1 den 9´e kadar. Toplam 9 Sayfa bulundu

Konu: Mimar Sinan'ın İlk Eserleri

  1. #1

    Standart Mimar Sinan'ın İlk Eserleri



    MİMAR SİNAN'IN KAYSERİ'DEKİ ESERLERİ




    Dünyaca ünlü büyük Türk dehası Sinan için sıkça tekrar edilen bir yakınma bulunmaktadır. Bu haklı yakınma bu büyük mimar-mühendis hakkında şimdiye kadar yapılan çalışmaların mütevazılığı ve hatta onun yüceliğine yakışır büyük bir araştırmanın yapılmadığı şeklindedir. Gerçekten çağdaşı batılı sanatkârlar olan Leonardo da Vinci, Michael Angelo gibi ünlüler hakkında yapılan yayınlar ve filmler yanında yerli ve yabancı araştırmacılar tarafından dünyanın gelmiş geçmiş en büyük mimarı olarak kabul edilen Sinan hakkında yapılanların yetersizliği bu yakınmaları haklı kılmaktadır. Sinan hakkında yapılan eski bir kısım çalışmaya ilaveten son yıllarda ortaya konan birkaç araştırma; bu vadide beklenen daha geniş çalışmalar için başlangıç olmak üzere kayda değer ürünler olarak görülebilir. Bunlar 1984 yılında Hürriyet Vakfı tarafından yayınlanan Prof. Dr. Abdullah Kuran'ın yazdığı “Mimar Sinan” isimli bir ciltlik hacimli eser, 1988 yılında Sinan'ın ölümünün 400. yılı münasebeti ile Vakıflar Genel Müdürlüğünce yayımlanan, çeşitli ilim adamlarınca hazırlanan bir cilt metin, bir cilt fotoğraflardan oluşan iki ciltlik “Mimarbaşı Kocasinan Yaşadığı Çağ ve Eserleri” isimli eserle yine 1988 yılı VI. Vakıf Haftası dolayısı ile Vakıflar Genel Müdürlüğünce yayınlanan “Türk Vakıf Medeniyeti Çerçevesinde Mimar Sinan ve Dönemi” sempozyumu bildirilerinden oluşan kitaplardır. Bu arada yine geçmiş yıllarda Prof. Dr. Metin Sözen, Suha Arın ve arkadaşlarının hazırladığı ve bir nebze bizim de yardımcı olduğumuz yurt dışında da ödül almış dökümanter Mimar Sinan filmini ve Devlet Tiyatrolarınca sahnelenen biri büyük, biri küçük iki Mimar Sinan oyununu da söyleyebiliriz.

    Ancak, eserleri Osmanlı İmparatorluğuna yayılmış, kendisi ve eserleri hakkındaki bilgileri arşive malolan, Osmanlının yetiştirdiği bu büyük şahsiyet hakkında yapılacak çalışmanın zorluğunu, onun yüzlerce muhteşem eseri arasında sadece üç mütevazı yapısının bulunduğu, doğum yeri Kayseri'deki eserleri de önemlidir. Bu üç eserin tesbiti için karşılaşılan imkansızlıklar, başta İstanbul olmak üzere imparatorluğa yaydığı dört yüz civarındaki eseri hakkında tek tek yapılan büyük çalışmanın hacmi hakkında bir fikir vermektedir.


    Çalışmaı beş bölüme ayırılmış bulunuyor: Birinci bölüm kısaca Mimar Sinan'ın hayatı, ikincisi Mimar Sinan devrinde Kayseri, üçüncüsü Mimar Sinan'ın Kayseri'de yaptırmış olduğu üç eser (bunlarla birlikte bunların dahil oldukları külliyenin Kayseri'deki diğer kısmı veya yaptıranın Mimar Sinan'a mal edilmeyen diğer eserleri), dördüncü bölüm Mimar Sinan'ın vakfiyesi, beşinci bölüm de Mimar Sinan devrinde Kayseri'de yapılmış bulunan fakat ona ait olmayan diğer belli başlı eserlerdir.

    MİMAR SİNAN'IN HAYATI



    Mimar Sinan'ın hayatı ve eserleri hakkında kendisinden dinledikleri ile “Tezkiretü'l-ebniye” isimli manzum bir eser kaleme alan, arkadaşı Nakkaş Sai Mustafa Çelebi'ye göre O, Yavuz Sultan Selim döneminde Kayseri'den devşirme (askerlik için gayri Müslimlerden 12-18 yaş arasında, belli kanun ve usûllere göre çocuk toplama) olarak Osmanlı Ordu mektebi olan Acemi Oğlanlar Ocağına alınmıştır. Süleymaniye Camii bahçesinin köşesinde bulunan mezarının taşında 1588 yılında yüz yaşını aşkın olarak vefat ettiği yazıldığına göre Sinan miladi 1590'lar civarında doğmuş olmalıdır. Mimar Sinan'ın hayatının sonuna doğru tanzim ettirdiği vakifeyisinde Kayseri'deki akrabaları zikredildiği gibi, 1574 tarihli bir padişah hükmünde, o zaman Hassa Mimarları Başı olan Sinan'ın mensup olduğu Kayseri'nin Ağırnas Köyü'nün yanında bulunan Kiçi Bürüngüz (Küçük Bürüngüz) ve Üskübü (şimdiki adı Subaşı) köylerinden, Kıbrıs'ın fethi üzerine (1571) buraya sürgün edilen akrabalarından bahis bulunmaktadır.2Mimar Sinan'ın Kayseri'li olduğu bu şekilde iyice belli olduktan sonra onun doğum yeri olarak, Vakfiyesinde çeşme yaptırdığını belirttiği, yukarıda bahsi geçen Ağırnas Köyü kabul edilmektedir.



    Osmanlı Devleti'nde, bu devirde devşirmelerin gayr-i Müslimlerden alındığı usûlünden hareketle Sinan'ın aslının, bilhassa Ermeni olduğuna dair bir kısım asılsız iddialarda bulunulmuştur. Bunun mümkün olmadığı Prof. Dr. Nejat Göyünç'ün Mimar Sinan'ın aslı hakkındaki araştırması ile ortaya konmuştur.Tahrirlerden görülen ailesi ve çevresindeki Türkçe isimlerden Türk asıllı olması kuvvetle muhtemel olan Sinan'ın böyle olmaması halinde bile, Türk-Osmanlı eğitimi ve kültürü altında büyük bir deha olarak yetişmiş olması onun menşeinin araştırılmasını gereksiz kılmaktadır.

    Sinan, Yavuz Sultan Selim'in saltanatına rastlayan yıllarda (1512-1521), O'nun İran ve Mısır seferine katılmıştır. Kanuni Sultan Süleyman'ın ilk yıllarında vuku bulan Belgrad Seferine (1521), Osmanlı askerî sisteminde Acemi Ocağından sonra gelen Yeniçeri Ocağına giren Sinan Yeniçeri olarak iştirak etmiştir. Bundan sonra sırası ile Kanuni'nin Rodos, Mohaç, Viyana, Irakeyn, Korfu, Pulya ve Boğdan seferlerine katılmış ve askerî rütbesi de buna paralel olarak artmıştır

    Sinan bu seferler esnasında, büyük bir ihtimalle Kayseri'deki ailesinden gelen yapı ustalığı kabiliyet ve tecrübesini, yeni gördüğü yapıları inceleyerek geliştirmiş ve kendisine mimarlık dışında bir yol çizmiştir. O'nun bu meğil ve kabiliyetini gören amirleri de herhalde, bu döneminde askerî görevlerinin yanında O'na bu sahada bir kısım işler vermişlerdir.


    Sinan Hassa mimarlarının başı olmadan, orduda görevli iken sefer aralarında muhtelif binalar yapmağa, mimarlık dalında tek başına kendini ortaya koymaya başlamıştır. Daha 1530-31, 1532-33 ve 1533-34 yıllarında İstanbul'da bir kısım camii ve mescidin inşaatını gerçekleştirdiğini görmekteyiz. O nihayet Mimarbaşı Acem Ali'nin 1538 yılında vefatı üzerine, ikinci vezir Damat Lütfi Paşa'nın tavsiyesi ile bu makama ge*tirilmiştir. Ve hemen İstanbul'da Hurrem Sultan, Mihrimah Sultan ve 1548 yılında da Osmanlı-İslâm mimarisinin dönüm noktası olan Şehzade Camii ve külliyesinin yapımına muvaffak olmuştur. O, bundan sonra, 1588 yılındaki ölümüne kadar 40 yıllık mimarbaşılık hayatı içerisinde irili ufaklı yüzlerce eseri, bu arada 1550-1557 yılları arasında da İstanbul Süleymaniye külliyesini yapmıştır. 1568 de başladığı ve kendisinin de en büyük eseri ola*rak vasıflandırdığı Edirne Selimiye Camii ve Külliyesi 1547 yılında 84 yaşında iken tamamlanmıştır.


    Hayatının sonlarında 1579 Atik Valide,1580 'de Üsküdar Şemsi Ahmet Paşa, Tophane Kılıç Ali Paşa ve Eyüp Zal Mahmut Paşa Camii ve külliyelerini, 1583 'te İstanbul Kılıç Ali Paşa Hamamı, Manisa Muradiye Külliyesi, 1584'te yine İstanbul'da Mehmet Ağa, Mesih Paşa ve Nişancı Camileri ve 1586 ve 1587'de de büyük bir ihtimalle Kılıç Ali Paşa Türbesi'ni yaptırmıştır. Kayseri'de Kurşunlu (Hacı Ahmet Paşa) Camii de hayatının bu son döneminde yapmış olan Sinan o devirde nadir görülecek yüzyıl civarındaki bütün ömrünü bu şekilde resmî görevde ve imar faaliyetlerinde geçirmiş, daha doğrusu devrinin idaresi kendisini takdir edip sonuna kadar kendisini bu görevden mahrum bırakmamıştır. Sinan, bugünkü gibi yaş had*dinden emekli yapılsa idi ne Selimiye ve ne de bu dönemde yapılmış diğer eserler yapılabilirdi. Zikredildiği üzere Sinan, Süleymaniye Külliyesine sıkıştırdığı mütevazi mezarının taşına göre 1588 (H. 996) yılında vefat etmiştir.

  2. #2

    Standart

    MİMAR SİNAN DEVRİNDE KAYSERİ


    Kayseri, Karaman Beyliği idaresinde iken Fatih devrinde 1465 yılında Karamanoğlu Pir Ahmed'le yapılan anlaşma ile Osmanlı idaresine geçmiştir.Şehri Gedik Ahmet Paşa'ya teslim aldıran Fatih, bütün Karamanlı Beyliğini ele geçirdikten sonra burasını da Karaman Eyaletine bağlı bir sancak (Liva) merkezi yapmış ve 881 H./ 1476 M. yılında ilk tahririni yaptırmıştır.Sonraki tahrirlerde “Defter-i Köhne” olarak geçen bu tahrir defteri zamanımıza kadar maalesef gelememiştir. Fatih döneminde Kayseri Kalesi tamir edilmiş ve Kale içindeki küçük Kale Camii yaptırılmıştır. II. Bayezıd devrinde 1484 yılında, şehirde bu Sultan tarafından, babası Fatih'e eser takdim etmiş bulunan ve onun gibi Akşemseddin'in muridi olan mutasavvuf ve şair Şeyh İbrahim Tennuri'nin türbesi yaptırılmıştır. Yine bu hükümdar zamanında 1497 yılında Sancak Beyi (Mirliva) Mustafa Bey tarafından Kayseri Bedesteni yaptırılmıştır. 1500 yılında ise Kayseri'nin ikinci, aslında zamanımıza kayıtları gelen ilk arazi ve vakıf tahriri yapılmıştır. Buradaki bilgilerden Kayseri'de bu asırda canlı bir eğitim ve ticari hayatın sürmekte olduğunu anlamaktayız. Bu dönemde kurulan vakıfların önemli kaynaklarının ticari faaliyetler olduğunu görmekteyiz. Gerçekten yukarıda da görüldüğü gibi vâkıflar çoğu kere çarşı ve dükkalar vakfetmektedirler. Yine şehirde Selçuklular zamanında da bahsi geçen derici esnafının oluşturduğu Debbağlar (Tabaklar) mahallesi bu asırda da mevcuttur, ve mahalle 20. yüzyılın başlarına kadar gelmiştir. Kayseri çarşılarında şu esnaf guruplarının bulunduğunu 1559 tarihinde kurulmuş Kadı Mahmut ve 1584 yılında kurulmuş Nasrullah Zade Hacı Mehmed vakıflarının vakfiyelerinden öğreniyoruz.

    Bunlar: Gazzezler (ipekçiler, dokumacılar), keçeciler, takkeciler, saraçlar (ayakkabıcılar), habbazlar (ekmekçiler), kürtüncüler, bakkallar, eskiciler, kuyumcular, kürkçüler, demirciler, hallaclar (pamukçular), nalbantlar, arpacılardır. Şehir çevresinde verimli ziraat alanları dışında, dağlık ve taşlık mevkiilerde ise Kayseri'de boyacılığın önemli bir maddesi olan “Cehri” bitkisi yetiştiriliyor idi. Çalı şeklindeki bu bitkinin çitlenbik meyvelerine benzer küçük meyvelerinden elde edilen sarımtırak boya maddesi ile bilhassa deriler boyanıyor ve bu madde hem deriye renk veriyor, hem de ihtiva ettiği kimyasal özelliği ile derinin uzun yıllar bozulmadan kalmasını sağlıyordu. Yine bu madde başka boya maddelerine karıştırıldığında bu boyaları da sabitleştirip boyandıkları eşyaların uzun ömürlü olmalarını sağlıyordu.


    Bu asırda ilim hayatı da genellikle Selçuklular döneminde kurulmuş medreselerin faaliyetleri ile canlı bir şekilde sürmekte idi. 1500 ve 1584 senelerinde yapılan iki vakıf tahririnde bu eğitim kurumlarının kurucularının tahsis etmiş olduğu zengin vakıflarla faaliyetlerini sürdürdüklerine şahit olmaktayız. Burada dikkat çeken, şehirde merkezî bir medreseler kompleksinin, bir bakıma üniversite kampüsünün bulunmasıdır. Bu eğitim kompleksi bugün Orta Mahalle denilen Gevher Nesibe Parkı civarındadır. Selçuklular dönemine ait Gevher Nesibe (Gıyasiye) Tıbbiyesi ve Hastanesi ile bunun yanındaki Avgunlu Medrese, batıda Hastane Caddesi üzerindeki Hoca Hasan Medresesi, doğuda, meydanda Sahibiye Medresesi, Kale önünde Kapalı Çarşı içinde kalıntıları çıkan Pervanebey Medresesi, Hunat Hatun Medresesi, Şifaiyenin kuzeyinde Hacı Kılıç Medresesi, güneyde biraz uzakta Melik Gazi (Camikebir) ve Gülük medreseleri (Şehrin en eski medresesi olan ve Camikebir'in güneyinde yer alan Melikgazi Medresesi maalesef 1960'dan sonra yıkılarak kalıntıları örtülmüştür) ile Osmanlılar döneminde inşa edilen ve bugün yıkılmış olan Hacı Ahmet Paşa (Kurşunlu Camii) Medresesi ve Zeynelabidin Türbesi yanındaki Yenikapı Medreseleri bu kampüsü meydana getirmektedir.


    II. Bayezid'den sonra bilindiği üzere tahta Yavuz Sultan Selim çıkmış , bu hükümdar zamanında İran ve Mısır üzerine iki sefer yapılmıştır. 1514 yılında İran üzerine yapılan ilk seferde Yavuz Kayseri'ye gelip burada 4 gün kalmıştır. Sefer dönüşünde de Maraş ve Yozgat'la birlikte Kayseri şehrinin hemen sınırından itibaren Zamantı Bölgesine sahip bulunan Dulkadiroğulları Beyliğini ortadan kaldırıp bu bölgeyi de eyalet olarak Osmanlılara bağlamıştır. Bu dönemde Kayseri'den de Yeniçeri ocağı için devşirme çocuk alınmış, Mimar Sinan da bu devşirmeler arasına İstanbul'a, acemi ocağına gönderilmiştir.


    Yavuz'dan sonra tahta çıkan Kanuni Sultan Süleyman'ın Kayseri'de, tahta çıkış tarihi olan H.926/ M.1520 yılında ilk ve son Osmanlı parasını bastırmıştır. 1534 yılında çıkmış olduğu Irakeyn Seferi esnasında 31 Temmuzda Kayseri'ye gelmiş ve burada iki gün kalmıştır. Bu sefer esnasında Matrakçı Nasuh eserinde Kayseri'nin ve yakınındaki menzillerin de minyatürlerini yapmıştır.18 H.955/ M.1548'te İran üzerine yapılan seferde tekrar Kayseri'den geçilmiştir.



    Bu asırda Kayseri'de uzun yıllar kadılık yapmış Kadı Bedreddin Mahmud şehirde cami, hamam, çarşı gibi yapılar yaptırmış ve ayrıca kütüphane kurarak birçok kitap vakfedip bütün bu vakıflarına ait 966 H/ 1559 M. tarihli vakfiyesini düzenlemiştir.Yine vakıf kayıtlarına göre bu dönemde Yavuz Sultan Selim'in meşhur sadrazamı Pir Mehmed Paşa ile yine bu asırdaki meşhur Osmanlı sadrazamlarından Sokullu Mehmed Paşa'nın başka yerlerdeki hayratları için han (Gök, Yeni Han) ve arazi vakfettiklerini, Mimar Sinan'ın da doğduğu köyde çeşme, değirmen ve bir miktar arazi vakfetmiş olduğunu görüyoruz. Şehrin bu yüzyılın başlarından itibaren İdarî-mülkî yapısı şöyle idi: Kayseri Karaman vilayetine bağlı bir sancak (Liva) merkezi idi. Karaman eyaletinin diğer sancakları Konya, Beyşehri, Akşehir, Larende, Aksaray, Niğde ve İç-il'dir. Kayseri merkezinde ise Sahra, Koramaz, Cebel-i Ali, Cebel-i Erciyes, Karakaya, Kenar-ı ırmak, Malya, Karataş, Bozatlı olmak üzere 10 nahiye, bunlara bağlı 86 köy, 278 mezraa ve 121 cemaat bulunmaktadır.


    MİMAR SİNAN'IN KAYSERİ'DEKİ ÜÇ ESERİ


    l. OSMAN PAŞA CAMİİ:

    Mimar Sinan'ın hayatı ve yapmış olduğu eserler hakkında bilgi veren, başta arkadaşı Sai Mustafa Çelebi'nin Tezkiretü'l-Ebniye'sinde ve eserlerin listesini veren diğer çağdaşı tezkirelerde Mimar Sinan'ın Kayseri'deki üç eseri kayıtlıdır. Bunlar, Osman Paşa Camii, Hacı Ahmed Paşa Camii ve Hüseyin Bey Hamamıdır.Bunlardan Osman Paşa Camii bugün mevcut değildir. Ne zaman ve nasıl ortadan kalktığı da belli değildir. Vakıflar Genel Müdürlüğü arşivinde 1967 numaralı defterin 393. sahife ve 86. sırasında kayıtlı Kayseri ve Bozok Livası Emiri Çerkes Bey'in 996 Hicri tarihli vakfiyesinde, Kayseri'nin Atpazarı Semtinde Osman Paşa Camişerifi ve Sarayı avlusuna bitişik dükkanlarından bahis bulunmaktadır. Kayseri'de eski Atpazarı bugünkü Vilayet Konağı'nın güney ve doğusunda bulunan alan Cumhuriyet Meydanı'nın bir bölümü teşkil etmektedir. Şehirde sonradan başka bir semte, eski Tekkeönü'ne Atpazarı ismi verilmiştir. Bu kayıttan Osman Paşa Camii'nin bugünkü vilayet konağı yakınında olduğunu anlamaktayız. Osman Paşa Sarayının da vilayet konağının aslı olduğu açıktır. Halk hâlen konağa Saray, önündeki alana da Sarayönü demektedir.


    Aynı zamanda Mimar Sinan'ın ölüm tarihi olan vakfiye tarihinden 60 yıl kadar sonra 1649 yılında Kayseri'ye gelmiş bulunan meşhur Seyyahımız Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde, Kayseri'de Süleyman Han'ın vezirlerinden Osman Paşa'nın Sinan yapısı camiinden ve aynı Paşa'nın Atpazarında handan büyük avlulu ve söğüt açları ile süslü sarayından bahsetmektedir Bahis konusu cami hakkında geçen asra ait Kayseri Bölge Müdürlüğü arşivinde de belgeler vardır.



    Vakıflar Genel Müdürlüğünden alınan Osman Paşa Camii tevliyeti ile ilgili 228/393 esas nolu kayıtta şu bilgiler bulunmaktadır. Görevlilerin adları, nısıf hissesi, İbrahim ve Mahmut ve nısıf hissesi Seyyid ve İbrahim Naim; tecvid tarihi, 19 Zilhicce 246 (H.1830); vakfın adı ve hayratının bulunduğu yer, evkaf-ı mülhakadan Kayseriye kazasında kain Gürcü Mescidi Şerifi vakfı, hazine esas defteri, Sani Salib Asker, Vukuat müteveffa mumaileyhin münhal tevliyeti mezkurenin vakf-ı mezkurun vakfiyesi gayr-ı müseccel olduğu cihetle terkini kaydı ve vakfında fiil-i icra kılındığına dair 9 Zilhicce 334 ve 24 Eylül 332 (M.1916) tarihinde Muhasebat Müdür-i umumiyesine ilmühaber evrak-ı esasiyesi maan ita kılındı. Tafsil Anadolu 2777. Yine Kayseri Bölge Müdürlüğü arşivinde bulunan 1275 (M.1858/59) tarihli 666 nolu muhasebe kaydın da “Kayseriye'de vaki Gücrü Mescid-i Şerifi nısıf imamet cihetine bi-berat-ı ali mutasarrıf Esseyid Mehmet sabit ve İbrahim Naim Efendiler talebleriyle yetmiş beş senesi (1275) bir senelik muhasebe hasılat aşar-ı bedel 400” kaydı bulunmaktadır.



    Kayseri'de Gürcü Osman Paşa olarak bilinen Paşa'nın Camii, yukarıda da belirtildiği gibi zamanımıza kadar gelememiştir. 1914 yılında vefat etmiş bulunan Kayseri Vilayet Başkatibi Ahmet Nazif Efendi'nin “Mirat-ı Kayseriye” isimli eserinde bu Cami hakkında şu malûmat bulunmaktadır: Hükümet dairesinin Saat Kulesi karşısındaki cami, Gürcü Osman Paşa Cami-i Şerifi adı ile meşhur ve mukayyed olup şer'i kayıtlarca imamet ve hitabet görevlerinin verilmesi gibi bazı belgelere göre Hicri dokunuzcu (Miladi onbeşinci asır) ortalarında yapılmış olduğu kanaatını vermektedir. 1221 (1806) tarihinde bu cami-i şerif Güpgüpzade Hacı Bekir ve Salih Ağazade Hacı Mehmed ve Feyzizade Hacı Mehmet ve Feyzizade Fethullah Efendiler tarafından ortaklaşa tamir ve ikibin kuruşluk bir parada ve tahsis edilmiştir. 1314 ( 1896) tarihinde Kayseri Mutasarrıfı bulunan Mehmed Nazım Paşa tarafından sözü geçen vakfiyelerin paraları tahakkuk ve tahsil edilerek yeniden tamir ve bir de bitişiğine çayırlık inşa edilmiştir. Sözü edilen cami-i şerifin bitişiğinde iki medrese olup, batı tarafındaki medreseye Yeni Saray Medresesi adı verilmektedir. Görülüyor ki Osman Paşanın Camii Vilayet Konağı (saray)nın saat Kulesine bakan batı karşısında imiş ve 1806 ve 1896 yıllarında da esaslı tamirler görmüştür. İlk yapılışla ilgili olarak Ahmet Nazif Efendi Hicri onuncu asırı dokuzuncu asır gibi değerlendirerek yanılmıştır. Caminin iki yanında medreselerin de bulunduğu anlaşılıyor, ancak bunların cami ile birliktemi yapıldığı yoksa sonradan mı ilave edildiği belli değildir. Osman Paşa'nın Kayseri'deki bu cami ve aşağıda geçecek olan hamamına ait vakfiyesi bulunmamaktadır. Böyle olduğu yukarıda geçen Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün cami tevliyeti ile ilgili kaydındaki, vakfiyenin gayr-ı müseccel olduğu ibaresinde de görülmektedir. Herhalde bu binaları yaptırdıktan sonra vukuu bulan ani vefatı bir vakfiye hazırlatmasına imkan bırakmamıştır. Olsa idi binalar ve müştemilatı hakkında esaslı ve daha geniş bilgiler edinebilecektik. Yukarıdaki mahdut bilgiler arasında Caminin şekli ve plânı hakkında bir emare geçmemektedir. Bu sebeple Mimar Sinan yapısı binanın ne tarz bir mimarisinin bulunduğu meçhulümüzdür. Ancak Nazif Efendi onun dokunuzcu (onuncu olacak) hicri asra gidebilecek karakterini görebilmiştir. İnşallah bulunduğu çevrede bir araştırma kazısı yapılır ve temelleri açığa çıkarılır da bu konuda bir nebze fikre sahip olabiliriz.


    Saray çevresinde Osman Paşa'nın bu camiiden başka, şimdiki Vilayet konağının hemen arkasında yıkılan askerlik dairesinin yakınında Hükümet Dairesi Camii veya halkın kasaca Saray Camii dedikleri, 1818 yılında Kayseri Mutasarrıfı Ebubekir Paşa'nın yaptırdığı bir cami daha bulunmakta idi. Yine yıkılarak ortadan kalkmış bulunan bu cami ile bahis konusu olan camii birbirine karıştırmamak lazımdır.


    Osman Paşa'nın Kayseri'de bu camiden başka, vakıf olarak kayıtlı “Gürcü Hamamı” ismi ile anılan bir de hamamı bulunmakta idi. Yine yıkılarak zamanımıza kadar gelememiş bu hamam şehrin Bankalar Cad*desi'nin İnönü Bulvarına çıkışının doğusunda Gürcü Caddesi!nin güneyinde, bugünkü Samurağa İşhanı ve çevresindeki alanın bir bölümüne oturuyor idi . Evliya Çelebi'nin “Gürcü Hamamı, İç Kale'de biricik aydınlık hamam” olarak belirttiği27 bu hamam hakkında 1701-1721 yıllarına ait Kay*seri Şer'î Mahkeme kayıtlarında bilgi bulunmaktadır. Bu kayıtlara göre Osman Paşa Hamamı da denilen ve geliri Osman Paşa'nın Hunat Mahallesindeki (Atpazarı yakınındaki bu mahalle herhalde o zamanda Atpazarı'nı da içine alıyordu) Zâviyesinde (herhalde cami yanındaki medreseleri olmalı) bulunan müderrislere vakfedilmiştir. 17 Şubat 1701 tarihinde vakfiye şartlarına (?) uygun olmayarak Osman isimli bir şahsın müdahalesi, 7 Temmuz 1708'de hamamın mütevellisinin ölümü ile yerine tayin, 1721 de müderrislik şartını haiz Gürcü Hamamı'na mütevelli tayin edilen Mevlânâ İsmail'in yerine Şifaiye (Kayseri'deki Şifaiye-Gıyasiye, Gevher Nesibe Medreseleri) müderrislerinden Abdurrahman'ın tayin edildiği ancak vazifenin tekrar İsmail'e verildiği ifadeleri bu kayıtlarda yer almaktadır.



    Hamam hakkında Kayseri Vakıflar Bölge Müdürlüğü arşivinde bulunan 429 numaralı H. 1308/ M.1893 tarihli, bir kısmı yırtılarak kaybolmuş şikayet dilekçesinde de şunlar yazılıdır:

    Huzur-u âli Cenâb-ı Mutasarrıf-ı ekremiye

    Saadetlü Efendim Hazretleri
    Kayseri'nin Hükümet konağı haricinde kain Gürcü Osman Paşa'nın bina ve ihya eylediği Cami-i şerifin imam ve hatip ve müezzin ve farraş ve hademe-i sairesinin vazifelerine meşrut olan ve Kiçi Kapu Sûkun da bulunan Gürcü Hamamının mürur-ı zaman ile müşerra-i harab olduğuna istimamaza göre Minareci-zade müteveffa Ali Beğ, güya mütevelli unvanıyla fuzuli hamam-ı mezkure mahsusma-i carinin ve kazganının ferhatıyla zimmetine geçirildiği ve bir aralıkda hamam-ı mezkürenin arsasını dahi kırk bin kuruşa kendi mülküm diyerek satmış olduğuna ve Cami-i şerif-i mezkurun bi-berat-ı âli hatibi olan Ali Efendi-zade Ahmed Efendi memuren Akdağ Maden humayununda bulunduğu mumaileyden gayrı hakikat-ı hale vakıf kimse bulunmadığı cihetiyle Camii mezkure ittisalinde bulunan medreselerin müderrislerinden mutaveffa Hacı Veyis Efendi tarafından vaki olan ış'ar üzerine mumaileyh Ahmed Efendi ol vakit mezunen gelerek Kayseriye kaim-i makamı olan Yozgadî İzzet Beğe ve Meclis-i idareye ihbar ve ifade eylemesi üzerine pey-i (?) mezkur feshedilerek ala-hale kalmış ve bundan çend mahmukaddem hamam-ı mezkure arsasını mubayaa eyledim diyerek Cizvit milleti müteallıkatından bir papas talebelerine hane bina olarak üzere parça parça fermahata teşebbüs eylediği bazı Hristiyan tarafından hatib-i mumaileyhe şifahen beyan edilmiş ve bu da arsa-i mezkurenin vakıf olduğu ilan etmiş olmasıyla alahale kalmış ve beş on sene mukaddem mumaileyh Ahmed Efendinin pederi, müderris-i kiramdan müteveffa Ali Efendi dahi cami-i şerif-i mezkur hatibi olmak mulabesesiyle hamam-ı mezkurun harab olmasıyla vazifedarlar dahi terk-i hizmet ederek muattal kaldığı ve olzamanda Kayseriyenin valisi bulunan müteveffa Ali Paşa'ya beyan eylemesine mebni vazifedarlar için bir daire defteri açılarak kendi tarafından ve dairesi müteharriratıyla ........... cami-i şerif-i mezkurun hademelerine itası kararlaştırılmış ve buna dahi iki perhiskar mütevelli tayin edilmiş ise de anların dahi ........... harab olup hademeler dahi”... Aynı dilekçenin arkasında kayıtlı bulunan mutasarrıflığın Meclis-i idareye havale yazısı da şöyledir.

    Meclis-i idareye 12 Teşrin-i sani 308

  3. #3

    Standart

    Kayseri şeriye sicillerinde Osman Paşa'nın bir de zaviyesinden bahis vardır. Yukarıda da belirtildiği gibi bu zaviye, camü yanındaki medresesi olmalıdır. Kayıtlara göre zâviyede günlük 10 akçe ile müderrisler zaviyedarlık yapmaktadırlar. Zaviyedarlar ücretlerini Gürcü vakfı veya Osman Paşa vakfından almaktadırlar. 15 Aralık 1720 tarihinde zaviyeye tedris yapmak şartı ile İsmail tayin edilmiştir.”

    Mimar Sina'a Camiini yaptıran Osman Paşa, camiye vakıf olan bu hamamını, Vilayet Konağı yerindeki Sarayını ve Camiine bitişik medreselerini nasıl yaptırmış olabilir? Tezkirelerde bunlardan bahis bulunmamaktadır. Ancak yine de bunları Mimar Sinan'ın yapmış veya plânlarını hazırlatmış olması ihtimal dahilindedir. Paşa bilhassa Selçuklu ve Beyliklerden sonra Osmanlı dönemindeki surlar dışında yaptırdı. Paşa Sarayını yani şehir konağını herhalde Mimar Sinan'a yaptırmış olmalıdır. Sarayın yapıldığı çevrede Selçuklular döneminde de bir kısım resmi yapılar bulunuyor idi. Selçukluların şehirdeki esas sarayları (devlethane) bu çevrede dıştan surlar içinde idi. I. Alaaddin Keykubad zamanında şehrin 10 km uzağında bulunan batı arazisindeki Keykubad Dağı eteğine ikinci bir saray olarak Kaykubadiye Köşkleri yapılmıştır.

    Evliya Çelebi'nin Süleyman Han vezirlerinden olduğunu söylediği Osman Paşa hakkında maalesef bir bilgi bulunamamıştır. Tabiî ki Mimar Sinan'a eser yaptıran Paşa on altıncı asırda, Kanunî devrinde, Mimar Sinan ile çağdaş olarak yaşamıştır. O'nun Kayseri'de diğer eserleri yanında bilhassa idare binası yani Paşa Sarayı yaptırmasından, uzun yıllar ya Kayseri Livası Emirliği yaptığı veya daha muhtemel olarak, Kayseri o yıllarda Karaman Konya Vilayeti'ne bağlı olduğuna göre, aşağıda bahsi geçecek Ahmet Paşa gibi Konya Valisi olduğu halde Kayseri'de oturduğu anlaşılmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu'nda şehzade sancaklarından olan Konya'da Şehzadeler bulunurken Valiler, Vilayetin ikinci sırada Paşa sancağı olan Kayseri'de oturuyor idiler. Başbakanlık arşivinde 387 numarada kayıtlı bulunan Konya vilayetinin Kanuni devri maliye ve vakıflarına ait defterde, Konya'ya bağlı sancaklardan bahsedilirken Kayseri Livası ismi yanına “makarr-ı mir-i miran” yazılmıştır. Bu ifadeden bu dönemde açıkça Konya Beylerbeğlerinin Kayseri'de oturdukları anlaşılmaktadır. 1500 ve 1584 yıllarında Kayseri'de yapılan vakıf tahrirlerinde Osman Paşa'nın vakıflarına ait her*hangi bir kayıt bulunmamaktadır. Tabiî ki onun vakıflarının 1500 tarihinde geçmesi mümkün değildir ama 1584 tarihinde bulunması dikkat çekicidir. O tarihlerde vakıflar genel arşivinin bulunduğu İstanbul Vakıflar Müdürlüğünün yukarıda bahsi geçen 1926 yılında Kayseri Vakıflar Müdürlüğü ile yapmış olduğu yazışmada vakıf mütevellisinin ismi bildirildiğine göre belki aşağıda geçen Ahmed Paşa gibi Osman Paşa'nın asıl vakıflarının Kayseriden başka muhtemelen İstanbul'da olduğu ve varsa vakfiyesinin de orada kayıtlı bulunduğu ihtimalini akla getirmektedir. Vakıflar Genel Müdürlüğü arşivinde bu yönde yapılan taramadan da bir netice alınamamıştır. Paşa'nın Sicill-i Osmani'de geçen, sarayda yetiştikten sonra önce Kastamonu (Kayseri, Konya ?) valisi olup, H.955/ M. 1548 yılında, Ka*nuni'nin İran seferi sırasında Safevilere karşı gösterdiği muvaffakiyet üzerine Halep Valiliğine tayin edilen, 959 da Bağdad Vâlisi olup bu vazifesi sırasında H.961/ M.1554 yılında vefat eden Çerkes (Gürcü ?) Osman Paşa olması mümkün gözükmektedir.


    HACI AHMED PAŞA CAMİİ (KURŞUNLU CAMİİ)



    Tezkirelerde Kayseri'de Mimar Sinan'ın yaptığı ikinci eser olarak gösterilen Hacı Ahmed Paşa Camii, halk arasında, şehirde eskiden kubbesi ve diğer üst bölümleri kurşunla kaplı tek cami olmasından dolayı “Kurşunlu Camii” olarak isimlendirilmiş, Kayseri'de zamanımıza kadar gelebilmiş tek Mimar Sinan eseridir. Cami devrinin mimari özelliklerini taşıyacak şekilde kare plânlı ana mekân üzeri bingilere dayanan kalın kemerlerin taşıdığı tek kubbe ile örtülmüştür .Mihrap cephesi hariç üç cephede kubbenin oturduğu kalın kemerler mevcut üç mahfelin genişliğini oluşturacak şekilde geniş takılmıştır. Yine bu üç cephede alt sırada mahfel genişliğindeki nişler pencerelerle nihayetlenir. Camiin alt ve üst sırada, yanlarda üçer, ön ve arka cephede ikişer penceresi bulunmaktadır. Üst sıradakiler tezyini vitraylıdır. Arka cephede cami içinden, duvar arkasından, dar bir merdivenle çıkılan müezzin mahfeli bulunur. Yanlarda ve arkada bulunan cemaat mahfellerine ise son cemaat mahfelinin iki yanında bulunan yine duvarlar arasından, batıdakinden minare ile müşterek, doğudakinden çatıya çıkış ile müşterek iki kapı ve merdivenle çıkılır.

    Önlerde baklava motifli başlıklı mermer sütunlara dayanan, ortada küçük, yanlarda ikişer büyük kubbelerden oluşan birinci sıra revak ile buna bitişik yine sütunlara dayanan meğilli çatılı ikinci sıra revak 16. asır özelliklerini taşıyan çift sıralı son cemaat mahallini oluşturur. Son cemaat mahalli yanlarda ana mekândan taşmıştır. Mihrap cephesi dıştan iki payanda ile desteklenmiştir. Yine pencereli ve kasnaklı ana kubbe kasnak çerçevesinde küçük payandalarla desteklenmiştir. Camiin tek minaresi Ab*dullah Kuran'a göre sonradan yenilenmiştir .Albert Gabriel ise çizmiş olduğu bahis konusu camiin plânında, Kayseri de diğer bir kısım binaların plânlarında yaptığı hatalar gibi, son cemaat mahallinde doğudan iç mahfele ve çatıya çıkan düz merdiveni, batıdaki minare kaidesi gibi devir merdiven göstererek, bir bakıma camiye iki minare kaidesi yapılmış ancak birinden vazgeçilmiş gibi göstermiştir. Buradaki düz iki sıra merdiven ile önce mahfele, sonrada son cemaat revakı üzerine ulaşılmaktadır.


    Camiin klâsik tarzda mukarnaslı cümle kapısı, mihrabı, minberi ve kürsüsü mermerden, diğer bütün bölümleri kül renkli kesme köfeki taşından inşa edilmiştir. Avlusundaki şadırvanı sekiz sütuna dayalı kubbeli ve faaldir. Avlu etrafı ise sonradan yenilenmiş ihata duvarı ile çevrilmiştir. Kubbeler dahil binanın üst örtüsü kurşunla kaplanmıştır.

    Ana kubbe ve son cemaat mahallindeki kubbeler yer yer bozulmuş kalemişi tezyinat ile, ana kubbe merkezi ise besmele ve cuma suresinin 9. ayeti ile süslenmiştir.

    Bina bu hali ile Mimar Sinan'ın son yıllarında yapılan camilerden özellikler taşımaktadır.

    Cami, yapılışından itibaren zamanla birçok onarımlar görmüştür. Kayseri şeriye sicillerine göre 13 Mart 1702 tarihinde camiin tamire ihtiyacı bulunmakta olup, Şehrin mimar vekili Hikar Çelebi bu ihtiyaçları tesbit etmiştir.4Mimar vekilinin tamir için hazırlattığı levazımat listesinde kantarı 300 kuruştan 40 kantar kurşun ve tanesi birer kuruştan 100 tane örtü ağacı bulunmaktadır. 1706 senesinde camiin tamirine sarf olunmak için camie ait Tomarza'daki gelirden 300 kuruş verilmiştir. Bugün ilçe merkezi olan Tomarza aşağıda görüleceği gibi camie vakıftır. 1709 senesinde ise tamire muhtaç olan kubbesi onarılmıştır. 1730'da vakfın diğer eserleri yanında camiin yine onarıma muhtaç olduğu anlaşılmaktadır. Cami muhakki, bu tarihlerden evvel ve sonraki yıllarda da onarımlar görmüştür. Son olarak 1991 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğünce bütün kurşunlan yenilenmiştir.


    Cami aşağıda geçecek vakfiyesinde görüleceği üzere Doğancı Hacı Ahmet Paşa tarafından han, hamam, mektep ve imaretle birlikte külliye olarak yapılmış ancak külliyenin diğer yapıları tamamen yıkılarak ortadan kalkmıştır. Camiin inşaa tarihi münakaşa konusudur. Giriş kapısı üzerinde iki satır ve dört mısralık kitabesinde şunlar yazılıdır.


    Şehr-i Zilhacede urmuşsun ana bünyadın
    Diyalarım haşre değin Sahibine ola dua
    Oldu mamur vilayet didim ana tarih
    Yapalı Kayser'de camiin Ahmed Paşa



    Burada tarih düşürüldüğü belirtilen son mısranın ebced hesabı ile karşılığı H. 994/ M.1586 yılı olmaktadır. Ayrıca birinci mısrada Zilhace ayında temel atılmış olduğu ifadesi binanın aynı yılda temel atılıp bitirildiği gibi bir mana ortaya çıkarıyor ise de Zilhice ayı senesinin son ayı olması bakımından bunun imkansız olduğu açıktır. Kitabede bunun gibi başka bozuk ifadelerde bulunmaktadır. Â'nın yerine anal, dilerim yerine diyalarım, Kayseriye yerine Kayser gibi. Vezin de tamamen ölçüsüzdür. Bununla beraber kitabe Türkçe metni ile Kayseri'de Arapça olan Selçuklu geleneğinden ayrılan ilk kitabe olmaktadır.


    Kitabede camiin yapılış tarihi olarak verilen H.994 tarihi, yüz yaşı civarında vefat ettiği belirtilen Mimar Sinan'ın H.996/ M.1588 tarihindeki vefatından iki yıl öncesine tekabül etmektedir ki, bunun pek mümkün olmayacağı ortadadır. Mimar Sinan'la aynı zamanda yaşayıp, aynı yaşlarda ve aynı yılda vefat eden camiin banisi Hacı Ahmed Paşa'nın, bahis konusu cami ve çevresindeki külliyeyi yaptırdığı kayıtlan bulunan vakfiyesi H.989/ M.1581 tarihli olduğu gibi Ahmed Paşa'ya Padişah II. Selim tarafından verilen evail-i Recep 984 (Eylül 1576) tarihli temliknamede de açıkça camiin 16 Rebiulabir 981 , 15 Ağustos 1573 yılında yapılmış veya mevcut olduğu kayıtlıdır.42 Temliknamede II. Selim'in, Paşanın vakifeyesinde de zikri geçen Tomarza'nın, Şam Beylerbeyliğinden mütekait Hacı Ahmed'e, babası Sultan Süleyman Han zamanında, 981 yılı Rebiülahirin 16. gününde, Kayseri'de bina eylediği camie vakfedilmek için temlik edildiği gibi, adı geçenin bunun kendisinden de yenilenmesini talep etmesi üzerine bina ettiği cami ve ey*lediği hayratına vakfetmek üzere 984 Recebin başında temlik ettiği kayıtlıdır. Burada geçen Kanuni'nin temlik namesindeki tarih, belgenin yazılış tarihi de olabileceği için Paşa'nın esasen Camii 1573 veya daha önce yaptırmış olduğunu ortaya çıkarmaktadır. Bu durumda kitabedeki tarih ta*mamen hatalı olmaktadır. Kitabede tarih mısraında hesap tutması bakımından Kayseri'ye, Kayser olarak yazılmış olup camiin kelimeside Gabriel'in zannettiği gibi43 camin şeklinde yazılmış olsa dahi bir “ye” eksiği ile tarih yine de ancak 984 (1576) da inebilecektir. Halbuki kelime doğru yazılmıştır. Ahmed Nazif Efendi ise camiin tarihini 984 olarak vermiştir.


    Yukarıda belirtildiği gibi Ahmed Paşa Kayseri'de sadece cami değil, Mimar Sinan'ın yaptığı bu cami etrafında han, hamam, mektep ve imaretten oluşan bir külliye meydana getirmiştir. Külliye'nin Cami dışındaki binalarının da Mimar Sinan'la bir alâkasının bulunup bulunmadığı belli değildir. Ancak onun genel binalar topluluğu plânı ile ilgilenmiş olması kuv*vetle muhtemeldir. Nitekim Evliya Çelebi, Kanuni Sultan Süleyman'ın Irak seferine giderken kalmış olduğunu belirttiği Paşa Hamamını Mimar Sinan yapısı olarak göstermektedir. Ancak külliyenin yapılış tarihine göre Kanuni'nin bu hamamı kullanması mümkün değildir. Padişah'ın girdiği hamam muhtemeldir ki aşağıda bahsi geçecek, yine Mimar Sinan yapısı Hüseyin Bey Meydan Hamamıdır.

    Paşanın Camiden başka bütün eseri tamamen yıkılıp yok olmuştur. En son çifte kubbeli meşhur hamamı 1930'lu yıllarda, caminin güneyinden geçen cadde açılırken aynı zamanda belediyeye bakan zamanın valisi tarafından maalesef yıktırılarak ortadan kaldırılmıştır. O dönemde metruk halde olan hamamdan bugüne sadece resmi kalmıştır.

    Geçen asırdaki Kayseri sancağı mutasarrıflarından Osman Nuri Paşa Kurşunlu Camii tamir ettirdiği gibi camiin batısına 1249 H/ M.1833 yılında bir medrese inşa ettirmiştir. Nuriye Medresesi ismini alan bu medresede yıkılıp ortadan kalkmış olup kitabesi Kayseri Müzesindedir.



    Hacı Ahmed Paşa'nın H.989/ M.1581 tarihli vakfiyesinin Kayseri ile ilgili bölümünde O'nun Kayseri'de bir cami, cami civarında bir büyük imaret (aşevi), on üç ocaklı bir büyük han, bir mektep ve bir hamamdan müteşekkil bir külliye bina ettirdiği, hayratı için Kayseri'de Tomarza'yı (şimdi ilçe merkezi), Yalnız Göz (Tekgöz) Köprüsü yakınında, Gergeme'de (şimdi Bünyan ilçesinin Doğanlar Mahallesi) ve Sarıoğlan'da (şimdi ilçe merkezi) birer değirmen ve müştemilatını, Yorgat Köyü'nde, dokuz kıta evli bağı, Şehir merkezinde cami yakınında bir bahçeyi (şimdiki Mimar Sinan Parkı), burada diğer bir bahçeyi, Ambar Köyü'nde (şimdi Kayseri'nin mahallelerinden biri) bir araziyi vakfettiği kayıtlıdır. Yine vakfiyesinde Paşa hayır şartlarını, vakıf görevlilerini, imaret ve hanın işletme şekil ve ihtiyaçlarını tesbit etmiştir.


    Kayseri dışında da Osmanlı İmparatorluğu'nun başka bölgelerinde bir çok vakıfları bulunan Ahmet Paşa sarayda uzun yıllar padişahların av kuşlarına bakan “Doğancılık” hizmetinde bulunduğu için Doğancı Ahmed Paşa ismi ile anılmıştır. Aslen Sinop merkezli bir beylik kurmuş olan ve sonradan Osmanlılara katılan İsfendiyar (Candar) Oğullarından gelen ve ataları Kızıl Ahmed'in adından dolayı “Kızıl Ahmedli” diye anılan Ahmed Paşa Kanuni, II. Selim ve III. Murad devri Osmanlı devlet adamlarındandır. Babasının ismi vakfiyeye göre Mahmud Bey, Uzunçarşılı'nın şeceresine göre de Mirza Mehmed Paşa'dır. Aynı aileden Mimar Sinan'a cami yaptırmış bu*lunan, şair Şemsi Ahmed Paşa vardır. Doğancı Hacı Ahmed Paşa Rumeli, Şam ve Karaman (Konya) Beylerbeyliği yapmış, III. Murad devrinde bu padişaha en yakın hizmetlerde bulunduktan sonra H.996/ M.1588 yılında (Mimar Sinan'la aynı yıl) vefat etmiştir. Yine Mimar Sinan'ın yaptığı türbesi Üsküdar'da, Doğancılar Semtindedir.


    Paşa aynı zamanda Mimar Sinan'a, türbe civarında şimdi yok olan Hacı Paşa Mescidi ismi ile bilinen bir mescidi de yaptırmıştır.Yukarıda Osman Paşa ile ilgili kısımda belirtildiği gibi Konya-Karaman Valileri bu dönemde Kayseri'de oturuyorlardı. Ahmet Paşa'nın bu şekilde kaldığı Kayseri'de Mehmet Bey isimli oğlunun dünyaya geldiği ifade edilmiştir.

  4. #4

    Standart

    HÜSEYİN BEY HAMAMI

    Tezkirelere göre Kayseri'de Mimar Sinan'ın yapmış olduğu üçüncü eser Hüseyin Bey Hamamıdır.53 Maalesef bu asır başlarından itibaren Ahmet Paşa ve Osman Paşa hamamları gibi metruk ve harap olarak yıkılıp ortadan kalkan bu hamam hakkında, hamamı Mimar Sinan'a yaptıran Aksaray Mirlivası Hüseyin Bey'in aşağıda bahssi geçecek H. 954/ M.1547 tarihli vakfiyesinde kısaca bilgi bulunmaktadır. Evliya Çelebi ise “Aşağı Kalede Hüseyin Paşa Hamamı, Koca Mimar Sinan binası olup gayet sanatlıdır” malumatını vermektedir.54 Halk arasında Çömlek veya Meydan Hamamı ismi ile anılan bina şehirde Cumhuriyet Meydanı kuzeyinde, İstasyon Caddesi üzerinde, sonradan genişletilen caddenin yansı ile batıda Gözübüyük Sokağının bir bölümü ve burada yeni yapılan Ekrem Işık İşhanı ve Tapınç İşhanları arasındaki binaların bir bölümü altında yer almakta idi (Plân 3). Hamam hakkında Kayseri Vakıflar Bölge Müdürlüğü arşivinde bulunan 533 özel numaralı, 21 Teşrinievvel 1316 H./ M.1900 tarihli kiralamaya ait ihale evrakında (müzayede kaimesi) şunlar yazılıdır:

    Hüseyin Bey vakfından Serçeönü'nde vaki Meydan Hamamı nam-ı diğer Çömlek Hamamı demekle maruf bir bab hamamın üçyüz on altı senesi Teşrinisanisi ibtidasından itibaren bir sene müddetle icara verileceğinden bedel-i mukarriri beher üç ayda, mecmuu üç taksitle dokuz mah zarfında vakfına ita olunmak ve zamanı murur eden taksitler bedellerine güzeşte dahi verilmek şartlarıyla pek sürmek isteyenlerin Evkaf İdaresine müracaat eylemeleri zımnında işbu müzayede kaimesi bittanzim münadi yedine ita kılındı. 21 Teşrinievvel 316 Müdür-i evkaf .



    Yine 15 Mayıs 1320 (1904) tarihli başka bir müzayede kaimesinde Serçeoğlu civarında Hacı Kılıç Caddesinde bulunan evkaf ı mülhakaden Hüseyin Bey vakf-ı şerifi musakkafatından Çömlek Hamamı namıyla maruf çifte hamam olduğu kayıtlıdır .

    Serçeönü veya Serçeoğlu Mahallesi buradaki Selçuklu Sahibiye Medresesinden dolayı Sahabiye Mahallesi olarakta bilinmektedir. Hacı Kılıç Caddesi ise şimdiki İstasyon Caddesidir. Evliya Çelebi Meydan ve Hüseyin Bey Hamamlarını ayrı ayrı yazıp, iki ayrı hamammış gibi gösteriyorsa da yukarıda kayıtlardan her iki ismin aynı hamama ait olduğu bu asrın başına kadar da çifte hamam olarak faal halde geldiği ortaya çıkmaktadır. Nitekim Ahmed Nazif Efendi de bu hamamın Meydan Kapısı civarında, halk arasında Meydan Hamamı veya Çömlek Hamamı adı ile tanınan çifte hamam olduğunu kaydetmektedir.


    21 Temmuz 1322 (M.1906) tarihli, Bölge Müdürlüğü özel 645 no da kayıtlı evrak “Kayseri'de Meydan Kapısında kain Hüseyin Bey Cami-i Şerifi (Hacı Kılıç Camii) musakkafatından Meydan, nam-ı diğer Çömlek Hamamının bazı mahalleri muhtac-ı tamir bulunduğundan mahfuz keşifname mucibince ikibin dörtyüz bir kuruştan noksan ile tamirine talip olanların evkaf dairesine müracaat eylemeleri hakkında iş bu ihale kaimesi bittamam ita kılındı. 21 Temmuz 322” kaydından hamamın bu tarihte tamire muhtaç hale geldiğini anlamaktayız.



    Nihayet sınırları ve 1865 m2'lik alana sahip olduğu belirtilen hamamın 1933 tarihli tapu senedinde ise “Vakıf Hüseyin Bey'in 954 tarihli vakfiye ile hamam olarak Hacı Kılıç Camii-i şerifi imam ve hatip müezzin ve sair masraflarının teminine meşruten vakfetmiş olduğu ve bu şeriat-i vakıf mücibince de hamam olarak idare etmekte iken 322 senesinde yıkılarak arsa haline geldiği Evkaf Müdürlüğünün 26/9/933 T. ve 16 nolu tezkeresi ve tapu ko*misyonunun 2110/ 933 T. ve 227 nolu kararından anlaşılmağla tescil edilmiştir” kaydı bulunmaktadır. Aynı tapu gayrimenkulün malikinin adı “Hüseyin Bey bini Sinan Bey Şahsiyeti Maneviyesi” olarak yazılmıştır (Resim 10). Görüldüğü üzere 1322 H/ M.1906 yılında tamire ihtiyaç gösteren hamam 1332 H/ M. 1916 yılında harap olup yeri arsa haline gelmiştir. Kayseri Vakıflar Memurluğunun 5.1.1938 gün ve 4865/2 sayı ile Vilayet Makamına yazdığı yazıda (bu tarihte Vali Belediye Başkanlığına da bakmaktadır) 30.5.1934 tarihinde Belediyece Camiine mevkuf Çömlek Hamamı arsasının üç sene geçtiği halde menafü umumiyeye terkedilmediği ve olduğu gibi bırakıldığı için istimlak kanununa göre Belediyenin mal sahibine yani vakıflara iadesini talep etmiştir. Buna karşılık Vilayetin 17.1.1938 tarih ve 124/69 sayılı yazısında ise kanuna göre Evkaf İdaresinin arsayı geri almaya hakkının olmadığı bildirilmiştir. Bu arada 26.10.937 tarih ve 2004/166 sayılı, Kayseri Tapu Müdürlüğünün Vilayet makamına yazdığı yazıda sınırları belirtilen Vakıf Çömlek Hamamı arsasının menafi-i umumiye kararı mucibince Belediye namına 2000 TL. bedelle Evkaftan istimlak olunduğu, bu arsanın bir kısmının istasyon yoluna kalbedilmiş olduğu, arsadan yol fazlası kalan 806 metre murabba kısmının ise özel şahıs mülki ile trampa edilmesinin vakıfların talebi olmadığı için yapılamadığı belirtilmiştir.

    Bütün bu yazışmalardan ve hamamın İstasyon Caddesi üzerinde bugünkü yerinde yapılan araştırmadan anlaşıldığına göre 1916 yılında harap olan hamamın kalıntılarının bulunduğu alan 1934 yılında belediyece istimlak edilerek, arsasının büyük bir bölümü (1059 m2), genişletilerek çift yol haline getirilen İstasyon Caddesine katılmış, diğer kısmı (806 m2) da bu yolkenarına yapılan yeni binaların arsalarının bir bölümünü oluşturmuştur. Bugün bu hamamda yıkandıklarını dahi hatırlayan çok yaşlılar olduğu gibi, kalıntılarını bilen bu mahelleden orta yaşlı birçok kimse bulunmaktadır.Yukarıda zikri geçen, Paşa Hamamı gibi bu hamamında eski evler arasındaki kubbeleri görülmektedir.

    Hüseyin Bey'in Vakıflar Genel Müdürlüğü arşivinde 1961 numaralı defterin 298. sahife ve 50. sırasında kayıtlı Ramazan 954 H/ M.1547 tarihli vakfiyesinde, zamanla harap olan Kayseri'deki Hacı Kılıç Camiinitamir ettirip buraya Sarımsaklı (şimdiki Bünyan İlçesi) ve Yorgak (Erkilet yakınında şimdi yok) köylerindeki hisselerinin gelirlerini vakfetmiştir. Yine aynı caminin kuzey tarafına yaptırdığı imarete de Kayseri'deki Atabey Hamamı olarak bilinen çifte hamamı, aynı şehirde başka bir hamamı (Hüseyin Bey Hamamı), Tarsus'ta 40 hücreden müteşekkil hanını ve hanın yanındaki dükkanları, Kayseri içinde iki bahçeyi vakfetmiştir. Hüseyin Bey söz konusu vakfiyesinde cami, medrese ve imaret görevlilerine verilecek ücretlerle imaret çalışma şartları ve gelirlerden karşılanacak ihtiyaç miktarlarını da be*lirtmiştir. Vakfın mütevelliliğini kendisinden sonra kölesine ve onun ailesine bırakmıştır ki bu aileden gelen mütevelliler Gesi Beldesi yanındaki Efkere (şimdi Gesi'ye bağlı Bahçeli Mahallesi) de zamanımıza kadar gelmişlerdir.

    Vakfiyede geçen Hüseyin Bey'in imareti Hacı Kılıç Camii kuzeyinde, şimdi tuvalet ve yeşil alan olan yerde idi. Geçen asırda faaliyetten kaldığı için burası Güherçile Fabrikası (Baruthane) haline getirilmiştir.Sultan Abdülaziz zamanında, 1281 (H.1864) yılında yapılan bu değişikliğe ait binanın kitabesinin resmi, II. Abdülhamit devrinde tanzim edilen fotoğraf albümlerinden Ankara Vilayetinin Kayseri sancağına ait kısmında görülmektedir. Yıldız sarayından çıkarılan albümler şimdi İstanbul Üniversitesi Kütüphanesinde bulunmaktadır. Fabrikalıktan da çıkan bina harap hale gelmiş ve 1960'tan sonra Belediyece kalıntılar ortadan kaldırılarak yeri yeşil alan haline getirilmiştir.


    Yine vakfiyede geçen Atabey Hamamı, aslında Selçuklu dönemine ait Lala Camii Külliyesinden, halkın bugün Selehattin Hamamı ismini verdiği hamam olup, Hüseyin Bey'in burasını satın alarak vakfına dahil ettiği anlaşılmaktadır. Nitekim Hamam Kayseri'nin 1500 tarihli vakıf tahririnde “Hacı Musluhiddin Lala Hattatin” vakfının emlakı arasında “Hamam-ı Atabek” ismi ile geçmekte iken, aynı vakfın 1584 yılında Vakf ı Cami-i Musluhuddin Lala ismi ile yapılan tahririnde bulunmamaktadır. Burada da bu iki tarih arasında hamamın vakıftan çıkarılmış olduğu görülmektedir. Atabek ve Lala, Selçuklu ve Osmanlı döneminde kullanılan aynı manada bir ünvan olup, şehzadelerin yetiştirilmesi ve onların bir bakıma vasilik işini üzerine alan bir görevin ismi idi. Ahmed Nazif Efendi de bahis konusu hamamın Lise binası yakınında bulunan Selehaddin Hamamı olduğunu, 1088 (M.1671) yılında binanın bu defa küçük Hasan Paşa tarafından iki dükkan ile takas edildiğini yazmaktadır. Hamam daha sonra 19. asır başında kurulmuş bulunan Güpgüpzade vakfına geçmiştir ve hâlen bu vakıf mülkiyetindedir. Hamamın halk arasında Selahattin ismini alması, herhalde esas banisinin ismi olan Musluhiddin'den galat olsa gerektir. Hüseyin Beyin Hacı Kılıç Ca*miine ait bu vakıfları 1584 yılı vakıf tahririnde “Evkaf-ı Cami-i Kılıç Beğ” başlığı ile kaydedilmiştir.
    Camii Kebir:

    Hüseyin Bey'in Mimar Sinan'a yaptırmış olduğu hamamdan başka, vak*fiyesinde görüldüğü üzere Kayseri'de bir imareti ve Tarsus'ta bir hanı bulunmaktadır. Bugün Hamam gibi her ikisi de yıkılıp ortadan kalkmış bulunan bu binaların da Mimar Sinan tarafında yapılmış olması ihtimal dahilindedir.


    Hüseyin Bey mezarı Hacı Kılıç cami doğusunda mezarlık içinde iken buradan İstasyon caddesi açılırken ve çevrede imar uygulaması yapılırken mezarlık kaldırılmış, bu mezarda Hacı Kılıç Camii minaresi bitişiğine nakledilmiştir. Mezar kitabelerini yanlış okuyan Ahmed Nazif ve Halil Edhem, Hüseyin Bey'in Kayseri Mirlivası olduğunu yazmışlardır. Hâlbuki şimdi minare kaidesine tutturulmuş olan taşlar dikkatli okunursa, yer darlığı sebebi ile dikine yazılmış olan yer isminin Kayseri değil, Aksaray olduğu görülür. Nitekim 1584 yılındaki tahrirde Hacı Kılıç Camii vakfı bahsinde O'nun Aksaray beyi olduğu açıkça kaydedilmiştir. Yine mezar taşına göre H.959/ M.1552 yılında vefat etmiş olan Hüseyin Bey'in babasının ismi Sinan Bey'dir. Kanuni devrinde 929-930-931 (M.1523-1525) yıllarında Karaman Eyaletine bağlı Livaların hasları, zeametleri ve timarlarının kayıtlı olduğu, İstanbul Osmanlı arşivinde 392 nolu defterde, bu eyalete bağlı Aksaray Sancağında bilfiil mirliva olan Sinan Bey'den bahis bulunmaktadır. Tarih bakımından da Hüseyin Bey'in babası olmaya uygun düşen bu zatın daha önce, oğlu Hüseyin Bey gibi Aksaray Sancak Bey'i olduğu, Bey ünvanının bu sebeple yazılmış bulunduğu anlaşılmaktadır.



    Aksaray sancak beyi Hüseyin Bey Kayseri'deki Hacı Kılıç Camiini tamir ettirip buraya vakıflar bağladığına göre O'nun ve ailesinin Kayseri ve bu cami ile bir alakalarının bulunduğu ihtimalini akla getirmektedir. Nitekim mezarını da bu cami yanına yaptırmıştır.



    Hüseyin Bey'in mezartaşı kitabeleri şöyledir:

    Baştaşında; Hazihi kabrü'lmerhum el-mağfur es-sahibü'l-hayrat ve'l hasenat Hüseyin Beğ bin Sinan Beğ ila rahmet'illahi Emir-i Liva-i Aksaray

    Ayaktaşında; İntikale min darül-fena ila darü'lbeka fi Şehr-i Ramazan-ül mübarek sene tis'a hamsin ve tis'amie


    Tercümesi; Bu kabir merhum, mağfur, hayrat ve hasenat sahibi Sinan Bey'in oğlu, Aksaray Sancak beyi Hüseyin Bey'indir. Allah rahmet eylesin. Geçici alemden daima aleme doküzyüz ellidokuz senesi mübarek Ramazan ayında intikal etti.


    MİMAR SİNAN'IN VAKFİYESİNDE BULUNAN KAY*SERİ'DEKİ HAYRATI VE EMLAKI


    Mimar Sinan'ın kendisine ait hayratı için hayatında yapmış olduğu vakıfları ve bunun için tanzim ettirdiği bir de vakfiyesi bulunmaktadır. Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivinde 576(7/1) nolu Vakfiye-i Sabi Mükerrer Mücedded İstanbul adlı defterin 23-28. sayfalarında ve 14. sırasında kayıtlı olup, ancak tarihi bulunmayan bu vakfiyede Mimar Sinan'ın Kayseri'deki vakıflarına ait şu bölüm bulunmaktadır:



    “Kayseri'ye Sancağında Ağırnas nam karyede rıza'en L'illahi teala bina eylediği çeşmeyi vakfetti. Ve mezkur çeşmenin kurbünde tülen ikiyüz altmış zira ve arzen yüz altmış zira arz-ı memlukesini vakıf etti. Ta ki çeşme-i mezbureye gelen hayvanat orada istirahat edeler.



    Ve dahi Kazay-ı Kayseri ye tevabünden Gergeme nam karyenin alt yanında Alagöz Değirmeni ayağında, bir canibi Budak Mezraası ve bir tarafı tarik-i am ile mahdut olan mevzide vaki bir ev içinde dayir olan dört göz değirmenin her bir gözü için miriye ait olan otuz akçe resmini Pardişah-ı alem-penah hazretleri mezbur vâkıfa temlik edip yedine temlikname-i şâhî sadaka buyurduğundan sonra mezbur vâkıf zikrolunan rüsumu vakf ve habs eyledi” .



    Görüldüğü üzere Mimar Sinan doğduğu köye çeşme ve etrafında hayvanların dinlenmesi için yaklaşık 23.000 m2'lik alan (bir zira 75 cm) vakfetmiştir. Kasaba batısında bulunan Koramaz Dağı eteğindeki Holluvan Deresi'ndeki kaynaktan 10 km'lik özel kanalla getirilen bu su üzerinde bugün üç çeşme bulunmaktadır. Yapıları sonradan çok değişikliğe uğrayan çeşmeler biri Sinan, diğerleri Sinan'ın akrabaları olduğu belirtilen Karagöz ve Ağa Pınarı isimleri ile anılmaktadır. Çeşmelerin birinin etrafında vakıf olarak bulunması gereken geniş alan Kasabalılarca işgal edilmiştir. Çeşmelerin de mülkiyetleri köy tüzel kişiliğine yazılmışken son yıllarda Kasaba Belediyesi ile de anlaşarak tarafımızdan mülkiyetleri “Mimar Sinan Vakfı” olarak değiştirilmiş ve 9 pafta, 769 parsel, 10 pafta, 676 parsel ve 1237 parsel noları ile tapuya kaydedilmiştir. Yine bunlardan birisi etrafında boş olan Maliye hazinesine ait 2848 m2'lik alan da açılan dava neticesi Mimar Sinan Vakfı adına 10 pafta 677 parsel numarası ile tescil edilmiştir. Böylece herhalde Mimar Sinan'ın vakfiyesinde bulunan emlaktan sadece Ağırnas'takiler bugün kendi adına kayıtlı hale getirilmiştir.



    Padişahın kendisine vergi gelirini temlik etttiği dörtgöz değirmenin bulunduğu Gergeme, bugün Bünyan ilçesinin Doğanlar Mahallesinin eski ismidir. Buradan geçen Sarımsaklı (Bünyan'ın eski ismi Sarımsaklı idi) suyu üzerinde olması lazım gelen bahis konusu değirmen veya kalıntısı bugün mevcut bulunmamaktadır. Sözkonusu değirmenin yeri ve ne zaman yıkılıp ortadan kalktığı hakkında yapmış olduğumuz araştırmadan bir netice elde edilememiştir. Çevresinde geçen yer isimleri de bugüne intikal etmemiştir.



    MİMAR SİNAN DEVRİNDE KAYSERİ'DE YAPILMIŞ BULUNAN VE MİMAR SİNAN'A AİT OLMAYAN DİĞER BELLİ BAŞLI ESERLER



    Mimar Sinan döneminde tabiî ki sadece yukarıda bahsi geçen eserler yaptırılmamıştır. O dönemde, yine daha çok vakıf olarak vücuda getirilmiş, bir kısmı sağlam olarak zamanımıza kadar gelebilmiş önemli eserler bulunmaktadır. Bunlar arasında bilinen belli başlı eserler kronolojik sıraya göre şöyledir.



    l. Bedesten: 1497 yılında Kayseri Sancak Beyi Mustafa Bey tarafından yapılan bu bina66 aslında Mimar Sinan'ın çocukluk çağında yapılmış olması sebebiyle onun dönemine mal edilemez. Ancak yukarıdaki başlık altında bu binadan başlamayı uygun bulduk. (Kayseri'nin Selçuklular döneminde de isminden dolayı “Eski Bedesten Mahallesi” ismini alan mahallesinde bir be*desten bulunmakta idi. Klâsik Selçuklu portaline sahip bedesten harabe haline gelmiş ve özel şahıs mülkine geçmiş, kalıntıları maalesef 1983 yılında ortadan kaldırılmıştır. Şehrin Osmanlılara geçmesinden kısa süre sonra burada yapılan bu yapıdan şehrin gelişen ticarî ve iktisadî potansiyelini anlamak mümkündür. Kubbeli ve geniş orta bölümle tonozlu çift yan bölümlerden oluşan bedesten bugün kapalı Çarşının batısında çarşıya dahil olarak, faal haldedir. Binayı yaptıran Mustafa Bey, II. Bayezit'ın hizmetlilerinden olup, aynı zamanda, Hançerli lakabı ile anılan torunu (Şehzade Mahmud'un kızı) Fatma Sultan'ın kocasıdır ki bedesten vakıf kayıtlarına Hançerli Fatma Sultan vakfı olarak kaydedilmiştir.



    2. Kadı Hamamı: Bu asırda Kayseri'de yapıldığını tesbit edilen diğer bir yapı da 1542 yılında yapılan Kadı Hamamıdır. Bu gün de faal olan Hamam, Kanuni döneminde Kayseri kadısı olan Bedreddin Mahmud tarafından yaptırılmıştır. Kadı Mahmud yaptırmış olduğu bu çifte hamamdan başka, bugünkü kapalı çarşının bir bölümünün yerine büyük bir çarşı ve Hatuniye Medresesi yanınada bir mescid yaptırmıştır. Kadı Mahmud'un vakfiyesinde kütüphane vakfettiğine dair de bilgiler bulunmaktadır.



    3. Barsama Camii: Mimar Sinan'ın Mimarbaşı olduğu dönemde Kayseri'de yapılmış bu cami bugün maalesef kalıntıları ortadan kalkacak şekilde harap olmuştur. Üstün sanat değerini haiz bu yapı Kayseri-Sivas-Malatya, Maraş yolu üzerinde, Kayseri'ye 24 km mesafede eski Barsama yeni Çavuşağa Köyü yanında yol üzerinde 1567 yılında yaptırılmıştır. Musa Paşa'nın kızı, Memiş Bey'in zevcesi Mahpeyker Hatice Hatun tarafından yaptırılan Camiin yanında bir de kervansaray olabileceği, ancak bununda bugün tamamen yıkılarak ortadan kalkmış olması ihtimal dahilindedir.

  5. #5

    Standart

    Mimar Sinan
    Türk'e şeref, cihâna ise yüzlerce medenî eser veren bir sanatkâr olarak târihe geçen büyük Osmanlı mîmarı. Koca Sinân diye de anılır. Tahminen 1490 senesinde Kayseri’nin Ağırnas köyünde doğdu. Babası Abdülmennân olup, bu ismi sonradan almıştı. Yavuz Sultan Selim Han zamânında devşirme olarak İstanbul’a geldi.

    Burada iyi bir eğitim ve öğretim gördükten sonra, Acemi Oğlanlar kışlasına verildi. Acemi Oğlanlar ocağındaki gençler çok sıkı bir askerlik eğitiminin yanında, genellikle büyük inşaatlarda veya gemilerde hizmet ederlerdi. Böylece, Acemi Oğlanları, askerliğin yanısıra bir de meslek öğrenirlerdi. Mîmar Sinân da neccârlık (marangozluk) mesleğini öğrendi.

    Acemi Oğlanlık devresini dokuz yılda tamamlayan Sinân, 1521 yılında Kânûnî Sultan Süleymân’ın Belgrad Seferine Yeniçeri olarak katıldı. Büyük kâbiliyeti sebebiyle Yeniçerilikte sık sık terfi etmeye başladı. 1522’de Rodos Seferine Atlı Sekban olarak katılıp, 1526 Mohaç Meydan Muhârebesinden sonra, gösterdiği yararlıklar sebebiyle takdir edilerek Acemi Oğlanlar Yayabaşılığına (Bölük Komutanı) terfî ettirildi. Daha sonra Kapıyayabaşı olup, 1534 Alman ve Bağdat seferlerine Zemberekçibaşı olarak katıldı.

    1533 yılında Kânûnî Sultan Süleymân’ın İran Seferi sırasında Van Gölüne geldiklerinde, Sadrâzam Lütfi Paşa karşı sâhile gitmek ve düşmanın ahvâlini gözetlemek istedi. Bu maksatla Sinân’a kadırga yapması emredildi. Sinân’ın iki hafta gibi kısa bir sürede üç adet kadırga yapıp donatmasına, çok memnun olan Lütfi Paşa, gemilerin idâresini ona verdi. Bu başarısı ile büyük itibâr kazandı. İran Seferinden dönüşte,Yeniçeri Ocağında îtibârı yüksek olan Hasekilik rütbesi verildi. Bu rütbeyle, 1537 Korfu, Pulya ve 1538 Kara Boğdan (Moldavya) seferlerine katıldı.

    Son katıldığı seferinden olan Kara Boğdan Seferinde, ordunun Prut Nehrini geçmesi için bir köprü yapılması gerekiyordu. Zemin kaygan olduğundan bu işi kimse başaramadı. Bu iş Lütfi Paşanın teklifiyle Sinân’a verildi. Sinân, ordudaki bütün mîmâr ve neccârları toplayarak on üç gün gibi kısa bir sürede köprüyü yapıp ordunun karşıya geçmesini sağladı. Bu olaydan bir müddet sonra, Hassa Başmîmarı Acem Ali ve Vezîriâzam Ayas Paşa vefât ettiler. Ayas Paşanın türbesini yapmak için yeni bir başmîmar tâyin edilmesi gerekiyordu. Lütfi Paşa bu sefer de Sultan’a gidip, bu iş için en uygun kimsenin Sinân olduğunu söyledi. Böylece 1538 yılında Hassa Başmîmarı oldu.

    Katıldığı her seferde gördüğü binâ ve harâbelerden bir ders alan Mîmar Sinân, Batının ve Doğunun mîmârî tarzını tetkik imkânını buldu. Bu iki üslubu birleştirerek orijinal eserler verdi.

    Mîmar Sinân’ın, Mîmarbaşılığa getirilmeden evvel yaptığı üç eser dikkat çekicidir. Bunlar: Haleb’de Husreviye Külliyesi, Gebze’de Çoban Mustafa Külliyesi ve İstanbul’da Hürrem Sultan için yapılan Haseki Külliyesidir. Haleb’deki Hüsreviye Külliyesinde, tek kubbeli câmi tarzı ile, bu kubbenin köşelerine birer kubbe ilâve edilerek yan mekânlı câmi tarzı birleştirilmiş ve böylece Osmanlı mîmarlarının İznik ve Bursa’daki eserlerine uyulmuştur. Külliyede ayrıca, avlu, medrese, hamam, imâret ve misâfirhâne gibi kısımlar bulunmaktadır. Gebze’deki Çoban Mustafa Paşa Külliyesindeyse renkli taş kakmalar ve süslemeler görülür. Külliyede câmi, türbe ve diğer unsurlar gâyet âhenkli bir tarzda yerleştirilmiştir. Mîmar Sinân’ın İstanbul’daki ilk eseri olan Haseki Külliyesi, devrindeki bütün mîmârî unsurları taşımaktadır. Câmi, medrese, sıbyan mektebi, imâret, dârüşşifâ ve çeşmeden teşekkül eden külliyede câmi, diğer kısımlardan tamâmen ayrıdır.

    Mîmar Sinân’ın Mimarbaşı olduktan sonra verdiği üç büyük eser, onun sanatının gelişmesini gösteren basamaklardır. Bunların ilki İstanbul Şehzâdebaşı Câmii ve külliyesidir. Dört yarım kubbenin ortasında merkezî bir kubbe tarzında inşâ edilen Şehzâdebâşı Câmii, daha sonra yapılan bütün câmilere örnek teşkil etmiştir.

    Süleymâniye Câmii, Mîmar Sinân’ın İstanbul’daki en muhteşem eseridir. Kendi tâbiriyle kalfalık döneminde yapılmıştır.

    Mîmar Sinân’ın en güzel eseri, ----en yaşında yaptığı ve "ustalık eserim" diye takdim ettiği, Edirne’deki Selimiye Câmiidir.

    Mîmar Sinân, Mîmarbaşı olduğu sürece birbirinden çok değişik konularla uğraştı. Zaman zaman eskileri restore etti. Bu konudaki en kesif çabalarını Ayasofya için harcadı. 1573’te Ayasofya’nın kubbesini onararak çevresine, takviyeli duvarlar yaptı ve eserin bu günlere sağlam olarak gelmesini sağladı. Eski eserlerle âbidelerin yakınına yapılan ve onların görünümlerini bozan yapıların yıkılması da onun görevleri arasındaydı. Bu sebeplerle Zeyrek Câmii ve İstanbul Hisarı civârına yapılan bâzı ev ve dükkanların yıkımını sağladı.

    İstanbul caddelerinin genişliği, evlerin yapımı ve lağımların bağlanmasıyla uğraştı. Sokakların darlığı sebebiyle ortaya çıkan yangın tehlikesine dikkat çekip bu hususta ferman yayınlattı. Günümüzde bile bir problem olan İstanbul’un kaldırımlarıyla bizzat ilgilenmesi çok ilgi çekicidir. Bu konuya ne kadar önem verdiği, vakfiyesinde İstanbul’un kaldırımları için para bırakmasından anlaşılmaktadır.

    Aynı anda birçok eseri plân hâline getirip yapımlarını sürdüren Mîmar Sinân, en geniş çaptaki yapım işlerinin en ufak detaylarıyla bile kendisi ilgilenirdi. Fakat bu işler altında ezilmezdi. Bütün bu başarılarıyla berâber, İslâm ahlâkıyla ahlâklanmış mütevâzı bir insandı. Mühründe bulunan; “El-hakîr-ül-fakîr Mîmar Sinân” yazısı, bunu en iyi şekilde ispat eder.

    Türk mîmârisinin yetiştirdiği, İslâm âleminin bu büyük mîmar ve mühendisi doksan yaşın üzerinde, faal bir hayat sürdü. Sâî Mustafa Çelebi’nin Tezkiret-ül-Ebniye’de belirttiği gibi; Mîmar Sinân ----en dört câmi, elli iki mescit, elli yedi medrese yedi dârül-kurrâ, yirmi türbe, on yedi imâret, üç dârüşşifâ, beş su yolu, sekiz köprü, yirmi kervansaray, otuz altı saray, sekiz mahzen ve kırk sekiz de hamam olmak üzere üç yüz altmış dört eser vermiştir.

    Eserlerinin bir kısmı İstanbul’dadır. Osmanlı ülkesinde damgasını vurmadığı bir köşe yok gibidir. 1588’de İstanbul’da vefât eden Mîmar Sinân, Süleymâniye Câmiinin yanında kendi yaptığı mütevâzı ve sâde türbeye defnedildi.

    Mîmar Sinân’ın Başmîmarlığa getirildiği dönemde Osmanlı Cihân Devleti, bir Türk-İslâm devleti olarak ekonomisi, müesseseleri, adâleti ve sosyal yapı bakımından dünyânın en güçlü devletiydi. Böyle kudretli bir devletin güçlü bir sanatçısı olan Sinân da, yaklaşık elli senelik mîmârlık döneminde kendisine düşen vazifeyi hakkıyla yerine getirdi. Mîmârî dehâsı yanında güçlü organizasyon ve disiplin kâbiliyetiyle o günlerde dünyânın hiçbir yerinde görülmeyen bir hassa mîmarları teşkilâtı geliştirildi. Bu teşkilât, Sinân’dan îtibâren, devletin her tarafına İstanbul’un mîmârî kâidelerini götürdü. Sarayda, mîmârînin her alanında atölyeler kurdu. Bu atölyeleri Mîmarbaşı, Hattâtbaşı, Doğancıbaşı gibi büyük devlet memurları yönetti. Bu atölyelerde Sultanahmed Câmiini yapan Sedefkâr Ahmed Ağa ve Dâvûd Ağa gibi mîmarlar yetişti.

    Sinân, Selçuklu dönemi yapılarını, dekoratif anlamdaki taş işçiliğini çok yakından bilmesine rağmen, eskiyi körü körüne taklit etmekten çok, kendi sentezlerine değer verip uyguladı. Bu sebeple eserlerindeki süsleme, yalnızca mukarnaslar ve kapı kenar motifleri üzerinde yoğunluk kazandı. Kullandığı malzeme yeknesak, ağır başlı ve sâde bir anlatım içinde kaldı. Yine Selçuklu dönemiyle İran ve Arap mîmârîlerinde çok rastlanan dekoratif seramik malzemelerine özellikle dış cephelerde hiç yer vermedi.

    Konstrüksiyon araştırmalarının üzerinde durup her eserinde ayrı bir sistem analizine yöneldi. Kare prizma üzerine yarım kürenin çeşitli varyantlarını tek tek denedi. Statik endişeden kaynaklanan kalın taşıyıcı duvarların kesitlerini inceltip, yapıda modül sistemini kullandı. Farklı renk ve dokuda çeşitli malzemeler kullanmak yerine, aynı malzemeyle ışık gölge oyunlarına tâbi tutarak çeşitli zenginlikler ortaya koydu. Bu amaçla düzlemden eğri yüzeylere geçerken uygulamaya koyduğu mukarnaslar, kapı çevrelerinde yer verdiği sâde taş bordürleri sık sık kullanırdı. Mekân içinde özellikle konstrüksiyona yönelik yapı elemanlarını belirleyici bir malzeme kullanımına gidip, sâdece dekoratif bir görüntü elde etme gâyesine yönelik malzeme kullanımına ihtiyaç duymadı.

    Kubbenin beden duvarına oturuşunda veya cephe kuruluşunda eskinin masîf ve boşluksuz anlayışını tamâmen değiştirdi. Geliştirdiği teknik çözümlerle bu noktalarda birbirini tâkip eden diziler hâlinde pencere boşlukları meydana getirip, iç mekânın ferah, aydınlık olmasına îtinâ gösterdi. Kullanılan pencerelerde işin önemine göre alçı çerçeve içinde renkli cam uygulamalarına yer verdi. Hiçbir zaman fonksiyon dışında bir malzeme kullanımına gitmedi. Bu özelliğiyle yapı elemanları binâ bütününde birbirlerini tamamlayarak gelişti ve yapı, onu taçlandıran, âdetâ boşlukta yüzer görünümündeki bir kubbe ile noktalandı.

    Sinân, her mîmârî eseri kendine has bir biçimle ele almak, yapıda form ve konstrüksiyon berâberliğini kurmak, dış mekân ve kuruluşunun iç mekâna bütünlük kazanmasını sağlamak, mevcut teknolojik imkân ve malzeme denemelerinin üstünde, onları kendi istekleri doğrultusunda kullanmayı bilmek, akılcı ve sâde bir malzeme kullanma anlayışına sâhip olmak gibi günümüzde de geçerli mîmarlık prensiplerini bundan dört asır önce eserleriyle ortaya koydu. Bu sebeple dâimâ sanatı ile asırlar ötesi bir mîmârî dehâ olarak anıldı ve anılacaktır.

  6. #6

    Standart

    Câmiler:

    1) İstanbul Süleymâniye Câmii, 2) İstanbul Şehzâdebaşı Câmii, 3) Haseki Hürrem Câmii, 4) Mihrimah Sultan Câmii (Edirnekapı’da), 5) Osman Şah Vâlidesi Câmii (Aksaray’da), 6) Sultan Bâyezîd Kızı Câmii (Yenibahçe’de), 7) Ahmed Paşa Câmii (Topkapı’da), 8) Rüstem Paşa Câmii (Tahtakale’de), 9) Mehmed Paşa (Sokullu) Câmii (Kadırga Limanında), 10) İbrâhim Paşa Câmii (Silivrikapı’da), 11) Bâli Paşa Câmii (Hüsrev Paşa Türbesi yakınında, 12) Hacı Evhad Câmii (Yedikule yakınında), 13) Kazasker Abdurrahmân Çelebi Câmii (Molla Gürânî’de), 14) Mahmûd Ağa Câmii (Ahırkapı yakınında), 15) Odabaşı Câmii (Yenikapı yakınında), 16) Hoca Hüsrev Câmii (Kocamustafapaşa’da), 17) Hamâmî Hâtun Câmii (Sulumanastır’da), 18) Defterdar Süleymân Çelebi Câmii (Üsküplü Çeşmesi yakınında), 19) Ferruh Kethüdâ Câmii (Balat Kapısı içinde), 20) Yunus Bey Câmii (Balat’ta), 21) Hürrem Çavuş Câmii (Yenibahçe yakınında), 22) Sinan Ağa Câmii (Kâdı Çeşmesi yakınında), 23) Ahî Çelebi Câmii (İzmir İskelesi yakınında), 24) Süleymân Subaşı Câmii (Unkapanı’nda), 25) Zâl Mahmûd Paşa Câmii (Eyüp’te), 26) Nişancı Paşa Câmii (Eyüp’te), 27) Şah Sultan Câmii (Eyüp’te), 28) Emir Buhârî Câmii (Edirnekapı dışında), 29) Merkez Efendi Câmii (Yenikapı dışında), 30) Çavuşbaşı Câmii (Sütlüce’de), 31) Turşucuzâde Hüseyin Çelebi Câmii (Kiremitlik’te), 32) Kasım Paşa Câmii (Tersâne yakınında), 33) Sokullu Mehmed Paşa Câmii (Azapkapısı’nda), 34) Kılıç Ali Paşa Câmii (Tophane’de), 35) Muhiddin Çelebi Câmii (Tophâne’de), 36) Molla Çelebi Câmii (Tophâne Beşiktaş arasında), 37) Ebü’l-Fazl Câmii (Tophâne üstünde), 38) Şehzâde Cihangir Câmii (Tophâne’de), 39) Sinân Paşa Câmii (Beşiktaş’ta), 40) Mihrimah Sultan Câmii (Üsküdar’da, iskelede), 41) Eski Vâlide Câmii (Üsküdar’da), 42) Şemsi Ahmed Paşa Câmii (Üsküdar’da), 43) İskender Paşa Câmii (Kanlıca’da), 44) Çoban Mustafa Paşa Câmii (Geğbüze’de), 45) Pertev Paşa Câmii (İzmit’te), 46) Rüstem Paşa Câmii (Sapanca’da), 47) Rüstem Paşa Câmii (Samanlı’da), 48) Mustafa Paşa Câmii (Bolu’da), 49) Ferhad Paşa Câmii (Bolu’da), 50) Mehmed Bey Câmii (İzmit’te), 51) Osman Paşa Câmii (Kayseri’de), 52) Hacı Paşa Câmii (Kayseri’de), 53) Cenâbî Ahmed Paşa Câmii (Ankara’da), 54) Lala Mustafa Paşa Câmii (Erzurum’da), 55) Sultan Alâeddin Selçûkî Câmiinin (Çorum’da) yenilenmesi, 56) Abdüsselâm Câmiinin (İzmit’te)yenilenmesi, 57) Kiliseden dönme Eski Câminin (İznik’te)Sultan Süleymân tarafından yeniden yaptırılması, 58) Hüsreviye (Hüsrev Paşa)Câmii (Haleb’de), 59) Sultan Murâd Câmii (Manisa’da), 60) Orhan Câmiinin (Kütahya’da)yenilenmesi, 61) Kâbe-i şerîfin kubbelerinin tâmiri, 62) Hüseyin Paşa Câmii (Kütahya’da), 63) Rüstem Paşa Câmii (Bolvadin’de), 64) Sultan Selim Câmii (Karapınar’da), 65) Sultan Süleymân Câmii (Şam, Gök Meydanda), 66) Sultan Selim Câmii (Edirne’de), 67) Taşlık Câmii (Mahmûd Paşa için, Edirne’de), 68) Defterdar Mustafa Çelebi Câmii (Edirne’de), 69) Haseki Sultan Câmii (Edirne, Mustafa Paşa Köprüsü başında), 70) Semiz Ali Paşa Câmii (Babaeski’de), 71) Sokullu Mehmed Paşa Câmii (Hafsa’da, Trakya), 72) Sokullu Mehmed Paşa Câmii (Burgaz’da), 73) Semiz Ali Paşa Câmii (Ereğli’de), 74) Bosnalı Mehmed Paşa Câmii (Sofya’da), 75) Sofu Mehmed Paşa Câmii (Hersek’te), 76) Ferhad Paşa Câmii (Çatalca’da), 77) Maktul Mustafa Paşa Câmii (Budin’de), 78) Firdevs Bey Câmii (Isparta’da), 79) Memi Kethudâ Câmii (Ulaşlı’da), 80) Tatar Han Câmii (Kırım, Gözleve’de), 81) Rüstem Paşa Câmii (Rodoscuk’ta), 82) Vezir Osman Paşa Câmii (Tırhala’da), 83) Rüstem Kethüdâsı Mehmed Bey Câmii (Tırhala’da), 84) Mesih Mehmed Paşa Câmii (Yenibahçe’de).

    Mescitler:

    1) İbrâhim Paşa Mescidi (Îsâ Kapısında), 2) Sinân Paşa Mescidi (Yenibahçe’de), 3) Rüstem Paşa Mescidi (Yenibahçe’de), 4) Mîmar Sinân Mescidi (Yenibahçe’de), 5) Hâfız Mustafa Çelebi Mescidi (Yenibahçe’de), 6) Müftü Çivizâde Efendi Mescidi (Topkapı yakınında), 7) Emir Ali Çelebi Mescidi (Karagümrük çevresindee), 8) Üçbaş Mescidi (Karagümrük yakınında), 9) Defterdar Şerifezâde Efendi Mescidi (Fâtih Çarşamba’da), 10) Defterdar Mahmûd Çelebi Efendi Mescidi (Defterdar’da), 11) Simkeşbaşı Mescidi (Lütfi Paşa Çarşısının yakınında), 12) Hâcegizâde Mescidi (Fâtih Câmii yakınında), 13) Çavuş Mescidi (Silivrikapı yakınında), 14) Civizâde Kızı Mescidi (Davutpaşa yakınında), 15) Takyeci Ahmed Çelebi Mescidi (Silivrikapı civârında), 16) Hacı Nasuh Mescidi (Sarıgez yakınında) 17) Kasap Hacı İvan Mescidi (Sarıgüzel’de), 18) Hacı Hamza Mescidi (Ağa Çayırında), 19) Tok Hacı Hasan Mescidi (Zeyrek’te), 20) İbrâhim Paşa Zevcesi Mescidi (Kumkapı yakınında), 21) Bayram Çelebi Mescidi (Langakapısı yakınında), 22) Kemhacılar Mescidi (Çakmakçılar’da), 23) Kuyumcular Mescidi (Çakmakçılar’da), 24) Hersek Bodrumu üzerinde olan mescit (Ayasofya yakınında), 25) Yayabaşı Mescidi (Fenerkapısı içinde), 26) Abdî Subaşı Mescidi (Sultan Selim yakınında), 27) Hüseyin Çelebi Mescidi (Sultan Selim Câmii yakınında), 28) Hacı İlyas Mescidi (Ali Paşa Hamamı yakınında), 29) Duhanîzâde Mescidi (Kocamustafapaşa yakınında), 30) Kâdızâde Mescidi (Çukurhamam yakınında), 31) Müftü Hâmit Efendi Mescidi (Azaplar Hamamı yakınında), 32) Tüfenkhâne Mescidi (Unkapanı’nda), 33) Saray Ağası Dâvûd Ağa Mescidi (Edirnekapı dışında), 34) Dökmecibaşı Mescidi (Eyüp’te), 35) Arpacıbaşı Mescidi (Eyüp’te), 36) Hekimbaşı Kaysûnîzâde Mescidi (İstanbul’da), 37) Kaysûnîzâde Mescidi (Sütlüce’de), 38) Karcı Subaşı Süleymân Mescidi (Eyüp’te), 39) İki Mescid (İstanbul’da), 40) Ahmed Çelebi Mescidi (Kiremitlik’te), 41) Yahya Kethüdâ Mescidi (Kasımpaşa’da), 42) Şehremini Hasan Çelebi Mescidi (Kasımpaşa’da), 43) Süheyl Bey Mescidi (Tophâne’de), 44) İlyaszâde Mescidi (Topkapı’nın dışında) 45) Sarrafbaşı Mescidi (Topkapı’nın dışında), 46) Pazarbaşı Nemu Kethüdâ Mescidi (Kasımpaşa’da), 47) Mehmed Paşa Mescidi (Büyükçekmecede), 48) Hacı Paşa Mescidi (Üsküdar’da), 49) Saraçhâne Mescidi (Hasköy’de), 50) Ruznâmeci Abdi Çelebi Mescidi (Sulumanastır’da), 51) Kürkçübaşı Mescidi (Kumkapı hâricinde), 52) Şeyh Ferhad Mescidi (Langakapısı yakınında).

    Medreseler:

    1)Sultan Süleymân Medresesi (Mekke’de), 2) Süleymâniye Medreseleri (İstanbul’da), 3)Yavuz Sultan Selim Medresesi (Halıcılar Köşkünde), 4)Sultan Selim Medresesi (Edirne’de), 5)Sultan Süleymân Medresesi (Çorlu’da), 6) Şehzâde Sultan Mehmed Medresesi (İstanbul’da), 7)Haseki Sultan Medresesi (Avratpazarı’nda), 8)Vâlide Sultan Medresesi (Üsküdar’da), 9)Kahriye Medresesi (Sultan Selim yakınında), 10) Mihrimah Sultan Medresesi (Üsküdar’da), 11)Mihrimah Sultan Medresesi (Edirnekapı’da), 12)Mehmed Paşa Medresesi (Kadırga’da), 13) Mehmed Paşa Medresesi (Eyüp’te), 14)Osman Şah Vâlidesi Medresesi (Aksaray yakınında), 15)Rüstem Paşa Medresesi (İstanbul’da), 16)Ali Paşa Medresesi (İstanbul’da), 17)Ahmed Paşa Medresesi (Topkapı’da), 18)Sofu Mehmed Paşa Medresesi (İstanbul’da), 19)İbrâhim Paşa Medresesi (İstanbul’da), 20)Sinân Paşa Medresesi (Beşiktaş’ta), 21)İskender Paşa Medresesi (Kanlıca’da), 22) Kasım Paşa Medresesi, 23)Ali Paşa Medresesi (Babaeski’de), 24)Mısırlı Mustafa Paşa Medresesi (Geğbüze’de), 25) Ahmed Paşa Medresesi (İzmit’te), 26)İbrâhim Paşa Medresesi (Îsâ Kapısında), 27) Şemsi Ahmed Paşa Medresesi (Üsküdar’da), 28) Kapı Ağası Mahmûd Ağa Medresesi (Ahırkapı’da), 29) Kapıağası Câfer Ağa Medresesi (Soğukkuyu’da), 30)Ahmed Ağa Medresesi (Çapa’da), 31)Hâmid Efendi Medresesi (Filyokuşu’nda), 32)Mâlûl Emir Efendi Medresesi (Karagümrük’te), 33)Ümm-i Veled Medresesi (Karagümrük’te), 34)Üçbaş Medresesi (Karagümrük’te), 35)Kazasker Perviz Efendi Medresesi (Fâtih’te), 36)Hâcegizâde Medresesi (Fâtih’te), 37)Ağazâde Medresesi (İstanbul’da), 38)Yahya Efendi Medresesi (Beşiktaş’ta), 39) Defterdar Abdüsselâm Bey Medresesi (Küçükçekmece’de), 40)Tûtî Kâdı Medresesi (Fâtih’te), 41)Hakîm Mehmed Çelebi Medresesi (Küçükkaraman’da), 42) Hüseyin Çelebi Medresesi (Çarşamba’da), 43)Şahkulu Medresesi (İstanbul’da), 44)Emin Sinân Efendi Medresesi (Küçükpazar’da), 45)Yunus Bey Medresesi (Draman’da), 46)Karcı Süleyman Bey Medresesi, 47)Hâcce Hâtun Medresesi (Üsküdar’da), 48)Defterdar Şerifezâde Medresesi (Kâdıçeşmesi’nde), 49)Kâdı Hakîm Çelebi Medresesi (Küçükkaraman’da), 51)Kirmasti Medresesi, 52)Sekban Ali Bey Medresesi (Karagümrük’te), 53)Nişancı Mehmed Bey Medresesi (Altımermer’de), 54)Kethüdâ Hüseyin Çelebi Medresesi (Sultan Selim’de), 55)Gülfem Hâtun Medresesi (Üsküdar’da), 56)Hüsrev Kethüdâ Medresesi (Ankara’da), 57)Mehmed Ağa Medresesi (Çatalçeşme’de).

    Dârülkurrâlar:

    1) Sultan Süleyman Han Dârülkurrâası (İstanbul’da), 2) Vâlide Sultan Dârülkurrâsı (Üsküdar’da), 3)Hüsrev Kethüdâ Dârülkurrâsı (İstanbul’da), 4)Mehmed Paşa Dârülkurrâsı (Eyüp’te), 5)Müftü Sa’di Çelebi Dârülkurrâsı (Küçükkaraman’da), 6)Sokullu Mehmed Paşa Dârülkurrâsı (Eyüp’te), 7)Kâdızâde Efendi Dârülkurrâsı (Fâtih’te).

    Türbeler:

    1)Sultan Süleymân Türbesi (Süleymaniye’de), 2) Şehzâde Sultan Mehmed Türbesi (Şehzâdebaşı’nda), 3)Sultan Selim Türbesi (Ayasofya civârında), 4)Hüsrev Paşa Türbesi (Yenibahçe’de), 5)Şehzâdeler Türbesi (Ayasofya’da), 6)Vezir-i âzam RüstemPaşa Türbesi (Şehzâde Türbesi yakınında), 7)Ahmed Paşa Türbesi (Eyüp’te), 8)Mehmed Paşa Türbesi (Topkapı’da), 9)Çocukları için inşâ ettiği türbe, 10)Siyavuş Paşa Türbesi (Eyüp’te), 11)Siyavuş Paşanın çocukları için yapılan türbe (Eyüp’te), 12) Zâl Mahmûd Paşa Türbesi (Eyüp’te), 13)Şemsi Ahmed Paşa Türbesi (Üsküdar’da), 14) Yahya Efendi Türbesi (Beşiktaş’ta), 15)Arap Ahmed Paşa Türbesi (Fındıklı’da), 16)Hayreddin Paşa Türbesi (Beşiktaş’ta), 17)Kılıç Ali Paşa Türbesi (Tophâne’de), 18)Pertev Paşa Türbesi (Eyüp’te), 19)Şâh-ı Hûban Türbesi (Üsküdar’da, 22)Haseki Hürrem Sultan Türbesi (Süleymaniye’de).

    İmâretler:

    1) Sultan Süleymân İmâreti (Süleymaniye’de), 2)Haseki Sultan İmâreti (Mekke’de), 3)Haseki Sultan İmâreti (Medîne’de), 4) Mustafa Paşa Köprüsü başında bir imâret (Edirne’de), 5)Sultan Selim İmâreti (Karapınar’da), 6)Sultan Süleymân İmâreti (Şam’da), 7)Şehzâde Sultan Mehmed İmâreti (İstanbul’da), 8)Sultan Süleymân İmâreti (Çorlu’da), 9)Vâlide Sultan İmâreti (Üsküdar’da), 10) Mihrimah Sultan İmâreti (Üsküdar’da), 11)Sultan Murâd İmâreti (Manisa’da), 12)Rüstem Paşa İmâreti (Rodoscuk’ta), 13)Rüstem Paşa İmâreti (Sapanca’da), 14)Mehmed Paşa İmâreti (Burgaz’da), 15)Mehmed Paşa İmâreti (Hafsa’da), 16)Mustafa Paşa İmâreti (Geğbüze’de), 17)Mehmed Paşa İmâreti (Bosna’da).

    Dârüşşifâlar:

    1)Sultan Süleymân Dârüşşifâsı (Süleymaniye’de), 2)Haseki Sultan Dârüşşifâsı (Haseki’de), 3)Vâlide Sultan Dârüşşifâsı (Üsküdar’da).

    Su Yolları Kemerleri:

    1)Bend Kemeri (Kağıthâne’de), 2)Uzun Kemer (Kemerburgaz’da), 3)Muglava Kemeri (Kemerburgaz’da), 4)Gözlüce Kemer (Cebeciköy’de), 5)Müderris köyü yakınındaki kemer (Kemerburgaz’da).

    Köprüler:

    1)Büyükçekmece Köprüsü, 2)Silivri Köprüsü, 3)Mustafa Paşa Köprüsü (Meriç üzerinde), 4)Sokullu Mehmed Paşa Köprüsü (Tekirdağ’da), 5) Odabaşı Köprüsü (Halkalıpınar’da), 6)Kapıağası Köprüsü (Harâmidere’de), 7)Mehmed Paşa Köprüsü (Sinanlı’da), 8)Vezir-i âzam Mehmed Paşa (Mostar) Köprüsü (Bosna’da, Vişigrad kasabasında).

    Kervansaraylar:

    1) Kervansaray (Sultan Süleymân İmâreti yakınında), 2)Kervansaray (Büyükçekmece’de), 3)Rüstem Paşa Kervansarayı (Rodosçuk’ta), 4)Kebeciler Kervansarayı (Bitpazarı’nda), 5)Rüstem Paşa Kervansarayı (Galata’da), 6)Ali Paşa Kervansarayı (Bursa’da), 7) Ali Paşa Kervansarayı (Bitpazarı’nda), 8)Pertev Paşa Kervansarayı (Vefâ’da), 9)Mustafa Paşa Kervansarayı (Ilgın’da), 10)Rüstem Paşa Kervansarayı (Sapanca’da), 11) Rüstem Paşa Kervansarayı (Samanlı’da), 12)Rüstem Paşa Kervansarayı (Karışdıran’da), 13)Rüstem Paşa Kervansarayı (Akbıyık’ta), 14)Rüstem Paşa Kervansarayı (Karaman Ereğlisi’nde), 15)Hüsrev Kethüdâ Kervansarayı (İpsala’da) 16)Mehmed Paşa Kervansarayı (Hafsa’da), 17)Mehmed Paşa Kervansarayı (Burgaz’da), 18)Rüstem Paşa Kervansarayı (Edirne’de), 19) Ali Paşa Çarşısı ve Kervansarayı (Edirne’de), 20)İbrâhim Paşa Kervansarayı (İstanbul’da).

    Saraylar:

    1) Saray-ı atîk tâmiri (Beyazıt’ta), 2)Saray-ı cedîd-i hümâyûn tâmiri (Topkapı’da), 3) Üsküdar Sarayının tâmiri (Üsküdar’da), 4)Galatasarayın eski yerine yeniden inşâsı (Galatasaray’da), 5)Atmeydanı Sarayının yeniden inşâsı (Atmeydanı’nda), 6)İbrâhim Paşa Sarayı (Atmeydanı’nda), 7)Yenikapı Sarayının yeniden inşâsı (Silivrikapı’da), 8)Kandilli Sarayının yeniden inşâsı (Kandilli’de), 9)Fenerbahçe Sarayının yeniden inşâsı (Fenerbahçe’de), 10)İskender Çelebi Bahçesi Sarayının yeniden inşâsı (İstanbul şehir dışında), 11)Halkalı Pınar Sarayının yeniden inşâsı (Halkalı’da), 12)Rüstem Paşa Sarayı (Kadırga’da), 13)Mehmed Paşa Sarayı (Kadırga’da), 14)Mehmed Paşa Sarayı (Ayasofya yakınında), 15)Mehmed Paşa Sarayı (Üsküdar’da), 16)Rüstem Paşa Sarayı (Üsküdür’da), 17) Siyavuş Paşa Sarayı (İstanbul’da), 18)Siyavuş Paşa Sarayı (Üsküdar’da), 19)Siyavuş Paşa Sarayı (Üsküdar’da), 20) Siyavuş Paşa Sarayı (yine Üsküdar’da), 20)Ali Paşa Sarayı (İstanbul’da), 21)Ahmed Paşa Sarayı (Atmeydanı’nda), 22)Ferhad Paşa Sarayı (Bâyezîd civârında), 23) Pertev Paşa Sarayı (Vefâ Meydanında), 24) Sinân Paşa Sarayı (Atmeydanı’nda), 25)Sofu Mehmed Paşa Sarayı (Hocapaşa’da), 26) Mahmûd Ağa Sarayı (Yenibahçe’de), 27)Mehmed Paşa Sarayı (Halkalı yakınında Yergöğ’de), 28)Şâh-ı Hûbân Kadın Sarayı (Kasımpaşa Çeşmesi yakınında), 29) Pertev Paşa Sarayı (şehrin dışında), 30)Ahmed Paşa Sarayı (şehrin dışında), 31) Ahmed Paşa Sarayı (Taşra Çiftlik’te), 32) Ahmed Paşa Sarayı (Eyüp’te), 33)Ali Paşa Sarayı (Eyüp’te), 34) Mehmed Paşa Sarayı (şehrin dışında, Rüstem Çelebi Çiftliğinde), 35) Mehmed Paşa Sarayı (Bosna’da), 36)Rüstem Paşa Sarayı (İskender Çelebi Çiftliğinde).

    Mahzenler:

    1)Buğday mahzeni (Galata Köşesinde), 2)Zift Mahzeni (Tersâne-i Âmirede), 3) Anbar (sarayda), 4)Anbar (Has Bahçe Yalısında), 5)Mutfak ve kiler (sarayda), 6)Mahzen (Unkapanı’nda), 7)İki adet anbar (Cebehâne yakınında), 8)Kurşunlu Mahzen (Tophâne’de).

    Hamamlar:

    1)Sultan Süleymân Hamamı (İstanbul’da), 2)Sultan Süleymân Hamamı (Kefe’de), 3)Üç Kapılı Hamam (Topkapı Sarayında), 4)Üç Kapılı Hamam (Üsküdar Sarayında), 5)Haseki Sultan Hamamı (Ayasofya yakınında), 6) Haseki Sultan Hamamı (Bahçekapı’da), 7)Haseki Sultan Hamamı (Yahudiler içinde), 8)Vâlide Sultan Hamamı (Üsküdar’da), 9)Vâlide Sultan Hamamı (Karapınar’da), 10)Vâlide Sultan Hamamı (Cibâli Kapısında), 11) Mihrimah Sultan Hamamı (Edirnekapı’da), 12) Lütfi Paşa Hamamı (Yenibahçe’de), 13)MehmedPaşa Hamamı (Galata’da), 14)MehmedPaşa Hamamı (Edine’de), 15)Kocamustafapaşa Hamamı (Yenibahçe’de), 16)İbrâhim Paşa Hamamı (Silivrikapı’da), 17)Kapıağası Yâkub Ağa Hamamı (Sulumanastır’da), 18) Sinân Paşa Hamamı (Beşiktaş’ta), 19)Molla Çelebi Hamamı (Fındıklı’da), 20)Kaptan Ali Paşa Hamamı (Tophâne’de), 21) Kaptan Ali Paşa Hamamı (Fenerkapı’da), 22) Müfti Ebüssü’ûd Efendi Hamamı (Mâcuncu Çarşısında), 23)Mîrmirân Kasımpaşa Hamamı (Hafsa’da), 24)Merkez Efendi Hamamı (Yenikapı dışında), 25)Nişancı Paşa Hamamı (Eyüp’te), 26)Hüsrev Kethüdâ Hamamı (Ortaköy’de), 27)Hüsrev Kethüdâ Hamamı (İzmit’te), 28) Hamam (Çatalca’da), 29)Rüstem Paşa Hamamı (Sapanca’da), 30)Hüseyin Bey Hamamı (Kayseri’de), 31)Sarı Kürz Hamamı (İstanbul’da), 32)Hayreddin Paşa Hamamı (Zeyrek’te), 33)Hayreddin Paşa Hamamı (Karagümrük’te), 34)Yâkub Ağa Hamamı (Tophâne’de), 35)Haydar Paşa Hamamı (Zeyrek’te), 36)İskender Paşa Hamamı, 37) Odabaşı Behruzağa Hamamı (Şehremini’de), 38) Kethüdâ Kadın Hamamı (Akbaba’da), 39) Beykoz Hamamı, 40) Emir Buhârî Hamamı (Edirnekapı dışında), 41) Hamam (Eyüp’te), 42) Dere Hamamı (Eyüp’te), 43)Sâlih Paşazâde Hamamı (Yeniköy’de), 44)Sultan Süleymân Hamamı (Mekke’de), 45) Hayreddin Paşa Hamamı (Tophâne’de), 46)Hayreddin Paşa Hamamı (Kemeraltı’nda), 47)Rüstem Paşa Hamamı (Cibâli’de), 48) Vâlide Sultan Hamamı (Üsküdar’da).

  7. #7

    Standart

    Mimar Sinan Ve Olağanüstü Eserleri
    Mimar Sinan'in Selimiye Camii'nin kubbesini o genişlite oturtmak için 13 bilinmeyenli bir denklemi matematiğin bilinen 4 ana işleminden farkli 5. bir islem yaratarak cozdugu soylenir.

    Ayrica minarelerin serefelerine cikanlarin yolda birbirlerini gormemeleri ise buyuk bir bir dehanin urunudur.

    Almanlar ayni sistemi meclislerinin onundeki dev kurede kullanmislar.
    Mimar Sinan bu sistemi 2 metre capindaki minarelere yuzyillar once monte edebilecek bir dehadir.

    Almanlarin dehasi ise, o cirkin metal yiginina Selimiye'den fazla turist cekebilmelerindedir..

    Bir gun Selimiye Camii'ne girenler, kubbenin altiynda bir Japon'un ayaklarini kibleye doğru uzatmış sirtüstü yattıginı görmüşler
    Tabii hemen Japon'u, "Burasi kutsal bir yer. Bu sekilde yatmak bizim inanclarimiza gore saygisizliktir.
    Lutfen oturun veya ayakta durun" diyerek uyarmislar.
    Ancak, Japon trans vaziyetteymis, gozlerini kubbeden ayirmadan soyle sayikliyormus:
    "Bu imkansiz. Ben yillarin muhendisiyim. Bu kubbe var olamaz.
    Hayal goruyorum. Bu kubbenin orada o sekilde durmasi fizik ve matematik kurallarina aykiri.
    Bu imkansiz, orada hicbir sey yok,orada hicbir sey yok..."

    Selimiye camisisinin zemini gevşek toprakmiş.
    Bu nedenle minarelerinin yakın zamanda yıkılacağı farkedilimiş.
    Uluslararası bir grup bilimadami toplanmışlar.
    Nasıl kurtarırız bu tarihi minareleri diye kafa kafaya vermişler.
    Sonucta en son teknoloji olan metal kelepçelerle minarelerin temellerini sabitlemenin en iyi çözüm olduğuna karar vermişler.
    Minarelerin temellerini açınca, koymayı düşündükleri kelepçelerin aynısıyla karşılaşmışlar.
    Mimar Sinan bilmem kaç yüzyıl once aynı şeyi düşünmüş meğerse....?

    1950-60 arası bir tarihte inşaat muhendisi, mimar ve jeofizikçilerden oluşan bir Japon heyeti Turkiye'ye gelmis.
    Heyet İmar ve İskan Bakanlığı'ndan izin alarak ülkemizdeki tarihi yapıları incelemeye başlamış.
    Ayasofyayi, Yerebatan Sarnicini filan gezdikten sonra sıra Sinan' in kalfalık eseri Suleymaniye Camisi'yle Sinan'in ogrencisi Mimar Davut Aga'nin eseri Sultanahmet Camisi'ne gelmis.
    Japonlar bu camiler üzerinde günlerce inceleme yapmışlar.
    Her geçen gun şaşkınlıkları daha da artıyormuş.
    Çünkü Japonlar daha ilk incelemede camilerin gevşek bir zemin uzerine inşa edildiğini anlamışlar.
    Ama bunca yıl, bu camilerde bir çatlak dahi olmamasina akıl sır erdirememişler.
    Bunun üzerine Tuürkiye programının gerisini tamamen iptal edip, bu iki cami üzerine yoğunlaşmışlar.
    Araştırmalarının sonucunda herhangi bir sarsıntı sırasında bu iki caminin sabitlenmediğini aksine yerinde oynayarak yıkılmaktan kurtulabildiği ortaya
    çıkmış.
    Minareleri incelediklerinde ise dumurları ikiye katlanmış.
    Minarelerin çok daha gelişmis bir raylı sistem mekanizmasi üzerine oturtulduğunu ve her yöne yaklaşık 5 derece yatabildiğini görmüşler.
    Daha derin araştırma yapmak için Edirne'ye, Sinan'in ustalık eseri Selimiye Camisi'ne gitmişler.
    Ordaki olağanüstü sistemleri görünce iyice dumur olmuslar.
    Selimiye'nin tüm sırlarıni aylarını harcayarak çözmüşler.
    Japonya'ya döndüklerinde ise Sinan'ın sırlarını uygulamaya sokarak şehirlerini Sinan'ın kullandığı sistemlerle kurup muazzam gökdelenler dikmişler.
    Yani şu an gelişmiş ülkelerin gökdelen yapımında kullanıldıkları çoğu sistem,
    yüzyillar önce Sinan'ın geliştirdiği mekanizmalarmış.



    Tac mahalin mimarı Mehmet Efendi Mimar Sinan'ın öğrencisiymiş.

  8. #8

    Standart




    Mimar Sinan, ölümünün 418. yıldönümünde, doğum yeri Kayseri'nin Ağırnas beldesinde anıldı.

    Kayseri Valisi Osman Güneş, anma töreninde yaptığı konuşmada, yakın zamanda göreve başladığı Kayseri'de, ilk ziyaret ettiği beldenin Ağırnas olduğunu söyledi. Mimar Sinan'ın anıldığı günleri festival havasından uzaklaştırıp, daha bilimsel kimlikle ele almak gerektiğini ifade eden Güneş, şöyle konuştu:

    ''Mimar Sinan'ı, Ağırnas'a, Kayseri'ye ve Türkiye'ye sığdırmak mümkün değil. Sinan, bir dehadır. Toplum olarak sahip olduğumuz değerlerin artık farkındayız. Gelecek yıldan itibaren bu organizasyonun yükünü, Ağırnas Belediyesi'nin omzundan kurtaracağız. Valilik, Büyükşehir Belediyesi, Erciyes Üniversitesi ve diğer kuruluşlarla ortak etkinlik düzenleyeceğiz.''

    Mimarlar Odası Genel Başkanı Oktay Ekinci de Türkiye'de mimarlık eğitiminin geleneksel değerlerinden uzaklaştırıldığına, tarihten gelenmimari birikimlerin, mimarlık eğitimine yeteri kadar yansımadığına dikkati çekti. Mimar Sinan'ın ülkesinde böyle bir durumun kabul edilemeyeceğini ve sorgulanması gerektiğini ifade eden Ekinci, şunları kaydetti:




    ''Yabancılaşma, batı hayranlığı, kendi değerlerimiz dışında başka değerlerin peşinde koşma, toplumun kültürel erozyonunu mimariyle destekleyen modernite anlayışı, Türkiye'de maalesef mimarlık okullarının çok yaygın bir hastalığı haline geldi. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, mimarları eleştirirken bu yöne değinmemiştir. Yabancı mimarlara yaptırmak istediği bazı fantezi projeler için bunu söylemiştir. Türkiye'de mimarlık okullarında fantezi projeler peşinde koşulmaktadır. Kendi öz mimarimizi yapma konusundaki yeteneklerimiz giderek azalmaktadır.'' (10 Nisan 2006-Yerelhaber)

  9. #9

    Standart

    Mimar Sinan'ın Süleymaniye Sırları



    Mimar Sinan, ‘tek kütleli mabet’ sırrını nasıl yeniden çözdü? Süleymaniye Cami’nin akustik sorunu nasıl halledildi? Neden Süleymaniye’nin dört minaresi var? Neden bunlardan biri ‘Cevahir Minaresi’ adını taşır?..

    Popüler Tarih dergisi Temmuz 2005 sayısında, işte bu ve benzeri soruların yanıtlarını “Sinan’ın Süleymaniye sırları” başlığı altında, kapak konusu yaptı...

    Kanunî’nin mimarbaşı ‘Sinan Ağa’ bir gün, dostlarından ve devrinin şair ve ediplerinden Mustafa Saî Çelebi’ye gelerek, “Çok kocadım. İsterim ki, öldükten sonra adım unutulmasın. Hizmetlerim anılıp hayırla anılayım. Anlatacağım hatıralarımı nazım ve nesir diliyle yazar mısın?” der.

    Bunun üzerine Çelebi, Mimar Sinan’ın anlattıklarını yazmaya başlar ve küçük bir kitap ortaya çıkar. Saî Mustafa Çelebi’nin Mimar Sinan’ın ağzından kaleme aldığı, “Tezkiretü’l Bünyan” ve “Tezkiretü’l Ebniye” adını verdiği ve günümüzde ‘Yapılar Kitabı’ adı altında toplanarak yayımlanan bu eseri, büyük ustanın yaşam öyküsünü, eserlerinin envanterini ve kendi dönemine ait gözlemlerini içermektedir.

    Mimar Sinan’ın yaşantısına dair birçok ayrıntıyı, eserlerini, döneminin insanları hakkındaki düşüncelerini bu kitap ile, Sinan’ın kendi ağzından öğrendiğimiz gibi, Süleymaniye Cami’nin sırlarını da belli ölçülerde, bu kitapta bulabiliyoruz.

    Mustafa Saî Çelebi’nin ‘Yapılar Kitabı’ndaki anlatım tarzına uyarak ama konuya da Süleymaniye’den başlayarak girelim dedik...

    Mimar Sinan, Süleymaniye Cami’nde, bir çok sorunu olduğu gibi, akustik sorununu da mükemmel bir biçimde halletmiştir. Bu konuda yine rivayete dayanan hoş bir hikâye vardır: Cami inşa edilirken, Sinan’ın mihrapta nargile içtiği söylentisi yayılır. Söylenti padişaha kadar varır. Kanunî, bu söylenenlere inanmak istemese de bir gün ansızın inşaata baskın yapar. Bakar ki, Sinan gerçekten mihrapta nargile tokurdatıyor.

    “Mimarbaşı, camide nargile içilir mi, sen bu işi yapmazdın, nedir bunun hikmeti” diye sorar.

    Sinan şöyle cevap verir: “Sultanım, dikkat edin nargilemde tömbeki, tütün yoktur. Sadece suyun fokurdamasından meydana gelen sesin cami içerisinde dağılımını kontrol ediyorum. Buradaki suyun sesi caminin her tarafına eşit yayılırsa, yarın burada Kuran okuyacak olan hocanın sesi de 60-70 metreye kadar toplanan cemaat tarafından duyulacaktır. İşte bu yüzden, akustiği kontrol ediyorum.”



    Mimar Sinan’ın ‘çıraklık eseri’ İstanbul Şehzade Camii (1548) ile ‘ustalık eseri’ Edirne Selimiye Camii (1566-1574) arasındaki bir dönemde inşa edilmiş olan Süleymaniye (1550-1557), yapıların yerleştirilmesindeki ustalığın yanında, gerek ekonomik ve kültürel işlevleriyle, gerekse sanatla politik gücün birleşimini temsil edişiyle, Türkiye için büyük ve önemli bir geçmişi hatırlatmaktadır.

    Bunun yanı sıra, Süleymaniye’nin kendine has sırları da vardır. Stefanos Yerasimos’un, ‘Süleymaniye’ adlı eserinde (Yapı Kredi Yayınları, Mart 2002, İstanbul) vurguladığı gibi, İustinianos İmparatorluğu’nun takipçisi bir imparatorluğun hayal gücünün ürünü olmasıyla birlikte, Süleymaniye Camii, aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu’nun bir asırdır yeniden keşfetmeye uğraştığı ‘tek kütleli mabet’ örneği ile, büyük bir kubbenin sırlarına yolculuk etme sürecinin son aşamalarından biri olmuştur.

    Gerçekten de, Ulya Vogt-Göknil’in ‘Mimar Sinan’ adlı kitabında da değindiği üzere, Osmanlı İmparatorluğu, ‘Muhteşem Süleyman’ çağında, İustinianos devri Roma İmparatorluğu ile karşılaştırılabilecek bir büyüklük ve güce erişmiş; özellikle -Mimar Sinan’ın deyimiyle kendisinin ve Osmanlı mimarlığının ‘kalfalık eseri’ olan- Süleymaniye Camii ile, elindeki insan gücü ve ekonomik kudret sayesinde açıkça, ama basit bir taklitle yetinmeyerek onu aşmak amacında bir ‘meydan okuma’ işine kalkışır.

    İşte belki de, Süleymaniye’nin en büyük sırrı budur!

    Ama, caminin, ayrıntıya inildikçe insanı etkileyen başka özellikleri de vardır...

    Caminin temelleri atıldıktan sonra, temelin iyice oturması ve sonradan bir çöküntü olmaması için, inşaata bir yıl ara verilir. Ağır masraflar yüzünden caminin yapımına ara verildiğini zanneden İran Şahı Tahmasp Han, inşaatın devamı için, kıymetli mal yüklü bir kervanı ve içi değerli taşlarla, mücevherlerle dolu bir kutuyla, bu hediyeleri göndermesinin sebebini açıklayan bir mektubu Kanunî’ye yollar.

    Bu mektuba ve üsluba sinirlenen padişah, malları elçinin gözleri önünde bahşiş olarak dağıtır ve kutuyu Sinan’a vererek içindeki mücevherleri yapının taşlarına karıştırmasını buyurur.

    Mimar Sinan, değerli mücevherleri minarelerden birinin taşları arasına maharetle yerleştirir. Güneş ışığında pırıl pırıl parladığı için bu minareye ‘Cevahir Minaresi’ adı verilir. Evliya Çelebi zamanla sıcaktan bozulduğunu ve taşların pırıltısının kaybolduğunu belirtir...


    Süleymaniye’nin dört minaresi İstanbul’da yaşamış dört büyük hükümdarı; Fatih Sultan Mehmet, II. Bayezid, Yavuz Sultan Selim ve Kanunî Sultan Süleyman’ı ya da camiyi yaptıranın İstanbul’un fethinden sonraki dördüncü padişah olduğunu temsil eder... İki uzun minaredeki üçer, iki kısa minaredeki ikişer şerefeleriyle toplam on şerefe de, o devre kadar hüküm sürmüş on padişahı ya da camiyi yaptıran Kanunî’nin onuncu padişah olduğunu temsil eder... Minarelerin uzun ve kısa düzenlenişi, ana kütleyle beraber yapıya modüler sistemde piramidal bir görünüm kazandırır. Uzaktan bakıldığında, birbiri üzerinde göklere yükselen bir merdiven gibi duran bu orantı ustalığı, Hıristiyan öğretide, “Yakub’un Merdiveni” ile anlam bulur...

    Caminin içinde yanan yaklaşık 250-300 kadar kandilin isi, yukarıdaki bir akımla kapı üstündeki dört pencereden is odasına çekilirdi. Kitap yazımında ve hattatlıkta kullanılan mürekkebin en güzeli bu isten elde edilirdi. Halen Süleymaniye Kütüphanesi’nde mevcut olan bazı kitaplar bu isle yapılan mürekkeple yazılmıştır...

Benzer Konular

  1. Sanat Müziği Eserleri Sözleri
    By ABYSS in forum Yerli Şarkı Sözleri
    Cevaplar: 2
    Bölüm Listesi: 04-27-2009, 04:10 PM
  2. Irak'taki Türk Mimari Eserleri
    By ABYSS in forum Genel Tarih
    Cevaplar: 0
    Bölüm Listesi: 01-09-2007, 04:00 PM
  3. Türk Büyükleri Serisi : Mimar Sinan
    By ABYSS in forum Genel Tarih
    Cevaplar: 4
    Bölüm Listesi: 01-08-2007, 09:02 PM
  4. Devrim Erakalın ve eserleri
    By ABYSS in forum Türk Kültürü
    Cevaplar: 1
    Bölüm Listesi: 12-26-2006, 07:27 PM
  5. Mimar Sinan (1489 - 1588)
    By xCaLiBrEx in forum Tarih
    Cevaplar: 0
    Bölüm Listesi: 12-08-2006, 02:20 AM

Beğenilen Sayfayı İşaretleyin

Beğenilen Sayfayı İşaretleyin

Yetkileriniz

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • Eklenti Ekleyemezsiniz
  • You may not edit your posts
  •  
[Gizlilik Politikası]-[UslanmaM Kuralları]-[UslanmaM İletişim/Contact]