Sanat, insanoğlunun ortaya çıkışıyla birlikte kendini ifade etme biçimi olarak karşımıza çıkmaktadır. Paleotik dönemdeki mağara resimlerinden günümüze değin sanat sürekli olarak evrim geçirmektedir. Evrimin gerçekleşmesinde bir çok faktör ele alınabilir. Bunlar; savaşlar, dinler ve kültürel etkileşimler ile ortaya çıkabilir. Bunun yanında nasıl sanatın oluşmasında bir çok etmen söz konusu ise, sanat da bir çok olayın oluşmasında etkin rolü üstlenmiştir. Sanatla uğraşan fertler günün koşullarını yansıtmak topluma ayna tutmak için eserlerini sunarlar.
Sunuma hazırlanan bu çalışmada esas olarak tarihsel süreç içerisinde sanatın çeşitli toplamlar tarafından nasıl algılandığı, sanatın günümüze değin hangi aşamalardan geçtiği farklı akımlara bölünüşleri, sanatın topluma, toplumun da sanata karşı etkileri ve uzun zamandan beri tartışmalara yol açan “Sanat Sanat İçin midir?” “Sanat Toplum İçin midir?” görüşlerinin yanı sıra toplumda yaratıcılığı ve yıkıma neden olan savaşın, yaratıcı fonksiyonu olan sanatla arasındaki paradoksal ilişkisi ele alınacaktır.
Bir çok sanat dalı ilk olarak dinsel törenlerden doğmuş ve sonrasında dinden soyutlanmıştır. Sanatın kökenine baktığımızda ilkel insanın tabiat olaylarını kendi bedensel hareketleriyle simgesel olarak temsil etme uğraşıları yatmaktadır. Bu uğraşılara örnek verilecek olunursa; Antik çağda yağmur yağdırmak ya da avda başarılı olmak için yapılan merasimler, gösteriler, danslar, tabiat olayları toplumu etkilemek amacı güdülerek sergilenmiştir.
Sanat, geçmişten günümüze kadar her türlü toplum hareketlerinden etkilenerek topluma yön vermeyi kendisine gaye edinmiştir. Buna Ortaçağda Kilisenin dine karşı ilgisi azalan halkı kiliseye bağlamak için İncil’i tiyatrolaştırarak sanatı araç olarak kullanılmasına yol açmıştır.
Ortaçağdaki dogmatik olan Skolastik düşüncenin yerine Rönesans ve Reform hareketleriyle Hümanist düşüncenin yayılmasıyla ve böylece Aydınlanma Çağının ortaya çıkmasında etkili olmuştur. Bu dönem sürecinde insanlar Tanrı merkezli anlayıştan Ben merkezli anlayışa kayarak rasyonel ve pozitivist görüşleri benimsemeye başlamışlardır. Geçiş dönemi olarak adlandırılan Romantizm akımı kendi içerisinde de bir çok çelişkiyi barındırmıştır. Tüm bu akımlar toplumsal hareketliliğin birer göstergesi durumundadırlar. 1900’lü yıllarda Çarlık Rusya’sında eleştirisel gerçekçilik akımı ortaya çıkmıştır. Yine bu dönemde entelektüel kesimde tartışmalara yol açan “Sanat sanat için mi, yoksa toplum uçun mi?” farklılıkları günümüze kadar gelen bir sorunu teşkil etmektedir. Sanat, sanat içindir görüşünü savunanlar için sanatta işlevselciliğin içermemesi anlamında kullanılmıştır. Sanat sadece estetik amaç taşımak için vardır. Bu anlayışta realiteden kaçış söz konusudur. Anlaşılacağı üzere toplumsal sorunlardan uzaklaşılmıştır. Diğer görüşü savunanlar için sanatı da sanatçıyı da yaratan toplum olduğu kabul edilir. Sanatın olması toplumun var olmasına bağlıdır. Sanat ancak topluma yarar sağladığı ölçüde vardır.
Son olarak; esas değinilmesi gerekli olan noktayı ele alacak olursak savaşların yarattığı tahribat sonucu toplamların kültürlerinin simgesi olan pek çok sanat eseri silinip gitmiştir. Savaşlar, asırlar boyunca çeşitli toplumların yer değiştirmelerine neden olarak farklı kültürler arasında etkileşimlerin görülmesine de adeta etkin rol oynamıştır. Figürlerin, heykellerin, motiflerin, efsanelerin ve hatta mitosların benzerliği göze çarpmaktadır; fakat savaş sadece bu tarz olumlu yönde sanata yönelik olarak bir değişime neden olmamaktadır. Savaşın özünde taşımış olduğu yıkımın ve insanlar arasında yaratmış olduğu yıpratıcılığın, yapıcılığı barındıran sanatla arasındaki dikotomiklik açıkça hissedilmektedir. Bugün dünya gündemini de oluşturan bu realite insanoğlunu acı bir sona doğru götürmektedir. ABD, Irak karşısında verdiği bu savaşın içler açısı durumu karşısında gelecek senelerde birkaç Hollywood filmi vizyonlarda gösterime girecektir şüphesiz!