İlkyardımın ilkleri
Doğadaki kazalar ve ilk yardım gerektiren durumlarda en başlıca sorun paniğe kapılmamaktır. Ne bir doktorun,ne bir ambulansın, ne de hastane şartlarının bulunmadığını, en yakın yerleşimden belki günlerce uzakta olduğunuzu düşündüğünüzde, yüreğinizi kaplayan umutsuzluk duygusunu soğukkanlılıkla aşmalı ve artık otomatiğe bağladığınız temel ilkyardım prensiplerini harfiyen uygulamalısınız.

1.Ek kazalara meydan vermemek: Sık karşılaşılan bir durum, heyecanla yardıma koşanların ek kazalara uğramaları, yaralanmaları ve bazen hayatlarını kaybetmeleridir. Gecenin bir vakti, yardım için viyadükten atlarken düşenler, arabasını biçimsiz park ettiği için zincirleme kazalara neden olanlar ve iyi niyetle koşuştururken ezilenler...

Başına taş düşen ya da çığ altında kalan bir dağcıya yardıma koşan da aynı felakete uğrayabileceğini unutmamalıdır. Keza suda boğulmakta olan birine doğru yüzen kişi, şayet kendini karaya bağlayan bir ip veya tükendiğinde tutunabileceği bir tahta parçası yoksa boğulabileceğini aklında tutmalıdır. Banyoda baygın yatan yakınınıza koşarken, onu zehirleyen tüp gazdan sizin de etkilenebileceğinizi veya yerdeki birine dokunup kontrol ederken onu çarpan elektrik akımının size de zarar verebileceğini hesaba katmalısınız.

Arama – kurtarma çalışmalarına katılanlar da, yardıma giderken kendi yaşamlarını sürdürebilecek asgari teçhizata sahip olmalı ve merkezle haberleşme bağlantısını koparmamalıdır.

2.Yardım istemek: Bazen bir cep telefonu, bazen telsiz, bazen de üçüncü bir kişi, birazdan anlatacağımız ilk yardım uygulamasını, “yardım gelecek” güvencesiyle daha rahat yapmanıza imkan verir. Unutmayın daha çok insan, daha etkili yardım ve yaralıların daha doğru şekilde taşınması demektir. İlkyardımda kahramanlığın yeri yoktur. Ne kadar mükemmel yaparsanız yapın, çok zorunlu haller dışında temel ilkyardım uygulamasının ilk beş on dakikasında nefes nefese kalır tükenirsiniz.

3.Doğru değerlendirme yapmak: Bir kazazedeyle karşılaştığınızda zamana karşı yarış başlamış demektir. Sizin burada dakikalarca okuduğunuz uygulamayı saniyeler içinde yapmanız gerekir.

Kalp – akciğer canlandırması, kesinlikle kalbi durmuş, nefes almayan bir insana yapılır. Yanlış değerlendirmeyle kalbi çalışan, nefes alan birine bunu yaparsanız, o kişiyi öldürebilirsiniz. Dolayısıyla her türlü girişimden önce kazazedeyi yerinden oynatmadan, deyim yerindeyse 5 duyunuzu da kullanarak (belki tat duyusu hariç) ona ne olduğunu anlamaya çalışmalı ve burada yazılanları bazen aynı anda yapmalısınız.

Kazazedeyle iletişim kurmaya çalışmalı, "Sana ne oldu, adın ne?" gibi sözlü uyarılarda bulunmalısınız. Cevap varsa işiniz büyük ölçüde kolaylaşır. Ondan elini ayağını oynatmasını isteyin. Böylece omuriliğinde bir yaralanma olup olmadığını anlayabilirsiniz. Özellikle bir yerden bir yere taşınıyorsa bunu muhakkak bilmeniz gereklidir.

Sözlü uyarılarınıza cevap ararken bir elinizi kazazedenin alnına koyun. Bu sayede şuuru bulanık, boyun omurlarında kırık olabilecek kazazedenin istemsi hareketlerde bulunmasını ve omuriliğe zarar vermesini engelleyebilirsiniz.

Sözlü uyarılarınıza cevap alamadığınızda (bazen mantıksız sözler söylemesi, sarhoş gibi konuşması, onun beyninde bir problem olduğunu düşündürmelidir), kontrolünüz altında kulak memesine atacağınız bir çimdik , onun ağrılı uyaranlara karşı cevabını ölçmenizi sağlar. Cevap yoksa karşınızda zor bir bilmece var demektir.

Dört duyunuzla değerlendirmeye çalıştığınız kazazedenin alnında duran elinizin işaret ve baş parmağıyla göz kapaklarını açıp kapatarak, varsa fener ışığı yakıp söndürerek ışığa reaksiyonunu araştırabilirsiniz. Sağlıklı bir insanın göz bebekleri, aynen fotoğraf makinesinin diyaframı gibi ışığa küçülerek cevap verir. Beynin tümünde veya bir bölümünde bir problem olduğunda ise bu cevap gerçekleşmez. Morfin (göz bebekleri küçüktür) ve atropin (göz bebekleri büyüktür) kullanılması gibi çok ender durumlarda bu cevap farklı olabilir. Yani bir kazazedede gözler kalbin değil, beynin aynasıdır.

Temel kalp – akciğer canlandırmasına kazazedenin vereceği cevabı izlerken, öncelikle göz bebeklerinde ışığa karşı duyarlılığın başlamasına ve damarlarda nabzın alınıp göğsün genişlemesine dikkat etmelisiniz.

Tüm bunları yaparken, diğer elimizin üç dört parmağı birden, boynun bir yanında kalbin çalışmasının göstergesi olan nabzı almaya çalışacak; gözümüzle kazazedenin göğsünde hareket olup olmadığını araştırırken kulağımızla soluk sesini, belki burnumuzla da nefesinin kokusunu hissetmeye çalışacağız.

Göğüste bir genişleme yok, cilt morarmaya başlamış (normalde soluk alıp verdiğinde insanın cildi pembe beyazdır; cilt renginin değerlendirmesi bazen koyu renkli insanlarda zor olabilir, o zaman da dudak iç yüzlerindeki mukozalara bakarak değerlendirme yapabiliriz), nabız alamıyorsunuz, fakat kazazedenin vücudu sıcak. Göz bebeklerinde ışığa belli belirsiz, minimal bir cevap var. Artık süratle kalp - akciğer canlandırmasına başlayabilirsiniz.

4.Solunum yollarının devamlılığını sağlamak: Bunun için öncelikle ağız ve burunda yabancı bir cisim olup olmadığını kontrol etmek gerekir. Eğer varsa parmaklarımızı kollayarak (şuuru bulanık kazazede parmaklarımızı ısırabilir, bir kalemin sapıyla ağız içinin kontrolünü daha rahat yapabiliriz) temizleyip alnı, boynu destekleyerek, geriye iterek çeneyi yukarı çekmeliyiz.

Tüm bunları yaparken boyunda ciddi bir hasar olup olmadığını, ensede nazikçe gezdireceğimiz parmaklarımızla hissetmeye çalışmalı, daha iyisi, boyun altına ne olursa olsun, giysilerden destek yapmalıyız. Bu destek bazen bir torbaya doldurulacak kum, toprak dahi olabilir.

Kazazedenin vücudundaki bir anormalliği, sağlıklı olan kendi vücudunuzla karşılaştırarak en iyi şekilde saptayabilirsiniz