1 den 6´e kadar. Toplam 6 Sayfa bulundu

Konu: Adli Psikoloji

  1. #1
    IsLaK YüReK
    suzim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart Adli Psikoloji



    Adli Psikoloji
    Psikolojinin gelişimiyle birlikte, "Adli Psikoloji" adı verilen yeni bir uzmanlık alanı oluşmuştur. "Adli Psikoloji" ya da "Adalet Psikolojisi" adı verilen bu bilim dalı kısaca, genel psikoloji biliminden elde edilen bilgilerin hukuk olaylarına uygulanması olarak tanımlanabilir (Erem, 1992). Adli psikoloji gelişmekte olan bir bilim dalıdır. En yaygın olarak kullanıldığı ABD'de bile adli psikoloji alanındaki eğitim ve uzmanlaşmanın istenilen düzeyde olmadığı belirtilmektedir. Ülkemizdeki uygulamalar ise, henüz başlangıç aşamasındadır. Adli psikolojinin hukuk sistemimiz içinde gereken yeri alabilmesi için bir yandan yasal düzenlemelere ve bu alanda daha örgütlü ve sistemli çalışmalara, diğer yandan bu alanda yetişmiş psikologlara gerek vardır. Bu alanda yetişmiş psikolog sayısının azlığı nedeniyle, diğer alanlarda çalışan psikologlar zaman zaman mahkemeler tarafından bilirkişi olarak atanmakta ve adli psikoloji alanında görev yapmak zorunda kalmaktadırlar. Bu makalede bilirkişi olarak atanan psikologların görevlerini daha etkin olarak yapabilmeleri amacıyla, adli psikoloji alanında kullanılan bazı kavramlara açıklık getirilmeye çalışılmıştır.

    Suç kavramı

    Toplumsal yaşam için gerekli olan yasalara aykırı davranışa suç, bu tür davranışta bulunan kişilere de suçlu adı verilmekte ve toplumu korumak, bu kişilerin bir bedel ödemesini sağlamak ve onları ıslah edebilmek amacıyla, para cezası, hürriyeti bağlayıcı cezalar gibi çeşitli yaptırımlar uygulanmaktadır ( İçli, 1994).

    Evrensel bir olgu olan suça, toplumların tarihsel gelişim süreçleri içinde bütün toplumlarda ve her türlü sosyal yapıda, her zaman rastlanmaktadır. Evrenselliğinin yanı sıra, suçun en önemli niteliklerinden biri de göreceliğidir. Suç olarak kabul edilen eylem toplumdan topluma ve aynı toplumda zaman içinde farklılıklar gösterebilmektedir. Bir toplumda suç olarak tanımlanan bir eylem diğer bir toplumda suç olarak tanımlanmayabilmektedir. Aynı toplumda da toplumun sosyal değişme ve gelişme süreci içinde bir dönemde suç olarak tanımlanan bir eylem daha sonra suç olmaktan çıkarılabilmekte ya da suç olarak tanımlanmayan bir eylem daha sonra suç olarak kabul edilebilmektedir (Yücel,1986).

    Ceza kavramı

    Toplum tarafından konulan kurallara uyulmaması durumunda karşılaşılan yaptırıma "ceza" adı verilmektedir. Ceza da toplumdan topluma ve toplumun kurallarına göre farklılık gösterebilmektedir. Ceza ancak kanunla koyulabilir. İşlenmiş bir suçun karşılığı olarak ceza, yalnızca suçu işleyene yöneliktir ve yargısal bir kararla hükmedilebilir (Öztürk, 1994).

    Türkiye'de ceza adaleti sistemi

    Türkiye'de suçlar ve cezalar 1926 tarihli Türk Ceza Kanunu'nda (TCK) belirtilmiştir. Basın kanunu, trafik kanunu, orman kanunu vb. gibi bazı özel kanunlarla öngörülen suç ve cezalar da vardır. TCK, suçları cürüm ve kabahatler olarak ikiye ayırmaktadır. Cürümler, Alacakaptan'ın (1975) tanımına göre, bireylerin veya toplumun güvenliğine saldırı niteliği taşıyan eylemlerdir. Cürümler, kabahatlerden daha ağır suçlardır ve idam, ağır hapis, hapis, ağır para cezası ve kamu hizmetlerinden yasaklılık gibi daha ağır şekilde cezalandırılmaktadır. Kabahatler ise, kamunun iyiliğini ve gelişmesini sağlamaya yönelik kanunları ihlal eden, başka bir deyişle yasak edildikleri için suç sayılan eylemlerdir (Alacakaptan, 1975). Kabahatler hafif cezaları gerektiren suçlardır. Kabahatler için, hafif hapis, hafif para cezası ve muayyen bir meslek ve sanatın tatili cezaları öngörülmektedir (Öztürk, 1994).

    Cezaların nasıl yerine getirileceğini 647 Sayılı Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanun belirlemektedir. Bu kanuna göre; cezalar ölüm, hürriyeti bağlayıcı ceza ve para cezası olarak üçe ayrılmaktadır. Bu cezaların uygulanabilmesi için hükmün kesinleşmesi gerekmektedir.

    Suç işledikleri düşünülerek gözaltına alınan bireyler ilk sorgulamaları yapıldıktan sonra cezaevine gönderilmektedir. Cezaevlerinde bulunan bireyler, haklarında verilmiş olan kararlara göre ikiye ayrılmaktadır: Tutuklular, suçlu oldukları düşünülerek gözaltına alınan fakat, suçlu olup olmadıkları kesinlik kazanmamış, bu durumlarının açığa kavuşması için sorgulamaları devam eden kişiler; hükümlüler ise, sorgulama sürecinde yetkili yargı organları tarafından suçlu olduklarına karar verilen ve cezalandırılmış olan kişilerdir (Öztürk, 1994) .


    1412 Sayılı Ceza Muhakemeleri (Yargılaması) Usulü Kanunu (CMUK) ise, ülkemizde suça ilişkin iddia, savunma ve yargılama kurallarını belirleyen kanundur. Ceza muhakemesi, suçlunun insan haklarına saygılı bir biçimde hak ettiği cezaya mahkum edilmesi ve haksız yere cezalandırılmasını önlemek amacıyla yapılır.


    Ceza hukuku açısından yargılama için yeterlilik, ceza sorumluluğu, infaz için yeterlilik olmak üzere kişilerin her üç aşamada da psikolojik yönden değerlendirilmesi gereklidir.


  2. #2
    IsLaK YüReK
    suzim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Yargılama için yeterlilik

    Ceza hukukumuzda suç işlediği düşünülen bir kişinin yargılanabilmesi için bazı koşullar öngörülmüştür. Bu koşullardan biri yargılama için yeterliliktir. Yargılama yapılabilmesi için sanığın suçlamayı ve kendisini savunması gerektiğini anlaması gerekmektedir. Yargılama yapılabilmesinin koşullarından biri sanığın ruhsal bozukluğunun olmamasıdır. Hukuk sistemimize göre, her akıl hastalığı yargılanmaya engel değildir. Ceza yargılamasına engel olabilmesi için, hastalığın a) suç işlendikten sonra ortaya çıkması, b) savunmanın yapılmasına engel teşkil etmesi gerekir (Öztürk, 1994). Yargılama için yeterlilik, sanığın dava sırasındaki ruhsal durumunu ifade etmektedir. Geçmiş davranışlarını ya da suç anındaki davranış biçimlerini kapsamaz.

    Ceza sorumluluğu

    Ceza sorumluluğu kavramı kişinin geçmiş yani, suç işlediği andaki ruhsal durumunu ifade etmektedir.

    Ceza kanunlarında yer alan ceza sorumluluğu kavramına göre, bir kimse davranışlarının sonuçlarını değerlendirebilecek durumda değil ise, işlediği suçlar nedeniyle bu durumdaki kişilere ceza verilemez. Yani bütün insanlar ceza hukuku açısından suç faili olamazlar. Bu nedenle kişilerin ceza sorumluluğu kavramı ortaya atılmıştır. Kişilerin ceza sorumluluğunu tümüyle ya da kısmen ortadan kaldıran durumlar vardır. Türk Ceza Hukukuna göre, bireylerin suçlu olabilmeleri için kusurlu olmaları gerekmektedir. Kusurluluk için, üç alt ögenin bir arada bulunması gerekir: a) failin isnat yeteneğine sahip olması, b) failin kasıtlı ya da yasanın açıkça belirtildiği yerlerde taksirli hareket etmesi, c) failde kusurluluğu ortadan kaldıracak bir neden olmaması.

    Hukukçulara göre, "İsnat Yeteneği" suçun işlendiği anda failin anlama ve isteme yeteneğine sahip olması demektir. Burada anlamadan kastedilen, suç olduğunu bilmek değildir. Anlama yeteneği bir kişinin yaptığı hareketin toplum içindeki yerini bilmesi ve toplum halinde yaşama kuralları ile kendi davranışı arasında çelişki olduğunu anlamasıdır. İsteme yeteneği ise, çeşitli şekillerde davranma yeteneğinden birini serbestçe seçme yeteneğidir. Bir kişinin isnat yeteneğine sahip olabilmesi için bu iki özelliğe de sahip olması gereklidir.

    Ceza sorumluluğu kavramının kapsamı ülkelere göre değişmektedir. Yasalarımız yaş küçüklüğünün, sağırlık ve dilsizliğin, ruhsal bozukluğun, alkol ya da uyuşturucu madde bağımlılığının isnat yeteneğine etki ettiğini kabul etmektedir (Özgen, 1988). Bu nedenle, bu durumda olanların eylemlerinde ceza sorumluluklarının olup olmadığının tespit edilmesi, ceza sorumluluğunu azaltan veya bunu ortadan kaldıran nedenler göz önüne alınarak verilecek cezanın ya da uygulanacak emniyet tedbirinin saptanması gerekmektedir.

    Küçüklük Hali: Yasalarımız yaş bakımından, 11 yaşını bitirmemiş, 11-15 yaş, 15-18 yaş ve 18 yaşından büyükler biçiminde ayrım yapmaktadır.

    TCK 53. maddesi ile konuyu özel olarak düzenleyen 2253 sayılı Çocuk Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanuna (ÇMK) göre eylem sırasında 11 yaşını bitirmemiş olanların ceza sorumluluğu yoktur (ÇMK.m.11/1). Bunlar hakkında kovuşturma yapılamaz ve ceza verilemez. Ancak, işledikleri suç kanunen bir yıldan fazla hapis cezasını veya daha ağır bir cezayı gerektiriyor ise, haklarında ÇMK’nın 10. Maddesinde yazılı emniyet tedbirlerinden biri uygulanır. (ÇMK.m.11/2).

    11-15 yaş arası grup için TCK’nın 54. maddesinde varolan düzenlemenin ÇMK’nın 12. maddesiyle getirilen yeni düzenleme nedeniyle örtülü olarak yürürlükten kalktığını söyleyebiliriz. Bu yaş grubunda bulunanların suç işlemeleri halinde, haklarındaki kovuşturma ve soruşturmalar, ÇMK’da hüküm bulunmayan hallerde CMUK hükümlerine göre yapılır (m.18). Soruşturmalar Cumhuriyet Savcısı veya görevlendireceği yardımcıları tarafından bizzat yapılır (m.19); yani bunlar hakkında zabıta (polis veya jandarma) soruşturma yapamaz. Bu kişiler hakkında işledikleri iddia olunan suç nedeniyle kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilmesi, tedbir uygulanmasına engel değildir (ÇMK.m.19/2), çünkü amaç çocuğun korunmasıdır. Ayrıca ÇMK’nın 10. maddesinde sayılan tedbirler saklı kalmak kaydı ile aşağı haddi 3 yılı aşmayan hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren fiillerden dolayı, kovuşturma ve yargılama safhasında küçükler hakkında tutuklama kararı verilemez (ÇMK.m.19/3).

    11-15 yaş gruplarında olanların işledikleri suçlar nedeniyle, haklarında ceza ve tedbirin uygulanabilmesi için, işlediği suçun anlam ve sonuçlarını kavrayabilme yönünden çocuğun ve gencin bedenî, aklî ve ruhî durumu ihtisas sahibi kimselere tespit ettirilir (ÇMK.m.20/L). Ceza ve tedbirlerin uygulanmasından önce gerekirse çocuğun aile, terbiye, okul durumu, gidişatı, içinde yetiştiği ve bulunduğu şartlar veya bunlar gibi gerekli görülen sair hususlar Çocuk Mahkemeleri nezdinde görevlendirilmiş olan sosyal hizmet uzmanları ve yardımcıları, pedagog, psikolog veya psikiyatrist gibi uzmanlar tarafından araştırılır. Çocuk Mahkemelerinde görevlendirilmiş olan bu personelin iş durumlarının müsait olmaması veya görevin bunlar tarafından yapılmasında engel bulunması ya da atama yapılmamış olması hallerinde Çocuk Mahkemeleri, araştırmanın yapılması için resmi veya özel kurum ve kuruluşlarda çalışan bu uzmanları, bunların da bulunmaması halinde bu araştırmayı yapabilecek nitelikte olan kimseleri görevlendirir (ÇMK.m.20/2). Yukarıdaki fıkralar gereğince yapılan araştırma ve inceleme sonucu gerekirse çocuğun bir müşahade merkezinde müşahade altına alınmasına da karar verilebilir (ÇMK.m.20/son). Çocuklar hakkındaki tedbirler, en geç 18 yaşını bitirmeleriyle sona erer (m.15); hüküm zamanı 18 yaşını bitirmiş olanlar hakkında tedbir uygulanmaz (m.16).

    Çocuk suçluların yargılanmasına Çocuk Mahkemeleri’nde bakılır; ancak bu mahkemelerin henüz kurulmadığı yerlerde, işlenen suçlara bakmakla görevli mahkeme, yasada yazılı usullere göre yargılamayı yapar (ÇMK. geçici madde 2).

    TCK’nın 55’inci maddesine göre, 15 yaşını bitirmiş, 18 yaşını bitirmemiş olanların işledikleri fiili fark ve temyiz etmeleri şartı aranmaz. Bunların temyiz kudretine sahip oldukları kabul edilir, fakat cezaları bir miktar indirilerek verilir. Ölüm cezası yerine yirmi yıldan az olmayacak şekilde ağır hapis, ömür boyu hapis yerine 15 yıldan 20 yıla kadar ağır hapis, öbür cezalarda da üçte bire kadar indirim yapılır. Çocuklara kamu hizmetlerinden yasaklama ve polisçe gözlem altında bulundurulma cezaları verilemez.


    Sağır ve Dilsizlik Hali: Yaş dışında ceza sorumluluğu ile ilgili bir başka durum da sağır ve dilsizlik durumudur. Kişinin hem sağır hem de dilsiz oluşunun gelişimine etki ettiği, bu kişilerin psikolojik ve fizyolojik yönden aynı yaştaki kişilere göre gelişimlerinin daha güç olduğu kabul edilmektedir.

    Sağır ve dilsizlikte sorumsuzluk dönemi 15 yaşın bitimine kadardır. Yani 0-15 yaşındaki sağır dilsizlerin ceza sorumluluğu yoktur. Bunlara ancak TCK'nın 57. maddesi uyarınca, emniyet tedbirleri uygulanabilir. Sağır ve dilsizler hangi yaşta olursa olsunlar bunların ceza sorumluluklarının olup olmadığının saptanması gereklidir. 15-24 yaşındaki sağır dilsizlerden fark ve temyiz ile hareket ettiği sabit olmayanlar 11 yaşından küçük çocuklara ilişkin hükümlere tâbidir. Sağır dilsiz 24 yaşına gelmiş ve hala temyiz kudreti yoksa, tam akıl hastası sayılır ve hakkında TCK 46 uygulanır. Fark ve temyiz ile hareket ettiği sabit olan 15-18 yaşındaki sağır dilsizlere ceza, indirilerek verilir. 11-15 yaşındaki çocuklara ilişkin madde yani TCK 54 uygulanır. 18-21 yaşındaki fark ve temyiz ile hareket ettiği sabit sağır ve dilsizlere 15-18 yaşındaki gençlere ilişkin hükümler, yani TCK 55 uygulanır.

  3. #3
    IsLaK YüReK
    suzim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Akıl Hastalığı: Bu durum akıl sakatlığı, akıl maluliyeti gibi çeşitli şekillerde tanımlanmıştır. TCK'da üç çeşit akıl hastalığı öngörülmüştür (Öztürk, 1994). İsnat yeteneğini kaldıran akıl hastalığı olması durumunda kişiye ceza verilmemektedir. İsnat yeteneğini önemli derecede zayıflatan akıl hastalığı bulunan kişinin ceza sorumluluğu vardır fakat ceza indirilerek verilir. İsnat yeteneğini hiç etkilemeyen akıl hastalığına sahip bireylerin ceza sorumluluğu tamdır.

    TCK'nın 46. maddesinde, fiili işlediği zaman şuurunun veya hareketinin serbestisini tamamen ortadan kaldıracak suretteki akıl hastalığından bahsedilmektedir. Bu tanımlama kişinin bilişsel, duygusal ve davranışsal yetilerini ileri derecede bozan bir davranış bozukluğunun bulunmasını gerektirmektedir (Öztürk, 1994). Bu kişiler, davranışlarının doğasını ve derecesini anlayamayacak kadar ağır hastadır. Kişinin kendi davranışını kontrol edebilmesi de önemlidir. Burada ya hastanın sanrıları hastayı yasanın gücünü algılayamayacak duruma getirmektedir ya da kişinin yapmak istediği şeye duyduğu istek, yasanın yaptırım gücünün üstüne çıkmaktadır.

    Gerçekle bağlantısının kesilmiş bulunduğu ağır bir psikoz veya açık bir zeka geriliği gösteren kişilerde bu hastalıkların neden olduğu yargılama ve düşünce bozukluğu ile aşırı derecede artmış psikomotor faaliyetlerinin sonucu ve ifadesi olarak işlenmiş olan fiillerde hasta TCK 46'dan yararlandırılmalıdır. Bu durumdaki kişilere ceza verilmemektedir. Bunların ceza sorumsuzluğu mutlaktır. Ancak, 46. maddeye göre, bu durumda olan kişilerin iyileşinceye kadar bir kurumda muhafaza ve tedavisine karar verilmektedir. Eğer bu kişilerin işledikleri suç, ağır hapis cezasını gerektiren bir suç ise bu muhafaza ve tedavi süresi bir yıldan az olamaz. TCK 46’ ya göre, iyileşme kararı veren kurum, vereceği rapor ve kararda hastalığın ve isnat edilen suçun niteliğini göz önüne alarak, kontrol ve muayeneye gerek olup olmadığını, gerek gördüyse ne zaman ve ne sıklıkta bu işlemlerin yapılacağını belirtmek durumundadır. Bu kontrol ve muayeneler kişinin yaşadığı yerde, yoksa uzmanı olan en yakın hastanelerde yapılır. Bu kontrollerde, hastalığın tekrarlama belirtileri görüldüğünde hakim veya mahkeme kararı ile kişi yeniden muhafaza ve tedavi altına alınır ve işlemler aynı şekilde tekrarlanır.
    TCK 47. madde de isnat yeteneğini azaltan ceza sorumluluğu ile ilgilidir. Hasta, uğradığı akıl hastalığı yüzünden olayları tam olarak anlama ve isteme yeteneğine sahip olmadığı gibi, bulunduğu girişimlerin manasını ve bu girişimlerin beklenen sonuçlarını tam olarak sezemez ve kavrayamazsa, çevresindeki olayların kendisinde yaratmış olduğu dürtüleri kontrol altında tutamazsa, kişinin ceza sorumluluğu azaltılmaktadır. İdam cezası yerine, 15 seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis, müebbet ağır hapis yerine 10 seneden 15 seneye kadar ağır hapis, kamu hizmetlerinden ömür boyu yasaklılık yerine geçici yasaklılık cezaları verilir ve diğer cezalar üçte birden yarıya kadar indirilir. Örneğin genel sınıf olarak nevroz, hafif psikoz, orta dereceli zeka gerilikleri gösterenlerin ceza sorumlulukları azaltılmaktadır.

    Her suçluda saptanan her psikopatolojik durumun o kişinin işlemiş bulunduğu eylem bakımından ceza ehliyetini etkilemesi şart değildir. Bunlardan ancak eylem sırasında bulunan ve eyleme etki ettiği saptananlar önemlidir.

    Bir kimsenin işlemiş bulunduğu bir fiile karşı ceza sorumluluğunun bulunması için, o kişinin söz konusu fiilin işlenişi sırasında tam bir hareket ile irade ve şuur serbestisini elde bulundurması, olayları tam bir açıklık ile kavrayıp onlardan sağlıklı sonuçlar çıkarabilme kabiliyetine sahip olması gereklidir. Yani fiilin işlenişi sırasında kişinin ne yaptığının, ne için yaptığının ve yaptıklarının sonuçlarının bilincinde olması gerekir. İşte bu gibi hallerde tam ceza sorumluluğundan bahsedilmektedir. Burada, failde fiilin işlenişinde rol oynamış herhangi bir tıbbi nedenin bulunmadığı anlaşılmalıdır.

    Yukarıdaki nedenlere ek olarak TCK'da geçici sebeplerden bahsedilir. TCK 48'e göre, suçu işlediği anda geçici bir nedenden 46 ve 47. maddelerde yer alan akıl hastalığı halinde bulunan kimseler hakkında o maddelerdeki hükümler uygulanır.

  4. #4
    IsLaK YüReK
    suzim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Sarhoşluk: Ceza sorumluluğunu bazı durumlarda ortadan kaldıran sarhoşluk, arizi ve ihtiyari olmak üzere ikiye ayrılır. Arizi sarhoşluk istenmeyen sarhoşluktur. Kişi içtiği şeyin alkollü olduğunu bilmez. Bu durumda TCK 48 uyarınca kişi tam sarhoşluk durumuna gelmiş ise TCK 46’ dan yararlanır ve ceza tümüyle kaldırılır. Kısmi sarhoşlukta ise TCK 47’den yararlanır ve ceza indirilerek verilir. İhtiyari sarhoşluk ise, isteyerek sarhoş olma durumudur ve bu nedenle suç işleyen kişinin cezası arttırılır. Bu durumdaki kişiler, TCK 46’dan ve 47’den yararlanamazlar. İhtiyari sarhoşluk da kasdi, tasarlanmış ve itiyadi olmak üzere üçe ayrılır. Kasdi sarhoşlukta kişi isteyerek içmeye başlar. Olayın neden ve sonucu iradesidir. Tasarlanmış sarhoşluk, işlemeye karar verilmiş olan suçta ceza indiriminden yararlanmak veya cezadan tümüyle kaçmak amacıyla sarhoş olmadır. İtiyadi sarhoşluk, alkol almayı alışkanlık haline getirmiş olan kişilerin sarhoşluğudur. Eğer bir kimse TCK 571 ve 572 maddelerinde belirtilen eylemleri işleyip, bu eylemlerinden dolayı iki defa mahkum olduysa sarhoşluğu itiyad haline getirmiş demektir.

    Ceza hukukumuzda, sarhoşluk ve uyuşturucu madde kullanımında alışkanlık (itiyad) ve tutkunluk (iptila) da önemli iki kavramdır. Alkol (TCK 573) ya da uyuşturucu (TCK 404) madde kullanımı tutkunluk haline gelmiş kişilerin suç işlemesi durumunda bunlara emniyet tedbirleri uygulanmaktadır.

    İnfaz için yeterlilik

    Suç işledikten sonra hastalık, gebelik veya yeni doğum yapma gibi durumlarda ceza ertelenir. Özellikle ruhsal bozukluğa sahip kişilerin veya cezaevinde ruhsal bozukluk geçiren kişilerin infaz için yeterliliklerinin değerlendirilmesi gereklidir.

    Medeni hakları kullanabilme yeteneği (ehliyet)

    Ceza hukukunda olduğu gibi, medeni hukukta da kişilerin hukuki sorumluluklarının saptanmasına gerek duyulmaktadır. Medeni hakları kullanabilme yeteneği; medeni haklara sahip olabilme ve sahip olunan bu hakları kullanabilmek için kanunen bulunması gereken niteliklerdir. İki boyutludur; bu haklardan yararlanma ve kullanma.

    Medeni Kanunumuza göre, ergin (reşit) ve sezgin (mümeyyiz) olanlar tam yeteneklidir. Medeni hakları kullanma yeteneğine sahip olabilmek; a) sezginlik gücüne sahip olmak, b) ergin olmak, c) kısıtlı olmamak koşullarına bağlıdır. TMK’nın 13. Maddesi uyarınca akla sığacak biçimde davranan her kişi ayırt etme yani sezginlik gücüne sahiptir. Yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ve uyuşturucu madde kullanma gibi nedenlerin, sezginlik gücünü ortadan kaldırdıkları kabul edilmektedir (Akgün, 1987).


    TMK 11. Maddesine göre, 18 yaşını tamamlayan kişi ergindir. Ayrıca evlenmenin kişiyi ergin kılacağı kabul edilmektedir. Bazı özel koşullarda da mahkemeler yaş küçüklüğüne karşın erginliğe karar verebilmektedir.


    Kısıtlama; ergin olmasına karşın, kişinin eylem yeterliliğinin yargı kararı ile sınırlandırılması ya da tümüyle kaldırılmasıdır. TMK 355’e göre; kısıtlama altına alınabilmesi için kişinin erginliğini kazanmış olması, işlerini gerektiği biçimde yerine getirmekte başarısız olması, sürekli bakıma ve yardıma gereksinmesi olması, başkalarının güvenliğini tehdit eder olması gereklidir.

    Alkolizm ve kötü durumun, akıl hastalığı ya da akıl zayıflığının (zeka geriliği) kısıtlamayı gerektirdiği kabul edilmektedir. Kısıtlama kararı verilmesi ya da kısıtlama kararının kaldırılması bilirkişi raporu ile mümkündür.

  5. #5
    IsLaK YüReK
    suzim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Bilirkişilik

    Bir davanın gidişince, mahkemece gerekli görülürse, o alanda uzman olan kişi ya da kişilerin görüşlerine başvurulması olayına bilirkişilik adı verilmektedir. Bilirkişi, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerde olayın izi, parçası durumunda olan delilleri değerlendirmek, bunlara bir anlam vermek amacıyla görevlendirilir. Bilirkişinin atamasına ve üçten fazla olmamak koşuluyla sayısına hakim karar verir (CMUK 66). Uzman olmayan kişilerin bilirkişi olarak atanması davanın bozulma (yani yeniden görülme) nedenidir. Hazırlık soruşturmasında gecikmede sakınca görülen hallerde savcı da bilirkişi atayabilir. Meslekleri gereği bilirkişi olarak atananlar veya adliyeye başvuruda bulunarak bilirkişilik görevini yapmaya hazır olduklarını bildirenler kendilerine verilen görevi yapmakla yükümlüdürler. Bilirkişi, hakimin yardımcısıdır. Sahip bulunduğu özel veya teknik bilgiyi kullanarak belirli bir olay hakkında belirtilen süre içinde (en fazla iki ay) rapor hazırlayarak görüşünü mahkemeye bildirir. Bu raporu hazırlayabilmek için sanıkla görüşmesinin yanı sıra, gerekirse tanıkları dinleyebilir ve dava dosyasını inceleyebilir. Özellikle ceza davalarında kişinin suç işlediği andaki durumu önemli olduğundan ve ülkemizde suç işleme ve davanın görülmesi arasındaki süre göz önüne alındığında dava dosyasının incelenmesinin önemi ortaya çıkmaktadır. Kişinin şu andaki durumu ile bir hatta üç-beş yıl önceki durumu hakkında fikir bildirilebilmesi için, dava dosyasının ayrıntılı bir şekilde incelenmesi gerekir. Suçun türü, işleniş tarzı ve şartları, sanığın suç işleme ve suçuna karşı kendisini savunma mantığı, suç öncesi, suç esnası ve sonrası tutum ve davranışı, sanığın ve tanıkların ifadeleri bilirkişilerin işlerini kolaylaştırır.

    Bilirkişinin görevi inceleme konusu ile sınırlıdır (Yenisey,1993). Bilirkişi raporu yargıcı bağlamaz. Hakim bilirkişinin verdiği raporu yeterli görmediği takdirde, aynı bilirkişiden ya da atayacağı bir başka bilirkişiden yeni bir rapor düzenlenmesini isteyebilir (CMUK 76). Konusunda uzman olduğu için düzenlediği raporun yargıç tarafından kabul edilmesi ya da edilmemesi de bilirkişiyi bağlamaz.

    Kanunlarımıza göre, çözümü özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişiye başvurma zorunluğu vardır. Bilirkişi ya resmi bilirkişilik kurumudur ya da konusunda bilgi sahibi bir uzmandır. Kanunumuz sadece teknik bilgiyle çözümlenebileceğini önceden kabul ettiği hallerde resmi bilirkişilik kurumları oluşturarak hakimin bu bilirkişilere başvurmasını mecbur kılmıştır. Örneğin Adli Tıp Kurumu resmi bir bilirkişilik kurumudur. CMUK’un 66. maddesi uyarınca, resmi bilirkişi olması durumunda özel nedenler olmadan başkası atanamaz.

  6. #6
    IsLaK YüReK
    suzim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Adli gözlem

    Bazen mahkeme sürecinde yargılamanın sürdürülebilmesi için sanıklar hakkında adli gözlem kararı verilebilir. Tedaviye ve muhafazaya hükmolunması veya TCK 47. maddesinin uygulanması bakımından yapılan incelemede, bilirkişinin teklifi üzerine Cumhuriyet Savcısı ve avukat dinlendikten sonra sanığın resmi bir müessesede gözaltına alınmasına, hazırlık tahkikatı sırasında sulh hakimi ve son tahkikat sırasında mahkeme tarafından karar verilebilir. Genellikle mahkemeler adli gözlem kararı vermeden önce sanığı bilirkişiye göndererek, böyle bir işleme gerek görülüp görülmediğini sorarlar. Karar olumlu gelirse buna dayanarak adli gözlem isteminde bulunurlar.

    CMUK'a göre, adli gözlem süresi bir kez için en çok üç haftadır. Ancak gözlemi yapan kurumca gerekli görüldüğü durumlarda mahkemeden ek süre talebinde bulunulabilir ve her seferinde üç haftayı geçmemek üzere ek süreler verilebilir; fakat sürelerin toplamı hiç bir zaman üç ayı geçemez. Kurumda geçirilen bu süre ileride verilecek cezadan ve muhafaza ve tedavi tedbiri süresinden indirilir. Alt sınır içinse herhangi bir kısıtlama yoktur. Bu, kurum uzmanlarına bırakılmıştır. Adli gözlem altına alma kararı, alınan kişinin karara karşı çıkma hakkı vardır. İtiraz kabul edilmez ise kişi adli gözlem altına alınır. Sanık kuruma gönderilirken, soruşturma dosyası da yollanır. Dosyanın bütünü ile yollanmasında sakınca gören hakim, bazı belgelerin suretlerini gönderebilir. Dosya en geç bir ay içinde geri gönderilir.

    Adli gözleme alma; kişi ile bir çok kez görüşme ve muayene etme, psikolojik test uygulama, gerektiğinde daha ayrıntılı fizyolojik muayene olanaklarını verir. Suçluların gözleminde birey hakkında mümkün olduğu kadar çok bilgi toplanır. Bireyin sosyal, psikolojik, psikiyatrik ve tıbbi bakımlardan incelemeleri yapılır. Suçluların gözleminin psikiyatrist, psikolog, sosyal çalışmacı, infaz personeli gibi uzmanlardan oluşan bir ekip ile yapılması gereklidir. Adli gözleme alınan kişinin adli dosyası da incelenerek gerek sanığın, gerekse ilgili kişilerin anlatımlarına bakılır. Gözlem sırasında sanığın sıkıntıları, korkuları, olay hakkındaki ifadeleri dinlenir; alışkanlıkları, tutum ve davranışları, çevresiyle olan ilişkileri incelenir ve en ince ayrıntısına kadar dosyasına günlük olarak kayıt edilir. Sonunda da karara varılarak adli rapor düzenlenir. Kişi tutuklu ise jandarmaya, değilse yakınlarına ya da polise teslim edilerek servisten çıkarılır.


    daghan.netfirms.com

Benzer Konular

  1. Adli Sicil Kanunu
    By _DumaN_ in forum Hukuk
    Cevaplar: 0
    Bölüm Listesi: 06-21-2008, 03:50 AM
  2. Adli Psikoloji(Adli Psikolog)
    By RebelliouS in forum Psikoloji
    Cevaplar: 0
    Bölüm Listesi: 02-16-2008, 04:36 PM

Beğenilen Sayfayı İşaretleyin

Beğenilen Sayfayı İşaretleyin

Yetkileriniz

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • Eklenti Ekleyemezsiniz
  • You may not edit your posts
  •  
[Gizlilik Politikası]-[UslanmaM Kuralları]-[UslanmaM İletişim/Contact]