DELİREREK BİTEN SEYR-İ SÜLÛK
“De ki: Değişmeyen gerçek geldi

sahte ve tutarsız olan yıkılıp gitti. Zaten sahte ve tutarsız olan er ya da geç yıkılıp gitmek zorundadır.” İsra suresinin 81. ayeti ile açılıyor Özer Kızıltan’ın yönetmenliğini

Önder Çakar’ın da senaristliğini yaptığı ‘Takva’. 2006 Aralık’ta vizyona giren film

konumuz açısından zengin bir içeriğe sahip. Gösterime girdiği dönem de çok konuşuldu

tartışıldı. Hikâye özetle şöyle: Muharrem

İstanbul’da babasından kalan evinde bir başına yaşamaktadır. Vaktinin büyük bölümünü bağlı bulunduğu dergâhta ibadetle geçirir. Kendini Allah’ın buyruklarına adamıştır ve bu şekilde günah ve kötülükten sakındığını düşünür. Bağlandığı tarikatta

dünyadan elini eteğini çekmişliği ile dikkat çeken Muharrem’e

şeyh tarafından mali işler sorumluluğu verilir. Tarikata ve şeyhe duyduğu güven

saygı ve dahi Allah sevgisi-korkusu ile bu göreve itiraz edemeyen Muharrem

kaçtığı dünyanın tam içinde bulur kendini. Vicdan azabı en çok rüyalarına giren kadın

para ve içki ile onu rahatsız eder.
Takva’da

Erkan Can’ın oynadığı tarikat ehli dindar Muharrem’in seyr-i sülûkunu delirerek noktalandırdığını görürüz. Adeta bir ‘Katolik’ tutuculuğuyla hayattan kendini tecrit eden

cinsellikten ve dolayısıyla kadınlardan şeytandan kaçar gibi kaçan karakterin bozulma süreci

tarikatın mali işler sorumluluğunu almasıyla başlar. Rüyalar ise her gece onu kaçtıklarıyla yüzleşmeye zorlar. Filmin son karesinde Nazım Hikmet’in dizeleri çıkar karşımıza: “Çok alametler belirdi

vakit tamamdır. Haram

helal oldu helal haramdır. Kendi kendimize yarışmaktayız gülüm. Ya ölü yıldızlara götüreceğiz hayatı

ya da dünyamıza inecek ölüm.”
Takva

vizyona girmeden önce zikir ayini çekimlerinde polis baskını yapılmasıyla gündeme gelmişti. İzlendikten sonra da en çok bu görüntüler üzerine yorumlar yapıldı. Türk sinemasında ‘Derviş’ ya da ‘Kurtlar Vadisi Irak’ gibi filmlerde dergâhlara uğrasak da bu kadar teferruatlı bir zikir sahnesini daha önce görmemiştik. İlk tepki Altın Portakal Film Festivali’ndeki gösterimin ardından yapılan söyleşide geldi. İsmini beyan etmeyen bir kadın izleyici

bu kadar ‘cüretkâr’ zikir sahnelerinin aynı zamanda ‘teşvikkâr’ olduğu görüşündeydi ve durumdan rahatsızdı. Muhafazakâr kesimin şikâyeti ise ‘Takva’ başlığının altının yanlış doldurulmasıydı. Muharrem karakteri

takva sahibi bir insanı resmetmiyordu.