![]() |
![]()
|
![]()
Özel Arama
|
||||||
| Hristiyanlık Hristiyanlık Hakkında Bilgilere Bu Bölümden Ulaşabilirsiniz |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#23 (permalink) |
|
♥~♥ karaoğlan ♥~♥
![]() |
kornelyus.. Râb kelimesini sadece Allah(cc)'a kullanırız biz
islamiyet böyle bişeydir.. sizde teslis vardır ve Hz. Meryem bakire kalmıştır kutsal ruh diye tabir ettiğiniz Cebrail as. dan gebe kalmamıştır bunların hepsinin açıklaması Kur-an'ı kerim de vardır Allah(cc)'ın kelamı olan kur-an'ı kerim i Allah(cc)rızası için kalbten oku derim.. madem ikimizinde taptığı farklı değilse ki aslında farklı.... ben tek İlâh larak Allah(cc)'ı bilirken sen 3tane İlahtan bahsediyorsun..... çocuk oyuncağı değil bu sana dini bilgiler bölümünde açtığım ALİ-İMRAN süresini okumanı tavsiye ederim.. sonuçta Allah(cc) kelamı
|
|
|
|
|
|
#24 (permalink) |
|
Yeni Üye
![]() |
ALLAH İLE İNSAN ARASINDAKİ KARŞILIKLI SEVGİ
Prof. Dr. Suat YILDIRIM Kur\'ân\'da Allah\'ın kulunu kulun Rabbini sevmesi var mıdır? Kur\'ân\'ı az çok tanıyan herkesin bu soruya vereceği cevap müsbet olmalıdır. Çünkü Kur\'ân bunun doğrudan doğruya ve dolayısıyla olan delilleriyle doludur. En çarpıcı delil Allah Teala\'nın Vedûd ismidir. (Büruc 14) Allah muhabbetini fiilleriyle ifade etmekle yetinmemiş onu sübut ve istimrar belirten bir isim bir vasıf olarak Kendisine vermiştir. Başka hiçbir delil olmasaydı bu vasıf yeterdi. Kaldı ki başka deliller de çoktur.A- EHL-İ SÜNNETE GÖRE \"Allah İbrahim\'i halil edinmiştir\" (Nisa 125). Halil hulletten gelir; hullet ise muhabbetin ileri derecesidir. \"Sevdiğinden başkasına kalbinde ve ruhunda hiçbir yer kalmayacak tarzda sevenin gönlüne nüfuz eden sevgidir\".1 Onun çok sevdiği oğlunu boğazlamak şeklinde tabi tutulduğu imtihan da bu halillik mertebesine liyakatini ortaya koymak hikmetinden ileri gelmiş olmalıdır.\"Allah\'ın Vechini (yüz) aramak istemek\" \"Onun Vechi için yapmak\" gibi hususlara dair ayetler oldukça fazladır (6 52; 76 8; 92 20; 2 272; 13. 22; 30 38 vb.). Bu ayetler Allah\'a yakın olan hayırlı insanların esas gayeleri olarak \"Vechini murad etmelerini\" ortaya koyar. Bunları harekete geçiren O\'na olan sevgileridir. Birçok âyet \"Allah\'a kavuşmak (likaullah)\"dan bahseder.2 Bu tabirin geçtiği âyetlerin çoğunun \"hesap vermek için Allah\'ın huzuruna çıkmak\" muhtevasında olduğu söylenebilir. Fakat bir kısmında O\'na kavuşmayı bir gaye olarak sezdiren muhtevalar da vardır. (En\'am 154; Kehf 110; Yunus. 7 gibi).Şu âyet ise konumuz bakımından son derece önemlidir: \"İnsanlardan öyle kimseler vardır ki Allah\'tan başka bir takım nidler3 edinir onları Allah\'ı sever gibi sever; iman edenlerin Allah\'a olan sevgileri ise daha ileri derecededir\" (Bakara 165). Bu âyet açıkça gösteriyor ki Ulûhiyyetin en mühim hususiyetlerinden biri muhabbettir sevilmektir. Bundan dolayıdır ki Kur\'ân ve İslam ıstılahında insan daha çok \"kul\" vasfıyla anılır. Kulluk kendisine kul olunan varlığa karşı beslenen en ileri sevgi derecesini ifade eder. Abd kelimesinin bu anlamı cahiliye devri Araplarında da mevcut idi.4 Risalet en üstün mertebe olduğu halde Resûl (aleyhisselam) kulluğu ile öğünürdü. Mezkûr âyet gösteriyor ki Allah\'tan başka herhangi bir şeyi veya kimseyi Allah\'ı severcesine seven O\'nun emir ve nehiylerine uymak gibi bu sevginin gereklerini yerine getiren kimse Allah\'tan başka nidler nazirler edinmiş demektir. Bu muhabette niddir. Yoksa hâlikıyyet ve rububiyetle nid değildir.5 Batıl tanrılara abidlerinin gerçek bir sevgi taşıdıklarını şu âyetler de bildirir: Bakara 95; Ankebût 25. İman edenlerin Allah\'a karşı sevgilerini belirten fıkra ise geniş tefsire yol açmış ve açmalıdır. Bizim için şimdilik şu kadarı kâfidir: Mü\'min Allah\'ı halis katışıksız sabit ve ileri bir derecede sevmelidir.Bir âyette \"De ki: \'Eğer Allah\'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın\" (Al-i İmran 31). Demek ki Allah\'a iman nezdinde O\'nu sevmek asıl fıtratı teşkil eder. Fıtratta olan bu sevgiye hitap olunarak Allah\'ın da kendilerini sevmesi için uyarmaları gereken yola insanlar böylece irşâd olunuyorlar. Öte yandan bu âyette \"sevmek ve bağışlamak\" kavramlarının münasebete konulmasından anlaşılıyor ki Allah\'ın mağfireti de kula olan muhabbetinden ileri gelir. Normal olarak sevmeyen bağışlamaz. Bunun Kur\'ân\'da örnekleri çoktur. Sadece \"Gafûr Vedûd\" (Büruc 14) ve \"Rahîm Vedûd\" (Hud 90) terkiplerini hatırlatmakla yetinelim.Kur\'ân kimi hasletleri imanın gereği sayar ki bunlar ister istemez sevgiyi tazammun ederler. Bunlardan biri \"Rızâ\"dır. Kul Rabbinden râzı olacaktır. Rızâ şunları gerektirir: Kul için en sevdiği varlık Allah olacaktır. Çünkü bütün öbür şeyleri sevip sevmemesini belirleyen kıstas Allah\'ın onları sevip sevmemesidir. Ayrıca kul Tanrısından bütün fiilleri isimlen ve sıfatlarıyla râzı olacaktır: Rabb müdebbir emir ve nehyedici Vekil Veli vb. olarak. Bunlar da kendiliğinden O\'nu sevmesni tazammun edecektir.Kur\'ân mü\'minden Allah\'a hamdetmesini ister \"Hamd zemmin zıddı olup muhabbete makrun olarak mahmûdun mehasinini terennüm etmektir\". Kur\'ân\'ın bir kısım âyetleri ise \"mefhum-i muhalifleriyle Allah sevgisini gerektirirler. Allah ve Resulüne karşı çıkanlara babaları ve evlatları bile olsa mü\'minler sevgi beslemezler (Mücadele 22). Tevbe 24 âyeti de böyledir. Buralarda insanın tabiî olarak en çok seveceği varlıklar (baba çocuk refika mal yakın akrabalar yer-yurt) Allah sevgisi ile karşı karşıya konulmakta eğer Allah\'ın rızası başka yerde bulunuyorsa Allah\'a sadakatin baskın gelmesi istenmektedir. Bunlara olan sevgiyi belirleyen Allah\'a olan sevgidir O\'nun rızasıdır. Bu âyetler kulun Allah\'a sevgi besleyebileceğini göstermekle kalmaz o sevginin ne derece ileri olduğunu da gösterirler.Allah ile mü\'minler arasındaki karşılıklı muhabbeti dile getiren hadis-i şerifler ise oldukça fazladır. Bütün bu nasları değerlendiren Selef-i sâlih Allah Teala\'nın sevileceği buna müstehak olduğu konusunda müttefiktirler hatta O\'ndan fazla muhabbete lâyık hiçbir şey olmadığını bildirirler. Allah\'tan başkasının ancak O\'nun muhabbetine tâbi olarak sevilebileceğini kabul ederler.6 Kul Rabbini sevdiği gibi O da kulunu sever: (...) Allah onları onlar da Allah\'ı severler (...)\" (Maide 54. krş Âl-i İmran 31). Allah iyilik edenleri sever (Bakara 195) Tevbe edenleri sever (Bakara 222) temizlenenleri (Bakara 222) müttakileri (Âl-i İmran 76) sabredenleri (âl-i İmran 146) mütevekkilleri (Âl-i İmran 159) âdilleri (Maide 42) sever vb. Buna mukabil haddi aşanları sevmez (Bakara 195) kâfirleri (Âl-i İmran 32) zâlimleri (Âl-i İmran 57) müsrifleri (A\'raf 31) hâinleri (Enfal 58) kibirlenenleri (Nahl 23) bozguncuları (Kasas 77) sevmez vb. Kur\'ân bu neviden âyetlerle doludur.B-DİĞER FIRKALARA GÖRE Allah ile kul arasındaki karşılıklı sevginin olamayacağını bid\'at fırkaları ileri sürmüştür (Ca\'d. b. Dirhem Cehm b. Safvan Mu\'aaaile vb.)7 Dinin ve fıtratın gereği olan sevgi kalıplaşmış aklın sansüründen geçirilmeye başlanınca ortaya birtakım mülahazalar çıktı. Bu istikamette düşünenler dediler ki: \'Sevgi seven ile sevilen arasında cins benzerliğini gerektirir (Allah ile insan arasında böyle bir şey olmayacağına göre) muhabbet Allah Teâla\'ya taalluk etmez.\"3. \"Muhabbet ancak mahbuba münasib olmakla olur.\"\" Kadim ile hadis hâlık ile mahluk vacib ile mümkün arasında münasebet yoktur.\"9 Sevgiyi; \"Nefsin arzu ettiği şeye meyletmesi\" diye görünce bu anlamı Allah\'ı tenzihe uygun bulmadılar. Kelimenin hakîkî mânâsıyla \"muhabbet\"in Allah ile kul arasında düşünülemeyeceğine karar verdiler. Ancak nasları tekzib edemeyince te\'vil yönüne gittiler. Kulların O\'na muhabbetlerine delâlet eden nasları \"Allah\'a itaat ve ibadet\"; muhabbeti \"mükâfata ulaşmak için daha fazla amel işlemek\" olarak yani meşhur tabiriyle \"lâzımı\" ile te\'vil ettiler. Allah\'ın insanlara sevgisi ise \"onlara ihsan etmesi sevab vermesi yahut medh u sena etmesidir\". \"Muhabbetin irade olduğunu iradenin ise ancak sonradan zaman içinde var edilen makdûra taalluk edeceğini Kadim hakkında ise murad edilmek muhâl olduğunu düşününce insanların meleklerin enbiyanın Allah\'ı sevebileceklerini inkâr ettiler ve dediler ki: \"Onların sevgilerinin Allah\'a yaklaşmak O\'nu tazim etmek ve O\'na kulluk etmek iradesinden başka anlamı yoktur\". Böylece hem Ulûhiyetin hem ubûdiyetin hususiyetini inkâr ettiler; kendilerince de bunu tam tevhîd ve tenzîh saydılar.10C- KELÂMCILARA GÖRE \"Mütekellimlerin ekserisine göre irade muhabbet irade nevindedir ki hakikatte sadece mânâ ve fâidelere taalluk eder. Allah Teala\'nın zatına ve sıfatına taalluk etmesi imkânsızdır. Bundan ötürü muhabbet burada: Kulun ibadetini sırf Allah Teâla\'ya münhasır kılmak iradesi demektir. (...) Yani onlara göre (Âl-i İmran 31) âyetin11 tefsiri \"Eğer Allah\'a itaat etmeyi yahut O\'nun mükâfatını seviyorsanız buyuracağım ve yasaklayacağım konularda bana uyun\" olmalıdır. Böyle denilmiş ise de Ehl-i Sünnet mezhebinden ariflerin yolu böyle değildir. Onlar derler ki: \"Muhabbet hakikî mânâsıyla Allah Teala\'nın zatına taalluk eder. Kâmil için layık olan O\'nu Zâtı için sevmesidir; O\'nun mükâfatına muhabbet noksan bir derecedir\"12.İTİRAZLAR ve CEVAPLARI Sevgi beş duyunun idrâkine münhasır değildir ki \"Allah duyularla idrâk edilmez hayalde temessül ettirilmez\" şeklinde itiraz edilebilsin. Sevginin yeri kalbdir. Kalb ise idrâk konusunda gözden daha ileridir. Muhabbetin \"İdrâkinde lezzet olan şeye gönlün ağması\"ndan başka anlamı yoktur. Âlûsî muhabbeti inkâr eden mütekellimlere Kelâm diliyle şöyle cevap verir: \"Muhabbet seven ile sevilen arasında cins benzerliğini gerektirir dolayısıyla Allah Teala\'ya taalluk etmez\" demek boş bir sözdür. Çünkü sevgi arazlara taalluk eder halbuki araz ile cevher arasında cinsiyet yoktur\"13.Kulun Allah\'a sevgisini \"mükâfat\" sevgisine bağlamak o mükâfatı kendi zatı için sevilen asıl gaye Allah\'ı ise vasıta sevgisiyle sevilen bir duruma düşürmek oluyordu. Halbuki Kur\'ân\'a göre insan bizzat Allah\'ı sevmelidir. Meselâ şu âyette bu durum açıkça görünür: \"Eğer Allah\'ı ve Resulünü ve ahiret yurdunu murad ediyorsanız (...)\" (Ahzab 29). Allah Kendisini murad etmeyi ahiret mutluluğunu murad etmekten başka birşey olarak göstermiştir. Hz. Peygamber \"imanın tadını bulmayı -birinci derecede- Allah ve Resûlünü her şeyden çok sevmeye\" bağlamıştır.14. Eğer gaye ücret olsaydı şimdiki hayatta ücret gerçekleşmiş olmadığına göre imanın tadı bulunmamış olurdu. Sırf ücret için işleyen kimse çalışması sırasında yorgunluk ve zahmet duyar. Oysa mü\'min ibadetinde sevgi ve şevk hisseder. Gerçi bu şevkte fayda ümidinin rolü de vardır. Fakat Rabbinin kemal sıfatlarıyla muttasıf olduğunu düşündükçe O\'nun Zâtına olan sevgisi de artar. Kendi akıllarıyla muhabbeti inkâr eden mütekellimler bile ibadetleri sırasında fıtratlarına baksalardı bu sevginin kendilerinde de bulunduğunu göreceklerdi. Zira kemal zatında sevilir. Allah eksiksiz Kâmil olduğu için kul da O\'nu Zatı için sevebilir. İbn Teymiyye der ki: \"Kadîm niçin muhabbetle mevsuf olmasın? Muhabbet eksiklik değil kemal sıfatıdır. Hatta iradenin aslı sayılır. Her irade bir sevgiyi gerektirir. Çünkü bir şey mahbub olduğu için yahut mahbuba vesile olduğu için murad olunur. Eğer muhabbetin mâdum olduğu farzolunursa irade mümteni olur. (...)\"15.Muhabbete götüren lezzetler çeşitli olur. Duyularla idrâk olunan şeylerden ileri gelen lezzetler: Güzel bir yemekten güzel sûret ve manzaralara bakmaktan doğan lezzetler gibi. Akılla idrâk olunan zevkler: İlim lezzeti lider olma lezzeti gibi. Sevginin derecesi kendisine götüren saiklere göre değişik olur. Bir insanın bir köy muhtarı olmaktan duyduğu zevk ile muteber bir ülkenin başkanı olmasından duyacağı zevk bir değildir. İlim zevki de bilinen şeylerin değişmesiyle değişir. Bilinen bütün şeyler Kendisinin bazı isimlerinin birer tecellisinden ibaret olan Allah\'ı tanımaya çalışmaktan üstün bir zevk elbette düşünülemez. Böyle bir tanıma gayreti O\'nun varlığını bilmekten daha başkadır. Böylece mârifet ile muhabbet münasebete girer. Tanımaktan ileri gelen sevgi daha müstekarr olur. Bu elde edildikçe O\'na itaat gölge gibi peşinden gelir.\"İnsan Allah\'ı bütün varlığı ile sevmelidir. Bütün varlığına O\'nun merkezî parçası olan aklı da dahildir. Öyleyse O\'nu aklıyla da sevmek gerekir. Herkes kabul eder ki akıl bir duygu değildir aksine duygudan çok başka bir şeydir. Buradan anlaşılıyor ki mukaddes kitabların Tanrı-insan münasebetlerini belirtmek için kullandıkları \"sevgi\" sırf duygusal bir anlamı haiz olmaktan cazibe arzusuna dalalet etmekten daha başka bir derinliğe sahiptir. Diğer taraftan eğer sevgi kavuşmaları gayesiyle bir varlığın öbürüne karşı olan eğilimi ise açıktır ki insanla Allah arasındaki visali gerçekleştirecek ne mükemmel araç \"mârifef\'tir; zira o esasen insanda olan ilâhî tarafa yani akla yönelmektedir. Şu halde Allahı sevmenin en üstün tarzı insanlığın en büyük imkânı olan bu yoldur\"16.Allah\'ı tanımaktan (marifetullah) gelen itaat içindeki ölçülü bir muhabbet her mü\'min için mümkün hatta vakidir ve imanın gereklerindendir. İnsanlar bu yolda yakînlerinin durumuna göre farklar arzederler. \"Hal böyle olunca kulun Allah\'a sevgisini lisandaki hakiki manasıyla tefsir etmek vacip olur. Allah\'a itaat ise sevginin sonucudur fakat ondan başka birşeydir\"17. Kıyamet hakkında soran bir adama Resulullah onun için ne hazırladığı suâliyle karşılık vermiş adam: \"Namaz oruç sadaka olarak pek bir şey hazırlamadım. Ancak Allah\'ı ve Resulünü severim\" demişti. O da cevabında: \"Kişi sevdiğiyle beraberdir\" buyurmuştu.18 Bu da gösteriyor ki itaat ile muhabbet -birbirini gerektirmelerine rağmen- ayrı şeylerdir.Allah\'ın kula olan muhabbetini Kur\'ân\'ın isbat ettiğini görmüştük. Bu sabit olmakla birlikte kavranması güç olan şeylerdendir. \"Allah\'ın kullarına olan muhabbeti ise aaafiyeti bizce meçhul Allah Teala\'nın Kendisine ait bir sıfatıdır. Fikir ona erişemez\"19. Gazzalî kulun Allah\'a olan muhabbetini hakiki mânâda kabul eder. Fakat Allah\'ın kuluna olan muhabbetinin bu anlamda olmadığını söyler. İfade güçlüğü sebebiyle Allah\'a ait sıfatların beşeri tabirlerle bildirilmiş olduğu üzerinde durur. Aynı ismi taşımanın mahiyette bir benzerliği asla gerektirmediğini örneklerle açıklar. \"Bu uzaklık; ilim irade kudret vb. gibi öbür isimlerde daha da âşikârdır. Bunların hiç birinde Halik yaratılmışlara benzemez. Lisan vâzıı bu isimleri ilkin mahlukları göz önüne alarak koymuştur; zira halk akıllara ve anlayışlara Halık\'den daha önce sebkat eder. Bundan ötürü o lafızlarının Halik hakkında kullanılmaları istiâre ve nakil\" yoluyla olmuştur20.Şimdiye kadar anlattıklarımızı özetleyecek olursak; Kur\'ân\'a göre insan Rabbini mecazen değil hakikaten sevebilir. Bu sevgi Allah\'ın fiillerinin isimlerinin sıfatlarının zatının kemâline olan marifetten kaynaklanan halis nezih taşkınlıktan uzak kulluğun ve Ulûhiyyetin sınırlarını tanıyan Allah\'ın iradesini gerçekleştiren O\'na itaati artıran bir sevgidir. Bu muhabbete Allah\'ın dünya hayatında kendisine ve öteki yaratıklara olan lütuf ve ihsanının keza âhiret hayatında beklediği ebedî mutluluğun rolü olsa da Rabbini bunlardan ayrı olarak Zatı için de sever. Zira kemal Zatı için sevilir. Öbür yandan Allah da kulunu sever bu O\'nun bir vasfıdır. Ancak O\'nun muhabbeti kulların bildiği sevgiye benzemez. Uluhiyetin şanına yaraşan mahiyetini bilemeyeceğimiz bir hususiyetidir. Kur\'ân nazarında insanın Allah\'ı sevmesi sırf aaaafizik bir tefekkürden ileri gelmez. Tabiî teolojinin sonuçlarına bağlı değildir. Sadece \"eşyanın güzelliklerinden ilk sebebin de güzel olacağı\" neticesine varan türden bir sevgi değildir21. Böyle olsa mü\'min ona \"Sen\" diye hitap edemezdi dua edemezdi. Kıymetli devesini uçsuz bucaksız çölde kaybedip telaşla aradıktan sonra nihayet bulabilen insanın onu bulduğunda duyduğu sevinçten daha fazlasını Allah kulunun Kendisine dönmesinde bulmazdı22. Devesini bulmaktan umudunu kestikten sonra uyandığında onu yanıbaşında görüvermesi üzerine sevincinden yanlışlıkla \"Allah\'ım! Sen benim kulumsun ben de Senin rabbinim\" demesinden dolayı ferah bulmazdı23. Mü\'min O\'nun Vechine bakmayı bütün Cennet güzelliklerine üstün tutmazdı24. \"İyi davrananlara en iyi (bir karşılık) bir de ziyâdesi vardır\" (Yunus 26) âyetindeki \"ziyâde\" hakkında Hz. Peygamber \"Rahman\'ın Vechine bakmak\" demiştir25. Şu halde sevgi O\'nun lütuf ve ihsanından efendi ile kölesi arasındaki münasebetten daha başka bir öz taşımaktadır26. Bu sevgi aaaafizik ve genel mânâda anlaşılan her türlü existensielle vasıftan ve şahsî bir irtibat tarzından yoksun bir Vacib-mümkin Kadîm-hadis münasebeti belirtmekten uzaktır27. Dünyada Allah\'ın Kendisini vahiy ile izharı Cennette \"ru\'yet-i cemaliyle müşerref etmesiyle gerçekleşen (krş. Kıyame 22-23) bir münasebettir.D- HRİSTİYANLARA GÖRE Kur\'ân bu yakınlığı bildirirken Eski Ahid\"in Tanrının \"seçilmiş milletle olan münasebetini bildirişinde yaptığı gibi bir \"zevciyyet\" ilişkisi\"28 benzetmesine gitmemiştir. Bu sevgi ve şefkati mânevî anlamda da olsa \"ilâhî bir babalık\"29 imajına başvurmak suretiyle de göstermemiştir. Bu kabil tasvirler yanlış tefsirlere yol açabilirler. Kur\'ân\'ın bildirdiği Allah\'ın Rahman Rahîm gibi birçok ismi bilhassa Rabb vasfının ihtiva ettiği şefkat ve sevgi30 bu yakınlığı daha mükemmel ve daha nezih bir biçimde gerçekleştirmektedir. Her şeye rağmen bazı durumlarda babanın oğulla veya oğulun baba ile kavgası davası çekişmesi olabilir. Rabb ile kul arasında böyle bir şey düşünülemez. Kezâ bazı Hristiyanların iddiâ ettikleri gibi Tanrı\'nın \"insanı Kendi mahremiyetine sokması için oğlunun varlığından Kendisiyle bir ittihada (communion) çağırması\"31 gibi bir tuhaflıktan da Kur\'ân berîdir. \"Tanrı insana dönüştü ta ki insan da tanrılaşan\"32 lâubaliliğine hiç yer yoktur. Kur\'ân insan hakkında \"sıbgat\' Allah\" (Bakara 138) tanır. Bu ilahî boya veya insana \"ruhundan üflemesi\" (Sad 72) insanın hususiyetine ve değerine işaret için kâfidir. Ve bunun herhangi bir mücanesetle ilgisi yoktur. \"Kur\'ân\'da ilahî hayata iştirak\" ideali yoktur. Ama Allah\'ın ahlâkı ile ahlâklanmaya çalışmak zımnen vardır. (Nisa 149; Nur 22 v.b). Sahih bir kudsî hadis belirttiği anlamda bir \"fenafillah\" gayesi gösterir. (...) Bir kulum kendisine farz kıldığım şeylerden Bana daha sevimli bir amel ve ibadetle yaklaşamamıştır. Kulum Bana nafile ibadetle de durmadan yaklaşır nihayet onu severim. Bir kere de onu sevdim mi artık Ben o kulumun işiteceği kulağı göreceği gözü şiddetli kavrayacağı eli ve yürüyeceği ayağı olurum. Benden bir şey dilerse onu verir; Bana sığınırsa muhakkak onu himaye ederim.\"33Bunlar insanın ruhanî bir hayat tecrübesini geliştirmesi ilahî muhabbeti tatması için yeterli unsurlardır.Hristiyanlık bu kabîl taşkınlıkları gösteriyorsa da onların kutsal kitapları bu telakkilerden uzaktır. Biz onların \"Kur\'ân’ı Hristiyanca okumalarına\" razı olmadığımız için \"İncilleri de Müslümanca okumayacağız.\" İncillerdeki \"sevgi\" anlayışını ünlü çağdaş Hristiyan teoloğu Bultmann\'ın tedkikinden özetleyeceğiz 34.Sevgi (Hz) İsa\'nın sözlerinde nadiren gözükür. Gerçekten sevme emri Dağ Va\'zında (Matta 5 43-48) ve düşmanları sevmek konusunda geçer. Gerçi bunlar önemli pasajlardır. Ancak bu azınlıktan açıkça ortaya çıkıyor ki ne (Hz) İsa ne de onun cemaati \"sevgi emrinden\" öze bir ahlâk programı yapmayı düşünmüş değillerdi. Aksine sevgi emri Tanrı\'nın iradesini yerine getirme cümlesindendir35. Sevgi Hristiyanlığın getirdiği yeni bir şey de değildir. Din tanımayan edebiyat da insan sevgisini düşmanları sevmeyi en yüksek fazilet biliyordu. Stoacı filozof Seneque vs. Fakat bunlarda sevgi insanlık ideali üzerine kurulmuştur. (Hz.) İsa\'da ise sevgi temelini karakter gücü veya şahsî değerde değil itaatte ve nefsin eğilimlerini red fikrinde bulur. Düşmanını sevmek insan sevgisinin doruğu değil insanın nefsine olan hakimiyetinin zirvesidir. Ona göre \"insan sevmekle ruhu lehine sonsuz bir değer kazanmaz ve Tanrının varlığına katılmaz 36 aksine sevgi sadece bir itaat gereğidir. Sevgi bu itaatin insanı insana bağlayan müşahhas hayatta nasıl uygulanabileceği ve uygulaması gerektiğini gösterir.\"37 İnsanın yakınını ve Tanrısını sevmesine dair emirden çıkan da budur. Kendisini imtihan etmek kasdıyla en büyük emrin ne olduğunu soran yahudi din adamına Hz. İsa şu cevabı verir: Birincisi şudur: \"Dinle ey İsrail; Tanrımız Rabb bir olan Rabdır. Ve Rabb Tanrını bütün gönlünle bütün canınla bütün fikrinle ve bütün kuvvetinle seveceksin.\" İkincisi bu: \"Komşunu kendin gibi seveceksin.\" (Markos. 12 28-31)\"Tanrıyı sevmek kendi öz iradesini itaat içerisinde Tanrının iradesine tâbi kılmaktır\"36. \"Şu halde aşikârdır ki sevgi insan hayatını canlandıran ve gevşeten bir şey olarak değil bir nevi irade tavrı olarak anlaşılmıştır.\"39 Düşmanını veya yakınını sevmek en iğrenç kimsede bile ilahî kıvılcımı hissetmesini bilen duygusal bir etkilenme veya sempati veya hayranlık üzerine kurulmaz. Tanrının emri üzerinde temellenir. Gerçekten sempati veya etkilenmeden ileri gelen sevgi aslında insanın kendisine olan sevgisidir birtakım tercihlerin sevilmesidir. Bu şeylerin bu tercihlerin sevilmesinde kıstas benim \"ben\"imdir. Dostluk cinsî sevgi tabiî \"ben\"in aaaahürleridir. Onlar kendi zatlarında ne iyi ne de kötüdürler. Ancak insanın niyeti kötü olduğu zaman kötü olurlar. Fakat onlarda Tanrının sevgi emrinin gerçekleştiğini düşünmek bu emri alt-üst etmektir. Yakınını sevmenin yerine kendisini sevmeyi koymaktır. Tanrının istediği gerçek sevgi; sempati hayranlık ile olan sevgi değil \"seveceksin\" buyruğundaki iradeye seslenen \"karar\" sevgisidir. \"Sevgi bir duygu olarak anlaşıldığı takdirdedir ki sevmeyi emretmek saçma olur. Sevme emri gösteriyor ki sevgi iradenin bir davranışı olarak mütalâa olunmaktadır.\" Böyle bir sevgi ne zayıftır ne gevşektir. Hz. İsa insanı taşıdığı şahsî değerler açısından değil Tanrının emri ile değerlendirilir40. Bu inceleme indilerin anlayışını Yunan idealizmidir yaldızlarından temizlemektedir. Ortaya çıkan aslî çehre İslam\'daki sevgi anlayışı ile aşağı yukarı aynıdır41.DİPNOTLAR 1) Firuzabadi Besair. II 557; İbn Kayyim Medaric III 30.2) krş. Hüseyin Atay Kur\'ân\'a Göre İman Esasları s. 62.3) Nidd: Nazir benzer şebih anlamlarına gelir. Tanrı olarak benimsenen O\'nun yerine ikame edilen şeylere denir.4) Bunu garblılar da anlamışlardır: \"İslam öncesi Arabistan\'da abd\'in pek âlâ bir Uluhiyete tapan anlamı vardır. Wellhusen ve Nöldeke tarafından düzenlenen theophore (Allah\'a nisbet olunarak yapılan şahıs isimleri) adlar listesine başvurmak bunu anlamak için yeterlidir\" (Reste des arabischen Heidenthuums S. 2-3\'ü referans vererek Gaudefroy-Demombynes \"Sur quelques noms d\'Allah\" s. 5).5) İbn Kayyim Medaric III 19-20: Hamdi Yazır Hak Dini Kur\'ân Dili I 572-573.6) İbn Teymiyye Minhacu\'s-Sünne III 98.7) Aynı yer. 8) Âlusî Ruhu\'l-Meanî Âl-i İmran 31 hk. III 129.9) İbn Teymiyye Minhacu\'s-Sünne III 100. 10) İbn Kayyim Medaric III 18 vd.11) \"Eğer Allah\'ı seviyorsanız bana uyun\" (Âl-i İmran 31).12) Alûsi 3 31 hk. III 129.13) Alûsi aynı yer.14) el-Buharî İman 9; Müslim İman hadis no:67 eî-Tirmizî İman 10.15) İbn Teymiyye. Minhacu\'s-Sünne. III 100.16) F.Schuon. De l\'Unite trancendante des Religions Paris Gallimard 1968 s.28.17) RM 5 54 hk. VI 163.18) Müslim Birr Hadis No: 164; el-Buharî Ahkâm 10; et-Tirmizî Zühd 50; Ahmed b. Hanbel III 104; ed-Darimi; Rikak 71.19) Alusî Bakara 165 hk. II 34; Keza aynı eser Al-i İmran 31 hk. III 129.20) el-Gazzalî İhya IV 255.21) krş. K.Rahner Dieu drans le Nouveau Testament Paris 1968 s. 73-74.22) el-Buharî Da\'vaat 4;Müslim Tevbe 1-8; et-Tirmizî Kıyame 49.23) Müslim Tevbe 7.24) Müslim İman 297; et-Tirmizî Cenne 16; İbn Mace Mukaddime 13.25) Taberi X 62-69\'da 17610-17632 no.lı haberler buna dairdir. Muhakkik M.M. Şakir\'in tahriclerine bk ; Ebu Sa\'id ed-Darimi er-Redd ala el-Cehmiyye s. 303-304.26) krş. Rahner. s .74-75. 27) krş. Rahner s. 75-77. 28) Eski Ahid. Hoşea 2 19.29) Eski Ahid Çıkış 4 22.30) krş. H. Atay. Kur\'ân\'a Göre İman Esasları s .23-28.31) Rahner 69 vd.32) O. Celement L\'Eglise Orthodoxe Paris PUF 1965 s. 38 Bu fikrin İrenee\'den beri Kilise Babalarınca ifade edildiği söylenir.33) el-Buharî Rikak 38.34) R. Bultmann Jesus s.106-113.35) Aynı eser s. 106.36) İbarenin altını çizmek bize aittir. (S. Yıldırım). 37) Aynı eser s. 108.38) Aynı eser s. 109.39) Aynı eser s. 111.40) Aynı eser s. 112.41) Müslümanların doğmayabilecekleri bildirilen Ehl-i Kitab sözlerine bir örnek olabilir. |
|
|
|
|
|
#25 (permalink) |
|
Yeni Üye
![]() |
bakın beyler yanlış anlamıyorsam siz şimdi diyorsunuzki benbu dünyada yiyecem içeçem kafama göre gezece m sonrada ben isa mesih e inandım diyece m sonrada bunların hesebını vermeden cennete gidecem diyoısun yav arkadaş çok saçma diyilmi bu olay 1.si allah tektir ve hiçbirşeyde ortagı yoktur 2.siiasa aleyhisselamda diyer peygamberler gibiinsandır 3.sü allah katında kıyamet günü allahın izni olmadan hiçbir peygamber şefaat edemez 4.sü isa aleyhisselamın dini tahrif edilmiştir din tahrif edildinten sonra insanlar sapıklıga düşmesin diye yeni bir din allah tarafından biz insanlara yeni bir peygamber aracılıgıyla gönderilir 5.bunu ister kabul edin ister etmeyin ki hak din islam dır tamam şunu bizde kabul ediyoruz isa aleyhisselam kıyamet yakını gelecektir ama şunu iyi bilinki bu yanlızca islamı ve müslüman ları sevindirecektir bunlara sen is ter gül ister düşün ama bu hakikat allah katında tek din islamdır bu kardeşinizden bi tavsiye ister gülün ister düşünün
|
|
|
|
|
|
#27 (permalink) | |
|
Kurmay Albay
![]() ![]() |
Alıntı:
katılıyorum siz Hz. İsa'nın Allah'a Baba dediğini (tövbe) iddia ederek söylediklerini yalanlamış değiştirmiş Hz.İsa'yı kötülemiş oluyorsunuz.Allah'ın sağ tarafında Hz.İsa'nın oturması gibi şeylerin doğruluğu tartışılamaz 3tane yaratıcıya inanmak bir saçmalıktır.Bunları siz Hz.İsa kendi deyiminizle "tanrı" ve yine kendi deyiminizle "kutsal ruhtur" Cebrail'e Allah'a Hz. İsa'ya inanmamamız mümkünsüz bir şeydir biz inanıyoruz ama bunlara bakın nasıl Hz.İsa Hz.İsa insanlara doğruluğu göstermek için gönderilen peygamberlerden biridir.O da normal bir insandır.Allah'ın oğlu olması düşünülemez.Çünkü Allah doğurmamış doğurulmamıştır. Cebrail Cebrail peygamberlere Allah'tan emirleri ileten melektir. Allah Allah yerin ve göğün tek yaratıcısı tek hakimidir.Allah'tan başka ilah yoktur.Allah'ın tek dini vardır |
|
|
|
|
|
|
#29 (permalink) |
|
Yeni Üye
![]() ![]() |
evet kardeşler tanrı bizi seviyor diyorusnu şunlara cevap verin burada neden tanrı bizi sevmediğini belirtiyor ( mutlaca açıkça cevap bekliyorum)
1. tanrı suçlarımızı bağışlayacak mı? cevap: cik.34:7 Binlercesine sevgi gösterir suçlarını isyanlarını günahlarını bağışlarım. Hiçbir suçu cezasız bırakmam. Babaların işlediği suçun hesabını oğullarından torunlarından üçüncü dördüncü kuşaklardan sorarım.» 2.tanrı merhametlimidir? cevap; Ex.34:7 Binlercesine sevgi gösterir suçlarını başkaldırılarını günahlarını bağışlarım. Hiçbir suçu cezasız bırakmam. Babaların işlediği günahın hesabını oğullarından torunlarından üçüncü dördüncü kuşaklardan sorarım." 3. tanrı suçluyu da suçsuzuda yok mu ediyor? cevap; Job 9:22 Hepsi bir bu yüzden diyorum ki:'O suçluyu da suçsuzu da yok ediyor.' 4. tanrı tekrar dünyayı lanetleycek mi? cevap; Mal.4:6 O babaların yüreklerini çocuklarına çocukların yüreklerini babalarına döndürecek. Öyle ki gelip ülaaai lanetleyerek yok etmeyeyim." 5. tanrı herkesi seviyor mu? cevap; Ps.5:5 Böbürlenenler önünde duramaz![]() Bütün suç işleyenlerden nefret duyar TANRI NEDE ÇOK SEVİYORMUŞ Kİ HAŞA HERŞEYDEN NEFRET EDİYOR KUTSAL KİTABA GÖRE?
|
|
|
|
|
|
#30 (permalink) |
|
Yeni Üye
![]() ![]() |
[QUOTE=hakgeldi;2536853]evet kardeşler tanrı bizi seviyor diyorusnu şunlara cevap verin burada neden tanrı bizi sevmediğini belirtiyor ( mutlaca açıkça cevap bekliyorum)
1. tanrı suçlarımızı bağışlayacak mı? cevap: cik.34:7 Binlercesine sevgi gösterir suçlarını isyanlarını günahlarını bağışlarım. Hiçbir suçu cezasız bırakmam. Babaların işlediği suçun hesabını oğullarından torunlarından üçüncü dördüncü kuşaklardan sorarım.»2.tanrı merhametlimidir? cevap; Ex.34:7 Binlercesine sevgi gösterir suçlarını başkaldırılarını günahlarını bağışlarım. Hiçbir suçu cezasız bırakmam. Babaların işlediği günahın hesabını oğullarından torunlarından üçüncü dördüncü kuşaklardan sorarım."3. tanrı suçluyu da suçsuzuda yok mu ediyor? cevap; Job 9:22 Hepsi bir bu yüzden diyorum ki:'O suçluyu da suçsuzu da yok ediyor.' 4. tanrı tekrar dünyayı lanetleycek mi? cevap; Mal.4:6 O babaların yüreklerini çocuklarına çocukların yüreklerini babalarına döndürecek. Öyle ki gelip ülaaai lanetleyerek yok etmeyeyim." 5. tanrı herkesi seviyor mu? cevap; Ps.5:5 Böbürlenenler önünde duramaz ![]() Bütün suç işleyenlerden nefret duyar TANRI NEDE ÇOK SEVİYORMUŞ Kİ HAŞA!!!HERŞEYDEN NEFRET EDİYOR KUTSAL KİTABA GÖRE? |
|
|
|
![]() |
| Beğenilen Sayfayı İşaretleyin |
| Konuyla Alakalı Etiketler |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | UslanmaM | Cevaplar | Son Mesaj |
| uslanmam beni seviyormu | CrazYAlbaY | Anketler | 0 | 03-09-2008 05:33 PM |
| Çok kötü bir sey yaptınız.Tanrı sizi hayvan yaptı.Hangisi olurdunuz? | Dj_Lord | Anketler | 4 | 02-25-2008 08:46 PM |
| sevgili müslüman kardeşler bakın burda en güzel hac en güzel mekke fotoları var | bARHANLI | Dini Resimler | 7 | 02-11-2008 02:04 PM |
| Güzel bir soru | xCaLiBrEx | Zeka Soruları ve Bilmeceler | 27 | 01-27-2008 04:18 PM |
| herkese günaydın sizi çok seviyorum | DaĞ | Tanışalım-Kaynaşalım/Geyik Bölümü | 0 | 07-17-2007 01:46 AM |
