Toplumun evrimiyle birlikte aile biçimleri de değişiklik geçirdiğine göre, çoktan tarihe karışmış devirlerde yer almış aile biçimleri nasıl olup da belirlenebilmiştir.
Toplumlar zamandaş olsalar bile, tarihin akışı içinde karşımıza çıktığı üzere, eşitsiz bir gelişme düzeni sonucu çok farklı evrim aşamalarında bulunabilirler. Dolayısıyla belirli bir çağda, çok daha önceki bir çağa özgü özellikleri taşıyan bir toplum bulmak mümkündür. Nitekim tarihin ilk çağlarına ilişkin pek çok bilgi, son yüzyıl içinde Afrika ya da Avustralya’nın ücra köşelerinde yaşadığı tespit edilen bazı ilkel kabilelerin incelenmesiyle elde edilmiştir. Geçmişteki aile biçimlerinin anlaşılmasında başvurulan ikinci yol, çeşitli toplumların dil ve geleneklerinin yoğun bir şekilde araştırılmasıdır. Çünkü bir akrabalık ilişkileri sistemi, o sistemi oluşturan aile biçimi ortadan kalkmış olsa bile, oldukça uzun bir süre dilde geleneklerde yaşamaya devam etmektedir.
Nitekim Morgan olsun, öteki antropolog ve etnologlar olsun, ondokuzuncu yüzyılda, yirminci yüzyılda yaşarken aynı anda dünyanın değişik yerlerinde hala ilkel toplum koşullarında yaşayan insanların varoluşu sayesinde onların yaşamlarını, düzenlerini ve ilişkilerini inceleyebilmişlerdir.
Örneğin Morgan, Kuzey Amerika kıtası yerlilerinden İrokualar arasında yürüttüğü araştırmalarında bir İrokua erkeğinin yalnızca kendi çocuklarını değil, erkek kardeşinin çocuklarını da “oğlu” ve “kızı’ yerine koyduğunu, onların da ona “baba” diye hitap ettiklerini; İrokua kadınının da kendi çocukları yanı sıra kızkardeşinin çocuklarına da oğlu, kızı gözüyle baktığını ve onların da onu “anne” diye çağırdıklarını, çocukların da birbirlerine “kardeş” dediklerini gözlemlemiştir.
Fakat daha da önemlisi Morgan, İrokua toplumundaki akrabalık ilişkilerini gösteren bu sistemin gerçekte o tarihte yürürlükteki aile yapısına uymadığını farketmiştir. Zira Morgan’ın araştırma yaptığı tarihte, İrokua toplumunda hüküm süren aile biçimi yine Morgan’ın “iki başlı aile” olarak adlandırdığı ve eşlerin her ikisinin de kolayca bozulabildiği bir evliliğe dayanıyordu. Yani o tarihteki gerçek durumda İrokua erkeği artık erkek kardeşinin çocuklarının da babası değildi. Bir başka deyişle, erkek kardeşler arasında birbirlerinin eşleriyle cinsel ilişkide bulunmak yoktu. Aynı şey, İrokualı kadınlar, kızkardeşler için de geçerliydi. Öyleyse akrabalık sistemi ile aile yapısı arasındaki bu çelişki nereden geliyordu ?
Morgan bu sorunun cevabını Hawai’ye bağlı Sandvic Adaları’nda buldu. Zira ondokuzuncu yüzyılın ilk yarısında bu adalarda tam da İrokualar’da görülen akrabalık sistemine denk düşen bir aile yapısı vardı. Yani orada, gerçekten de kardeşler arasında birbirlerinin eşleriyle cinsel ilişkide bulunmak sözkonusuydu. Buna karşılık, onların akrabalık sistemleri de, gerçek yaşamdan farklılık gösteriyordu. Öyleki konuşulan dilde ve göreneklerde yansıyan bu sisteme göre, kardeş çocukları yalnızca baba ya da yalnızca anne tarafından kardeş değildi , hem anne hem de baba tarafından kardeştiler. Bir başka deyişle, bu sisteme göre kardeşler yalnızca birbirlerinin eşleriyle değil karşı cinsten olan kendi kardeşleri ile de cinsel ilişkide bulunuyorlar demekti.
Belirli bir tarihte, gerçekte yaşayan aile yapısı ile aynı tarihte dilde ve göreneklerde yaşayan akrabalık sistemi arasındaki çelişki, aslında aile yapısı ile akrabalık sistemi arasındaki değişime ve değişime uyma temposundaki farklılıktan kaynaklanıyordu ve sistem değişmekte gecikerek bir önceki yapıyı yansıtıyor olmalıydı. Nitekim, “aile” diyordu Morgan, “aktif unsurdur, asla durağan değildir; toplumun bir alt dereceden daha yüksek bir dereceye gelişmesi ölçüsünde o da bir alt biçimden daha yüksek bir biçime geçer. Buna karşılık, akrabalık sistemleri pasiftir. Ailenin zamanın akışı içinde yaptığı ilerlemeleri ancak uzun aralarla kaydederler ve köklü bir dönüşüme ancak aile baştan aşağı dönüştüğünde uyarlarlar.”
Akrabalık bağları sistemindeki bu yavaş ve ağır evrim bir yandan, dünyanın köşe bucağında toplumsal gelişmenin henüz alt evrelerinde bulunan ilkel toplumların varlığı öte yandan, katedilen yolu geriye dönük olarak teoride “yeniden kurma” olanağını sağlayarak çok daha ileri toplumların da bugünkü düzeylerine hangi evrelerden, nasıl bir yol izleyerek geldiklerini açıklamayı mümkün kılmaktadır.
Kuralsız Cinsel İlişki Dönemi
Hayvanlıktan insanlığa geçiş döneminden başlayarak çok uzun bir süre, insanlar, her türlü sınırlamadan, kısıtlamadan uzak “kuralsız cinsel ilişki” içinde bulunmuşlardır. Bir çeşit “sürü”biçıminde yaşayışlarında kıskançlığa ve yasağa yer vermemişlerdir. Kıskançlık da cinsel yasak da çok sonraki devirlerde ortaya çıkmıştır. İnsan bireyinin zayıflığı, en başından beri birlikteliği ve toplu eylemi zorunlu kılmıştır. Yaşam koşulları bazı hayvanlarda görüldüğü gibi kıskançlığa elvermemiştir. Cinsel yasak ise, yani esas olarak anne-baba ile çocukları arasında ve kardeşler arasındaki cinsel ilişki yasağı, yine sonraki devirlerin derece derece artarak ortaya çıkartacağı bir gelişme olmuştur.
Gerek Tevrat ve İncil’den, gerekse çeşitli halkların mitoloji ve destanlarında, İlkçağ edebi eserlerinden ve nihayet esas olarak bugüne kadar gelen bazı ilkel toplumların akrabalık sistemlerinin incelenmesinden, insanların en başta uzun bir süre hiçbir yasakla sınırlanmayan bir yaşam ve cinsellik evresinden geçmiş oldukları anlaşılmıştır. Bu evrede, anne-babalar birbirleri ile olduğu kadar çocukları ve hatta torunları ile de cinsel ilişkide bulunuyor, kardeşler de kendi aralarında ilişki kurabiliyorlardı. Hayvanlıktan henüz çıkılmışken ve her türlü doğal engel ve güçlük karşısında varolma ve ayakta kalma savaşı verirken, insanların adeta içgüdüsel bir şekilde bir an önce çoğalmak ve güçlenmek kaygısıyla hiçbir sınır, hiçbir yasak tanımadan birbirleriyle cinsel ilişkide bulunmuş olmaları doğal ve olağandır. Birtakım kavramların ve değer yargılarının belirli deney ve bilgi birikimi sonucu ve ancak bir süreç içinde oluşmuş olması ve vahşilikten uygarlığa doğru giden uzun yolda kuralların, yasakların gelenek ve göreneklerin ancak adım adım belirmesi kaçınılmazdır.
Toplumsal Gelişme Aşamaları
Morgan’ın kuramına göre, insanlık üç toplumsal evreden geçmiştir: Vahşilik, Barbarlık, Uygarlık. İlk iki evrede kendi içinde alt, orta ve üst olmak üzere üçe ayrılmaktadır.
Aşağı Vahşilik Evresi, insan soyunun, bebeklik evresidir. Bu evrede, insanlar en ilkel koşullarda yaşamakta, mağaralarda, ağaçlarda, kovuklarda kalmakta, daha çok su kenarlarına ve ormanlık yörelere yerleşmekte, kökler meyvelerle beslenmekteydiler. Bu evrede gerçekleşen en büyük ilerleme insanların konuşmayı öğrenmeleri ve çıkarttıklan anlaşılmaz seslerin yerini, az çok tane tane, anlamlı bir dilin almasıdır.
Ateşin bulunması ve tatlı ve tuzlu su hayvanlarının yenmeye başlanmasıyla Orta Vahşilik Evresine geçilmiştir. Yontma taştan yapılma ilkel araç ve silahların kullanımı da bu evrede başlamıştır.
Üst Vahşilik evresi ok ve yayın icadı ile başlar. Bu evrede insanların beslenmesinin geliştiği, daha derli toplu bir yaşam sürdükleri arkeolojik buluntulardan anlaşılmaktadır.
Çömlekçiliğin başlamasıyla insanlık Barbarlık aşamasına, daha doğrusu barbarlığın alt evresine geçmiştir. Evcil hayvan yetiştirme ve ekip-biçmenin başlaması barbarlıkta orta evre olarak adlandırılan aşamaya ilerlenmesini doğurmuş; bunu, madenciliğin bulunuşuyla yukarı barbarlık evresine yükselme izlemiştir. Yazının bulunuşu ve yazılı edebiyatın ortaya çıkışı ile de Uygarlık başlamıştır.
İnsanlığın uygarlıktan önce ve sonra yüzlerce yıl süren bu toplumsal gelişmesi içinde ailenin doğuşu ve değişimleri, genel evrimle paralel olmuş, ancak sözü geçen aşamalara tam olarak denk düşen bir özellik taşımamıştır. Bir başka deyişle, her evreye bir aile biçiminin denk düştüğünü ileri sürmek mümkün değildir. Bir aile biçiminin birden fazla evreye yayılacak uzunlukta sürmesi kadar, iki evre arasında geçiş aşamasında her ikisini de kapsayacak şekilde varolması da sözkonusudur.
Tek Eşlilik
Bachofen, grup evliliğinden zamanla tek eşli evliliğe geçişin kadınların eseri olduğunu söylemektedir; aslında daha sonraki buluntular da bu tezi doğrulamıştır.
Gerçekten de yaşam koşullarının gelişmesi ve değişmesi ölçüsünde ilkel ortakçılık düzeninin bozulması, nüfusun ilk zamanlarla karşılaştırılamayacak çapta artması gibi durumlar karşısında, cinsel ilişkilerde -bütün kuralsızlığına ya da sınırsızlığına rağmen - başlangıçtaki saflık hemen hemen ortadan kalkmış ve kadınlar için gittikçe daha zor kattanılır türden bir “angarya” durumu ortaya çıkmıştı. Zaman içinde üstünlüklerinden sürekli olarak kaybetmekle birlikte, anaerkil toplum yapısının henüz sürdüğü dönemlerde kadınlar evlilik yönünde ilk adımları attılar. Zamanla dinsel/ahlaksal motiflere başvurulur oldu, “kızlık”, “bekaret” gibi kavramlar ortaya çıktı. İki başlı aile, kadınların çokkocalıktan kurtuluşu yolunda son derece önemli, hatta belirleyici bir adım oldu. Buna karşılık, sosyoekonomik gelişme, kadınların egemenliğini her geçen gün daha çok sarsan bir doğrultudaydı.
Grup Evliliği
Vahşilik evresinin kaçınılmaz yaşayış biçimi kuralsız ve yasaksız cinsel ilişki, aynı dönemin daha ileri evrelerinde yavaş yavaş bazı kuralları ve yasakları sınırlamaya başlamıştır. Getirilen ilk yasaklama ayrı kuşaklar arasındaki cinsel ilişkiyle olmuştur. Böylece anne-babalar ile çocukları arasındaki cinsel ilişki belli ölçülerde önlenmiştir. Bu gelişmeyle birlikte “grup evlilik” ya da “grup evliliği” diye adlandırılan ve aynı kuşaktan kişilerin herhangi bir sınırlama olmaksızın kendi aralarında, dolayısıyla grup halinde birbirleriyle cinsel ilişkide bulundukları bir durum kendini göstermiştir. Grup evliliği, vahşilik döneminin aşağı yukarı orta ve üst evrelerini kapsayan uzun evrimi boyunca değişik aile biçimlerine temel oluşturmuştur. İlk biçimlenen aile “kandaş aile” olmuştur.
Kandaş Aile
Kandaş aile grup halinde ve yalnızca kuşak farkı ayrımı yaparak cinsel ilişkide bulunulan ilk ve ilkel bir aile biçimidir. Grup evliliğine giren aile biçimleri arasında yer alır. Kardeşler arası cinsel ilişki herhangi bir sınırlama olmaksızın serbesttir. Morgan’ın yaşadığı dönemde artık dünyanın hiçbir yerinde bu tür bir aile biçimi kalmamıştı. Fakat aile yapısına oranla daha geç gelişen ve değişen akrabalık sistemi Sandvic Adaları’nda o tarihlerde yürürlükte olan örnekte görüldüğü üzere böyle bir evre kesinlikle yaşanmıştır. Öte yandan, belirtmek gerekir ki bu kandaş aile, bugünkü ölçütlerimiz açısından ne denli ilkel, kalıtımsal sağlığa aykırı ya da ahlakdışı bulunursa bulunsun, gerçekte, kuralsız-yasaksız cinsel ilişki evresine kıyasla önemli bir ileri adımdı.
Anne babalarla çocukları arasındaki cinsel ilişkinin kısıtlanması özellikle soyun sağlıklı gelişmesi açısından çok yararlı olduğu gibi, topluluğun sınırlarının sürekli gelişmesine, yeni ilişkiler kurulmasına, dolayısıyla toplumsal yaşamın daha zenginleşmesine, çeşitlilik kazanmasına yol açması bakımından da son derece olumlu olmuştur. Bu konuda Morgan şöyle yazmaktadır. “Kandaş olmayan boylar arasında evlilikler bedensel olduğu kadar zihinsel olarak da daha güçlü bir ırk meydana getirdi. İlerleme yolunda iki aşiret birleşiyor; ortaya çıkan yeni kafalar, yeni beyinler her ikisinin de yetilerini içerdikleri için doğal olarak daha gelişmiş oluyorlardı”.
Çok yakın kan bağları olanlar arasında cinsel yasak, giderek erkek kardeşler ile anne tarafından kızkardeşlerin ilişkilerinden doğan çocukların kendi aralarında cinsel ilişkide bulunmasını da kapsayacak şekilde genişlemiştir. Buna karşılık erkek kardeş ile kız kardeşin torunlarının ilişkisine herhangi bir kısıtlama getirilmemiştir.
Grup halinde ya da blok halinde evlilik, yasak kapsamına girmeyenlerin serbestçe birbirleriyle cinsel ilişkide bulunmaları, bir başka deyişle ne kadının ne de erkeğin belirli bir “eş”e bağlı ve bağımlı olmamaları durumudur. Bundan ötürü hemen bütün toplumların tarihinde görülen ve karı-koca evliliği evresine geçilmiş olmasına rağmen, örneğin Eskimo toplumunda hatta görenek olarak süren kadının, konuk yabancı erkekle cinsel ilişkide bulunma özgürlüğü, bu grup evliliği ya da grupla evlilik kavramı içinde değerlendirilmelidir. Yasak kapsamına girenler dışında kadınlar bir grup, erkekler bir başka gruptur. Dolayısıyla nerede olursa olsun herhangi bir erkeğin herhangi bir kadınla cinsel ilişkisi olağandır, grup evliliği uyarınca bir haktır. Daha sonraki devirlere özgü olan karı-koca kavramı ve statüsünün henüz ortaya çıkmamış olduğu bir ortamda, toplumsal bir hak ve kurum olan grupta evliliğin “ihanet” ya da “ahlaksızlık” olarak düşünülmesi mümkün olmadığı gibi, bugünkü anlayışın akla getirebileceği bir “hafif meşreplik”, “cinsellik düşkünlüğü”, ile de ilgisi yoktur. Yalnızca o devrin koşullarından doğmuş, belirli bir toplumsal evreye özgü toplumsal bir olgudur.
Ortaklaşa Aile
“Ortaklaşa aile” grup evliliğinin evrimi içinde vahşiliğin üst evresinde ulaşılan, görece yüksek bir aile biçimidir. En önemli ve ayırdedici özelliği kız ve erkek kardeşler arası cinsel ilişkinin artık yasaklanmış olmasıdır. Bu yasaklamanın ilkin aynı anneden olma kardeşler arasında uygulanmaya başladığı, daha sonra bütün kardeşleri içine alacak şekilde yayıldığı anlaşılmaktadır. Zaman içinde iyice genişleyerek kardeş çocuklarına, torunlarına hatta torunların torunlarına kadar uzanacak olan yasak çerçevesinin ilk hatları böylece çizilmiştir.
“Grup evliliği”nin bu biçiminde kız kardeşler kendi erkek kardeşleri dışında başka erkeklerin ortak karıları durumundaydılar. Bu erkekler ise, çoğunlukla kardeş değildi. Morgan’ın aktardığına göre, Hawai göreneğinde bu erkeklere “can yoldaşı”, “candaş”, “ortak” anlamına gelen “Punalua” deniyordu. Bundan ötürü Morgan bu aile biçimine “Punalua ailesi” demektedir. Türkçeye “candaş aile” ya da “ortaklaşa aile” biçiminde çevrilebilecek olan bu evlilik tarzında erkek kardeşler de yine punalua denilen bir dizi kadınla ortaklaşa cinsel ilişki içinde olabiliyorlardı ama bu kadınlarda kesinlikle kendi kardeşleri değildi.
Kardeşler arası cinsel ilişki yasağı yeni akrabalık kavramlarının boy göstermesine yol açmıştır. Böyle bir yasak yokken bütün kardeş çocukları birbirinin kardeşi durumundaydılar. Oysa kardeşler arası cinsel ilişki yasağından sonra annenin kızkardeşlerinin kocaları aynı zamanda annenin de kocası olmaya, babanın erkek kardeşlerinin karıları da aynı zamanda babanın karısı olmaya devam etmişlerdir. Bu gelişme sonucu “kardeş” kavramı yetmemiş ve yeni durumları karşılamak üzere, özellikle kız ve erkek kardeşlerin çocuklarını ayırdetmek, adlandırmak üzere erkek yeğen, kız yeğen ve kuzen, kuzin kavramları doğmuştur.
Görüldüğü gibi, bir kadının birden fazla erkeği vardır, bir erkeğin birden fazla kadını. Ancak böyle bir durumda doğan çocuğun babası kesin olarak saptanamazsa da annesinin kim olduğu kesinlikle bellidir. Bundan ötürü soyzinciri anneye göre saptanır olmuştur.
Ortaklaşa aile grup evliliğinin en klasik en yetkin biçimidir. Çok uzun bir dönem ve dünyanın hemen her yerinde geçerli olmuştur. Ancak toplumsal gelişme yani,
soyların ve aşiretlerin gittikçe büyümeleri ve nüfusun artışı grup evliliğini giderek pratikte zor, hatta imkansız kılmıştır. Bu gelişme sonucu ortaklaşa aile dönüşerek yeni bir yapı, yeni bir biçim almıştır.