![]() |
![]()
|
![]()
Özel Arama
|
||||||
| Hristiyanlık Hristiyanlık Hakkında Bilgilere Bu Bölümden Ulaşabilirsiniz |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
|
Tanrı Esenliktir
![]() |
Yahudi
Hristiyan ve İslam alimlerine göreKutsal Kitap’ın Değişmezliği Yazar: Daniel Wickwire Linkleri Üyelerimiz Görebilir. UslanmaM Üyeliği İçin Tıklayın Linkleri Üyelerimiz Görebilir. UslanmaM Üyeliği İçin Tıklayın İslâmiyet’te “Nesih” Meselesi “Biz daha iyisini veyâ benzerini getirmedikçe bir ayeti(n hükmünü) yürürlükten kaldırmaz veya onu unutturmayız. Allâh’ın her şeye gücü yeter olduğunu bilmedin mi? ” (Bakara 2:106) Bazı Müslümanların iddialarına göre “Sonra gelen öncekini iptal eder.” İddia şudur ki “Her kitap kendisinden önce gelen kitapları geçersiz kılmıştır.” Buna göre Kur’ân daha sonra geldiği için Tevrât ve İncîl geçersiz kılınmış. Yani Nesih olunmuştur demektedir.“Nesih (yensahu) lûgatte: Men’ ve izale kılmak tağyir ve iptal etmek bozmak bir şeyi yerine getirip koymak mânalarına gelir. Yazının yazılı olduğu yerden başka sahifeye nakli de nesihtir buna istinsah deriz.”1 İslâmi kaynaklara göre Nesh kelimesi lugâtte izâle etmek gidermek yok etmek değiştirmek tebdil tahvil ve nakletmek manalarına gelir. Istılahta ise bir nassın hükmünü daha sonra gelen bir nas ile kaldırmaktır başka bir deyimle şer’i bir hükmün başka bir şer’i delil ile kaldırılması veya mukaddem tarihli bir nassın hükmünü muahhar tarihli bir nas ile değiştirmek veyahutda mukaddes bir metinin ilgası manasında kullanılır.2Tefsir usûlü ilminde karışık olan meselelerden birisi de şüphesiz ki nesh meslesidir.3 Kur’ân bir yandan “Allâh sözünden asla caymayacaktır” (Hac 22:47) derken diğer yandan “nesh” ile ilgili dört ayete rastlıyoruz.“Biz daha iyisini veyâ benzerini getirmedikçe bir ayeti(n hükmünü) yürürlükten kaldırmaz veya onu unutturmayız. (Bakara 2:106) ____________________ 1. Keskioğlu Nûzulünden İtibaren Kur’ân-ı Kerîm s. 206.2. Şerif “Ta’rifat” s. 163.3. Cerrahoğlu Tefsir Usûlü s. 122.“Allâh dilediğini siler (dilediğini) bırakır. (Bütün)kitâb(ların) anası O’nun yanındadır.” (Ra’d 13:39)“Biz bir âyetin yerine başka bir âyet getirdiğimiz zaman - Allâh ne indirdiğini bilirken - “Sen (Allâh’a) iftirâ ediyorsun (bu sözleri kendin uydurup Allâh’a atıyorsun)” derler. Hayır (ama) çokları bilmiyorlar.” (Nahl 16:101) “Andolsun biz dilesek sana vahyettiğimiz (âyetler)itamâmen gideririz; sonra onun (geri alınması) için bize karşı (sana yardım eden) bir vekil bulamazsın.” (İsrâ 17:86) Dikkat ederseniz bu ayetlerde Kur’ân’ın diğer kitapları neshettiğine (geçerşiz kıldığına) ilişkin her hangi bir işaret yoktur. Bu âyetler Kur’ân’ın kendi kendisi ile ilgilidir. Geçersiz kılınan yalnızca Kur’ân’ın bir kısmıdır. Tevrât Zebûr ve İncîl’de ayetler birbirini nesh etmez. Ne Zebûr Tevrât’ı nesh eder ne de İncîl Tevrât’ı nesh eder; bu Kitab-ı Mukaddes için geçerli bir kavram değildir. Bu sadece Kur’ân-ı Kerîmin kendi ayetlerin nesh etmesi ile ilgilidir. “Kur’ân ancak Kur’ân’la nesih olunur.”4Kur’ân-ı Kerîm asla Tevrât ya da İncîl’in hükümlerini iptal etmek maksadıyla inmiş olduğunu iddia etmiyor. Aksine Tevrât ve İncîl’in Tanrı’nın Sözü olduğunu açıkça beyan eder. Zebûr’un Tevrât’ı İncîl’in de Zebûr’u neshettiği hükümsüz kıldığı iddiası gerek Kur’ân’da gerekse Hadis’te her türlü dayanaktan yoksundur ve yalnızca sıradan halk arasında revaç bulmuştur. Kur’ân’ın bunun tam tersini beyan ettiğine şahit oluyoruz.“De ki: ‘Ey Kitab ehli siz Tevrât’ı İncîl’i veRabb’inizden size indirileni uygulamadıkça bir esas üzerinde değilsiniz.’” (Mâide 5:68) Sayın Prof. Keskioğlu’na göre “Usulcüler arasında birçok gürültülere yol açan ihtilaflı meselelerden biri de nesih meselesidir. Bu konu İslâm’ın ilk devrinden beri münakaşa edilegelmiştir. Bidayette Yahudiler “Muhammed sahabilerine önce verdiği sözün hilâfına olarak sonradan başka emirler verdiğini görmüyor musunuz” şeklinde itiraz etmek istemişlerdir. Evvelâ meselenin özü şudur: Yahudiler alelıtlâk (istisnasız) neshi inkâr ederler. Yâni İslâmiyetin Hıristiyanlığın ve Yahudiliğin ahkâmını____________________ 4. Keskioğlu Nûzulünden İtibaren Kur’ân-ı Kerîm s. 207.değiştireceğini kabul etmezler.”5 Ne Yahudiler ne de Hıristiyanlar İslâmiyetin “nesih” prensibini kabul etmezler. Kitab-ı Mukaddes’e göre Tanrı bu kadar aaafi ve gevşek değildir. Tanrı’nın Sözü sonsuza dek kalıcıdır. “Ot kurur çiçeği düşer. Ama Rab’bin sözü sonsuza dek kalıcıdır.” (1 Petrus 1:25) Tanrı’nın sadakati ve karakterinin değişmezliği bunu gerektiriyor. Tanrı her şeye kadir olduğu için (el- Kadir) Tanrı her şeyi bildiği için (el-Alîm) daha sonra bir hatayı düzeltmek veya bir değişiklik yapmaya hiç ihtiyaçı yoktur.6Bir Kur’ân âyetinin ancak diğer bir Kur’ân âyeti neshedebileceğini mütevâtir (kulaktan kulağa aktarma) sünnetin bile Kur’ân’ı neshedemiyeceğini söyleyenler var; mesalâ İmam eş- Şâfiî (ö. 820). İslâmiyet’in bir kısmı ise neshi aklen câiz eski semâvi kitaplarda mevcudiyetini kabul eder bizzat Kur’ân’ın kendi bünyesi içinde neshin olmadığını iddia etmişlerdir. Bunların en meşhuru Ebû Müslim Muhammed’ b. Bahr el-İsfahâni (Ö. 934) dir. Onun Câmiu’t-Te’vil li Muhkemi’t-Tenzil adlı eseri bu konuyu işlemektedir.7Seyyid Ahmad Husayn Şevket Mirthi şöyle yazıyor: “Sıradan Müslümanlar İncîl’in Allah’ın Sözü olduğunu onaylıyorlar. Ayrıca söylentilere (taklîd-i ‘akide) dayanarak İncîl’in tahrif edildiğine de inanıyorlar ama hangi kısmın ne zaman ve kimin tarafından tahrif edildiğini bilmiyorlar. Bu dünyada hangi dine cemiyete Tanrı tarafından bir Kitap verildikten sonra kendi elleri ile o kitabı parçalayabilirler? Ve ondan sonra hiç rahatsızlık duymadan çuval bezi ile yama yaparak halkların gözlerini boyayabilirler mi? Tanrı Tevrât ve İncîl’i cennete alıp onları neshetti diyenler Tanrı’ya hakaret edip O’nun namusuna leke sürüp bühtan ediyorlar. Sadece Kur’ân-ı Kerîm değil tüm Kitaplarla alay ediyorlar. “Nesih” her zaman yanlışlıklardan dolayı kaynaklanıyor. Dünyasal krallar kanunlarından bir şey “nesih” ediyorlar çünkü tecrübe bunun zararlı olduğunu gösteriyor. Ama Tanrı hiç bir hata yapmaz ve O’nun tecrübesinde hiç bir eksiklik yoktur.” 8____________________ 5. İbid s. 206.6. Dashti Twenty Three Years: A Study of the Prophetic Careerof Mohammad s. 155.7. Cerrahoğlu Tefsir Usûlü ss. 125.8. Celil “The Authenticity of Scripture” s. 51.Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Temel İslâm Bilimleri Kelâm Anabilim Dalı Başkanı saygıdeğer hocam Prof. Dr. Hüseyin Atay Kur’ân’a Göre Araştırmalar - I adlı kitabında “Kur’ânda Nesih Yoktur” adlı bölümde şöyle diyor: “Kur’ân bütünlük felsefesine ve gayesine derinliğine vakıf olanlar Kur’ân’da böyle bir nesih meselesi yoktur... Bazı ayetler arasında tenakuz ve muhalefet buldukları için ve aralarını da bağdaştırıp uzlaştıramadıkları için birinin manasını iptale ve neshe gitmişlerdir. Böyle bir delile başvurmaları Kur’ân’a aykırı düşer. Çünkü Kur’ân diyor ki Kur’ân’da aslâ ihtilâflı ve tenakuzlu ayetler bulunmamaktadır. “Kur’ân-ı düşünmüyorlar mı? Eğer (o) Allâh’tan başkası tarafından (indirilmiş) olsaydı onda birbirini tutmaz çok şeyler bulurlardı.” (Nisâ 4:82) Bunlar bu ayeti gözönüne alıp ayetlerin arasında gördükleri tanakuzu gidermeye çalışmaları gerekirken tenakuzlu kabul edip iptale ve ilgaya neshe gitmişlerdir. İleri sürdükleri delilleri kendi icatları olup Kur’ân’ın açık ifadesine ters düşmektedir. Yukarıda gösterdiğimiz hükmü ve esası kabul eden âlimlere göre elimizde mevcut olan Kur’ân’da nesih diye bir şey söz konusu olamaz. Yani hükmü iptal edilmiş kaldırılmış ve artık geçersiz olan bir ayet Kur’ân’da yoktur... Kur’ân’da hükmü kalmamış geçersiz hiçbir ayet yoktur. Kur’ân’ın bütün ayetleri geçerlidir hükümleri bakîdir.”9Dr. Pfander Kitab-ı Mukddes’in âyetlerinin neden “nesh” olunmadığını çok iyi anlatıyor: “Eski Antlaşma yalnızca Allah ile İsrail oğulları arasındaydı ve süresi Mesih’in gelişi egemenliğini kuruşuyla birlikte sona ermişti. Yeni Antlaşma’ya gelince o Allah ile gerek İsrail oğullarından gerekse diğer uluslardan Mesih’e iman edenler arasındadır. Bu nedenle bu son antlaşma daha kapsamlı ve önemlidir çünkü birincisi yalnızca İsrail oğullarını ruhsal gerçekleri kavramaya alıştıracak dinsel merasimler üzerine kuruluydu; amaç onları İsa’nın öğrencileri tüm dünyanın öğretmenleri olmaya hazırlamaktı. O halde Eski Antlaşma bir tohumu Yeni Antlaşma ise geniş bir alanı kaplayan köklü gelişkin bir ağacı andırmaktadır. Bu görkemli ağacın ardınca adeta o küçük tohum vardır. Farklı görünseler de her ikisi aynı öze sahiptir. Bu durumda Eski Antlaşma’nın geçersiz kılınmış (mensuh) Yeni Antlaşma’nın da geçerli (nesih) olduğunu iddia etmek büyük bir yanlıştır. Hiç ağaç tohumunu geçersiz kılmıştır denilebilir mi?____________________ 9. Atay Kur’ân’a Göre Araştırmalar - I ss. 63-67.“Unutulmaması gereken başka nokta Tevrât buyruklarının iki bölümden oluşmasıdır: (1) İbadet buyrukları (2) Ahlâki buyruklar. Birinci grup sadece İsrail oğullarına özgüydü ve ancak Musa’ya Sina dağında Tevrât vahyedildiğinde yasallık kazandı. Bundan ötürü İbrahim örneğin yalnızca sünnetle yükümlüydü. Bu son derece önemli bir konudur çünkü ibadet buyruklarının sınırlı ve geçici olduğunu gösterir. Öyle ki Musa’nın zamanına kadar onlar İbrahim İshak Yakub ve onların soyları için bağlayıcı değildi. Demek oluyor ki bu buyrukların - daha önce de değindiğimiz gibi - iki amacı vardı: (1) Her yeri kaplamış olan putperestlik felâketine yakalanmamaları için Yahudileri diğer uluslardan tamamen ayırmak için (bu durum Mesih’in gelişine dek sürmüştür) (2) Dışa ait şekilci ibadetlerin - Allah tarafından vahyedilmiş olsa bile - Allah’a susamış canlara yardım edemediğini ve yalnızca ruhsal gerçekleri simgelediğini anlamalarını sağlamak. Özetle bu buyruklar diğer halkları bağlamıyordu ve Mesih’in ölümden dirilişinin ardından İsrail oğulları üzerindeki etkisi dahi azalmıştı.“Oysa ahlâki buyruklar öncesiz ve sonsuz olup insanlar onlara her zaman ve her yerde uymak zorundadırlar. Gerçi bu buyruklar ilk kez Musa’ya indirilmişti ama onları yerine getirmek yaradılışın başından itibaren şarttı. Örneğin “zina etmeyeceksin!” “çalmayacaksın!” “öldürmeyeceksin!” “putlara tapınmayacaksın!” gibi buyruklar bizzat Allah’ın şahsı ve kutsal doğasına ilişkin olup sonsuza dek geçerli kalmaları gerekir. Burada “nesih”ten “mensuh”tan bahsetmek bilgisizliktir. İncîl’in Tevrât’ı geçersiz kıldığını iddia eden kişi büyük bir yanlıştadır ve bu yolla yalnızca bilgisizliğini kanıtlamış olur. İncîl Tevrât’ı doğrulamakta onun karmaşık yanlarını açıklamakta ve ibadet kurallarını bedensel olandan ruhsal olana dönüştürmektedir. Bu yüzden İncîl’de sayısız Tevrât alıntısı bulunmaktadır. Kur’ân haklı olarak İncîl’in Tevrât’ı doğruladığını belirtmektedir:“Onların ardından yanlarındaki Tevrât’ı doğrulayıcıolarak Meryem oğlu İsa’yı gönderdik ve ona içinde yolgösterme ve nûr bulunan İncîl’i verdik. Önündeki Tevrât’ı doğrulayıcı ve korunanlar için yol gösterici ve öğüt olmak üzere.” (Mâide 5:46) “Tekrarlamak gerekirse Tevrât’ta geçen - Mesih İnanlılarını bağlamayan - buyruklar sadece ibadetlere ilişkin olup İncîl onları geçersiz kılmamış Allah’ı hoşnut kılacak kusursuz birdüzeye çıkarmıştır.”10 Ahlâki buyruklara gelince onların tanrısal isteme ve Kutsal Olanın sıfatlarına uygun olduğunu bu nedenle sonsuza dek değiştirilemeyeceğini gösterdik. Nesh’ten burada da sözetmek imkânsız. Hiçbir şey dinin temel ilkelerini tesir edemez. Ahlâki hükümler her zaman için geçerlidir. Musa şeriatının ahlâki kuralları Adem’in İbrahim’in ve Mesih’in zamanında geçerli olup kıyamet gününe dek değişmeyecektir zira dinin özü kalıcıdır. İncîl’de Hz. İsâ Tevrât’ı ortadan kaldırmak (neshetmek) için değil tamamlanmak için gönderildiğini söylemiştir:“Kutsal Yasa’yı ya da peygamberlerin sözlerini geçersiz kılmak için geldiğimi sanmayın. Ben geçersiz kılmaya değil tamamlamaya geldim. Size doğrusunu söyleyeyim![]() gök ve yer ortadan kalkmadan her şey gerçekleşmeden![]() Kutsal Yasa’dan ufacık bir harf ya da bir nokta bile eksilmeyecek.” (Matta 5:17-18) Hz. İsa Mesih’e göre Tevrât’tan “ufacık bir harf ya da bir nokta bile eksilmeyecek”tir. Saygıdeğer İncîl üstâdı William MacDonald bu ayetin yorumunu şöyle yapar: “Büyük “E” harfindeki bir çizgi onun “F” harfınden farklılığını gösterir; bunun gibi küçük bir çizgi bile önemlidir. Hz. İsa önemsiz görünen ayrıntılarda dahil olmak üzere Kutsal Kitab’ın harfi harfine esinlenmiş olduğuna inanıyordu. Kutsal Yazılarda en küçük nokta bile önemsiz değildir.”11Yahudilerin Kitab’ı (Tevrât)i atalarından tevâtür (kesintisiz zincirleme rivayet) yoluyla aldıkları bildirilmektedir. Bu vahiy (yani Tanrı tarafından bildirilen gerçek) adım adım gelişir. Şöyle ki ilk yazılarla temel konur. Ondan sonra gelen kitaplarla bu yapı adım adım ilerliyor önceden açıklanan gerçekler daha derinlik kazanıyor. Yani sonradan gelen bölümler önceki bölümleri geçersiz kılmadığı gibi yerini de almıyor. Tersine yan yana durup bir bütün olarak Tanrı’nın planını açıklıyor. Hatta bunlardan bir tanesi bile eksik olsa planın bütünlüğünü kavramamız mümkün değildir.“Ot kurur çiçek solar; fakat Allahı’mızın sözüebediyen durur.” (İşaya 40:8) ____________________ 10. Pfander Tevrât ve İncîl’de Tahrif Yoktur: Gerçeğin Ölçütü(Mizanu’l- Hakk 1) ss. 33-36.11. MacDonald Matta: Kutsal Kitap Yorumu s. 60.“Gök ve yer ortadan kalkacak ama benim sözlerim aslaortadan kalkmayacaktır.” (Luka 21:33) Okuduğumuz gibi ne bir harf ne bir nokta eksilecek ne de ortadan kalkacak. Yani tahrif edilemeyecek nesh edilemeyecek geçerliliğini de asla yitirmeyecektir. Mesih İnanlıları sonradan gelen kitapların öncekileri geçersiz kıldığına hiç inanmıyorlarlar. Bu ayetlerin ışığında İncîl’in Tevrât’ı geçersiz kıldığı (neshettiği) masalının gerçek dışı olduğu ortaya çıkıyor. İsa’nın kendisi de “Ben geçersiz kılmaya değil tamamlanmaya geldim” diyor. Lisede kullanılan kitaplar ortaokulda okunan kitaplarla çelişkiye düşmez onları geçersiz kılmaz. Tersine üst sınıfların kitapları alt sınıflarda kullanılanları daha geniş şekilde tamamlar. Böylelikle de Tanrı’nın sonradan verdiği kitaplar daha öncekileri ortadan kaldırmaz ancak insanların Tanrısal gerçekleri çok daha mükemmel bir şekilde anlamlarını sağlar. Çünkü Tanrı hiçbir zaman kendi kendisiyle çelişkiye düşmez.12Kutsal Kitab’a göre Tanrı kusursuzdur hatasızdır. Tanrı’nın bilgisi kusursuzdur. Tanrı bütün düşüncelerimiz ve yaptıklarımız dahil geçmişte şimdi ve gelecekte olan şeylerin hepsini bilir. Bilgeliği kursursuz ve bizim anlayışımızın tamamıyla ötesindedir. Kusursuzluk Tanrı’nın doğasına özgüdür. Tanrı asla çelişkili bir duruma düşmez çünkü evrenin sonsuz yöneticisi şüphesiz her zaman tutarlı davranır. Tanrı’nın Sözü kursursuz ise nesih doktrini kabul edilemez. Prof. Dr. Süleyman Ateş’in “nesih” ile ilgili değerlendirmesi şöyledir: “Kanâatimize göre İslâma zararı olan yanlışlardan biri de nesih konusundaki abartılardır.”13 Eski Ahit’teki tarih olayları Yeni Antlaşma döneminde yaşayanlar için yazıldı ve bu yüzden geçerlidir.“Bu olaylar onlar gibi kötü şeyler arzu etmememiz için bizeders oldu.” (1 Korintliler 10:6) “Bu olaylar başkalarına ders olsun diye onların başına geldive çağların sonuna ulaşmış bizleri uyarmak için yazıya geçirildi.” (1 Korintliler 10:11) ____________________ 12. Miller Mesih İnanlıların İnanç ve Uygulamaları ss. 22-23.13. Ateş Yeniden İslâma II s. 167.
|
|
|
|
|
|
#2 (permalink) |
|
Yeni Üye
![]() ![]() |
1.BUGÜNKÜ İNCİL YAZARLARININ KİTAB-I MUKADDES HAKKINDAKİ SÖZLERİ;
Moody İncil Enstitüsü’nden Dr. Graham Scroggie İncil Allah kelamı mı? adlı kitabında diyor ki: (Kitab-ı mukaddes insan eseridir. Bazı kimseler neden olduğunu anlamadığım sebeplerden ötürü bunu inkâr etmektedir. Kitab-ı mukaddes insanların dimağında teşekkül etmiş insanlar tarafından insan dili ile insan eli ile yazılmış ve tamamen insan karakteri taşıyan bir eserdir.) [S.17]Tanınmış Kitab-ı Mukaddes araştırmacılarından E. P. Sanders The Historical Figure of Jesus (İsa'nın Tarihi Kimliği) isimli kitabında İncillerin yazılışını şu şekilde açıklar;Mevcut kanıtlar göstermektedir ki İnciller ikinci yüzyılın ikinci yarısına kadar isimsiz olarak kalmışlardır... Sahip olduğumuz İnciller ikinci yüzyılın ilk yarısında zikredildi. Fakat her zaman anonim olarak. Yaklaşık olarak 180 yılında aniden isimler belirmişti. O zaman birçok İncil vardı sadece bizim sahip olduğumuz gibi dört tane değildi ve Hıristiyanlar hangisinin yetkili olduğunu belirlemek zorundaydılar.Bu önemli bir mesele idi fikir olarak çok önemli farklılıklar vardı. Kimin kazandığını ise biliyoruz: bu dört İncil'in -ne daha az ne de daha çok- Hz. İsa'nın güvenilir kayıtları olduğunu düşünen Hıristiyanlar kazanmışlardır.KAYNAK; E. P. Sanders The Historical Figure of Jesus s. 63From Jesus to Christ The Origins of the New Testament Images of Jesus (İsa'dan Mesih'e Yeni Ahit'in Kökenleri İsa'nın İmajları) kitabının yazarı Paula Fredriksen bu durumu şu şekilde özetler:Hz. İsa Aramice konuşuyordu ve tebliğini de Aramice konuşan Yahudilere Filistinlilere ve göçebelere yapıyordu. Ancak İncillerin yayılmasında rol oynayan kişilerin dilleri Yunanca idi. Hz. İsa'nın sözlü tebliği ve tüm yaptıkları Yunancaya yine sözlü olarak çevrildi. Bu çevirilerin güvenilirliğinden emin olmak ise mümkün değildir. Sözlü kaynaklar üzerinde yapılan psikolojik ve antropolojik araştırmalar bu kaynakların tarihi açıdan güvenilirlikten çok uzak olduğunu ortaya koymuştur. Aktarma sırasında hata olmaması mümkün değildir. Çünkü gözlem yapan ve aktaran kişi bir insandır. Eğer bu bilgiler yazılı hale gelmeden önce birçok kişi tarafından aktarılarak yazan kişiye ulaşmışsa o zaman her zincirde farklı eklemeler düzeltmeler ve değiştirmeler olmuştur. Sonuç olarak Hz. İsa ile ilgili sözlü olarak aktarılan bilgiler bize İncil'de gerçekten söylenenler ve o dönemde gerçekten olanlar hakkında bir bilgi vermektedir. Ama aynı zamanda da bu aktarım sırasında değişiklikler olabileceğini kabul etmemizi zorunlu kılar.KAYNAK; Paula Fredriksen From Jesus to Christ The Origins of the New Testament Images of Jesus s. 5Bir diğer Kitab-ı Mukaddes araştırmacısı John Dominic Crossan The Birth of Christianity Discovering what happened in the years immediately after the execution of Jesus (Hıristiyanlığın doğuşu Hz. İsa'nın ifasının hemen sonrasındaki yıllarda olanları keşfetmek) isimli önemli çalışmasında İncil yazarları hakkında şu yorumlarda bulunur:İncilleri Hz. İsa hakkında gerçek bir bilgi kaynağı olarak nasıl kullanabiliriz? İnciller kelimesi kelimesine kendi yazarlarının sesleridir. Onların arkasında da Hz. İsa hakkında konuşan toplumdan isimleri belirsiz kişiler bulunmaktadır. Bu seslerin içinde de Hz. İsa'nın sözlerinden ve yaptıklarından izler bulunmaktadır. Hz. İsa hakkında doğru bilgileri toplamak için iki çetin aşamayı geçmek gerekir. Bunlardan birincisi hangilerinin Hz. İsa'ya ait olduğunu bulmaktır. İkinci adım ise bu bilgileri 1. yüzyıldaki Yahudi dünyasının tarihi yapılanması içine yerleştirmektir.KAYNAK; Marcus J. Borg The Historical Study of Jesus and Christian Origins s. 144. John Dominic Crossan The Birth of Christianity Discovering what happened in the years immediately after the execution of Jesus HarperSanFransisco 1998 s. 140Hz. İsa'nın anlattıklarının sözlü hali artık tamamen yok oldu. Konuşulan cümleler yapısı gereği geçicidir ve çok kısa süre yaşar. Sadece dinleyicilerin hafızasında yaşar ve tamamen geri gelmesi ancak hafızaya bağlıdır... Yazılı gelenek dahi değişime uğrar ve gelişir. Bu bizi İncilleri doğrudan kopyalanmış bir sözlü anlatım olarak varsaymaktan alıkoymaktadır: gelenek metne geçirilirken tahrif edilmiş olabilir. Üstelik bu tahrifat sadece Sinoptik yazarları ile de sınırlı kalmamıştır... KAYNAK; Barry W. Henaut Oral Tradition and the Gospels ss. 295 296-297 299 304. John Dominic Crossan The Birth of Christianity Discovering what happened in the years immediately after the execution of Jesus HarperSanFransisco 1998 s. 403Yani İnciller Hz. İsa'nın sözleri ve yaptıkları ile ilgili ilk el rivayetlere değil ikinci hatta üçüncü el rivayetlere dayanmaktadır.KAYNAK; Mahmut Aydın Yahudi Bir Peygamberden Gentile Tanrıya: İsa'nın Tanrısallaştırılma Süreci İslamiyat III (2000) sayı 4 s. 51Ne İncil yazarları ne de Yeni Ahit'in diğer bölümlerini yazanlar tasvir ettikleri olayların bizzat görgü şahitleri değildirler. İncil yazarları Hz. İsa'dan sonra birkaç on yıl boyunca nesilden nesile aktarılan sözlü ve yazılı geleneği bir metin haline getiren kişilerdir.![]() İnciller Yunanca kaleme alınmıştır. Yuhanna İncili'ne ait olan bu parça (MS 125) şu ana kadar bulunan en eski İncil kopyasıdır. (Sağda) Johannes Guttenberg tarafından 1455 yılında basılan ilk İncil Latinceydi.![]() İncil yazarlarının kendi kitaplarını kaleme alırken tek bir kaynaktan faydalandıkları fikri bugün araştırmacılar tarafından da kabul görmektedir. (Yukarıda) Dört İncil yazarı kaynak aldıkları Kitabı Mukaddes'i incelerken. Jacob Jordaens 1625 Louvre Müzesi Paris.
|
|
|
|
![]() |
| Beğenilen Sayfayı İşaretleyin |
| Konuyla Alakalı Etiketler |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | UslanmaM | Cevaplar | Son Mesaj |
| Önce “Işık Hızını” Aşan Bilimadamları, Şimdi de “Işığı Durdurmayı” Başardılar… | KatLiaM | Bilim ve Teknik | 0 | 02-07-2008 04:17 PM |
| Kaya Hotels&Resorts’ta “Gülben’ li geceler başladı” | RebelliouS | Turizm & Gezi & Tatil | 0 | 08-21-2007 08:01 PM |
| Bediüzzaman Bir “Nurcu Büyüğü” Değil, Bir “İslâm Büyüğüdür” | ABYSS | Dini Bilgiler | 0 | 04-19-2007 11:07 PM |
| Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Osmanlılar’da “Felsefe” | ABYSS | Felsefe Bilimi | 0 | 12-28-2006 02:37 PM |
| Kur’an’ın “Oku” diye başlamasında ne hikmet görüyorsunuz? | DJ ESRARENGİZ | Dini Hikayeler | 0 | 12-24-2006 11:40 PM |
