1 den 5´e kadar. Toplam 5 Sayfa bulundu

Konu: İnsan Psikolojisi Üzerine Makaleler

  1. #1
    KatLiaM
    Guest

    Standart İnsan Psikolojisi Üzerine Makaleler



    Duygusal Zeka (EQ)

    Hayat yüksek zekalı ama başarısız insanlarla doludur. Bu kişiler zekaları yüksek olmasına rağmen, gerektiği yerde gerektiği gibi davranmamış ve hayatta kaybetmişlerdir. Örneğin, zekalarını sadece toplumu yermek için kullanmış veya her şeyi küçümsediklerinden ya da basit gördüklerinden, uğraşmaya değer bulmamışlar, böylece sıradan insanların vardıkları beceri ve başarı düzeyine ulaşamamışlardır. İnsanlarla iyi ilişki kuramamışlar, belirli bir hedefe doğru gidememişlerdir. Tembelliklerini yenememiş veya zekalarını kötü amaçlar ve uğraşlar için kullanmışlardır. Zeka bir güçtür, kullanılmaz ya da iyi bir amaç için kullanılmazsa, hiç bir işe yaramaz ya da sadece yıkıcı olur.

    Hayatta başarılı olmak için zeki olmak yetmez, duygusal zekanın da yüksek olması gerekir. Duygusal zeka son yıllarda yeni bir kavram olarak ileri sürülmüş olmakla beraber, eskiden beri bilinen akıllı ve uyumlu davranış özelliklerinden başka bir şey değildir. İnsanlarla iyi iletişim kurmak, ne zaman ne yapacağını bilmek, fırsatları iyi değerlendirmek, belirli olumlu bir amaca doğru ilerleyebilmek, kararlı olmak, gelip geçici esintilerden etkilenmemek gibi nitelik ve becerileri içerir.

    Duygusal zekanın belli başlı özellikleri şunlardır:

    · Kendini tanıma: Duygusal zekası yüksek olan kişi, duygu ve düşüncelerinin, tercihlerinin, eğilimlerinin, zayıf ve kuvvetli yanlarının farkındadır. Yeteneklerini, eğitimin ona sağladığı donanımı bilir. Bunlara dayanarak kararlar alır, kendine hedefler seçer, yani seçimleri ve amaçları kendiyle ilgili gerçeklerle uyumludur.

    · Duygularını kontrol edebilme: Anlık başarılardan, hazlardan uzak durmayı bilir. Sonradan pişman olacağı duygu patlamalarına kapılmaz, gereksiz atılganlıklar yapmaz. Karamsar ya da endişeli duygulara kapılmaz, bunların kendisini yapmayı planladığı işerden uzaklaştırmasına izin vermez. Bunları yatıştırmak ve özümsemek için bir yol bulabilir. Düşüncelerini ve eylemlerini belirli bir hedefe odaklayabilir.

    · Kendiliğinden güdülenme: Kendi hedeflerini kendisi belirler, başkalarının zorlaması olmaksızın, bunları gerçekleştirmek için tüm çabasını ve yeteneklerini ortaya koyar, hedefine kilitlenebilir, bundan heyecan ve zevk duyar. Hedeflerin peşinden giderken geçici hazlarını erteleyebilir. Bir sınava girerken ya da bir çalışmayı yürütürken, heyecanını başarıyı artıracak şekilde kullanabilir. Başarısızlığa uğradığında umut ve iyimserliğini korur, yeniden deneyebilir.


    · Başkalarının duygularını paylaşma: Diğerlerinin hissettiklerine karşı duyarlıdır. Kendini onların yerine koyabilir. Böylece karşı tarafın duygularını kavrar ve derinliği olan, uyumlu bireysel ilişkiler geliştirebilir.

    · Toplumsal etkinlik: Kişiler arası çatışmaları çözmekte başarılıdır. Bir ilişkinin ve grubun nabzını tutar. Dile getirilmemiş paylaşılan duyguları ifade edebilir. Bir grubun organizasyonunda liderlik nitelikleri sergiler ve kişiler bunu doğallıkla kabul eder.

    Duygusal zeka kalıtsal özellikler, çocukluk deneyimleri ve öğrenme sonucu oluşur. Bir diğer deyişle, duygusal zekayla ilgili becerilerin çoğu öğrenme ve alıştırmayla geliştirilebilir. İleri yaşlarda davranış kalıplarının değiştirilmesi zor ya da imkansızdır. Mümkün olsa bile, kişi becerilerini kullanacağı alanı ve zamanı yitirmiştir. Buna karşılık çocukluk ve ilk gençlikte kazanılan tepki biçimleri ve beceriler yaşam boyu sürer, bu nedenle duygusal zekanın geliştirilmesi en iyi fırsatın çocuklu dönemi olduğu söylenebilir.

    Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Arif Çelebi
    Vakıf Gureba Hastanesi


  2. #2
    KatLiaM
    Guest

    Standart Türkiye Ruh Sağlığı Profili Araştırması

    Türkiye Ruh Sağlığı Profili Araştırması

    Çocuklardaki davranış ve duygusal sorunlar ile yetişkinlerdeki ruhsal bozukluklar toplumda yaygın olarak görülmelerine karşın yeterince tanınmamaktadır. Yapılan epidemiyolojik çalışmalar, yetişkinlerde her 4-5 kişiden birinde tedavi gerektirecek düzeyde ruhsal hastalık bulunduğunu, çocuk ve gençlerde ise davranış ve duygusal sorunların yaygın olduğunu göstermektedir. Toplumda bir ruhsal hastalığı olan bireylerin ya da sorunlu çocuğu olan ailelerin pek azı tedavi için başvurmakta, başvuranların büyük çoğunluğuna tanı konamamakta, tanı konanların ise küçük bir grubu etkili tedavi alabilmektedir. Ruhsal hastalıkların eskiden çok iyi bilinmeyen bir yönü de yol açtıkları yetiyitimidir. Sadece ağır akıl hastalıkları değil, depresyon ve bunaltı bozuklukları gibi sık görülen ruhsal rahatsızlıklar da kişinin iş, eğitim ve sosyal yaşantısında ciddi sorunlar yaşamasına, belirgin iş gücü kaybına yol açmaktadır. Ruhsal hastalıkların neden olduğu yetiyitiminin bedensel hastalıkların neden olduğundan daha az olmadığı bilinmektedir. Bu da ruhsal hastalıkların önlenmesi ve tedavisinin ne denli önemli olduğunu göstermektedir.
    Standart değerlendirme araçlarının kullanımının yaygınlaşması kültürlerarası karşılaştırmaları mümkün kılarak çocuk ve erişkin ruh sağlığı sorunlarının daha iyi anlaşılmasını sağlamaktadır. Ruh sağlığı hizmetlerinin planlanmasında ruhsal sorunların yaygınlığı ve ilişkili faktörlerin iyi bilinmesi temel önem taşır. Bu bilgiler ise geçerliliği ve güvenilirliği sınanmış değerlendirme ölçeklerinin kullanıldığı, iyi düzenlenmiş epidemiyolojik araştırmalarla elde edilebilir.
    Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün başlattığı “Türkiye Ruh Sağlığı Profili” araştırması yukarıda sözü edilen nedenlerle erişkinlerde sık görülen ruhsal hastalıkların, çocuk ve gençlerde davranışsal ve duygusal sorunların yaygınlığı, demografik değişkenlerle ilişkisi, ruhsal ve bedensel sorunların neden olduğu yetiyitimi ve bireylerin ruh sağlığı hizmetini kullanımlarıyla ilgili bilgi toplamayı amaçlamıştır.
    Türkiye Ruh Sağlığı Profili Araştırması tabakalı, çok aşamalı, kümeli, olasılık örneklemesidir. Son aşamada seçilen birim olan kümenin her tabakada seçilme olasılığı eşit olduğu için araştırma kendinden ağırlıklıdır. Tabakalar Türkiye’nin 5 demografik bölgesi ve 3 yerleşim yeri tipinin (il, ilçe, köy) çaprazlanmasıyla oluşturulmuştur. Araştırmanın bulguları 15 tabaka ve 4 büyük kentimiz ile bunların herhangi bir şekilde birleştirilmesiyle elde edilen toplum kesimlerine genellenebilir.
    Araştırmada saha çalışması için il denetçileri örnekleme çıkan illerde görev yapan Ruh sağlığı Şube Müdürleri ya da Ruh Sağlığı Şubesinden sorumlu Sağlık Müdür yardımcısından, görüşmeciler ise sağlık ocaklarında görev yapan doktor, ebe, hemşire ve devlet hastanelerinde çalışan psikolog ve sosyal hizmet uzmanlarından oluşmuştur. İl denetçisi ve görüşmecilerin eğitimi iki aşamada iki ayrı grup halinde yapılmıştır. Alan çalışması da iki aşamada gerçekleştirilmiştir. Birinci aşamada Aralık 1995 - Ocak 1996 tarihleri arasında İç Anadolu ve Güney Anadolu bölgeleri, ikinci aşamada ise Nisan-Mayıs 1996 tarihleri arasında Batı, Kuzey ve Doğu Anadolu bölgelerinden örnekleme çıkan illerde alan çalışması yapılmıştır.
    Annelerden elde edilen bilgilere göre 2-3 yaş grubu çocuklarda sorun davranışların görülme sıklığı %10.9, 4-18 yaş grubunda %11.3 olarak bulunmuştur. Öğretmenlerden elde edilen bilgilere göre 5-18 yaş grubunda sorun davranış oranı %11.6, gençlerin kendilerinden elde edilen sonuçlara göre ise %11.9’dur. Her üç bilgi kaynağından elde edilen bilgiler doğrultusunda toplumumuzda İçe Yönelim sorunlarının Dışa Yönelim sorunlarından daha fazla olduğu görülmektedir. Şehirlerde ruhsal hastalık görülme oranı, kasaba ve köylerden yüksektir. Coğrafi bölgelere göre ruhsal hastalık dağılımı farklılık göstermektedir. Genel olarak çocuk ve gençlerde sorun davranışların yaklaşık %11 olarak bildirilmesine karşın, 2-3 yaş grubu çocuğu olan ailelerde ruh sağlığı hizmetine başvuru hiç yoktur; 4-18 yaş grubunda bu oran % 0.2 olarak bulunmuştur. 11-18 yaş grubundaki gençlerin %5’i davranış ya da duygusal sorunlarından dolayı yardıma ihtiyaç duyduklarını belirtmelerine karşın, başvuru oranı % 0.3 olarak bulunmuştur.
    Erişkinlerle ilgili verilere göre son 12 ayda herhangi bir ruhsal rahatsızlığı olan kişi oranı %17.2’dir. Kadınlarda ruhsal rahatsızlık görülme oranı erkeklerin iki katı fazladır. Eğitim, medeni durum gibi değişkenler ruhsal hastalık yaygınlığını etkilemektedir. Şehirlerde ruhsal hastalık görülme oranı, kasaba ve köylerden daha fazladır. Coğrafi bölgelere göre ruhsal hastalık dağılımı da farklılık göstermektedir: batı bölgesinde oranlar en yüksektir. Ruhsal hastalık varlığının belirgin olarak iş gücü kaybına, işe gidememeye yol açtığı ve bu kaybın bedensel hastalığı olanlara göre daha fazla olduğu görülmüştür. Deneklerin son bir yıl içinde ruhsal şikayetlerle tedavi başvurusu yapma oranı %4.7’dir. Başvuru oranları kadınlarda erkeklere göre iki kat daha fazladır. Ruhsal nedenle ilk başvurulan kişi sıklık sırasına göre psikiyatri uzmanı (%39), psikiyatri dışı uzman (%33), pratisyen (%21) ve hocadır (%3.6). Araştırma anında psikotrop ilaç kullanma sıklığı %5’tir. İlaç kullanım oranı kadınlarda erkeklere göre iki kat daha fazladır. Araştırma anında kullanılan ilaçların üçte ikisi antidepresanlar, dörtte biri sedatif/hipnotiklerdir.
    Türkiye Ruh Sağlığı Profili bulguları ruhsal hastalıkların yaygınlığı ve sonuçlarıyla ilgili önemli bilgiler sağlamaktadır. Araştırma ruhsal hastalıklarla ilgili Türkiye nüfusunu temsil eden ilk çalışma olması, çok sayıda ruhsal sorunun taranmış olması, hem çocuk hem erişkin örneklemini içermesi gibi nedenlerle önemlidir.

    Ruh Sağlığı D.Bşk

  3. #3
    KatLiaM
    Guest

    Standart İnternet Bağımlılığı Tanı Kriterleri

    İnternet Bağımlılığı Tanı Kriterleri


    İnternet bağımlısı olan kişide aşağıdaki özellikler tespit edilir:

    A- İnternet için ayırdığı süre ona yeterli gelmez. Doyuma
    ulaşmak için, internete, daha fazla zaman ayırma ihtiyacı
    duyar.

    B- İnternet kullanımını bırakması ya da azaltması sıkıntıya yol
    açar.

    - Psikomotor ajitasyon, anksiyete gelişir. Zihni internette ne
    olup bittiğine takılıp kalmıştır. İnternetle ilgili fanaaai ve
    hayaller kurar.
    - İnternet kullanımının bırakılmasıyla ortaya çıkan
    şikayetler, sosyal, mesleki yaşantısını olumsuz etkiler.
    - Yeniden internet kullanımıyla şikayetleri azalır.

    C- Kişi, internete planladığından daha sık girer, daha uzun
    süre kalır.

    D- Kişi, sürekli olarak, internet kullanımını sınırlamak ya da
    bırakmak isteğini duyar ve bu konuda başarısız girişimler
    yapar.

    E- İnternetle ilgili değişik aktivitelere (kitap, taratıcılar,
    yüklenecek programlar, vs.) çok zaman ve para harcar.

    F- Aşırı internet kullanımı nedeniyle, kişide, sosyal, mesleki,
    ailevi ilişkiler aksar; bedensel ve ruhsal bozukluklar ortaya
    çıkar.

    Nöropsikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Arif Çelebi
    Vakıf Gureba Hastanesi

  4. #4
    KatLiaM
    Guest

    Standart Stres ve Trafik Psikolojisi

    Stres ve Trafik Psikolojisi

    Stres Psikolojisi
    “Stres” sözcüğü günlük hayatımızda, hekimlik uygulamasında ve bilimsel alanda, yayınlarda çok yaygın olarak ve değişik anlamlarda kullanılır. Tarihsel olarak Latince “Estricitia” fiilinden türemiş olup “basınç, yüklenme, gerilim, zorlama” anlamına gelen bu terim günümüzde tıpta kullanılan anlamıyla, genel adaptasyon sendromu çerçevesinde Selye tarafından bilimsel model olarak geliştirilmiştir. İşte, henüz Selye tarafından psikiyatri ve genel tıp için geçerli bir model olarak ortaya atılışından bu yana yaklaşık 40 yıl geçmesine rağmen, günlük hayatımıza yerleşmiştir. Hatta bazı Batılı kaynaklar XIX. yüzyılın ilk çeyreği Orta Avrupa’sı gibi yeni bir sıkıntı, stres çağının yaşanmakta olduğunu belirtir. Aslında bu terimle sembolize olan ya da anlatılmak istenen temel yaklaşım, ileri uzmanlaşma sürecinde olan günümüz tıbbının insan varlığını ve hastalıkları biyolojik, ruhsal, sosyal bütünlüğü içinde ele alması gerektiği düşüncesidir.

    Tıpta “stres” sözcüğü, insanda zorlanmaya neden olan, uyum ve dengeyi bozan, fiziksel, çevresel, ruhsal, toplumsal ve psiko - sosyal etkenleri, organizmada bu etkenlere karşı gelişen olumsuz değişiklikler ve tepkileri anlatmak için kullanılır. Bu zorlayıcı etkenler hava kirliliği, radyasyon, kalabalık gibi fiziksel, kimyasal, çevresel; iş, ev ortamı ve sosyal iletişim odaklarına ilişkin psiko - sosyal sıkıntı; korku, hayal kırıklığı gibi psişik ve düşünce düzeyinde olabilir. Yaşam dönemleri ve krizleri başlı başına stres odaklarıdır.
    Hızlı nüfus artışı, dünya ve toplumdaki hızlı değişmeler, bu değişikliklere uyum güçlüğü, gelecek endişesiyle, yapılarında ve insanlar arası ilişki ve etkileşimde değer yargısı çatışmaları, kayıp olayları, izolasyon, kronik hastalıklar günümüz insanını etkileyen özel psiko - sosyal etkenlerden bazılarıdır.

    Günümüz insanı artık belki ilkel biyolojik düzeyde tehdit edilmiyor; ancak işte, yolda, evde, iç dünyasında, düşüncelerinde, iç çatışmalarında zorlanıyor. Fakat biyolojik savunma mekanizmaları ilk insanınkinden pek fazla farklı değil. Bu nedenle zorlamaya karşı davranış, düşünceye ait savunma düzenekleri ve sosyal koruyucu yöntemler geliştirmek zorundadır. İşte, çok değişik zorlayıcı hayat vakaları kişiye, topluma, yaşa, kültüre, benlik gücümüze ve benzer birçok etkene bağlı olarak psiko - sosyal sağlığımızı ve uyumumuzu etkiler.

    Biyolojik çevrenin aaaabolizma üzerinde etkileri
    Devamlı dışarıda görev yapan insanlar; atmosferdeki metorolojik elementlerden canlı organizması üzerine etkisi bulunan ısı, nem, hava basıncı, güneş ışıması süresi, hava basıncının alçalma şiddeti, alçalma türü, hava bulanıklığı, bulutlanma derecesi, rüzgar yönü ve hızı, hava içindeki maddeler ve bunların yoğunluğu ve gücünden çok fazla miktarda tesir altında kalırlar.

    Biyolojik çevreden etkilenme sonucu ortaya bedensel birtakım hastalıklar çıkar. Bunlardan söz etmek konumuzun dışında sayılır. Biz daha çok ruhsal rahatsızlıklardan ve problemlerden söz etmek istiyoruz.

    Biyolojik çevrenin kirlenmesi sonucu insanlar da bu işten nasibini alır. Çevre içinde beslenmeye yönelik maddelerin bozulması ya da yok olması insan sağlığı için bir sakınca oluşturur. Tabiatın yeşil alanlar, kırsal ve sulak yöreler, deniz kıyıları gibi gezinti ve görüntüsü insana hoşluk verip ferahlatıcı, dinlendirici olan bölgelerin de yok olup daralması, fiziki sağlığın yanı sıra ruh sağlığı açısından da zararlı bulunur.

    Prof. Dr. İbrahim Balcıoğlu
    İ. Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi
    Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
    İç Hastalıkları Uzmanı (Psikiyatri)

  5. #5
    KatLiaM
    Guest

    Standart Gürültü ve Ruh Sağlığı

    Gürültü ve Ruh Sağlığı

    “Ses ve işitme” canlılara verilen en önemli özelliklerden ikisidir. İnsanlarda ses ve işitme, temel ihtiyaçlar ötesinde, yüceltilmiş bazı görevleri de üstlenmiştir. Güzel sisi duymak, haz duygularını okşayan müzik melodilerini dinlemek dinlendirici, haz verici şeylerdir. Bunlar sesin olumlu, hoşa giden yanları iken, birde hoşa gitmeyen türde sesler vardır ki, işte o zaman “gürültüden” söz edilir.
    Fiziki nitelikleri insanın diğer insanlarla ve çevresiyle olan ilişkileri bozduğunda veya o ses ile ortaya çıkan akustik enerji kişide gereksiz stres oluşturup gerçek fizyolojik yıkıma neden olduğunda, ses “gürültü” olur.
    Gürültü, bugünün, teknoloji çağında ferdi alanı tehdit eden, hatta bunu ortadan kaldıran unsurların başında gelir. Bu sebeple de sıkıntı verici, nahoş hisler uyandırıcı bir stres faktörü olarak ele alınmalıdır. Demek ki gürültü insanın gerek fiziki ve gerekse ruhsal sağlığı için stres yapıcı bir faktördür.
    Affeksiyon, orientasyon, idrak, dikkat, hafıza, zeka, düşünce ve korunma melekeleri gibi psikolojik melekelerin birlikte düzenli, ahenkli bir şekilde çalışmaları ile insan sağlıklı bir ruh yapısına sahip olur.

    Gürültü, ruhsal dengemizi etkiler. Gürültü, beyin biyokimyasını etkilemekte, mediatör maddelerin beynin omurilik sıvısındaki seviyesinde ve beyin dokusundaki miktarlarını ve aaaabolizmalarını değiştirebilir.
    Hava kirliliği, çevre kirliliği ve gürültü kirliliği de salgın hastalıklar gibi önem kazanmaya başladı. İnsan beyni dışarıdan birtakım tembihler alarak gelişir. Ancak, bu tembihlerin, onda “haz duygusu” meydana getirecek cinsten tembihler olması gerekir. Güzel bir dünya yerine, çirkinliklerle dolu bir dünyayı seyretmek veya kuş cıvıltılarından veya tatlı musiki nağmelerine kadar gönlümüze hoş gelen şeyler yerine, kulaklarımızı tahriş eden gürültüler içinde yaşamaya mecbur olmak, sadece sinirlerimizi bozmakla kalmaz; meydana getireceği çeşitli kişilik kusurları sonucunda insanı içinde yaşadığı topluma düşman edebilir. Nice saldırganlık halleri gürültüye reaksiyon olarak ortaya çıkmıştır.
    Ses tembihi, hem de bir musiki gibi ritmik tembihler, rahim içi hayatta annemizin kalbinin atışlarını dinlemekle başlar. Sonra hayat boyu kendi kalp seslerimiz duyarız. O halde “sesin” farkına vardığımız ilk elemanı “ritim”dir. Ses, çevremizdeki havanın ritmik titreşimleriyle hasıl olur. Bu titreşimlerin frekansı, sesin incelik ve kalınlığını, perdesini, tonunu meydana getirir. Bir sesin bunun gibi belirleyici bir çok elemanı vardır. Bütün bunlar bizim sinir sistemimize ulaştıkları zaman, bir zevk duygusun meydana getirecekleri yerde, sıkıntıya ve huzursuzluğa sebep olurlarsa onun adına “gürültü” denir. Bu tariften de anlaşılacağı gibi, bugün musiki olduğu zannedilen birçok ses de aslında birer gürültü örneğidir.
    Sesin İnsan Davranışları Üzerindeki Etkileri
    Günümüzde insan, teknolojik gelişmeye paralel olarak, jet uçakları, yer altı trenleri ve pop müzik konserleri gibi çok yüksek düzeyde arka plan gürültülerine alışmak zorunda bırakılmıştır. Bu tür gürültülerden şiddetleri 80 ile 120 desibel arasında olanlar normal konuşmayı imkansız kılar. Şehirlerde taşıtlar, makineler gürültünün artmasına sebep olur.
    Sesin insan davranışı üzerindeki etkilerini araştırmaya yönelen deneysel çalışmalar başlıca 5 grupta toplanır:

    1- Genel olarak sesin davranış üzerindeki etkisi.
    2- Sese ilişkin değişmeler karşısında fizyolojik tepkiler (audio - motor ya da duyu kanallarından).
    3- Sese bağlı değişmeler karşısında psikolojik tepkiler (frekans ve şiddet değişmeleri karşısında).
    4- Sese bağlı haberleşme sorunları (konuşma maskeleme, ses kaynağının konumu ile ilgili sorunlar).
    5- Sese bağlı olarak iş performansı (zihni işler, sese bağlı şartlar ve arka plan müziği).

    Sesin m e t a bolizma üzerindeki etkileri
    Ses, insanın varlığına da yokluğuna da en hassas olduğu uyaranlardan biridir. Araştırmalar göstermiştir ki, sağırlık körlükten daha acı verici ve sinir sistemini bozan bir duyu kaybıdır. Bunu, göz kapakları sayesinde zaman zaman görme duyusundan uzaklaşmamıza rağmen, kulaklarda böyle bir kapak olmadığı için işitme duyusunun kaybına ait bir tecrübemizin mevcut olmamasına bağlıyorlar. Strese sebep olan olarak, gürültünün spesifik tesiri kulakta kalıcı veya geçici sağırlık ise, diğer etkileri de yukarıda sayılan ve ruh sağlığımızın bozulması ile kendini gösteren genel belirtilerdir. Gürültünün sebep olduğu kalıcı veya geçici sağırlık, kişide şüpheciliğe, saldırganlığa, iç kapanıklığa sebep olur.

    Eğer bir uyarıcı sinir sisteminiz için rahatsızlık kaynağı oluşturuyorsa, ondan uzaklaşmaya çalışırız. Bu mümkün olmadığı taktirde, o uyarıcının sinir sistemimize giriş kapılarını elimizden geldiğince örteriz. Bunun en tipik örneği Rock and Roll denen müzikle meşgul olan müzisyenlerin bir saat bu işi yaptıktan sonra, 15 - 20 desibel seviyesinde işitme kaybı göstermeleridir. Bu sonuç, organizmanın bir çeşit müdafaa reaksiyonu olarak ortaya çıkar. Eğer uzun süre böyle bir uyarıcıya maruz kalınırsa, içe dönüklük, sıkıntı ve saldırganlık gibi kişilik kusurları gözlenir. Rahatsızlık duygusu, sinirlenme, gürültüye karış verilen tepkilerin en yaygın ve karmaşık olanıdır. Gürültü ve yüksek ses dikkati dağıtır, kişinin moralini bozar. Bu yüzden savaşlarda, yüksek ses karşı tarafı korkutmak ve moralini bozmak için kullanılmıştır.

    Gürültü kişide uyku bozukluklarına da sebep olur. Uyku sırasında, kişiyi uyandıracak desibele varmayan ama uyartı niteliği taşıyan sesler, onda sempatik tonus artışına neden olarak kan damarlarında daralma, kalp atışlarında hızlanma, kas tonusunda değişiklik yaparlar. Bunlar da onun derin uyku dönemine varmasına engel olur. Gürültüden etkilenmenin sürekliliği halinde uykusuzluk, sinirlilik, yorgunluk gibi hafif ruhi değişikliklerin yanı sıra hezeyanlı ve hatta paranoid durumlar gibi ileri derecede ruhsal bozukluklara da rastlanmıştır.
    Sesin ruhsal açıdan gürültü niteliğini alması sırasında, algı mekanizması işe karışır. O sesin, kişi için taşıdığı anlam da sesin değerlendirilmesinde belli ölçüde rol oynar. Eğer o ses kişinin hoşuna giden bir olayı simgeliyorsa, belki de daha alçak olan ama onun hoşuna gitmeyen bir olaya ait olan sesten daha az rahatsız edici nitelik kazanmıştır. Kişinin çıkarları da sesin gürültü olarak algılanmasında etkili olabilir.

    Prof. Dr. İbrahim Balcıoğlu
    İ. Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi
    Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
    İç Hastalıkları Uzmanı (Psikiyatri)

Benzer Konular

  1. Şansın Psikolojisi üzerine:
    By RebelliouS in forum Psikoloji
    Cevaplar: 0
    Bölüm Listesi: 02-16-2008, 04:37 PM
  2. İnsan psikolojisi
    By bilgisayarkolik in forum Fıkralar
    Cevaplar: 1
    Bölüm Listesi: 09-12-2007, 10:59 PM
  3. Edebiyat Platformu (Edebiyat Hakkında Makaleler)
    By destansı in forum Edebiyat
    Cevaplar: 1
    Bölüm Listesi: 09-09-2007, 08:47 AM
  4. Cevaplar: 0
    Bölüm Listesi: 08-15-2007, 04:12 PM
  5. İnsan Kavramı - İnsan Hakları - Vatandaşlık
    By ABYSS in forum Vatandaşlık
    Cevaplar: 0
    Bölüm Listesi: 01-03-2007, 04:18 PM

Beğenilen Sayfayı İşaretleyin

Beğenilen Sayfayı İşaretleyin

Yetkileriniz

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • Eklenti Ekleyemezsiniz
  • You may not edit your posts
  •  
[Gizlilik Politikası]-[UslanmaM Kuralları]-[UslanmaM İletişim/Contact]