1 den 6´e kadar. Toplam 6 Sayfa bulundu

Konu: Depresyon Nedir?............

  1. #1
    Onursal
    destansı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Exclamation Depresyon Nedir?............



    DEPRESYON (Ruhsal çöküntü)
    Depresyon kelimesi günlük dilde sık sık kullanılır. Bir çok duygunun bir araya gelişini o anda varolan istenmeyen psikolojik ruh halini betimlemek için kullanılır.

    Depresyon her yaşta görülebilen bir hastalıktır. Majör Depresyon ( büyük depresyon) nöbetlerle gelen ve tam düzelen bir özelliğe sahiptir.Toplumun her kesiminde görülebilir. Psikiyatrik hastalıklar arasında en sık rastlanan bir tablodur. Yaşam boyunca her 100 erkekten 10unun ve her 100 kadından 20sinin Depresyon geçirdiği araştırmalarla saptanmıştır.

    Depresyondaki bir insanda en dikkati çeken özellikler şunlardır; Elem, keder, karamsarlık umutsuzluk duyguları ile; daha önceden zevk aldığı ilgi duyduğu nesnelere, uğraşılara ilgi duymaması ve hiçbir şeyden zevk alamama halidir.

    Depresyondaki bir hasta çevresine ve hekime "çok üzgünüm, sanki daha önceki kişiliğimi yapımı kaybettim. Hiçbir şeyden zevk almıyorum. Bu sıkıntı, keder bitmeyecek. Hayat bana ağır geliyor. Canım hiçbir şey yapmak istemiyor. Kendimi yorgun ve bitkin hissediyorum. Sabırsız, tahammülsüz bir insan oldum. Kimse gelsin -gitsin istemiyorum. Sessiz - sedasız bir odada yalnız başıma kalmak istiyorum. Çocuklarıma bakamıyorum; bazen onları boğasım bile geliyor. Bazen de artık yaşamanın bir anlamı kalmadı diye düşünüyorum. Bir şey öğrenemiyorum, her şeyi unutuyorum... Zaman zaman sebepsiz ağlıyorum. Çok sıkılıyorum, daralıyorum, baş ağrılarım sıklaştı. İştahtan kesildim, kilo verdim. Uykuya dalmakta güçlük çekiyorum, bazen erkenden sıkıntı ile uyanıyorum. Ne yapacağımı bilemiyorum. Karar veremiyorum... " şeklinde yakınmada bulunur.

    Uluslararası Depresyonları önleme ve tedavi komitesinin depresyonlu hastaların tanınması amacıyla hazırladığı tanı ölçütlerinden yola çıkarak hazırlanan maddelerin 4-5 tanesine evet diyorsanız Depresyonda olabilirsiniz.

    Hayattan eskisi kadar zevk almıyorum, hiçbir şey ilgimi çekmiyor.

    Son zamanlarda karamsar, ümitsiz, kötümser düşünüyorum.

    Kendimi yorgun, bitkin, halsiz hissediyorum.

    Uyku düzenim bozuldu.

    İştahım azaldı kilo kaybettim.

    Bedenimde ağrılar, sızılar başladı, göğsüme baskı oluyor, mideme kramplar giriyor.

    Son zamanlarda cinsel ilgimi kaybettim.

    Hafızam zayıfladı, birşeyi aklımda tutamıyor, öğrenemiyorum.

    Zaman zaman intihar etmek istiyorum. Kimseyi görmek istemiyorum.

    Depresyon geçiren bir insandan; düşünce ve duygu, davranış, motor faaliyetlerde, biyolojik yaşamsal fonksiyonlarda değişiklikler olur.

    Duygu Durumundaki Değişiklikler.
    Keder, elem, üzüntü, sıkıntı, karamsarlık

    Olağan faaliyetlere karşı ilgisizlik,

    Hiç bir şeyin zevk vermemesi, hayatın anlamsız gelmesi

    Ağlama isteği veya ağlama,

    Konuşmaya dahi isteksiz olma.

    Düşünce içeriğindeki değişiklikler:

    En başta umutsuzluk, karamsarlık düşünceleri ( Kendisini değersiz, günahkar, suçlu kabul etme, ciddi depresyonlarda kişi bu düşüncelerle intihar eder...)

    İntihar fikirleri
    Ağır depresyonlarda bazen gerçeği değerlendirme, muhakemede kısmi bozukluklar görülebilir. Şahıs organlarının olmadığını, çürüdüğünü, bu nedenle yeme-içmesinin anlamsız olduğunu söyler ve kötülük göreceği şeklinde hezeyanları olabilir.

    Depresyonda Hafıza
    Dikkat toparlanamaz

    Konsantrasyon bozulur.

    Unutkanlık başlar

    Yeni şeyler öğrenilemez

    Bu nedenle bir iş performansı ciddi şekilde düşer.

    Depresyonda Biyolojik-Vital fonksiyonlar

    Uykuya dalmada güçlük

    Sık sık uyanma, sabahları erken uyanma

    İştahsızlık ( Perhizde değilken 1 ayda kilosunun %5inden fazlasını kaybetme)

    Cinsel istekte azalma

    Hareketlerde faaliyetlerde yavaşlama, halsizlik, yorgunluk, bitkinlik.

    DEPRESYON TÜRLERİ
    Maskeli Depresyon
    Sınıflamalarda yer almamakla birlikte klasik kitapların çoğunda yer alır. Bu durumda klasik depresyon belirtileri yerine: Bedenin değişik yerlerinde ağrılar, sızılar, uyuşma, karıncalanmalar, hissiyat azlığı, karakter bozuklukları, :-):-):-)süel alanda ve beslenme ile ilgili davranışlarda bozukluklar, alkolizm, madde bağımlılığı gibi sorunlar ön plandadır. Yani temeldeki depresyon bu şekilde dışa yansımıştır.

    A tipik depresyon
    Hastada depresif duygu durum dikkati çekmekle beraber, diğer belirtiler "tipik" depresyon belirtilerine uymaz. Gün içi değişmeler görülür. Kişilik yapısı takıntılara saplantıları yatkın insanlarda takıntılar, saplantılar, kuruntular ön plana çıkar. Örneğin; su muslukları, tüpün düğmesi, ütü fişi sürekli kontrol edilir. Bazen yoldan dönülüp tekrar tekrar bakılır. Bedendeki fizyolojik değişiklikler organlardaki bozukluğun habercisi gibi değerlendirilir ve bedensel uğraşlar artar. Çeşitli korkular gelişir. Dışarıdan gösteri, rol gibi algılanacak davranışlar görülebilir.

    A tipik depresyonlu insanlar her zamankinden fazla uyur ve fazla yemek yerler. Aşırı kilo alırlar. Kollarda ve bacaklarda aşırı güçsüzlük vardır. Beklenmedik bir şekilde alkole, maddeye, kumara düşkünlük. Aile ve iş yaşamından uzaklaşma Açıklanması güç cinsel uyumsuzluklar dikkati çeker.

    Çocuklarda Ve Gençlerde Depresyon
    Çocuklarda ve gençlerde tipik depresyon belirtileri olmayabilir. Daha çok davranış ve tutum değişiklikleri belirgindir. Aşırı ağlama, hırçınlık, asi davranışlar, çabuk sinirlenme, alkol ve uyuşturucu kullanımına başlamanın temelinde depresyon olabilir.

    Yaşlılarda Ve Menapoz Sonrası Depresyon
    Kadınlarda daha sık görülür.

    Depresyonun tipik belirtileri olmakla beraber; ağır bunaltı (anksiyete), sıkıntı, özellikle sabah sıkıntısı, uyku bozukluğu ön plandadır.

    Aşırı telaş ve tedirginlik vardır.

    Sıkıntıdan dolayı sürekli eller oğuşturulur ve yerinde duramama, dolaşma hali vardır.

    Bedensel uğraşılar daha fazladır.

    İntihar düşünceleri yoğundur.

    Doğum Sonrası Depresyonları
    Doğumdan sonra annelerde görülen depresif tabloya "puerperal depresyon" denmektedir. Bazı anneler doğumdan sonra : Gelip geçici ağlama nöbetleri, güçsüzlük , halsizlik, sıkıntı, üzüntü, bebeğe karşı ilgisizlikle karakterize "Bebek hüznü " denen bir durum yaşar. Destekleyici tedavilerle olumlu yanıt verir. Doğum sonrası bir ila 3 ay içinde gelişen karamsarlık , üzüntü, yetersizlik , hiçbir şeyden zevk alamama, çocuğa, ev işlerine bakmamak gibi hallerinde tam bir depresyon geçiriyor denmektedir. Ciddi tedavi gerekmektedir. Hastaların çoğu tedavi ile düzelir. Bazılarında depresyonun belirtileri uzun süre üzerinde kalabilir.

    Distimik Bozukluk
    Eskiden nörotik depresyon, depresif kişilik, nevrasteni diye nitelendirilirdi. Hastalarda en az iki yıl süren ve çok ağır olmayan depresyon belirtileri vardır. Uyku bozuklukları, hiçbir şeyden mutlu olamama, müzmin karamsarlık hali, yoğunluk, istek ve ilgi azlığı, güvensizlik hissi, bedensel yakınmalar dile getirilir. Bu bozuklukta bir kaç gün , bir kaç hafta iyilik dönemleri görülebilir. Ancak bu iyilik dönemleri iki ayı geçmez.

    Postpsikotik Depresyonlar
    Şizofreni gibi gerçeği değerlendirme yeteneğinin bozulduğu, "akıl hastalıklarında da zamanla depresyon gelişebilir

  2. #2
    Onursal
    destansı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Depresyon ve duygusal çöküntüler, içinde yaşadığımız stres çağında hiçbirimizin pek de yabancı olmadığı rahatsızlıklar. Uzmanların depresyonla savaşta attıkları son adım ise beynin duygu merkezini kontrol altına almak. Bu yöntem sayesinde kişinin stres ve gerginliği azalırken, özgüveni artıyor.

    Meditasyon, Tibet ve Dalaylama öğretilerinin ilk doğduğu günden bu yana stresin ve gerginliğin azaltılmasında, dolayısıyla negatif duygu durumunun önlenmesinde insanoğlunun başvurduğu en etkili yöntemlerden biri oldu.

    Batılı uzmanlar meditasyonun insan psikolojisi üzerindeki olumlu etkilerini bilimsel yöntemlerle araştırmaya ilk kez 1960’lı yıllarda başladılar. O günden bu yana meditasyonun, kan basıncının düşürülmesinden uyku kalitesinin artırılmasına, özgüven eksikliğinin giderilmesinden olumlu duygusal durumun sağlanmasına kadar fiziksel ve duygusal pek çok anlamda önemli yararları olduğu net bir biçimde ispatlandı.

    Yaklaşık on sene önce Dr. Jon Kabat-Zinn, Masachusetts Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne bağlı olarak kurduğu Stres Azaltma Kliniği’nde yaptığı çalışmalarla hastalardaki anksiyetenin meditasyon yöntemleri ile üç yıl içinde %60’a kadar düşürülebileceğini göstermişti.

    Kabat-Zinn kendisi gibi psikiyatrist olan Prof.Dr. Richard Davidson ile birlikte yaptıkları çalışmalarda da 2500 yıllık geleneksel tıp yöntemlerinden yola çıkarak yüksek teknolojinin de katkılarıyla MRI ve EEG adlı sinirsel ölçüm sistemleri geliştirdiler. Uzmanların bu yeni yöntemi beynin duygusal sisteminin alt eşiğini yükseltmek üzerine temelleniyor.

    Duygularımızın bütün zihnimizi ele geçirmek konusunda karşı konulması güç bir yeteneği bulunuyor. Yani duygusal çöküntü yaşarken kendi kendimize başka bir şey düşünmemizi ya da başka türlü hissetmemizi kolayca emredemiyoruz.

    Çünkü depresyon duygularımızın ve davranışlarımızın kontrolünü ele geçiriyor ve adeta bir otomatik pilota teslim ediyor. Kötü bir ruh halindeyken, çoğu zaman sinirlerimizi bozan şeyin ne olduğunu bile çözemiyor, stres hormonlarımızın vücudumuzu sarmasına karşı koyamıyoruz. Bu tür durumlarda bilincimizi bir noktaya odaklayarak strese bir ölçüde karşı koyabilmemiz mümkün olabiliyor.

    "Anlamsızlaştırma Meditasyonu" adı verilen yöntemle hasta bir objeye -ya da sadece nefes alıp verme eylemine- odaklanıyor ve zihin stres yaratıcı düşüncelerden uzaklaştırılıyor.

    DUYGU EŞİĞİMİZİ NASIL YÜKSELTİRİZ ?

    Uzmanlar artık stres ve depresyonla mücadeleyle ilgili araştırmalarında çeşitli beyin taramalarından da yararlanıyorlar. Bu çalışmalar sol üst beyin aktivitelerinin yoğun olduğu kişilerde olumlu duygusal halin, sağ üst beyin aktivitelerinin yoğun olduğu kişilerde ise sinir ve gerginlik halinin gözlemlendiğini gösteriyor.

    Yapılan araştırmalar duygusal değişimlerimizin aslında sanıldığından daha kontrol edilebilir olduğunu gösteriyor. Anti-depresanlara alternatif olarak kullanılan yöntemse bilimsel temellere dayandırılarak yapılan meditasyon. Uzmanlar Tibetli Budist rahiplerin meditasyon etkisi ile olumlu duygusal konuma geçtiklerini, yıllarını sessiz bir manastırda geçiren bir rahibin adeta “meditasyonun olimpik atleti” haline geldiğini ve EEG taramalarında da görüldüğü üzere sol üst beyin aktivitelerinin arttığını söylüyorlar.

    Örneğin Masachusetts Üniversitesi’ndeki Stres Azaltma Kliniği’nde yapılan bir araştırmada 25 işçinin meditasyon etkisiyle gerginlik halinden olumlu duygusal duruma geçişi gözlemlemiş. Deneklere 8 hafta boyunca, haftada 6 günlük ve günde 45 dakikalık bir stres azaltıcı program uygulanmış. Böylece deneklerin sol üst beyin aktivitelerinin arttığı ve böylece gerginliklerinin de azaltıldığı ispatlanmış.

    Hatta deney tamamlandıktan 4 ay sonra bile deneklerdeki bu olumlu değişimin sürdüğü gözlemlenmiş. Uzmanlar bununla birlikte ağır derecede klinik depresyonu olan kişilerde sadece meditasyonun yeterli olmayacağını da belirtmeden geçemiyorlar. Geçtiğimiz Ocak ayında Toronto Üniversitesi’ne bağlı "Bağımlılık Ve Zihinsel Sağlık Merkezinde" (CAMH) yapılan bir diğer araştırma da klinik terapinin ve meditasyonun, depresyonun tedavisinde eşit sonuçlar yarattığını ortaya koyuyor.

    Bu çalışmada "Paxil" adlı antideprasanın beynin hafıza ve temel duygu merkezinin bulunduğu limbik sisteminde değişikliklere yol açtığı ve gerginlik halini azalttığı gözlemlenmiş.

    Bu merkezde uygulanan bilişsel davranış terapisi hastaların olumsuz düşünce yapılarıyla mücadele etmeyi öğrenerek beyin aktivitelerini yönlendirmelerini sağlıyor. Bu merkezde çalışan uzmanlar da meditasyonun ve terapinin olumsuz düşüncelerle mücadelede benzer sonuçlar gösterdiğini gözlemliyorlar.

    Özellikle üçüncü derece ya da daha yüksek derecelerde depresyon geçiren hastaların meditasyon destekli bir terapiden daha olumlu sonuçlar aldıkları da uzmanların gözlemleri arasında. Ayrıca hastaların zihinsel faaliyetlerin nasıl gerçekleştiği konusunda bilgi sahibi olmalarının çok önemli olduğunu vurgulayan doktorlar meditasyonla zihinsel faaliyetlerimizi kontrol altına almaya çalışmanın tıpkı bir spor merkezine gidip kaslarımızı çalıştırmaya benzediğini dile getiriyorlar.

    ÇOK DÜŞÜNEN KADINLAR

    Meditasyonun pozitif etkileri kişilerin hayatı olması gerektiği gibi değil, olduğu gibi kabul etmeleri ile başlıyor. Kendi duygusal akışlarını kontrol edebilir hale gelen hastaların değiştiremeyecekleri durumları olduğu gibi kabul etmeleri problemlerinin ortadan kaldırılmasında yaratıcı çözümler sağlıyor. Yapılan araştırmalar meditasyonun kadınlar üzerindeki etkilerinin erkeklere oranla çok daha güçlü olduğunu gösteriyor. Kadınların depresyona erkeklerden daha yatkın olduğu ise tartışmasız bilimsel bir gerçek olarak kabul ediliyor.

    Uzmanlara göre bunun nedeni de kadınların kendi davranışlarının diğer insanlar üzerindeki etkilerini erkeklere kıyasla daha çok düşünmeleri. Dolayısıyla duyguları ve düşünceleri kontrol altında tutmaya yönelik meditasyon yöntemlerinin de, iç dünyalarıyla erkeklere kıyasla daha haşır neşir olan kadınlar üzerinde daha etkili olması çok da şaşırtıcı değil.

    Meditasyonu anti-depresan ilaçlara alternatif olarak gören Budist psikologlar da Batılı meslektaşları gibi bu yöntemin dönüştürücü etkilerini oldukça önemsiyor ve meditasyonun daha çağdaş yorumlarla uygulandığında “psikolojik ve duygusal olgunlaşma” yarattığı olgusunun üzerinde duruyorlar.

    Özellikle de gelecek nesillerin beyinlerinin duygusal “hardware”lerini yönetmekte meditasyonu en etkili yöntem olarak kullanacakları çok açık. Bugün bize çok uzak gibi görünse de gelecekte meditasyonun insanlık tarihinde büyük bir evrime yol açacağını ve pek çok hedefe ulaşmada araç olarak kullanacağını hissetmek,

    Matrix filmindeki gibi düşünceleriyle kaşığı eğebilen o çocuğun yaşadığı dünyanın bugünden çok da uzak olmadığını hayal etmek hiç de zor değil. Geleceğin en etkili kişisel tedavi yöntemi meditasyona başlamak içinse çok fazla şeye ihtiyacınız yok: Sadece bir minder ve sessiz bir köşe...

  3. #3
    Onursal
    destansı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Depresyon Nedir?

    Kişide kalıtımsal, çevresel ya da hormonal bozukluklar sonrasında gelişen çökkünlük halidir. Aşağıdaki dokuz belirtiden en az beşinin (ilk iki belirtiden en az biri bulunmak üzere), en az iki hafta süresince var olması durumuna "major depresyon" denir.

    Belirtiler

    1-Hemen her gün ve günün büyük bir kısmında gözlenen çökkün bir duygu-durum hali ( kendini mutsuz,ağlamaklı,kederli hissetme hali).
    2-Hemen her gün yaklaşık gün boyu süren tüm ya da çoğu etkinliğe karşı ilgi ve zevk almada azalma (daha önce ---if alınan işler,hobiler ve alışkanlıklardan artık hoşlanmama,mecburen yapma hali,(dünyayı verseler umurumda değil şeklinde bıkkınlık hisleri,bazı kişilerde cinsel isteksizlik ).

    3-Diyet uygulanılmamasına karşın önemli derecede kilo kaybı ya da alımı ( bir ay içinde vücut ağırlığının %5 'inden fazlasının artması ya da azalması) ya da hemen her gün iştahta artma yada azalmanın olması.

    4-Hemen her gün uykusuzluk ya da aşırır uyku hali.

    5-Hemen her gün olağan beyinsel ve vücutsal işlevsellik,hareketlilik halinde azalma ya da huzursuzluk (oturmayı veya yatmayı yeğleme ya da sıkıntıdan yerinde duramama)

    6-Hemen her gün halsizlik ,yorgunluk hisleri,daha önceki günler kadar enerjik hissetmeme.

    7-Hemen her gün kendini değersiz hissetme,küçük görme,kendini beğenmeme,suçlu ya da günahkar hissetme hali.

    8-Hemen her gün düşünme ya da konsantrasyon yeteneğinde azalma olması (konuşulanlara,okunan şeylere,izlenilen tv programlarına dikkatini verememe, söylenilenlerin bir kulaktan girip diğerinden çıkması gibi) ya da kararsızlık hali.

    9-Tekrarlayan ölüm düşünceleri,intihar planları veya eylemlerinin varlığı.

    Depresyonu Anlamak

    Çoğu araştırmada % 8-20 oranında major depresyon düzeyinde depresif şikayete rastlanmıştır. Kalıtımsal eğilimin olduğu major depresyon vakalarının 30 lu yaşlarda en yüksek düzeyde olduğu gözlenmiştir.

    Major depresyon ayrılmış ve boşanmış kişilerde en çok;bekar ya da evlilerde ise önceki gruba oranla daha az gözlenmiştir. Eşini yeni kaybetmiş kişilerde ise gene yüksek oranda major depresyona rastlanmıştır. Gene bir çalışmanın sonuçlarına göre bekar kadınlarda evlilere göre daha az oranda depresyona rastlanmış ; erkeklerde ise evlilik, depresyon riskini bekarlığa göre azaltmıştır. Bu kişilerin ailelerinde intihar ve alkolizme yüksek oranda rastlanmıştır.

    Yapılan bir çalışmada son beş yıl içinde en az altı ay süre ile işsiz kalan kişilerde 3 kat daha fazla major depresyona rastlanmıştır.

    Major depresyonun erkekler için hayat boyu görülme olasılığı % 2-12 ; kadınlar için % 5-26 arasında bulunmuştur. Araştırmalara göre her yıl major depresyon hastalarına yüz bin kişide 247-598 kadın; 82-201 erkek yeni vakanın eklendiği saptanmıştır.

    Depresyonun oluşumunda etkili olan kişisel özellikler:

    -Öfke ve nefretin, çevresindeki kişilerin kaybına yol açacağı düşüncesiyle onlara yönlendirilemeyip, kendisine yönlendirilmesi (bu yapıdaki bir kişilik hayatın ilk 1-2 yıllık döneminde düzenli ve yeterli bir anne-çocuk ilişkisi yaşamamıştır.Kişinin yaşadığı depresyon gerçek ya da farz edilen bir kayıp ile bağlantılıdır).
    - Kişinin kendisi,çevresi ve gelecekten beklentileri,idealleri ile kendi gerçek durumu o kadar farklı, gerçekdışı ve orantısızdır ki , bu yüksek standartlara ulaşamamak kişide güçsüzlük ve yalnızlık düşünceleri ile depresyona yol açabilir.

    -Kişinin süper egosu ( üst benlik) o kadar kuvvetli ve baskındır ki sürekli kişiyi kısıtlayıp, suçlar, zevk verici ,rahatlatıcı etkinliklerden ala koyup, adeta işkence eder.

    -Kişinin çevresindekiler ondan o kadar çok şey beklemektedir ki ,kişinin bu beklentileri karşılaması olanaksızdır. Bu da zayıflık ve çaresizlik düşüncelerinin gelişip, depresyona gidişe yol açabilir.

    -Kişinin küçüklüğünden itibaren sevip, saygı ve gurur duyacağı, ondan da destek ve sıcaklık göreceği, benzemek istediği, imrendiği, idealize ettiği düzeyde bir kişi (baba, anne, öğretmen ,akraba vs) yoktur. Bu da kişiliğin gelişimini olumsuz yönde etkiler ve kendine güven kaybı ve depresyona yol açabilir.

    -Çocuklukta anne-baba ayrılığı ya da kaybı, stresli koşullar karşısında yeterli desteği bulamayıp, yanlış ya da yetersiz başa çıkma mekanizmaları geliştirmesine, bu da ileri dönemde depresyona zemin hazırlayabilir.

    - Sahip olunan kişilik yapıları da depresyon gelişiminde etkilidir. Obsesif-kompulsif ,bağımlı, histrionik ve sınırda (borderline) kişilik bozukluğu gösterenlerde depresyona eğilim daha yüksektir.

  4. #4
    Onursal
    destansı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Depresyon, biyo-psiko-sosyal nedenleri olan bir duygudurum bozukluğudur. Kişinin kendini derin bir keder içinde hissettiği, geleceğe ilişkin kötümser, karamsar düşünceler, geçmişe ilişkin yoğun pişmanlık, suçluluk duygu ve düşüncelerinin taşındığı , bazen ölüm düşünceleri, bazen ölüm girişimi ve sonuçta ölümün olabildiği uyku, iştah, cinsel istek vb. ilgili fizyolojik bozuklukların olduğu bir hastalıktır.

    Depresyonda ki bireyler iki haftalık bir süreç içerisinde aşağıdaki belirtilerden en az beşini yoğun olarak yaşarlar:

    -Hemen hergün yaklaşık gün boyu süren depresif durum

    -Gündelik etkinliklere karşı isteksizlik ya da eskiden zevk aldığı etkinliklerden zevk alamama

    -Önemli derecede kilo kaybı ya da kilo alımı

    -Hemen hergün uykusuzluk veya aşırı uyuma durumu

    -Değersizlik ve suçluluk duygularına kapılma

    -Düşünme ve düşüncelerini belirli bir konu üzerinde yoğunlaştırmada güçlük

    -Yineleyen ölüm ve intihar düşünceleri

    -Hemen hergün bitkinlik, yorgunluk ya da enerji kaybının olması,

    -Yavaşlamış, durgun hareketler ve huzursuzluk

    -Cinsel isteksizlik

    DEPRESYONUN BELİRTİLERİ

    Kognitif (Bilişsel) Belirtiler


    Sözel ifade gücü yavaşlamıştır ve sanki konuşmak için büyük bir çaba gerekiyor gibidir. Özellikle ağır depresyonlu hastalar konuşmayı tek tek sözcüklerle sürdürür, hatta bazen hiç konuşmazlar.Bazen sorulanlara tek bir sözcükle yanıt verme ve gecikmeli yanıt verme eğilimi gösterirler.

    Düşünce içeriği bakımından sık karşılaşılanlar; umutsuzluk, kişisel yetersizlik, kendini uygunsuz ya da aşırı şekilde eleştirme, kınama, kendini suçlama, hastalık ya da hayali günahları için cezalandırılma duyguları gibi temalardır. Depresyondaki kişinin kendisine yönelik olumsuz algısı, yanlış giden her şeyden kendini sorumlu tutması ile birlikte hiçbir şeyi yapamayacakmış duygusu içinde olması ile belirlidir.

    Hastalar yaşadıkları ya da gelecek zamana ait düşünceleri de karamsardır, obsesyonel biçimde yineleyen ölüme ve intihara ilişkin düşünceler, fobiler, obsesif uğraşlar yan belirtiler olarak ortaya çıkar. Basit konularda bile karar verme güçlüğü çeker ya da daha önce verdikleri kararlarla ilgili pişmanlık, kendini kınama, suçluluk duyguları vb. yaşarlar.

    Unutkanlık depresif hastaların çok sık getirdikleri yakınmalardan birisidir. Bozukluğun, dikkatini ve düşüncelerini toparlama ve belirli bir konu üzerinde yoğunlaştırma güçlüğü ile ilişkili olduğu düşünülebilir.

    Duygusal Belirtiler

    Afektif bozukluklar kategorisinde bulunan depresyonun belirtilerinin en yoğun olduğu boyutlardan birisi duygusal boyuttur. Duygusal açıdan bu rahatsızlığın anahtar belirtisi çökkün duygusal durumdur. Bu durum çoğu zaman çökkünlük, keder, umutsuzluk, çaresizlik, düş kırıklığı ya da hüzün olarak tanımlanır. Bu duygu olağan mutsuzluk duygusundan nitelik olarak oldukça farklıdır. Elem, keder, hüzün ve hastanın ağırlaştığı duygusu aşağı yukarı bütün depresyonlarda görülen ortak belirtilerdendir.

    Duygusal açıdan çökkün olan birey bunaltıcı bir atalet duyar ve karar vermekten , bir faaliyeti başlatmaktan ya da herhangi bir şeye ilgi duymaktan acizdir. Yetersizlik ve değersizlik hisleri üzerinde düşünceye dalar , ağlama nöbetlerine kapılır ve intiharı düşünebilir.

    Hastaların gün içinde duygu durumları da sürekli değişiklik gösterir. Sabah saatleri genellikle depresif duyguların en yoğun olduğu zamandır. Akşama doğru duygularda kısmen düzelme olur.

    Ansiyete, depresyonlu hastalarda sık görülen bir belirtidir. Anksiyete subjektif olarak sürekli bir endişe, korku, gerginlik ya da gevşeyememe şeklinde yaşanır. Hastaların engellenmeye dayanma gücü çoğu zaman azalmıştır; hastalar irritabldırlar ve “kolay parlarlar”. Diğer yandan Anksiyete hastada konsantrasyon güçlüğü de yaratır.

    Davranışsal Belirtiler

    Depresyonla birlikte hareketlerde bir azalma, yavaşlık ve isteksizlik oluşur. Yeni bir davranışı başlatma yada sürdürme konusunda birey ilgisiz ve güçsüzdür. Ağır depresyonlarda etkinlikte azalma öyle ileri derecede olabilir ki hasta kamburu çıkmış bir biçimde oturuyor ve taş gibi bir yüz ifadesiyle yere bakıyor olabilir. Alçak sesle ve tekdüze konuşur. Her davranışı aşırı bir çabayı gerektiriyor olabilir.

    Mimiklerde azalma , hastanın yürüyüşünde yavaşlama, başı öne eğik, gözleri yerde ve elleri kucaklarında çevreye karşı tepkisiz otururlar.

    Hareketlerdeki yavaşlama ve isteksizliğin tersi olarak bazen ağır depresif hastalarda belirgin bir psikomotor ajitasyonda görülebilir. Ajite depresyonlarda anksiyete önde gelen özelliktir ve durmaksızın gezinme, sıkıntıyla ellerini ovuşturma ve inleyip durma gibi belirtilerle kendini gösteren bir huzursuzluk hali vardır. Hasta yerinde duramaz ve yaptığı işlerde süreklilik yoktur. Huzursuz bir kıpırdanma ve hareketlilik hakimdir.

    Fizyolojik Belirtiler

    Uyku bozuklukları depresif hastalar için evrensel bir belirtidir (% 90 hastada insomnia) ve genellikle bildirilen ilk belirtiler arasındadır. Depresyonda hem uykusuzluk (insomnia) hem de aşırı uyuma (hipersomni) şeklinde uyku bozukluğu görülebilmekle birlikte, uykusuzluk daha fazla görülmektedir. Uykuya dalamama, uykuyu sürdürememe ya da sabahları erken ve yorgun uyanma şeklinde uyku problemleri yaşanır. Hastalar depresif içerikli rahatsızlık verici rüyalar görürler, bu rüyalar hastaların ağlayarak uyanmalarına neden olabilir.

    İştah çok azalır ve fark edilebilir düzeyde kilo kaybına yol açar. Bazen iştah kaybının tersine aşırı iştahda olabilirse de genellikle iştahsızlık hakimdir. Aşırı iştah da birey sanki içindeki bir boşluğu doldurmak istercesine sürekli yiyebilir. Depresyona bağlı olarak iştahı kesilen hastalar daha önce zevk aldıkları yiyeceklerden artık zevk almaz olurlar. Ancak zorlayarak, kendilerine tatsız tuzsuz gibi gelen bu yiyecekleri yemeye gayret ederler. Depresif hastaların sık sık yakındıkları kabızlık ise az yemek yeme ve su içmeye bağlı olabileceği gibi etkinlik düzeyindeki azalmaya bağlı olarak da ortaya çıkabilir. Diğer yandan antidepresif ilaçlarda bu belirtileri şiddetlendirebilir.

    Cinsel istek kaybı da depresyondaki hastalarda görülen hemen hemen evrensel bir belirtidir. Erkeklerde genellikle libidonun ve cinsel etkinliğin azaldığı ya da tümüyle ortadan kalkmış olduğu öyküsü alınır. Erkek hastalarda ereksiyon problemi ortaya çıkabilir, kadın hastalarda ise cinsel isteksizlik olsa bile cinsel işlev yerine getirilebilir. Erkek hastalarda cinsel etkinliğin yerine getirilemiyor oluşu hastanın kendine olan özgüveninide etkiler.Ayrıca bu hastalarda antidepresan ilaçlara bağlı olarak sertleşme ve orgazm sorunları sık görülür.

    DEPRESYONUN NEDENLERİ

    Depresyonun nedenleri ile ilgili çok sayıda hipotez öne sürülmüştür genel görüş ise depresyonun nedenlerinin çoğul etkenli olduğudur. Çoğu olguda genetik, biyolojik ve psikososyal etkenlerin birbirleriyle etkileşmesi olasıdır. Örneğin bir yakınını kaybetmiş bireyde bilişsel süreçlerin bozulması, bu bağlamda nörotransmitterlerde değişiklik olması ve genetik yatkınlıkta varsa depresyona girmesi gibi. Cinsiyet, aile öyküsü, stresli yaşam olayları, hayal kırıklıkları, aile işlev bozuklukları, yetersiz anne-baba bakımı, erken olumsuz yaşantılar, bağımlı ve obsesif özellikler gibi kişilik özellikleri, güvenli olmayan bağlanma stili, kronik psikiyatrik ve bedensel hastalık, sosyal destek azlığı gibi etkenler depresyona öncüldürler ve hastalığın sonucunu etkilerler.

    Biyolojik Nedenler

    Kalıtım: Aile ve kalıtım araştırmaları duygudurum bozukluğu olanların birinci dereceden akrabalarında hastalanma riskinin belirgin olarak yüksek olduğunu göstermektedir. Ailesinde depresyon geçirmiş olan bir kişinin bulunması o kişinin de depresyon geçireceği anlamına gelmez. Ancak ailede depresyon öyküsünün bulunması o kişide depresyon ortaya çıkma olasılığını artırıyor gibi görünmektedir.Bireyde görülen depresyon türü açısından da distimik bozukluk, minör depresyon ve diğer hafif depresyonlarda kalıtımın etkisinin olmayacağı ama majör depresyonda ve psikotik depresyonda kalıtımın etkili olacağı düşünülmektedir. Ayrıca bireyin depresyona erken başlama yaşı, anksiyete ve alkol bağımlılığı birlikteliği daha güçlü bir genetik eğilime işaret eder.

    Depresyonda ailenin etkisinden şüphe edilmemekle birlikte aileden kaynaklanan bu depresyonun aileden genetik olarak mı yoksa öğrenme sonucumu olduğu yada genetik etkinin mi yoksa öğrenmenin mi daha etkili olduğu konusu bilinmemektedir. Depresif bir anne veya babayla yaşamak veya ebeveynlerden birisi depresyonda olduğu için gerekli besini (maddi-manevi) alamamak depresyona zemin hazırlayabiliyor. Öte yandan, biyolojik ebeveynleri depresif olan , evlat edinilmiş çocuklarda depresyon görülme olasılığı oldukça yüksek.

    İkizlerle yapılan araştırmalarda genetik bağın etkisi açıkça görülmektedir. Eğer eş yumurta ikizlerinden birisi % 65 olasılıkla diğeri de depresyona girer. Ayrı yumurta ikizlerinde bu oran sadece % 14’tür. Eş yumurta ikizleri farklı ailelere evlatlık verildiğinde birisi depresyonda iken diğerinin de depresyona girme olasılığının çok yüksek olduğu bulunmuştur. Ayrı yumurta ikizlerinde ise böyle bir durum söz konusu değildir.

    BİYOKİMYASAL ETKENLER

    Depresyonun biyolojik nedenleriyle ilgili olarak üzerinde durulan konu nöroadrenalin ve serotonin eksikliği ile ilgili,olduğudur. Ama sorun sadece nörotransmitterlerin azlığı değil birbirleriyle olan dengeleriyle de ilgili görünmektedir.

    PSİKOSOSYAL ETMENLER

    Yaşam Olayları


    Acı, elem ve keder insanlığın ortak duygularıdır. Bu duyguların insanın tüm varoluşuna egemen olduğu bir hastalık yaşantısı olan depresyon, sosyal ve kültürel etmenlerden önemli ölçüde etkilenmektedir. Olumsuz sosyal ve ekonomik koşulların depresyon riskini artırdığı gösterilmiştir. Anne ya da babanın on bir yaşından önce kaybı daha sonra depresyon gelişebileceğinin öngörülmesinin sağlayan en önemli yaşam olayıdır. Bir kişinin eşini ya da çocuğunu kaybetmesi ise depresyonun başlamasına neden olabilecek en önemli çevresel stres kaynağıdır. Yaşam olaylarının çoğu özgül değildir; yani her kişide böyle bir bozukluğu başlatmaz. Ancak biyolojik ve ruhsal yatkınlık olduğunda bu etkenler rahatsızlığın başlamasında önemli etken olurlar.

    Kişilik Yapıları Ve Depresyon

    Kuşkusuz bireylerin kişilik yapıları onların ruhsal bozukluklara karşı eğilimlerinde belirleyici olabilmektedir. Bununla birlikte hiçbir kişilik özelliği ve tipi tek başına depresyona yatkınlık yaratmamaktadır ve herhangi bir kişilik tipindeki her insan depresyona yakalanabilir. Bununla birlikte genel olarak depresyon geçirmeye yatkın kişileri genellikle kimseyi incitmemeye, herkesi hoşnut etmeye, iyiliksever olmaya eğilimli, aşırı duyarlı, titiz, sorumluluk duygusu güçlü, yakınlarına aşırı bağlı ve bağımlı, kendisinden ve yakınlarından yüksek beklentileri olan, mükemmeli arayan, onurlarına düşkün, öfke duygularını dışa vurmayan, çabuk etkilenen ve üzülen, meraklı, oral-bağımlı, histriyonik kişilik özellikleri, içedönük kişilerdir.

    DEPRESYONUN TEDAVİSİ

    Depresyon tedavisinde kullanılacak üç önemli araç vardır: psikoterapi, ilaçlar ve elektroşok. Işık tedavisi ve uykusuz bırakma tedavisi gibi yöntemlerindeetkinliği gösterilmiştir. Ancak bunlar söz konusu üç yöntemlekarşılaştırılabilecek yaygın bir kullanıma sahip değildir.

    İlaçTedavisi

    Depresyonun ilaçla tedavisi iki boyutta değerlendirilir. Birincisi hastanın yoğun depresif durumdan kurtulup düşünebilecek ve depresyondan kurtuluş için gereken çabayı gösterebilecek düzeye gelmesini sağlamak ve depresyondan çıkmasını sağlamak; ikinci aşamada ise iyilik halinin sürdürülmesine yardımcı olmaktır. Depresyon tedavisinde kullanılan temelilaçlar, kişiyi canlandırıp, içine gömüldüğü karamsarlık ve isteksizlik çukurundan yukarı, yaşamın canlılığına doğru iten antidepresanlardır.Depresyon tedavisinde esas olarak kullanılması gereken ilaçlar antidepresan ilaçlardır. Ancak zaman zaman gerekli görüldüğünde yani hastanın klinik özelliklerigerektirdiğinde anksiyolitik denen kaygı-sıkıntı giderici, yatıştırıcı ilaçlarya da nöroleptik ilaçlarda verilebilir. İlaç tedavisinde kullanılanantidepresan ilaçlar her zaman beklenen iyileşmeyi sağlamayabilir. Ayrıca aynıilaç farklı kişilerde aynı etki ve iyileşmeyi sağlamayabilir. Bu durumda ya ilaçdeğiştirilir yada birkaç ilaç bir arada önerilebilir.Antidepresan ilaçlardepresyonu iyileştirirken bazı etki ağız kuruluğu, görme bulanıklığı, çarpıntı,kabızlık ve idrar tutukluğu gibi bazı yan etkilere neden olabilir. Tüm gruplardacinsel işlev sorunları, uykusuzluk ya da aşırı uyuklama, sinirlilik gibi yanetkiler ve ender olarak alerjik reaksiyonlar görülebilir. Depresyonun sıklıklayinelenen ve bazen de kronik seyir gösteren özelliklerinden dolayı,klinisyenlerin tedaviyi sonlandırma konusunda çok dikkatli olmalarıgerekmektedir. İlaç tedavisinde genel prensip idame tedavinin, akut tedaviyeyanıt alınmış dozla devam edilmesi ve tam bir iyileşme olmadıkça kesilmemesidir.Tedavi sonlandırılmaya karar verildiğinde ilaçlar yavaşkesilmelidir.

    Psikoterapiler

    Ağır çökkünlüklerde kuşkusuz başlangıçta ilaç sağaltımıönceliklidir. Ancak hasta düzeldikçe çökkünlüğe neden olabilecek çökkünlüğüsüreğenleş tirecek ya da yineletecek kişilik ve çevre etkenlerini psikoterapötikyöntemlerle ele almak gerekir.

    Depresyonunnedenleri incelendiğinde diğer etkenlerle birlikte sosyal ve psikolojiketkenlerinde önemli rol oynadığı görülür. Bu nedenle hastaya ilaç tedavisininyanında psikoterapötik destek de sağlanmalıdır. Çünkü ilaçlar hastalığınbiyolojik nedenlerini ve bunların neden olduğu fiziksel belirtilerde düzelmesağlarken, psikoterapi hastanın sosyal ilişkilerini düzenlemesine, kişiliğiyleilgili ve hastalığın nedeni olan bilişsel ve bilinçdışı etkenlerleilgilenir.

    Depresyonuntedavisinde psikanalitik terapi, bilişsel terapi, davranışçı terapiler,kişilerarası terapi yaygın olarak kullanılmaktadır.

    Elektroşok Tedavisi

    Elektro konvulsif terapi bir çeşit epilepsi nöbeti oluşturarak etki eden bir yöntemdir. Kişi bu sırada tam bir bilinç kaybı içinde olduğu için nöbet sırasında olup biteni anımsamaz. Yapılan çalışmalar oluşturulan nöbetlerin sinapslarda monoaminlerin etkinliğini artırdığını ve bu nedenle elektroşokun antidepresan ilaçlara benzer bir depresyon giderici etkiye sahip olduğunu göstermektedir. “ Bu tedavi genellikle hastanede yatan ve depresyon düzeyi çok yüksek olan hastalar için kullanılır. Haftada bir ya da iki kez uygulanır. Tedavisi için 5–10 seans gereklidir. Çok çabuk sonuç verir. Ancak 1–2 haftadan daha uzun sürmeyen geçici bir bellek zayıflığına yol açar”

    Işık Tedavisi (Foto-Terapi)

    Gündüz periyotlarının kısaldığı ilkbahar, sonbahar gibi mevsimlerde görülen depresyonlarda kullanılır. Tedavide parlak güneş ışığı üreten florasan lambalar kullanılır. Depresyon geçirmekte olan kişi lambanın bulunduğu odada, ışık şiddetine ve lambaya olan uzaklığına göre belirlenen bir süre kalır ve bu süre boyunca dakikada birkaç kez ışığa göz atması istenir. Çünkü depresyonun iyileşmesinde rol oynayan mekanizmanın göz yoluyla alınan ışığa da gerek duyduğu gösterilmiştir.

    Uykusuz Bırakma Tedavisi

    Depresyonda ki hastalarda tanı ve tedavide uyku çalışmalarının iyi bir yol gösterici olduğu kabul edilmektedir. İki uçlu mizaç bozukluğunda, bazen uykusuz kalmanın depresyonun karşı kutbu olan manik nöbetin tetiğini çektiği gösterilmiş ve bu gözleme dayanarak depresyonda uykusuz bırakma tedavisi geliştirilmiştir. Kişi haftada bir veya birkaç kez bütün gece oyalanarak uyumasına izin verilmez. Total uyku yoksunluğu % 40–60 hastada depresif belirti ertesi gün azaltmaktadır. Uykusuz bırakma tedavisinde hastanın yanıtı uyku yoksunluğunun olduğu gece ve takip eden günde ortaya çıkmaktadır. Bununla beraber depresyonda düzelme birkaç hafta sürmektedir.

    Hastalar alışageldik gece uyku saatinden itibaren tüm gece ve takip eden tüm gün boyunca uyanık tutulurlar. Bu dönem süresince herhangi bir kestirme veya şekerlemeyi içerecek kısa ya da uzun bir uyuklamaya izin verilmez. Total uykusuzluk dönemi yaklaşık olarak 40 saat sürmektedir. Genelde düzelme tüm belirti ve belirtilerde olmaktadır. Bazı hastalarda ise düzelme takip eden toparlanma uykusu sonrasında ikinci gün ortaya çıkmaktadır. Uyku yoksunluğunun tüm depresyon tiplerinde etkili olması , bir yaş kısıtlaması bulunmaması ve hem total hem de kısmi olarak uygulanabilmesi diğer avantajları arasındadır.

  5. #5
    Administrator
    ABYSS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Teşekkür ederiz açıklamanız çok güzel.

  6. #6
    Onursal
    destansı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Ben teşekkür ederim....

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 39
    Bölüm Listesi: 11-02-2009, 08:12 PM
  2. DEPRESYON VE ALZHEİMER nedir
    By ABYSS in forum Ruh Sağlığı
    Cevaplar: 0
    Bölüm Listesi: 09-06-2007, 05:49 PM
  3. Depresyon Açıklaması
    By EXiR in forum Psikoloji
    Cevaplar: 1
    Bölüm Listesi: 06-16-2007, 11:06 PM
  4. Depresyon
    By EXiR in forum Hastalıklar ve Tedavileri
    Cevaplar: 0
    Bölüm Listesi: 04-24-2007, 02:25 PM
  5. Depresyon .
    By EXiR in forum Sağlık ve Yaşam
    Cevaplar: 0
    Bölüm Listesi: 04-20-2007, 12:52 PM

Beğenilen Sayfayı İşaretleyin

Beğenilen Sayfayı İşaretleyin

Yetkileriniz

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • Eklenti Ekleyemezsiniz
  • You may not edit your posts
  •  
[Gizlilik Politikası]-[UslanmaM Kuralları]-[UslanmaM İletişim/Contact]