40 yıl boyunca sanat camiasında hep örnek çift olarak gösterilen bu müthiş ikili, geçtiğimiz günlerde Kelebek objektifine Zekeriyaköy'deki evlerinden birbirinden sıcak pozlar verdi. Geçen onca yıla rağmen sevgilerinin, saygılarının, romantizmlerinin hiç eksilmediğini de böylece dosta düşmana gösterdi.

Hülya Koçyiğit ve Selim Soydan... Tam 40 yıl önce aynı yastığa baş koymaya başlayan ve o 40 yıl boyunca sanat camiasında hep örnek çift olarak gösterilen bu müthiş ikili, geçtiğimiz günlerde Kelebek objektifine Zekeriyaköy’deki evlerinden birbirinden sıcak pozlar verdi. Geçen onca yıla rağmen sevgilerinin, saygılarının, romantizmlerinin hiç eksilmediğini de böylece dosta düşmana gösterdi.
Türk Sineması’nın efsane isimlerinden Hülya Koçyiğit ve Türk futbol dünyasının krallarından Selim Soydan, tam 40 yıldan beri aynı evi, aynı yaşamı paylaşıyor. Birbirlerini ilk kez görüp aşık oldukları Büyükada günleri onlar için sanki daha dün gibi... Selim Soydan, takım kampı için gittiği Büyükada’da o dönem Yeşilçam’ın en genç, en güzel kadınlarından biri olan Koçyiğit’le karşılaşınca kalbi hızla çarpmaya başlamış. Bir daha da yavaşlamamış! Sıkı bir takip sonucu, ne yapıp edip aklından evliliğin "e"si bile geçmeyen Koçyiğit’i nikáh masasına oturmaya razı etmiş. "Annen annem, kardeşlerin kardeşlerim olsun. Gel Hülya yuvamızı kuralım" demiş...
Sonrası malum... 5 Temmuz 1968’de nikáh masasına oturmuşlar. Nikáh o kadar kalabalıkmış ki, onlar bile nikáh memurunun karşısına tam bir saat geç çıkmışlar. Sıcak, yapış yapış bir günde, o kalabalığın arasında bile, gözleri elleri birbirini kaybetmemiş. Ve o gün bir kez de tanıklarının önünde söz vermişler "ömür boyu" beraber olmaya...
Bir de insanı derinden sarsar sözü var Selim Soydan’ın Hülya Koçyiğit’e. İlk gördüğü an evlenmeyi kafasına koyduğu karısına "Bir gün maddi ya da manevi olarak sana yetmediğimi anlarsam, çeker giderim" demiş Soydan... Ve öyle bir anın gelmemesi için de elinden ne geliyorsa yapmış....
HÜLYA KANATSIZ BİR MELEK
Acı tatlı sayısız anıyla geçen o 40 yıl, Hülya Koçyiğit-Selim Soydan çiftine 40 gün gibi gelmiş. Öyle söylüyor Soydan ve karısının gözlerinin içine bakarak "40 yılım daha olsa yine Hülya’nın dizinin dibinde oturur, onun gözlerine bakarak yaşarım dört mevsimi. O kanatları olmayan bir melek... Zaman zaman kanatları da varmış gibi görünüyor gözüme ama" diye de ekliyor.
Hülya Koçyiğit ise bir genç kız edasıyla izliyor her şeyden çok sevdiği adamı... Gözlerindeki bakış yaşam demini almış, sağlaması defalarca yapılmış şefkat, sevgi, saygı, şehvet duygularının tümünü barındırıyor sanki...
SÜRPRİZLERLE DOLU ADAM
"Sizi bunca yıl bir arada tutan şey nedir?" diye soruyoruz. İlk yanıt Koçyiğit’ten geliyor: "Emek... Öncelikle Selim’in beni evlenmeye razı ediş noktasına kadar gösterdiği kararlılık, dirayet müthişti... ’Ben seni daha yeterince tanımıyorum, evlenecek kadar yakın hissetmiyorum’ dediğimde ’Göreceksin bunların hepsi olacak’ demişti. Ve bunu sağladı. Sevgimize, evliliğimize, beraberliğimize, birbirimize çok emek verdik. Ve bir kez daha gördük ki insana ihanet etmeyen tek şey emeğiymiş... Sevgi bile emekle katmerlenir, güzelleşirmiş..."
Selim Soydan’ın ise yanıtı daha net ve sanki biraz daha romantik oluyor: "Bizi 40 yıl boyunca bir arada tutan şey Hülya... O kadar iyi, anlayışlı, kötüyü ve yanlışı unutup doğrusuyla yer değiştirmeye bu kadar gönüllü olmasa, inan bana yürümezdi. O bir melek... Biliyorum ki güzel karım tanrının bana bir armağanı. Biliyorum ki Hülya bu dünyaya gelmiş en iyi insanlardan biri..."
Bu ilişkiyi besleyen sıradışı güzellikleri yaratma görevi ise hep Selim Soydan’a düşmüş... Öyle söylüyorlar. "Ne gibi, örnek verebilir misiniz?" dediğimizde Soydan’ın anlattıkları ise aslında tüm kocalara örnek olacak türden: "Mesela Hülya hiç vitamin almaz... Onun vitaminlerini çantasına koyan, yanındaysam hemen alması için bir su bardağı ile tepesine dikilen, yanında değilsem de telefonla taciz eden benim... Hülya giyim kuşam konusunda da fazla masraf yapmayı sevmez. Hele takı... Gördüğüm güzel şeyleri alıp getiren, ’Uzat kolunu, uzat parmağını’ diyen benim. Tatil için biletleri ayarlarım, programı yaparım, hatta bavulu hazırlamasına bile yardım ederim..."
Selim Soydan bunları anlatırken insan bu masal yuvasında hep çok güzel şeyler yaşandığını düşünüyor. Oysa zor günler de geçirmişler. Tam 40 yıllık emeğin sonunda Zekeriyaköy’deki bu evi alabilmişler. Herkesin onları bir elleri yağda, bir elleri balda sanırken, yaşadıkları sıkıntıları kimseye hissettirmemişler. Örneğin Hülya Koçyiğit’in rahatsızlandığı dönemde ailece büyük travmalar, korkular yaşamışlar.
Hülya Hanım, o günleri anımsayınca başlıyor anlatmaya: "Acı günlerimiz olmaz mı? Siz ne diyorsunuz? İkimiz de çok ciddi hastalıklar geçirdik... Bunun yanı sıra Gülşah, ikimizin de bir tanesi, göz nurumuz, canımız, her şeyden çok sevdiğimiz yavrumuzun boynundaki tümörün hızla büyümesi ve sonra ölüm riski çok yüksek bir ameliyata girmesi kolay atlatılacak sıkıntılar değildi. El ele, gönül gönüle bir arada olduğumuz için üstesinden gelebildik o olayların..."
KABUS ANI HÁLÁ AĞLATIYOR
Hülya Koçyiğit’in bir dizi setinde tansiyonu neredeyse hiç ölçülemeyecek kadar düşmesini, apar topar hastaneye kaldırılmasını, o sırada her şeyden habersiz ofisinde mutlu mutlu oturduğunu anımsayan Selim Soydan’ın da gözleri doluyor anında... Ve anlatmaya başlıyor yaşadığı o kabusu: "Arayıp ’Hülya hastaneye gidiyor, acil gel’ dediler. Elimde telefon öylece kalakaldım. Trafik tıkalı... Arabaya nasıl bindiğimi, nasıl kullandığımı bilmiyorum. Deli gibiydim. Sanki Hülya ölmüştü... Gözümün önünden onunla geçirdiğim anlar geçmeye başladı. Yolda arabalar, ışıklar falan yoktu. Hülya bir yatakta yatıyordu ve elini tutmam için bana uzatmıştı. Hastaneye vardığımda onu sedyeyle aşağıya götürmek üzereydiler. Elime yüzüğünü, saatini tutuşturdular ve hızla yanımdan uzaklaştılar. O yüzük avcumun içine konduğu an elim yanıyor sandım. Ateşin içine düşmüş gibiydim. Öylece çöktüm kaldım. Bayılmışım... Kendime geldiğimde dostlarımız yanıbaşımdaydı ve Hülya’nın tehliaaai atlattığını söylediler. Ama her şey bir andı..."
BIKMADINIZ MI BİRBİRİNİZDEN
40 yıl içinde pek çok tartışma da yaşanmış elbette... Pek çok kez fikir ayrılığına düşmüşler. Ama empati kurmayı başarıp, tüm sorunların üstesinden gelmişler. Sorunlara birbirlerinin penceresinden bakmayı öğrendiklerinde, problemler çok daha kolay çözülmüş...
Bir keresinde kızları Gülşah babasına ve annesine bakıp "40 yıldır el ele oturuyorsunuz, bıkmadınız mı hálá birbirinizden. Hiç mi başka hevesler geçmiyor içinizden?" diye sormuş... Gülerek anlatıyor Hülya Koçyiğit kızının o halini.Evet anneanne ya da dede olmak Hülya Koçyiğit-Selim Soydan çiftini "artık bizden geçti" deyip bir kenara oturtmamış. Onlar birbirlerine bakarken hálá ilk karşılaşma anındaki güzelliği ve yakışıklılığı buluyorlar. Yüzlerindeki çizgiler ise beraber geçen yılların izleri olduğu için daha bir anlamlı... Hülya Koçyiğit, eşinin artık kar beyazı olmuş saçlarını okşarken dünyadaki en büyük servetin sahibi gibi duruyor. Selim Soydan için de aynı şey geçerli. Ona göre Hülya gelmiş geçmiş tüm kadınlar içinde en güzeli, en doğrusu, en anlayışlısı ve en şefkat dolu olanı...
ZORLUKLARA KATLANDIM
KUMAR MASALARI TARİH OLDU
Selim Soydan da pek çok ünlü gibi bir dönem kumara kaptırmış kendisini... Tatsız günlermiş... Sonradan Hülya Koçyiğit’ten özür dilemiş, o günleri hayatından silip atmış, ama şimdi herkese aynı öğüdü veriyor Soydan: "Şimdiki aklım olsaydı asla yapmazdım. Aman ha, kimse benim yaptığımı yapmasın, o kötü alışkanlığa kapılmasın."
HEP BİR ADIM GERİDE KALDIM
Selim Soydan çok ünlü bir futbolcuyken bile eşinin adına saygı gösterip onun gerisinde durmayı tercih etmiş. Hülya Koçyiğit gibi bir kadını taşımanın zorluğunu başından beri bildiğini söyleyen Soydan, "Ben bu dünyanın en güzel kadınına sahip olmayı her şeyden çok istedim. Ve bu aşkın arkasından gitmenin zorluklarını bile bile yaşadım her şeyi..."