ORYANTALİST YAKLAŞIM AĞIR BASIYOR
Yusuf Kaplan’ın zihnini yorduğu meseleleri filmlerine uygulamaya çalışan yönetmenlerden biri Semih Kaplanoğlu. Ona göre sadece söylem sinemada bu hassasiyetleri dile getirmek için yeterli değil. Biçim için de aynı oranda çaba sarf etmek şart. Yönetmenin son filmi Yumurta’da bu kaygılarını görüyoruz. Konu özetle şöyle: Yusuf İstanbul’da bir sahaf dükkânı işletir. Bir gün telefonda annesinin vefatının haberini alır ve memleketi Tire’ye doğru yola çıkar. Bu yolculuk onun özüne bakmasına da vesile olacaktır. Annesinin adağını yerine getirirken büyük bir sorgulama onu beklemektedir. Kasım 2007’de vizyona giren Semih Kaplanoğlu’nun filmi ‘Yumurta’da Yusuf

kuyu gibi birçok dinî gönderme var. Filmde aaaafizik bir sorgulamanın içine bırakılıyor izleyici. Kaplanoğlu

fıtri olanın dilini yakalamakla ifade ediyor çabasını. Filmleri izlerken de daha çok yönetmenlerin kalbinin nasıl attığının izini sürüyor. Zahirle ilgilenmek çok da anlamlı değil ona göre.
Kaplanoğlu

son dönemde vizyona giren filmlerde dinin iki tavırda ele alındığını düşünüyor: Biri oryantalist yaklaşım; kullanmak ve bir tür malzemeye dönüştürmek. Diğeri de anlamaya çalışma

merak etmenin ürünü. Kaplanoğlu sorgulamalarıyla ikinci kategoride bulunuyor. Yönetmenlerin meseleyi senaryolaştırmaktaki tutumundan ziyade filmin içeriğindeki fıtri unsurlar onun daha çok ilgisini çekiyor. Ona göre her ne kadar içeriğinde dinî bir motif bulunmasa da Zeki Demirkubuz’un ‘Kader’ filmi bahsi geçen örneklerden daha çok konuya yakın: “Kader’deki transandantal aşk rahatlıkla aaaaforik okunabilir.” diyor.
Türk sinemasında biçime yeterince önem verilmediği ortada. Mimari

müzik

şiir gibi kökleri derinlere dayanan ve estetize edilmiş değerlerimize ne kadar dönüp bakıyoruz? “Ben şimdiye kadar çekilen hiçbir dinî filmin İslam mimarisi

müziği ya da Yunus’u

Mevlana’yı görüntüye dönüştürme kaygısı taşıdığını sanmıyorum. Esas zenginleşme burada olacaktır. Mesela İbn-i Arabi’nin sinemada karşılığı ne olabilir?” sorusunu soruyor Kaplanoğlu.
Benzer kaygılarla yola çıkan yönetmenlerden biri de Gökhan Yorgancıgil. Ona göre yerli sinemacılar kendi kültür kodlarını okumaktan oldukça uzak. Çoğunun ‘aydın’ olması beklenirken ‘yarı aydın’ ya da ‘tüccar’. Medeniyetlerini Anglo-Sakson zannettikleri için yanlış algılamalar ve problemli ürünler ortaya çıkıyor.
‘Sıfır Dediğimde’ filmi için: “Hikayemiz kendi kültür kodlarımızı deşifre etmeye elverişli idi.” diyen Yorgancıgil

La Fontaine ya da Andersen’i değil de Sadi ve Mevlana’yı referans almayı tercih etmiş. Modern bir hikâye geleneksel masallarla harmanlanmaya çalışılmış. Fantastik bir öykü anlatan filmde kültür

gelenek ve dinden beslenildiği fark ediliyor.