BATI’NIN HIRİSTİYANLIĞA BAKIŞI GİBİ
Sinemacıların kendi çevrelerinden çıkıp dışarı bakmaları veyahut ‘çevre’den yetişen yeni yönetmenler Türk sinemasında dine farklı bakışın da vesilesi. Bunda 28 Şubat süreciyle gelen yasaklar

baskılar ve beraberinde bir kesimin sürekli gündemde tutulması da büyük oranda etkili Tül Akbal Süalp’e göre: “Bu ülkede çok keskin uçlar yıllarca karşı karşıya getirildi. Bu

beraberinde merakı da tetikledi. Yasaklar cazibe alanları açtı. Bir şeyin örtüsünün kaldırılması

bakılmayana bakma arzusunu da beraberinde getirdi.”
Hâlbuki yıllarca perdede izleyiciye sunulan; kulaktan dolma bilgilerle bezeli

garip bir din tasviriydi. Bu filmlerde taşrada bir köye gittiğinde ‘selamünaleyküm’ yerine ‘merhaba’ diyen karakterleri görmek gayet normaldi. Kendi hayatlarını taşraya yıkan yönetmenlerin tavrı Türk elitininkine paralel ilerledi yıllar boyu. Esasında bu yaklaşım mevcut Hıristiyanlığa Batı insanının bakışından çok da farklı değildi. Dini sadece insanın bireysel alanına hapseden

Tanrı ile kişi arasındaki inanca indirgeyen

sadece iç dünyayı anlamlandıran

dış dünyayı önemsemeyen bir algıydı bu.
Son dönemlerde dinin sosyal hayattaki rolünün tartışılmasının olumlu yanları da muhakkak var. Tehlikeli olan dini ve dindar insanı nesneleştiren tavır. Sinemadaki örneklerde bu korkuların izini görmek mümkün. Fakat yıllarca görmezden gelinen dini anlamaya çalışan yönetmenlerin olduğu da bir gerçek.
Kapısını çaldığımız sinemacılar

eleştirmenler de son dönem çekilen filmlerde dinin karikatürün nesnesi olmadığı

karakterlerin eskiye nazaran olgunlaştığı ve meseleyi daha iyi anlamaya yönelik tavırların sergilendiği konusunda hemfikir. Buna dine eleştirel yaklaşan filmler de dâhil. Fakat hâlihazırda bu coğrafyada yetiştiği hissini veren salih bir Müslüman

sahih bir dindar tiplemesini hâlâ perdede göremediği için yakınanlar da var.