1 den 6´e kadar. Toplam 6 Sayfa bulundu

Konu: Donarak Ölen Askerlerimiz

  1. #1
    Administrator
    ABYSS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart Donarak Ölen Askerlerimiz



    Sarıkamış.... Tarihimizden bir facia...








    Aralık 1914, Sarıkamış

    Yirminci yüzyılın sonlarında Sovyetler Birliği dağıldığında Türkiye Cumhuriyeti'nin önde gelen simaları "Adriyatik'ten Çin denizine kadar bir Türk Dünyası"nın doğduğundan sıkça söz etmeye başlamışlardı. Bu kadar geniş bir coğrafyada etkin bir güç olmak, bir hegemonya sağlamak düşüncesi hemen herkesi heyecanlandıran bir hülya idi. Daha sonra bunun hiç de kolay bir iş olmadığı görülecekti.

    Ama aynı hülyayı yüzyılın başında daha büyük bir inançla görenler de vardı ve çökmekte olan Osmanlı İmparatorluğunu böylesine bir coğrafyaya yayılan bir Türk-İslam İmparatorluğu olarak yeniden ihya etme hayaliyle yanıp tutuşuyorlardı. Hiç kuşkusuz bunların başında İttihat ve Terakki'nin askeri lideri Enver Paşa geliyordu ve hayallerinin bedelini de Türkistan'da can vererek ödeyecekti.

    Balkanlar'dan Kafkasya ve Türkistan'a uzanan bir imparatorluk kurma hayalinin nasıl bir fiyaskoyla sonuçlanabileceğinin ilk işareti aslında Aralık 1914'te Sarıkamış'ta ortaya çıkmıştı. Ama Osmanlı İmparatorluğunun 34 yaşındaki Başkumandan Vekili Enver Paşa'nın bunu kavraması mümkün değildi.

    Enver Paşa ve ordunun başına geçmiş genç subaylar açısından Almanlarla ittifak halinde girilen Birinci Dünya Savaşı işte bu hayallerin gerçek olması açısından büyük bir tarihsel fırsat olarak algılandı. Savaşın kazanılması çökmekte, dağılmakta olan Osmanlı İmparatorluğunu kurtarmakla kalmayacak çok daha geniş bir coğrafyada, çok daha büyük bir Türk-İslam devleti doğacaktı. Oysa bu savaş, aralarında Osmanlı devletinin de olduğu bazı devletlerin topraklarının paylaşılması için çıkmıştı ve öyle de sonuçlanacaktı.

    29 Ekim 1914'de iki Alman savaş gemisi Yavuz ve Midilli adını alarak Karadeniz'deki Rus limanlarına saldırınca Osmanlı devleti hem Birinci Dünya Savaşı'na fiilen girmiş, hem de Rusya ile savaşa başlamış oluyordu. Ruslar Karadeniz filosuna saldırıya yanıt vermekte hiç gecikmediler. 1 Kasım'da Kafkasya'daki Rus ordusu Türk sınırını aşarak Erzurum'a doğru saldırıya geçti.

    İşte Enver Paşa açısından da beklediği tarihsel fırsat ayağına gelmişti. Karşı saldırıya geçerek Rus ordusu imha edilecek ve ardından hızla ilerlenerek Orta Asya'ya doğru gidilecekti. Bu arada Enver Paşa'nın yeğeni Halil Paşa da İstanbul'dan yola çıkıp, iyi eğitilmiş ve donatılmış bir tümenle İran'a girecek, Tahran ve Tebriz'i zapt ettikten sonra Azerbaycan'a doğru ilerleyecek, karşısına çıkan orduları her defasında yenilgiye uğratarak, bir diğer koldan yine Türkistan'a doğru yoluna devam edecekti. Büyük İskender'i kıskandıracak bu muhteşem askeri sefer için de hemen hazırlıklara başlandı.

    Ancak bu muhteşem zaferlerin kazanılmasından önce halledilmesi gereken ufak bir iş, kazanılması gereken mütevazı bir zafer vardı! Erzurum'a doğru saldırıya geçen Rus ordusunun durdurulması ve imha edilmesi gerekiyordu. Öncelikle bu iş başarılmadan Turan hayallerinin gerçekleşmesi mümkün değildi. Nitekim Enver Paşa da bunun farkındaydı ve kendisini bütünüyle bu işe verdi.

    Sarıkamış üzerinden saldırıya geçen Rus ordusunun karşısında bizim III. Ordumuz bulunuyordu ve bu ordunun savaş planları saldırıdan çok savunma ağırlıklıydı. IX., X. ve XI. kolordulardan ve Kürt aşiretlerinin Hamidiye alaylarının kalıntıları durumundaki bir tümenden oluşan III. Ordunun komutanı Hasan İzzet Paşa geri çekilip Erzurum müstahkem mevkilerinde bir savunma savaşı verilmesi gerektiği düşüncesindeydi.

    Nitekim birliklerine bu doğrultuda emirler verip, buna göre hazırlığa girişti. Bölgede kış mevsimi olanca şiddetiyle sürüyordu ve bu koşullarda Rus ordusunun saldırısının da çok etkili bir şekilde gelişmesi kolay değildi. Bir savunma savaşına girişildiğinde "General Kış" Türk ordusunun yanında yer alacaktı. Erzurum'da, cephedeki Hasan İzzet Paşa böyle düşünüyordu ama Harbiye'den öğrencisi olan Başkumandan Vekili Enver Paşa İstanbul'da çok farklı düşünüyordu.

    Enver Paşa'nın Turan hayallerinin ve hırsının yanı sıra Almanlar da savaş halinde oldukları Ruslara karşı güneyden, Kafkasya'dan etkili bir savaşın açılması için Harbiye Nezareti üzerinde baskı yapıyordu. Bu cephede ne kadar şiddetli bir savaş cereyan ederse Ruslar da batıdan, Avrupa'daki kuvvetlerinden buraya güç kaydırmak zorunda kalacaklardı. Onun için zaten Osmanlı ordusunu yönetmekte olan Alman subaylar ve Alman Genelkurmayı Enver Paşa'yı destekliyor, Kafkasya'ya saldırıyı kışkırtıyordu.

    İşte bu koşullarda Enver Paşa İstanbul'dan Erzurum'a emirler yağdırıyor, Hasan İzzet Paşa'yı savunma değil saldırı ağırlıklı bir savaş vermeye zorluyordu. Erzurum civarındaki iki kolorduya ilaveten Samsun'da bulunan X. Kolordu da cepheye sevk edildi. Böylece toplam mevcudu 150 bin askere ulaşan III. ordunun muharip asker sayısı da 100 bine yaklaşmıştı.

    İstanbul'da yapılan planlara göre bir "çevirme-kuşatma-imha hareketi" gerçekleştirilecek ve ardından ileri yürüyüşe geçilecekti. Bu emir ve zorlamalar sonucunda Türk ordusu 27 Kasımda karşı saldırıya geçti. Rus ordusunun bulunduğu mevkiinin adı dolayısıyla Birinci Köprüköy Muharebesi denilen bu saldırıya bütün kuvvetler katılmadı ve Türk ordusu başarılı olamadı. Tam tersine Rus ordusu bir miktar daha ilerleme olanağı buldu.

    Bunun üzerine ordu kurmay başkanı Alman Guze'nin de ısrarıyla cephede ikinci bir saldırı planlandı ve bu kez mevcut bütün birliklerin savaşa girmesine karar verildi. Aslında geri çekilme yanlısı olan ordu komutanı Hasan İzzet Paşa bu ikinci saldırıda elde edilecek bir başarının sağlayacağı moralle geri çekilmenin daha uygun olacağına ikna edildi. İkinci Köprüköy Muharebesi adı verilen bu ikinci saldırıda da aslında ciddi bir başarı kazanılamadı, ama bu kez Rus ordusu biraz geri çekilmek zorunda kaldı.

    İki taraf da ağır kayıplar vermişti ama İstanbul'da Enver Paşa bu ikinci saldırıyı bir zafer gibi ele aldı ve kendi düşünce ve planlarının doğrulanması olarak gördü. Oysa ağır kış şartlan askeri çok zorluyor ve ordu yavaş yavaş eriyordu. Ordu komutanı Hasan İzzet Paşa bu durumu görüyor ama İstanbul'a dert anlatamıyordu.

    Enver Paşa da İstanbul'da tedirgin ve öfkeliydi. Cephede işlerin tam olarak kendi istediği gibi gitmediğine, ordunun iyi yönetilmediğine inanıyordu. Bunun üzerine İstanbul'da Genelkurmay İkinci Reisi Miralay İsmail Hakkı Beyi Karadeniz üzerinden Erzurum'a, cepheye gönderen Enver Paşa onun vereceği rapor çerçevesinde hareket etmeye karar verdi.

    Enver Paşa ile aynı hayaller peşinde olan İsmail Hakkı Bey tabii ki Enver Paşa'nın duymak istediklerini söyleyen bir rapor gönderince Enver Paşa da karargahıyla birlikte 6 Aralık 1914'de İstanbul'dan yola çıktı. Önce Trabzon'a ardından Erzurum'a ulaştı. Başkumandan Vekili ile beraber Alman subayları, Genelkurmay Başkanı Bronzar von Shellandorf ve Harekat Şubesi Başkanı Albay Feldman da Erzurum'a geldiler.

    Enver Paşa, ordu komutanı Hasan İzzet Paşa'ya:
    Hatalı hareket ettiniz, Rus ordusunu şimdiye kadar imha etmeliydiniz.

    deyince, ummadığı bir yanıt aldı. Bölgeyi iyi bilen ve askeri tanıyan Hasan İzzet Paşa "Kış bastırmış durumda, bu koşullarda karşı saldırı iyi sonuç vermez. Bu konuda ısrar etmekle yanlış yapıyorsunuz. Kış şiddetini kaybettikten sonra saldırıya geçmemiz lazım" dedi. Hiddetlenen Enver Paşa "Eğer hocam olmasaydınız sizi idam ettirirdim" diyerek Hasan İzzet Paşa ile diğer bazı komutanları görevden aldı ve kendisi de doğrudan ordunun komutasını üstlendi. Ve hemen ardından da yeni ve büyük bir saldırıya geçildi. İsmail Hakkı Bey ve İhsan Paşa'nın komutasındaki iki kolordu Rus ordusunu Sarıkamış'ta kuşatacak ve yok edecekti.

    Sıfırın altında 25 derece soğukta ve bir buçuk metreyi aşan karla kaplı dağlık arazide yürütülen saldırıda Rus ordusundan çok "General Kış"ın etkili olması kaçınılmazdı. Ruslar her şeye rağmen bölgenin koşullarına alışık ve daha donanımlıydılar. Oysa bu saldırıya büyük önem veren Enver Paşa, güneyden sıcak bölgelerden bile buraya asker getirmişti ve bu ağır kış şartlarına hiçbir şekilde alışık olmayan ve uyum sağlayamayacak durumda olan birliklerin erimesi için Ruslarla karşı karşıya gelmeleri gerekmiyordu.

    2500-3000 metreye ulaşan Allahü Ekber Dağlarında soğuktan, açlıktan kırılıp gittiler. Enver Paşa'nın karargahı dahil olmak üzere pek çok komutan ve birlik yollarını kaybediyor, birbiriyle haberleşemiyor ve karların içinde donuyordu. Hatta bu kargaşada iki Türk tümeni saatlerce birbiriyle çarpışmaya bile girdi. Narman'ın ilerisinde 31. ve 32. Tümenler 4 saat boyunca birbirleriyle savaştılar ve 2 bin kadar Türk askeri de bu çarpışmada can verdi.

    Savaşın dördüncü günü iyice yıpranmış, erimiş birliklere bir de gece yürüyüş emri veren Enver Paşa hala zafer kazanacağını hayal ediyordu. Oysa 90 bin askerle başlayan saldırıda zaten birliklerin neredeyse yarısı erimişti. Tipi ve fırtına altında şaşkın, yolunu bile bulamayan birliklere Ruslar ummadıkları noktalarda saldırılar düzenliyordu.

    Örneğin 29 Aralık'ta 17. Tümenin sayısı 300 kişiye, IX. Kolordunun sayısı ise 1500 kişiye kadar düşmüştü. Enver Paşa ise hala yayımladığı emirlerde düşmanın dağılmak üzere ve zaferin yakın olduğundan söz ediyordu. 3 Ocak günü Rus ordusu tam anlamıyla karşı saldırıya geçti. Türk birliklerinin tutunacak, dayanacak mecali yoktu. 10 gün kadar süren Sarıkamış Muharebesi sonucunda 90 bin kişilik ordudan geriye birkaç bin kişi ancak kalmıştı.

    8 Ocak günü her şeyin bittiğini kabul eden Enver Paşa İstanbul'a dönmeye karar verdi. Ordunun komutasını Tuğgeneral yaptığı İsmail Hakkı'ya devrederek 11 Ocakta İstanbul'a doğru yola çıktı. İran ve Azerbaycan üzerine yapacağı muhteşem sefer için yola çıkarak o sıralarda Urfa'ya gelmiş olan yeğeni Halil Paşa'nın da hevesi kursağında kalmıştı. Sarıkamış faciasından sonra bu seferden de vazgeçildi. Yeğenini Urfa'dan yanına çağıran Enver Paşa Ulukışla'da buluşarak İstanbul'a birlikte dönmelerini uygun görüyordu. Çünkü bu yenilginin sonuçlarının ne olacağını tam kestiremiyor, Başkumandanlık makamının tehli---e girebileceğini düşünüyordu. Yanında güvenilir birileri olmalıydı.

    Ulukışla tren istasyonunda karşılaştıklarında şaşkın ve üzgündü. İlk sözü, "Kuvve-i külliye mahvoldu" olacaktı, yani bütün kuvvetler tükenmişti.

    Ama aslında bu henüz bir başlangıçtı, çünkü daha sonra bütün bir memleket mahvolacak, Enver Paşa ve arkadaşları da bir Alman denizaltısıyla memleketi terk etmek zorunda kalacaklardı!


    Bir Yemen Bir Sarıkamış.Ve insanlarımız ,ağıtlarla bu faciayı sözlü tarihimize aktarırlar.

    Sarıkamış Türküsü
    Sarıkamış üstünde kar
    Kar altında Mehmedim yatar
    Gülüm donmuş kara dönmüş
    Gören sanmış yarini sarar

    Kimi Yemen kimi Harput
    Üzerinde ince çaput
    Avut yiğit gönlün avut
    Yar sarmazsa Mevlam sarar

    *******

    SARIKAMIŞ

    Oltu'dan girdik de Sarıkamış'a
    Akıl ermez orda yatan üleşe
    Askeri kırdıran Enveri Paşa
    Kitlendi kapılar, mekan ağladı

    Yüzbaşılar, yüzbaşılar
    Tabur tabura karşılar
    Yağmur yağıp gün değişin
    Yatan şehitler ışılar
    İbrişimin kozaları
    Battın Avşar kazaları
    Sarıkamış'ta kırıldı
    Gonca gülün tazeleri
    ******

  2. #2
    Administrator
    ABYSS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Ek: Askeri bir yaklaşım.

    GENELKURMAY BAŞKANI ORGENERAL SAYIN HİLMİ ÖZKÖK’ÜN
    90 NCI YILINDA SARIKAMIŞ ŞEHİTLERİNİ ANMA MESAJI

    22 Aralık 1914 tarihinde başlatılan Sarıkamış Harekatında vatanları için canlarını feda etmekten çekinmeyen aziz şehitlerimizi rahmet, şükran ve minnetle anıyoruz. Bu törenlerin düzenlenmesinde emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

    Belleklerde “Sarıkamış Dramı” olarak da yer alan bu tarihi olay, aslında başardıkları günümüzde unutulmaya yüz tutmuş “bir neslin dramıdır”. O nesil ki, bizlere bugün üzerinde huzur, güven ve esenlikle yaşadığımız bu toprakları kanları bahasına armağan eden nesildir.

    Unutulmamalıdır ki, üzerinde yaşadığımız vatan toprakları kolay elde edilmemiştir. Bu vatanın inşa süreci, hepsi birbirinden kanlı ve neredeyse bir neslin tamamının canına mal olmuş bir süreci ifade etmektedir. Bu süreç öyle bir süreçtir ki; Balkan Savaşları, Sarıkamış Harekatı, Çanakkale Muharebeleri ve Kurtuluş Savaşı gibi, her birinin çok iyi etüt edilerek geleceğe yönelik derslerin çıkarılacağı dramatik olaylarla doludur. Türkiye Cumhuriyetinin harcı, Anadolu’nun her köşesinden gelen kahramanların akıttıkları kanlarla yoğrulmuştur. Bu harç sayesindedir ki, Türkiye Cumhuriyeti bugünlere gönenç içerisinde ulaşabilmiş ve bölgesinin lider ülkesi olmuştur.

    Sarıkamış askeri açıdan; var olma azminin, direncin, mücadelenin, inancın, fedakarlığın ve her şeyden önemlisi de; Türk halkı ve askerinin en zor şartlarda vatanı için neleri göze alabileceğinin abideleşmiş bir misalidir.

    Sarıkamış yönetim biliminde; hayal ile gerçek ve yönetilemeyen risk ile yönetilebilir riskin ne anlama geldiğini gösteren en güzel örnektir.

    Diğer taraftan Sarıkamış, yüzlerce yıl toplumun diğer kesimleriyle etle tırnak haline gelmiş bir kısım unsurların tahriklerle hangi değerleri göz ardı edebileceğinin ve sadakatini kaybederek neler yapabileceğinin belgeselidir.

    Bu vatan, Anadolu’nun muhteşem güzellikteki doğasının acımasızlığına kurban giden bu binlerce şehidin sayesinde vatan olmuştur.

    Hepsine Tanrıdan rahmet diliyor, önlerinde tazimle eğiliyorum.

    Hilmi ÖZKÖK
    Genelkurmay Başkanı

    Kaynak:http://www.tsk.mil.tr/

  3. #3
    Administrator
    ABYSS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    SARIKAMIŞ HAREKÂTI VE GENERAL NİKOLSKİ'DEN NOTLAR




    Sarıkamış harekâtı niçin başladı? Nasıl devam etti? Gayesi neye yönelikti? Bu soruların cevapları yazarlar ve tarihçiler tarafından çeşitli yorumlara vesile olmuştur, ancak Sarıkamış'ta şehit düşen 75.000 Türk'ün bu karlı, soğuk, korkunç ormanlık dağlarda nasıl savaştıklarına dair literatürümüzde güvenilir bir kaynak bulmak hayli zordur.



    Buna karşılık Sarıkamış Harekâtını Rus Genel Kurmayına mensup General Nikolski bütün cephe savaşlarını günü gününe not etmiş ve eser Rusya'da yayınlandıktan sonra emekli kaymakam Nazmi (Osman) Bey eseri Türkçeye tercüme ederek 1934 yılında 120 sahife halinde Erkân-ı Harbiye Matbaasında bastırabilmiştir.



    Gayet tarafsız bir üslûp ve ifade ile yazılmış olan bu notlardan bazı önemli bölümleri bugünkü genç kuşağa sunmak ve ezeli düşmanımızın bizi nasıl insafsızca yok etmek istediğini anlatmakta yarar görüyorum.



    HAREKÂT NASIL BAŞLADI



    Osmanlı Ordusunun 1913'de Balkan savaşından yenik çıkması bütün ordu kumandanlarının onuruna dokunmuştu. Enver Paşa saraya damat olup Başkumandan vekili olarak göreve başladıktan sonra Almanlarla dostluğunu ilerletmişti. Hatta altı arkadaşı ile Almanya’ya gitmiş, batının bu ileriye yönelik çalışmalarıyla sanayileşen ve gelişen devletini yakından tanımıştı.



    Almanların önemli bir plânı vardı (ŞARKA DOĞRU SİYASETİ)..."İpek Yolu" diye de adlandırılan bir yol ile, Berlin-Budapeşte- Belgrad, Bosfor (Boğaziçi)- Bağdat-Basra'yı takiben Bombaya kadar uzanan bu yol sayesinde doğunun zengin kaynaklarını batıya aktarmak gayesi güdüyordu.



    Osmanlı Devleti 2 Ağustos 1914 yılında Almanlarla ittifak yapmıştı Birinci Dünya Harbi başladıktan sonra önce harp dışında kalan Osmanlı Devleti, sonradan bir tertiple harbe giriyordu. Şöyle ki:



    Almanlara sipariş edilen Goben ve Bereslav adındaki iki gemi Amiral Şuson kumandasında Boğazlardan sessizce girip Karadeniz’e açıldı. Sonradan adları Yavuz ve Midilli olarak tanınan bu iki geminin zabıtanı ve erleri Türk askeri üniformasını giyecek, Türk bayrağını çekip Odesa ve Sivastopol limanlarına girip Sivastopol'u bombalayacak ve böylece Sarayın haberi olmadan Türkiye Birinci Cihan Harbine böyle bir kurnaz davranışla girmiş olacaktı. Sonuç tahmin ve tertip edildiği gibi çıktı: Odesa ve Sivastopol bombalandı. Almanların Şarka Doğru (Drang nach Osten) planının gerçekleşmesi için Türkiye'nin harbe girmesi ve Ruslara karşı savaşması gerekli görülmüş ve plânın ilk bölümü uygulanmıştı.



    Bu olaydan sonra fırsatı kollayan Rus'lar Karadeniz’de ilk hareket olarak Mithatpaşa vapurunu batırırlar. Bir taraftan da Kafkaslardan 150 km. bir yolculuktan sonra Rus orduları Kars'tan girerek Sarıkamış, Yeniköy ve Zivin (Süngütaşı) kalesini geçip Ağrı'nın Eleşkirt kasabasını da işgal ederek Horon düzünden Horasan ve oradan Köprüye kadar ilerlerler (Tarih: 29 Ekim 1914).



    Başkumandan Vekili Enver Paşa "çevirme, kuşatma ve Rusları imha" plânını hazırlar ve Erzurum’daki Üçüncü Orduya harekât emrini verir.

    Hafız Hakkı Paşa Rus ordusunu Horasan ile Pasinler arasındaki "Çoban Köprüsü" yakınında bulunan Köprüköy'de karşılar, burada Hasan İzzet Paşa kumandasındaki Osmanlı ordusuna mensup 8 alay, Rusların 6 alayı ile şiddetli muharebeler yapar ve Rus ordusu mağlup olarak geri çekilmek zorunda kalır.



    Hasan İzzet Paşa'nın zafer haberini alan Enver Paşa yanına Alman generalleri Bronzer Von Sellandorf harekât Şubesi Başkanı Yarbay Feldman, Kurmay Başyaveri Kazım (Orbay) Bey ve diğer kumandanları alarak İstanbul'dan Ulukışla’ya kadar trenle oradan at sırtında Erzurum’a varır ve 3. Ordu merkezine gidip orada Hasan İzzet Paşa, ordu komutanı Refik Paşa ile görüşür. Hasan İzzet Paşa, Enver Paşa'nın Harbiye'den hocasıdır ve kış başlangıcında yapılacak olan harekâtın, hazırlıksız, tedbirsiz bir harekât olacağını söyler. Cesur ve sert iradeli bir kumandan olan Enver Paşa'nın cevabı "Eğer hocam olmasaydınız sizi idam ettirirdim" olur.



    Ruslar'ın Anadolu'ya, istilâ etmek için gönderdiği asker sayısı 60 binin üzerinde. Üçüncü Ordunun mevcudu ise 90 000 kişilik-...Ama bunun İçinde yeni teşkil edilen 40.000 kişilik Onuncu kolordu tecrübesiz ve araziyi hiç tanımayan subay ve erlerden mürekkep.. Dokuzuncu Kolordunun mevcudu ise 28.000 civarında, onbirinci kolordu ise ihtiyat olarak beklemede... Piyade tüfekleri, makineli tüfek ve dağ topları ile donatılmış olan bu ordunun erlerinin üzerinde mevsimin kış olmasına rağmen yazlık elbise var. Ayakkabıları eski.. Yiyecekleri peksimet ve haşlanmış buğdaydan ibaret! Buna rağmen Rus ordusunu Allahu Ekber Dağları'ndan aşıp arkadan kuşatmak suretiyle imha etmek plânını Enver Paşa Hafız Hakkı Paşa'ya verir ve o da Onuncu Kolordu ile 2400 rakımlı Allahu Ekber Dağları’nı Onuncu Kolordu ile aşmaları için harekete geçer. (Kasım 1914)



    Hafız Hakkı Paşa 27 Kasım 1914'de yarbaylıktan Albaylığa terfi edince savaşa coşkun bir hal içinde katılır. 19 Aralık 1914'de 9.Kolordu kumandanı İhsan Paşa'ya yazdığı mektupta;



    Kolordularımızla yan yana Rus ordusuna karşı yapacağımız umumî taarruz İslâm Aleminin ve Şarkın selâmeti için pek mühim neticeler verecek tarihi bir vak'a saydığımızdan, tamamen elbirliği ile iş görebilmek için, duygu ve düşüncelerimi açıkça bildirmeyi faydalı buldum... Bütün hareketler ve muharebelerimiz arasında, sizin de kolordunuzun harekâtından acizlerini (beni) haberdar etmek üzere mülâzım (teğmen) Tahsin Efendiyi haber zabiti sıfatı ile nezdine gönderdim.) diyordu.



    Kırk beş gün süren cebri bir yürüyüşten sonra Onuncu Kolordu 12 Kanunu Evvel (Aralık) 1914'de paşa yorgun ve bitkin olarak Allahu Ekber Dağları'nın eteklerine vasıl olmuştur.



    Başkumandan Vekili Enver Bey'in acele ve kesin emri

    "Kolordu hiç durmadan dağı aşıp Sarıkamış'a gelsin!' .

    Ama Başkumandan Vekili düşünmüyordu ki şiddetli kış gününde, sıfırın altında -20 derece soğukta, üzerinde palto, ayağında yün çorap bulunmayan bu ordu koca Allahuekber dağları'nı nasıl aşacaktı?



    Rus Ordusu tam teçhizatlı Gabardinski ve Plaston taburları ile kilit noktalarını tutmuş, patika yollarını bile işgal etmişti.



    Kaldı ki Ordu subaylarının elinde doğru dürüst bir harita bile yoktu, Sarıkamış harekâtına dair bir eser yayınlamış olan Şerif Bey hatıratında şöyle yazıyor:



    "Hafız Hakkı Bey bu araziyi, bu iklimi zerre kadar bilmiyordu. Elinde sınırımız dışında kalan Kafkasya’nın, pek noksan, pek yanlış pek aldatıcı ve bir Rus paftasından çıkartılmış 1/400.000 mikyasında bir haritadan başka haritası da yoktu. Ve bu harita şoseleri gösteriyordu, Hakkı Bey mürettep bir Rus Tugayını kafasında bir kaç saat içinde eziyor henüz dün gördüğü birliklere gece yürüyüşleri yaptırıyor, cûr'et ve cesaretle (sanki bir manevra yürüyüşü yaparak dağları aşarak) Kars'a ilerliyordu. Asıl bahtsızlık da şuydu ki: Ne kimse ona, ne de o kendi kendine;



    "Ya bu hesaplar yanlış çıkarsa?"



    Diye sormuyordu, Maiyetindeki tecrübeli kimselerle ise hiç istişare etmiyordu.



    Allahuekber Dağları'nın karlı, tipili, şiddetli soğuklarında binlerce Türk askeri kırılır. Geriye kalanların pek azı dağı aşar. Öte yandan IX. Kolordunun iki tümeni Oltu, Bardız üzerinden ilerler ve Eski Sarıkamış'ın kuzeyini, Turnagöl sırtlarını işgal eder.



    9 Aralık 1914'de IX. Kolordu harekâta geçtiğinde müthiş bir kar fırtınasına tutulur Oltu'dan Bardız'a kadar kar, tipi, soğuğun -20 dereceye kadar düştüğü yollardan yürüyen bu kolordu Bardız bucağına varır. Yolda gelirken Oltu'nun batısında 32.fırka ilerlemekte ve kuzeyinde 31nci fırka yürüyüşe devam etmektedir. 31nci fırka kuzeye doğru ilerlerken şiddetli bir düşman ateşine uğrar... Oltu’nun batısında bulunan 32nci fırka (Alay) da sağından kendisini çevirmek isteyen bir düşman kuvvetini görünce... Avcıya yayılan iki taraf arasında amansız bir cenk... Akıncılar birbirine yaklaşıyor., yaklaştı. Birden bir şüphe, öteden işaret, hemen ateş kesilir, iki taraf kollarını açarak biri birine koşuyor, sarmaş dolaşlar ve ağlayışlar. Meğer dört saattir kendi iki fırkamız bir birini düşman sanarak cenk etmiş,.. Bu kazanın (hatanın) bilânçosu fecidir: İki taraftan iki bin şehidimiz var.



    Sadece bu yanlış mı? Nice hatalar meyanında gece, eratın ve subayların bilmedikleri arazide, keşif yapılmadan gece taarruzu da yapılmıştır: Enver Paşa Bardız'dan Sarıkamış'ın kuzey tarafına, Turnagöl sırtlarına getirdiği 29uncu Alay'a gece taarruz emri verir. Kolordu Erkânı Harbiye Reisi Kaymakam Şeriat Beye:



    "Bizim askerimiz gece taarruzu yapamaz amma yapsın bakalım, emrini verir. Elindeki tek fırkaya gece taarruzu yaptırdı. Asker hiç orman manevrası görmemiş. Taburlar birbirini kaybeder”



    Kaymakam Şerif Bey (Sarıkamış) adlı eserinde Kurmay Albay Arif Bey'den bahseder ve şöyle der: (Karlar içinde bîtap kalan taburlar ancak Arif Bey’in sür'at-i intikali ve himmeti sayesinde ve ancak onun karar-ı zatisiyle şu derin ormanların muzlim uçurumlu

    derelerinden alınarak...")



    Kurmay Albay Arif Bey daha sonra (Birinci Cihan Harbinde Kafkas Cephesi) adlı hatıratını yazmış ve Sarıkamış harplerinin acıklı sahnelerini dile getirmiş değerli bir kumandan olarak tanınmıştır.



    YANLIŞLAR DİZİSİ



    Sarıkamış cephesinde soğuktan donarak ölenlerin, şehitlik rütbesine erenlerin sayısına yakın askerimizde, yanlış askerî kararlar ve taarruz emirleri ile kırılmıştır. İstasyonun üzerinde bulunan bir tepeye yerleşen Ruslar, buradan devamlı olarak Türklerin taarruzlarına karşı makineli tüfeklerle karşılık vermişler ve çok da zayiat verdirmişlerdi. Bu tepeyi ele geçirmek için Eski Sarıkamış köyüne girmek ve yakın mesafeden düşmanı yok etmek istiyordu. Enver Paşa 87nci Alay komutanı Lütfi Bey bu köye 87nci Alayla makineli tüfek ateşi altında girip köyü işgal ediyordu. Türk ordusu Sarıkamış'a girememiştir ama bari Eski Sarıkamış'a girip bir başarı, bir zafer sağlamak bahtiyarlığına ermiştir. Ancak bu zaferin sonucu acı olur: Devamlı olarak istasyon arkasındaki tepeye (Kartal yuvasına) taze kuvvetler gönderen Ruslar köyü kuşatırlar ve devamlı olarak makineli tüfeklerle ateş ederek 87nci, Alayı perü-perişan ederler, geriye dönmek, ileriye saldırıp çıkmak imkânı kalmayınca Alay komutanı Lütfi Bey Alay sancağını beline sararak 22 kişi ile beraber, gece beyaz örtülere sarılıp sürünerek köyden dışarı çıkmağı başarır.



    Maksat ordunun göz bebeği, şerefi, sembolü sancağı düşmana teslim etmemek... Bu kurtulanlar içinde 17 yaşında Harbiye öğrencisi iken Sarıkamış harekâtına katılan ve başarılarından ötürü rütbe alıp subay olan genç bir "zabit vekili-takım komutanı" vardır. Bir ağaca yaslanmış, dinleniyor. Ordu komutanı onu teftiş sırasında görür ve sorar.



    "Niye kaçtın?"



    Genç zabit şaşkın ve gayet soğukkanlı cevap verir.



    "-Kaçmadım, bütün takımım şehit düştü, yapayalnız kaldım ".



    Kumandanın cevabı ve kararı sert ve kesindir.



    "-Derhal kurşuna dizin..."



    Araya şefaatçiler girer, Albay Arif Bey yalvarır, diğer kumandanlar rica ederler. Olmaz ve bir manga asker çağrılıp emir verir



    "-Manga ateş..."



    Yazar İ, Habib Sevük Yurttan Yazılar adlı eserinde şöyle diyor (Yere düpedüz değil bir istifham gibi kıvrılarak düştü; lanetlenen bir istifham (soru işareti) gibi.., (s. 352).



    13 Aralık 1914 gününden 19 Aralık 1914 tarihine kadar beş gün bir tepeye hakîm olarak Türk ordusuna ağır kayıplar verdiren Ruslar, sonunda Eski Sarıkamış köyünü işgal ederler. Gece köyü ateşe verip kaçmış görünmek için ot yığınlarını yakarlar. Enver Paşa, Rusların kaçtığını sanır ama aldanır ve bu köydeki kuşatma bu şekilde acı sonuçlara erişir.



    Hafız Hakkı Paşa 18.12.1914 günü verdiği raporda bitkin ve yorgun 800 askerinin kaldığını, IX. Kolordunun çoğunun şehit düştüğünü bildirir.



    Ancak X. Kolordu bir ara Sarıkamış'a sızmıştır. Başarı ümidi görünmüştür diye savaştan dönülmez. Sonuç olarak Enver Paşa kumandayı Hafız Hakkı Paşaya bırakıp İstanbul'a döner. Bir süre sonra da Hafız Hakkı Paşa tifo hastalığından ölür.



    8 Ocak 1915 tarihinde İstanbul'dan Hafız Hakkı Paşayı 3. Ordu Komutanı tayin eden Enver Paşa 90.000 kişilik ordudan 10.000 kişinin kaldığını bildirir. İstanbul'dan 9 tabur asker, Yusuf İzzet Paşa kumandasında Erzurum'a hareket etti.



    SONUÇ:



    1913 Balkan harbinin kayıplarını telâfi etmek, Türkistan’daki esir Müslüman Türkleri hürriyet ve istiklâllerine kavuşturmak gayesiyle başlatılan Sarıkamış harekâtı başarıya erişememiş Enver Paşa Almanların İpek yolu denen (Şarka Doğru) siyaset planına belki bilmeden katılmıştı ama petrol ve ipek ülkeleri olan Orta Doğuya doğru 3ncü Ordu ile harekete geçerken hazırlıklı değildi. Gayesi uğruna sonradan Türkistan'a geçen ve oradaki Türkleri büyük bir iradeyle teşkilatlandırıp Ruslara karşı da savaşan bu zeki ve çok cesur Türk kahramanı eğer tedbirli ve tedarikli davranmış olsaydı, Rusları mağlup edebilir ve ezelî düşmanımızı yok edebilirdi. Turancılık hayalînin yanında Osmanlı Devletine Türkistan illerini katıp büyük bir Türk Devleti kurmak hayalî eklenirse Enver Paşa hiç de yadırganacak bir kumandan değildir. O, ideallerini aksiyon safhasına aktarırken Almanlardan büyük yardım göreceğini sanmış, mevsim şartlarını, coğrafî durumları göz önüne almadan hareket etmekle binlerce Anadolu 'halkı arasında hürmetle yad edilen Enver Paşa” muhakkak ki büyük bir asker ve cesur ve idealist bir insan olarak tarihte yerini alacaktır.



    Odesa ve Sivastopol'ün 29 Ekim 1914'de Breslav ve Goben Zırhlıları tarafından bombardıman edilmesiyle Birinci Dünya Savaşına emri vaki ile giren Osmanlı Devleti'ne karşı Rus ordularının 1 Kasım 1914'de sınırı aşarak Horasan ve Eleşkirt’e kadar ilerlemeleri, Karadeniz'de Mithatpaşa vapurunu torpilleyerek batırmaları büyük bir saldırıya geçeceklerine işaret sayılmıştı, 1 Kasım 1914'de başlayan Rus harekâtı Köprüköy'de 14 Kasım 1914'de Türk ordusunun azimli karşı duruşu ile kırılmıştı, ancak bundan sonraki hareket aceleye getirilmiş, üç kolordudan teşekkül eden Üçüncü Ordunun Doğu cephesinde tahkim edilmemiş arazideki dağılışı ve kumanda zincirindeki irtibatsızlık, teçhizat bakımından zayıf olması beklenen zafere ulaşmayı engellemiştir.



    Eğer 3. Ordu Allahuekber dağlarından değil de güneyde Muş-Hınıs üzerinden Aras nehrine doğru bir kolordu ile harekete geçmiş olsaydı belki zafer ümidi doğardı. Zira bu yol geçilmesi ve aşılması coğrafi bakımdan daha elverişli idi, ama nedense bu ihtimal daha sonra hatıra gelmişti. O zaman da iş işten geçmiş bulunuyordu. 5 Ağustos 1922’de bir Kurban Bayramı günü Türkistan'da Çiğen Tepesine 45–50 kişilik bir kuvvetle hücum eden Enver Paşa burada, Pamir eteklerinde Dereryi Hâkiyan mevkiinde Kızılordu askerleri tarafından şehit edildi.



    Enver Paşa ölmeden, 29 Eylül 1920'de Sarıkamış'ın geri alınmasında bulunamadı. Türkistan’da şehit edildi.



    Sarıkamış harekâtına dair GENERAL NİKOLSKİ'NİN NOTLARI



    General Nikolski, notlarını günü gününe tutmuş, tarafsız bir görüşle Türklerin kahramanlıklarını övmüştür. Bu hatırattan bazı bölümleri, aşağıya alıyorum.



    TÜRKLER'iN İRADESİ VE DAYANMA GÜCÜ



    Türkler savaşta büyük kayıplara uğradıkları halde inatla karşı koymaktadırlar. Sarıkamış grubuna yardım maksadıyla BARDIZ'a özel bir grup gönderilmişti. Aynı zamanda bu grup Türkler'in ulaşımlarını kesecek ve onlara takviye kuvvetinin katılmasına engel olacaktır. Görünüşe göre zikredilen grup beş alay kadar tahmin olunan düşman (Türkleri kastediyor) kuvvetiyle savaşa mecbur kalacaktır.



    "Bütün cephede Türklerle başarı kazanırcasına mücadeleye rağmen yegâne ulaşım ve kavuşma yolunun kesilmiş olmasından dolayı Sarıkamış müfrezesinin vaziyeti çok ağırdır.



    "Hal ve mevki, ciddî kararlar alınmasını gerektirmektedir. Zira fasılasız devam eden birçok savaş ve çarpışmalardan sonra kayıplar pek fazla olup, gitgide de artmaktadır.



    "İleri karakol postalarında ve gerekli olarak geceyi açık arazide geçiren askerler meyanında soğuktan donmuş olanların çokluğundan müfrezenin kuvveti giderek azalmaktadır.



    15 Birinci Kânun'da Sarıkamış'a onuncu kolordusuna mensup taze askerî birliklerin yanaştıkları anlaşıldı. Bu birlikler, Yağbasan, Alisofu köylerinde iki cepheyi işgal ettiklerinden bu suretle Sarıkamış'ın kuşatılması tamamlanmış oluyordu. General Prejevalski şafaktan önce sağ cephe ve merkezde bulunan 80 nci Gabardinski alayını kendi plâstonlarıyle değiştirdikten sonra. General Berhman'a bildirdiği üzere Sarıkamış grubu birliklerine yolu açmak için Türkler'in Sarıkamış'ın kuzeyindeki tepelere (ki bunlar Turnagöl sırtlandır), işgal ettikleri mevzilere Karşı taarruza karar vermiş bulunuyordu.



    General Prejevalski, kendi müfrezesini şu suretle bölmüştü: Yağbasan ve Alisofu köyleri üzerinden taarruz eden düşmana (Türklere) karşı beş tabur. Bunların yanında 80.Kabardinski Alayı vardı. Ayrıca sekiz toptan teşekkül eden bir kuvvet sevk ederek Bardız geçidini tutacaklardı. Bunlar düşman saldırılarını geri atmağa memur edilmişti. Bardız geçidine karşı da General Bukretov kumandasında beş tabur. 4 toptan ibaret kuvvetleri -aralarında Berdanka tüfeğiyle silâhlanmış bir buçuk tabur bulunduğu halde- bu önemli geçide gönderilmiştir.



    General Bukretov'a düşmanın sağ cenahını kuşatmak suretiyle onu Bardız geçidinin doğusuna atmak ve çıkarmak emredilmişti.



    Bardız geçidini zapt etmek için iki topla beraber iki tabur ayrıca memur edilmişti. Bunlar Yağmur Dağa hücum ve taarruz edeceklerdi. Yağmur Dağ Sarıkamış'a 7 km mesafededir.



    Bu taburlar Yağmurdağı zapt eylemişler ise de bunların ileriye doğru harekâtı çok zorluklara uğramıştı. Kuzeyden Yağmurdağ'a doğru inen dik yamaçlı bir sel yarıntısı birleşmekteydi. İlerdeki bütün düşman mevzilerini ve topçularının gruplarını seyretmekte idiler. Dağ yamaçları çok dik olup düşmanın "anflat" karşı atışı altında kalmakta idi. Türkler bilhassa Bardız geçidinde olan başlıca yoldan Yukarı Sarıkamış köyünün batısında ve kuzey batısında şiddetle karşılık veriyor, mukavemet ediyorlardı. Böyle bir şiddetle karşılık veriyor, Miralay Bukretov, bu geçidi işgal edememişti.



    Miralay Bukrelov, adı geçen geçitten hemen hemen bir km mesafede durmağa mecbur kaldı. Müfrezesinde bulunan dört top. Türklerle mücadele edememişti. Özellikle bunların cephaneleri az bir zamanda tükenmiş bulunuyordu. ----eninci Kabardinski Alayı, evvelki günlerde yapılan sık sık mücadelelerde çok kayıplara uğramış olmasına rağmen Türklerin hücumuna mukabil, kesin hücum ile karşılık verdi. Çarpışma, tesadüfî muharebe şeklini alarak bilhassa şiddetli oldu.



    Enver Paşa'nın kuvvetli iradesi, dayanıklı Türk birliklerini bütün müthiş engelleri kesmeğe, sevk ve mecbur etmeğe zorlamıştı."



    TÜRKLERE KARŞI GECE BASKINI



    1914 yılının II. Kânun 16. günü gece bastığı zaman Birinci Kafkas Obüs Taburu gelmiş olduğundan General Prejevalskinin zayıf topçusu bu suretle oldukça takviye edilmiş oldu. Akşamın saat 10 una doğru Türkler gözükmeksizin son sırtlardan indiler. Daha sonra demiryolu hattının geçtiği vadide toplanarak toplu nizamla İstasyona, köprüye ve Kartal Yuvası dağı (istasyonun üstündeki dağa) hücum etmişlerdir. Bu dağ, Üçüncü Kobban Plaston taburu taralından işgal edilmekte idi.



    Tabur, kendisine tek üstün olan düşmana karşı mukavemet edemeyerek çok kayba uğramış ve Sarıkamış'a çekilmiştir. Türkler onun arkasından kasabaya girmişler ve kasabanın çevresinin 156 P (Yelizavet-poleski) Alayı hizmet bölüğünün eski kışlalarını işgal etmişlerdir. Merkez mıntıkasında istasyon kumandanı olan Japorjevski, Kazak Alayının kumandanı Miralay Kravçenko, yarılmış olan mıntıkadaki durumu kurtarmak için bizzat ileriye atılmış ve derenin üzerindeki köprüde (ki Türkler bu köprüden geçiyorlardı) ölmüştür.



    BİR GÜN SONRA



    17 Birinci Kânun'da Sarıkamış'ta durum: Evvelki kadar gergin değildi. Sarıkamış birliklerinin ilân ettiği başarı gitgide halin iyiliğine doğru gelişmesini temin eylemekteydi.



    Sabahın saat 7 sinde General Prejevalski'nin emrine Kars kalesi istihkâm bölüğünün tahrip kıtası vasıl olmuştu. Türkler tarafından daha 1914 yılının 14 ncü Kânun'unda işgal edilmiş olan kulübelerin tahribine karar verilmişti. Kulübelerden birisinin damına yakıcı-prokselinli büyük bir tahrip kalıbı konarak, merminin patlamasıyla beraber, bina tamamen tahrip edilmiş, yıkılmış ve içinde bulunan 300 kadar Türk savunma erinin cümlesi telef olmuştur.



    Bundan sonra ikinci kulübe içinde bulunan 300'den fazla askerden hepsi, içinde imamları olduğu halde teslim olmuşlardır. Türkler bu kulübelerde üç gün üç gece erzaksız ve susuz olarak sabırla ve inatla bir mukavemet göstermişlerdir.



    Turnagöl Dağları'nın Hasan Ağayurd tepesinde inanılmayacak derecede bir gayret ve fedakârlıkla iki dağ topu çıkarıldığından bunlar Bardız geçidini arkadan dövmeğe başlamışlardır.



    General Prejevalski, Miralay Bukretof'un emrine kendi eli altında bulunan 13 taburdan 6 sıra göndermiştir. General, Bardız geçidini tutmadıkça Sarıkamış'ın diğer cephelerinde saldırıya geçmenin ve demiryolunun tahribinin faydasız ve anlamsız; olduğunu pek güzel anlamıştı.



    Askerin çok yorgun oluşu, zaman zaman cephane ve fişeğin azlığı ve Türkler tarafından bu bölgeden devamlı olarak gösterilen şiddetli mukavemet sebebiyle, Miralay Bukretof'un pek ziyade zorlukla ilerlemekte olmasını ve kesin bir başarı elde edememiş bulunmasına vesile olmuştur.



    ESKİ SARIKAMIŞ BASKINI



    Yukarı Sarıkamış köyünde hoş bir vak'a olmuştur: Buradaki ot setlerine ait kulübeleri tutmuş olan bir Türk taburu ile bunun karşısındaki bizim iki Kabardinski taburu vardı.

    Üç gündür uğraşıldığı halde buradaki Türkleri esir etmek kabil olmuyordu. Kulübelere yaklaşan askerlerimize etraftaki tepelerden şiddetle ateş edilmekte idi. Vakta ki obüslerimiz yukarıda bulunan düşmanı def eylemiştir. Avcılarımız sürünmek suretiyle ilerleyerek en yakın olan kulübeyi berhava etmiştir. Bu feci akıbetten sonra üç ümera yedi subay bir doktor ile üç yüzden fazla nefer silâhlarını teslime mecbur kalmışlardır.



    Sarıkamış muharebesinin neticesi olarak 20'den fazla subay bin beş yüz askerden oluşan esirlerin gelişinden bizar oluyorum İskân edilecek yer ve yiyecek temin etmek lâzım geliyor. Esirlerin ifadesine göre Sarıkamış'a karşı Türkler'in 17.2.28, 29. 30 ve 31 nci Türk fırkaları hareket eylemekte oldukları ve Köprüköy’den kıtaatımızın arkası sıra 18. 33. ve 34ncü Türk fırkalarının gelmekte olduğu anlaşılmaktadır. Bütün kıtaata Hasan İzzet Paşa kumanda etmekte fakat Sarıkamış harekâtını bizzat ENVER PAŞA idare eylemektedir. Ayrıca iki Alman general bulunmaktadır.



    HAREKÂTIN NETİCELERİ



    Sarıkamış önlerinde günlerce süren muharebelerden sonra 13.000 mevcudundan IX. Kolordunun bakiyesi olarak kalan bütün generaller ile 200 küsur subayı ve 6000 kadar neferi esir olmuşlardır. (23 Birinci Kânun 1914).



    13000 mevcutlu Kolordunun halen 7000'i hayattadır. Ganaim miktarı henüz malum değildir. Fakat 30 kadar top, 20 kadar makineli tüfek, IX. Kolordu Kumandanı ve keza erkân-ı harbiyeleriyle beraber 17 28. ve 29ncü fırka kumandanları esirdir.



    Sarıkamış hezimetiyle cesaretle maneviyatlarını kaybeden diğer Türk kıtaatı Ardahan'ın tarafımızdan istirdadı üzerine ric'at etmişlerdir. Düşman kumandanları General Galgilin Bulaklı tarafında, Kaymakam Radde (Palandöken'e),



    Birinci Ferik General Graf Varanşof Daşkot Miralay Bukretof Darkovski, General Prejevalski, General Yudeniç, General Berhman ayrıca General Baratof orduya kumanda etmişlerdir.



    LİMAN VON SANDERS'İN DÜŞÜNCESİ



    Liman Von Sanders Sarıkamış harekâtı için şöyle yazmışlar. (Yapılacak harekâtta Üçüncü ordunun kumandanlığını üzerine almış olan ENVER PAŞA, yapmış olduğu harekâtın neticesinde 3. Ordu külliyen hezimete uğramıştır. Bidayette 90.000 kişi olarak tertip edilen bu ordudan 12.000 kişi kalmıştır.



    Çadırsız karlı ordugâhlarda erler açlıktan, soğuktan helak olmuştur. Avdet eden efrat arasında çok geçmeden tifüs hastalığı zuhur ettiğinden bu suretle onların da birçokları ölmüştür.



    "Filhakika Sarıkamış'taki Rus kıtaatını ihata maksadıyla fevkalade geniş ve son derece cüretkâr olan plânını düşünen ENVER Paşa, inisiyatifi kati olarak kendi eline almış ve taarruz ve harekâtı sür'atle inkişaf ettirmiş bulunuyordu. Ancak nihayete erdirmeye muvaffak olamamıştır.



    Enver Paşa Harpte manevî unsurun azim ve kıymet ve ehemmiyetine dair olan sözünü unutmuş gitmişti.



    SARIKAMIŞ'TA ŞEHİT DÜŞENLERE AĞITLAR



    Halk, Sarıkamış savaşları için birçok ağıt yakmıştır. Bunların bir kısmını Fahrettin Kırzıoğlu derleyerek ÇINARALTI dergisinde, 18.8.1942 tarihli 43. sayısında yayınlamıştır. Aşağıya neşrediyoruz



    Sarıkamış’ta var maşin

    Urus yığmış ağır koşun

    Bizim asker açık çıplak

    Dağlarda büyüdü kışın, (dönd&#252,



    Sarıkamış alkan oldu

    Zalim Urus murat aldı

    Kimsesiz kul, kız gelinler

    Kara giyip saçın yoldu



    Sarıkamış saza döndü,

    Dağları gülgaza döndü

    Serçe canlı Ermeniler

    Alıcı şahbaza döndü.



    Sarıkamış içi meşe

    Urus hep yaktı ateşe

    Bizi koydun eli bağlı

    Nerye vardın Enver Paşa?



    Soğanlı'da soğan olur

    Kar tipisi boğan olur

    Urusu bozgun görenler

    Anasından doğan olur.



    Soğanlı'nın göktaşları

    Kızardı hep haşhaşları

    Kar, boranda dondular hep.

    Erzurum’un dadaşları



    Bardız deresi kan çağlar

    Analar ciğerin dağlar

    Çil Horoz dağı ardında

    Nice duvaklılar ağlar.



    Enver Paşa hücum dedi

    Yarıldı Moskof ödü

    Zalim Allahuekber Dağı

    Nice arslan, yiğit yedi.



    Sarıkamış ne aralı

    Kimi şehit kimi yaralı

    Bunu duymuş var mı ola

    Yalan dünya kurulalı



    Sarıkamış Altınbulak

    Soğanlı'yı biz ne bilek

    Bizim uşak böyle gezer

    Ağlı zıbın, kara yelek.



    İbrişimin kozaları

    Batsın Avşar kazaları

    Sarıkamış’ta kırıldı

    Konca gülün tazeleri.



    Yüzbaşılar, binbaşılar

    Tabur, taburu karşılar

    Yağmur yağıp gün değince

    Yatan şehitler ışılar.



    Kılıcım kana boyandı

    Gökte melekler uyandı

    Yedi düvelin ağzında:

    Ancak Osmanlı dayandı



    KARS VE SARIKAMIŞ'IN KURTULUŞ DESTANI



    Bardız'ın Güreşken köyünden Âşık Mustafa Gedik (Nİ-HANİ) Kars ve Sarıkamış'ın Ruslar ve Ermeniler'den kurtuluşu üzerine bir destan söylemiştir. 93 savaşları sonunda Berlin anlaşmasına göre Ruslar'a bırakılan ELVİYE-İ SELÂSE (Kars, Artvin, Ardahan), 3 Mart 1918 Brest Litovsk antlaşması ile tekrar Osmanlı Devleti'ne geri verilmişti. Ancak Ermeniler'in zulüm ve işkenceleri uzun süre devam etmiş, nihayet Kazım Karabekir Paşa, Halit Paşa kumandasında millî ordu 29.9.1920'de Sarıkamış'ı bilahare de Kars’ı düşman işgalinden kurtarmıştır. Nihani’nin destanı bu kurtuluşa aittir.



    Bir destan söyledim son taarruza

    İşimiz kerem ü ihsana döndü.

    Bizden beylik dava eden Ermeni

    Ekini biçilmiş kozana döndü.



    Akılsız Ermeni bu işe şaştı

    Mirmanof, Marzmanot yanbeyi düştü

    "Antiranık" duyup yel gibi kaçtı

    Semeri dağılmış hayvana döndü.



    Şad olur İslâmda olsa bu hulûs

    Elde selâmettir erhab-ı namus

    Bize kurşun atan Bedos, Bediros

    Davarı kurt yemiş çobana döndü.



    Yaşasın ordumuz merd oğlu merdler

    Topçu, süvarimiz kurd oğlu kurtlar

    Piyade fırkası dini pulatlar

    En küçük neferi arslana döndü.



    Kemal Paşa teşkilâtı bitirdi

    Kazım Paşa Pasinler’de oturdu

    Halit Bey kurd gibi sürdü götürdü

    Sonra yalın-kılıç Yunan'a döndü.



    Bakman düşmanların hay u vayına

    Giden razı geldi kendi payına

    Şimdilik taş diktik Arpaçay’ına

    Oradan ordumuz bu yana döndü.



    Der NİHANİ demü devran bizimdir

    Yüzondört söz Hak Kur'an bizimdir

    Düşman hep mahvolur vatan bizimdir

    Hamd olsun vaziyet sağ yana döndü.



    Ekim 1920



    Derleyen:Mehmet GÖKALP

    Türk Dünyası Tarih Dergisi Ocak 1990 Sayı:37 Sayfa:15-24

  4. #4
    Administrator
    ABYSS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    SARIKAMIŞ DRAMI VE ENVER PAŞA

    20.yy’a girerken artık Osmanlı Padişahlarının dedeleri Yavuz Kanuni gibi devlet yönetiminde hakim değillerdi. Kendilerine hangi bilgi verilirse onunla yetinmek ve her sunulan belgeleri imzalamak zorunda idiler. 13 Nisan 1909 tarihinden sonra İttihat ve Terakki Partisi hızla yükselişe geçti ve bir süre sonra iktidarın sahibi oldu. İttihatçıların ilk yaptıkları iş orduyu genç kadrolardan oluşturmak ve memleketi eski günlerine döndürmek için çalışmalara başlamak oldu. Fakat devir 16. yy değildi. Artık Osmanlı Devleti son günlerini yaşamaktaydı. Toprakları gizli anlaşmalarla paylaşılmıştı. Dünyaya yön veren günleri artık geride kalmıştı. Avrupa Devletleri itilaf ve ittifak devletleri olmak üzere iki gruba ayrılmıştı. Enver Paşa’nın başını çektiği İttihatçı grubun kendilerine isnad edilen Alman hayranlığına rağmen İngiltere Fransa, Rusya ve Bulgaristan ile anlaşmak istediler. Fakat anlaşmaları mümkün değildi. Nasıl anlaşsınlardı ki? Osmanlı topraklarını paylaşmak için aralarında gizli anlaşmalar çoktan yapılmıştı. Hiç kendini savunmak isteyen kuzu ile onu yemek isteyen kurdun anlaştıkları görülmüş müdür? Sonunda düşmanımızın düşmanı olan Almanya ile İttifak olunmak zorunda kalınmıştır. Almanların amacı Türklerin başarı kazanması değil, Bismark’tan beri korktukları durumla karşılaştıklarından yeni batı Fransızlar değil de Ruslarla savaşmak zorunda kaldıklarından zor duruma düşmüşlerdi. Onların amacı Türklerin açılacak yeni cepheler Rusların ve İngilizleri oyalamaktı. Nitekim öyle oldu ve Osmanlı Devleti iki Alman Savaş gemisinin ve Osmanlı Donanmasının Rusya’nın Karadeniz’deki Limanlarını bombalaması sonucunda kendini savaşın içinde buldu ve birden fazla cephede savaşmak zorunda kaldı.

    II. Meşrutiyet dönemi, Osmanlı Devletinde her türlü siyasi ve ahlaki fikrin tartışıldığı bir devirdir. Bu döneme kadar Osmanlıların 1683’ten beri ulaşmaya çalıştığı Batıcılık fikri, Tanzimat döneminde Türklerden başka kimsenin inanmadığı kozmopolitik bir millet yaratmak fikri olan Osmanlıcılık ve II Abdülhamit devrinin de yayılmaya başlayan Pan-İslamcılık fikirlerine ilave olarak Pan-Türkizm ya da Turancılık fikirlerinin yayılmaya başladığı devirdir. Nasıl gelişip yayılmasın ki Osmanlıcılık fikrine Türklerden Başka hiçbir azınlık inanmamıştı. İslam ülkeleri Pan-İslamcılık fikrine rağmen İngiliz ve Fransızlar'la anlaşmışlar ve savaştan sonra bu devletlerin yardımıyla kurulacak devletlerinin sınırları bile belirlenmiştir.

    Buna rağmen Osmanlı Devleti bir oldu bitti ile savaşa girdiği anda bütün Müslümanların halifesi sıfatıyla Padişah V. Mehmet Reşat Cihad-ı Mukaddes ilan ederek dünyadaki bütün Türk ve Müslüman ahaliyi haçlılarla savaşmaya davet ediyordu. Fakat bu cihad fermanının pek etkili olduğu söylenemez.

    Almanlarla beraber yapılan savaş planlarında Süveyş Cephesinde Mısırdaki Müslümanların yapacağı yardıma, Kafkasya üçgeninden Rusya’yı sıkıştırmak için yapılacak seferde Kafkasya’daki Türk ve Müslüman ahalinin kendilerine yapacakları yardıma güvenilerek.

    İttihad ve Terakki Partisi’nin en güçlü adamı Enver Paşa önce Naciye sultan’la evlenerek Osmanlı Hanedanına damat olmuştu. Böylece kendisinin önündeki engel olan kapılar birer birer açılmaya başladı. Daha sonra Harbiye Naziri oldu ve I. Dünya Savaşı başlarken Başkumandan vekili ve Harbiye Nazırı unvanlarına sahip bulunuyordu.

    Enver paşa Almanya’da tahsilini tamamlamış ve Alman teknolojisinin hayranı olmuştu. Hiçbir zaman bu hayranlık Almanya ile hemen savaşa girmesi için bir sebep olmamıştı. Böyle olsaydı ittihatçılar niye önce İngiltere Fransa, Rusya ve Bulgaristan ile anlaşmak istesinlerdi. İttihatçılar İngiltere’nin denizlerde tek hakim olduğunu, karalarda Alman ordusunun çok güçlü olduğunu bu iki kuvveti arkalarına alırlarsa Osmanlı Devleti’nin ayakta kalabileceğini hesaplıyorlardı. Fakat iş umdukları gibi çıkmadı. İstemedikleri halde Almanlarla beraber savaşa girmek zorunda kaldılar.

    Enver Paşa, Napolyon Bonaparte hayranıydı ve çalışma masasında sürekli Napolyon’un heykelini bulundururdu. Napolyon kısa zamanda bütün Avrupa’da birlik sağlamış, Osmanlı Devleti’nin bir toprağı olan Mısır’ı işgal etmiş (1798), Osmanlılar bu işgali ancak İngiltere ve Rusya’nın yardımıyla def etmişlerdi. Napolyon’un Avrupa’daki ilerleyişine hiçbir kuvvet engel olamamıştı. Fakat 1812 yılında Moskova seferi Napolyon’un düşüşünün başlangıcıdır. Napolyon Ordusu Avrupa’nın en güçlü ordusudur. Her şey hesaplanmıştır. Fakat bir şey unutulmuştur. Napolyon’un sonunu hazırlayacak olan iklim şartlarının dikkate alınmaması. Moskova’da soğukların çok şiddetli olması. Soğuk kış şartlarına hazırlıklı olmayan Napolyon Ordusu Moskova seferini kuşatır. Ruslar sadece Moskova şehrini terk edip Napolyon Ordusunun şiddetli soğuk dolayısıyla kırılacağı günü beklemeye başlarlar. Sonuçta Tabiat şartları galip gelir ve Napolyon ordusu soğuktan kırılıp geçer ve bozulmaya başlar. Yenilmez denen Napolyon Ordusu sürekli soğuk karşısında geri çekilmeye başlar ve Avrupa’da nazla itaat ettirilmiş milletten Napolyon’a ordusunu kovalamaya başlarlar. Sonuçta Napolyon Paris’te bile tutunamaz ve Elbe adasında ömürünün geri kalan kısımlarının tamamlar.

    Enver Paşa nereden bilecekti Osmanlı ordusunun şiddetli kış şartlarında düşmana tek kurşun bile atmadan 90.000 şehit vereceğini. Onun kaderi de aynen Napolyon gibi oldu. Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşında yenilince Mondros Mütarekesi imzalandı ve İttihatçılar da memleketi terk etmeye başladılar. Enver Paşa önce Almanya’ya oradan Moskova’ya gitti. Anadolu’ya gelip Milli Mücadeleye katılmak istedi fakat şartlar uygun olmadığı için Orta Asya’daki Türkleri Rus işgaline karşı korumak için Orta Asya’ya gitti. Türkistan’da Basmacılarla beraber Ruslar’a karşı savaşırken şehit düştü ve cenazesinin bulunduğu yer Türkistan Türkleri tarafından ziyaretgâh yeri oldu. Günahıyla sevabıyla, doğrusuyla yanlışıyla bir devrin bir numaralı şahin Enver Paşa’nın cenazesi İstanbul’da Abide-i Hürriyet meydanında bulunmaktadır. Ve Türk birliğine inananların ziyaretini beklemektedir.

    Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’nda savaştığı cephelerden bir tanesi Kafkasya Cephesidir. Bu cephenin açılış sebebi Almanları Avrupa’da iki cephede savaştıklarından dolayı Ruslara yeni bir cepheden savaş açılacak, Ruslar kuvvetlerinin bir kısmını Osmanlılarla savaşa ayırmak zorunda kalacaklar bu zayıflamadan dolayı Almanlar rahatlayacaklardı.

    Kafkasya’da yeni cephe açılacak Rusya güneyden çevrilecek ve Orta Asya’daki esir Türk elleri Rus zulmünden kurtulacaktı. Bu bölgedeki Azerilere ve diğer Müslüman halkların yardım edeceğine inanılarak sefere hazırlıklarına başlandı.

    Enver Paşa Kafkasya seferine hazırlanırken Anadolu’daki tabiat şartlarını kışın erkenden başladığını ve şiddetli soğukların olduğunu hiç hesaba katmamış, Türk ordusunu cesaretiyle soğuya meydan okuyacağını düşünüyordu. Aslında her şey düşünülmüştü. Osmanlı ordusu Kafkasya’dan saldırıya başlayınca orduların ihtiyacı olan kışlık giysiler Almanya ile yapılan anlaşma sonunda İstanbul’a getirilmişti fakat nedense İstanbul’daki hükümete teslim edilip Kafkasya’daki orduya bir türlü gönderilemiyordu. Almanların amacı Türklerin Ruslara karşı savaş kazanması değil Rusları oyalaması idi. Bunun için İstanbul’da bekleyen kışlık elbiseler bir türlü gönderilmiyordu. Yapılan anlaşmaya göre kışlık giysiler Osmanlılara teslim edilecek, Osmanlı ordusu doğuya ilerlerken Almanlardan alınan kışlık giysiler deniz yoluyla Trabzon’a getirilip ortan Türk ordusuna dağıtılacaktı.

    Osmanlı Devleti seferberlik ilan edip savaş için hazırlık yapılmaya başlandı. Ağustos ayı olduğu için askerlerin üzerlerinde yazlık elbiseler bulunuyordu. Kış gelip soğuklar bastırınca durumu iyi olanlar da kışlık elbise verilmesini devletten beklemişlerdir. Yani şu devlet baba anlayışı. Devletin her şeyi düşünmesi gerekir. Fakat devletin durumu 16. yy’daki durum değildir. Bu devirde şu atasözü söylenir olmuştur, “Ne istiyon bacından, bacın da ölüyor acından”.

    Kafkasya ya doğru hareket eden Türk ordusu Kars Sarıkamış bölgesine geldiği zaman kış şiddetini iyice arttırır. Askerlerin üzerinde hala yazlık elbiseler vardır. Yiyecek sıkıntısı artmıştır. İstanbul’dan bir türlü beklenen yardım gelemez. Salgın hastalıklar yayılmaya başlar. Askerlerin hepsinin amacı Kafkasya’ya geçip Ruslarla savaşmak iken karşılarındaki düşman hepsinden kuvvetli çıkar ve 90.000 kişilik ordusu Allahüekber dağlarında Ruslar’a bir tek kurşun bile atmadan donarak şahadet şerbetini içerler. Büyük amaçlarla kararlaştırılan sefer tabiat şartları düşünülmeden büyük bir hezimetle sona erer.

    Bu bölgedeki Türk Ordusunun varlığı bölgede siyasi emelleri bulunan Ermenileri korkutmaktaydı. Fakat Ordunun donarak şehit olması sonucu meydanı boş bulan Ermeniler fırsatı değerlendirip Doğu Anadolu’daki binlerce Türk’ü katletmeye başladılar. Bu durumda Osmanlı Devleti Katliama seyirci kalamazdı. Çareyi Ermenileri savaş alanı dışındaki Suriye’ye göç ettirmekte buldu. Fakat bu tehcir olayı bugün Türkiye’nin parçalanması için tekrar gündeme getirilmektedir.

    Sonuç olarak tabiat şartlarının insanlar üzerindeki etkileri hesaba katmadan yapılan işler hep fiyasko ile sonuçlanmaktadır. Napolyon hayranı olan Enver Paşa 1812 Moskova Seferinden gerekli dersi alsaydı tarih tekerrür mü ederdi? Aynı şekilde II. Dünya Savaşı’nda Almanlar yine Rusya’da askerlere değil soğuk, kış şartlarına yenilmişlerdir.

    İnsanlık geçmişten ders almadığı için bu tür felaketlere uğramıştır. Tarih okumanın anlamı geçmişten ders alıp gelecekte hata yapmamak olduğuna göre tarihimizi, dünya tarihini çok iyi incelememiz gerekir.

  5. #5
    Administrator
    ABYSS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Yüzünü hiç görmediği oğlu bile donarak öldü

    90 bin kişinin öldüğü Sarıkamış Harekátı’nı kumanda eden Enver Paşa’nın yaşamından kesitler:

    ‘Hayatında Alay kumandanlığı dahi yapmamış olan Enver Paşa tecrübeden ziyade gençliğinin getirdiği coşkuyla kumanda edecekti ordusuna. Amaç 1878 Berlin Antlaşması’nda kaybedilen toprakları geri almaktı ve başarılı olacağına inanıyordu.

    Enver Paşa, Ordu Kumandanı Hasan İzzet Paşa’nın hava şartları, soğuk, karın şiddeti gibi uyarılarına kulak asmaz ve taarruz emri verir. III. Ordu’nun ölüm emridir bu. 1. Dünya Savaşı ardından, Almanya’nın yenilgisi ve Osmanlı’yı Sevr Antlaşması’na sürükleyen çöküşün ardından Kasım 1918’de Enver Paşa ül---i terk eder.

    1922 yılının 4 Ağustosu’na kadar yurt dışında çalışmalarını sürdürdü. Ve son gün Orta Asya’nın Pamir Dağları eteklerinde Çegan Tepesi’nde vurularak öldürüldüğünde 42 yaşında yenik ve yalnız bir adamdı.’

    Şaşırtan Raslantı

    Bir ayrıntı da, Enver Paşa’nın oğluyla ilgili:

    ‘Enver Paşa’nın iki kızı, bir oğlu vardı. Enver Paşa Oğlu Ali Enver’i hiç göremedi çünkü 1918’de Berlin’e kaçımıştı.

    Enver paşa'nın oğlu Ali Enver 1938’de Türkiye’ye geliyor ve hava subayı oluyor. Sonra istifa ediyor ve Avustralya’ya elçilik görevlisi olarak atanıyor. Bir gece dağ yolculuğunda eşiyle beraber yolunu kaybediyor. Eşini jipte bırakıp kendisi ırmağın kenarına iniyor su içmek için. Su içerken düşüyor ve başını taşa çarpıp bayılıyor. Sabahleyin Ali Enver’i donmuş olarak buluyorlar, 53 yaşında donarak yaşamını kaybediyor.’

  6. #6
    Kurmay Albay
    screamforce - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    paylaşmın için sağol tşk

Beğenilen Sayfayı İşaretleyin

Beğenilen Sayfayı İşaretleyin

Yetkileriniz

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • Eklenti Ekleyemezsiniz
  • You may not edit your posts
  •  
[Gizlilik Politikası]-[UslanmaM Kuralları]-[UslanmaM İletişim/Contact]