![]() |
![]()
|
![]()
|
||||||
| Osmanlı Tarihi Osmalı Tarihi Hakkında İhtiyacınız Olan Bütün Bilgilere Bu Başlık Altından Ulaşabilirsiniz. |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
|
Administrator
![]() |
Devşirme dünyasında bir tarih turu... Rivayetler muhtelif... İslâm tarihi geleneğinde var olan ve çeşitli şekillerde elde edilen kölelerin devlet teşkilatında kullanılması yani "gulam" sistemi Selçuklular tarafından Anadolu'ya taşınmışdı. Bu sistem Anadolu Selçukluları zamanında hem devlet hem de askeri yapıya oldukça mükemmel bir şekilde yerleştirilmişti. Selçuklular gerek kendi hâkimiyetlerinde olan ve gerekse savaştıkları Hristiyanlardan aldıkları esir ve kölelerden teşekkül eden bir insan gücü kaynağı bulmuşlardı. İyi yetiştirilip devletin hemen her kademesinde görevlendirilen bu gulamlar Osmanlı öncesi Anadolu toplumunda ciddî ve önemli roller oynamışlardı.Gulam sistemi Se lçukluların Anadolu'daki pek çok halefinden birisi olan Osmanlılar da İslâmî gelenekteki gulam sistemini adapte ederek Hristiyan tebadan devşirdikleri gençleri devlet hizmetinde ve askeri teşkilat içinde kullanmaya başladılar. Esasında gulamların saraydaveya orduda istihdamları yeni bir şey değildi. Bu yüzden Osmanlılar'ın hem Anadolu'da hem de Balkanlardaki bazı Hristiyan çocuklarını devşirip kendi hizmetlerine almaları sözkonusu bölgelerdeki halk için bir sürpriz değildi. Zira Anadolu Selçukluları kendi insan gücü kaynaklarını Anadolu'dan sağladıkları gibi Osmanlılar da hem saray hem de yeniçeri ocakları için gerekli adayları Anadolu'dan temin etme yoluna gitmişlerdi. Ancak Anadolu'daki Rum Ermeni ve hatta Lazlar'dan devşirme alınmakla birlikte ih tiyaç duyulan bu insan gücünün ana kaynağı Balkanlar'dı.Gerek dönemin kaynaklarında ve gerekse modern araştırmalarda devşirme sisteminin iki önemli mesele çerçevesinde ele alındığını görüyoruz. Bunlardan birincisi çocuklarından alınan bir vergi olarak kabul edilen devşirmeye karşı bizzat Hristiyanların takındığı tavır ikincisi de Osmanlı devlet teşkilâtında önemli yer işgal eden devşirmelerin devletin yükselişi ve hatta çöküşü esnasında görülen etkileridir.Hristiyanlar'ın çocuklarının devşirilmesine karşı takındıkları tavır incelenirken bu durum "evlâdın ebeveyninden koparılması" şeklinde ve daha ziyade hissi boyutuyla yorumlandığı gibi; aksine çocuklarına daha iyi bir gelecek sağladığı için bu sistemin hayli kabul gördüğünü ileri sürenler de bulunuyor. Esasında araştırmacıların her iki durumu da belgeleyecek vesikalar buldukları ve olaylarla karşılaştıkları biliniyor. Meselâ birinci şıkkı benimsemiş görünen Speros Vryonis kaleme aldığı ve bu sahada kabul gören bir makalesinde şöyle diyor:Hissî algılamalar Anadolu ve Balkanlar'da pek çok Hristiyan daha iyi bir sosyal statü kazanabilmek için İslâm'a girmişlerdi. Ancak devşirme söz konusu olunca burada kendilerine daha iyi bir statü kazandıracağını bilmelerine rağmen İslâm'a girmeyip eski dinlerinde kalarak birinci sınıf vatandaşlığı reddeden geniş kitlelerden söz etmekteyiz. Bu yüzden bazı tarihçilerin çocuklarına mükemmel bir gelecek sunduğu için Hristiyan ahalinin devşirme sistemini benimsemiş olduklarına dair ileri sürdükleri düşünce ile onların bizzat kendilerinin İslâm'ı seçmeyip Hristiyan kalmaları hususu çelişmektedir. Teorik olarak bazı Hristiyanların devşirme sistemini olumlu karşıladıkları kabul edilse bile çocuklarının devşirilmesine karşı aktif bir biçimde olumsuz tavır sergileyenler olduğu konusunda da hayli deliller bulunmaktadır.Konuya günümüzün anlayışıyla bakıldığı sürece bu ve benzeri tartışmalar devam edip gidecektir. Nitekim Vryonis'in bu düşüncesini benimseyen çok sayıda yerli araştırmacı ve yazar bulunuyor. Özellikle dönemin bir kısım Batılı kaynakları konuya bu açıdan yaklaşmak yerine daha ziyade sistemin Osmanlı devletine kazandırdıklarını esas alarak bakıyorlar. Kanaatimizce bunun iki açıklaması bulunmaktadır. Birincisi her halde onlar modern araştırmacılar gibi devşirme sistemini hissi algılamak yerine bunu dönemin bir realitesi olarak görmüşlerdi. Diğer açıklama ise özellikle Osmanlı'nın fütûhat devirlerinde ve yükselme dönemlerinde Avrupalılar'ı daha ziyade sistemin getirdiği olumlu sonuçlar etkiledi ve işi n bu boyutunu dile getirdiler.Kanuni devrinde İstanbul'da bulunup buradaki hayatı tasvir eden İspanyolca bir eserde yeniçeriler şöyle anlatılıyor: Hepsi Hristiyan çocukları Büyük Türk'e haraç veren Rum Bulgar ve Hırvatlar'ın çocuklarından devşirmedirler.. Hristiyan ve Yahudi aileler her öndört yaşını geçen kişi başına yılda bir duka öderler... daha küçük yaşta olan çocukları alıp sağlam yetişmeleri için çeşitli hizmetlere yerleştirirler. Okuma ve çalışma öğrettikten sonra bir kısmını yeniçeriliğe ayırırlar.. hiç bir orduda kılıç kullanmak ok ve tüfek atmakta bunların eşi yoktur. Bu gücü çetin yaşama şartlarından elde etmişlerdir.Enseye sarkan sarık İstanbul'da bir esir olarak bulunduğu anlaşılan yukarıdaki satırların yazarından ziyade yine Avusturya elçisi sıfatıyla 1554- 1562 yılları arasında İstanbul'da görev yapan Ogier Ghiselin De Busbecq'in yeniçerilerden hayli etkilendiği kullandığı ifadelerinden anlaşılıyor.Türklerin Yeniçeri adını verdikleri piyade askerlerine ilk defa Buda'da rastladım. Sultan'ın toplam olarak 12.000 yeniçerisi vardır. Bunlar imparatorluğun muhtelif yerlerine dağılmış vaziyettedir. Kalelerde hudut garnizonlarını meydana getirdikleri gibi gayrımüslimleri halkın saldırılarına karşı korumakla da görevlendirilmişlerdir. En ufak köylerde dahi bu görevi yapan yeniçeriler bulunur. Topuklarına kadan inen bir elbise giyerler. Başlarına sardıkları sarığın bir parçası enselerine doğru sarkar. Alınlarına gelen kısım gümüşten dikdörtgen şeklinde yaldızlı ve değerli taşlarla süslü bir parçadır.."Busbecq'i asıl etkileyen veya daha doğrusu kaygılandıran husus Osmanlı ordusunun elde ettiği zaferler idi. O endişelerini şöyle dile getiriyordu:Bizim askeri sistemimizle Türk sistemini karşılaştırınca geleceğin bizlere neler hazırladığını düşünüp korkudan titriyorum. Karşılaşan iki ordudan biri galib gelecek-ki bu her halde Türk ordusu olacak-diğeri ise mahvolacaktır. Çünkü Türk ordusu sırtını kuvvetli bir imparatorluğun geniş kaynaklarına dayamış; zinde tecrübeli sarsılmamış bir kuvvet.Askerleri zafere alışmış zor şartlara dayanma kabiliyetine sahip intizam ve disipline riayetkâr uyanık ve kanaat ehlidirler. Bizimkilerde ise umumi bir fakirliğe mukabil hususi israf yıpranmış kuvvet maneviyat bozukluğu tahammül yokluğu ve idmansızlık var. Serkeş askerler aza kanaat etmiyen subaylar. Disiplin kavramıyla alay ederiz. Başıboşluk sarhoşluk serkeşlik zevke düşkünlük bizde alabildiğine vardır. Daha kötüsü yenilgiye alışmış bulunmamızdır..Kimse dokunamaz Busbecq'ten tam bir asır sonra Jean Thevenot isimli Fransız seyyah da Osmanlı Sultanı'na güç kazandırıp komşularına korku salan hususları sıralarken yeniçerilere de özel bir yer ayırıyor:Yaya ordusunun esasını yeniçeriler teşkil eder. Bunlar kısmen haraç karşılığında toplanan çocuklardır. Onlar İstanbul'a götürülür ve saraylarda yedi yıl müddetle iyi bir dini eğitim görürler; burada bir çok şeyler öğrenirler cesaret ve zekalarına göre vazifelerinde ilerlerler fakat en güçlü kuvvetli olanları arasından yeniçeriler acemioğlanlar ya da bostancılar seçilir. Bu toplama beş yılda bir yapılır. O halde yeniçeriler haraç karşılığı toplanan çocuklardan kendi arzuları ile müslümanlığı kabul edenlerden meydana gelir..Fransız seyyah bu ifadelerinin yanısıra yeniçerilerin elde ettikleri nüfuza ve ulaştıkları güce de dikkatleri çekmektedir ki onun bu gözlemlerinden yaklaşık çeyrek asır sonra Osmanlı Devleti Viyana bozgununu yaşayacaktır.Yeniçeriler gerek sayıları (İstanbulda bulunan 12000 yeniçeriden başka imparatorluğun çeşitli eyaletlerinde de çok sayıda yeniçeri bulunmaktadır) gerekse onlara verilen imtiyazlar sebebiyle oldukça kudretlidirler. Onların büyük topluluğu kardeşler diye adlandırılır ve kendilerini korumak hususunda asla zorluk çekmezler. Her istediklerini yaparlar ve subaylardan hiç biri onlara el kaldırmağa cesaret edemez; dünyada yeniçeriler kadar saygı gören hiç bir ordu tanımıyorum bir yeniçeriyi dövmüş olan bir kimsenin hayatını kurtarabilecek hiç bir imkânı yoktur. Herkese adalet gereği dayak atılabildiği halde onlara kimse dokunmağa cesaret edemezGereklidir yeniçeri kapuda Avrupa devletlerinde henüz muvazzaf askerlik sisteminin oluşturulmadığı bir dönemde Osmanlı devletinde kapıkulu ocakları adıyla teşkil edilen düzenli ordu tabîî ki başta Avrupalılar olmak üzere herkeste hayranlık uyandırmıştı. Hele zaferden dönen ordunun büyük bölümünü meydana getiren sipahiler fazla ortalıkta görülmeden geldikleri yerlere dönerlerken özel süslü kıyafetleri ve disiplinleri ile İstanbul'a dönen yeniçeriler her zaman büyük zaferlerin sahipleri olarak görüldüler ve Osmanlı askeri teşkilâtının olmazsa olmazları arasında sayıldılar. Nitekim Aşıkpaşazâde de bu zafer sahnelerini seyredenlerden birisi olarak şöyle diyordu:"Gereklidir yeniçeri kapuda Ki Han'ı gözleyeler her tapuda" Bu dönemi görmeden tasvir eden Ahmed Cevdet Paşa da yeniçerilerin daima kışlalarında oturup eğitim ve harp sanatını disiplin içinde öğrendiklerinden; sefer açılınca büyük bir istekle muharebeye gittiklerinden âmirlerine itaatlerinden özellikle bulundukları yerlerde ve yürüdükleri yollarda reâyâya kötü muamele yapmaktan kaçındıklarından söz ediyor. Cevdet Paşa onlar için; savaş alanına geldiklerinde cenk pazarında can alıp can vermek hülyası ile kışlalarında bu günü beklem işler ve küçüklükten beri canım feda olsun düşüncesiyle eğitilmiş cenge arzulu ve hırslı bir birlik olup tehlike ve can korkusundan ürkmeyerek düşman karşısında göğüs gerip durduklarında galibiyet ve zafer kendilerine yoldaş idi" diyor.İtaatten isyana Aslında Cevdet Paşa bu sözlerle tıpkı Avrupalılar gibi Osmanlının zafer yıllarını anlatıyor. Çünkü kendisi de bizzat hezimet yıllarını yaşayan bir devlet adamıdır dolayısıyla devşirme düzeninin ve yeniçerilerin bozularak sistemi nasıl çökerttiklerini tedkik etme ihtiyacı duymuştur. Bundan dolayıdır ki yukarıda sıralanan övücü sözlerden hemen sonra yeniçerilerin bir zamanlar itaatkâr ferman dinleyen bir askerî gurupken bilâhare nasıl ele avuca sığmaz bir eşkiya gürûhu olduklarını anlatmayı da görevbiliyor. Cevdet Paşa yeniçeri ortalarının artık canilerin yatak yeri olmasından ve onların bilir bilmez her şeye itiraz ederek devlete ve dine faydalı bir çok tedbirin alınmasını engellemelerinden söz ederek Sultana karşı koymak gibi bir çok rezaletlere sebep olup zaman geçtikçe ihtilalci ve karıştırıcı halleri de arttığından bunların yüzünden Osmanlı devletinin gördüğü fenalıkların miktarını anlatmak ve yazmakla bitmez. Kısaca isyan ve eşkiyalık için yoldaş yok mu dense her köşeden yeniçeri adıyla s ayısız eşkıya ortaya çıkmaktaydı demek suretiyle bu konudaki esas düşüncelerini ortaya koyuyor.Eşkıya haşarat zağar!...Yeniçerilerin tefessühünü en iyi müşahede eden kişi Evliya Çelebidir. Onun bizzat seferlerde ve barış zamanlarında görüp beraberlerinde yaşadığı yeniçerileri anlatırken kullandığı ifadeler Busbecq'in bozulmuş Avrupa askerinden söz ederken başvurduğu üslûbu hatırlatıyor. Evliya Çelebi Ahıska kalesinin elden çıkışını hikâye ederken yeniçerilerin durumunu kendine özgü esprili diliyle şöyle ifade ediyor:..Gördüm ki bir kal'a-kahkaha ve şiddet-i şitası bi-baha her gün edâ-yi evkât-ı salat ettikçe yeniçeri eşkiyaları önüme gelip eydürler kim "Abaza Lala akraba-yi taallukatından yine Lala Paşa kilisesine vardın" diyü ol mubarek cami-i şerifi keniseye teşbih ederlerdi.. ve divanhâneye şarab u kebapları ile gelup "Abaza senin mehterhanen ile bir meclis idelim" diyü mehterhane ile divanhâne-i padişahîde ceng ü cigane ile îş ü işret idüp.. ve şehir içre [Erzurum] ayan ü eşrafın ehl üiyallerin çıkmağa başlayıp niçe yüz haneleri ve bedesteni nehb ü garata başladıkların sicill-i şer'a kaydettürüp..ve bundan sonra padişahım yeniçerinin bu isyan u tuğyanları hadden efzun olduğu Acem Şahı'na mün'akis olup bir gün Şah Ahiçka kal'asin mühasara sadedinde iken "Bre gaziler din-i mübinin intiha-i serhaddi olan Ahiçka kal'asin halas itmeğe yetişelüm diyü feryad ide gördüm. Bir yeniçeri meyhanelerden ve ermeni evlerinden ve bozahaneden çıkarmak mümkün olmayup ahiru'l-emr kızılbaş u evbaş ecdad-ı izam Sultan Selim Hanın fethi olan hısn-ı hasin-ı kal'a- i Ahiçka'yı alup mülk etdi.Onyedinci yüzyılı mükemmel bir şekilde tasvir eden Evliya Çelebi benzeri bir çok olayı kendine has diliyle anlatırken yeniçerler için kullandığı "yeniçeri eşkiyası yeniçeri haşeratı yeniçeri kavmi yeniçeri keçeli ademleri yeniçeri kelleleri yeniçeri sarhoşları yeniçeri zağarları" gibi ifadelerle onlar hakkındaki düşüncelerini yoruma ihtiyaç duyulmayacak kadar açıkça ortaya koyuyor. Aslında devşirmelerden ve özellikle yeniçerilerden duyulmaya başlanan hoşnutsuzluğu dönemin bir çok kaynağında müşahade etmek mükündür. Çöküş devirlerinde geçmişin muhasebesi yapılırken doğal olarak iki önemli husus ısrarla vurgulanmaktadır. Fatih'ten beri devlet idaresine damgasını vurmuş olan devşirme sadrazamların ve paşaların yükseliş ve çöküş yıllarındaki rolleri ile Osmanlı zaferlerinde yeniçerilerin rolleridir. Bugün bu tartışmalara söz konusu devşirmelerin bakiyyelerinin ne olduğu ve modern devirlerde başka isimler altında etkilerinin sürüp sürmediği de ilâve edilebilir.Rolleri abartılıyor Osmanlı devletinin son Konya valisi Cemal (Bardakçı)'nın oldukça keskin ifadesiyle konuya yaklaşılacak olursa; memlekete sadece mideleri ile bağlı olan bu köleler bütün devlet makamlarını ele geçirmişlerdir. İmparatorluğun kurulmasında emekleri gayretleri geçmiş olan öz Türkler artık devlet hizmetlerinden hükümet kapılarından kovulmuş yerlerini padişahların her emrine lebbeyk demeyi en büyük marifet sayan devşirmeler dönmeler aşçılar seyisler odun yarıcılar köleler şakiler cahiller almıştı.Diğer taraftan İsmail Hâmi Danişmend ise kitabında -biraz da çöken bir devletin vatandaşının psikolojisiyle- yeniçerilerin elde edilen zaferlerde paylarının ne olduğu konusunda tartışmaları şöyle özetliyor:Yeniçeri ocağının Osmanlı fetihlerindeki rolü fevkalade mübalağalarla son derece büyütülmüştür. Azamet ve istila devrinde bütün mevcudu on küsûr binden ibaret olan bu devşirme askerin ne kale fetihlerinde ne meydan muharebelerinde zannedildiği kadar mühim bir rolu olmadığından bahseden Fernand Grenard çok haklıdır. Padişahların etrafında bir muhafız ve ihtiyat kuvvetinden başka bir şey olmayan yeniçeri ocağı azamet devrimizde bile devletin başına daima bir gaile teşkil etmiş hatta birçok seferlerde düşmanın işine yarayan bir engel rolü oynamıştır. Yeniçerilerin ilk isyanlarıyla yağmacılıkları Fatih'in ilk saltanatındaki Buçuktepe hadisesinde gösterilir. Bütün İran'ı fethetmek isteyen Yavuz'un Çaldıran zaferinden sonra otağına kurşun atarak geri dönmesine sebep yeniçerilerdir. Kanuni devrinde bile hükümeti devirmek için İstanbul'da isyan çıkarıp yağmacılık etmişlerdir. Özellikle çöküş seferlerinde cepheden kaçıp karargah yağmalamaktan ve ordunun bozulmasına sebep olarak üst üste ülkeler kaybına yol açmaktan başka bir şey yapmıyan bu meş'um ocak İstanbul'da asırlarca bir siyasi komite rolu oynamış yenilikçilerin kellelerini isteyip evlerini yağma etmekten başka bir şey yapmamış bütün irtica hareketlerinde kanlı bir önayak olmuş saray la hükümeti ve esnafla halkı haraca kesmiş hamamlardan çıplak kadınlar kaldırıp sokaklarda sefahat sahneleri kuracak derecelerde tefessüh etmiş ve ulufe almaktan başka askerlikle alâkası kalmamıştır.Bu yazıda tarihin verdiği hükme yeni bir sonuç aramak yerine konuyla ilgili tartışmalara bir ışık tutulmaya çalışılmıştır. Çünkü tarihi objektif bir biçimde sunmak mümkün olmakla birlikte aynı objektiflikle yorumlanması hayli zordur. Kanaatimizce tarihin algılanması algılayanın durduğu yere göre değişeceğ inden tarihçiye düşen görev sadece iyi yansıtma yapmasıdır.Kaynak:Zekeriya Kurşun |
|
|
|