![]() |
![]()
|
![]()
|
||||||
| Osmanlı Tarihi Osmalı Tarihi Hakkında İhtiyacınız Olan Bütün Bilgilere Bu Başlık Altından Ulaşabilirsiniz. |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
|
Mareşal
![]() ![]() |
BİR FATİH VE BİR FETİH
Büyük âlim âdil ve âbide şahsiyet Sultan II. Murat Han ve değerli zevceleri Hüma Hatun'un sevgi şefkat merhamet uyum ve iktidarlarının nişânesidir Mehmet Bebek.Bursa'nın gülü Edirne'nin süsü Amasya ve Manisa'nın amberçiçeği İstanbul'un gül olmuş goncasıdır şehzade ve sultan Mehmed.Molla Hüsrev Molla Gürâni ve Akşemseddin'e sâdık bir ilim talibi şehzadedir Mehmed.Gemileri karadan yürüten devrinin en iyisi olan Havan topunu icad eden Hz. Peygamberin: "Konstantin (İstanbul) mutlaka fethedilecektir; onu fetheden komutan ne güzel komutandır onun ordusu ne güzel ordudur" övgüsüne mahzar olmuş ulu sultandır Fatih.Yalan dünyanın süsü ve rüyası Konstantin her dem devrinin devletlerinin kalp atışlarını hızlandıran bir konum ve büyüye sahiptir.Şark ve garbın fetih arzusu hiç dinmemiştir. İslam tarihinde Hz. Osman (r.a) ile başlayan kuşatma harekâtları 29. denemede 29 Mayıs 1453'te kaderinde yazılı olana teslim olmuştur.Öyle bir teslim oluş ki emanetini beklediğine kavuşmanın bahtiyarlığını yedi tepesinde esen gönülleri okşayıcı ılık rüzgârlarla selamlar Fatih'ini.Ol Fatih ki hilyesindeki muhabbet ve müebbed çiçeklerini önde ve önder olan Molla Gürâni'ye tevdi eder.Ol Fatih ki Ebu Eyyüb el-Ensâri'ye olan sevgi ve muhabbetini mesken-i Eyüp olarak faniye bâkî kılmıştır.Ol Fatih ki hocalarına sadakatle Hz. Ebu Bekir'e adalet bağı ile Hz Ömer'e tabiatında olan hilm ve cömertliği ile Hz. Osman'a yiğitlik ve cesareti ile Hz. Ali'ye benzer vasıflarının oluşturduğu bir bünyeye muttasıldır.Ol Fatih ki Avrupa için haklı olarak karınlık bir dönemi ifade eden Ortaçağı kapatıp aydınlık yeniçağın açılmasına vesile olan 21 yaşında genç yağız bir delikanlıdır Sultan Mehmed.Ol Fatih ki İstanbul'u önce beyninde fetheylemişti de bu fethe yeni bir haçlı seferinin neden olacağını düşünen ve fetih girişiminden vazgeçirmeye çalışan Sadrazam Çandarlı Halil Paşa'yı fetih sonrası tutuklattırıp idam ettirmişti.Ol Fatih ki Kâinatın müşerrefi Âli Şân (şânı yüce) Efendimizin övgüsüne mahzar olmuştur.Ol Fatih ki zirvedeki İslam Medeniyetinin âliyetine katkı için Sahn-ı Seman medreseleri kurup aydınlık dönemin nurunu sonraki asırlara taşımasını bilmiştir.Ol Fatih ki kendi kurdurduğu medreseye öğrenci olabilmek için kendi atadığı müderrislerin imtihanlarına tabii olacak kadar alçakgönüllü yapısını şeb-i arus'na kadar devam ettirmiştir.Ol Fatih ki Eflak Beyi III. Viad isimli kazıklı voyvoda Osmanlı elçilerini kazıklara oturturken Ol Fatih fetihten sonra korku içinde sinmiş olan Rumlara patrik seçmelerini öğütlüyor ve bizzat yardımcı oluyordu.Ol Fatih ki bugün can kardeşlerimiz olan Bosna halkı O'nun devrinde (1483) ekmel dîn olan İslam ile müşerref oluyordu.Ol Fatih ki 30 yıllık padişahlık hayatında haklı nedenlerle açtığı savaşların yirmi beşinin başında bizzat bulundu ve Osmanlı'ya 18 ülke dâhil ederek İmparatorluğun temellerini attı.Ol Fatih ki Yurt dışındaki ilim bilim ve sanat adamlarına büyük teşvikler sağlayarak onları İstanbul'a ve Osmanlı'ya kazandırmıştır. Bugünün terimiyle beyin göçü dediğimiz şeyi lehimize kullanmasını bilmiştir. Ünlü astronomi ve matematik bilgini Ali Kuşçu bu dönemin kazanımları arasındadır. İmara önem verip Ayasofya ve Fatih'i cami olarak Topkapı'yı saray olarak Rumeli'yi hisar olarak Osmanlı'ya kazandırmıştır.Ol Fatih ki Karadeniz'i bir Osmanlı gölü haline getirdi.Yürü hâlâ ne diye oyunda oynaştasın?Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın! *** Fetih sonrası dünya tarihinde önemli gelişmeler yaşandı. Bunlar: 1. Bin yıllık Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu son buldu. 2. Ortaçağ kapanıp Yeniçağ açıldı. 3. Osmanlı devletten imparatorluğa geçti. 4. Bizans'tan İtalya'ya sığınanların katkısıyla Rönesans hareketleri hızlandı. 5. Anadolu Avrupa ve dünyadaki güç dengesi Osmanlı'nın lehine döndü.Bugün İstanbul 2010 yılı Avrupa Kültür Başkenti seçildi ise bunu Fatih'e ve Fatih'in nesline borçlu olduğunu hiçbir kimse unutmamalıdır.Adem KALINSAZ "Fatih" Kime Denir? / Ahmet Ay Bizim "biz"e ait değerlerimiz vardır. Ve bize ait tariflerimiz... Bizi "biz" yapan işte bunlardır. Bu nedenle bizi ancak "biz"im gibi olanlar anlar. Ve bizi ancak "bizim" gibi olanlar anlatır... Biz "biz"izdir çünkü. Bizi farklı ve üstün kılan da işte budur!Bazıları büyük zaferler kazanmış liderlerine "imparator" derler. Bazılarıysa sadece "kral..." Bazılarıysa daha farklı ifadeler kullanır. Bizse onların kullandıklarını kullanmayız asla... Gönlümüzde yatan aslanın hayali başkadır çünkü. Bizim sultanımız sığmaz böyle tariflere! Biz ona ancak "Fatih" deriz. Ve onu "Fatih"imiz diye severiz. Başka isimler ve namlar etkileyemez büyüleyemez bizi onun kadar. Ve başka tariflerin gücü yetmez asla bizim liderimizi anlatmaya...Peki ya farkı nedir "Fatih"in diğerlerinden? Özelliği nedir? Neden bizim kültürümüzde büyük komutanlar büyük liderler (başka bir unvanla değil de) bu nam ile yâd edilir?Sanırım bütün bu soruların cevabında gizlenen bir büyük hakikat var. İşte o hakikattir ki ancak; bizim dinimizin ve kültürümüzün üstün taraflarını ortaya koyar. Bizim bir liderde ne aradığımızı bizim için liderliğin ne anlama geldiğini tarif eder herkese...Dilerseniz bu konuyu biraz daha açalım... "Fatih" unvanı bildiğiniz gibi Arapça bir kelimedir ve "feth" kökünden gelir. Ondan türetilerek yapılır. "Feth" ise sanıldığı gibi "yıkmak" veya "ele geçirmek" demek değildir... Aslında o Arapça "açmak" manasındadır. Gariptir ki diğer kültürlerde hep "kazanmak hükmetmek güçlü olmak" gibi köklerden kurulan kelimelerle anılır komutanlar... Bizim kültürümüzdeyse aksine komutan "yıkan" veya "yok eden" değildir "açan"dır. Çünkü "feth" kelimesi manaca bu gibi menfilikler ifade etmez. Hatta öyle ki Allah'ın da güzel isimlerinden birisi (yine aynı kökten türetilen) "Fettah"tır.Bu demektir ki; onların hep menfi yönleriyle andıkları saydıkları liderlerine bedel bizim çığır açan çağ açan kapılar açan "Fatih"lerimiz vardır. Ve "Fatih" unvanını ancak bu nama layık olanlar taşır.Selahaddin Eyyübî'yi "Kudüs Fatihi" Amr bin As'ı "Mısır Fatihi" Tarık bin Ziyad'ı "İspanya Fatihi" yapan sır neyse Sultan Mehmet Han'ı da "İstanbul Fatihi" yapan sır odur. Fatih'tirler çünkü onlar "açılım" insanlarıdır. Zihinleri fikirleri ve kalpleri "yapabileceklerinin" hayalleriyle dolar taşar. Kararlıdırlar gerekirse bu yolda tüm gemileri yakarlar. Onların elleri öyle yerlere yetişir ki bizim hayallerimiz dahi oralara yetişemez. Ve onların hayalleri öyle yerlere yetişir ki bulundukları çağ onları kaldıramaz. Ortasından çatlayıp başka çağlara inkılâp eder.Onların her bir hamlesi büyük değişim dalgaları meydana getirir. Yaptıkları "açılım" hareketleriyle bırakın sadece hükmettikleri insanların zihinlerini bütün insanlığın düşünce yapısı değişir. İmkânsız sanılanlar mümkün hale gelir. "Olmaz" denilen şeyler olur. İçinde yaşadıkları milletler onların kalplerindeki heyecanın şiddetiyle heyecana gelir ve açılımlar "feth"ler birbirini izler. Ta ki eserleri ve izleri unutulmaya yüz tutana kadar...Hakikaten de tarihçiler Avrupa'da değişimin başlangıcı sayılan "Rönesans ve Reform" hareketlerinin tetikleyicisi olarak bugün İstanbul'un Fethi'ni göstermektedirler. İstanbul'un Fethi ve beraberinde getirdiği sosyal siyasal değişim Batı'nın bugünkü şeklini almasında baş mimar konumundadır. Yıkılmaz sanılan surların yıkıldığı alınmaz sanılan bir şehrin alındığı o kutlu gün Batı'nın tabuları da yıkılmaya başlamıştır. Hem İstanbul'dan Batı'ya oluşan göç dalgası hem de "feth" ile ulaşılan beldede iki kültür arasında yaşanan kaynaşma Batı'da büyük değişimlerin yaşanmasına neden olmuştur. Bu yönüyle Sultan Fatih İstanbul'u alarak sadece devletinin iki yakasını birleştirmekle kalmamış aynı zamanda Doğu ve Batı kültürlerini de bir şehirde buluşturmayı başarmıştır. Böylece Doğu ve Batı medeniyetleri arasındaki o zamana kadar en sıcak temas yaşanmaya başlamıştır. Asırlarca süren bu temas ve diyalog sırasında Batı'nın Doğu'dan öğreneceği çok şeyler vardır.Bu perspektiften bakılınca Fatih Sultan Mehmet Han gerçekten muhteşem bir "açılım" insanı olarak görünmektedir. Mesela zamanına kadar görülmemiş büyüklükte toplar döktürmesi büyük bir açılımdır. Havan topunu ilk icat eden olması büyük bir açılımdır. Gemileri karadan yürütmesi büyük bir açılımdır. Ceddinin de defalarca denediği ama başaramadığı bir şeyi daha o genç yaşında başaracağını düşünmesi ise açılımlarının en büyüğüdür. Başka hiçbir neden olmasa bile başardığı bu tür açılımlar ona "Fatih" unvanını helal kılmaya yeter. O "Sultan Fatih"tir çünkü o dedelerinin ellerinin ulaşamadığı yerleri genç yaşında "feth" etmiştir.Peygamber Efendimizin (s.a.v.) Sultan Mehmet Han'da beğendiği senaya layık gördüğü yönlerden birisi de belki budur. O ve ordusu hem ihlâslarıyla hem cesaretleriyle ve hem de zihinlerindeki "açılımcı" yapıyla bu övgüyü ve iltifatı layıkıyla taşımışlar hak etmişlerdir. Hatta denilebilir ki Cengiz Han'ın tutuşturduğu Moğol fitnesinden sonra bir daha birleştirici bir devlete asla kavuşamayacaklarını düşünen eski savletli günlerinin asla geri dönmeyeceğine inanan davasına inancını kaybeden âlem-i İslam bu fethin tesiriyle heyecanlanmış gayrete gelmiş ve Osmanlı bayrağı altında onurla durmaya başlamıştır. Fatih Sultan Mehmet bu yönüyle de müthiş bir açılım yapmıştır.Kader-i İlahî'nin kendisine biçtiği rolü oynayan İstanbul tarih boyunca pek çok açılıma sahne olmuştur. Doyumsuzluk içinde yeni açılımların geleceği muhteşem baharları beklemektedir. Zira "Fatih" bir milletin ruhudur! Beden değişse de ruh daim ve baki kalır. Bizler ve İstanbul hâlâ o ruhun dirileceği ve milletimizin "açılımlar" ile dünyaya baharlar yaşatacağı günlerin hayalinin kurmaktayız. Biz hayalciyiz hayal kurarız. Ama gün gelir bir "Fatih" çıkar bizim hayallerimizin bile yetişmediği yerlere elini uzatır alır. Biz de (ya hayatta veyahut mezarımızda) o günün bahtiyarlığı içinde rengârenk çiçekler açarız. Dirilen "Fatih" ruhuna methiyeler yazarız.Ahmet Ay Ayasofya'nın Minareleri - Can Alpgüvenç *Minareler Ayasofya'nın hantal siluetini giderdiği gibi![]() İslâmî manzarasını da güzelleştiriyor: Osmanlı ordusu 29 Mayıs 1453 Salı sabahından itibaren şehir surlarını aşarak İstanbul'a akmaya başladı ve kısa zamanda şehre hâkim oldu. Fatih Sultan Mehmet mukavemet kırıldıktan sonra olabilecek bir suikast tehlikesine karşı tedbir olmak üzere sancak beyleri ile emrindeki askerin sokak başlarını tutmalarının ardından Topkapı'sından tören alayı ile şehre girerek doğruca Ayasofya'ya gitti.Hıristiyan din adamlarının ve Bizans halkının biriktiği Ayasofya'nın önünde atından inerek yerden bir avuç toprak aldı ve başına götürdü. Sonra da devrin tarihçilerinden Nestore İskinder'in naklettiğine göre başta din adamları olmak üzere yerlere kapanarak ağlayan halka eli ile susmasını işaret ettikten sonra patrik olduğu söylenen kişiye döndü. Herkesin duyabileceği bir sesle şunları söyledi:'Atanasios sana söylüyorum senin yanındakiler ve halkına da sesleniyorum! Bugünden itibaren kızgınlığımdan korkmayın hatta ölümden ve esir olmaktan da korkmayın.'Ardından paşalarına ve sancak beylerine döndü: 'Paşalarım ve Beylerim! Askerlerimin şehir halkına kadın ve çocuklara karşı; katletme esir etme veya başkaca düşmanca davranışta bulunma gibi her türlü davranışına mani olun. Eğer bir kişi bile emrimi dinlemeyecek olursa öldürülecektir!'Sonra da herkesin evlerine gitmelerini emretti. Baykuş nöbet bekliyor! İstanbul'a XV. Asrın ilk yarısında gelen Batılı gezginler hem şehrin hem de Ayasofya'nın bakımsız ve perişan bir halde olduğunu belirtir. Bunlardan İspanyol Ruy Gonzales de Clavijo Ayasofya'nın harabelerle çevrili olduğunu kilisenin birçok bölümünün kullanılamaz durumda bulunduğunu kapılarından bazısının yerlere düştüğünü yazar.*** Sultan II Mehmed Ayasofya'ya girince şükür secdesine kapandı iki rekât namaz kıldı rivayetlere göre ilk ezan da bu sırada okundu. Maiyeti ile beraber ilk namazı eda ettikten sonra kilisenin perişan durumu karşısında şaşkınlığını gizleyemeyen Fatih Sadî'nin şu ünlü beytini söylemekten kendini alamadı:'Perde dârî mî guned der tâk ı kisrâ ankebût Bûm- i nevbet mî zened der kal'a-ı Efrâsiyab' Ayasofya'nın tahta minaresi Fatih Osmanlılarda bir gelenek olarak devam eden ve asırlardır uygulanan kurala göre şehrin en büyük kilisesi olan Ayasofya'yı camiye çevirdi ve ilk hayratı olarak vakfetti.Hünkârın iradesiyle fethin üçüncü gününe rastlayan Cuma gününden önce yani Ayasofya'da askeriyle beraber ilk Cuma namazını kılacağı saate kadar kilisedeki bütün tasvir ve heykeller kaldırıldı mozaiklerin üzerleri ince bir sıva tabakası ile örtüldü. Mimarlarla ustalar gece gündüz çalışarak kıble tarafına bir mihrap inşa ettiler hutbe irat edilebilmesi için minber eklediler.Sultan Fatih Hocası Akşemseddin'in Cuma hutbesini irad etmesi ve Cuma namazını kıldırmasının ardından; son derece bakımsız bir halde bulunan Ayasofya'da derhal yoğun onarım çalışmalarına başlanmasını emretti.Ayrıca mimarlar ilk Cumadan önce Ayasofya'nın güneybatı köşesinin yakınındaki yarım kubbe üzerine (Tramvay Yolu'na bakan köşe) bir de ahşap minare inşa ettiler.Minarenin temelini hazırladım! Fatih döneminde yapılan Ayasofya'nın ilk minaresiyle ilgili bir de efsane vardır. Efsaneye göre bu ilk minarenin kaidesi Ali Neccar isimli bir Türk mimarın eseridir. Evliya Çelebi'nin verdiği bilgiye göre; İstanbul'un fethinden birkaç yıl önce; Fatih Edirne valisi iken Bizans imparatoru depremde zarar gören Ayasofya'nın kuzey duvarının tamiri için Fatih'ten yardım talep etmiş Sultan bunun üzerine Ali Neccar adlı mimarını İstanbul'a göndermiştir. Bu mimar eklediği istinat duvarlarıyla Ayasofya'yı yıkılmaktan kurtarmış ayrıca bir istinat duvarının içine 200 basamaklı bir de merdiven yapmıştır. İmparator merdivenin sebebini sorduğunda 'Kurşunluğa çıkmak için' cevabını veren Mimar Edirne'ye döndüğünde Sultana şöyle konuşmuştur:'Sultanım dört payanda ile Ayasofya'nın kubbesini kurtardım tamir vazifesi bana kısmet oldu. Fetih vazifesi ise size düşüyor. Hatta yapacağın minarenin temelini de hazırladım ve üzerinde ilk namazı da ben kıldım.'Ancak Fatih döneminde üç günde inşa edilen tahta minare Mimar Ali Neccar'ın Ayasofya'nın kuzey duvarını takviye için yaptığı istinat duvarlarından biri üzerine inşa edilmemiştir.Fetih hatırasıdır yıktırılamaz!Ayasofya'nın ikinci minaresi Sultan II. Bayezid döneminde caminin kuzeydoğu köşesine yani Topkapı Sarayı'nın Bâb-ı Hümayun tarafına (ahşap minarenin çaprazı) inşa edildi. Ancak bu minare yapılışından birkaç yıl sonra 1509'da meydana gelen büyük depremde yıkıldı. Bunun üzerine Sultan II. Bayezid bu defa de Ayasofya'nın güneydoğu köşesine (Deniz tarafına bakan köşe) 'Tuğla Minare' olarak bilinen 16 köşeli minareyi inşa ettirdi.Sultan II. Selim döneminde Mimar Mehmet Ayasofya ana binasının çevresinin payandalarla takviye edilmesi eski payandaların tamiri ayrıca ahşap minaresinin harap olduğu belirtilerek yerine kâgir olarak yenisinin yapılması gerektiğini ifade etti. Sultan II. Selim ' O minare dedemin İstanbul fethi hatırasıdır yıktırılamaz!' diyerek bu fikri bir süre kabul etmediyse de daha sonra izin verdi. Daha sonra da Mimar Sinan'dan (21 Haziran 1573'te) yarım kubbe üzerindeki ahşap minarenin kaldırılarak hemen önündeki payenin üzerine yeni kâgir bir minare yapılmasını istedi. Bunun üzerine ahşap minare 1574'de yıkılarak yerine ayni köşeye yeni bir minare inşa edildi.Sultan II. Selim bu karardan kısa süre sonra Mimar Sinan'dan Ayasofya'ya iki minare daha ilave ederek minare sayısının dörde çıkarılması istedi.Cenabî tarihinde 'Bu sene (980) Sultan Selim Han emr eyledi ki; Ayasofya'nın etrafında olan evler yıkılup ve cami-i şerif ta'mir ve termim olunub ve dört minare bina olunub ve iki medrese bina oluna ' der.Bu minareler padişahın sağlığında tamamlanarak hizmete girdi. Dolayısıyla bugün batı tarafındaki (tramvay yolu tarafındaki) minarelerle Topkapı Sarayı köşesindeki minarenin yapımı Sultan II. Selim dönemine aittir. Minareler İslâmî manzarayı güçlendirdiBugünkü Ayasofya ancak dört tarafındaki göğüsleme duvarlarının (payandaların) yardımıyla ayakta durabilmektedir. Sayısı irili ufaklı yirmi dört olan bu payandaların büyük çoğunluğu Osmanlılar döneminde yaptırılmış ayrıca Bizans devrinde yapılanlar da yine aynı dönemde tamir edilmiştir. Meselâ; Sultan Fatih veliaht iken son Bizans imparatorunun ricasıyla İstanbul'a gönderilen Mimar Ali Neccar Ayasofya'yı tamir ederek dört adet istinat duvarı inşa etmiştir. Böylece fetihten önce yapılan payandalardan dördünün inşası da yine Türklere aittir. Kısacası fetihten sonra Osmanlı devirlerinin bütün meşhur mimarları Ayasofya'yı ayakta tutabilmek için var güçlerini harcamışlardır.*** Minareler payanda duvarı vurulması mümkün görülmeyen kuzeybatı ve güneybatı köşelerinde ağırlık kulesi vazifesi görme dışında Ayasofya'ya eşsiz bir zarafet kazandırmakta ayrıca kendilerinden birkaç misli kalın olan kaideleriyle camiye sıkıca perçinlenerek adeta mâbedin esas gövdesine istinat duvarları olmaktadırlar.Bu minareler Ayasofya'nın hantal silueti giderdiği gibi İslâmî manzarasını da kuvvetlendiriyor.BİR FETİH İstanbul'un fethi insanlık tarihi için şüphesiz en önemli olaylardan biridir. Bunun için fatih ve fetih hakkında yazılan gerçeklerkadar abartılarak övülen ve yine abartılarak yerilen yerli ve yabancıyazarların yazılarına sıkça rastlamak mümkündür. Hepimiz tarih derslerinin ilk saatlerinde kulağımıza kazınan tarihteki her olayın o zamanın durum veşartlarına göre değerlendirilmesi kuralını duymuşuzdur. Şartlar ve sebepler tarihte yaşananların doğru anlaşılmasında ve yorumlanmasında vazgeçilemez birer kılavuzdur. Her şeyden önce unutulmamalıdır ki İstanbul'un fethi birsavaştır. İki farklı ülke ve iki farklı ordu arasında günlerce karada vedenizde süren çetin bir savaş. Bu savaşı şiirlerin kahramanlık dolu dizelerine sığdırmak mümkündür. Fakat duygusallığın bu denli yoğun katıldığı nesir veya nazım fetihe dolayısıyla savaşa ters düşmektedir. Fetih savaşkimliğinden çıkarılıp şenlik havasına büründürülmemelidir. Bu belki yerli yazar ya da şairlerimizin milli duygular içinde heyecanla bilerek yadabilmeyerek fethi savaştan çok uzaklara taşıma gayretidir. Duygusallıkla yoğrulan kelimelerin fethi bir şölen havasına sokma uğraşı en çok tarihitarafsızca anlamaya çalışan öğrencilerin bildikleriyle ve öğrendikleriyle çelişkiye düşmektedir. Unutulmamalıdır ki gemilerin karadan geçirilerekHaliç'e indirilmesi ardında mucizevi ve sanatsal pay aramak en çok takdireşayan bir emir komuta zincirine müthiş bir iradeye ve eksiksiz birorganizasyon gücünün var oluşuna ve yaşanmışlığına zarar vermektedir. Aynı şekilde o tarihlerde Doğu Roma İmparatorluğu'nun yaşadığısosyal ve ekonomik bunalımlarının varlığı doğru olmakla birlikte bu durumunfethin hazırlıklarından başlayarak sonuna kadar geçen sürede Osmanlı Orduları karşısında ki yenilginin ve teslimiyetin esas sebebi olarak göstermek haksızlık olacaktır. Çünkü Osmanlı Ordusu sadece kendileri gibi eli silahlı askerlerle değil ayrıca onların tarih boyunca övündükleriyenilmezlik ve surların geçilmezliklerinin kendinde yarattıkları güvenle de savaşmışlardır. İşte bundan dolayı yaşananlar uzun ve zorlu bir savaş halini almıştır. Sultan Mehmed her şeyden önce iyi bir müslümandır. Onu barbar bir komutan acımasız bir insan hele ki din değiştirmeye göz kırpankararsız biri olarak tanımlama çabası sadece bundan dolayı bile sahte veasılsız olmaya mecburdur. Beraberinde dönemin seçkin din ve bilim adamları ile tarihçilerini direk veya dolaylı olarak kuşatmayla alakadar etmesi![]() onun için fethin ne anlama geldiğini hayal etmemizde bize yardımcı olmaktadır. O en başından beri yaşanılacakların tarihe her şeyden enönemlisi İslam'a ve dolayısıyla insanlığa mal olacağını biliyordu. Onun zaten bünyesinde hiçbir zaman barındırmadığı gaddarlığı barbarlığı veinsafsızlığı ona yakıştırmaya çalışmak bu hassasiyet ve inancından dolayıgeçersizdir. Ama kim ne derse desin yaşanılan bir savaştır. Dökülmesi gerektiği kadar kan dökülmüştür. Ve savaş başlamadan önce yaşanan elçi trafiğinde Fatih Sultan Mehmed şehrin teslimini aksi halde savaşın başlayacağını defalarca bildirmiştir. Amansız baskın yöntemi değil gayetaçık ve net görünür olarak savaş hazırlıkları yapılarak savaşa başlanmış olduğundan karşı tarafta hazırlıklarını tamamlama ve savaşa hazırlanmaimkanı bulabilmiştir. Bu şüphesiz şehirde kalan siviller hakkında şehrin yönetimine Fatih tarafından verilmiş akıbetini belirleme süresidir. Busürede alınacak her türlü yanlış kararın peşinde sürüklediği acı ve kederin ![]() fethin sahibi olan Fatih'e mal edilmemesi gerekir. Sonuç olarak fetih top yekün bir savaştır. Hatta o güne kadar yapılan meydan savaşlarından şartları bakımından daha ağır ve zor olduğuiçin içinde zorluk ve direncin daha yüklü olduğu bir savaştır.Dolayısıyla fetih ile ilgili okuduğumuz veya duyduğumuz asılsız mesnetsiz ve haksız dayatma ve iddialara karşı aynı ölçüde tepki olarakduygusallığın edebiliğin merhametin ve masumiyetin gayreti içinegirmemeliyiz. Gözden kaçırılmamalıdır ki bu savaş siyasi sosyal vekültürel yönden bakıldığında bir fetihtir aslında. Ve bu fetih bu kadar yalın ve makyaja gereksinim duymayan sade bir güzellik olmakla birlikte ![]() bize ve tarihe başlangıç olarak yetmiştir ve yetecektir. Özkan ÇETİN İstanbul'un Fethi: II. Mehmet babasının ölümü üzerine ikinci kez Osmanlı tahtına oturduğunda devletin ortasında bir şer adacığı hâlinde kalmış köhne Bizans'ı ortadan kaldırmayı öncelikle hedef olarak belirlemişti. Böylelikle Osmanlı devleti tam bir cihan devleti haline gelebilecekti. Hedefini gerçekleştirmek için ilkin Sırbistan ve Eflâk ile anlaşma imzalayan Fatih Karamanoğlu tehlikesini de geçici de olsa bertaraf etti. Bizans'a ulaşabilecek muhtemel yardımı önlemek için Boğaz'ın Avrupa yakasına Rumeli Hisar'ını yaptırarak kuşatma hazırlıklarını tamamladı. Nihayet kuşatılan İstanbul'a karşı 6 Nisan 1453'te kara ve denizden saldırı başlatıldı. II. Mehmet Edirne'de döktürdüğü çağının en güçlü toplarıyla İstanbul surlarını karadan sarsarken 18 Nisan'da donanma bütün İstanbul adalarını ele geçiriyordu. Fakat Haliç'in zincirle kapatılması sebebiyle kara ve deniz birlikleri müşterek bir harekâta geçemiyor ve bu durum da kuşatmanın başarısına gölge düşürüyordu. Nihayet 22 Nisan'da Osmanlı donanmasının karadan Haliç'e indirilmesi gibi müthiş bir plânın gerçekleştirilmesi kuşatmanın seyrini değiştirmeye başlamıştı. :-):-):-):-)en parçalık donanmayı bir anda karşılarında gören Bizans'ın direnme gücü artık kırılmıştı. 29 Mayıs 1453'teki nihaî harekâtla İstanbul fethedildiğinde II. Mehmet Peygamberimizin müjdesine mazhar oluyor ve "feth-i mübin" ile "Fatih"lik şerefini elde ediyordu.Bizans'ın ortadan kaldırılması hem Türk tarihi hem de dünya tarihi açısından büyük bir öneme sahiptir. Bu fetihle Osmanlı Devleti artık tam bir cihan devleti hâline gelmiş İslâm dünyası ve Avrupa içinde büyük bir prestij ve güç kazanmıştır. Avrupa için bu fetih çağ açıp çağ kapayan bir fetihtir. Katolik Avrupa'nın Ortodoks dünyasıyla bütünleşme çabaları İstanbul'un fethiyle önlenmiş aksine Balkanları da tamamen ele geçirmek suretiyle Fatih kısa zamanda Ortodoksları himayesi altına almıştır. Nitekim Papa V.Nikola'nın Türklere karşı harekete geçilmesi fikri pek taraftar bulamamış aksine Ege adalarındaki halk Balkanlardaki bazı despotluklar ve prensler Fatih'i İstanbul'un fethinden dolayı kutlayan mektuplar yazmışlardır. Papa'nın isteğine sadece Almanya Napoli ve Venedik olumlu cevap vermiş fakat onlar da kendilerinden ziyade Sırp Macar ve Arnavutları kışkırtarak sonuç almaya çalışmışlardır.Fatih'in Batı Politikaları Sırbistan Seferleri: İstanbul'un fethinden sonra Osmanlılara bağlılığını bildiren ve ele geçirdiği bazı kaleleri geri veren Sırplar Macarlar ile iş birliği yaparak yeniden düşmanlıklarını göstermeye başlamışlardı. Bunun üzerine 1454-1457 arasında üç kez peşpeşe Sırbistan'a sefer düzenlendi. Belgrat dışındaki bütün Sırp toprakları ele geçirildi. Sırp Kralı Bronkoviç'in ölümüyle başlayan taht mücadelelerinden faydalanan Osmanlılar Sırpları vergiye bağladılar. Taht kavgalarının yeniden alevlenmesi üzerine Mora seferinde bulunan Fatih Sırp meselesine son verilmesini emretti. Mahmut Paşa 1459'da başkentleri Semendire'yi ele geçirilerek Semendire Sancakbeyliğini oluşturdu. Böylece Sırbistan'da 350 yıl sürecek Osmanlı hâkimiyeti başlamış oluyordu.Arnavutluk Seferleri: Papalık ve Napoli krallığının desteği ve kışkırtmasıyla harekete geçen Arnavutluk hâkimi İskender Bey vurkaç taktiği ile Osmanlı kuvvetlerine baskınlar düzenlemekteydi. Bunun üzerine Fatih bizzat sefere çıkmaya karar verdi. 1465 yılında gerçekleşen I.seferde İlbasan Kalesi'ni yaptırıp içine asker yerleştiren Fatih Balaban Paşa'yı bölge için görevlendirerek geri döndü. Ancak Papa ve diğer devletlerden aldığı kuvvetlerle Türklere saldıran İskender Bey Balaban Paşa'yı şehit etti ve İlbasan kalesi'ni kuşattı. Bunun üzerine Fatih II. Arnavutluk Seferi'ne çıktı (1467). Ele geçirilen topraklarda yeni garnizonlar oluşturuldu. Bu sırada İskender Bey ölmüş ve yerine oğlu Jean geçmişti. Arnavutlukta başlayan kargaşa sebebiyle Fatih 3. kez Arnavutluk seferini başlattı. Arnavutların elinde kalmış olan Kroya ve İşkodra kuşatıldı. Nihayet 1479'da Arnavutluk da bir Osmanlı vilayeti haline gelmiş oluyordu.Mora Seferleri: İstanbul'un fethinden sonra Bizans İmparatoru XII. Konstantin'in oğulları rakipleri Kantakuzen ailesine karşı Mora'da Osmanlıların yardımını istemişlerdi. Turahanoğlu Ömer Bey akıncıları ile duruma müdahale etti ve muhalifler bertaraf edildi. Fakat bu sefer iki kardeş arasında mücadele başlamıştı. Bölge ülkelerinin Mora'yı istilâ niyetlerini bilen Fatih 1458'de harekete geçti. Korent'i ele geçiren Fatih Mora'nın bir kısmını merkeze bağlayarak burada bir sancak oluşturdu. Atina ve diğer bölgeler ise Osmanlı yönetimini kabul etti. Kardeşi Dimitrios'a karşı Arnavutların desteğini alan Tomas'ın Osmanlılarla yapılan anlaşmayı bozması üzerine 2.kez Mora'ya sefer düzenlendi. Tomas Papa'nın yanına kaçmak zorunda kaldı. Bölgeye çok sayıda Türk yerleştirildi. Venedikliler bölge halkını Osmanlılara karşı ayaklandırmaya çalışıyorlardı. Ancak bunda başarı kazanamayan Venedik Osmanlı kuvvetleri tarafından bozguna uğratıldı (1465).Eflâk ve Boğdan Seferleri; Yıldırım zamanında vergiye bağlanan Eflâk Prensliği'nin başına Fatih tarafından Vlad (Kazıklı Voyvoda) getirilmişti(1456). Osmanlılara bağlı görünen Vlad aslında gizliden gizliye düşmanlık ediyordu Vlad'ın Fatih'in elçilerini kazığa oturtarak öldürmesi üzerine 1462 yılında Fatih Eflâk'a bir sefer düzenledi. Boğdan'dan da yardım alan Osmanlı kuvvetleri voyvodayı uzun süre takip etti. Neticede sığındığı Macarların Osmanlılarla yaptığı anlaşma üzerine Vlad'ı esir etmeleri ile mesele çözüldü. Fatih voyvodalığa Radul'u getirdi ve Eflâk bir Osmanlı eyaleti hâline geldi. 1455'ten itibaren Osmanlı Hâkimiyetini tanıyan Boğdan Prensliği'nin Kefe'nin fethinden sonra izlediği düşmanca siyaset üzerine Osmanlı kuvvetleri 1476'da Boğdan'a girdi. Fatih'in bizzat başında olduğu Osmanlı kuvvetleri Boğdan ordusunu büyük bir bozguna uğrattı. Böylece Boğdan da yeniden Osmanlı hâkimiyetini tanımış oluyordu.Bosna-Hersek Seferleri: Osmanlılara vergi yoluyla bağlı olan Bosna Kralının anlaşmalara riayet etmemesi üzerine Üsküp'ten harekete geçen Fatih Sadrazam Mahmut Paşa ve Turahanoğlu Ömer Bey'e Bosna'nın tamamen fethedilmesi emrini vermişti. 1463 yılındaki seferle Bosna Kralı Osmanlı hâkimiyetini yeniden tanıdı. Ancak şeyhülislamın da fetvasıyla sonra öldürüldü ve bu topraklarda Bosna Sancakbeyliği oluşturuldu. Fakat ordunun İstanbul'a dönmesi üzerine aynı yıl Macar kralı Bosna'ya girdi. İkinci kez düzenlenen seferle Osmanlılar Yayçe dışındaki bütün kale ve şehirleri yeniden ele geçirdiler. Bosna seferleri esnasında Hersek Kralı Stefan da ülkesinin bir kısım toprağının Osmanlılara doğrudan bağlanması şartıyla tahtında bırakılmıştı. Ancak 1483 yılında Hersek tamamen Osmanlı toprağı hâline gelecektir.Fatih Bosna'yı Osmanlı topraklarına kattığı zaman "Bogomil" mezhebindeki Bosnalılara çok iyi davranmıştı. Hem Katolik hem de Ortadoksların kendi kiliselerine almak için baskı yaptıkları Bogomiller bu sebeple Osmanlı yönetimine sıcak bakmışlar ve kendilerine sağlanan din ve vicdan hürriyetinden etkilenerek zamanla Müslüman olmuşlardı. İşte bu Müslüman Bosnalılara "Boşnak" denilmektedir.Fatih devrinde Osmanlıların karada en güçlü komşusu ve rakibi Macarlar denizde ise Venedik idi. Macarlar bu dönemde tek başlarına Osmanlılarla baş edemeyeceklerini bildiğinden doğrudan bir savaşı göze alamamış Fatih de tabiî sınır olan Tuna'yı geçmeyi düşünmemiştir. Ancak akıncılar vasıtasıyla Macaristan'a güvenliğin sağlanmasına yönelik yüzlerce başarılı akın düzenlenmiştir. Keza Venedik Cumhuriyeti de Osmanlılarla doğrudan karşılaşmaktansa Balkanlardaki diğer devletleri kışkırtmayı yeğ tutmuştur. Güçlü donanmasıyla Mora ve Ege'deki adalara sahip olmak isteyen Venedik Osmanlılar karşısında istediği sonucu alamamış aksine pek çok ada ve kıyı kaleleri Osmanlıların eline geçmiştir.Ege Adalarının Fethi:İstanbul'u ele geçiren Fatih Bizans'a ait bütün toprakları hâkimiyeti altında birleştirmek istiyordu. Böylece Bizans'ın yeniden dirilmesini önleyeceği gibi iktisadî ve siyasî açıdan da nüfuz alanını genişletebilecekti. Öncelikle Anadolu kıyısına yakın adaları hedef alan Fatih Bizans Venedik ve Cenevizlilerin elindeki bu adalardan Anadolu'ya yapılan korsan akınlarının önünü kesmiş olacaktı. İkinci olarak Orta ve Doğu Akdenizdeki adalar hedef alınmıştı ki bu adalar Fatih'in İtalya'ya yani eski Roma'ya geçişini kolaylaştıracaktı. Nitekim Gedik Ahmet Paşa komutasındaki bir Osmanlı donanması Napoli Krallığının elindeki Otranto'yu fethetmiş ve buradan Güney İtalya'ya akınlar düzenlenmiştir.(1480) Fakat Fatih'in ölümünden sonra başa geçen II. Bâyezid Gedik Ahmet Paşa'yı geri çağırınca şehir savunmasız kalmış ve İtalyanlar kaleyi tekrar ele geçirmişlerdir).1456 yılında öncelikle Çanakkale Boğazı'na hâkim olan adalardan Gökçeada (İmroz) Taşoz Enez ve Semendirek adaları ele geçirildi. Aynı tarihlerde Limni ve Midilli halkı Türk yönetimine girmek için Osmanlılara başvurmuştu. Önce Limni ardından uzun süren kuşatmayı müteakip Midilli (1467) ele geçirildi. Venedikliler 264 yıldır ellerinde tuttukları Ağrıboz Adası'ndan Mora ve Ege adalarındaki Türk birliklerine karşı saldırılarını yoğunlaştırmaktaydılar. Bunu önlemek maksadıyla Ağrıboz'un fethine karar veren Osmanlılar neticede 17 gün süren kuşatmadan sonra amaçlarına ulaştılar. Epir despotunun elindeki Zanta Kefalonya ve Ayamavra gibi adalar da Fatih'in saltanatının son zamanlarında Osmanlı topraklarına dahil edilmiştir. Ancak St. Jean şovalyelerinin elindeki Rodos'a karşı girişilen birkaç muhasara neticesiz kalmıştır.Fatih'in Doğu Politikası Karadeniz Politikası: Osmanlılar Anadolu'nun büyük bir kısmını hâkimiyetleri altına almalarına rağmen kuzeyde Karadeniz kıyısındaki bazı yerler Trabzon Rumları Cenevizliler ve Candaroğullarının elinde bulunuyordu. Anadolu Türk birliğinin sağlanması ve ticaret güvenliği açısından bu bölgelerin ele geçirilmesi şarttı. İşte bu sebeplerle Fatih karadan ve denizden kuvvetlerini harekete geçirdi. 1461 yılında Cenevizlilerin elindeki önemli bir üs olan Amasra teslim olmak zorunda kaldı. Seferin kendisine karşı yapıldığını sanan Candaroğlu İsmail Bey Kastamonu'yu terk ederek Sinop'a çekildi. Bursa'ya dönerek birliklerini takviye eden Fatih Trabzon seferine çıkarken Sinop da dahil Candaroğullarının topraklarını savaşmaksızın ele geçirdi. Fatih'in asıl amacı 1204 yılında Lâtinlerin İstanbul'u işgal etmesi üzerine Bizans hanedanına mensup Komnenlerin ayrı bir devlet oluşturdukları Trabzon idi. Osmanlılara vergi vermeyi kabul eden Trabzon Rumları bir taraftan Fatih'in rakibi olan Uzun Hasan ile ittifak içine girmişti. Nihayet Fatih karadan birliklerini Trabzon'a gönderirken bir donanma da Sinop'tan kalkarak bölgeye yöneldi. Bu sırada Uzun Hasan'ın Osmanlı ordusunu arkadan çevirebileceği ihtimaline karşı Fatih ordusunu Sivas'ın güneyinden Yassıçemen'e çevirdi. Uzun Hasan'ın annesi Sara Hatun'un ricası üzerine Akkoyunlularla bir anlaşma yapıldı. Anlaşmaya göre Akkoyunlular Trabzon Rumlarına yardım etmemeyi vaat etmişlerdir. Anlaşmanın akabinde kara ve denizden Trabzon yeniden kuşatıldı. Çaresiz kalan Trabzon Hâkimi David Komnen şehri teslim etmeyi kabul etti (26 Ekim 1461). Böylece 258 yıl devam eden Trabzon Rum İmparatorluğu da tarihe karışmış oldu.Karadeniz'in Anadolu kıyılarını tamamen hâkimiyetine alan Fatih'in bundan sonraki hedefi önemli ticaret limanları olan Ceneviz kolonilerini ortadan kaldırarak Karadeniz'i tam bir Türk gölü yapmak idi.Gedik Ahmet Paşa komutasındaki donanma 1475 yılında Kefe Azak ve Menkup iskele ve kalelerini ele geçirdi. Böylece Osmanlılar Altınorda Hanlığı'nın zayıflamasıyla ortaya çıkan Kırım Hanlığı ile komşu oldu. Azak Kalesi'nin düşürülmesi sonucunda bazı Cenevizliler ile birlikte Kırım hanlarından Mengli Giray Han da esir edilmişti. Mengli Giray Han'ın İstanbul'a getirilmesiyle Kırım Hanlığı Osmanlı hâkimiyetine girmiş oldu. (1478). Kırım hanları 350 yıl boyunca Osmanlıların batıya karşı en güçlü müttefikleri olarak hizmet vermişlerdir.Anadolu'da Türk Birliğinin Gerçekleşmesi; Osmanlıların kuruluş devrinden beri en ciddî rakipleri durumundaki Karamanoğulları Fatih'in politikalarına karşı Akkoyunlu ve Memlûklu devletlerinin desteğini sağladığı gibi Venediklilerle de bir ittifak kurmakta sakınca görmemişlerdi. Bu düşmanca tavır üzerine Fatih 1466 yılında Karamanoğulları üzerine yürümeye karar verdi. Beylik topraklarının büyük kısmı Osmanlıların eline geçmesine rağmen Fatih Larende ve Silifke yörelerine çekilen Karamanoğullarına karşı mücadeleyi Otlukbeli Savaşı'nın sonrasında da sürdürmüştür. Fakat Karaman Beyi Kasım'ın ölümünden sonra (1483) beylik tamamen oradan kalkmış olacaktır. Akkoyunlu Beyi Uzun Hasan 1467 yılında Karakoyunlu topraklarına sahip olunca Osmanlılar aleyhine hâkimiyetini genişletmeye başlamıştı. Anadolu birliği yönündeki bu tehlike üzerine Fatih 1473'te harekete geçti. Otlukbeli mevkiinde yapılan savaşta Osmanlılar büyük bir zafer kazandılar. Artık Akkoyunlular Osmanlılar için bir tehlike olmaktan çıkmıştı.Yavuz Sultan Selim Devri:Henüz Trabzon'da vali iken Doğu'da Safavilerin nasıl güçlendiğini gören ve onlarla başarılı bir mücadeleye giren Selim tahta çıktıktan sonra Anadolu'daki mezhep mücadelesine bir son vermek için Safavilerle doğrudan savaşa girmeyi kaçınılmaz görmekteydi. Nihayet ordusunun başında Doğu seferine çıkan Yavuz Selim Çaldıran Ovası'nda Şah İsmail'in ordusuyla büyük bir meydan muharebesi yaptı. İki Türk hükümdarının mücadelesinden Selim üstün çıktı (23 Ağustos 1514). Doğu Anadolu toprakları Osmanlıların eline geçti. Yavuz Tebriz'e kadar Şah İsmail'i takip etti. Dulkadiroğulları beyliği Osmanlı yönetimine alındı ve sonra ilhak edildi (1515)Babası döneminde Memlûklara karşı yapılan seferlerin çoğu kez başarısızlıkla neticelenmesi Osmanlıların doğu'da ve İslâm dünyasında üstünlük kurmaları önündeki en büyük engel idi. Bu sebeple Safavi tehlikesini bertaraf ettikten sonra Yavuz Memlûklara karşı büyük bir ordu hazırladı. Mısır Memlûk Sultanı Kansu Gavri Osmanlı ordusunu Halep'in kuzeyinde karşıladı. Ancak Mercidabık Savaşı Osmanlıların zaferiyle son buldu (24 Ağustos 1516). Kansu Gavri savaş sırasında öldü. Malatya'dan Sina yarımadasına kadar olan topraklar Osmanlıların eline geçti. Kışı Şam'da geçiren Yavuz tekrar Mısır'a yöneldi. Yeni Memlûk Sultanı Tomanbay ile Kahire'nin kuzeyindeki Ridaniye mevkiinde yapılan savaşı da Osmanlılar kazandı. (22 Ocak 1517). Bu savaş Memlûk Devleti'nin sonu oldu. Suriye Filistin Mısır ve Hicaz Osmanlı hâkimiyetine girdi. Hülagû'nun Bağdat'ı işgal etmesiyle Memlûk himayesine giren halifelik müessesesi de böylece Osmanlılara geçmiş oluyordu. Nitekim Mekke şerifi şehrin anahtarını Yavuz Sultan Selim'e sunarak itaatini bildirmişti. Yavuz dönemi Osmanlıların doğu'da ve İslâm dünyası'nda en büyük güç haline geldiği bir dönemdir.Yükseliş Döneminin Zirvesi Kanuni Sultan Süleyman Yavuz Sultan Selim'in sekiz yıl süren hâkimiyet devrinden sonra Osmanlı tahtına oğlu I.Süleyman geçti (1520). I.Süleyman'ın 46 yıllık saltanatında Osmanlı Devleti siyasî askerî ve iktisadî açılardan zirveye ulaşmıştır. Bu sebeple dost düşman ona Kanuni Muhteşem Büyük Türk gibi lâkaplarla hitap etmiş ve tarihe de böyle geçmiştir.Avrupa'daki Gelişmeler; Kanuni döneminde özellikle Avrupa'da önemli dinî ve siyasî değişiklikler söz konusudur. Güçlü Macar krallığının Osmanlı hâkimiyetine girmesinden sonra Kutsal Roma-Cermen İmparatoru Şarlken en ciddî rakip hâline gelmiş onun oluşturduğu imparatorluğun uzantısı durumundaki Avusturya Arşidükalığı Osmanlılara sınırdaş olmuştur. Bu devlet ile Avrupa'nın en güçlü hanedanı olacak olan Habsburglar Avrupa'yı âdeta parselleyeceklerdir. Bu dönemde güçlenmeye başlayan Protestanlık Avrupa'da mezhep çatışmalarının şiddetlenmesine sebep olmuştu. Doğu Avrupa'da da Lehistan ve Ortadoks Rusya güçlenmeye başlamıştı. Kanuni Avrupa'daki siyasî ve dinî çekişmelerden faydalanarak onların birleşmemesine özen göstermiş ve bunu bir devlet politikası hâline getirmiştir. Yine bu dönemde Akdeniz'de ve Okyanuslarda güçlü bir ticarî ve iktisadî filo oluşturan İspanyol ve Portekiz donanmaları Venedik'in yerini almış görünüyordu.Belgrat'ın Fethi ve Macaristan Seferi:Fatih'in Sırbistan seferinde ele geçirilemeyen Belgrat Avrupa içlerine yapılacak akınlar için bir sıçrama noktası idi. Bu sebeple Kanuni Macaristan seferine çıktığında ilkin Belgrat'ı kuşattı ve ele geçirdi(1521). Burayı bir üs olarak kullanan Osmanlılar artık rahatlıkla Avrupa içlerine sefer yapabilecekti. Nitekim Şarlken'e tutsak olan Fransa Kralı Fransuva'yı kendisinden yardım talep etmesi üzerine kurtarmayı amaçlayan Kanuni 1526 yılında karşısındaki ittifakı parçalamak amacıyla yeniden Macaristan üzerine bir sefer düzenledi. 29 Ağustos 1526'da Mohaç Meydan Muharebesi ile Macar ordularını imha eden Kanuni Budin'i (Budapeşte) ele geçirdi. Macaristan'ın bir bölümü ilhak edildi ve kalan kısmı Erdel Krallığı oluşturularak Osmanlı hâkimiyetine alındı.Avusturya Seferleri:Macaristan'ın ele geçirilmesi üzerine ölen Macar kralı ile akrabalığını öne süren Avusturya Arşidükü Ferdinand Macar topraklarında hak iddia etmiş ve Budin'i işgal etmişti. Bunun üzerine Kanuni yeniden Macaristan'a sefer düzenledi. Budin kurtarıldı. Ancak Kanuni'nin asıl maksadı Viyana idi. Osmanlı ordusu şehri kuşattı ise de ele geçirmeye muvaffak olamadı(1529). I.Viyana Kuşatması'nın sonuçsuz kalmasından cesaretlenen Ferdinand Budin'i tekrar işgal etti. Kanuni ünlü "Alman Seferi" ile mukabele ederek işgal edilen yerleri geri aldı. Ferdinand ile İstanbul'da bir anlaşma yapıldı. Bu anlaşmaya göre Ferdinand Macaristan üzerinde hak talep etmeyecek ve Osmanlı hâkimiyetini tanıyacak ve elinde bulundurduğu Macaristan'a ait topraklar için de Osmanlılara vergi verecekti.(1533).Ferdinand'ın Macar kralının ölümünü fırsat bilerek anlaşmayı bozması üzerine Kanuni yeniden sefere çıktı. 1562'deki bu sefer sonucunda Macaristan'da Erdel Beylerbeyliği oluşturuldu. Avusturyalılar fırsat buldukça Macar topraklarına tecavüz etmişler ve her seferinde de Osmanlılardan gerekli cevabı almışlardır. Nitekim Kanuni'nin son seferi de Avusturya'ya karşı olmuş ve Zigetvar Kalesi kuşatılmıştır (1566) Fransa ile Münasebetler ve İlk Kapitülâsyon: Avrupa birliğini sağlamak isteyen Roma-Cermen İmparatoru Şarlken bu maksatla Fransız Kralı Fransuva'yı esir etmişti. Kendisinden yardım isteyen kral ile iyi ilişkiler kuran Kanuni böylece Şarlken'e karşı bir müttefik kazanmış oluyordu. 1535 yılında iki ülke arasında ticaret ve dostluk anlaşması imzalandı. Anlaşma ile her iki ülke serbest ticaret hakkı elde edecek ve bu haklar iki hükümdarın yaşadığı sürece geçerli olacaktı. Lâkin kapitülasyon adıyla tarihe geçecek olan bu ticarî imtiyazlar sürekli hâle getirilmiş sonraki devlet adamlarının basiretsizliği sebebiyle tek taraflı işlemeye başlamış ve başka devletlere de imtiyazların tanınmasıyla Osmanlı ekonomisi giderek dışa bağımlı hâle gelmiştir.İranla Münasebetler: Şah İsmail'in yerine geçen oğlu I.Şah Tahmasp babası gibi Osmanlıların düşmanı olan Venedik ve Avusturya ile ittifak kurmakta bir beis görmüyordu.Osmanlı ordusu Avrupa'ya sefere çıktığında Safaviler Doğu Anadolu topraklarına karşı saldırıya geçiyordu. Bu sebeple Kanuni Iraaaan (iki Irak; Irak-ı Acem ve Irak-ı Arap) seferi diye bilinen bir sefere çıktı (1534-35). Tebriz ve Bağdat Osmanlı topraklarına katıldı. Osmanlının Avrupa ile ilgilenmesinden yararlanan Safaviler fırsat buldukça yeniden harekete geçtiklerinde bölgeye 1555 yılına kadar Nahcivan ve Tebriz üzerine birkaç kez sefer düzenlenmiştir. Osmanlılar karşısında fazla bir varlık gösteremeyen Şah Tahmasp nihayet barış anlaşması imzalamayı kabul etmek zorunda kalmış ve Amasya Antlaşması (1555) ile Osmanlı üstünlüğünü kabul ederek Bağdat Tebriz ve Doğu Anadolu'nun Osmanlı hâkimiyetinde olduğunu tasdik etmiştir.Deniz Seferleri ve Fetihler: Kanuni devri karada olduğu gibi denizlerde de büyük bir üstünlüğün sağlandığı bir devirdir. Fatih'in alamadığı St.Jean şövalyelerinin elindeki Rodos ve çevresindeki adacıklar başarılı bir kuşatma sonunda ele geçirilmiş(1522) II. Bâyezid zamanından beri Akdeniz'de serbestçe faaliyet gösteren Barbaros kardeşlerin devlet hizmetine alınmasıyla deniz ve kıyılarda pek çok yer Osmanlı hâkimiyetine dahil olmuştur. Cezayir'i ellerinde bulunduran ve Osmanlılar adına 1492 yılında İspanya'da soy kırıma uğrayan Musevîleri İstanbul'a gemilerle nakleden Barbaros kardeşler haklı bir üne sahip olmuşlardı. 1533 yılında Cezayir'i Osmanlılara bırakarak kaptan-ı deryalık görevini kabul eden Barbaros Hayrettin Paşa (Hızır Reis) 1538 yılında Andrea Doria komutasındaki Haçlı donanmasını Preveze'de büyük bir bozguna uğratarak Osmanlılardan Akdeniz'in tek hâkimi olduğunu bütün dünyaya kabul ettirdi.Barbaros'un ölümünden sonra yerine geçen Turgut Reis de fetihlere devam etti.Nitekim St. Jean şövalyelerinin elinde bulunan Trablusgarp onun tarafından fethedilmiş (1551) Preveze'den sonraki en büyük deniz zaferi sayılan Cerbe Savaşı sonunda Haçlı donanması bir kez daha hezimeti tatmıştır. Sadece Akdeniz'de değil Kızıl Deniz ve Hint Okyanusunda da Osmanlı donanması faaliyette bulunmuştur. Uzak denizlerde istenilen sonuçlar elde edilememişse de bu dönemde Yemen ve Arabistan'ın güney kıyıları ile Habeşistan ele geçirilmiştir.Kanuni'nin Ölümü ve Sonrası: Zigetvar Muhasarası esnasında hastalanan Kanuni kalenin fethini göremeden 66 yaşında öldü (1566). Siyasî askerî ve iktisadî bakımlardan Osmanlıyı zirveye çıkaran bu büyük hükümdarın yerine geçen ne II. Selim (1566-1574) ne de III. Murat (1574-1595) aynı evsafta kişiler değillerdi. Ancak Kanuni devrinde başlayan fetih rüzgârları o derece şiddetliydi ki bu hükümdarlar devrinde de hızını devam ettirebildi. Şüphesiz bu başarılarda sadrazam Sokullu Mehmet Paşa'nın dirayetli siyasetinin de rolü büyüktür. Anadolu'nun Akdeniz'e bakan kıyılarında bir çıban başı gibi duran Venedik'in elindeki Kıbrıs bu fetih rüzgârıyla kuşatıldı. Lala Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı donanması adayı ele geçirir geçirmez (1571) buraya Anadolu'nun çeşitli sancaklarından Türkler yerleştirildi. Artık Kıbrıs da Türk olmuştu. Bu durumu hazmedemeyen Venedik İspanyol Malta donanmaları papa ve diğer bazı Avrupa devletlerinin de desteği ile harekete geçerek büyük bir savaş filosu oluşturdular. Korent Körfezi yakınlarında İnebahtı önlerinde yapılan deniz savaşını Osmanlılar kaybetti (1571).Ancak kendileri de oldukça fazla zaiyat verdiğinden Haçlı donanması Osmanlı kadırgalarını takip edecek durumda değildi. Sokullu kısa zamanda donanmayı yenileyerek yeniden Akdeniz'e indirdi. Venedik bu durum karşısında yeni bir savaşı göze alamadı ve Osmanlılara vergi vermeyi kabul etti. Kılıç Ali Paşa komutasındaki donanma Tunus'u yeniden Osmanlı topraklarına kattı (1574). Bu esnada II.Selim ölmüş ve yerine III. Murat geçmişti. Bu padişah devrinde Şah Tahmasp'ın ölümüyle çalkanan İran'a savaş açıldı (1576) Gürcistan ve Azerbaycan'ın büyük bir kısmının ele geçirilmesiyle neticelenen ilk seferden sonra savaş 15 yıl sürdü. Bu uzun savaş ile daha fazla yıpranmak istemeyen Osmanlı Devleti ile İran arasında 1590'da bir barış anlaşması yapıldı. Yine bu dönemde başlayan Türk-Macar Savaşı I.Ahmet devrine kadar devam etti. Don ve Volga nehirlerini birleştirmeyi amaçlayan kanal projesi ile Süveyş kanalı teşebbüsünün mimarı olan Sokullu'nun 1579'daki ölümü ile Osmanlı Devleti büyük bir yara almıştır. Özellikle III.Murat'ın oğlu III.Mehmet'in (1595-1604) hükümet işlerini annesine bırakıp bir köşeye çekilmesi Osmanlı'yı XVII. yüzyılda daha kötü yılların bekleyeceğinin âdeta habercisi idi.FETİH MARŞI Yelkenler biçilecek yelkenler dikilecek;Dağlardan çektiler kalyonlar çekilecek...Kerpetenlerle surun dişleri sökülecek... Yürü: "Hala ne diye oyunda oynaştasın?Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın! Sende geçebilirsin yardan anadan serden...Senin de destanını okuyalım ezberden... Haberin yok gibidir taşıdığın değerden... Elde sensin dilde sen... Gönüldesin baştasın:Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın! Yüzüne çarpmak gerek zamanenin fendini![]() Göster: Kabaran sular nasıl yıkar bendini? Küçük görme hor görme delikanlım kendiniŞu kırık abideyi yükseltecek taştasın; Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın! Bu kitaplar Fatih'tir selim'dir Süleyman'dır;Şu mihrap sinanüddin şu minare Sinan'dır;Haydi artık uyuyan destanını uyandır!Bilmem neden gündelik işlerle telaştasın? Kızım sende Fatihler doğuracak yaştasın;Delikanlım işaret aldığın gün atandanYürüyeceksin... Millet yürüyecek arkandan; Sana selam getirdim Ulubatlı Hasan'dan... Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın... Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın! Bırak bozuk saatler yalan yanlış işlesin!Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın! Yürü arslanım fetih hazırlığı başlasın...Yürü hala ne diye kendinle savaştasın?Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın! Arif Nihat ASYA |
|
|
|