Zamanaşımı (yıllanma-mürüruzaman); Borçlar Kanununun 125-140. maddelerinde açıklanmış olup, bir alacağın uzun süre istenmemesi nedeniyle, o alacağın artık istenememesi, isteme yetkisinin ortadan kalkmasıdır. Zamanaşımı ile alacak hakkı son bulmaz, yalnızca eksik borç haline gelir.

Bir başka tanımlamayla zamanaşımı; alacak hakkının, belli bir süre kullanılmaması yüzünden “dava edilebilme” niteliğinden yoksun kalabilmesini ifade eder. (bkz.1)

Hak düşürücü süreler (sükütühak): ise doğrudan doğruya hakkı ortadan kaldıran sürelerdir. Bu sürelerin geçmesiyle artık hak doğrudan doğruya ortadan kalktığından, zamanaşımı sürelerinin geçmesi gibi eksik bir borç haline gelmez.

Zamanaşımı davalarda bir kaçını (defi) olarak ileri sürülür. Yani usuldeki anlamıyla kaçını bir itiraz niteliğinde değildir. Yargıç, zamanaşımı kaçınısını kendiliğinden, görevinden ötürü (resen) göz önünde tutamaz. Hak düşürücü süreler ise itiraz niteliğinde olduğundan yargıç tarafından kendiliğinde göz önünde tutulur. Kaçınıların (defilerin) açıkça ileri sürülmesi gerekirken, itirazların ileri sürülen olaylardan (vakialardan-dava malzemelerinden) anlaşılması yeterlidir.

Bu kısa açıklamalardan sonra 01/01/2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun İkinci Kitabındaki Aile Hukukunda değişen ya da yeni düzenleme olarak getirilen zamanaşımı ve hak düşürücü süreleri belirtmek ve açıklamak istiyoruz:

Zamanaşımı

TMK’nun 123- Nişanlılığın sona ermesinden doğan dava hakları, sona ermenin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.

Eski Medeni Kanunun 87. maddesine göre değişiklik yok. E.M.K.’nun 104. maddesindeki evlenmenin önlenmesini dava etmek için tanınan 10 günlük süre yeni yasaya konmamıştır.

-1-

Hak Düşürücü Süre

TMK’nun 152–İptal davası (evlilikte mutlak butlan nedeniyle) açma hakkı, iptal sebebinin öğrenildiği veya korkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihten başlayarak, altı ay ve her halde evlenmenin üzerinden beş yıl geçmekle düşer.

EMK 119. maddesi bu maddenin karşılığı olup değişmemiştir. Bu süreler hak düşürücüdür.

Zina

TMK’nun 161- Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her halde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.

E.M.K. 129. maddenin karşılığı olup, değişiklik yoktur ve bir hak düşürücü süredir. Zina süreklilik gösteriyorsa, süre son eylemden itibaren başlar.

Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış

TMK 162- Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde bu sebebin doğumunun üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.

EMK 130. maddesi karşılığı olup değişiklik yoktur, hak düşürücü süredir.

Zamanaşımı

TMK 178- Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.

EMK’da bu maddeyi karşılayan bir hüküm yoktu. Dolayısıyla evliliğin sona ermesinden doğan dava hakları her zaman kullanılabiliniyordu. Bu madde kapsamında evliliğin sona ermesinden doğan dava hakları;

TMK 173. maddesindeki kadının kocasının soyadını kullanmakta menfaati bulunduğu ve bunun kocasına zarar vermeyeceğini ileri sürerek kocasının soyadını taşımasına izin, TMK 174. maddesindeki maddi ve manevi tazminat, 175. maddesindeki yoksulluk nafakasıdır. Özellikle soyadı boşanmanın sona ermesinden itibaren derhal hergün, her yerde kullanılmak zorundadır. Burada kadının TMK’nun 173. madde uyarınca bekârlık ya da dulluk soyadını kullanmaya başlamasından dolayı yaşayacağı zararı ve karşılaşacağı zorlukları ya da boşandığı kocasına zarar vermeden onun soyadını kullanmasında menfaati olduğunu bir yıl içinde anlayabilir. TMK’nun 178. maddesinin amacı boşanan tarafların aralarındaki ilişkileri geleceğe taşımamaktır. Yasa koyucu bu madde hükmünü düzenlemekle

-2-

ve özellikle zamanaşımı süresini bir yıl tutmakla, boşanan tarafların uzun süre sonra karşı karşıya gelmelerini ve dolayısıyla tatsız olayların çıkması olasılığını önlemek istemiştir. (bkz 2)

Burada önemi nedeni ile boşanan kadının soyadı ve bu nedenle açacağı davanın


TMK.178 madde kapsamında sayılıp sayılmıyacağını, ayrıca irdelemek gerekir.


Türk Kanunu Medenisinde 14.11.1990 tarih 3678 sayılı yasanın 4.maddesi ile


yapılan değişiklikten önce ; 141.maddeye göre boşanmış kadın evlenmeden önceki soyadını


yeniden alırdı. Nevarki eğer kadın evlenmeden önce dul idiyse , kendi ailesinin soyadını


taşımasına , boşanma kararı ile birlikte izin verilebilirdi.


O halde özetle ; boşanan kadın dul olarak evlenmişse , boşanmakla dulluk


soyadını kendiliğinden alır , ancak kendi ailesinin soyadını isterse (bekarlık) mahkemece


buna izin verilebilinirdi.


Türk Kanuni Medenisinin 141.maddesinde 3678-4 ile yapılan değişiklikten sonra


boşanan kadın “bekarlık soyadını “ almak zorundaydı. Ancak çıkarları olduğunu


kanıtlıyabilirse eşinin soyadını yeniden hakim izniyle alabilirdi.


Yeni düzenlemede 3678 /4 sayılı yasa ile kabul edilen görüşten vazgeçilmiş ve


EMK. 'nın değişiklikten önceki düzenlemesine geri dönülmüştür.3678 sayılı yasa ile getirilen


değişiklikten önce kadının bekarlık soyadını alabilmesine , “boşanma kararı ile birlikte “ izin


verilebilmekteydi.


Eskiden beri yargıtayımızın görüşü ; boşanma davası sonuçlandıktan sonra


tarafları yeniden karşı karşıya getirmemektir.


EMK 143 .maddesi ile ilgili Yargıtay 2.Hukuk Dairesinin kararlarında ; maddi ve


manevi tazminat davalarının boşanma davası ile birlikte çözümlenmesi gerektiği


belirtilirken;”.......... aksi halde boşanmış eşlerin karşı karşıya gelip , kin ve nefret


duygularının tazelenmesine ......” , “ ... kanun koyucunun amacı boşanan eşleri bir daha


karşı karşıya getirmemek , bir tarafı boşanmadan sonra tazminat davası gibi bir tehdit ve


-3-


tazyik altında bulundurmamak....” gibi gerekçelere dayanmıştır. (2.HD 22.12.1975 , 9323


/9539 ve 10.12.1970 , 6013-6475 sayılı içtiatlar)


Bir olayda davacı boşandığı kadının, kendi soyadını kullanmasına itiraz edip dava açması üzerine Yargıtay 2.HD 25.06.1970 tarih 3452 /3917 sayılı kararı ile ; “Davalı


tarafın (Kadın) Öke soyadını kullanmasında davacının zımni bir müsadesi olduğunun


kabulü gerekir . Çünkü boşanmayı mütaakip buna itiraz etmemiş , beş seneye yakın bir


zaman sonra bu davayı açmıştır” demektedir.


Tüm bu düşüncelerin ışığı içinde her an kullanılması gerekli soyadın boşanan


kadın tarafından bir yıldan sonra kullanılmasında artık bir yarar kalıp kalmadığı


düşünülmeli ve tartışılmalıdır.


Zaten TMK 178 .maddesi ; “Evliliğin boşanma sebebi ile sona ermesinden doğan


dava hakları “derken gerekçesinde de “boşanma sebebi ile açılacak davaların “ demektedir.


Kadının , TMK 173.maddesine göre boşandığı kocasının soyadını kullanmak


ismeside, evliliğin boşanma nedeniyle sona ermesinden doğan bir dava hakkıdır. Ancak


TMK.178.maddesinin gerekçesinde ise yanlızca maddi , manevi tazminat ve yoksulluk


nafakasından söz edilmiştir.


Üçüncü kişilere karşı dava

Madde 241/2- Dava hakkı, alacaklı eş veya mirasçılarının haklarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde mal rejiminin sona ermesinin üzerinden beş yıl geçmekle düşer.

Yukarıdaki fıkra hükümleri ve yetki kuralları dışında mirastaki tenkis davasına ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır.

Eski Medeni Kanunumuzda yukarıdaki maddeyi karşılayan bir düzenleme yoktur. Yasanın gerekçesinde “241/II fıkrada dava hakkı, alacaklı eşin veya mirasçılarının haklarının ihlal edildiğini öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde mal rejiminin sona ermesinden itibaren beş yıllık zaman aşımı süresine tâbi tutulmuştur” denmektedir. Madde, eşlerin katılma alacaklarıyla ilgilidir. KILIÇOĞLU’na göre (bkz 3); TMK. Md.241 F II hükmü, üçüncü kişilerin sorumlulukları konusunda zamanaşımı konusunu düzenlemiştir.

-4-

İstanbul Barosu Kadın Hakları Komisyonu Çalışma Grubu No:1 sayılı raporunda da TMK 241. maddesine göre üçüncü kişilere karşı açılacak davaların, öğrenmeden itibaren bir yıl ve mal rejiminin sona ermesinden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağının hükme bağlanmış olduğu açıklanmıştır.

Yukarıda belirtildiği gibi; maddenin gerekçesinde zamanaşımı deyimi kullanılmıştır.

Oysaki yukarıdaki sürelerin hem amacı hem de düzenleniş biçimiyle kesin olarak zamanaşımı süresi olmayıp, bir hak düşürücü süresidir.

GENÇCAN’a göre (bkz 4) üçüncü kişilere karşı açılacak alacak davası için iki ayrı süre öngörülmüştür. Bu sürelerin hak düşürücü süreler olduğu gözden kaçırılmamalıdır.

Soybağının reddinde hak düşürücü süre

TMK. 289- Koca, davayı, doğumu ve baba olmadığını veya ananın gebe kaldığı sırada başka bir erkek ile cinsel ilişkide bulunduğunu öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl, her hâlde de doğumdan başlayarak beş yıl içinde açmak zorundadır.

Çocuk, ergin olduğu tarihten başlayarak en geç bir yıl içinde dava açmak zorundadır.

Gecikme haklı bir sebebe dayanıyorsa, bir yıllık süre bu sebebin ortadan kalktığı tarihte işlemeye başlar.

Bu maddesi EMK 242. ve 246. maddelerin karşılığıdır. EMK 242. maddesindeki 1 aylık süre 1 yıla çıkarılmıştır.

Ayrıca eski yasada çocuğa dava açma hakkı tanınmamışken yeni yasa bu hakkı çocuğa (ergin değilse kayyım tarafından açılmak suretiyle) tanımıştır. Çocuğa kayyım atanmışsa, kayyım soybağının reddi davasını YMK 289. maddesinde hak düşürücü süre içinde açabilecektir. Çocuğa kayyım atandığı halde kayyım bu dava açma hakkını bir ve beş yıllık sürelerde kullanmamışsa, çocuk ergin olduğu tarihten itibaren bir yıl içinde bu dava hakkını kulanabilecektir. (Bkz 5)

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2004/12847 Esas-14753 Karar sayılı hükmünde; “ergin olmayan çocuğa atanacak kayyım, atama kararının kendisine tebliğinden başlayarak bir yıl, her halde doğumdan başlayarak beş yıl içinde geçikmeyi haklı kılan sebepler varsa bu sebebin ortadan kalktığı tarihten itibaren de 1 yıl içinde soybağının reddi davasını açabilir demektedir. (TMK mad. 291/2, 289 son) (Bkz 6)

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E.2004/2-554, K.2004/742 sayılı 22/12/2004 tarihli

-5-

hükmünde; “....Öğretide ilk fıkranın öngördüğü bu bir ve beş yıllık iki sürenin ilki nisbi, ikincisi ise mutlak süre olarak tanımlanmaktadır. (Prof. Dr. Bilge Öztan, Aile Huikuk, 5. Baskı, Turhan Kitabevi, Ankara 2004, sh.530; Prof. Dr. Gökhan Antalya, Soybağının Reddine İlişkin Dava Sürelerini Haklı Sebeplerle Uzaması İsimli Makale).....demiş devamla: ancak maddenin son fıkrası, yukarıda da belirtildiği üzere, gecikmenin haklı bir sebebe dayanması halinde bir yıllık sürenin bu sebebin ortadan kalktığı tarihten başlayacağı şeklinde bir başka kural daha getirmiştir.

Genel Kurul görüşmelerinde çoğunluk düşüncesi bu hükmün ; bir ve beş yıllık sürelerin geçirilmesinden sonra da, bir başka deyişle ilk fıkradaki nisbi ve mutlak sürelerin haklı bir nedenle, örneğin babanın ağır hastalığı, ayırtım gücünü belli bir dönem için yitirmesi, hapiste bulunması, çocuğunun olmasının olanaksızlığını daha sonra öğrenmesi, savaş nedeniyle esir kalması, uzun süreli yolculuğa çıkması ve bunun gibi sebeplerle kaçırılmış olması durumunda da uygulanabileceği, kanun koyucunun bunu amaçladığını son fıkranın konuluş gayesinin bu olduğu yolunda olmuştur.” demektedir.

TMK 289. maddesindeki beş yıllık süre doğumdan itibaren başlar ve bu süre dolduktan sonra koca baba olmadığını veya ananın gebe kaldığı sırada başka bir erkekle cinsel ilişkide bulunduğunu sonradan öğrendiğini ileri sürerek 1 yıllık süreye dayanarak dava açamaz. Ancak yukarıda belirtilen Hukuk Genel Kurulu ve Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin kararlarında da açıklandığı gibi dava açmada gecikme haklı bir nedene dayanıyorsa, bir ve beş yıllık hak düşürücü sürelerin gerçekleşmesinden sonra bile dava açma hakkı devam eder. Sonuç olarak beş yıl geçse bile bir yıllık süre bu sebebin yani haklı sebeplerin ortadan kalktığı tarihten itibaren işlemeye başlar.

Diğer ilgililerin dava hakkı

TMK 291. maddesi dava açma süresinin geçmesinden önce kocanın ölmesi veya gaipliğine karar verilmesi ya da sürekli olarak ayırt etme gücünü kaybetmesi hallerinde kocanın altsoyu, anası, babası veya baba olduğunu iddia eden kişi, doğumu ve kocanın ölümünü, sürekli olarak ayırt etme gücünü kaybettiğini veya hakkında gaiplik kararı alındığını öğrenmelerinden başlayarak bir yıl içinde soybağının reddi davası açabilir.

Ergin olmayan çocuğa atanacak kayyım, atama kararının kendisine tebliğinden başlayarak bir yıl, her hâlde doğumdan başlayarak beş yıl içinde soybağının reddi davasını açar.

Kocanın açacağı soybağının reddi davasına ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır.

-6-

Bu madde EMK 245. maddesinin karşılığı olup hak düşürücü süredir. 245. maddedeki 1 aylık süre yeni düzenlemede bir yıla çıkartılmıştır. TMK 289. maddesi için yapılan açıklamalar kıyas yolu ile bu madde içinde uygulanmaladır.

İtiraz ve iptal

TMK 294- Sonradan evlenme yoluyla soybağının kurulmasına itiraz ve iptal hakkına, tanınmanın iptaline ilişkin hükümlerin kıyas yoluyla uygulanacağını belirtmiştir. Dolayısıyla TMK 300. maddesindeki süreler bu madde içinde geçerlidir.

Bu madde EMK 251. maddesinin karşılığıdır. 251. maddedeki süre, soybağının evlenme yoluyla düzeltildiğinin öğrenilmesinden itibaren, itiraz hakkı üç ay ile sınırlıydı. Yeni yasa yani TMK 300. maddesiyle bu süreyi bir yıllık ve beş yıllık sürelerle uzatmıştır.

Tanıma

TMK 295. maddesine göre tanıma, babanın nüfus memuruna veya mahkemeye yazılı başvurusu ya da resmi senette veya vasiyetnamesinde yapacağı beyanla olur demektedir. Tanımaya karşı hak düşürücü süreler ise TMK 300. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre tanıyanın dava hakkı, iptal sebebinin öğrenildiği veya korkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde tanımanın üzerinden beş yıl geçmekle düşer.

İlgililerin dava hakkı, davacının tanımayı ve tanıyanın çocuğun babası olamayacağını öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde tanımanın üzerinden beş yıl geçmekle düşer.

Çocuğun dava hakkı, ergin olmasından başlayarak bir yıl geçmekle düşer.

Yukarıdaki süreler geçtiği halde gecikmeyi haklı kılan sebep varsa, sebebin ortadan kalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açabilir.

EMK 293. ve 294. maddelerinin karşılığı olup bu maddelerde iptal davası açmak için tanınan 3 aylık süre uzatılmış ve ayrıca haklı nedenlerin varlığı halinde de 1 aylık ek süre tanınmıştır.

TMK 294. maddesinin evlenme yoluyla soybağının kurulmasına itiraza da uygulanan, TMK 300. maddesine göre beş yıllık süreden sonra bile haklı nedenler varsa, bir aylık sürede tanımanın iptali için dava açılabilinir.

Babalık davasında hak düşürücü süreler

TMK 303. Madde- Babalık davası, çocuğun doğumundan önce veya sonra açılabilir.

-7-

Ananın dava hakkı, doğumdan başlayarak bir yıl geçmekle düşer.

Çocuğa doğumdan sonra kayyım atanmışsa, çocuk hakkında bir yıllık süre; atamanın kayyıma tebliği tarihinde, hiç kayyım atanmamışsa çocuğun ergin olduğu tarihte işlemeye başlar.

Çocuk ile başka bir erkek arasında soybağı ilişkisi varsa, bir yıllık süre bu ilişkinin ortadan kalktığı tarihte işlemeye başlar.

Bir yıllık süre geçtikten sonra geçikmeyi haklı kılan sebepler varsa sebebin ortadan kalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açılabilir.

EMK 296. maddesinin karşılığıdır. 296. maddedeki süre de çocuğun doğumundan itibaren bir yıldır. Maddelerdeki süreler hak düşürücü sürelerdir. Çocuğun dava hakkı, çocuğa kayyım atanmışsa atamanın kayyıma bildirilmesinden sonra başlar. 02/05/1960 tarihli 1960/5-8 sayılı Y.İ.B. Kararında; “Evlilik dışı doğan çocuk adına açılacak babalık davasında çocuğun çıkarlarını koruması gereken kayyımın çocuğun doğumundan sonra tayin olunması halinde M.K. 295. maddesiyle belirlenen bir yıllık babalık davası süresi, kayyımın tayini tarihinden başlar.” demekle bugünkü düzenlemeye ışık tutmuştur. (Bkz 7) Yine yasa değişikliğinden önce Yargıtay, çocuğun ergin olduğu tarihten itibaren de 1 yıllık sürede dava açılabileceğini kabul etmiştir. Vesayet makamlarının, çocuklara kayyım atarken TMK 300. madde konusunda kayyımları uyarmaları ve hak düşürücü süre içinde dava açmamalarının kişisel sorumluluklarını gerektireceğini anlatıp, bu konuda tutulacak tutanakta imzalarını almaları gerekmektedir. ÖZUĞUR’a göre (bkz 8), soybağının reddi davaları için de aynı öneri yapılmalıdır.

Evlatlık ilişkisinin kaldırılmasında hak düşürücü süre

TMK’nun 319. madde- Dava hakkı, evlatlık ilişkisinin kaldırılması sebebinin öğrenilmesinden başlayarak bir yıl ve her hâlde evlat edinme işleminin üzerinden beş yıl geçmekle düşer.

Eski Türk Kanunu Medenisinde yukarıdaki maddeyi karşılayan bir düzenleme bulunmamaktadır. Yeni Medeni Kanunun gerekçesinde bu maddenin İsviçre Medeni Kanununun 269 b maddesinden alındığı belirtilmiş olup, tanınan süre hak düşürücü süredir.