Kazimir Maleviç'in resimlerinde ulaşmaya amaçladığı başlıca kavramların bunlar olduğunu düşünüyorum. O, işlediği konularda evrenseli tercih etmiş, formları, renkleri; en basit, en saf hallerine indirgemiştir. Resimlediği figürler, genelde yüzleri olmayan, kişiliklerine dair ipuçlarından yoksun, geometrik şekillerin birleşimiyle oluşturulan imlerdir. Maleviç'in belirli bir kişi veya konu yansıtmak yerine, beynimizin bakir alanlarını uyandırmayı hedefleyen, bilinçaltında yatan ortak belleğe seslenen yapıtlar ürettiğini düşünüyorum.



Kazimir Maleviç'in "Siyah Kare"(1913) adlı resmi 20. yüzyıl sanatının temel taşlarından biri olarak kabul edilir, Rus "avante-garde" sanatının öncüleri arasında yer alan sanatçının yapıtları tüm sanat dünyasını etkilemiştir. Maleviç, Çarlık döneminin zorlukları ve baskılarına rağmen (o dönemde halk sefalet içindeydi ve Çarlık rejiminin baskıcılığı devrimcilerin başkaldırısına yol açmıştı), hayatı boyunca sanatıyla değişik boyut ve ifadeleri kapsamlı bir şekilde irdeleyerek yeniliklere önayak olmuştur.


Maleviç'in renklerle başlayan ilk serüveni köylülerle olan yakınlığından kaynaklanmıştır. Onlara, evlerinin yapımı ve dekorasyonunda yardım etmiş; onların sahip oldukları yeteneklerden çok etkilenmiştir. İlk resimlerinde izlenimci bir yaklaşım görülmektedir. Ancak kullandığı renkler konusunda daha cesur davranıp çizgisini basitleştirdikçe "fauvism"e yönelmiştir; Moskova'da Fedor Rerberg'in atölyesine gitmiş olması da bu değişimi körüklemiş olabilir . 1907-8 yıllarında resimleri "symbolist" akımının etkisinde kalmış, erken işleri ise daha çok dekoratif ögeler taşımıştır, buna örnek olarak "Dinlenirken: Şapkalı Yüksek Sosyete" resmini gösterebiliriz. Ancak bu eğilimi batı sanatını tanımasıyla ve özellikle Rus ve Fransız sanatçıların birbirleriyle yakınlaşmasına önayak olan 1908'teki "Golden Fleece" ("Altın Post") serigisinden sonra değişmiştir . Maleviç özellikle Cézanne'ın nesneyi ele alışıyla ilgili olarak; "şekil deformasyonu sanatçının sırf yeni bir şekil yaratmak isteği uğruna değil de nesnedeki resimsel özellikleri farketmek için yapılmaktadır" , demiştir. Cézanne'ın izleri Maleviç'in "Yıkanan Kadınlar" (1908) adlı resminde de görülmektedir. Bu resimde aynı pozda duran, soyut renk ve formları çağırıştıran üç kadın figürü vardır. Yüzlerdeki boşluk ise izleyici ile herhangi bir kişisel veya duygusal iletişim kurulmasını önlemektedir. "Kız Kardeşler" (1910) adlı Cézanne etkisi görülen bir diğer resminde; neredeyse birbirinin aynı olan ifadesiz yüzler, aynı kıyafet ve benzer şemsiyeli iki soluk kadın figürü koyu bir zemin üzerine yerleştirilmiştir.



1912'de Maleviç "Cubo-Futurist" çalışırken, bir sonraki yıl tamamiyle soyutlaşarak adını "Suprematism" koyduğu bir akım başlatarak, 1913 yılında belkide en ünlü resmi olan "Siyah Kare"yi yapmıştır. "Suprematism"le Maleviç'in vurgulamak istediği "yaratıcı sanatta duygunun yüceliği"dir ki bu da en basit ve en temel formlar yoluyla ve "aklın" maddeden ve kaotik doğadan üstünlüğü ile yansıtılmak istenmiştir. Maleviç şöyle yazmıştır: "Sıradan, nesnel hayata dair tüm referanslar geride bırakılmalıdır; duygu dışında hiç birşey gerçek değildir..." 1918'de yaptığı "Beyaz Üzerine Beyaz" resmiyle nesnelliğe dair bir iz bırakmadan, bu kavramı daha da geliştirip sonsuzluluğu resmetmiştir.
Maleviç, daha sonra "Suprematist Resim"(1916) örneğinde görüldüğü gibi çeşitli renkler ve formlar ile daha dinamik ve karmaşık bir ifadeyi denemiştir. Ancak 1920 yılında Maleviç'in resme ara vermesiyle "Suprematism" akımı sona ermiştir .


Maleviç, köylü sanatı kabul edilen ikonalarda yüzlerin aziz değil de sıradan insan olarak resmedilmesinden etkilenmiş; anatomi ve perspektif çizginin veya doğadaki gerçekliği tasvir etmenin önemli olmadığını "sanatsal gerçeklik hakkında sezginin" varolması gerektiğini söylemiştir .

"Neo-primitivist" bir yaklaşımdan "cubo-futurist" bir yaklaşıma yönelirken, dönemin izleri "Kova Taşıyan Köylü Kadın: Dinamik düzenleme" adlı resimde görülebilir. Figürlerin daha soyut, ana hatlarının çizilmediği ve birçok farklı açının aynı resmin içerisine dahil edildiği "Mahsul Toplayan Kadın" (1912) ve "Çavdar Toplarken" (1912) resimlerinde formların geometrik birimlere indirgendiğini görmekteyiz.

1910'larda bir çok Rus sanatçısı Batı sanatının yarattığı etkinin Doğu sanatını bozduğunu düşünerek tepki göstermiştir . Ancak Maleviç kendini bu tarz çatışmaların dışında bırakarak evrensel sanatın bir parçası olmayı seçmiştir.
Mavi ve kahverengi tonlarında olan "Köylü Kadın" (1912-13) adlı resmi onun "cubist" eğilimlerini yansıtmaktadır. Figür, geometrik düzlemler ve aykırı bir perspektif üzerine kurulu olarak çizilmiştir. Ancak Maleviç aynı dönemde "futurism"le de ilgileniyordu; bu ilgisinin en açık kanıtı "Bıçak Bileycisi" (1912-13) adlı resmidir. Resim canlı renklerle yapılmış ve geometrik birimlerden oluşmuş oluşmasına rağmen kolaylıkla anlaşılmaktadır. Bu resmin Marcel Duchamp'ın "Merdiven İnen Nü" (1912) adlı eserine benzediği söylenmektedir . Yine de yaratıcılığını kullanmasına daha yatkın bir ifade olduğundan "cubism"i "futurism"e yeğlemiştir. Olabildiğince akademik resimden uzak durmaya özen gösteren Maleviç: "Yaratı, içinde doğadan herhangi bir form barındırmayan bir resimde varolabilir." diyerek etkilendiği Braque ve Picasso'nun bazı anlatımlarını kendine katmış; ancak asıl hedefi "futurism"i ve "cubism"i aşmak olmuştur.

Maleviç, "zaum" adlı yeni şiir türü oluşturan Khlenikov ve Kruçenyik adlı iki şairin işleriyle yakından ilgililenmiştir . Bu şiir türünün amacı soyut bir dil yaratarak genel kelimelerin anlamlarını aşmaktı. Rus dilinin durağan ve gelişime kapalı bağnazlığına karşıydılar. Dilin alışagelmiş bakış açısını çökertmek istiyorlardı. Bence Maleviç de bu anlayışı, akademik resmi reddederek, tanımlanabilir objelerden uzak durarak ve portrelerini bireysel özelliklerinden arındırarak kendi resimlerine aktarmıştır.

"Matiushin'in Portresi"(1913) ve "Moskova'da Bir İngiliz" (1914) adlı resimlerinde "cubist" ve "cubo-futurist" tarzlarında çalışmış, ancak iki boyutlu çizimleri ve kullandığı gölgesiz berrak renkler, kurucusu olduğu "suprematism"in oluşumuna yol açmıştır . Kökenin özünü bulmak için sıfıra geri dönüşün yollarını geleneksel yollardan uzak bir şekilde keşife çıkmıştır. Geometrik şekiller ve temel renkler kullanmasına rağmen, asla gönye, cetvel gibi çizim aletleri kullanmamıştır. Böylece araya insan unsurunu da katarak mükemmellikten uzaklaşıp, resmi donuk olmaktan kurtarmıştır.

1920'de Maleviç profesör olarak görev aldığı Vitebsk Unovis (Yeni Sanat Koleji) atölyesinde "Suprematism: 34 Drawings" adlı yazı çalışmalarında, resim yapmayı bırakıp sanatı teorik açıdan inceleyerek incelemelerini yazıya dökmek istediğini belirtmiştir. Bu karar onun kariyerinde bir dönüm noktası olmuştur. Maleviç Komünist Parti'yi desteklemiş ve yeni sanatın partilerce şekillendirildiğine inanmıştır . Aynı dönemde kendine yeni bir uğraş bulmuş; tüm sanatların bir harmanı olduğuna inandığı mimarlığa ilgi duymaya başlamıştır. Adını "Plantis" koyduğu mimarı projeler üretmiş ve bunların kartondan modellerini yapmıştır, ancak günümüze bunların sadece çizimleri kalmıştır. Uzayda, yerde ve hatta su üzerinde yaşamak için tasarlanmış "kübik" bu yapılar tasarlamıştır. Adeta "havada yüzen" yapılar tamamiyle ütopik olup, zamanında gerçekleştirilmeleri imkansız olarak değerlendirilmiştir. Çevresi mat beyaz cam, çatısı ise beton olarak tasarlanmış; bacasız, elektrikle ısıtılan bu yapıların siyah, beyaz ve bazende kırmızı boyanması düşünülmüştür. Oluşturduğu daha "gerçekçi" bir proje ise "Architekton"lardır . Bu yapılar yer üzerinde olan dikey ve yatay yapılardan oluşmaktadır. Maleviç, yapılarda kullanılan renkleri çok önemsemiş, çünkü renklerin mekan duygusunu etkilediğini düşünmüştür. Modellerinin üzerinde boyanmış çeşitli daireler, kareler ve çapraz işaretler bulunmaktadır.

1923'te Petrograd Güzel Sanatlar Müzesinde GINKhUK (Petrograd Devlet Enstitüsü Resim Kültürü) adı altında ve Maleviç'in danışmanlığı altında plastik sanatlar araştırmaları için dört okul bölümü açılmıştır. Aralarında kumaş, mobilya tasarımı gibi aktivitelerinde bulunduğu çeşitli sanatsal ve teorik çalışmalar yapılmıştır. Ancak Lenin'in ölümünden sonra geleneğe geri dönüş başlamış ve "avant-garde" anlayışa karşı tepkiler oluşmuş, bu tepkiler sonucunda GINKhUK kapatılmıştır .

1927 yılı Maleviç için olduğu kadar tüm sanat dünyası için de önemli bir yıl olmuştur. Maleviç Berlin'e adına düzenlenen kişisel sergiye katılmak üzere gitmiş, ancak Rusya'daki politik karmaşa, özellikle de kendisine yönelik tepkilerden dolayı geri dönmeye karar vermiştir. Berlin'e tekrar gitmeyi düşündüğü için tüm resimlerini orada bırakmıştır. Ancak Almanya'daki resimlerini hiç bir zaman geri alma girişiminde bulunmamış; ya onları kaybettiğini düşünmüş yada onları terketmiştir. Sebep ne olursa olsun, Eski Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, Rus "avante-garde" sanatına engel koyduğu için, uzun süre Maleviç'in işleri hakkındaki tek kaynak bu resimler olmuştur. Geride bıraktığı bu yapıtlar onun sanatındaki gelişiminin önemli temsilcileri olduğu için, bu resimlerin reprodüksiyonlarını yapmaya karar vermiştir. Daha sonra bu resimler 1936'da New York Modern Sanatlar Müzesi'nde sergilenmiş, resimlerin geri kalanlarıysa 1956'da Amsterdam Stedelijk Müzesi tarafından alınmıştır . Bu yüzdendir ki bazı resimlerin iki tarihi vardır. Berlin'den döndükten sonra Leningrad'daki Devlet Sanat Tarihi Enstitüsü'nde çalışmaya başlamıştır. Fırçasız geçen bir dönemden sonra, erken dönemlerinde rastladığımız figüratif resimler yapmaya başlamış, ancak bu sefer daha kişisel bir yaklaşımla kendini ifade etmiştir. "Yeni suprematism"in temel konusu insan imgesi olmuştur. Sadece nesneye olan yaklaşımını değiştirmekle kalmamış, tekniğini de değiştirmiştir; keskin kenarları yumuşatmanın dışında dışavurumcu fırça darbeleri ve boyanın kalınlığını da çeşitlendirmiştir. "Saçında Tarak olan Kız"da (1932-33) görüldüğü gibi ressam figürlerin yüzlerine göz, burun, ağız gibi özellikler ekleyerek izleyiciye figürlerin kişiliklerine dair ipuçları vermeye amaçlamıştır.

"Koşan Adam" gibi resimleri yorumlamak belge araştırma yokluğundan dolayı güçtür. Resimleriyle ilgili bir takım karışıklıklar vardır; bu durum aynı zamanda onun kariyerindeki çelişkilerle de ilintilidir. Stalin yönetimi sırasında düşünceleri yüzünden polis tarafından alıkonmuştur. 1932'de Leningrad Devlet Rus Müzesi'nin Araştırma Bölümü'nde çalışmaya başlamış ve hayatının sonuna kadar orada kalmıştır .

Son resimlerini siyah bir kareyle imzalamıştır. Figürlerin vücutlarını ve arka fonları önceki dönemlerindeki gibi geometrik şekillerle oluşturmasına karşın, yüzleri Rönesans portrelerini hatırlatacak derecede gerçekçi tasvir etmiştir. Maleviç'in son resmi ise otoportresidir. Kendisini de Rönesans portrelerindeki gibi ve hatta o döneme has kıyafetlerle resmetmiştir.

Her türlü olumsuzluğa ve Rus yönetiminden gelen baskılara karşın, Maleviç, sosyal, politik ve sanatsal açıdan kabul görmek uğruna sanata olan yaklaşımını değiştirmemiştir. Bir çok farklı akımı irdelemiş, ilgilendiği farklı yaklaşımları resimlerine taşımıştır. Sanatında karşılaştığımız tüm bu değişimler kendi gelişim sürecinin bir parçası olmuş, onun yeni keşiflerde bulunmasını sağlamıştır.
Mavi ve kahverengi tonlarında olan "Köylü Kadın" (1912-13) adlı resmi onun "cubist" eğilimlerini yansıtmaktadır. Figür, geometrik düzlemler ve aykırı bir perspektif üzerine kurulu olarak çizilmiştir. Ancak Maleviç aynı dönemde "futurism"le de ilgileniyordu; bu ilgisinin en açık kanıtı "Bıçak Bileycisi" (1912-13) adlı resmidir. Resim canlı renklerle yapılmış ve geometrik birimlerden oluşmuş oluşmasına rağmen kolaylıkla anlaşılmaktadır. Bu resmin Marcel Duchamp'ın "Merdiven İnen Nü" (1912) adlı eserine benzediği söylenmektedir . Yine de yaratıcılığını kullanmasına daha yatkın bir ifade olduğundan "cubism"i "futurism"e yeğlemiştir. Olabildiğince akademik resimden uzak durmaya özen gösteren Maleviç: "Yaratı, içinde doğadan herhangi bir form barındırmayan bir resimde varolabilir." diyerek etkilendiği Braque ve Picasso'nun bazı anlatımlarını kendine katmış; ancak asıl hedefi "futurism"i ve "cubism"i aşmak olmuştur.

Maleviç, "zaum" adlı yeni şiir türü oluşturan Khlenikov ve Kruçenyik adlı iki şairin işleriyle yakından ilgililenmiştir . Bu şiir türünün amacı soyut bir dil yaratarak genel kelimelerin anlamlarını aşmaktı. Rus dilinin durağan ve gelişime kapalı bağnazlığına karşıydılar. Dilin alışagelmiş bakış açısını çökertmek istiyorlardı. Bence Maleviç de bu anlayışı, akademik resmi reddederek, tanımlanabilir objelerden uzak durarak ve portrelerini bireysel özelliklerinden arındırarak kendi resimlerine aktarmıştır.

"Matiushin'in Portresi"(1913) ve "Moskova'da Bir İngiliz" (1914) adlı resimlerinde "cubist" ve "cubo-futurist" tarzlarında çalışmış, ancak iki boyutlu çizimleri ve kullandığı gölgesiz berrak renkler, kurucusu olduğu "suprematism"in oluşumuna yol açmıştır . Kökenin özünü bulmak için sıfıra geri dönüşün yollarını geleneksel yollardan uzak bir şekilde keşife çıkmıştır. Geometrik şekiller ve temel renkler kullanmasına rağmen, asla gönye, cetvel gibi çizim aletleri kullanmamıştır. Böylece araya insan unsurunu da katarak mükemmellikten uzaklaşıp, resmi donuk olmaktan kurtarmıştır.

1920'de Maleviç profesör olarak görev aldığı Vitebsk Unovis (Yeni Sanat Koleji) atölyesinde "Suprematism: 34 Drawings" adlı yazı çalışmalarında, resim yapmayı bırakıp sanatı teorik açıdan inceleyerek incelemelerini yazıya dökmek istediğini belirtmiştir. Bu karar onun kariyerinde bir dönüm noktası olmuştur. Maleviç Komünist Parti'yi desteklemiş ve yeni sanatın partilerce şekillendirildiğine inanmıştır . Aynı dönemde kendine yeni bir uğraş bulmuş; tüm sanatların bir harmanı olduğuna inandığı mimarlığa ilgi duymaya başlamıştır. Adını "Plantis" koyduğu mimarı projeler üretmiş ve bunların kartondan modellerini yapmıştır, ancak günümüze bunların sadece çizimleri kalmıştır. Uzayda, yerde ve hatta su üzerinde yaşamak için tasarlanmış "kübik" bu yapılar tasarlamıştır. Adeta "havada yüzen" yapılar tamamiyle ütopik olup, zamanında gerçekleştirilmeleri imkansız olarak değerlendirilmiştir. Çevresi mat beyaz cam, çatısı ise beton olarak tasarlanmış; bacasız, elektrikle ısıtılan bu yapıların siyah, beyaz ve bazende kırmızı boyanması düşünülmüştür. Oluşturduğu daha "gerçekçi" bir proje ise "Architekton"lardır . Bu yapılar yer üzerinde olan dikey ve yatay yapılardan oluşmaktadır. Maleviç, yapılarda kullanılan renkleri çok önemsemiş, çünkü renklerin mekan duygusunu etkilediğini düşünmüştür. Modellerinin üzerinde boyanmış çeşitli daireler, kareler ve çapraz işaretler bulunmaktadır.

1923'te Petrograd Güzel Sanatlar Müzesinde GINKhUK (Petrograd Devlet Enstitüsü Resim Kültürü) adı altında ve Maleviç'in danışmanlığı altında plastik sanatlar araştırmaları için dört okul bölümü açılmıştır. Aralarında kumaş, mobilya tasarımı gibi aktivitelerinde bulunduğu çeşitli sanatsal ve teorik çalışmalar yapılmıştır. Ancak Lenin'in ölümünden sonra geleneğe geri dönüş başlamış ve "avant-garde" anlayışa karşı tepkiler oluşmuş, bu tepkiler sonucunda GINKhUK kapatılmıştır .

1927 yılı Maleviç için olduğu kadar tüm sanat dünyası için de önemli bir yıl olmuştur. Maleviç Berlin'e adına düzenlenen kişisel sergiye katılmak üzere gitmiş, ancak Rusya'daki politik karmaşa, özellikle de kendisine yönelik tepkilerden dolayı geri dönmeye karar vermiştir. Berlin'e tekrar gitmeyi düşündüğü için tüm resimlerini orada bırakmıştır. Ancak Almanya'daki resimlerini hiç bir zaman geri alma girişiminde bulunmamış; ya onları kaybettiğini düşünmüş yada onları terketmiştir. Sebep ne olursa olsun, Eski Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, Rus "avante-garde" sanatına engel koyduğu için, uzun süre Maleviç'in işleri hakkındaki tek kaynak bu resimler olmuştur. Geride bıraktığı bu yapıtlar onun sanatındaki gelişiminin önemli temsilcileri olduğu için, bu resimlerin reprodüksiyonlarını yapmaya karar vermiştir. Daha sonra bu resimler 1936'da New York Modern Sanatlar Müzesi'nde sergilenmiş, resimlerin geri kalanlarıysa 1956'da Amsterdam Stedelijk Müzesi tarafından alınmıştır . Bu yüzdendir ki bazı resimlerin iki tarihi vardır. Berlin'den döndükten sonra Leningrad'daki Devlet Sanat Tarihi Enstitüsü'nde çalışmaya başlamıştır. Fırçasız geçen bir dönemden sonra, erken dönemlerinde rastladığımız figüratif resimler yapmaya başlamış, ancak bu sefer daha kişisel bir yaklaşımla kendini ifade etmiştir. "Yeni suprematism"in temel konusu insan imgesi olmuştur. Sadece nesneye olan yaklaşımını değiştirmekle kalmamış, tekniğini de değiştirmiştir; keskin kenarları yumuşatmanın dışında dışavurumcu fırça darbeleri ve boyanın kalınlığını da çeşitlendirmiştir. "Saçında Tarak olan Kız"da (1932-33) görüldüğü gibi ressam figürlerin yüzlerine göz, burun, ağız gibi özellikler ekleyerek izleyiciye figürlerin kişiliklerine dair ipuçları vermeye amaçlamıştır.

"Koşan Adam" gibi resimleri yorumlamak belge araştırma yokluğundan dolayı güçtür. Resimleriyle ilgili bir takım karışıklıklar vardır; bu durum aynı zamanda onun kariyerindeki çelişkilerle de ilintilidir. Stalin yönetimi sırasında düşünceleri yüzünden polis tarafından alıkonmuştur. 1932'de Leningrad Devlet Rus Müzesi'nin Araştırma Bölümü'nde çalışmaya başlamış ve hayatının sonuna kadar orada kalmıştır .

Son resimlerini siyah bir kareyle imzalamıştır. Figürlerin vücutlarını ve arka fonları önceki dönemlerindeki gibi geometrik şekillerle oluşturmasına karşın, yüzleri Rönesans portrelerini hatırlatacak derecede gerçekçi tasvir etmiştir. Maleviç'in son resmi ise otoportresidir. Kendisini de Rönesans portrelerindeki gibi ve hatta o döneme has kıyafetlerle resmetmiştir.

Her türlü olumsuzluğa ve Rus yönetiminden gelen baskılara karşın, Maleviç, sosyal, politik ve sanatsal açıdan kabul görmek uğruna sanata olan yaklaşımını değiştirmemiştir. Bir çok farklı akımı irdelemiş, ilgilendiği farklı yaklaşımları resimlerine taşımıştır. Sanatında karşılaştığımız tüm bu değişimler kendi gelişim sürecinin bir parçası olmuş, onun yeni keşiflerde bulunmasını sağlamıştır.
Kazimir Maleviç

1878 Kazimir Maleviç Kiev, Ukrayna'da doğdu.
1895 - 1896 Kiev'deki Desen Okulu'nda okudu.
1904 - 1910 Moskova Resim, Heykel ve Mimarlık Okulu ve Fedor Rerberg'in atölyesinde eğitim gördü.
1911 St. Petersburg'da Soyus Molod'ozhi'nin (Gençlik Derneği) ikinci sergisine katıldı.
1912 Soyus Molod'ozhi'nin (Gençlik Derneği) üçüncü sergisine katıldı.
1914 Paris'te Salon des Independants sergisine katıldı.
1915 Soyut, nesnel olmayan geometrik desenlerini Suprematism adı verdiği akım kapsamında tanıttı; en ünlü örnekleri Siyah Kare (1915) ve Beyaz Üzerine Beyaz(1918)'dır.
1915 - 1916 Skoptsi ve Verbovka kasabalarında bazı "suprematist" sanatçılarla beraber çalıştı.
1916 - 1917 Moskova'daki Jack of Diamonds sergisine Nathan Altman, David Burliuk ve A. Ekster ile beraber katıldı.
1918 - 1919 Anıt ve müzeleri koruma kurulu olan Narkompros Sanat Collegium üyesi oldu.
1919 - 1922 Vitebsk Sanat Okulu'nda eğitmen oldu.
1922 - 1927 Leningrad Sanat Akademisi'nde eğitmen oldu.
1927 Ona uluslararası ün getiren retrospektif sergisi için Almanya'ya gitti ve bir çok yapıtını burada bıraktı. Stalin rejiminin modern "burjuva" sanatına olan tepkisinden dolayı bir çok yapıtı yokedildi.
1927 - 1929 Kiev Devlet Sanat Enstitüsü'nde eğitmenlik yaptı.
1930 St. Petersburg'daki Sanat evinde çalıştı.
1935 15 Mayıs'da St. Petersburg'da öldü.