Bunalım

’Bir gün boyunca çölde yürüdü, sonunda bir retem çalısının altına oturdu ve ölmek için dua etti: “Ya RAB, yeter artık, canımı al, ben atalarımdan daha iyi değilim.”Sonra retem çalısının altına yatıp uykuya daldı. Ansızın bir melek ona dokunarak, “Kalk yemek ye” dedi“( 1.Krallar 19:4-5).

Bunalım tam olarak nedir? Bunalım, hüzün, soğukluk, genel bitkinlik, öz-değer kaybı, canlılığın yitirilmesi, uykusuzluk, iştah kaybı gibi belirtilerle ortaya çıkan dünya çapında bir olgudur. Her şeye olumsuz bakmaya, yaşamdan zevk almamaya başlarız. Kendimizi mutsuz, hasta, değersiz hisseder ve içimize kapanırız.
Kısa ya da uzun vadede herkes bunalıma düşer: zengin ya da yoksul; erkek ya da kadın; genç ya da yaşlı; imanlı ya da imansız herkes bunalımdan kendi payına düşeni alır. Bu anlamda yalnız değiliz.

Ne var ki evli kadınların bunalıma düşme oranı evli erkeklerden daha fazladır. Dünya Sağlık Örgütünün araştırması şöyle son buluyor: ‘Erkeklerin işi genellikle evin dışındadır, oysa kadınlar, kimliklerini ve öz değerlerini ev kadını olarak bulmak zorundadır.
Ancak bu işlev üzüntüler, kendini dış dünyadan yalıtma ve gelir yoksunluğu nedeniyle olumsuz etkilenir’.

Kursal Kitap, şiddetli bunalımla mücadele eden birçok kişiye yer vermektedir: Eyüp, Musa, Yunus, Yeremya, Davut, Petrus, vb. Mezmurlar bunalım sırasında acıların derinleştiğini ifade etmektedir.
İlyas peygamber iyi bilinen bir örnektir. İlyas büyük zaferler kazanmıştır. Tanrı, Karmel dağında peygamberin dualarına yanıt vermiş ve gökten ateş göndermiştir. Baal putunun 450 peygamberinin foyası ortaya çıkmıştır. Bunun üzerine, üç yıl süren bir kıtlık yağmurla son bulmuştur. Ancak hemen sonra, kralın eşi İzebel, İlyas’ı ölümle tehdit etmiş, o da canını kurtarmak için kaçmıştır. Bütün bu olayların sonunda İlyas her şeyi bırakmak istemiş, bitkinlik içinde ölmeyi dilemiştir.

Olumlu ya da olumsuz bir duygusal deneyimin – sınavlar, jübile, kaza, felaket, iş kaybı, yaklaşan büyük bir olay, malın, mülkün, sağlığın, sevilen bir kişinin yitirilmesi – ardından kanımızdaki adrenalin hızla düşer. Fırtınadan sonra sessizlik gelir. Bedenin dinlenmeye ihtiyacı vardır. İşte bu dönemde bunalıma gireriz.
Hemen her zaman bunalımın bedensel bir nedeni vardır. Örneğin kadınlarda 45 – 55 yaşları arasında gerçekleşen menapoz, erkeklerde ise 60 – 65 yaşları arasındaki yaşlılık krizi buna örnek gösterilebilir. Bazı kadınlar doğumdan sonra bunalıma girer. Bazıları ise virus kaparak hastalanır. Sonuç olarak bitkinlik ve cansızlık baş gösterir ve insanların arası açılır. Sağlıksız yiyecekler, uykusuzluk, bedensel egzersiz eksikliği yaygın nedenler arasındadır.

Ancak bunalım psikolojik de olabilir. Acılı anıların bastırılması, bazı duyguların inkar edilmesi, bazı durumların hatırlanmak istenmemesi gibi nedenler bulunabilir. Bunlarla birlikte reddedilme, yalnızlık, kendini suçlama, kendini reddetme, acı ve keder gibi duygular çocukluk deneyimlerinden kaynaklanabilir. Sıcaklık, teşvik, sevecen bir dokunuş ve takdir eksikliği yaşanmış olabilir. Öz değerimizi yitirir, bir işe yaramadığımızı düşünür ve bunun için kendimizden nefret ederiz. Ana babamız kavga etmiş, boşanmış, bizi taciz etmiş, şiddetle eleştirilmiş ve cezalandırılmışsa, birçok duygusal karışıklık yaşayabiliriz.

Yaygın olan bir başka neden de mükemmelci olmaktır. İş yerinde, evde ve ruhsal açıdan kendimizden çok yüksek beklentilerimiz olabilir. Ulaşılmaz standartlar koyup başarısız olduğumuzda bunalıma düşebiliriz.
Bir de ruhsal nedenler vardır. Bağışlayamamak (acılık, kıskançlık), günahımız için af dileyememek (zina, başarısızlığın kabulü...) bunalıma kapı açabilir. Suçluluk ve inatçılıkla mücadele etmek, strese yol açacak, enerjimizi tüketecek, başarısızlığımızı ve ümitsizliğimizi körükleyecektir.

Selwyn Hughes bunalımın bütün türlerinin kayıp duygusu içerdiğine dikkat çekiyor. Bedensel canlılık kaybı, kişisel kimlik kaybı, Tanrı’yla bağlantının kaybı... Bazı durumlarda, gerçek hayatta değil, hayali bir kayıp söz konusu olabilir. Örneğin, Tanrı’nın bizimle artık ilgilenmediğini hissedebiliriz. Eyüp kaybettikleri yüzünden bunalıma düşen bir kişiydi. Mal varlığını, gelir kaynağını, çocuklarını ve sağlığını yitirmişti. Bunalım girmesine şaşmamak gerek!
Bunalımı altetmenin pek çok yolu vardır. Nedenleri keşfetmek yolun yarısıdır.

Yukarıda sıralanan nedenler kapsamlı değildir, ama bir çerçeve görevi üstlenebilir. Aynı anda çeşitli nedenler söz konusu olabilir. Tanrı’nın İlyas’a nasıl yaklaştığını görmek gülünç gelebilir. Tanrı ona önce yiyecek ve uyku sağlıyor. Ondan sonra da soru sorarak konuşmaya başlıyor. En sonunda İlyas’a belli bir görev veriyor. Doğru bedensel egzersizler, dengeli yiyecekler ve düzenli uyku bitkinliği aşmamıza yardımcı olacaktır. Ayrıca, birçok danışman uzun süreli bunalım yaşayan insanların tıbbi kontrolden geçmesini öğütler. Bazı durumlarda, basit bir tıbbi tedavi mucizeler yaratacaktır.
Psikolojik nedenler söz konusu olduğunda acı verici düşünceleri, olayları ve duyguları iyi bir arkadaşla paylaşmanın büyük yardımı dokunabilir. Bunalımla birlikte, bunalım çok derinse, daha profesyonel bir yaklaşım gerekecektir.

Dr. Wilson şöyle diyor: ‘Derin bunalım yaşayan bir kişinin, kendisine yakın olan insanlar tarafından anlaşılması zor olabilir. Yapılacak en iyi şey, böyle bir kişiyi yardım istemesi için teşvik etmektir’.
Wilson’a göre, iyi bir arkadaş, profesyonel yardım, dua ve Kutsal Kitap çalışması birlikte işlev görebilir. İnsanların, öfkeyle, iç sıkıntısıyla ya hayal kırıklığıyla Tanrı’ya en derin duygularını dile getirdikleri Mezmurlar’ı okumak da ayrı bir teşvik kaynağıdır!

Eğer günah söz konusuysa, ana babamıza, eşimize, meslekdaşlarımıza, Tanrı’ya ve hatta kendimize karşı acılıkla dolu ve bağışlamayan tavrımızdan vazgeçmemiz gerekecektir. Yaralar derinde gizli olabilir; bunları ışığa çıkarmak acı verebilir.
Bunalımın bir belirtisi de insanların kendileriyle meşgul olmasıdır. Bu nedenle iyi bir terapi, başka insanlar için bir şeyler yapmayı içermelidir. Dua edin, armağan alın, ufak tefek ilerde yardımcı olun. En iyi seçim, kendimizden daha zor durumda olan bir kişidir. Böylece, içimize dönme çemberi kırılacaktır. Ressamlık gibi yaratıcı bir konuda kurs görmekt de zamanımıza değecektir.

Son olarak, düşüncemizin doğru raya oturtulması gereklidir: Her şeyi ya da hiçbir istememek, küçük şeyleri büyütmek, duygularımızın kontrolüne girmek, kendimizden ve başkalarından olmalyacak şeyler beklemek gibi eğilimlerle mücadele edilmelidir. Bunu Tanrı’ nın yardımıyla yapabilirsiniz. O’nun yardım edemeyeceği bir durum, çözemeyeceği hiçbir sorun yoktu
er ki O’na güvenelim, O’na bakalım.