DİN YÜZÜNDEN ‘ÇİZİLEN’ FİLM
‘Semum’un yönetmeni Hasan Karacadağ’a göre Onur Ünlü’nün kaygılarının vücut bulduğu bir örnek kendi filmi. Korku türündeki ilk yaratık filminin konusu

bedenine semum hâkim olan Canan adlı karakterin yaşadıklarıdır. Kontrolden çıkan

kendine ve çevresindekilere zarar veren kadına yardım konusunda tıp aciz kalır. Onu şifaya kavuşturacak kişi Pakistan’da ilim tahsil etmiş bir âlimdir. Cevşenden okuduğu duaların gücüyle Canan’ın vücudundan semumu çıkartır. Karacadağ bu sahneleri sunarken bol dijital efekt ve animasyonlarla görüntüyü zenginleştirir.
Semum

vizyona girdikten sonra izleyiciden yoğun ilgi görür. Bu

yönetmeni ziyadesiyle memnun eder. Fakat anlamadığı

eleştirmenlerin Semum’u görmezden gelmesidir. Hiçbir sinema dergisinde Semum’a yer verilmemesi moralini bozar. Karacadağ

filminin dinî içeriği yüzünden üzerinin çizildiği kaygısında. Bundan sonra çekeceği filmler konusunda artık kafası karışık. “Kendim çalıp kendim oynayacaksam istikametimi değiştirebilirim.” diyor. Ona göre Türkiye hâlâ sanatçıların rahatlıkla fikirlerini ifade edebilecekleri bir ülke değil. Yıllardır Japonya’da yaşadığı için bu durumu bilmediğini

yeni fark ettiğini ve şaşırdığını dile getiriyor.
Çekilen ve proje aşamasındaki filmlerden yola çıkarak Türk sinemasında dinin yıldızının parladığına vurgu yapmak garip olmasa gerek. İster istemez akıllara “Ne oldu da son dönemlerde Türk sinemasına dinî temalar bu kadar uğrar oldu?” sorusu canlanıyor.
Siyasi ve sosyal hayattaki dönüşüme baktığımızda bunun cevabını kısmen de olsa görmek zor değil. Geçmişte yokmuş addedilen muhafazakâr kesim artık iktidarda arz-ı endam ediyor. Dindar insanların problemleri gündemi daha fazla işgal eder oldu. Başörtü sorunundan tutun da dinî eğitime kadar her mevzu gazetelerin manşetlerini

haberlerin spotlarını dolduruyor. Şeffaflaşan ortamda muhafazakâr kesimin sorunları

hayatı

yediği

içtiği daha bir görünür kılınıyor. Bu ortamdan beslenen alaka o derecelere ulaşıyor ki; dinî konular da insanlar da zamanla popüler bir malzemeye dönüşüyor. Sokaktaki hayatın yansıması nasıl televizyonda

gazetelerde zuhur ediyorsa beyazperdede de gün geçtikçe belirginleşiyor. İhsan Kabil durumu şu sözlerle özetliyor: “Türkiye’nin toplumsal-siyasal yapısındaki değişiklikler sinemayı da etkiledi. Yönetmenler bu dönüşüme kayıtsız kalamadılar. Sinema da dini

hayatın tabii bir parçası olarak ele almaya mecbur kaldı.”