sorunlarını dile getirmek için yoğun çaba sarfediyor. Onların seslerini duyurabilecek en uygun araç olan medya, engellilere ne kadar ilgili, onlara ne kadar aracı olabiliyor?

    MTM (Medya Takip Merkezi) bu sorunun yanıtını bulmak için Kasım ayı boyunca, medya dünyasını takibe aldı ve basının engellilere duyarlılığını ölçümledi.

    Buna göre, engellilere en fazla yer veren medya dalı, gazete ve dergiler oldu.

    3 Aralık'ta tüm dünya, engellilere dikkati çekmek amacıyla, Dünya Özürlüler Günü 'nü düzenlerken, MTM de, Türkiye'de 4. güç medyayı izlemeye aldı. Kasım ayı boyunca sürdürülen araştırma sonuçlarına göre, gazete-dergi, TV kanalları ve internet haber sitelerinde toplam, 639 haber yayınlandı. Bir ay boyunca gazete ve dergilerde toplam 410, TV kanallarında 123 ve haber portallarında ise 106 haber yayınlandı. Yani, haberlerin yaklaşık üçte ikisi gazetelerde yer alırken, kalanı TV kanalları ve haber portallarında yayınlanmış oldu.

    ENGELLİLER EN ÇOK SPOR FAALİYETLERİYLE MEDYAYA HABER OLDU

    Kasım ayı boyunca yapılan takibe göre, basın, en çok engellilerin spor etkinliklerine ilgi gösterdi. Medyada yer alan haberlerin %16'sı spor etkinlikleriyle ilgili olurken, % 8'i yeni oluşturulan yasa tasarısı, % 4'ü Popstar yarışmasındaki engelli yarışmacı, % 3'ü ise engelliler için üretilen robot sandalye ile ilgili olurken, geriye kalan haberler çeşitli konularda dağılım gösterdi.

    MEDYA, ZİHİNSEL ENGELLİLERE İLGİSİZ

    Hem yazılı basın, hem TV hem de haber portallarında, toplam %53'lük oranla, en az fazla bedensel engelliler ile ilgili haberlere yer verilirken, tüm engellileri kapsayan haberler ise, %34'lük oranla, ikinci sırada yer aldı. MTM verilerine göre, her üç medya dalında da, en az yer verilen konu zihinsel engelliler oldu. Zihinsel engellilerin diğer haberlere oranla yer alış yüzdesi sadece %13 oldu.

    GAZETE VE DERGİLER, ENGELLİLERİN YANINDA

    Kasım ayı boyunca, toplam 110 farklı yayında engellilerle ilgili haberlere yer verildi. Haberlerin 394 tanesi gazetelerde yayınlanırken, 16 tanesi ise dergilerde yer buldu.

    Basın içeriğine göre incelediğimizde ise, kupürlerin %91'i haberlerden oluşurken, sadece %9'unu köşe yazıları oluşturdu.

    Ulusal-bölgesel-yerel gazete ve dergilerde yer alan 410 haberin, kapladığı toplam alan ise yaklaşık 70 gazete sayfasına denk geldi. En fazla habere yer veren gazete, 27 adetle Posta Gazetesi olurken, onu ikinci sırada ve 17 haberle Milliyet, üçüncü sırada 15 haberle Vatan Gazetesi takip etti. Haberlerin kapladığı alana göre baktığımızda ise Posta, yaklaşık 5 gazete sayfasıyla yine ilk sırada yer aldı. Onu sırasıyla, Hürriyet, Milliyet, Sabah, Vatan ve Zaman Gazetesi izledi.

    MTM verilerine göre, haberlerin 275 tanesi ulusal gazetelerde yayınlanırken, 131'i yerel gazetelerde ve 4'ü ise Kıbrıs gazetelerinde yer aldı. Yerel gazetelerde engelli haberine en fazla yer veren gazete, birçok ulusal gazeteyi de geride bırakarak 7. sıraya yerleşen ve Samsun'da yayınlanmakta olan "Halk Gazetesi" oldu. Dergilerde "Aksiyon", yaklaşık 2,5 gazete sayfası kadar engelli haberine yer vererek birinci sırada yer alırken; adet olarak en fazla yer veren dergi ise "Çoluk Çocuk" oldu.

    TV'DE AY BOYUNCA TOPLAM 14 SAAT ENGELLİLERLE İLGİLİ HABERLER YAYINLANDI

    MTM Medya Takip Merkezi'nin araştırmasına göre, TV haberlerinin %71'i aktüel içerikli kanallarda yayınlanırken, %29'u ise haber kanallarında yer aldı. Konuyla ilgili haberler, en çok haber bültenlerinde yayınlanırken, ikinci sırada sağlık içerikli programlar yer aldı.

    En fazla engelli haberine yer veren kanallara baktığımızda, birinci sırayı yerel bir TV kanalı ile bir haber kanalının paylaştığını görmekteyiz. 13'er haberle Skytürk ve İstanbul TV birinci sırayı paylaşırken, ikinci sırayı da yine iki TV kanalı 10'ar haberle paylaştı: Kanal D ve ATV.

    Engelli haberlerine en uzun süreli yer veren TV kanallarında ise sıralama değişti. MTM'in araştırma sonuçlarında, süreye göre birinci sıraya yerleşen ATV'yi hemen arkasında ikinci sırada Habertürk takip etti. ATV 2,5 saatten biraz daha fazlasını, Habertürk ise tam 2,5 saatini engelliler ile ilgili haber ve programlara ayırdı. TV kanallarının, haber adetleri ve sürelerine göre ilk 5 sıralaması şöyle oldu:

    Ayrıca İstanbul TV, "Yaşadıkça" isimli programıyla, engellilerin sorunlarına yönelik programa yer veren tek TV kanalı olma özelliğini korumakta

    PORTALLARDA YER ALAN HABERLERİN YÜZDE 36'SI "HABER" İÇERİKLİ SİTELERDE, YÜZDE 26'SI İSE ONLINE GAZETELERDE

    MTM Medya Takip Merkezi, haber, magazin, medya kritik, müzik, net kapısı, online gazete, online TV, sağlık ve spor yoğunluklu 98 portal üzerinden yaptığı taramada, Kasım ayı boyunca, engellilerle ilgili toplam 106 haber tespit etti. Haberlerin büyük çoğunluğu "haber" içerikli sitelerde yayınlanırken, onu ikinci sırada online gazeteler ve üçüncü sırada sağlık siteleri takip etti. Haberlerin %21 Haber Sağlık sitesinde yayınlanırken, %8'i Radikal Online'da, %6'şar oranda Hürriyetim ve Ajansspor'da, %5'er oranda NTVMSNBC, Milliyet Online, Nethaber ve Ajansbir'de yayınlandı. Kalan %39'luk orandaki haberler ise diğer sitelerde dağılım gösterdi.

  7. #7

    Standart

    Toplumun önemli bir bölümünü oluşturan engelliler


    Özellikle son yıllarda sokak çocukları, engelliler ve engelli hakları gibi konuların basınımızda diğer yıllara nazaran daha fazla yer aldığına şahit oluyoruz. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
    Bazı kavramlar konjonktürel olarak kimi kavram ve konulara göre öncelik arzetmektedir. Demokrasi, insan hakları ve çevre
    yükselen değerler olarak asrımızın son çeyreğinde gündemi belirleyen kavramlar olmuştur. Bu kavramların hepsi bir ülkede insan ve dolayısıyla toplum mutluluğunun, ne ölçüde sağlandığını ortaya koymaktadır. Demokrasiye, insan haklarına ve sağlıklı çevreye sahiplik aynı zamanda kalkınmışlığın yani çağdaşlaşmanın da birer göstergesidir. Genel anlamda insanın sorunlarıyla ilgilenmek doğal olarak çağdaşlaşma yolunda sergilenen sosyal politikalardan birisidir.

    Engelliler ve problemleriyle ilgilenmek de çağdaşlaşmanın bir göstergesidir öyleyse.

    Elbette. Bir çağdaşlaşma göstergesidir, çağdaşlaşmanın ta kendisidir. Toplumun önemli bir kısmını oluşturan engellilerin eriştiği refah, çağdaşlaşmanın da bir ifadesidir.

    Engellilere yönelik hizmetler ele alınırken konuya bakış nasıl olmalıdır?

    Engelli hizmetleri, sosyal siyaset ve sosyal hizmetler içinde yer almaktadır. Aslında sosyal siyaset genel bir kavramdır. Sosyal
    siyaset toplumun sınıf ve tabakaları arasında ekonomik ve sosyal denge kurmaya çalışır ve bu amacını gerçekleştirirken sosyal
    hizmetlerden yararlanır. Sosyal hizmet ise, çok genel ve basit anlamıyla yardıma ihtiyacı olan kişilere sunulan hizmettir. Bu ayni
    veya nakdi olabildiği gibi bir defaya mahsus veya sürekli de olabilir. Daha çok yaşlılara, yoksullara ve engellilere verilen
    hizmettir.

    Sosyal politikalardan ekonomik bir fayda beklenmesinin yanında, sosyal hizmetlerin böyle bir getirisi yoktur. Aralarında böyle bir karşılık bekleme, beklememe gibi fark vardır.
    Bu genel kavramların izahından sonra isterseniz engelli nedir, kime denir sorusuna açıklık getirelim.

    Aslında engelliyi tanıma zor olmadığı için tanıtmak da kolay gelmektedir. Ancak kısmi engellileri tanıtmakta biraz gecikebiliriz.
    Örneğin işitme engelli biri ile, iş sebebiyle konuşma durumunda olmadıktan sonra onu engellsiz olarak algılarız. Duygusal
    engelliler de kısmen bu örneğe benzerlik arzeder. Zihinlerde yerleşmiş şekliyle engelli, eli ayağı olmayan, göremeyen veya
    duyamayan kimsedir. Bu kimselerin türüne göre kendilerine özgü yardıma ihtiyaçları vardır. O halde engelliyi: "Doğuştan veya
    sonradan bedensel, zihinsel, ruhsal, duygusal ve sosyal yeteneklerini değişik oranlarda kaybetmiş olup da hayatın normal
    gereklerine uymayan, korunmaya, bakıma, rehabilitasyon, danışmanlık ve destek hizmetlerine ihtiyacı olan bir kişi" şeklinde
    tanımlayabiliriz.

    Biraz önce insan haklarından söz ettiniz. Bilindiği gibi haklar yalnızca istemekle elde edilmiyor, onun bir de yasal boyutu var.
    Engellilerle ilgili yasal düzenlemeler nelerdir?

    Elbette hakların varlığını en güzel şekilde yasalar göstermektedir. Bir şeyi istemek yetmiyor, bir yasaya bağlama gerekmektedir.
    Globalleşme sürecinde dünyada pek çok mevzuat adeta tek ülkede uygulanıyor gibi uygulanmaktadır. Ülkeler ekonomilerini
    birleştirdikleri gibi yönetimlerini, hukuklarını da birleştirme eğilimine girmişlerdir. Uluslararası siyasi ve ekonomik entegrasyonlar neticesinde bir paydada birleşme, ortak hareket etme mecburiyeti doğmaktadır. Engellilerin hukukunu gözeten uluslararası düzeyde Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, Sakat Kişilerin Hakları Bildirisi, Avrupa Sosyal Şartı, Avrupa Konseyi Kararı ve Uluslararası Çalışma Örgütü 159 nolu sözleşmesinde engellilerle ilgili evrensel düzenlemeler yer almaktadır. Aynı ortak paydada yer alan Türkiye, adı geçen evrensel düzenlemelerden, sosyal ve ekonomik yapısı ölçüsünde engellilere yönelik sağlık, eğitim, çevre, konut ve çalışma hayatı ile ilgili olanları bünyesine uyarlamaya çalışmaktadır. Bu yönde kendi iç hukukunda
    düzenlemelerde bulunmuştur.

    1982 Anayasasının 5, 17, 42, 50, 56 ve 61'inci maddelerinde çeşitli engelli haklarının anayasal dayanağı görülür. Anayasaya
    bağlı olarak sağlık, eğitim, sosyal hizmetler, istihdam ve imar konusunda kanun, tüzük, yönetmelik ve tebliğler yayınlamış ve
    yürürlüğe konulmuştur.

    Öyleyse gerekenler yapılıyor diyebilir miyiz?

    Şeklen öyle ama bu yönde hukukun oluşturulması tek başına yeterli değildir. Bunu şöyle açıklayabiliriz. Siz sürücü belgesi
    almışsınız ama araba alamıyorsunuz, daha kötüsü arabanızı kullanacak yolunuz yok. İşte bu aşamada olayın kaynak boyutu
    karşımıza çıkıyor. Bunda kişi başına düşen milli gelirin düşüklüğü, işsizlik, enflasyon, gelir dağılımındaki adaletsizlik gibi sorunlar
    etken olmaktadır.

    O zaman engellilerle ilgili olarak aşılması gereken engellerin başında kaynak sıkıntısı yer alıyor.

    Ulusal gelirimizi göz önüne alacak olursak eğer, bu tesbite varmamız gayet normaldir. Zira ülkemizin oldukça zengin olduğundan söz etmemiz yanlış olur kanaatindeyim. Ancak bu hep böyle gelir, böyle gider anlamına tabii ki gelmez, gelmemelidir de.
    Yurdumuzda önemli bir kesimin sağlık güvencesinden mahrum olması, aynı zamanda özürlü sayısındaki artışların sebeplerini
    açıklamaya yetmektedir. Engelli tanımından da anlaşıldığı üzere engelliliğin önemli nedenlerinden biri de doğum öncesi ve sonrası
    olumsuz şartlardır. Sosyal güvenliği ve dolayısıyla sağlık güvencesine sahip olmayan ailelerin engelli çocuğa sahip olma ihtimalleri diğerlerine göre daha fazladır.

    Yani engelliliğin nedenlerinin başında sağlık şartlarının olumsuz olması geliyor, diyebilir miyiz?

    Evet. Engellilik, doğum öncesi, doğumda ve doğum sonrası oluşan olumsuz şartlardan meydana gelir.
    Doğum öncesi nedenleri; engelli sayısında önemli paya sahip olan beslenme ve borınmada yetersizlikler, yaygın akraba evliliği,
    genetik (ırsi) kalıtım, koruyucu sağlık hizmetlerinden yeterince yararlanamama (aşılama, sağlık kontrollerini yaptırmama,
    zamanında tedavi görmeme) şeklinde özetleyebiliriz.
    Doğum sürecindeki nedenler daha ziyade sağlık personeli yardımı almadan doğum yapmaktan veya doğum esnasındaki
    komplikasyonlardan meydana gelmektedir.
    Doğum sonrası nedenler ise bebeğin sağlıklı olarak doğumundan, hayatının sonuna kadar olan süreçte karşılaştığı olumsuz fiziki,
    kimyasal, biyolojik, sosyal ve çevresel faktörlerdir.
    Doğum öncesi nedenlerin bir kısmı doğum sonrası evrede de görülür. Bunların dışında daha çok ev, iş ve trafik kazaları, nükleer kazalar, yanlış teşhis ve tedaviler; özürlülüğü artıran nedenlerdir.

    Dünyada ve ülkemizdeki engelli sayısı hakkında bilgi verebilir misiniz?

    Engelli sayısı hakkında kesin bir rakam vermek bugün için oldukça zor. Daha ziyade Birleşmiş Milletler Dünya Sağlık
    Örgütü'nün (WHO) belirlediği %10-15 gibi oranlar bilgi bakımından kullanılmaktadır. WHO dünya nüfusunun %10'unu
    engellilerin oluşturduğunu kabul etmektedir. Bu rakam gelişmişlik düzeyine bağlı olarak artmakta veya azalmaktadır. Dünya
    nüfusunu 6.5 milyar kabul edersek, dünyada 650 milyon özürlü olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu hesaba göre gelişmekte
    olan ülkeler gurubunda olduğundan Türkiye'de %12 oranı üzerinden 7 milyon civarında engelli vardır diyebiliriz.
    Ülkemizde guruplarına göre engelli dağılımı nasıl?

    WHO'nun belirlediği orana göre Türkiye'deki engelli dağılımı şöyledir.

    Görme %0.2 125.000
    İşitme %0.6 377.000
    Ortopedik %1.4 880.000
    Zihinsel % 2 1.450.000
    Konuşma %3.5 2.200.000
    Diğerleri %4.3 3.000.000

    Eldeki verilerden de anlaşılacağı üzere ülkemizde 7 milyonu aşkın özürlü bulunmaktadır. Diğerleri grubuna; sürekli hasta olanlar, uyumsuzlar ve muhtaç olanlar girmektedir.

    Bu rakamlar oldukça ürkütücü görünüyor.

    Elbette ürkütücüdür. Kalkınmasını sağlayamamış, akraba evliliğinin yaygın olduğu, her saat başında bir trafik kazasının olduğu ve yılda üç bin kişinin iş kazası neticesinde iş göremez derecede sakat kaldığı, yetersiz barınma ve beslenmenin yanısıra ana çocuk sağlığı alanında istenilen başarıyı yakalayamama ve yıllardır süregelen terörle birlikte ülkemiz adeta bir sakatlar ülkesi görünümü arzetmektedir. Ancak tesellimiz, tümünün ağır derecede engelli ve yardıma muhtaç olmamalarıdır. Bilindiği gibi pek çok engelli, sağlamların bile üstesinden gelemediği konularda başarıya imza atmışlardır.

    Örnek verebilir misiniz?

    İlk aklıma gelenlerden ABD eski başkanı Eisenhover, ünlü fizik teorisyeni İngiliz Stephan Hawking, ismini şu anda
    hatırlayamadığım İngiltere eğitim bakanı, halk ozanı Aşık Veysel, ünlü yazar Cemil Meriç'i sayabilirim.
    Burada şunu da hatırlatmakta fayda görüyorum. Engelli her zaman yardıma muhtaç kimse anlamına gelmemelidir. %40
    oranından fazla engele sahip olanlar engelli kontenjanından yararlanabilmektedirler.

    Engellilerin problemlerini genel olarak nasıl açıklarsınız?

    İnsanlar birbirlerinin aynı olmayıp her kişi kendine özgüdür. Bu açıdan bakınca her engellinin diğerinden farklı istekleri olur.
    Sorunları kişiselleştirmek konuyu toparlamaya engel teşkil edeceğinden belirli ortak paydada toplamak daha akılcı olur.
    Herkesin sağlık ve eğitim konusunda kendine göre problemleri olduğu için, bu onları da kapsamaktadır. Ancak kullanılan
    yöntem değişmektedir. Yaklaşık iki milyon engellinin sosyal güvenceden yoksun olduğu kanaatindeyiz. 2022 SSK gereğince
    verilmekte olan aylık altı milyon gelirin günün şartlarında ne kadar önemi vardır. Bugün engelli otuz beş bin öğrenci özel
    eğitimden yararlanmaktadır. Bu oran oldukça düşüktür. Eğitime yönelik hizmetlerin yoğunlaştırılması gerekmektedir. Engelli
    bireyin meslek sahibi olması bir bakıma aldığı eğitime bağlı olmaktadır. Yetişkin engellilerin en önemli sorununu, istihdam konusu teşkil etmektedir. İşsizlik ülkemizin başta gelen problemleri arasında olup, engellilerin istihdamını da olumsuz olarak etkilemektedir. Engelliler için ayrılan yüzde ikilik kontenjanın yüzde üçe çıkarılması bile soruna çözüm getirmeye yetmemektedir.

    Engellilerin sosyal yaşamın gereklerini yerine getirme yönünde bir takım istekleri vardır. Bunlar ulaşım, konut ve diğer sosyal
    mekan ve araçlara ilişkindir. Yolların, merdiven, asansör, banyo ve tuvalet gibi yerlerin, engellilerin kullanımına elverişli hale
    getirilmesi yönünde çalışmalar yapılmalıdır. Bu gibi yerlerin düzenlenmesine ilişkin çalışmaların başlatılmış olması oldukça
    sevindiricidir.

    Ülkemizin mevcut şartları göz önüne alındığında yapılması gerekenler ile ilgili neler söyleyebilirsiniz?

    Bu yaptığımız açıklamalardan engellilerin çok kötü şartlarda hayatlarını sürdürdükleri sonucu çıkarılmasın. Elbette iyi şeyler de yapılıyor ama, iyi diye bildiğimiz güzel uygulamaların güncelleştirilmesini, daha güzele, en güzele ulaşmasını temenni etmekteyiz.
    Mesela koruyucu sağlık hizmetlerini yaygınlaştırmak gerekmektedir. Engelli ihtiyaçlarının yerinde karşılanması için sivil toplum örgütleri şeklinde kurulmuş bulunan dernek, vakıf, federasyonlara proje, danışmanlık ve yer temini konusunda katkılar sağlanmalıdır. Devletin özürlü kesime yapacağı yardım ve hizmetlerin yerel yönetimler eliyle yapılmasına geçilmelidir. Onların iş ve yuva kurmalarını sağlamak üzere hibe ve uzun vadeli krediler verilmelidir. Tabi bunlara benzer daha pekçok proje üretilebilir.

  8. #8

    Standart

    Özel Eğitim Ve Görme Engelliler


    Nedir özel eğitim? Ve kimlere bu eğitim verilmektedir? Bu eğitimi kimler ve hangi şartlarda verebilir? Yada özel eğitime hangi insanlar gereksinim duyuyor?

    Bu sorulara elbette bilimsel bir araştırmanın verebileceği cevaplar daha kapsamlı ve belirleyici olacaktır. Biz bu yazıda yukarıdaki soruları kendi gerçekliğimizden ve deneyimlerimizden yararlanarak cevaplamaya çalışacağız.

    Nedir özel eğitim? Bu, adından da anlaşılacağı üzere kişilerin eğitimlerinin diğer yaşıtlarına göre farklı yöntemlerle ve farklı şartlarda verilmesi. Bu eğitime gereksinimi olan kişiler kimi zaman ağır engelliler kimi zaman da engeli gözle fark edilemeyen kişiler olabilir. Özel eğitime ihtiyaç duyan insanların tanımı günümüzde oldukça bilimsel ve kapsamlı bir şekilde belirtilmiştir: Çeşitli nedenlerle bireysel özellikleri ve eğitim yeterlilikleri açısından yaşıtlarına göre beklenilen düzeyden anlamlı farklılık gösteren bireyler. Günümüzde engellilik durumu hukuki açıdan da oldukça kapsamlı ve açıktır. Bunu özellikle belirtiyoruz zira ülkemizde yaşayan sayıları milyonlarla ifade edilen engellilerin birçoğu yasal haklarından yeterince faydalanamamaktadırlar.

    AB’ye giriş çerçevesinde yeniden ele alınan engelliler yasasında engelli tanımı ve devletin sorumlulukları da yeniden tanzim edilmiştir: Kanun uyarınca: Özürlü, Doğuştan veya sonradan herhangi bir nedenle bedensel, zihinsel, ruhsal, duygusal ve sosyal yeteneklerini çeşitli derecelerde kaybetmesi nedeniyle toplumsal yaşama uyum sağlama ve günlük gereksinimlerini karşılamada güçlükleri olan ve korunma, bakım, rehabilitasyon, danışmanlık ve destek hizmetlerine ihtiyaç duyan kişiye denir. Bu tanımı bir yelpazeyle sembolleştirirsek, yelpazenin bir ucunda otistikler, dawn sendromlular yer alırken, diğer uçta öğrenme zorluğu çekenler, ve disleksililer bulunmaktadır. Bizim daha çok üzerinde duracağımız engel gurubu ise görme engelliler olacaktır.

    Özel eğitim almış olan herhangi bir görme engelli bugün teknolojininde yardımıyla birçok sorunu geride bırakmış yada çözümlere yaklaşmıştır. İlkokulu görme engelliler için açılmış olan bir okulda okudum ve burayı tamamladıktan sonra çevremizdeki bulunan bir ortaokula başladım. Öğretmenler daha önceleri görme engelli bir talebeleri olmadığı için biraz tereddüt gösterdilerse de bu kısa zamanda değişti ve kendini karşılıklı olarak üreten yeni bir ilişki haline geldi. Örneğin bir gün fen dersi sırasında Mendel kanunları anlatılıyordu, tahtaya bezelyeler çaprazlanıyor ve bunun ne anlama geldiği açıklanıyordu, fakat tahtadakileri göremediğim için hiçbir şey anlamamıştım, bunu farkeden öğretmenim yanıma gelerek bu konuyu aynen şöyle aktardı: -- Bak şimdi iki elinin işaret parmaklarını birbirine çapraz biçimde tut ve bu çaprazların her bir ucuna söyleyeceğim değerlikleri koyduğumu düşün, daha sonrada dominant ve resesif paydaları birbirleriyle topla. söylenenleri aynen gerçekleştirdim ve görmesem de kolayca kavramıştım: Yeter ki biz insanoğlunun algı kapısı açık olsun ve birileri çıkıp da farklılıklardan ötürü şöyle düşünmesin; “Sen engellisin algılama kapısından giremezsin.” Elbette her eğitimci yukarıdakine benzer çözümleri bulabilir diyemeyiz zira bu durum bir istisnadır ve istisnalar kaideleri bozmaz bilakis destekler. bu nedenledir ki özel eğitim verebilecek bilgi ve yeterliliğe haiz uzmanlar yetiştirmek zorundayız. Bu da ancak üniversitelerin konuyla ilgili bölümlerinde eğitimin kalitesini arttırmak ve öğrenci sayısındada artışa gidilmesiyle bir nebze olsun halledilebilir. Tabiî ki yalnızca eğitimci yetiştirmek ve lojistik imkanları arttırmak tek başına tüm sorunları çözemez. Bunun yanı sıra engelliler ile ilgili toplumun bakış açısını doğru yönde değiştirmek, mevcut yanlış kanıları düzeltmek ve toplumun engelliler konusuna ölçülü fakat abartısız bir biçimde yaklaşmasını sağlayacak bilinç düzeyine ulaşmak da çözüm yolunda atılacak önemli ve büyük bir adım olacaktır. Bugün dünyanın çeşitli ülkelerini basın yayın araçlarıyla şöyle bir dolaştığımızda buralarda otizim gibi genellikle ağır biçimde süren bazı engelleri olan inanılmaz çocuklar görebiliyoruz. Örneğin fotojenik hafızası inanılmaz gelişkin yada sayısal tahminleri normalin üzerinde bir oranla bilebilen bu çocukların maalesef ki ülkemizde toplumun bilgisizliği, ön yargıları ve genel ve yerel yönetimlerin ihmali nedeniyle zor olan hayat mücadeleleri daha da zor bir hale geliyor. Eskilerin deyişiyle teşbihte kusur olmazmış özel çocukların algılamalarını bir evin kapısına değil de penceresine benzetebiliriz yada zor durumlarda kullandığımız bir yangın merdivenine. Şunu hatırlatmakta yarar görmekteyiz: Farklı olmak bir sorunsal değildir sorunlar insanın bu farklılıkları sorunmuş gibi algılamasından doğar. Türkiye’ de sayıları bir buçuk ila iki milyona yakın görme engelli olduğu tahmin edilmektedir, yine malesef ki bu tahminleri de ancak BM’in yaptığı araştırmalardan yola çıkarak söyleyebiliyoruz.

    Görme engelliler yukarıda bahsi geçen Otizim yada Dawn senromu gibi engellerin yanında baş etmesi daha kolay bir engelmiş gibi görünüyorsa da, birileri bu durumu anormal bulursa işte o vakit biz Türkiye’ de yaşayan milyonlarca görme engelli engelenmişlik durumuyla burun buruna geliyoruz. Eğer ki birileri sizin görmemenizi saçınızın siyah oluşu gibi algılıyorsa elbetteki sorun çıkmayacaktır. Bazen hiç aklınıza dahi gelmeyecek sorularla karşılaşabiliyoruz: Bir çok insan bize şu soruyu sık sık soruyorlar: Nasıl okuyorsunuz? Böyle bir soruya herhalde şu yanıtı vermemiz oldukça şaşırtıcı ve yararlı olabilir. Peki ya siz yemek sofrasında karşınıza bir ayna mı koyuyorsunuz? Tabi bunu böyle söyleyip konuyu kapatmıyoruz fakat bu sual karşımızdaki insana hayatı algıladığı pencerenin haricinde başka başka pencerelerde olduğunu anımsatıyor yada öğretiyor… Biyolojide bir kural vardır çalışan organ gelişir tıpkı işleyen demir ışıldar örneğinde olduğu gibi. Özel çocuklarda bizler farkedelim yada fark edemeyecek kadar algılayıcılarımız atıllaşmış olsun onların da vücudumuzdaki kılcal damarlara benzer çok hassas ve ulaşılabildiği taktirde içlerindeki potansiyeli ortaya koyabilecekleri engin ufukları vardır. Yeter ki bu olanaklar evreninde yol aramak tutkumuzu yitirmeyelim.

    ÖZEL EĞİTİMDE YENİ YAKLAŞIMLAR VE KAYNAŞTIRILMIŞ EĞİTİM
    Ülkemizde çeşitli engel guruplarına yönelik gerek devlet gereksede özel sektörün açtığı yüzün üstünde okul mevcuttur. Biz burada bu okulların eğitim kalitelerinden ziyade kuruluş amaçları ve genel yararları ve doğurduğu sorunlar üzerine eğilmeye çalışacağız. Bir sorunu ele alırken öncelikle sorunun tanımının doğru yapılması çözüm yolunda atılmış önemli bir adımdır. O halde sorun nedir? Herhangi bir engeli olan bireyin engellilik durumunu kabullenmememesi, bu durumun farkındalığına ulaşma bilincine sahip olmaması olarak özetlenebilir. Engelliler için açılmış okullar her konuda olduğu üzre olumlu ve olumsuz yönleri içermektedir. Peki bu olumlu ve olumsuzluklar nelerdir? Bu okullarda çocuk kendi engeline sahip kişilerle birlikte okur bu nedenle de toplumun dışarıda yarattığı farklılıklardan doğan bir dışlanmışlık duygusu yaşamaz. Yine bu okullar Türkiye genelindeki şartlar göz önüne alındığında ortalamanın üzerinde imkanlara sahiptir ve bu nedenle de eğitim kalitesi de bundan olumlu yönde etkilenmiştir. Ancak yukarıda da değindiğimiz üzere niceliksel şartların iyiliği Türkiye’ deki engellilik (sorununu) çözmek için tek başına yeterli değildir. Şunu da belirtmeliyiz ki engellilerle ilgili toplumumuzun bilinç düzeyi oldukça düşüktür. Bu nedenledir ki toplumun konuya bakışı aileleri çocuklarını en azından yatılı olan bu okullara göndermeye yöneltmektedir. Her meselede olduğu üzere özel eğitim veren okullar gerçeği de kendi içinde olumsuzlukları da barındırmaktadır: Bu okullarda kendisi gibi engelli olan kişilerle birlikte olmaya alışmış çocuk kafasında istemsiz olarak oluşturduğu gideceği okulunda bitirdiği okul gibi olucağı fikrine sahip olur. Bu da daha sonraki eğitim hayatını olumsuz yönde etkiler. Ayrıca özel eğitim fikri bireyin gelecekteki yaşamında da çeşitli sorunları beraberinde getirir örneğin engelliler için özel parklar, hastaneler açılması vb. ne yazık ki bu gizli izolasyon fikri görmeyenler arasında da oldukça taraftar bulmaktadır. Bu da toplum yaşamında kendiliğinden bir izolasyon fikrinin doğmasına neden olur.

    Peki bu sorunlar aşılabilinir mi? Ya da aşmak için neler yapılması gerekmektedir? Toplumun gelişmişlik düzeyi yüksek ülkelerde devlet engelli vatandaşı için özel bir okul açmak yerine mevcut okulların alt yapılarını ihtiyaca göre düzenleyerek bütün okulları engellilerin de faydalanabileceği bir hale getirmiştir. Elbette ki bir zamanlar o ülkelerde de özel eğitim için açılmış okullar mevcutt Ancak gelişen pedegoji bilimi ve teknolojik imkanlar göz önüne alındığında günümüzde bu ülkelerde homojenleştirilmiş bir eğitim anlayışı benimsenmemektedir. Yine bu ülkelerde milli eğitim programları içerisinde yer alan toplumun temel çekirdeği olan gençlere yönelik engelliliğe dair bilgilendirici dersler verilmektedir: Örneğin Almanyada ben sen ve öteki adlı bir ders yapılmaktadır. Böylece toplumun engellilerle ilgili bilinç düzeyi ilk baştan çocukluk esnasında arttırılmaya çalışılmaktadır. Ülkemizde de toplumun kanayan yaralarından biri olan engellilik (sorunu) üzerine yeni açılımlar ve fikirler kök salmaktadır. Ancak halen pek çok teknik konu yeterince açıklığa kavuşturulamamıştır.

    Sonuç: Engellilerin eğitimi noktasında henüz istenilen düzeyin çok gerisinde bulunmaktayız. Bunun yanı sıra AB’ye giriş sürecinde hukuki açıdan çeşitli düzenlemelere gidilmişse de bunlar ileriye dönük çözümleyici olmaktan uzak kısa vadeli değişikliklerden ibarettir. Çözüm ancak ülkemizin içerisinde bulunduğu şartları iyi analiz edip engellilik olgusunu toplumlarının kanayan yarası olmaktan çıkarmış devletlerin geliştirdiği çözüm yollarını kendi ülkemizin ekonomik ve toplumsal koşullarının gerçekliğiyle örtüştürerek, ya da her problemin çözümünü de içerdiği anımsanarak kendimize özgü çözüm yolları geliştirerek gerçekleşebilir. Bu şekilde, gelecekte ülkemizde engellenmişlik (sorunu) tarihin karanlık sayfalarına gömülebilir…

  9. #9

    Standart

    Engelilik Kimin Sorunu ? Bireyin mi, Toplumun mu?


    “Engellilik”, “özürlülük”, “sakatlık” kavramları, bu kavramlar arasındaki farklar ve dünyadaki dağılımı sıklıkla karşılaşılan başlıklardır. Söz konusu kavramlar arasındaki farkların günlük yaşamda değeri yoktur. Çünkü önemli olan, bireylerin engellilik durumunu tanımlayan kavramlar değil, engelli bireylerin toplumdaki diğer bireylere göre farklı hizmet gereksinimlerinin olduğunun bilinmesidir.

    Son yıllarda yürütülen “engelli kültürü” tartışmaları, farkların ortaya konarak gereksinimleri görülebilir hale getirmeyi amaçlamaktadır. Araştırmalar engellilerin günlük yaşamlarında bireysel, toplumsal ve sisteme ilişkin engeller ile karşılaştığını göstermektedir. Bu engeller nedeniyle ayrımcı tavırlara da maruz kalmaktadırlar.

    Engellilerin gereksinimlerinin farkına varılması onlara sunulacak olan hizmetleri de etkilemesi bakımından önem taşımaktadır.

    Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde engellilerle ilgili yapılan faaliyetlerde yalnızca eğitim yeterli olmamakta, engelliliğin yaygınlığı, çeşitleri, hizmetlere ulaşımı, istihdam gibi tüm yönlerini inceleyen araştırmaların yapılması gerekmektedir.

    Anahtar kelimeler:Engellilik, sağlık hizmeti, ayrımcılık, farkındalık

    Dünya Sağlık Örgütü özürlülüğü (impairment) fonksiyonel bir hasar, sakatlığı (disability) normal aktivitelerde kısıtlılık ve engelliliği (handicap) ise sosyal dezavantaj olarak tanımlamaktadır (Eric, 2001). Engellilik dışındaki kavramlar daha çok bireyin fonksiyon kaybına odaklanırken, engellilik kavramı bir engeli nedeniyle sosyal yaşamın etkilenmesi olarak ele alınmış, bu yazıda da engellilik kavramı kullanılmıştır.

    Yazıda engellilik sosyal açıdan incelenmiş, nedenleri dikkate alınmamıştır. Ayrıca yazıda engellilerin farklılıklarının kabulü ve buradan çıkan tartışmaların odağını oluşturan “engelli kültürü”, engellilerin gereksinimleri ve sağlık çalışanları ile iletişimi konuları işlenmiş, Türkiye’de engellilerin yaşadıkları sorunlar üzerinde durulmuştur.

    I. Farklı Bir Bakış Açısı ile Engellilik

    Engellik; normal yaşına göre vücut fonksiyonlarında veya yapısındaki herhangi bir kayıp olarak tanımlanmaktadır (The Disability Partnership, 2003). Daha ayrıntılı veya fonksiyon kaybı biçimine göre farklı tanımlar da yapılabilir. Toplumların kültürel düzeylerine göre günlük yaşam içinde sakat, özürlü, kör, sağır, dilsiz, cüce gibi farklı isimlendirmeler de kullanılmaktadır. Ancak bu isimlendirmeler günlük yaşamda engelliye ilişkin durumu ve gereksinimlerini ne kadarını yansıttığı yanıtlanması gereken önemi bir sorudur.

    Engelli bireylere ilişkin, toplum içinde tanınmalarını kolaylaştırıcı sıfatların dışında önemli olan nokta aslında engellilikle ilgili “farkındalığın olması” ve “anlaşılma” gereksinimlerinin karşılanmasıdır.

    Farkındalığın yaratılması veya anlaşılmayı sağlamak, kültürel özelliklerle de doğru orantılıdır. Gelişmiş ülkelerde yasal düzenlemeler ve ilköğretimden itibaren eğitim içinde engellilik konusunun incelenmesi ile, toplum içinde yaşayan diğer bireylerin engelli ve engellilik konusunda duyarlı olması sağlanmaktadır. Gelişmiş ülkelerde bireylede oluşturulan engelliliğe ilişkin duyarlılık yanında başka faktörlerin de etkili olduğu görülmektedir. Öncelikle engelli bireylere sunulan eğitim, sağlık hizmetinden yararlanma, sosyal güvence ve istihdam olanakları günlük yaşamla baş edebilme ve toplumsal yaşamda varolmayı kolaylaştırmaktadır. Özetle, gelişmiş toplumlarda hem bireysel duyarlılıklar hem de engelli bireylere sunulan sosyal imkanlar ile farkındalığın arttığı görülmektedir.

    Gelişmekte olan ülkelerde ise bu süreç daha farklı işlemektedir. Sağlık sorunlarının yaygınlığı, engellilik için risk faktörlerinin fazlalığı, tanıdan rehabilitasyona kadar değişen süreçlerde sunulan sağlık hizmetlerinin yetersizliği, yasal düzenlemelerin olmaması veya uygulanmaması engelli bireylerin toplumda var olabilmesinin önündeki önemli engellerdendir. Bu engeller nedeniyle, toplum içinde kendini ifade edebilmesi mümkün olmayan, genellikle evinde kalan ama yine de günlük yaşama dahil olma çabası gösteren engelliler, toplumdaki diğer bireylerin takdirini alsa da genel anlamda “acıma”, “yatsıma” veya “ayrımcı” davranışları ile karşılaşmaktadır. Bu duygu ve davranışların kültürel özelliklerle birleşmesi ile “diğerleri tarafından acınan, toplum içinde itilen, tanınmayan, ikinci sınıf vatandaş” olan engelli birey kendini de farklı algılamakta, kendi kendine acımaktadır (Tapan, 1999). Bu nedenledir ki engelliliğin yaygınlığına ilişkin ciddi oranlar olmasına rağmen gelişmekte olan ülkelerde sokaklarda daha az engelli bireyle karşılaşılmaktadır.

    Oysa engelli bireyin sokakta görünmesi ile ona sunulan yasal ve sosyal olanaklar arasında doğrusal bir orantının olduğu unutulmamalıdır.

    Bu çerçeveden bakıldığında engellilere ilişkin sıfatlar ve bunların anlamlarını merak eden sorular dışında sorulması gereken gerçek sorular şunlar olmalıdır;

    • Engelli olmanın olumlu yanı var mıdır?

    • Engelli bireyler ayrı bir kültürel grup mudur?

    • Sağlıklı insanlar neden gözlerini engelli birinden kaçırma gereği duyarlar?

    • Engelli bir bireyin cinsel yaşamı nasıldır?

    Bu sorulara gerek toplumsal gerekse bireysel düzeyde verilecek yanıtlar engellileri anlama ve gereksinimlerinin farkına varılmasında yararlı olacaktır. (Colbert ve ark, 1998).

    Engelliliğin olumlu yanı var mıdır sorusuna “engelli olmanın olumlu yanı mı olur?” sorusu ile yanıt vermek de mümkündür. Ancak araştırmalar engelli bireylerin yaşamlarını idame ettirmede, toplumda kendilerini ifade etmede yaşadıkları sorunlara karşı farklı çözüm yöntemleri geliştirdiklerini, toplumda diğer bireylere göre “sorun çözmede” daha becerikli olduğunu göstermektedir (The Disability Partnership, 2003; Kübler, 2002).

    Engelliliğin tıbbi veya kültürel yanları ile tanımlanması ve kavramlar arasındaki farkların yukarıdaki sorulara verilen yanıtlar bakımından günlük yaşamda karşılık bulmadığını göstermektedir. Önemli olan bu bireylerin toplumdaki diğer bireylere göre farklı gereksinimlerinin olduğunun bilinmesidir. Kısacası bu bireylerin, toplumda yaşamlarını sürdürmede bazı “engelleri” vardır.

    Son yıllarda engelliğin sıklığında ve nedenlerinde değişimler olduğu görülmektedir. Genel anlamda engelliliğin sıklığının, dünya çapında % 5.2 ile % 18.2 arasında değişmektedir (Dejong, 2002).

    1960’lı yıllardaki çocuklarda engelli olma oranları % 2 iken, 1990’lı yıllarda bu oranın % 7 olduğu görülmektedir (Perrin, 2002). Zaman içinde gelişen teknoloji ve tanı olanakları ile engellilik sıklığının azalması beklenirken oranın yükselmesi paradoks bir durum olarak değerlendirilebilir ancak sıklıktaki bu artış doğuşta beklenen yaşam süresinin uzaması ile açıklanmaktadır (Perrin, 2002).

    Araştırmalar engellilik sıklığının yaş ve kırsal alanda yaşam ile arttığını göstermektedir (Perrin, 2002). İngiltere’de genel nüfusun % 14.2’sinin (6 milyon) engelli olduğu ve bunların da % 70’ini 60 ve üzeri yaştakilerin oluşturduğu görülmektedir. Çocuklarda engellilik nedeni daha çok genetik ve doğumsal hastalıklar iken yaşlılarda temel nedenler kas-iskelet hastalıkları, kalp damar hastalıkları ve nörolojik hastalıklardır. Özetle; yaşla birlikte engellilik nedenlerinin de değiştiği görülmektedir (The Disability Partnership , 2003).

    Türkiye’deki duruma bakıldığında ise engellilerin oranı toplam nüfus içinde % 12.9’dur. Nedenleri açısından değerlendirme yapıldığında ortopedik, görme, işitme, dil ve konuşma ile zihinsel engellilerin % 2.58, süregen hastalığı olanların % 9.70, yerleşim düzeyinde bakıldığında ise kırsal alanda engellilerin daha fazla olduğu görülmektedir (Özürlüler İdaresi Başkanlığı, 2002).

    Engelli sıklığını bilmek, hem ülkelerin gelişmişlik düzeyine göre nedenlerini daha iyi yorumlamayı hem de engellilere sunulacak olan hizmetlerin planlanması açısından önem taşımaktadır.

    II. Engelli Kültürü

    Sosyologlar son yıllarda engelliler ve engellilikle ilgili farklı tartışmalar yapmaktadır. Bu tartışmaların temel noktasını “engellilik kültürü” olup olmadığına ilişkin soru oluşturmaktadır.

    Bu soruyu açıklamaya yönelik yürütülen çalışmalarda engelli bireylerin % 74’ünün kendini toplumun diğer bireylerinden farklı, % 45’inin kendini bir azınlık mensubu olarak gördüğü saptanmıştır. Bazı engelliler ise “engelinin” yaşamı ve kendini ifade etmede önemli bir etkisi olmadığını ifade etmişlerdir. Hatta engelini “yaşamında yapabileceklerinin lezzeti” olarak görenler de vardır. “Engellilik kültürü” konusu farklı bakış açıları ile son yıllarda yapılan tartışmaların odak noktasını oluşturmaktadır (Peters , 2000).

    Kültür; değerleri, töreleri, adetleri, gelenekleri, dili, tarihi ve deneyimleri, folkloru nedeniyle bir arada olma ruhu ve kimliği olarak tanımlanacak olursa, işaret dili, Braille alfabesi, engelliler ile ilgili kutlanan özel günler, sol ayağım filmi veya görme engelli sanatçıların yaptıkları resimler gibi sanat eserleri, engelli bireylerin günlük yaşamdan hikayelerini kapsayan arşivler, oluşturdukları sosyal ve politik baskı grupları, yapılan araştırmalarda kendilerini genel içinde ayrı hissetmeleri ile farklı bir kültürlenmeden bahsetmek mümkün olmaktadır (Colbert, 1998; Peters, 2000).

    Ancak bu kültürlenme toplum içinde ayrı grup olmalarını irdelemede değil, gereksinimlerinin farklı olmasının bir göstergesi anlamında kullanılmalıdır. Böylelikle hem toplum içinde var olmada ve kendilerini ifade etmede hem de eğitim, sağlık gibi hizmetlerden yararlanmada gereksinim farklılıkları dikkate alınabilecektir. Gereksinimlerin farklılığı engelliler ile ilgili yapılacak olan araştırmalar açısından da ayrı bir öneme sahiptir (Perrin JM, 2002).

    III. Engellilerin Gereksinimleri

    İdeal durum ile mevcut durum arasındaki fark olarak tanımlanan “gereksinim” deyimi engelliler açısından daha fazla öneme sahiptir. Yıllar içindeki yasal gelişmeler de dikkate alındığında engellilerin gereksinimleri şu başlıklar altında toplanabilir.

    • Eğitim hakkı

    • Sağlıklı yaşam hakkı

    • Sosyal yaşamdaki destek

    • Ayrımcılığın önlenmesi

    • İstihdam olanakları

    Beş temel başlık altında toplanan gereksinimlerin karşılanması “yaşamda bazı engelleri olan” bireylerin topluma kazandırılmasında dikkate alınmalıdır.

    a. Sağlık Gereksinimleri Nelerdir?

    Engellilerin sağlık hizmeti içindeki gereksinimlerini sekiz temel başlık altında toplamak mümkündür. Engelli olmayan bireylere göre karşılaştırmalı olarak sunulan gereksinimler şunlardır (Dejong, 2002).

    • Daha incelikli sağlık sorunlarına sahiptir. Bu bireyler engelleri nedeniyle diğer bireylere göre bası yaraları, idrar yolu enfeksiyonların gelişmesi gibi sağlıkla ilgili inciticilere daha fazla maruzdur.

    • Sağlık hizmetlerinin sürekliliği ve koruyucu hizmetler açısından eşit olanaklara sahip değildir. Örneğin; hareket konusunda engeli olan bir kişinin kalp damar hastalıklarından korunma amacıyla egzersiz yapması olanaklı değildir.

    • Yaşamının erken döneminde engelli olan bireyler, diğer bireylere göre kronik hastalıkları daha fazla yaşamaktadır. Sürekli oturan bir engellinin obesite nedeniyle kalp damar hastalıkları ve diyabet hastalığını veya idrar torbasının boşalma sorunları nedeniyle böbrek hastalıklarını daha fazla yaşamaktadır.

    • Engelliliğin getirdiği yeni sağlık sorunlarına bağlı olarak eşlik eden başka fonksiyon kayıplarını daha fazla yaşamaktadır. Örneğin; omurilik yaralanması olan bir engelli, kollarındaki eklem rahatsızlığı nedeniyle elle idare edilen tekerlekli sandalyeyi kullanamamaktadır. Bu kişilerde genellikle eşlik eden diğer sağlık sorunları engelliliğe neden olan soruna göre daha ağır seyretmektedir.

    • Engelli bireylerin sağlık sorunlarına ilişkin yürütülen tedavileri, daha karmaşıktır veya daha uzun sürelidir. Çünkü mevcut fonksiyon kayıpları iyileşme sürecini olumsuz etkilemektedir.

    • Süregen ruh sağlığı hastalıkları gibi bazı engellilik durumlarında yaşam boyu ilaçlı tedavinin sürdürülmesi gereklidir.

    • Engelli bireyler, ortez veya tekerlekli sandalye gibi yaşam boyu kullanacakları bazı yardımcı tıbbi malzemelere gereksinim duymaktadır.

    • Engelli bireyin uzun süreli bireysel veya tıbbi hizmete gereksinimi vardır.

    • Yukarıda sayılan sekiz temel gereksinim dışında bireyin yaşadığı engele bağlı olarak gereksinimlerin ve sunulacak sağlık hizmetlerinin de beraberinde çeşitlendiği görülmektedir. Özetle engelli bireyler engeli olmayan bireylere göre aynı sağlık sorunundan daha fazla etkilenmekte, genel nüfusa göre sağlık sorunlarına ilişkin riskleri daha fazla taşımakta ve altta yatan soruna bağlı olarak sağlık hizmet gereksinimleri de değişin göstermektedir.



    Sağlık hizmet gereksinimlerinin farklılığı dışında, engellilerin sağlık hizmeti içindeki maliyetleri de farklılık göstermektedir. 1996 yılında ABD’de yapılan bir araştırmada engellilerin yetişkin nüfusun yaklaşık % 16’sını oluşturduğu görülmüştür (Dejong, 2002). Bu araştırmaya göre engelliler aynı yaş grubundaki yetişkinler arasında;

    • Hekime başvuranların % 34’ünü

    • Reçete yazılanların % 41’ini

    • Hastaneden taburcu olanların yaklaşık % 50’sini

    • Tüm gecelerini hastanede geçirenlerin % 62’sini oluşturmakta ve

    • Yetişkinlerle ilgili sağlık hizmeti harcamalarının ise % 46’sı engelli bireylere harcanmaktadır.

    Engelli bireylerin ancak % 3’ü herhangi bir sağlık harcamasına neden olmazken, engelli olmayan bireylerde bu oranın % 16 olduğu görülmektedir. Oran dışında maliyet olarak karşılaştırıldığında, engelli olmayan bir bireyin ortalama sağlık harcamaları 420$ iken engelli bir birey için bu miktarın 2489$ olduğu görülmektedir. Bu farklılığın cepten harcamalarda da olduğu görülmektedir (Dejong, 2002).

    Gereksinimler ve maliyetle ilgili durumun, genel bütçe içinden sağlığa ayrılan payın değiştiği gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında da ciddi farklılıklar göstereceği açıktır.

    b. Sağlıklı ve İyi Olmanın Önündeki Engeller

    Sağlık kavramı; fiziksel, sosyal ve psikolojik olarak tam bir iyilik hali olarak tanımlanmaktadır. Sağlık kavramının yukarıda tanımlandığı biçimi ile engelli bireyler için de geçerli olup olmadığına dair çeşitli araştırmalar yürütülmüştür.

    Putnam’ın (2003) yaptığı bir çalışmada, sağlıklı ve iyi olma hali engelliler tarafından tanımlanmıştır ve engelli olmayan bireylere göre farklılıklar değerlendirilmiştir. Söz konusu araştırmada engelli bireylerin sağlıklı ve iyi olma durumunu, aşağıdaki dört başlık halinde tanımlandığı görülmektedir;

    • Fonksiyonlarını yerine getirebilme ve istediği her şeyi yapabilir halde olma,

    • Bağımsız olabilme,

    • Hem fiziksel hem de moral olarak iyi olma,

    • Ağrının olmaması.

    Görüldüğü gibi yaşanan sağlık sorunları, engelli bireylerin sağlık ve hastalık algılarını değiştirmekte ve sağlıklı olma durumunu da farklı tanımlamalarına neden olmaktadır.

    Toplumun diğer bireyleri için sorun olmayan pek çok konu engelli bir birey için aşılması gereken büyük bir sorun haline gelebilmektedir.

    Örneğin; sağlıklı bir bireyin merdiven çıkarken basamakların yüksekliklerini farketmediği bir koşulda, yürüme engelli bir birey her bir basamağın yüksekliğini farketmekte, yukarı çıkma veya aşağı inmede daha fazla dikkat ve enerji gereksinimi duymaktadır.

    Sağlıklı ve iyi olma durumunun önündeki engeller, bireysel, toplumsal ve sistem düzeyinde engeller olarak tanımlanmaktadır (Putnam, 2003).

    1. Bireysel düzeydeki engeller

    Bireysel düzeyde engeller ruhsal durum, kişisel tutum ve sağlık davranışı ile ilgili engelleri kapsamaktadır. Araştırmalar, ruhsal durumun sağlık ve iyilik halini etkilediğini göstermektedir. Engelli bireyler “stres altındayken düşünme sürecinin olumsuz etkilendiğini ve diğer zamanlara göre düşüncelerinde ciddi farklılıklar olduğunu” ifade etmektedirler. Stres dışında depresif duygu durum ve başkalarının etkisi de ruhsal durum açısından önemlidir.

    Engelli bireylerin engellerini kabul etmeleri sağlık ve iyilik halini olumlu olarak etkilemektedir. Kendi kendinden memnuniyet yaşama bakış açısına da yansımaktadır.

    Engelliler arasında yapılan araştırmalarda, sağlıklı kalmadaki davranışlarının sağlık ve iyilik halleri üzerinde önemli etkileri olduğunu göstermektedir. Yüzme, gezme, yeni bir şeyler öğrenme gibi aktiviteler engelli bireylerin kendilerini daha az hasta hissetmelerine neden olmaktadır.

    2. Toplumsal düzeydeki engeller

    Engelli bireylerin kendilerini sağlıklı ve iyi hissetmesinde karşılaştıkları toplumsal düzeydeki engeller aile üyeleri, arkadaşlar, meslektaşlar tarafından sosyal destek ve sağlık çalışanlarının etkileri şekilde özetlenebilir;

    Engelli bireyler, sosyal desteğe sahip olmalarının kendilerini daha sağlıklı ve iyi hissetmelerine neden olduğunu ifade etmektedirler. Sosyal destek özellikle stresle başetmede ve moral bozukluklarını gidermede önem kazanmaktadır.

    Putnam (2003) yaptığı araştırmada, yakın dostları tarafından “hissettiğin kadar iyi görünmüyorsun” gibi sosyal destek adına maruz kaldıkları bazı davranışlar nedeniyle engellilerin olumsuz etkilendiğini saptamıştır.

    3. Sistem düzeyindeki engeller

    Erişilebilirlik, kurumsal düzenlemeler ve mali bakımdan yaşanan engeller sistem düzeyinde belirtilen engeller olarak tanımlanmaktadır.

    Engelli bir bireyin belirttiği gibi “sağlık ve iyilik hali kendinizle ilgili hissedilen pozitif duyguların toplamı” olarak değerlendirildiğinde dışarıya çıkabilme ve istenilen aktivitelerin bağımsız biçimde yapılabilmesi erişilebilirlik açısından önemli göstergelerdir.

    Engelli bireyin yaşadığı ev koşullarının düzenlenmesi, merdivenler ve kaldırımlar gibi mimari koşullar, toplu taşım araçlarından yararlanma olanakları, telefon ve diğer iletişim araçlarından yararlanma, günlük yaşamı kolaylaştırmak üzere kullanılan yardımcı ekipmanlar gibi pek çok konuda erişilebilirlikten bahsetmek mümkündür. Erişilebilirliğin artırılması engelli bireyin toplum içinde bağımsız olabilmesine olanak sağlamakta, dolayısı ile sağlık ve iyilik hali üzerinde olumlu etki göstermektedir (Putnam, 2003).

    Benzer şekilde yasalar ile tanınan ayrıcalıklar ve bunlardan yararlanma olanakları, sosyal güvenceye sahip olma, eğitim ve istihdam olanaklarının sağlanması, çalışamayan engelli bireylere düzenli ödeme şeklinde “engelli ödeneği” verilmesi gibi sistemle ilgili bazı konular da sağlık ve iyilik halini algılama üzerine etkilidir (Putnam, 2003).

    Araştırmalar, engelliliğe ilişkin akut veya sürekli tedavi ve rehabilitasyon maliyetinin yüksek olması nedeniyle sosyal güvence desteğinin engelli bireyler açısından vazgeçilmez olduğunu göstermektedir (Putnam, 2004).

    c. Engelli ve Sağlık Hizmetleri

    Scullion’un (1999) yaptığı bir araştırma, engelli bireylerin sağlık hizmeti ile ilişkilerinden memnun olmadıklarını göstermektedir. Engelli bireyler; hastanelerdeki mimari düzenlemelerin engelliler açısından uygun olmadığını ve gerekli ekipman bakımından yetersiz olduğunu , sağlık çalışanının engellilerin gereksinimleri konusunda eğitimli olmaması nedeniyle hizmet sunumu sırasında mesleki donanımının yetersiz olduğunu, sağlık hizmeti içinde aşırı bölünmüşlük ve işbirliğinin yetersizliği nedeniyle engelli bireyin sağlık çalışanı tarafından bütün olarak değil bir organ olarak algılandığını, engellilere karşı baskıcı ve düşmanca bir tavır sergilendiğin ve sağlık çalışanları engelliliği sosyal yönden değerlendirmede yetersiz olduğunu ifade etmektedirler.

    Engelli bakış açısı ile sağlık çalışanlarını, sağlık çalışanları bakış açısı ile de engelli bireyleri değerlendiren araştırmalar, engelli bireylerin sağlık hizmetlerinden memnuniyetlerinin olumsuz olmasının hizmetten yararlanmayı da olumsuz etkilediğini göstermektedir. French’in yaptığı çalışmada engelli bireyler “sağlık hizmetlerinin sunumunun insancıl olmadığını ve istismar edici” olduğunu ifade etmişlerdir. Aynı araştırmada bir engellinin “tıp öğrencilerinin yararına soyunurken kıyafetlerimizle birlikte saygınlığımızı da çıkarıyoruz” sözü sağlık sisteminin engelli bireylere bakış açısını göstermesi bakımından önemlidir (Scullion, 1999).

    Özetle; görme engelli birinin her gelişte sesinden sağlık çalışanını tanımaya zorlanması, işitme ve konuşma engelli olan kişilere yeterli tıbbi danışmanlık veya sağlığı ile ilgili bilgi verilmemesi, engelliye tercümanlık yapan kişilere yeterli bilgi verilmemesi gibi iletişimle ilgili yetersizlikler vardır (Scullion, 1999).

    Yukarıda sözü edilen faktörler dikkate alındığında yaşanan olayların incitici ve zarar verici olduğu ve sağlık çalışanı ile engelli birey arasında güç bakımından ciddi bir farklılık olduğu görülmektedir.

    Bu farklılığı engellilerin yetersizliklerine ilişkin yaşanan bireysel ve kurumsal ayrımcılığa atfetmek mümkündür.

    Tedavi ve rehabilitasyon aşamalarında hem engelli bireyin kendini kabulü hem de toplumun engelliliğe bakış açısını geliştirme de sağlık çalışanlarının önemli katkıları vardır.

    Ancak çalışma hayatı içinde sağlık çalışanı engelli bireyi moral durumunu dikkate almaksızın fiziksel engel olarak algılamaktadır. Sağlık çalışanına göre engelli birey; kendine sunulan hizmetin pasif alıcısıdır ve bu nedenle minnettar ve itaatkar olmalıdır (Scullion, 1999).

    Sağlık hizmeti alırken kendini hissettirten ve güçlü gözüken, planlanan tedavide söz hakkına sahip olma çabası gösteren bir engelli, sağlık çalışanı tarafından “talepkar”, “inat”, “aksi” kişilik olarak algılanmaktadır. Bu algı ise yaşamı boyunca sıkça sağlık hizmeti alan engelli bireyin olumsuz bir kişilik olarak tanımlanmasına ve kalitesiz veya düşük kaliteli hizmet almasına neden olmaktadır (Scullion PA, 1999).

    Oancia’nın (2000)yaptığı bir çalışmada, sağlık çalışanları arasında engellilere yönelik ayrımcığın oldukça yüksek olduğu, meslekteki yılların artmasıyla birlikte ayrımcı davranışların da arttığı ve kadın çalışanların erkeklere göre daha fazla ayrımcı davranış gösterdikleri saptanmıştır.

    Sağlık hizmetlerine ve sağlık çalışanı ile iletişime aile üyeleri kadar gereksinim duyarken, engelli bireylerin sağlık hizmetine ulaşımında yaşanan engeller nasıl çözümlenecek? Bu soruyu yanıtlamaya yönelik olarak yapılan çalışmalar incelendiğinde sağlık çalışanlarının “engelliliğin farkına varma” ile ilgili eğitimi dikkati çekmektedir (Scullion, 1999; Oancia, 2000; Thompson, 2003; Wells, 2002; Hardy, 2003; Commission on Disabilities, 2003; Tanenhaus, 2000).

    Gelişmiş ülkelerde “farkındalık” eğitimi ilk öğretim çağı çocuklukla birlikte verilmekteyken, gelişmekte olan ülkelere ilişkin bu konuda herhangi bir eğitimin yapılmadığı görülmektedir.

    Engellilere hizmet veren tüm sağlık çalışanlarının mesleki eğitim programları içinde “farkındalık” eğitimleri olmalıdır (Oancia, 2000; Thompson, 2003; Wells, 2002; Hardy, 2003; Commission on Disabilities, 2003; Tanenhaus, 2000).





    IV. Türkiye’de Durum Nasıl?

    Gelişmekte olan ülke özellikleri taşıyan Türkiye’de engellilerin karşılaştıkları sorunlar şunlardır (Tapan, 1999);

    • Engellilerin, mimari engeller, toplu taşımadan yararlanamama, istihdam olanaklarından yararlanamama gibi sosyal yaşamdaki destekleri yetersizdir.

    • Engelliler, eğitim hakkını kullanmada sorunlar yaşamaktadır. Eğitim olanaklarının öğrenme engelliler için özel okullar gibi hem engel çeşidine göre düzenlenmemesi, hem de eğitim olanaklarına fiziksel veya mali nedenlerle ulaşamama söz konusudur.

    • Engellilerin, sosyal yaşamda bağımsız yaşamaları için destekleri azdır. Bağımsız yaşamada iş ve kendi kendini geçindirebilme önemli faktörlerdir.

    • Engellilerin sosyal güvenceye kavuşturulması sağlık hizmetlerinin sürekliliği ve ortez, protez, tekerlekli sandalye gibi yardımcı ekipman elde etmede yaşamsal önemse sahiptir.

    • Sağlık hizmeti sunan kurumlar başta olmak üzere gerek ulaşım gerekse kurumda dolaşım bakımından mimari engellerin ortadan kaldırılması gereklidir. Kaygan zeminler, dar kapılar, trabzansız merdivenler sağlıklı kişiler için sorun değilse de engelliler için aşılması güç engellerdir.





    V. Son Söz

    Son yıllara kadar Türkiye’de engellilerin dağılımı nedenleri konusunda bilgi edinmek mümkün değildi ancak Devlet İstatistik Enstitüsü ve T.C. Özürlüler İdaresi Başkanlığı’nın işbirliği ile yapılan “Özürlüler Araştırması” merak edilen pek çok konuya ışık tutması açısından önemli bir kaynak niteliğindedir.

    Bu araştırmada, engellilik sıklığının oldukça yüksek olduğu (% 12.29), medyan yaşın çok genç olduğu (33.86 yıl) görülmektedir. Bunun yanısıra; tamamlanmış eğitim düzeyine göre okuma yazma bilmeyenlerin % 36.3 (kırsal alanda yaşayanlarda ve kadınlarda daha da yüksek), işgücüne katılanların % 21.7, işsiz olanların % 15.4, sosyal güvencesi olanların % 47.5 ve doğuştan engelli olma oranının ise % 46.6 olduğu görülmektedir. Engellilere kurum ve kuruluşlardan beklentileri sorulduğunda % 61.2’si parasal katkı istemektedir (Özürlüler İdaresi Başkanlığı, 2002).

    Araştırma sonuçları, engellilik konusunun Türkiye açısından önemli olduğunu göstermektedir. Özellikle doğuştan engelli olma oranının yüksekliği gebelik sırasında anneye verilecek sağlık hizmetinin planlanmasında ve etkin uygulanmasında, akraba evliliklerinin önlenmesinde yol göstericidir.

    Benzer biçimde, düşük okur yazarlık oranı, iş olanaklarının sınırlı olması, yaşamlarını bağımsız sürdürmelerinin önündeki engeller olarak görülmekte ve engellilerin kurum ve kuruluşlardan “parasal destek” isteklerini artırmaktadır. Oysa farkındalığı olan bir toplumda engellilere sunulan eğitim, sağlık ve istihdam hakları parasal destekten çok daha önemlidir.

    Sonuç olarak; doğum öncesi ve sonrası ebe hizmetlerinin etkin yürütülmesi ve iş kazaları başta olmak üzere sonradan oluşacak engelliliğin önlenmesinde, sonradan ortaya çıkan engellere karşı gerekli tedavi ve rehabilitasyon hizmetlerinin sunulmasında, başta eğitim kurumlarında olmak üzere erken yaşlarda toplum bireylerinin engellilikle ilgili farkındalığının artırılmasında ve engellilerin kendi haklarının bilincine varmasında, sağlık sektöründen, eğitim sektörüne kadar pek çok sektörün işbirliği içinde çalışmaları gereklidir.

    Bu işbirliğinin oluşturulması ve yaşama yansıtılması ile ülkeler ancak gelişmiş ülke olarak adlandırılacaktır.

  10. #10

    Standart

    Görme engelliler için 'biyonik göz'...


    Amerikalı bilim adamları, görme engellilerde retinanın arkasına 3 milimetre genişliğinde bir çip yerleştirerek bu kişilere görme yeteneği kazandırılabileceğini belirtti.



    Stanford Üniversitesi uzmanlarının fareler üzerindeki deneylerde başarılı sonuçlar aldığı cihaz şu şekilde çalışıyor:

    İLK GÖRÜNTÜ KAMERALI GÖZLÜĞE GELİYOR
    Minik çip ameliyatla gözdeki retina tabakasının arkasına yerleştirildikten sonra, hastaya üzerinde küçük bir video kamera bulunan bir gözlük takılıyor. Kameraya giren ışık yine kamera tarafından, cüzdan büyüklüğündeki kablosuz bir bilgisayara gönderiliyor. Işık burada 'işlendikten' sonra gözlükteki kızılötesi ekrana gönderiyor. Bu görüntü daha sonra retinanın arkasındaki çipe yansıtılıyor. Çipteki mikroskobik parçalar tıpkı retina hücreleri gibi ışığı elektrik sinyaline çevirerek bunların sinirler tarafından beyne iletilmesini sağlıyor ve görme gerçekleşiyor.

    BÜYÜK PUNTOLU YAZILARI OKUYABİLECEKLER
    Bilim adamları, bu yöntem sayesinde daha önce göremeyen kişilerin büyük puntolu yazıları okuyup, yardım almadan yaşayabileceğini söyledi.
    Uzmanlar insanlar üzerindeki denemelere başlamadan önce, daha iri hayvanlar üzerinde, daha büyük çipler kullanılarak testler yapılması gerektiğini söyledi.

Benzer Konular

  1. Bilardo Hakkında Herşey
    By BoDyGuArD in forum Bilardo
    Cevaplar: 5
    Bölüm Listesi: 12-26-2008, 10:25 AM
  2. hz. Muhammed Hakkında Herşey
    By ABYSS in forum Dini Bilgiler
    Cevaplar: 1
    Bölüm Listesi: 07-04-2007, 08:08 PM
  3. Şarbon hakkında herşey.
    By EXiR in forum Biyoloji Bilimi
    Cevaplar: 0
    Bölüm Listesi: 06-04-2007, 12:43 AM
  4. Aşılar Hakkında Herşey
    By ABYSS in forum Sağlık ve Yaşam
    Cevaplar: 0
    Bölüm Listesi: 02-05-2007, 12:19 AM

Beğenilen Sayfayı İşaretleyin

Beğenilen Sayfayı İşaretleyin

Yetkileriniz

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • Eklenti Ekleyemezsiniz
  • You may not edit your posts
  •  
[Gizlilik Politikası]-[UslanmaM Kuralları]-[UslanmaM İletişim/Contact]