![]() |
![]()
|
![]()
Özel Arama
|
||||||
| Genel Tarih Genel Tarih ve Genel Türk Tarihi Hakkındaki Bütün Bilgilere Buradan Ulaşabilirsiniz |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
|
Administrator
![]() |
Büyük Selçuk İmparatoru Alpaslan’la Bizans İmparatoru Romanus arasında 1071 (463)de Malazgirt’te vuku bulan savaşta Bizans ordularının
ezici bir saldırış ve vuruşla yıkılması ve imparator Romanus’ün esir düşmesi üzerine Selçuk imparatoru Alpaslan Kemah Divriği ve Erzincan taraflarının zaptını ünlü kumandanlarından Emir Mengücek Gazi’ye ; Malatya Sivas ve kayseri yönlerinin zaptını kendi hısımlarından ve denenmiş kumandanlarından Melik Danişment Ahmet Gazi’ye Erzurum ve yönlerinin zaptını da Saltık oğlu Ebülkasım adındaki değerli bir kumandana havale etmiş ve uzun zamandan beri yabancılar ellerinde kalmış olan öz Türk yurdunun geri alınacak parçalarının kendilerine verileceğini sözlerine eklemişti.Verilen görevi zamanında ve noksansız olarak yapmayı bilen Türk kumandalarından herbiri bir tarafa doğru gösterilen hedefe varmaya ve yol almaya başlamışlar; gerek bu özverili kumandanların ve gerekse buyrukları altındaki kahraman ve temiz Türk erlerinin gösterdikleri celadetle az zaman içerisinde istenilen ereğe ulaşılmış ve beklenen başarı elde edilmiştir. İşte biz burada konumuzu ilgilendiren Karahisar’ın bu zamanlardaki durumunu ve olaylarını gözden geçirmek fırsatını elde etmiş bulunacağız. Kadı Burhan’ın ölümünden sonra memleketlerine Osman oğulları el koymuş ve böylelikle Osman oğullarının sınırları Kösedağına kadar genişlemişti. Bu zamanlarda Aksak Timur da doğu yönlerinden Anadolu’ya doğru yönelmiş ve Yıldırım Bayazıt’la arası açılmıştı. En sonra bu iki yüksek Türk kuvveti düşüncesizlik idaresizlik ve milli birliği duygusuzluk yüzünden Ankara ovasında asılsız bir maksat uğrunda çarpışmak ve Türklüğü kökünden sarsacak çılgınlıklarda bulunmak zorunda kalmış ve her iki taraf ta doldurulması hiçbir veçhile kabil olmayan hatayı işledikten sonra Timur üstün gelmiş ve 1402 (804) de Beyazıt esir edilmiştir.Yıldırım Beyazıt’ın yenilmesi ve esi edilmesi ile idaresi altındaki beylerden bir çoğu erkinliklerini ilan eylemiş bazıları da bu anarşiden faydalanarak çapulculuğa ve vurgunculuğa başlamışlar.Ankara savaşı bozgunundan Bolu’ya kaçan Yıldırım’ın oğlu eski Amasya valisi Çelebi Mehmet Amasyalıların çağırması üzerine yanındaki askerlerle birlikte Amasya’ya gelmiş ve bu çevrede bir dereceye kadar güvenlik ve düzenlik elde edilmiş Amasya çevresindeki beyler yavaş yavaş Çelebi Mehmet’ e bağlanmaya başlamışlardır. Çelebi Mehmet Kutlu Paşa kumandasında yetecek bir orduyu Tokat taraflarında ayaklan dört tarafı yağma eden ve halka binbir türlü eziyet eden İnal Oğlu İbrahim durdurmak için gönderildi. Tokat sargıya alınmış ve ele geçirilmişti. Gelen ikinci bir kuvvet ile işbirliği yapan Kutlu Paşa İnal Oğlu İbrahimi fena halde bozguna uğratmış ve Tokat bölgesini onun şerrinden kurtarmış ve sonra Amasya’dan yürüyüşe geçmiş bulunan Çelebi mehmet ile birleşip aaagune bölgesindeki Ali Bey’inden hakkından geldikten sonra bu bölgeyi eşkıyadan tamamen temizlemişlerdi. Bu suretle 14 yıl kadar Ş.Karahisar bölgesinde halk dirlik ve düzen içerisinde yaşamıştır.1415 yılında bu bölgelerde çok şiddetli bir zelzele olmuş birçok ev yıkılmış binlerce insan ve hayvan telef olmuştur.Bu olaylardan sonra 1457 (861) de Şebinkarahisar Akkoyunlular’ın eline geçmiştir. 1916 yılının temmuz ayında Ruslar Görele’yi alıp Harşit Çayı Vadisinden Kelkit Çayının yukarı kısımlarına girdiklerinde Şebinkarahisar savaş alanına oldukça yaklaşmış bulunuyordu. Rusların ilerlemeleri karşısında Şebinkarahisar nüfusunun bir kısmı Anadolu’nun içlerine göç etmiş geri kalanlarda büyük açlık ve sıkıntılara maruz kalmışlardır. 1915 yılında başlayıp ve büyük güçlüklerle bastırılan Ermeni isyani ile Ermeni sorunu halledilememiştir. Ruslarla işbirliği halinde cephe gerisindeki halka akla gelmeyecek eziyetlerde bulunmaktan kendilerini alıkoymamışlardır.19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun’a ayak basan Mustafa Kemal III. Ordu Müfettişi sıfatiyle 26 Haziran 1919 tarihinde Suşehrinden geçerek Erzurum’a gitmiştir. Erzurum Kongresinden sonra Eylül 1919 da Sivas’a gelmiştir. Mondros anlaşmasından sonra ulusca karşılaştığımız haksızlıklar ve saldırılar bütün yurtta olduğu gibi Şebinkarahisar’da da derin yankılar yapmış ve üzüntülere sebep olmuştur. Erzurum Kongresine Şebinkarahisar’dan Dr.Cemil Şencan gönderilmiştir.Mustafa Kemal Sivas Kongresini müteakip Ankara’ya geçtikten kısa bir müddet sonra 1920 yılı başlarında Şebinkarahisar Müdafaayı Hukuk Cemiyeti kuruldu. Şubenin geçici yönetim kurulu üyeliğine Hacı Şerif Efendi (Selimoğlu) Rıza Bey Menzilcilerden Asım Efendi Piyazoğlu Kara Hüsnü Küçükzade Ethem Efendi Tevfik Yücel Rüştü Özsan Yakupzade Hafız Asım Efendi ve Mustafa Sabuncu seçildiler. Kızıllı Vasil adında bir Ermeninin başkanılığında kurulmuş bulunan haydut çetesinin mezalimine karşı koymak üzere Müdafaayı Hukuk Cemiyeti tarafından Şebinkarahisar gençlerinden oluşan ve Çakmakçı Mustafa Efendinin oğlu Baha Ertem’in komutasında kırk kişilik milis kuvveti teşekkül ettirildi.Milis Bölüğü bir süre eğitim gördükten sonra Şebinkarahisar zapıta kuvvetiyle beraber çalışmaya başlamıştır.1921 tarihinde Sivas’ın Zara ilçesinin Koçgiri nahiyesinde başlayan ayaklanma gittikçe büyümüş mahalli zapıta kuvvetleriyle bastırılmadığı için Şebinkarahisar Liva Bölüğü ve Giresun’dan Feridun oğlu Topal Osman Ağanın komutasında teşekkül etmiş bulunan mahalli milis kuvvetleri isyanın bastırılmasına yardıma koşmuşlar ve isyanın bastırılmasında büyük yararlıklar göstermişlerdir. Topal Osman komutasındaki kuvvetler Şebinkarahisar’dan Giresun’a dönerken Baha Ertem komutasındaki Şebinkarahisar Milis Bölüğü de Topal Osman kuvvetlerine katılmıştır. Bu kuvvetlerin elbiseleri Tamzara Mahallesinde haki renge boyanarak giyimde birlik sağlanmıştır. Giresun’da kurulan gönüllü alayına Baha Ertem komutasındaki bölük dışında daha birçok Şebinkarahisar’lı genç katılmış Milli Mücadeleye katılan erlerin dışında bu gönüllü alayı İstikla Savaşının kazanılmasında büyük gayret ve yararlıklar göstermişlerdir.1923 tarihinde çıkan bir yasa ile Türkiye’den bulunan livalar il haline getirildiğinden Şebinkarahisar’a gelmiş bu askeri birliğin Şebinkarahisar’a gelişi ile ilin ekonomik ve sosyal yaşantısında büyük değişiklikler meydana gelmiştir. 29 Ekim 1923 tarihinde saltanatın kaldırılması ve Cumhuriyetin ilanı Şebinkarahisar’da coşku ile karşılanmış yapılan büyük şenliklerde halk kendinden geçmiş şenliklerde atılan kurşunlarla Taş mahalleden Füruzoğlu Hacı Ömer ve Nalbantbaşıların Nusret vurularak ölmüşlerdir.Cumhuriyetin ilanı ve şehrin il haline gelmesiyle imar hareketleri de başlamış mahalle yolları açılmış her mahalle bir okul inşaatına başlamıştır.Lozan Barış Antlaşması nedeniyle 1924 yılı mayıs ayı içerisinde Yunanistan’da bulunan Türkler ile Türkiye’de bulunan Rum’ların yer değiştirme işlemine başlamış Şebinkarahisar iline verilen göçmen Türkler Şebinkarahisar İskan Müdürlüğü’nce Rumlardan boşalan köylere yerleştirilmiştir.Erzurum ve çevresinde meydana gelen bir deprem dolayısıyla Erzurum’a gitmek üzere 28 Eyüll 1924 tarihinde Sivas’tan hareket eden Gazi Mustafa Kemal aynı gün akşamı geldiler. Ali Sururi başkanlığındaki Şebinkarahisar heyeti büyük Gazi’yi Şebinkarahisar’a davet ettiler. Gelen heyetle bir süre görüşen Mustafa Kemal dönüşte Şebinkahasir’a uğramaya söz verdiler.Şebinkarahisar ve yöresi halkı Gazi Mustafa Kemal’in dönüşünü sabırsızlıkla bekledi. Nihayet Gazi’nin 11 Ekim 1924 tarihinde şehrimize geleceği bildirildi. O gün Şebinkarahisar’da yer yerinden oynadı. Köylüsü kentlisiyle tüm Şebinkarahisar ve yörenin halkı Şebinkarahisar-Sivas yoluna düştüler. Bekleme noktasında davullar çalındı oyunlar oynandı nihayet Gazi Hazretleri saat 21.00’de bekleme noktasına geldiler. Bu sırada kaleden toplar atıldı meşalelerle şehir gündüze döndürüldü. O gece Çakmakçı Mustafa Ertem’in Halil Rıfatpaşa caddesi üzerindeki evinde misafir kalan Büyük Kurtarcı ertesi gün Türkocağını ziyaret ettiler. Türk ocağını ziyaretlerined toplanan kalabalığa hitaben “Ben bu güzel şehri çok beğendim. Bu sevgimin bir nişanesi olarak Karahisar’ı Şarki olan şehrin ismini Şebinkarahisar olarak tashihini teklif ediyorum. Şabı başta olmak üzere Fatihlerin otağ kurduğu bu toprakların içinde daha neler varsa ele alınmalı ve tarihen olduğu kadar iktisaden de bu şehri ileri götürmek vazifemiz olmalı. Sürekli yangınlar germüşsünüz memleketiniz bir harabeye dönmüş fakat esef etmeyin şu tek gözlü mütevazi ocağınızda derin bir samimiyet geniş ve anlayışlı bir kültür buldum. Kalkınacaksınız mesut olacaksınız. Türk Ocakları modern dekorlaral ölçlmez. Türk’ün bu şan ocakları sönmez alevlerle ilelebet tütecektir ve bu harabeler birgün birer mamureler haline gelecektir.” İsyanların doğal afetlerin yakmış yıkmış olduğu Şebinkarahisar şehrini Türk Ocaklarından başlayarak gezmiş Belediye halk fıkrası hükümet konağı ve alay komutanlığını ziyaretinde özel deftere şunları yazmıştır: “Türk Ocağı Türk’ün has ocağı varlık ve birlik ocağı yüksek alvelerletütsün muhitine nurlar saçsın yaşasın ve yaşatsın.”Ulu Önder 12 Ekim 1924 tarihinde akşam üzeri şehrimizden ayrılmıştır. Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal’in şehrimizi ziyaretlerinde geçmiş iki olayı buraya alıyoruz. Bu olaylardan birincisi şehrimize gelişlerinde meydana gelmiştir. Ulu Önder’in şehrimize geleceğini duyan Tamzara İmamı İsmail Kazım şehrin girişinde Katırcı çeşmesinde otomobilin önüne çıkarak Atatürk’ün otomobilden inmesini sağlamış kendisini tanıtmış ve Atatürk’e “Paşa iki dileğim vardı bunlardan biri sizi yakından görmek konuşmak ayak bastığınız topraktan bir avuç toprak almak ve sizi dua ile selametlemekti. Hamdolsun muradıma erdim. İkinci dileğim geçimimle ilgilidir. Bugüne kadar fahri olarak imamlık yaptım. Artık yaşlandım. Tamzara cami imamına bir maaş bağlanırsa kendimi tamamen camiye vermek istiyorum” der İmamın sözlerini ilgi ile dinleyen Atatürk kendisine bir miktar para vermek ister hoca almamak için direnirse de kabul etmek zorunda kalır. Atatürk’le beraber resim çektiren Tamzara İmamı İsmail Kazım hayır ve dualarla kendini yolcu eder.İkinci olay Atatürk’ün geceyi geçirdikleri ve halen müze olan Tüfekçizade Mustafa Efendi (Mustafa Ertem’in evinde cereyan etmiştir. Yemek yenilen sofrada hazır bulunan ve Belediye Reisi olan Rıza Bey’e Atatürk “Reis Bey Türk Ocağı şöyledir Türk Ocağı böyledir der dururuz Türk Ocağı nedir” diye sorar. Rıza Bey cevaben:“Gazi Paşa oğlumuz Türk Ocağı denilen Ocak muazzam bir mabettir. O’nun Ocağında yanan ateşin alevi yükselir yükselir ondan hasıl olan kıvılcım dünyayı şakar” Rıza Bey’in bu cevabını çok beğenen Atatürk kalkarak elini öper ve “Belediye Reisi pederin şerefine” diyerek kadehini kaldırır.Vilayetlerin yeniden düzenlenmesi çalışmaları çerçevesinde birçok il ilçe haline getirilmiş bu arada Şebinkarahisar’da 20/5/1933 tarih ve 2197 sayılı kanunla ilçe haline getirilmiştir.Başbakan İsmet İnönü Dışişleri Bakanı Teşfik Rüştü Aras Jandarma Genel Komutanı General Kazım Orbay ile birlikte 3 Ağustos 1935 tarihinde ilçemizi ziyaret etmişlerdir. Konuklar öğle yemeğini Mehmet Kömbe Hoca’nın bugünkü evinde yedikten sonra Giresun’a gitmek üzere Şebinkarahisar’dan ayrılmışlardır.
|
|
|
|
|
|
#2 (permalink) |
|
Administrator
![]() |
bir Şebinkarahisar'lı olarak ben de biraz ekleme yapayım
1915 ŞEBİNKARAHİSAR ERMENİ İSYANI Yrd. Doç. Dr. Muammer DEMİREL Ermeniler asırlarca Türk yönetimi altında sadık vatandaşlar olarak yaşadılar. Bu nedenle onlara "millet-i sadıka" denildi. XIX. Yüzyıla gelindi-ğinde Fransız İhtilali Osmanlı Devleti'nin Avrupa topraklarındaki gayrimüs-limleri derinden etkilemiş ve bir biri ardına hepsi bağımsızlık hareketine kalkışmışlardı. Önceleri bu hareketlerden etkilenmeyen Ermeniler onlara yönelik yoğun ve uzun propagandalar neticesinde XIX. yüzyılın ikinci yarı-sından sonra kıpırdamaya başladılar. Osmanlı Devleti'ndeki Ermenilerin ayrılık fikirlerine kapılmalarını Fransız İhtilâlinin yaydığı fikirler etkilediği gibi esas etkiyi diğer etkenler yapmıştı. Bu etkenlerin başında Rusya'nın faaliyetleri gelmekteydi. Rusya Osmanlının Avrupa topraklarını büyük çap-ta parçaladıktan sonra Anadolu topraklarına yönelmişti. Anadolu'da kendi lehine karışıklık çıkaracak unsur olarak Ermenileri gören Rusya her Osman-lı-Rus savaşı sırasında Ermenilere yönelik yoğun propagandalara girişmiş ve onlara her defasında muhtariyet ve bağımsızlık vaatleri yapmışlardı. Savaş-lardan sonra bu vaatlerıini her defasında unutmasına rağmen 1828'den beri Ermeniler arasından Rusya lehine bir sempatinin oluşmasına ve ayrılıkçı fikirlerin yerleşmesine sebep olmuştur.1 İkinci önemli etken XIX. yüzyılın başından itibaren Türkiye'de faaliyet gösteren Hıristiyan misyonerlerdir. Türkiye'de eğitim ve sağlık gibi insani maksatlarla faaliyette bulunan mis-yonerlerin geliş gayesi Müslümanları Hıristiyanlaştırmak iken bunun müm-kün olmadığını gördükten sonra yerli Hıristiyanlara yönelmişlerdi. Bu arada özellikle Ermeni gençleri arasında özgürlük ve bağımsızlık gibi fikirlerin yerleşmesine çalışarak onların Osmanlı Devleti aleyhine ayrılıkçı fikirlere sapmalarında önemli katkılarda bulunmuşlardı. Bunu yaparlarken de batılı devletler adına Ermenilerin koruyuculuğu rolünü oynuyorlardı. Üçüncü etken de batılı devletlerin özellikle İngiltere'nin Ermeniler lehine ıslahat istekleri ile Osmanlı Devleti nezdindeki girişimleri idi ki bunu da güneye doğru Rus yayılmasını önlemek için yapıyorlardı. Birinci Dünya Savaşının yaklaştığı yıllarda Ermeniler de Rus desteği ile hazırlıklarını tamamlıyor ve çıkacak savaşta Osmanlı Devleti'nin karşı-sında bulunan devletlerin muhtemelen Rusya'nın yanında yer alarak Doğu Anadolu'da bir Ermenistan oluşturmayı hayal ediyorlardı. Bu hayal ile Er-meniler yurt içinde ve yurt dışında bütün güçleri ile hazırlıklarını tamamlı-yorlardı. Bu hazırlıkların başında da silahlanma ve silahlanan Ermenilerin savaşa hazırlanması geliyordu. Taşnaksutyun ve Hınçak ihtilalci Ermeni örgütleri ihtilâlciliği ve silahlandırma faaliyetleri birbiri ile de rekabet içinde yürütmüşlerdi. Örgütlerin Ermeni halkı silahlandırmasında özellikle Doğu Anadolu'da Rusya'nın direk katılımı vardı. Rusya bunu çok sistemli bir şekilde yapıyor ve günü geldiğinde de kullanmayı planlıyordu. Komitelerin gayretleri de Rusya'nın işini kolaylaştıran bir unsur idi. Ermenilerin silah-landırılması işi Rusların her hareketini yakından takip eden İngilizlerin de dikkatinden kaçmamıştı. İngiltere'nin Erzurum Konsolosu Monahan 1 Mart 1913'de İstanbul'daki İngiliz Büyükelçisine verdiği raporda; Rusya'nın günü geldiğinde kullanmak üzere Ermenileri silahlandırdığını bildirmiştir. Van Konsolosu da 4 Nisan 1913'deki raporunda Ermenilerin makineli tüfeklere ve hatta topa bile sahip olduklarını Rusya'nın Nasturilere 3000 tüfek ve bir top gönderdiği Ermenileri cesaretlendirmek için bir Rus uçağının şehir üzerinde göründüğünü bildirmiştir. Van Konsolosunun 10 Ocak 1914 tarihli raporunda ise Taşnaksutyun örgütünün bu yıl ki faaliyetinin silah ithalatı ve onları taraftarlarına dağıtmak olduğunu bildirmiştir. Bu durumu Osmanlı Hükümet yetkilileri de yakından takip etmişler. Nitekim Harbiye Nezareti'ne Doğu Anadolu'dan verilen raporda Rusya'nın Doğu Anadolu Ermenilerinden çeteler teşkil etmek için soktuğu silahlarla doğu vilayetlerinde Ermenilerin yaşadıkları yerlerin silah depoları haline geldiği bildirilmiştir. Ruslar ve onların güdümünde hareket eden Ermeni komiteleri Doğu Anadolu'nun diğer yerlerine olduğu gibi Sivas bölgesine de önem vermekte idiler. O devirde Sivas bölgesi içinde yer alan Şebinkarahisar doğu cephesindeki Türk ordusunun ikmal yollarından birinde yer alıyordu . Birin-ci Dünya Savaşında karargahı Erzurum olan doğu cephesi Türk kuvvetleri-nin silah ve mühimmatı üç yoldan ulaştırılıyordu. Bunlardan en önemlisi Şebinkarahisar yolu idi. Karadeniz'in Giresun ve Ordu limanlarına deniz yolu ile getirilen silah ve mühimmat kara yolu ile Şebinkarahisar'a ve oradan vadi yolu ile Erzurum'a ulaştırılıyordu. İkinci yol Trabzon limanı ve Gü-müşhane-Bayburt kara yolu idi. Üçüncüsü ise Sivas Şarkışla'ya kadar trenle ve oradan yine kara yolu ile Erzurum'a ulaşıyordu. Bu üç yoldan en ekono-mik ve güvenli olanı Şebinkarahisar yolu idi. Meşrutiyetten sonra sağlanan hürriyet ortamını silahlanma için fırsat olarak değerlendiren Ermeni komiteleri Şebinkarahisar Ermenilerini de bü-yük ölçüde silahlandırdılar. Ermeni din adamları ve öğretmenler silahlan-dırma işinde gönüllü olarak yer aldılar. Savaş başladıktan sonra Şebinkarahi-sar'ın Yayancı köyü papazı Patrikhane aidatını toplamak bahanesiyle Erme-ni köylerini dolaşarak onları daha fazla silahlanmaya ve savaş patlak verdiği için bekledikleri günün geldiğinden bahsederek isyan etmeğe zorlayan pro-pagandalar yapmıştır. Papaz Siponyan propagandalarında şöyle diyordu: "Osmanlı Hükümeti ilân-ı harp etti. Şimdiye kadar toplanan silahların kulla-nılması vakti geliyor. Az zaman sonra Türkler Ruslara mağlup olacaklar Ruslar önden biz arkadan Osmanlı Ordusunu perişan edeceğiz. Vaktiyle silahları alırken çekingenlik gösterenler şimdi anlayacaklar ve Ermenistan'ın teşekkülünü görerek bu işlere çalışanları takdis edecekler." 1915 yılı ilkbaharında bütün silahlanmalar böylece tamamlanmıştı ve sıra bunları kullanmaya gelmişti. Nitekim III. Ordu Sivas bölgesindeki bu silahlanma ve isyan hazırlığının tamamlandığını tespit ederek İstanbul'a bildirmiştir. Bu yazıda Sivas bölgesinde Taşnaksutyun komitesinin ordumu-zun gerilerinde ayaklanma çıkarmak amacıyla Ermenileri silahlandırdığının tespit edildiği ve tedbir alınması gerektiği bildirilmiştir. Bu durumu Şebin-karahisarlı bir Ermeni'nin anlattıkları da doğrulamaktadır: "Buradaki Erme-niler önceden çok kuvvetli bir şekilde silah ve mühimmat yığınağı yapmış-lardı ve uzun zaman direne bilirlerdi." 1915 yılı ilkbaharında top yekun harekete geçen Ermeni komiteleri Van Erzurum ve Sivas bölgelerinde ayaklanmaya başladılar. Rusya ayak-lanmaları silah ve cephane yönünden desteklemekle birlikte aynı zamanda çetelerin sevk ve organizasyonunda da aktif rol oynuyordu. Türkiye'den Rusya'ya kaçan Ermeni gençlerinden Kafkasya'da Ermeni gönüllü alayları oluşturuldu. Bunların bir kısmı Rus Ordusu saflarında görevlendirilirken bir kısmı da tekrar Türkiye sınırından gizlice içeri sokularak isyancı Ermenileri desteklemek ve Osmanlı Ordusunu arkadan vurdurmak için görevlendirildi. Anlatılan faaliyetler her tarafta Ermeni olaylarının alevlenmesine neden oldu. Sivas ve Giresun bölgesinde Şebinkarahisar Ermeni komiteleri tara-fından bir üs olarak plânlanmıştı. Bölgede Ermeni nüfusun diğer yerlere göre daha yoğun olduğu bölgenin dağlık ve savunmaya elverişli bir coğrafya olması sebebi ile buradan Orta Anadolu veya Karadeniz bölgelerine doğru büyük bir hareket yürütülecek şekilde yığınak yapılmıştı. Şebinkarahisar isyanın liderliğini Suşehri ve Sivas'ta da daha önce olaylara karışan papaz Kırıh ve Antranik yapmışlardı. Ermeniler bütün hazırlıkları yapıp bir kıvıl-cım bekliyorlardı. 15 Haziran 1915 günü polis ve jandarma Ermeni mahalle-sine asker kaçaklarını aramak üzere gittiklerinde evlerden üzerlerine ateş açıldı. Böylece isyanı başlatan Ermeniler ilçenin haberleşmesini kesmek için derhal telgraf ve telefon tellerini kestiler. Bu ilk ateşte polis ve jandar-mada şehit ve yaralanmalar olmuştur. Olayı başlatan Ermeniler evlerinden açtıkları mazgallardan Müslüman mahallesindeki halkın ve güvenlik kuvvet-lerin üzerlerine kurşun ve bomba yağdırmışlardı. Ermeniler bir taraftan çatı-şırken diğer taraftan kasabadan iki yüz metre yüksekte yer alan kaleye silahlı ve silahsız bütün Ermenileri erzak silah ve mühimmatı sevk ettiler. Sabaha kadar bütün Ermenileri kaleye nakletmeyi tamamladılar. Kalede isyandan önce de çok miktarda silah cephane ve erzak depolandığı için kale uzun süre direnilebilecek duruma getirilmişti. Kaleye çekilme tamamlanınca İslam mahalleleri ateşe verildi. Söndürmek için giden güvenlik kuvvetleri ve hal-kın üzerine kaleden kurşun ve bomba yağdırıldığı için hiçbir müdahalede bulunulamadı ve bir iki yüz evden başka bütün şehir yandı. Çoğunluğu bölge dışından gelmiş beş yüz kişilik Ermeni çetesi ka-lede direnişe geçmişti. Kaleye eşkıya ile birlikte iki bin kadar Ermeni halk ta toplanmıştı. Böylece başlayan çetin mücadele üzerine Türk güvenlik kuvvetleri ciddi tedbirler aldılar. Buraya yeterli miktarda asker silah dağ topları sevk edildi. Askeri kuvvetleri komuta etmek üzere 3.Ordu Komutanı Mahmut Kamil Paşa Neşet Paşayı tayin etti. Ayrıca Sivas Valisi Muammer Bey de olay yerinde görevlendirildi. Kuvvetlerimiz çevreden buraya gele-bilecek Ermeni desteğini önlemek diğer yolların güvenliğini sağlamak ve aynı zamanda da çevre yerlerdeki Ermenilerin de böyle bir isyana kalkış-maması için tedbirler aldı. Telefon ve telgraf hatlarını korumak üzere Yüzbaşı Ziya efendi ko-mutasında 30 kişilik süvari Suşehri'nde görevlendirildi. Suşehri'nde bulunan cephaneyi korumak ve Erzurum-İstanbul yo-lunda bulunan topları muhafaza etmek üzere 203 kişilik bir kuvvet Suşeh-ri'nde görevlendirildi. Kaleden giriş çıkışı sağlayan üç yol jandarma tarafından tutuldu. Bunları desteklemek içinde yeni kuvvetler ve gönüllüler sevk edildi. Giresunlu gönüllüler 19 Haziran günü Sivas Valisi Muammer Bey aynı gün ve Neşet Paşa da birlikleriyle ertesi gün Şebinkarahisar'a vardılar. Bu arada Ermenilere bir heyet gönderilerek isyanı sona erdirmeleri istenmiş ve onların makul olan tekliflerinin kabul edileceği bu arada af edi-lecekleri de bildirilmişti. Neşet Paşa ve Karahisar Mutasarrıfı imzalarıyla Ermenilere gönderi-len mektupta şu teklifler yer alıyordu : 1-25 Haziran 1915 Cuma günü saat:13.00 de kaleye beyaz bayrak çekilmesi. 2-Bir miktar askerin kaleye girmesine izin verilmesi 3-Ellerinde bulunan silah ve cephaneyi teslim etmeleri. 4-Bütün bunların yapılması karşılığında hiç birisinin mallarına ve canlarına dokunulmayacak Sivas'a kadar güven içinde nakledilmeleri sağla-nacaktır. Ermeniler bu tekliflere hiçbir şekilde yumşak bakmıyorlardı. Onların tek emeli müttefiklerin özellikle Rusya'nın yardımının yetişmesi ile istiklâl-lerini ilan etmeleri idi. Bunun için de sonuna kadar çarpışmakta kararlı idiler. Nitekim kalede teslim olma teklifini gerçekten kabul etmek isteyen Ermeni-leri papaz Kırıh ve Baron Vartiyan Antranik kalenin içinde aleni olarak kur-şuna dizdirmişlerdi. Bu durum kale teslim alındıktan sonra orada bulunan Ermeniler tarafından anlatılmıştır. Bununla birlikte yardımların yetişmesi için zamana ihtiyaçları olduğu düşüncesi ile Türk kuvvetlerini oyalamak için teslim olacaklarmış gibi karşı cevabı mektup yazdılar. 2 Temmuz 1915 tarih-li mektup şöyledir: "Mercanyan Nişan ve Baron Vartian Antranik ağalara gönderilen mektubu aldık. Kendi isteğimizle teslim olduğumuzda dokunulmayacağını vaat etmenize teşekkür ederiz. Ahalinin tamamı teslim olmaya hazırdır. Sila-hı olanların da bir kısmı halk ile ayrı görüşte olmasına rağmen bir kısmı inat ediyor. Onları da kandırmaya çalışıyoruz birkaç güne kadar herhalde başarı-rız ve hükümetin teklifini yerine getiririz. Yalnız şunu ilave ederiz ki ikna olmayanlar hükümete muhalefet için olmayıp sırf hayatlarının korkusundan olmakla ve daha fazla güven verilmesini rica ederiz. Öncelikle af ilan edilir-se memlekete ve bu talihsiz ahaliye büyük ve unutulmaz bir insaniyet ve nimet olacağından bu suretle meselenin çözülmesini istirham eyleriz" Türk yetkililer bu mektupta belirtilen teslim olunacağı sözlerine gü-venmiyorlardı. Çünkü sürekli ateş eden kuvvetli direnme gösteren Ermenile-rin gerçek niyetlerini tahmin ediyorlardı. Bunun için silah ve asker yönünden yığınak yapmaya devam ediyorlardı. Bu arada Ermenilerin daha fazla gü-vence isteyen mektubuna 2 Temmuz'da cevap verilerek daha fazla teminat verilmeye çalışılmıştı. Bu mektupta şöyle deniliyordu: "2 Temmuz 1915 tarihli yazınızı aldık. Hükümet-i Seniyyenin kesin arzusu hilafına ve halkın kızgınlığına sebep olan Karahisar hadisesini bir an önce iyi bir şekilde sonuçlandırmak ve zararın mümkün olduğu kadar önünü almak için silahlı ve silahsız bütün halkın teslim olması gerektiği için bunu önceden bildirdik. Binlerce çocuk kadın ve masumun yok olması hükümet adaletine insaniyet anlayışına sığdıramadığımız için çoğunluğu oluşturan bu masum ahalinin hayatını ve barış yanlılarının hayatını da güvence ve garanti altına aldık. Öncelikle mevcut durumun bir an evvel sükun ve teslimine yak-laşma yine sizin ve bütün Ermenilerin menfaati icabı olduğu için bunu vak-tinde bildirdik. Ermeni milletinin menfaatini artık takdir ettiğinizi ümit etti-ğimiz için yarın saat beşe kadar zaman veriyoruz. Padişahın affını elde et-mek tabii olarak bir iki gün zarfında mümkün olacaktır. Bunun icabına orta-lık yatıştıktan sonra bakılacaktır. Her şeyden evvel umumun müsterih olarak tayin olunan şekilde silahlarını teslim etmesi ve sonra da hükümetçe uygun yerlerde tamamınızın derhal iskân ve iaşe olunacağı ve zararlarınızın müm-kün mertebe giderilmesine çalışılacağı Osmanlının halkını koruma düşüncesi ile beyan olunur." Ermeniler bu yazışmalar devam ederken bir taraftan da kuşatmayı yararak kaleden çıkmaya çalışıyorlardı. 27 Haziran günü kaleden çıkarak kuşatmayı yarmaya teşebbüs ettiler. Fakat verilen sert karşılık neticesinde yeniden kaleye çekilmek zorunda kaldılar. Yiyecek silah ve mühimmatla-rının azalması üzerine Ermeniler teslim olmak ve kuşatmayı yararak çıkmak gibi iki tercihten birini seçmek zorunda kaldılar. Teslim olmayı akıllarına bile getiremeyen komiteciler son mektubun süresini beklemeden çıkış hare-ketini başlattılar. 3 Temmuz günü sabah saat 3'de huruç hareketine giriştiler. Bu sefer başarılı olan Ermeniler Türk Mahallelerine saldırıya geçtiler. Türk mahallesindeki sakinler ve askeri kuvvetlerin karşılık vermesi üzerine ma-hallelere giremediler. Bunun üzerine asiler Tamzara ırmağından Kabak tepe mevkiine Eski köy sırtlarından Limes (Kıllıbaba) ormanına kaçtılar. Ermeni-leri takiben Binbaşı Asım Bey komutasında bir müfreze görevlendirildi. Fakat 3-4 günlük takip hareketinden sonra müfreze Ermeni çeteleri gözden kaybetti. Kaleden çıkıp kaçan Ermeni çetelerin sayısı 300 aşkındı. Bunlar daha sonra Sivas'ın çeşitli yerlerinde güvenlik kuvvetlerine ve özellikle hal-ka karşı saldırılarda bulundular. Bu saldırılarda çok sayıda Müslüman katle-dildi. Asiler kaçtıktan sonra kale ve içindeki Ermeni ahali teslim alınarak kasabada güvenlik sağlandı ve Türk birlikleri Erzurum'a sevk edilerek Şe-binkarahisar'da sadece İkinci Giresun Seyyar Jandarma Taburu bırakıldı. İsyan sırasındaki saldırılarda askeri kuvvetlerden ve jandarmadan ikisi subay olmak üzere 84 şehit 140 yaralı ve Müslüman halktan 30 şehit ve 20 yaralı olmuştur. Ermenilerden ise 230 civarında ölü olduğu tespit edil-miştir. İsyanın devam ettiği 25 gün zarfında halk ve hükümet yüz binlerce lira zarara uğramıştır. Bu olay Osmanlı Hükümetinin tehcir kanununu 27 Mayıs 1915 çıka-rarak Ermenileri savaşsız bir bölgeye göç ettirmeye başlamasında ne kadar haklı olduğunu göstermiştir. Tehcirin uygulanmaya başlamasından sonra meydana gelen bu olay sonuç itibarıyla görülmüştür ki çok uzun bir hazırlık devresinden sonra patlak vermişti. Osmanlı ordusunun savaş cephesinden nispeten uzak olan bir yerde çıkan isyan orduyu uzun zaman uğraştırmıştı. Şayet tehcir uygulanmamış olsaydı ve bu tip olaylar savaş bölgelerinde top-luca meydana gelseydi o zaman Müslüman halk ve Türk ordusu için gerçek bir felaketin ortaya çıkacağı aşikardır. Bütün bu bilgilerin ışığında şu sonu-cu çıkarabiliriz ; Osmanlı hükümeti kendisi için zor ve masraflı olan tehcir yolunu seçmekle Ermeni halkı da Ermeni çetelerin gerçek katliamından böy-lece kurtarılmış olduğu görülmektedir. |
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
|
Administrator
![]() |
İSTİKLAL SAVAŞI YILLARINDA ŞEBİNKARAHİSAR
Yrd.Doç.Dr. Cavit AKIN 1914-1918 yılları arasında süren 1.Dünya Savaşı'ndan müttefikleri yenildiği için Osmanlı Devleti de yenik sayılmıştı. 30 Ekim 1918 yılında Osmanlı Devleti Mondros Mütarekesi'ni imzalamak zorunda kalmıştı. Os-manlı İmparatorluğu İtilaf Devletleri'ne teslim olmuştu. İtilaf Devletler 1900 yılının başlarından itibaren aralarında yaptıkları gizli anlaşmalar-la Osmanlı Devletini aralarında bölüşmüşlerdi. Bu anlaşmaya uygun olarak Türkiye'yi işgale başlamışlardı. Osmanlı İmparatorluğunun 30 Ekim 1918 yılında imzaladığı Mond-ros Mütarekenin 24. maddesine göre: "Vilayet-i Sitte'de karışıklık çıktığı takdirde bu vilayetlerin herhangi bir kısmını işgal etme hakkını İtilaf Devletleri muhafaza eder."diyordu. Söz konusu Vilayet-i Sitte Doğu Anado-lu'nun sancaklarıyla birlikte Erzurum Van Bitlis Harput Diyarbakır ve Sivas Vilayetleri idi. Mondros Mütarekesi'nin İngilizce olan metninde bu "Altı Vilayet" Altı Ermeni Vilayeti olarak gösterilmişti. Erzurumlu bir öğ-retmen olan Cevdet Durmuşoğlu İstanbul'da kurulan "Vilayet-i Şarkiye Mü-dafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti'nin bir şubesini izin alarak Erzurum'da açmıştı. Erzurum ve diğer vilayetler gibi Sivas Vilayetinde "Ermenistan'a verilme durumu içinde bulunuyordu. Bu tehlike karşısında Sivas Vilayeti merkezi ve sancaklarında da "Vilayet-i Şarkiyye-i Müdafaa-i Hukuk-u Mil-liye ye Cemiyeti'nin şubeleri açılmıştı. O sırada Şebinkarahisar Sivas Vila-yeti'ne bağlı bir sancak idi. Bu duruma göre aynı cemiyetin bir şubesini de Şebinkarahisar'da açıldığını görüyoruz. Bu cemiyet Şebinkarahisar Belediye Başkanı Rıza Bey'in başkanlığında açıldı. Giresun ve Şebinkarahisar'ın o günlerde durumuna genel olarak ba-karsak: 8 Mayıs 1919 günü Yunan bandıralı bir gemi ile gelen Yunan Kızıl-haç Heyeti Giresun'a sıhhi malzeme adı altında silah cephane ve Pontus'un bez parçasını getirmişler bu gün Giresun'da Ticaret Lisesi olarak kullanılan o zaman Taş Kışla diye anılan binaya asmışlardı. Karadeniz ve yöresinde böylece Pontus Devleti kurma çalışmaları başlamıştı. 2 Mayıs 1919 tarihinde Trabzon Rum Metropolidi Hrisantos Laini tarafından Paris Sulh Konferansı'na sunulan Layiha da durum şu şekilde anlatılmaktadır: Efendiler: ... Trabzon Sivas bir kısmı Karahisar ve Amasya sancakları Kas-tamonu vilayetinin bir kısmı Sinop sancağını ihtiva eden Pontus mıntıkası 100.000'den fazla Rum ile meskundur ki buna ayrıca Rusya'yı cenubi ve Kafkasya'ya hicret olan 250.000 Rum'u ilave eylemek icap eder. Bunlar oralara 1880'den beri Türk idaresinden kurtulmak için hicret eylemişler ve yuvalarına avdet için vatanlarının hürriyetini kemal-i endişe ile bekliyorlar ... Paris Barış Konferansına sunulan belgeden de anlaşıldığına göre bölgemizde "Pontus Rum Devleti" kurma çalışmaları başlamıştı. Marsil-ya'da toplanan kongrede Rus Hariciye Komiseri Troçki'ye aşağıdaki telgraf gönderildi. "Pont-Euxien ve havalisinden mürekkep olup Birleşik Amerika İsviçre İngiltere Yunanistan Mısır ve diğer memleketlerde oturan ve Pontus işlerini düzenlemeye salahiyetli temsilcilerin katılmasıyla Marsilya'da toplanan kongremiz bu havalinin Ruslar tarafından boşaltıldıktan sonra tekrar Türk egemenliği altına giremeyeceğinden dolayı Rus hududundan Sinop'a kadar bir Cumhuriyet tesisini arzu ve bunun için de şiddetle müdahalenizi rica ve peşin olarak teşekkürlerimizi takdim ederiz. İmza Pontus Kongresi adına Başkan Kostantidis." Yurdumuzun yer yer işgali karşısında milli birlik ve beraberlik için Erzurum Kongresi'ne gidildiğini ve her yörenin tek başına bulunduğu yöreyi korumağa başladığını görüyoruz. Her bölgenin tek başına bulunduğu yöreyi koruyamayacağı da ortada idi. Çeşitli bölgelerde meydana gelen gayretlerin de birleştirilerek büyük bir güç meydana getirilmesi gerekiyordu. Giresun ve çevresinde Osman Ağa ve mahiyeti Rumların faaliyetle-rine fırsat vermeyeceği ortada idi. Osman Ağa ve arkadaşlarının yaptığı çalışmalardan rahatsız olan Rum ve Ermeni cemaatleri Osman Ağa ve maiyetini İstanbul Hükümeti'ne şikayet ettiler. Osman Ağa ve maiyeti Ermeni tehcirinden dolayı Nemrut Mustafa Paşa Harp Divanı tarafından tutuklanmasına karar verildi. İstanbul Hükümeti Giresun Kaymakamı Nizamettin Bey'e bu hususta talimat verdi. Bu sırada Giresun Belediye Reisi Feridun-zade Osman Ağa idi. Rumların Giresun ve havalisinde Pontus Devleti kurma hayallerine karşı havalide si-lahlı bir kuvvetle dolaşıyordu. 1919 yılı Mayıs ayının ilk günlerinde Trab-zon'dan Giresun'a Osman Ağa ve maiyetini yakalamak ve teslim almak üzere bir hücum taburu gönderildi. Trabzon'dan Giresun'a gelen Hücum Taburu Komutanı Osman Ağa'dan bir müddet için Giresun'dan ayrılmasını istedi. Osman Ağa da maiyeti ile birlikte Karahisar'a gitmeğe karar verdi. Osman Ağa bu gün Giresun Ticaret Lisesi olarak kullanılan binadan Pontus bayrağı diye asılan bez parçasını indirerek Kayadibi Köyünde iki gün kaldıktan sonra Şebinkarahisar'a doğru hareket etti. Bunun üzerine Os-man Ağayı yakalamak üzere Giresun'a gelen Hücum Taburu da Giresun'dan ayrıldı. Osman Ağa ve mahiyeti Şebinkarahisar'a geldiği zaman 30 Haziran 1919 gününün öğleden sonra idi. Ahçı Kel Hasan Ağanın gazinosuna oturdu-lar. Karahisar mutasarrıfı Rıfat Bey'e Osman Ağanın ve mahiyetinin geldiği haberi verildi. Osman Ağa Şebinkarahisar mutasarrıfın yanına gitti. Jandarma Ko-mutanı Binbaşı da onların yanına geldi. Osman Ağa : "Ben bu vatan bu millet uğruna tek ayağımla bu yola çıktım. Sizler de benim tevkifim için uğraşıyorsunuz. Ben de sizin yanınıza geldim. Ya tevkifimi ya affedilmem için ilgili makamlara bildirilmesini isti-yorum. Sizler hangisini istiyorsunuz? Tevkifimi ise buyurun affımı ise der-hal bekliyorum."Osman Ağanın isteğinin kabul edilmesinin bölgede asayiş ve sukünunu iade-sini sağlayacağını Ayrıca Osman Ağanın etrafına topladığı 1000 kişiden fazla kuvvetinin de imhadan kurtarılabileceğini bildirdi. 1 Temmuz 1919. Şebinkarahisar'dan İstanbul Hükümeti'ne Osman Ağa ve maiyetinin affedilmesi için çok acele yazılan yazı ile birlikte durum Sivas valisi Derviş Paşaya da bildirmişti. Sivas Valisi Reşit Bey'in dehaletiyle 7 Temmuz da Meclis-i Vükela Osman Ağa ve 169 arkadaşını şahsi hukuk saklı kalmak koşuluyla affetti. Bu karar Dahiliye ve Adliye Nezaretleri'ne tebliği edildi. Osman Ağa Şebinkarahisar'da iken affedildiğine dair yazı geldi. 8 Temmuz 1919 günü Osman Ağa ve maiyeti afları ile ilgili yazıyı Şebinkara-hisar'ın Millet Bahçesi'nde okudu. O günün hatırası olarak da hep birlikte bir de resim çektirdiler. Bu resim ile Osman Ağanın söyledikleri: "Tehcir ve nakil meselesinden dolayı erbabı müfsedetin Dersaadet divanı harbi daimisine vuku bulan müracaatları neticesi hakkı acizanemde bile tahkikat ihzar müzekkeresi sadır olmuş idi. Alü ve adaletin tamamii tatbikine intizarın maarüfaka dağlara iltica ve ma ahiren şeref sadır olan irade-i seniyye-i Hazreti Padişahı'nın Karahisar'ı şarki de tarafı acizaneme makamı mutasarrıf iden ita ve kıraatını müteakip Liva-i mezkur Millet Bah-çesi'nde 8 Temmuz 1935 tarihinde gurup halinde bir kısım maziyyetimle çektirilen fotoğraf bir hatıra-i kıymettar olmak üzere kayıtlara girmiştir. Bu zaruret sonucu TBMM 9 Aralık 1920'de 407 Sayılı Kararname ile 3. Kolordu Lağvedilerek 5. ve 15. Tümenlerle Sivas'ta bulunan 6.Atlı Piyade Tümeninden oluşan bir Merkez Ordusu kurulmuştur. Merkez ordusunun kumandanları Nurettin Paşadır. XIX. yüzyılda Giresun kasabası düzgün ve muntazam bir şose yolu ile Sivas vilayetinin Karahisar-ı Şarki kasabasına bağlı idi. Bu nedenle Gire-sun iskelesi Samsun ve Rize'nin yanı sıra Avrupa-Anadolu ticari ilişkilerinin bağlantı noktasıydı. Karahisar-ı Şarkideki madenin nakliyat ve ihracatı da Giresun iskelesinden yapılmaktaydı. Bu sayede Giresun kazası Trabzon vilayetine bağlı yerleşmeler arasında servet ve mamuriyeti açısından en ö-nemli konuma gelmekteydi. Kaynak: şebinkarahisar web sayfası |
|
|
|
|
|
#4 (permalink) |
|
Administrator
![]() |
Türk'ler Öncesi Şebinkarahisar
Ş.Karahisar belli olduğu üzere küçük Anadolu parçasının doğu kuzeyinde Karadeniz kıyısına 118 Km. Kemah demiryoluna Asya’nın 115 Km. Sivas ve Erzincan’a 160 Km.Ordu ve Tokat’a 180 Km. uzaklıkta tarihi bir kasabadır. Bu tarihi kasabanın kimler tarafından ve ne zaman kurulduğu işini şimdilik bir tarafa bırakarak eskiden beri buralarda yaşamış gelmiş geçmiş insanların kimler olduğunu buralarda ne gibi izler ve eserler bırakmış bulunduklarını araştırmak suretiyle şehrin kurulması işini meydana çıkarmaya çalışalım. Tarih şimdilik bize Anadolu’nun en eski sakinlerinin ETİLER olduğunu bildirmekte ve göstermektedir. Elde bulunan ve görülen bütün tarih ve haritalarda kayıt ve işaret edildiği üzere Etiler’in Kelkit ırmağı havzasını ihtiva eden bir sınıra sahip oldukları bilinmekte ve görülmekte olmasına nazaran Ş.Karahisar’ın en eski sakinlerinin de Etiler olması tabiidir. Etiler Dönemi Orta Asyadan gelmiş büyük Türk milletinden bir kol oldukları son incelemeler ve kazılar sonucu anlaşılan Etilerin Milattan 2000 yıl önce Anadolu’da birleşik hükümetler şeklinde büyük bir devlet kurmaya muvaffak oldukları görülmektedir Etiler; ME. 1341 de ve ikinci Murşil zamanında Gaşgarlarla yaptıkları savaşlarda sınırlarını Erzurum’a kadar genişletmeye muvaffak olmuşlar ve bu zaman ve meyanda Ş.Karahisar’ı da ellerine geçirmişlerdir. Bu devirde Etiler’in sınırları doğudan Erzurum Diyarbakır; batıdan Egedenizi güneyden Mısır kuzeyden Karadenize kadar uzanıyordu. Murşil öldüğü zaman Muatalla ile Hatusil adında iki oğlunu bırakmıştı. Muatalla ME. 1320 de İmparator olunca kardeşi Hatusil’i Karadeniz sahili memleketlerinin ( ve bu arada bittabi Ş.Karahisarın da) idaresine memur etmişti. Eti İmparatorluğu gerek uzayıp giden iç ve dış savaşlarının gerekse batıdan büyük bir akın halinde gelen Torlar’ın tesirile ME. 1200 de ortadan kalkmış halkın bir kısmı Mısır ve Asur’a bir kısmı Lidya ve Fikiryaya önemli bir kısmıda kendilerinden bir parça olan Mazit şubesine iltica etmişlerdir. Bu birleşik devletin yıkılmasından Mazit şubesi de müteessir olmuş Kapadokya ‘nın önemli bir kısmını elden çıkarmış ve hükümetinin nüfuzsu Amasya Yozgat Çorum Canik Sivas ve Ş.Karahisar ‘a inhisar etmiştir. Etiler’in bugünkü Anadolu köylerinde giyilen urbalar ve uçları kalkık çarıklar gibi ayakkabılar giymekte oldukları ve bu çarıkları şimdiki şekilde bağlamakta bulundukları parmaksız eldiven kullandıkları ve arkalarında örme saçlar veya sadece tepelerinde perçem bıraktıkları Pontüs adlı eserde yazılmaktadır.Parmaksız eldiven ve çarık işi halen köylerimizde bir teamül halindedir. Yalnız perçem işi tepede değil alnın üzerindedir.Amozanlar Dönemi Etiler’in ortada kalkması sonucu Anadolunun Kayseri taraflarında Koman ve Kaskiler’in Malatya taraflarında Taballar’ın Kilikya ‘ da Koeler’in merkezde Firikya ve batıda Lidyalılar’ın hükümet kurmuş oldukları görülmektedir. Bunlardan başka Karadeniz’in doğu güneyi taraflarında Mileliler’in ( Yunan göçmenleri ) bir takım ticaretgah kurmuş oldukları Karadeniz’in güneyinde ve bu kısmın iç taraflarında (yani : şimdiki Ş.Karahisar Koyluhisar Mesudiye Ordu Fatsa Çarşamba Ünye Reşadiye Niksari Erbaa Tokat Amasya) Anadolunun eski kavimlerinden hal ve gidişileri belirsiz bir takım insanların bulunmakta oldukları göze çarpmaktadır. Eski Yunan tarihçileri bu yerlerde oturan ve erkekleri gibi kadınları da savaşçı olan bu kavme ait bazı bilgiyi Etiler konusunda görmüştük. Amazonların Eti mabetleri müritlerinden teşekkül etmiş bir kadın cemaatı oldukları Temisküra ( Ünye ) denilen mevkide bir merkezleri bulunduğu ve Eti İmparatorluğunun ortadan kalkması sonucu saldırıcı düşmanlara karşı hayatlarını koruyarak dini ve askeri bir kadın şövalye tarikatı teşkil eylemiş oldukları da kuvvetle sanılmaktadır. Diğer bazı tarihler de Amazonların İskitlerden bir şube olduğunu yazmakta ve iskit kadınları gibi savaşçı olan bu cemaat kadınlarının silah kullanmasına engel olmaması için sağ memelerini dağladıklarını ve bir aralık sınırlarını doğudan Asuya’ya batıdan Ege denizine kadar genişlettiklerini İzmir Manisa ve Ayasloğ şehirlerini bunların kurmuş olduklarını yazmaktadır. Birçok kaynaktan aldığım yukarıki bilgilerdende anlaşılacağı üzere Etiler’in ME. 1200 de ortadan kalkması sonucu Karadeniz’in doğu güney sahilleri ve bu sahillerin iç kısımları Amazon veya Matiz adı verilen bir zümrenin idaresinde ME. 7. yy. başlarına kadar kalmış olduğu ve sonradan bu tarihlerde Kimriler’in bu tarafları ele geçirmeleri sonucunda bunların da ortadan kalkmış oldukları anlaşılmıştır. Halen Ş.Karahisar’da Eti ve Amazonlara ait bir iz ve eser bulunamamıştır. Yalnız Akören köyünün kabaktepe mevkiinin Kuruerik geçesinde toprak altından çıkarılan 4-5 m. uzunluğunda ve 12-15 cm. çapında künkler çok geniş ve büyük küpler sütunlar başlık taşları ve bina yıkıntıları bir takım resimleri havi yazılar ve kabartmalar Eti ve Amazonlara ait eserler olarak tahmin edilmektedir.Kimriler Dönemi Anadolu’ya ilk olarak Kırım ve Trakya yolları ile geçen ve İskitler’den bir kol olduğu anlaşılan Kimriler şimdiki Kastamonu Sinop bölgelerini kendilerine merkez edinerek bu hakim bölgeden o zamanki komşuları bulunan Asurlar’ı Lidya ve Firikyalılar’ı sürekli ve şiddetli akınlarıyla sindirmişler ve sınırlarını Karadeniz boyunca Erzuruma kadar uzatmışlar ve bu arada Ş.Karahisar’ı da ellerine geçirmişlerdir. Firikya kralını kendi kendini öldürmeye zorlayan ve kralları Toktamış zamanında büyük bir varlık göstererek Lidya ordularını yok eden Kimriler en sonra kralları boş zamanında ME. 633 de Met kralı Madya tarafından tamamen ezilmişler ve artık Anadolu’da barınamayacaklarını anlayarak bir kısmı Suriye’ye bir kısmı da Mısır’a gelmiştir. Kimriler;karanlık mağara ve inlerde yaşayan ve savaşı çok seven bir kavim idiler. Bu sebepten dolayıdır ki eski Yunan tarihçileri Kimriler’in bulundukları yerlere uyku memleketi adını vermişlerdir. Gerek Etiler ve Amazonlar ve gerekse Kimriler zamanında Ş.Karahisar kasabası bugünkü İsola köyünde bulunuyordu. Derebeylik şeklinde idare edilen bu kasaba sakinleri; üstüste vuku bulan yedi yıllık bir kıtlık ve açlık dolayısıyla barındıkları yerleri bırakarak önemli bir kısmı göç etmiş ve bir kısmı da Ordu ile Ş.Karahisar arasındaki 3094 m. yüksekliğinde bulunan Karagöl dağının Kırklartepesi’ne çıkıp sığınmışlar ve bu kıtlık yıllarını orada geçirmişlerdir. Eski yerlerine döndükleri zaman burada bir yıkıntıdan başka bir şey bulamayan halk o zamanın müdafaa gereğine uygun yakın mahallelerden yerler yaparak orada barınmışlardır. İsola kalesi bir ucu Karadeniz sahiline uzanan Eşgünye yolunun dar boğazı ağzına kurulmuş bir yerdi. Sahile uzanan ikinci önemli bir geçit de Saydere yolu ve mevkii idi ki geri dönen halk bu dar boğazın ağzına şimdiki Eskiköy ile Avutmuş’un başındaki taşın üzerine iptidai şekilde bir kale kurmuşlar ve burada barınmışlardır. Zamanın en ileri bir milleti olarak anılan İskitler ve bunlardan bir şube olan Kimriler hiç içgil götürmez ki medeniyet alanında da İskitleri izlemekten uzak kalmamışlardır. Halen Ş.Karahisar’ın Bozbayır Akkaya Güneytepesi Dişkaya mevkilerindeki in ve mağraların bunlara ait eser olduğu tahmin edilmektedir. Bunlardan başka Koyunluhisar’ın Eğriçimen yaylasının Yedipınarlar mevkiinde görülen bir kısmı yerle beraber öbür kısmı yerden 3-5 m. yükseklikte bulunan 50 ye yakın höyük ve gene aynı mevkideki yaylalardan her zaman akmakta olan bir Debi kesafetindeki suyu bir saniyede içerisine aldığı halde meydana çıkarmayan Dipsiz kuyu adını taşıyan eserler ve Naipli nahiyesinin Yukarıgörede ile Gelengeç köyleri arasındaki bir tarlanın içersinde bulunan ve köyün doğu kuzeyine düşen bir semtte etrafı taşlarla çevrili 5 m. yüksekliğindeki büyük bir höyük te Kimriler’e ait başlıca eserler olarak söylenmektedir. Bu höyüklerden birisi her nasılsa o bölgedeki köylüler tarafından gizlice açılmış ve birçok eski eserler çıkarılmıştır. Çok zaman sonra haber alan hükümetin bu iş üzerinde yaptığ ısıkı araştırma ve izlemelere rağmen esaslı bir sonuç elde edememiş olduğu anlaşılmış yalnız bir takım kutular ve bağzı eşyalar bulunarak Koyluhisar kaymakamlığınca müzeye gönderilmiş olduğu kaza jandarma komutanın ifadesiyle teeyyüt etmiştir. Bu ve bu havalideki höyükler üzerinde yapılacak esaslı araştırmalar bizleri bu iş üzerinde durumdadır. Ayrıca Koyunluhisar’ın Elvesi mahallesinin mevkiinde 200 metre kadar derinlikte bir su deposu sellerin bu dereyi oyması sonucu meydana çıktığı görülmüştür. Bundan başka bahçe köyünün güneyindeki kale mevkiinde büyük bir höyük bulunmuş ve yapılan kazıda 6-7 tane küp çıkarılmıştır. Diğer yerlerde kazı yapılamamış ise de buralarda höyüklerin varlığını belirtecek birçok özellikler müşahade edilmiştir. Medler ve Persler Dönemi Kimriler’in ortadan kalkması sonucunda yavaş yavaş bunların topraklarına sahip olan Medler önceden Asyalar’la ME. 633-625 sonra İskitlerle ME. 607 ve daha sonra gene Asurlar’la çarpışmak zorunda kaldılar ME. 585 de Lidyalılar’la yaptıkları bir savaşta tutması olayı ile karşılaşmış bulunan bu iki savaş kuvvet bunu gökten verilen bir işaret sayarak Kızılırmak sınır kalmak suretiyle savaşlarına son verdiler Medler de bu suretle Kızılırmak’a kadar olan bölge yani Pont ve Kapadokya’yı ve bu arada Ş.Karahisar’ı ellerine geçirmiş oldular. İranlılar’ın aslı olarak düşünülen ve fakat hakikat aslen ve neslen Türk oldukları kabul edilen Medler ME. 550 de ve Astiyağ zamanında Perslerin idaresi altına girmek zorunda kaldılar. İranlılar Arap istilasına kadar Kiyanlılar Partlar ve Sasanlar adı verilen üç önemli soy tarafından yönetilmişlerdir. Bunlardan Kıyanlar ME. 546 dan 334 e kadar 212 yıl hükümet sürmüşler ve İskender istilasından sonra memleket Selositler adı verilen birtakım generaller idaresi altına girmiş ve ME. 312 den 256 ya kadar 56 yıl bu idare şekli buralarda hakim olmuştur. Sonra Partlar’dan Arses adlı biri bunlara karşı ayaklanarak ME. 256 da Part sülalesini kurmuş ve bu sülale MS. 214 e kadar 470 yıl hüküm sürmüştür. Partlar belli olduğu üzere Çitler’den bir şubedir. Çitler ise bildiğimiz gibi Turanlı’dır yani :Türktürler Partlar iş başına geçtikten sonra uzun zaman Romalılarla uğraşmak ve savaşmak zorunda kaldılar. MS. 226 da Partlara karşı ayaklanan ve bir kunduracı çırağı bulunan Erdeşir dördüncü behramla yaptığı bir savaşta onu yenmiş esir yaptıktan sonra Behram’ı öldürerek Sasanlılar sülalesini kurmuştur. Bu sülale zamanında dahi Romalılar’la yapılan savaşlar durmadan devam etmiş ve neticede Ş.Karahisar kah İranlılara kah Romalılara harp alanı olmaktan kendini kurtaramamıştır. MS. 632 de tahta geçen Yezirtgert zamanında İranlılarla Araplar arasında savaşlar başlamış 636 da yapılmış bulunan Kadisye meydan savaşında yenilen İranlılar bir daha kendilerini toparlayamamış ve Arapların boyunduruğu altına girmek zorunda kalmışlardır. Halen Ş.Karahisar’da İranlılara ait Avutmuş bağları ve bu bağların kurulmasına yardımcı olan su arkından başka bir şey yoktur. Bu bağların kuruluşuna dair Naima tarihinde yazılı bulunan bir öyküyü Osmanoğulları devrinde Abaza Ahmet ve Murtaza Paşalar vak’ası dolayısıyla gözden geçireceğiz.
|
|
|
|
|
|
#5 (permalink) |
|
Administrator
![]() |
Pontlar Dönemi
Ninova’nın düşmesi ile Asur boyunduruğunan kurtulan ve İran boyunduruğuna girmiş olan Kapadokya Kurus zamanında ME. 520 de ikiye ayrılmıştır. Bugünkü Sivas Kayseri Maraş Kırşehir Niğde vilayetleri ve dolaylarını vücuda getiren çorak ve susuz topraklar birinci parçaya ayrılmış ve gene buna Kapadokya adı verilmiş;gene bugünkü Sinop Samsun Amasya Tokat Ordu Giresun Trabzon Rize ve Gümüşhane vilayetlerini ve dolaylarını teşkil eden ormanlık ve sulak topraklar ikinci parçaya ayrılmış ve buna da Pont adı verilmiştir ki konumuzu teşkil eden Ş.Karahisar bu bölgelerden ikinci parçaya bağlı tutulmuştur. Pont veya pontüs adı verilen bu ikinci kısım topraklarda oturan en eski insanların Tibarlar Şalip veya Halipler Moznikler Alazonlar Amazonlar Tirallar Kotagonlar.. gibi bir takım kavimler müteşekkil oldukları görülmektedir. Bu kavimlerin Etiler bahsinde görmüştük ve aynı zamanda Milelileri de bu konuda gözden geçirmiştik. Sonradan gerek bu toprakların gerekse bu kavimlerin Med ve Persler yönetimi altına girmek zorunda kalmış bulunduklarını da öğrenmiştik. Pont toprakları İranlılar (Med ve Persler) elinde bulunduğu sırada en son teşkilata göre onuncu Satraplık sayılmış ve yarı erkin bir şekilde yönetilmiştir. Satraplığın babadan oğula geçişi bir nevi yarı erkin yönetim demekten başka bir şey değildir. Bu hal İskender istilasına kadar devam etmiş ve o zaman Pont topraklarında Satrap bulunan ikinci Mitirdat İskenderle birleşerek İran üzerine yürümüştür ki şu hal erkin yönetimden başka bir şey olmadığını bize bildirmektedir. Pont Satrapı Mitirdat İskender öldükten sonra bu topraklara sahip olmak iddiasında bulunan İskenderin generallerinden Antigon’la çarpışmak zorunda kalmış ve neticede bu toprakları kurtarmak suretiyle hükümdar adını almıştır. 227 yıl kadar erkin bir şekilde yönetilen Pont hükümeti ME. 78 den 48 e kadar 30 yıl Romalılarla çarpışmak zorunda kalmış ve en sonunda bu didişme dolayısıyla ortadan kalkmıştır. Şu var ki Pont toprakları Romalı’ların eline geçtiği zamanda Side şehrinde POLAMONYAKPONTU adı verilen ayrı erkin bir hükümet kurulmuş ve Bitinya’daki Leodokya şehrinde vali bulunan Zünnu’un oğlu Polemon Roma generali Mark Antuvan tarafından bu hükümetin başına getirilmiş Miladın birinci veya ikinci yılına kadar bu hükümetin başında kalmış İranlılarla boğuşmada bulunan Oktav’a karşı mümessil heyete yardım etmek suretile üstün gelmeği elde etmeye muvaffak olmuş ve bir aralık sınırlarını Bosfor’a kadar genişletmiştir. Birinci Polemon öldükten sonra oğlu ikinci Polemon annesi Pitedoris’in vesayetile babasının mülküne varis olmuş isede MS . 63 de memleketini ve istiklalini Nerona teslim etmek zorunda kalmıştır. Gerek Pontlar gerek İranlılar ve gerekse Kimrilerin son zamanlarında konumuzu teşkil eden Ş.Karahisar halkının Eskiköy kalesini kendilerine barınma yeri yaptıklarını Kimriler konusunda görmüştük. O zaman kolonya adı verilen bu kale Pont krallığının Trabzon ve Amasya gibi iki önemli şehrinin orta yerinde kurulmuş ve Anadolunun iç kısımlarına yapılacak herhangi bir harekatın üssünü teşkil etmekte önemli roller oynayan müstahkem bir yerdi. Kolonya kalesinin sahile uzanan önemli iki geçidi vardı ki bunlardan birinin İlimsu-Eşünye öbürünün de Saydere- Giresun yolları olduğunu önceden görmüştük. Toprağın tabii yapılışı ve o devirlerde bu bölgenin çok sık ve çok geniş ormanlarla çevrilmiş bulunması bu tabii yollardan başka bir yola sahili dahile birleştirmeye imkan yoktu Eskiköy kalesini kuruluşunda Akkaya Akbayır ve Güneytepesi’ndeki her bireri en az 20-30 ar kişi alabilecek büyüklükteki 70-80 kadar in ve mağaranın varlığının en büyük rol oynamış olduğu görülmektedir. Akkaya üzerinde kurulmuş olan kolonya kalesi sakinleri halen varlıklarını muhafaza eden 23 magara 1 5 metre çapında ve 15-20 metre derinliğinde bulunan bu kaya üzerindeki su kuyusundan istifade ederek ihtiyaçlarını gidermekte idiler. Altuntepsi adını taşıyan şimdiki Kabaktepe üzerinde bulunan Kuyudüzü mevkiinde de kral sarayları bulunuyordu. Bundan başka Akbayırla Akkaya arasındaki Kaleboynu adını taşıyan sırtın doğu kuzeyinde kurulmuş ikinci bir kale vardı ki bu kısımda o devirde Dizdar kalesi ödevini görmekte idi. Bugün bu Dizdar kalesinin kurulmuş olduğu taşın beşte üçü koparak Eski köyün üstüne doğru devrilmiştir geri kalan kısımlarda taş üzerinde oyulmuş merdivenler sahrınçlar tandır gibi çukurlaştırılmış yerler kireçli harçla yapılmış duvar kırıntılarından başka bir şey kalmamıştır. Her yıl mayıs ayının on dokuzuncu günü Ş.Karahisar Suşehri Koyluhisar Alucara Tirebolu Giresun ve Trabzon Rumlarından bir çoğunun bu kale üzerinde toplanması dini ve milli törenler yapması suretiyle eski varlıklarını yaşatmak hülyasında bulunmaları Habib efendin bu ifadesini kuvvetlendirir delillerdir. Pontlar devrinde konumuzu teşkil eden Ş.Karahisar’da göz çekici olağanüstü olaylar görülmemiştir. Yalnız son kralları yedinci Mitirdatla Roma generalleri arasında yapılmış olan sürekli savaşlara sahne olmuş bulunduğu görülmektedir. Şöyle ki : Kapadokya kralı onuncu Aryarat zamanında Pont kralı yedinci Mitirdat Kapadokyaya saldırmış ve bu kıtayı elde etmeye muvaffak olmuşdu. Kapadokyalılar yerlerinin geri alınması hususunda Romalılardan yardım istediler. Romalılar’da Lükullüs kumandasında bir ordu gönderdiler. Kabira’da vukua gelen büyük savaşta Mitirdat yenilerek karılarından yanında bulunanların öldürülmesi emrini verdikten sonra kaçtı ve damadı bulunan Ermeni kralı Dikran’a iltica etti. Dikran kain pederini soğuk bir şekilde karşıladı ve onu bir kaleye hapisetttirdi. Mitirdat’ı kovalayan Lükullüs Kemah yakınlarında ve Fırat ırmağı kenarında kurulmuş olan Ermeni merkezi Dikranokerda’ya yaklaştı ve Mitirdat’ın teslimini Dikrandan istedi. Dikran’ın bu isteği yerine getirmemesi üzerine Lükullüs bütün kuvvetiyle Ermenistan merkezine saldırdı. Dikran da Mitirdat’ın tavsiyesi veçhile büyük savaşa girmemek için merkezden uzaklaştı. Fakat hükümet merkezinin uzun zaman sargıda kalmasına dayanamadı Lükullüs’le savaşa tutuştu ve yenildi. Dikranokerda Romalılar eline düştü ve yağma edildi. Savaşın peşinden aaace kış başlamış ve askerler arasında dedikodular yüz göstermiş olduğundan Romalılar geri çekilmek zorunda kaldılar. Bu fırsattan istifade eden Dikran Ermenistan’ı Mitirdat da Pont memleketlerini geri almağa muvaffak oldular. Senato tarafından ağır hareketle ve düşman malını kendine male’mekle suçlandıran Lükullüs geri çağrılarak yerine Pompeyüs gönderildi. 50 bin kişilik ordusuyla Pompeyüs Galata üzerinden Pont topraklarına girdi. Ermeniler’in ve Mitirdat’ın ordularını kovaladı ve yeşil ırmağın sağ sahilindeki dar boğazlara hakim tepeleri tuttu. Bügünkü Bayram köyünün bulunduğu yer yakınlarında öğle uykusuna yatmış bulunan Mitirdat’ın askerine birdenbire baskın vererek hemen hepsini yok etti ME. 65 Mitirdat bir karısı bir kızı ve birkaç süvari ile kaçmağa muvaffak oldu. Dikran da oğlu genç Dikran’ın isyanını ve Pompeyüsle olan ittifakını düşünerek gönüllü gönülsüz barış yapmak yolunu tuttu ve Pompeyüs’ün ayaklarına kapanarak barışı elde etmeğe ulaştı. Mitrat o kaçış Kırım’a kadar gitmişti. Fakat Pompeyüs’ün kendi başını getirene 100 talan vereceğini ilan eylemiş olduğunu duymasından ve kendi oğlunun hiyanetinden müteessir olarak karısını ve iki kızını yanına çağırıp zehir içmek suretiyle intihar etmek istemiş isede önceden zehire karşı bazı tiryaklar kullanmış olduğundan bu şekil intihardan bir sonuç elde edemeyince Galyalı bir nefere kendi kendini öldürttü ve bu suretle 20-30 yıllık boğuşmadan ve dağdağalı hayattan kendini kurtarmış oldu ve Mitirdat’ın ölmesi ile de Pont toprakları tamamen Romalıların eline geçmiş bulundu. Pont Krallığının mirasına konan Pompeyüs savaşı kazandığı yerde yeniden bir şehir kurulması emrini vermiş ve bu şehre şavaşı kazanma evi anlamına gelen Nikoplis adını takmıştır. O zamanki idari taksimatta burası Roma’ya tabi bir vilayet şekline sokularak bir vali idaresine verilmiştir. Yalnız burada Pont kralı Mitirdat’ ın Roma generali Pompeyüs’le Nikopolis yakınlarında yaptığı son savaşın fırat vadisi mi yoksa yeşil ırmak’ın sol sahili mi olduğu gibi birbirine uymayan iki alan veya yerle karşılaşmaktayız. Gerek Pontüs adlı eserdeki Pontüs haritasının ve gerekse bunlara dair çizilen öbür eserlerdeki haritaların tetkisinden de anlaşılacağı üzere Pontüs sınırı fırat vadisine kadar uzanmaktadır. Gerçi son kral Mitirdat Ermeni kralı Dikran’la birleşerek kısa bir zaman için(onuncu Aryarat zamanında) Kapadokya’yı elde etmek sureti ile sınırlarını Fırat vadisine kadar götürmüş ve Prokonşül Çiçeron’un yardımlarına ulaşan üçüncü Aryobarzan zamanında bu bölgede birçok çarpışmalar olmuş isede mütealiben Lükullüs’le yaptığı savaşlarda buralarını ve hatta kendi topraklarını bile bırakmak zorunda kalmış olduğu ve Lükullüs’ün Romaya ulaşabilmiş bulunduğunu ve aradan çok zaman geçmeden Pompeyüs’le karşılaşarak yenilmiş olduğunu yukarıda görmüş ve Mitirdat’ın fırat vadisile bir ilgisi olmadığını sezmiştik. Pompeyüs’ün Kapadokya yolunu değil Galata yolunu seçmiş olması ve buradan Pont topraklarına girmesi de ayrıca düşünülür bir iş olarak göz önüne alınacak olursa son yapılan savaş yerinin yeşilırmak’ın ana kollarından biri olan Kelkit’in sol sahilinde ve Ş.Karahisar’ın eski adlarından biri bulunan Nikopolis yakınında yapılmış olduğu kendiliğinden meydana çıkar. Nikopolis şehri yıkıntısı bugünkü kasabaya üç Km. uzaklıkta ve kasabanın tam güneyinde bulunan Bayramköyündedir. Bu köyün batı yönündeki tarlalar içersinde köylü tarafından okul ve cami olarak yaptırılan mahalde toprak altından çıkarılan birçok bina yıkıntıları oymalı taşlar içersinde üç insan oturabilecek büyük küpler taş sütunlar ve sahanlıklar buranın eski Nikopolis yıkıntısı olduğu kanaatini bize vermiş ve sonradan halkevi arkadaşlarıyla yapılan birkaç araştırmalarda elde dilen birçok paralar bizim bu kanaatimizi kuvvetlendirmiştir. Daha esaslı bir şekilde yapılacak kazılar ve araştırmalar bizleri bu hususta daha açıkça aydınlatmaya elverişlidir. Bugünkü şoseler yaptırılmazdan önce Suşehri ve Erzincan’dan gelen gelen yolların Kuleli Muhlis köprüsünden geçmek suretiyle Bayramköyüne çıkması ve oradan bugünkü kasabaya Kelemcibahçesi’nin altından Ziberi Kırkgöz Avutmuş’tan geçerek Eskiköye ve oradan Giresun’a kollar atması da bize bu hususta büyük aydınlatma aracı olmaktan uzak kalmamaktadır. Hasanağa köprüsünün kurulması ve şoselerin vurulması dolayısıyla bugün bu yollar terk edilmiştir. Erzincan tarihinin verdiği bilgiye göre Roma generali Pompeyüs’ün Nikopolis şehri yanındaki ve yeşilırmak’ın sol sahilindeki hakim tepeleri olağan üstü bir çabuklukla tuttuğu ve öğle uykusuna yatmış bulunan Mitirdat’ın askerine birdenbire baskın vererek yok ettiğini yazdığı bu dar boğazlardan birisi Yusufbey öbürü Kurbağa köprülerinin bulunduğu yerler ve üçüncüsü de Saydere yoludur ki esasen şoseler vuruluncaya kadar Ş.Karahisar’ın başlıca yolları da buralardı. Hakim tepeler ise: Kayabaşı Dikmen Kayadibi Hasanşeyh Akkaya ve Eğmedağdır. Dünkü Nikopolis ve bugünkü Bayramköyü de hakikaten bu tepelerin tesiri altında ve aynı zamanda kelkit ırmağının ve bu ırmağının ana kollarından biri olan şehir suyunun sol sahiline düşmektedir. Halen Ş.Karahisar’da Pontüsler’e ait hiçbir sanat eseri mevcut olmadığı yapılan izlemeler sonucu anlaşılmıştır. Romalılar Dönemi ME. 65 da Pont Kralı Mitirdat’ın kesin olarak Nikopoliste yenilmesi ve Kırımda ölmesi üzerine Pont toprakları Romanın bir eyaleti haline konmuş ve yalnız Kırım bölgesi Mitirdat’ın oğlu Farnaz’a verilmiştir. Farnaz bir müddet sonra Pompeyüs’le Sezar arasında açılan iç savaşlardan istifade ederek Pont topraklarının önemli bir parçasını geri almışsa da çok geçmeden Sezar bizzat ordu göndererek yeniden buraları ele geçirmiştir. Roma generallarından Mark Antuvan’ın Polemonyak Pont’u adı verilen ve merkezi Fatsa kazasındaki bolaman nahiyesinde bulunan havaliye bir nevi istiklal vermiş olduğunu ve bu istiklalin MS 63’de Neron tarafından alındığı Pontüsler konusunda görmüştük. İşte bu sırada Mark Antuvan Nikopolis’e (Ş.Karahisar) dahi gelerek Ermeni kralı Arduvazt’ı Kemahtan karargahına getirmeğe muvaffak olmuş ve esir yaparak Mısıra gönderildikten sonra kellesini orada kestirmiştir. Mark antuvan burada bulunduğu sıralarda Ermeni topraklarını üçe bölmüş bunlardan birine oğlu Aleksandır’ı vali tayin etmiş ve küçük Ermenistan’ı da Pont Dokagına bağlamıştır. Pont memleketleri Romalılar eline geçtikten sonra Galatyapontu Polemonyakpontu Kapadokyapontu adı verilen üç parçaya ayrılmış ve her biri Romaya bağlı dokalıklar şeklinde yönetilmiş ve bu üçten geri kalan kısım da bunlar üzerine eklenmiştir. Bu bölüm işinde konumuzu teşkil eden Ş.Karahisar da merkezi Sivas’ta bulunan Kapadokya Pontluğuna bağlanmıştır. Roma İmparatorlarından Vespazyen MS. 70 tarihlerinde merkezi Kapadokya olmak üzere bu üç Pont’u birleştirmiş ve oraya bir Lega (vekil) göndermiştir. Önceden Elespontüs adı verilen ve bir konsüler tarafından yönetilen Pont memleketleri ve bu arada Ş.Karahisar Merkezi İyonya’da bulunan Asya Prokonsüllüğüne bağlı tutulmuş ve bu prokonsül de doğrudan doğruya İmparatora bağlanmıştır. Sonradan bu topraklar merkezi Trabzon olmak üzere Diyosez adı verilen umumi bir valilik haline sokulup onbir vilayete bölünmüş ve bu zamanda Nikopolis şehirde Pontüs Polemonyagüs vilayetine bağlanmış ve bir liva teşkilatına tabi tutulmuştur. Bu arada bulunan öbür livalar : Amasya Tokat Erzincan Canik Çorum Trabzon Gümüşhane Rize ve Yozgattır. Roma İmparatoru Teodos’un son zamanlarında ve 391 de Pont toprakları Orta Asya’dan gelen Peçenek ve koman Türkleri tarafından istila edilmiş ve tam bir bogon (50 yıl) bu Türklerin yönetimi altında kalmıştır. Bir taraftan Hırıstiyan misyonerleri bu Türkleri hırıstiyanlaştırmakta öbür taraftan İmparator Markyanus orduları da bunları yönetkeleri altına almakta büyük bir sevecenlik göstermiştir. Bugünkü kayadibi Sipahi Alişar ve yönlerine ve kasabaya fazlaca olarak yerleşmiş bulunan bu Türkler o zaman Kayadibi mevkiindeki taşı oymak suretiyle güzel bir tapınak yapmışlarsa da sonradan Hırıstiyanlaştırılan bu adamlar burayı kilise haline çevirmişlerdir. Ş.Karahisar Alişar sipahi ve ve yönlerindeki köyler Rumlar ile eski Rum mahallesindeki Rumların Rumca konuşmamaları ve bilmemeleri bunların zorla Hırıstiyan yapılmış yukarıda adı geçen Türklerden zamanımıza ulaşmış kimseler oldukları açıkça görülmektedir. Bu devirlerde Ş.Karahisar ve dolaylarına Peçeneklerden Helkin ve Zara Komanlar’dan Kolhit oymakları gelmişlerdir. Helkin oymağı Peçenek İnallarından birinin oğlu olan İlgün veya ilgun adında bir beyin emir ve kumandasında buraya gelmiş çoğu kasaba merkezine ve bir kısmıda köylere ve yakın kazalara yerleşmişlerdir. Komanlara gelince bunlarda Alucaranın Koman köyü ve dolayları Ş.Karahisar’ın Biroğul ve Avutmuş mahallesine ve Kayseri havalisine yerleşmişler ve tam 60 yıl bu bölgelerde egemen olarak yaşamışlardır. İşte bu zamanda buralara gelip yerleşen bu Türkler Ş.Karahisar’ın bulunduğu yere Elgün veya aaagun (Helkine veya Helgüne) adını vermişlerdir. Bu ad Osman Oğulları devrine kadar memleketimiz ismine alem olmuş gerek Kolonya ve Nikopolis ve gerekse aşağıda göreceğimiz Mavrokasteron adları hiçbir zaman Türkler arasında yer tutmamışlardır. MS. 395 de Roma İmparatorluğunun ikiye ayrılmasında Anadolu Bizans İmparatorluğuna düşmüş ve bu arada Pont topraklarıda Bizans memleketleri sırasına girmiştir. Bu bölüm esnasında bugünkü Karahisar ismine esas olan Mavrokasteron ismi değiştirilmek suretiyle buraya verilmiş ve bu isim Türkler devrine kadar Romalılar arasında kullanılmıştır. Avrupa tarihçileri aaagune kelimesini galat olarak veya kasten değiştirerek Kögonye şeklinde sokmuşlardır. Bu zamanlarda Ş.Karahisarda oturan halkın (öbür Pont topraklarında olduğu gibi ) beşte üçünü Turanlılar (Türkler) geri kalanını da Rumlar Ermeniler teşkil ediyordu. Gene bu devirlerde Romalılar eski köy kalesini kullanmak zorunda bulunuyorlardı. Çünkü: bugünkü kalenin bulunduğu taş henüz inkişaf etmemiş ve şimdiki kasabanın bulunduğu yer çökmemiş olduğundan bu taşla aynı seviyede bulunuyor ve burada bir kale kurmak imkanı görülmüyordu. Bayramköyünde kurulmuş olan Nikopolis (Mavrokasteron) şehri ile Eskiköy kalesi arasında oldukça uzun bir yol vardı. Fakat şehir aynı zamanda Ziberi Kırkgöz İkioğul ve Avutmuşa doğru bir şerit gibi uzanıyor ve bir ucu buradan Akkaya’ya bitişiyordu. Bu sebepten dolayıda Nikopolis (Mavrokasteron) şehri ister istemez eski kale ile olan bağlılığını muhafaza ediyordu. Herakliyüs zamanında ve 614 de İranlılar gene Kapadokya ve Pont memleketlerinde Romalılar üzerine saldırmışlardı. 14 yıl süren bu saldırış ve koruyuşlarda Mavrekasteron (Ş.Karahisar) şehri her iki tarafın ordularına ve generallerine sahnei cereyan olmaktan kendini kurtaramadı. En sonra Heraklüyüs’ün bizzat Trabzon’a kadar gelerek İran hükümdarı Hüsrev’i yenmesi buraların gene Romalılar elinde kalmasına sebep oldu. Halife Kaim Biemrillah zamanında 1034 (425) den 1044 (436) ye kadar Romalılarla İslamlar arasında vuku bulan savaşlarda İslam orduları Mavrokasteronun (Ş.Karahisar) Eşkünye kasabasını elde etmiş oldukları ve bu suretle İslamların sınırlarını Trabzon’a kadar genişlettikleri görülmüştür. Pont toprakları umumi valisi İsak Kominüs zamanında Selçuk hükümdarı Tuğrul beyin anabir kardeşi ve Yusuf Yabgonun oğlu İbrahim İnal 1047 (438) de Diyarbakırdan ve 1048 (439) da Malazgirt üzerinden Pont topraklarına girerek Erzincan ve Sivas’ı aldıktan sonra Mavrokasteron (Ş.Karahisar) üzerinden Trabzon’a oradan Canik Amasya Sinop’a ve nihayet İstanbul’a beş günlük bir mesafeye kadar ilerlemek celadetini gösterdiği görülmüştür. İbrahim İnal’in bu harekatını önlemek için gerek İsak Komninüs’ün ve gerekse imparatorun bütün çalışmaları müdafaa ve saldırışları boşa çıkmış ve en sonunda imparator tarafından büyük para ve tazminat verilmek suretiyle İbrahim İnal sulha razı edilmiştir.
|
|
|
|
|
|
#6 (permalink) |
|
Administrator
![]() |
1054 (446) de Selçuk orduları üç koldan yürüyüşe geçerek Van
Kars ve Bayburt yörelerini zaptedip Kelkit vadisine kadar ilerlemiştir. 1058 (450) de bu ileri yürüyüş Tuğrul beyin yeğeni Yakutihan tarafından daha ziyade genişletilmiş Kolonya (Ş.Karahisar) Neoksara (Niksar) Erzincan Kemah Sivas Aleşkirt Malazgirt Muş ve Malatya elde edilmiş ve buraların idaresi İbrahim İnal’a verilmiştir. Sonradan bu iki kardeşin aralarının açılmasından ve İbrahim İnal’ın ölümünden faydalanan Pont valisi Halkis Pont topraklarının önemli bir kısmını ve bu arada Ş.Karahisar’ı da 1054 (451) de elde etmeğe muvaffak olmuşsa da 1071 (463) de Erzurum’da Sandık beyle ve Malazgirt’te Alpaslanla yapılan meydan savaşı sonucu bütün Anadolu ve gene bu arada Ş.Karahisar sonsuz olarak yabancı ellerden kurtulmuş ve asıl sahibi olan Türklerin eline geçmiştir. 1323 tarihli Sivas salnamesinin 227 inci Kamusül alam’ın 5 inci cildinin 3625 inci sahifelerinde bugünkü kalenin Trabzon Rum İmparatorluğu zamanında ve Komninüs hanedanı tarafından yapıldığı yazılıyorsa da bu doğru değildir. Çünkü : Trabzon imparatorluğunu kuran Birinci Aleksis Komninüs 1185 (581) de ailesi efradının Bizans imparatoru ikinci İsak zamanında öldürülmesi üzerine Trabzon’a kaçmış bu bölgede bazen gizlenmiş bazen meydanlamış ve sonradan anılarak ve sayılarak 1204 (600) de Trabzon devletini kurmuş oluğu tarihen belli olup bu tarihte ise Ş.Karahisarın mengüçler elinde bulunduğu gene tarihen müsbettir. Yalnız bu hal ve ifade bize Romalılar devrinde şimdiki kalenin mevcut olmadığını ve o zamanlarda (yukarıda yazdığımız gibi) şimdiki kale taşının kasabaya bakan kısmının toprakla bir seviyede olduğunu isbata kafi bir delildir. Aynı zamanda bu tarihi ve ifade hali hazır kalenin Romalıların inhizamından sonra Türkler tarafından yapılmış olduğunu ve Rumların bu kaleyi kendilerine maletmek istemiş olmalarının da ayrıca ve açıkca delillerindendir. Ş.Karahisar’da Romalılardan kalma yalnız Bayram köyündeki Nikopolis şehri yıkıntısı ile Suşehri’nin küçük güzel köyündeki bina yıkıntılarından başka bir şey yoktur Beylikler Büyük Selçuk İmparatoru Alpaslan’la Bizans İmparatoru Romanus arasında 1071 (463)de Malazgirt’te vuku bulan savaşta Bizans ordularının ezici bir saldırış ve vuruşla yıkılması ve imparator Romanus’ün esir düşmesi üzerine Selçuk imparatoru Alpaslan Kemah Divriği ve Erzincan taraflarının zaptını ünlü kumandanlarından Emir Mengücek Gazi’ye ; Malatya Sivas ve kayseri yönlerinin zaptını kendi hısımlarından ve denenmiş kumandanlarından Melik Danişment Ahmet Gazi’ye Erzurum ve yönlerinin zaptını da Saltık oğlu Ebülkasım adındaki değerli bir kumandana havale etmiş ve uzun zamandan beri yabancılar ellerinde kalmış olan öz Türk yurdunun geri alınacak parçalarının kendilerine verileceğini sözlerine eklemişti. Verilen görevi zamanında ve noksansız olarak yapmayı bilen Türk kumandalarından herbiri bir tarafa doğru gösterilen hedefe varmaya ve yol almaya başlamışlar; gerek bu özverili kumandanların ve gerekse buyrukları altındaki kahraman ve temiz Türk erlerinin gösterdikleri celadetle az zaman içerisinde istenilen ereğe ulaşılmış ve beklenen başarı elde edilmiştir. İşte biz burada konumuzu ilgilendiren Ş.Karahisar’ın bu zamanlardaki durumunu ve olaylarını gözden geçirmek fırsatını elde etmiş bulunacağız. Danişmentliler Danişment Ahmet Gazi Alparslan’dan aldığı emir ve talimat üzerine Malatya Sivas ve Amasya’yı bir atılışta ele geçirdikten sonra Amasya’da kuvvetlerini ikiye bölerek bu kuvvetlerden birinin başına amcazadesi Çavlı beyi getirip Çorum Çankırı Yozgat ve havalisini almaya memur etmiş ikinci kuvvetin başına da öbür amcazadesi ve güveyisi Sevli beyi getirerek Samsun Giresun Trabzon ve Ş.Karahisar yönlerinin alınmasını emretmiştir.1075 (467) Selvi bey aldığı emir ve talimat üzerine Ladik taraflarından harekata geçerek az zamanda Samsun Çarşamba Ünye Giresun taraflarını elde edip Trabzon’a kadar ilerlemeye ve orayı almayı başarı kazandıktan sonra sahilden içerilere doğru yönelmiş Helgüne (Kegune) önlerinde karşılaştığı Roma orduları ile çetin bir savaş yaptıktan sonra onlara kaçırmaya muvaffak olmuşlar ve bu suretle Helküne kalesini de elde etmiş Bu başarı üzerine merkezi Trabzon olmak üzere Giresun Ş.Karahisar Ünye Samsun ve havalisi beyliği Danişment Ahmet Gazi tarafından güveğisi Sevi’i beye verilmiştir. 1075 (467) den 1085 (478) e kadar geçen on yıllık bir müddet içersinde Türkler bu bölgelerde Ortaasyadan ve azerbaycan taraflarından akın halinde gelmekte olan Türk boylarını yerleştirmeye çalışmışlardır. Gerek bu zamanda ve gerekse daha sonraları Ş.Karahisar’a ve havalisine gelmiş olan başlıca Türk oymakları ve yerleştikleri bölgeler aşağıda gösterilmiştir : 1 – Afşar veya avşar oymağı: İş gören ve atılgan anlamına gelen bu oymak halkı Suşehrinin Avşar ve Akşar köyleri havalisi ile Tamzara’ya yerleştirilmişlerdir. Alucara Giresun Şiyran ve havalisine de bu oymaktan önemli kollar iskan edilmiştir. 2 - Çepni veya Çapan oymağı: Pehlivan yiğit ve kahraman anlamına gelen ve Ş.Karahisar’ın en esaslı Türk kollarından birini teşkil eden bu oymak halkı merkez kasabaya ve mevcut köylerin hemen hepsine yerleştirilmişlerdir. Bu gün burada çokça olarak kullanılan “işin altını fazla karıştırma sonucu çopanoğlu çıkar” şeklindeki dönüp dolaşan atasözü burada var olan Türk boylarının kökünün Çapanoğullarına dayandığının açık bir ifadesidir. Bu oymağın önemli bir kısmı da Çorum Yozgat ve Gümüşhaneye ve havalisine yerleşmişlerdir. 3 – Karaöylü veya karlı oymağı: Kara evli veya kara çadırlı anlamına gelen bu oymak halkından bir boyu Ş.Karahisar’ın Bige Köpekli Karlı Karaköy Ozanlı Kezanç Kuzgeçe köylerine ve havalisine yerleşmişlerdir.Diğer boyları da Erbaa Niksar Reşadiye Çarşamba Fatsa Ünye ve Tokat yönlerine geçmiş ve yerleşmişlerdir. 4 – Kızık oymağı: İşine kavi ve kazaplı anlamına gelen bu oymak halkı; Bayhasan Kızık Etir ve Düzgevezit köylerine yerleşmişlerdir. Suşehri Zara Sivas ve yönlerine de bazı boyları yerleşmiştir. 5 – Kınık oymağı: İnat cesur ve kahraman anlamına gelen bu oymak halkı da Çapanoğlu derecesinde Ş.Karahisar’ın esaslı Türk kollarından biridir. Önemli bir kısmı Kınıklar köyü ile Dikmen tepesi etrafındaki köylere yerleşmişlerdir. Burayı ilk zapteden Danişment oğulları ve Selçukiler de bu oymaktandırlar. Anadolu’nun dört bir tarafına dağılmışlardır. 6 – Salur oymağı: Saldırıcı atılgan anlamına gelen bu oymak halkı Suşehri’nin Hünü (hun) ve Refahiye’nin Salur köylerine ve havalisine yerleşmişlerdir. Salur dede veya Salur han Hünü’de yatmaktadır. Halk tarafından her zaman ziyaret edilir Karamanoğulları bu oymaktandırlar. 7 – Çavdur veya Çavdar oymağı: Şanlı ve namuslu anlamına gelen bu oymak halkı da Mesudiye’nin Çavdar köyüne Çorum ve havalisine yerleşmişlerdir. 8 – Kargın oymağı: Derin ve çok bol anlamına gelen bu oymak halkı Ş.Karahisar’ın Tepeltepe Hocaoğlu Yumrucaktaş köyleriyle Koyluhisar’ın Sökün Kargın köyleri ve havalisine yerleşmişlerdir. Bu yeni gelen oymaklarla Miladın 391- 453 nci yılları arasında Ortaasya’dan gelen Peçenek inallarından Helkin Zara ve koman oymakları yerleştikleri mahallelerde cinsiyet ve milliyetleri icabı olarak az zamanda birbirleri ile kaynaşmış ve bu bölgede bir çoğunluk halini almışlardır. Türkler buralara yerleşe dursunlar; Konya’da oturan Selçuk hükümdarı Süleyman bir fırsat bularak Kayseri ve Sivas’ı ele geçirmek ereğini güdmeğe başladı. Süleyman’ın bu ereğini anlayan Danişment Gazi ile Sivas emiri Yığıbasan Süleyman’ın bu düşüncesini önlemek hususunda ihmallık göstermediler. Bizans imparatoru Aleksiyüs’te bu durumdan faydalanmak fırsatını kaçırmadı ve ünlü kumandanlarından Kalidis’i Ş.Karahisar ve mihail’i Niksar bölgelerinin alınmasına memur etti ve buyruklarına büyük ordular verdi. Kendi yanındaki askerlerin azlığından dolayı gelen bu ordularla dövüşemeyeceğini anlayan Selvi bey ister istemez Niksar’a kadar çekildi ve olan işi Danişment Ahmet Gazi’ye bildirdi. Bunu haber alan Ahmet gazi hemen ordusunu alarak Niksar’a geldi; Kalidis ve Mihail ordularının fena halde bozguna uğrattı ve bunları Ş.Karahisar sınırı dışarısına kadar kovaladı. 1085 (478) Bizans orduları bu yenilgiden sonra 12 yıl hiçbir deprenmede bulunamadı. İmparator Aleksiyüs kendi kuvvetleriyle Türkleri yenemeyeceğini anlayınca Avrupa’nın yardımına başvurdu ve Papa Urban’dan merhamet dilemeye başladı. Papa ile Piyerlermit adlı ve pinti kılıklı bir papaz Avrupa’da dini duyguları ayaklandırmak suretiyle büyük bir haçlı ordusu hazırladılar ve Anadolu’ya yardıma koşturdular. Gelen bu ordu batı yönünden harekata geçerken Kalidis kumandasına verilen ikinci büyük bir ordu da Trabzon’a saldırdı ve orasını alarak aaagune’ye (Herkune Ş.Karahisar) doğru ilerlemeye başladı. Olan işten haber alan Danişment Ahmet Gazi oğlu Seyfettin İsmail’i gerektiği kadar yardımcı elde ederek kendisini izlemek üzere Amasya’da bırakıp yanında bulunan askerlerle birlikte çarçabuk Helküne (aaagune) önlerine geldi ve biraz sonra önemli bir kuvvetle oğlu Seyfettin İsmail de babasını burada destekledi. 1097 (490) Yılında Helküne şehri önlerinde karşılaşan bu iki ordu çok çetin ve çok kanlı bir savaş verdikten sonra Rum orduları bozulmaya ve kaçmaya yüz tuttu. Fakat yapılmış olan bu şiddetli savaşta Ahmet Gazi birçok yerinden derin surette ok yaraları almış bulunduğundan Helkune’de kalmak zorunu duydu Kaçan Kalidis ordusunu Bayburt’a kadar kovalayan Seyfettin İsmail haçlı ordularının Sinop’a çıktıklarını haber alınca hükümet merkezleri bulunan Amasya’yı korumak maksadıyla Kalidis’i kovalamaktan vazgeçerek aaaguneye geldi ve yaralı babasını alarak çarçabuk Amasya’ya doğru yol aldı. Niksar’a vardıklarında babası Ahmet Gazi yaraların tesiriyle burada öldü. Uzun zaman Anadolu’da ve bilhassa Pont topraklarında Türk satvetini tanıtan yaşatan Türk varlığını ve birliğini kuran Türk bayrağını zaferden zafere ulaştıran bu yüksek Türk kumandanı göz yaşları arasında hazırlanan mezarına gömülerek buyruk ve kumanda orduca büyük oğlu Seyfettin İsmail’e verildi ve durmadan yürüyüş yapılarak Amasya’ya gelindi. İsmail Bey yanındaki asker Amasya’ya ulaştıkları sırada haçlı orduları da selahil adlı Alman ve Etariç adlı Fransız Generalleri kumandasında Amasya’ya gelmiş bulunuyorlardı.Bir sel gibi akıp gelmekte olan bu haçlı orduları ile üç aya kadar geceli gündüzlü savaştan Türkler bunları geldikleri yola göndermeğe muvaffak oldular. Fakat bu defa da haçlı ordularının Amasya yönlerindeki iş ve gidişlerinden haberdar olan ve Danişmentlilerin oralardaki uğraşmalarından faydalanmayı bilen Kalidis ve yanındakiler yeniden Trabzon üzerinden harekata geçerek Helküne ve Niksar şehirlerini sargıya aldılar ve düşürdüler. Aynı zamanda Helküne’yi karargah yaparak ellerine geçirdikleri Türkleri canavarca parçalamağa ve bir önemli kısmını da hristiyanlaştırmağa koyuldular. Emir İsmail Danişment Gazi Amasya yönlerinde dirlik ve düzenlik kurduktan ve gereken hazırlıkları yaptıktan sonra Kalidis üzerine yüklendi ve bir atılışta Niksar ve Ş.Karahisarı düşman elinden kurtararak her ikisini birleştirip emaretini 1085 (478) savaşında şehit olmuş bulunan Niksar emri Hüseyin Gazinin oğlu Ahmet beye verdi.1098 (491) Ahmet bey Niksar’da ve bazen de Ş.Karahisar’da oturmak suretiyle 1111 (505) tarihine kadar bura emaretinde kaldı. Gerek Niksar ve gerekse Ş.Karahisar’da vuku bulan zararları doldurmağa ve halkı iyilik ve rahatlığa ulaştırmaya çalıştıve aynı tarihte Sivas emanetine nakledilmiş olduğundan buradan ayrıldı. Bir yıl sonra da emir İslam bey öldü. Şu hale göre bu devirlerde Ş.karahisar ve Niksar’ın bir emir buyruğunda yönetildiği anlaşılmakta ve bu halin Danişmentlilerin ortadan kalkmasına kadar sürdüğü görülmektedir. İsmail beyin ölümünden sonra yerine geçen kardeşi Melik Gazi veya Şemseddin İbrahim Gazi Danişment hükümetinin başına geçti 1112 (506). Bunun zamanında Niksar ve Ş.Karahisar beyliği yiğeni ve İsmail beyin oğlu Sungur beye verildi. Amasya tarihine göre 4 Sivas şehri ve kitabeleri ve Düveli İslamiye’ye göre 32 yıl hükümet başında kalan Melik Gazi zamanında Ş.Karahisar yönlerinde önemli olaylar olmamış bulunduğu anlaşıldı. Sungur bey 1123 (517) de Amasya emaretine geçmiş bulunduğundan merkezi Niksar olmak üzere Canik ve Ş.Karahisar birleştirilerek emareti Nizamettin Yağıbasan Gazi’ye verildi ve 1134 (528) de Melik Gazi’nin ölümü üzerine yerine büyük oğlu Mehmet Gazi Danişment’liler hükümetinin başına getirildi. Mehmet Gazinin hükümetin başına geçmesi yiğenleri Aynüddevle Ahmet ve Yağıbasan Gazilerin itirazlarını ve ayrılıklarını mucip oldu ve sonunda bu itiraz ve ayrılık savaşa döküldü.Sivas’ta vukubulan savaşta Aynüddevle yenildi ve öldü. Fakat sonradan Niksar beyi Yağıbasan 1041 (535) de Amasya ve Sivas taraflarını elde ederek amcası Ahmet Gaziyi önceden Niksar’a sonradan da Kayseri emaretine göndermeğe muvaffak oldu. Mehmet Gazi yiğeninin iş ve gidişinden içlenerek Kayseri’den harekata geçti ve Yağıbasan’la Sivas vilayetine bağlı Aziziye kasabası yakınlarında savaşa girişti. Yapılan bu savaşta Danişment Ahmet Gazinin kızdan torunu ve Ş.Karahisarın ilk fatihi Selvi beyin oğlu Arslandoğmuş beyle Mehmet Gazi yenilerek öldüler bu suretle Yağıbasan Gazi Danişmentliler hükümetinin başına geçmiş oldu 1142 (537). Danişmentlilerin bu iç ayrılıklardan ve bozuşmalardan faydalanan Konya’daki Selçuk hükümdarı Mesut; Elbistan Kayseri Ankara Çankırı Çorum Yozgat Canik ve Ş.Karahisar yönlerini ve gene bu tarihte Doğu Roma İmparatoru Manoel de Kastamonu ve Trabzon’u elde etmeğe muvaffak oldular. Aynüddevle’nin oğlu Zünnuna Malatya ve dolayları Yağıbasan Gaziye de Sivas Tokat ve Niksar kalmış oldu. Ele geçirdiği fırsatı ganimet bilen imparator Manoel eski Pont ve Kapadokya kıtalarını baştan başa kaplamak hayaline kapıldı ve yeğeni Andronikos’un kumandasına verdiği önemli bir kuvvetle onu Bafra ve Giresun yönlerinden harekata geçirtti. Selçuk hükümdarı Mesut bu saldırışı sertlikle karşıladı. Adı geçen bölgelerde yapılan savaşlarda Bizans orduları yenildi ve Giresun kazası sınır kalmak şartı ile barış yapıldı. Mesut ölmezden önce memleketinin kızıl ırmağın doğusunda kalan parçasını oğlu Nasirüddin Şehinşah’a ve bu ırmağın batısında kalan parçasını da öbür oğlu Kılıç Arslan’a vermek sureti ile hatalı bir iş yaptı. 1160 (555)de (1) öldü. Mesut’un ölümünü ve bu bölme işi ikinci bir fırsat bilen Manuel Komninüs büyük bir ordu ile 1161 (556) da Selçuk topraklarına saldırdı. Dış düşmanlara karşı birleşmede vakit geçirmeyen bu iki kardeş ordusu Bizans ordularını Ankara da karşıladı. Yapılan çok çetin ve çok sert bir savaştan sonra Bizans orduları fena halde bozuldu. Manuel güçhalle kaçmağa ve kendini kurtarmaya fırsat buldu ise de yiğeni Vatakis’in kellesini Türk mızrağına dikilmekten kurtaramadı. Bu arada Selçuk oğullarının Bizanslılar’la uğraşmasında istifade eden Danişment’liler Selçuk oğulları arasındaki iç boğuşmaları doğurmakta gecikmedi. 1166 (561) dan 1174 (569) a kadar süren bu savaşlar sonunda Danişmentli’ler yenildiler ve ortadan kalkmış oldular.
|
|
|
|
|
|
#7 (permalink) |
|
Administrator
![]() |
Mengüçoğulları
Danişmentliler’le Selçuk oğullarının bozuşmalarından ve boğuşmalarından üçüncü bir defa olarak faydalanmayı kaçırmayan imparator Manuel Komninüs Trabzona gönderdiği kuvvetli bir orduyu oradan harekata geçirerek 100 yıldan beri Türkler elinde ulaştı ve bütün öcünü buradan aldırdı. Bizans ordularının canavarlıklardan kurtulan halk Erzincandaki Mengüçler devletinin dördüncü hükümdara Fahrettin Behramşah’a sığındılar yurtlarının düşman elinden kurtarılmasını ve kendi yönetimi altına kabullerini rica ettiler. Behram Şah da gereken yolculuk ve savaş hazırlıklarını gördükten ve sınırlarının dört yönünü sağlama aldıktan sonra aaagune’ye karşı harekata geçti ve ordusuyla Avutmuş önlerine kadar geldi. Burada karargah kurarak Bizans’lıları sargıya aldı. Savaş ve sargı çok uzun sürdü ise de sonunda Bizanslılar teslim olmak zorunda kaldılar. Bu suretle Ş.Karahisar bir daha yabancılar eline geçmemek şartılya düşmanlardan temizlendi. Fahrettin Behram Şah burayı aldıktan sonra mevcut kalenin koruma ve korunma bakımından elverişli olmadığını anlayarak bu kalenin yıkılmasını ve şimdiki kasabanın bulunduğu yerde mevcut bulunan Hacıkayası adında ki yeni teşekkül etmiş bulunan taş üzerine bir kale kurulmasını karargah yapılan yere bir saray ve Rumlarla dövüşülen yerlere de bir cami ve bir zaviye yapılmasını emrettikten ve bunların beyliğine oğlu Muzafferüddin Mehmet’i bıraktıktan sonra Erzincan’a döndü. 1184 (580) Muzafferriddin Mehmet babasından aldığı buyruk ve talimat üzerine kısa bir zamanda bu eserleri gösterilen yerlere yaptırdı kale kapısının üzerine bir kitabe koydurdu ve bu kitabenin her iki yanına eski Türklerde kudretli aliye sembolü telakki edilen Akbaba resimleriyle süsledi. Hacı kayası üzerinde kurulmuş olan bu kalenin en yüksek noktasına dört kat üzerine bölünmüş büyük bir kule ve bir saray yaptırıldı. Kurulan bu kulenin üçüncü katı kale beyine mahsus bir cami halinde yaptırıldı ve buraya bir mihrap ve mihrabın her iki yanına Kur’an yazılarını taşıyan taşlar koyduruldu ki bu kulede bu mihrap ve yazılı taşlar hala varlıklarını muhafaza etmektedirler. Yalnız yazılar çok yüksekte olduğu ve bazı yerleri de çendelenmiş bulunduğu için aşağıdan okunamadı. Yaptırılan Avutmuş camiinin tevliyeti de Esseyyit Mehmet bini Elhac Ömer nesline verilmekle beraber şap maddeleri gelirinden günde beş akça camie on akça zaviyeye tahsis ve bir kısım arazi de vakfedildi. Bu camiin tevliyedi 1813 (1228) de Seyit Mahmut bini Mustafa nam zata devredilmiş olduğunu bildirir beraat zamanının naibi Esseyyit Halil Zihni efendi tarafından kaleme alındı. Gene bu sıralarda Tamzara ırmağından faydalanılarak bugünkü “hasarı” adını verdikleri su arkı açtırılmak suretiyle Kütküt İkioğul ve Biroğul bağlarının temelinin atılmış olduğu da bitekkik anlaşıldı. 1184 (580) den 1225 (622) tarihine kadar babasına bağlı bir şekilde yaşayan Muzafferüddin Mehmet bu tarihte babasının ölümü üzerine aaagune’de erkin olarak yaşamaya başladı ve bununla beraber Erzincan emiri bulunan kardeşi Davut şah ile ve bacısı Turan melek’in kocası bulunan Divriği Emiri Muzafferüddin Ahmet Şahla dost olarak geçinmeyi elden bırakmadı memleketi halkını düzenlik ve rahatlık içinde yaşatmaya çalıştı. Yukarıda Ş.Karahisar’a gelmiş olduklarını işaret ettiğimiz Türk oymaklarından birçoğunun bunun zamanında Karahisar ve dolaylarına gelmiş ve buralara yerleşmiş oldukları yapılan incelemelerden anlaşıldı. Trabzon Rum imparatorluğu bunun zamanında ve 1024 (600) de Komninüs soyundan birinci Aleksis tarafından kuruldu. Aleksis Komninüs sınırlarını Türkler zararına genişletmek maksadıyla 1222 (619) tarihine kadar muhtelif tarihlerde ve birçok vesilelerle Ş.Karahisar üzerine akınlarda ve saldırışlarda bulundu ise de bütün bu akın ve saldırı başarı ile defedildi ve Helküne kalesi Trabzon krallığının önünde yıkılmaz bir set yerini tuttu. Melik Muzafferiddin Mehmet bu sırada hem gelen bu saldırışlara karşı koymak ve hem de düşmanın harekatını izlemek ve kontrol etmek maksadıyla Alucra’nın kovata mevkiinin kalecik semtine bir Kaledere köyüne bir ve Ş.Karahisar’ın İsola Köyü önündeki kalecik mevkiine bir ki; ceman yekün üç kale yaptırmak gereğini ve zorunluluğunu duydu ve bu suretle sınırını daha esaslı bir şekilde emniyet altına almış oldu. Aynı zamanda hükümetini ve sınırlarını muhafaza hususunda kardeşi ve Erzincan emiri Davut şah’la Amasya emiri Argun ve Erzurum emiri Alaeddin Ali beylerle birçok anlaşma ve birleşme belgeleri yaparak kendi varlığını ve bu varlığa olan gereği komşularına duyurmaya muvaffak oldu. Alaeddin Ali beyden sonra Erzurum emiri olan Selçuk soyundan Tuğrul beyle birlik olarak Alaeddin aaakubat’ın kardeşi aaakavus aleyhine vuku bulan ayaklanmasına dahi yardım etti. Bu sıralarda Bizans imparatorluğunun ünlü Komninüs soyundan İsak adında dönme prensin baba İsak adile ünlendiği sahtekarlık ve sihirbazlıkla halkı yanlış yola ve ayaklanmaya çalıştığı ve harekata geçtiği görüldü. Baba İsak’ı Küfrüsudi adile tarihlerde ünlenmiş olan bu dönme Rum prens Amasya’da Baba İlyası Horosanı tekkesine girerek ve onun otorisinden ve saflığından faydalanarak gizlice Tokat Çorum Ş.Karahisar ve dolaylarına gönderdiği adamlarıyla buralarda oturan halkı Horosanlı İlys’a uymaya davet ediyor ve sonradan da kendine bağlıyordu. İş ortağı bulunduğu olaylardan anlaşılan Konya Selçukilerile veziri azamı Emir Sadettin Köpek soyundan ve kendine uyanlardan birtakım insanların bu sırada Şebinkarahisar’a gelerek Köpekli Karaköy ve yakınlarına yerleştikleri kuvvetle düşünülmekte ve sanılmaktadır. Bu işi sonradan incelemek üzere konumuza geçelim. 1220 (617) de Konya Selçukileri hükümdarı İzzettin aaakavus öldükten sonra onun yerine (Çaşnıgir Seyfettin Mirahor başara (1) ve Bahattin kutluca adlı devlet adamlarından bir kısmı; Erzurum Meliki Muğisüddin Tuğrul Şah’ı bir kısmı Koyluhisar kalesinde hapis bulunan aaakavus’un küçük kardeşi aaaferudun’u öbür kısmı da Malatya’da Münşar kalesinde mahpus bulunana büyük kardeşi Alaaddin aaakubat’ı getirtmek istiyorlardı. En sonra birinci Aladdin Selçuklu hükümdarlığına getirildi sınırlarını güven altına aldıktan ve kendisine suikast yapmak sureti ile Koyluhisarda’ki kardeşi aaaferudun’u getirmek isteyen emirleri ortadan kaldırdıktan sonra Mısır Hükümdarı Melik Kamil’in başkanlığı altındaki birleşik İslam orduları ile çarpışmak zorunda kaldı ve onları yendi.Anadoludaki ufak tefek beylik veya emaretleri ortadan kaldırmayı ve milli bir beraberlik kurulmasına luzum gördü ve bu yolda çalışmalara başladı. Bu tasarladığı beylikler arasında Erzincan Kemah aaagune ve Erzurum beylikleri de vardı. Aladdin aaakubat’ın düşüncesini anlayan Erzincan emiri Aladdin Davutşah bu düşünceyi önlemek üzere birçok ağır armağanlarla Kayseri’ye gitti ve aaakubadiye sarayında Aladdin aaakubat’la görüşerek erkinliğine dokunulmamak şartı ile kendine bağlı kalacağını bildirdi. Dileği akla yakın görülerek kabul edildi ve iç sıkıntısından kurtularak Erzincan’a döndü. Fakat Davut Şah aaakubat tarafından verilen sözü kuvvetli olsa gerektir ki geldiği zaman Erzurum Selçukları beyi bulunan ve aaakubat’ın amcası oğlu olan Rükneddin Cihan Şah’la ve İsmailler’in başbuğu Nevmüsliman’la Harzem Hükümdarı Celadedin Mengüberdi ile gizli anlaşmalar yapmak zorunu duydu ve bunları aaakubat aleyhine savaşa teşvika kalkıştı. Bu olaylardan haber alan birinci Alaeddin aaakubat hazırladığı büyük bir ordu ile Erzincan ve Kemah üzerine yürüdü. Çarçabuk bu beyliklerin bütün kalelerini saldırarak her türlü yardımdan uzak bıraktı. Gelen kuvvetli hasımla savaş edemeyeceğini anlayan Davut şah bütün yerlerini kendi gönlü ile Alaeddin aaakubat’a teslim etti. 1228 (625) aaakubat’ta Davut şah’ı çoluk ve çocuğu ile birlikte Konya Akşehrine gönderdi. Burayı ve bu şehre bağlılığın adlı Mezreayı bunlara timar olarak verildi. Davut şah burada yoksulluk içerisinde yaşadı ve öldü. Fakat Davut Şah’ın düşüncesiz ve hazırlıksız gidişinin cezasını kardeşi aaagune beyi Muzafferüddin Mehmet’te çekmekte gecikmedi. Alaeddin aaakubat bir taraftan Erzincan üzerine yürüyüşe hazırlanırken öbür taraftan Amasya valisi Mübarüziddin Halife Alp’ı aaagune ve dolaylarına göndererek Muzafferüddin Mehmet’in hal ve gidişini göz altına bulundurmaya memur etmişti. aaaguneye giden bu kuvvet ilk günlerde Muzaffrüddin Mehmet ordusu ile şiddetli çarpışmalarda bulunmuş ise de çok zeki tedbirli ve kurnaz olduğunu bütün tarihlerce yazılı bulunan Muzafferüddin Mehmet elçileri eliyle yaptırdığı görüşme ve konuşma sonucunda Mürizüddin Halifa Alp’la uyuşmuş ve aaafiyet Alaeddin aaakubat’a bildirilmiş yapılan esaslı ikinci bir konuşmadan sonra gerek kendisinin ve çoluk çocuğun gerekse beyliği yönetimindeki halkın hayat ve malları garanti altına alınmak şartı ile barış yapılmış ve Muzafferüddin Mehmet Akşar beyliğinde bulunan oğlu Süleyman’la öbür oğulları Sivayuş ve Behram’ı ve ev halkını yanına alarak 1228 (625) de aaakubat’ın karşısına varmıştır. Muzafferüddin Mehmet’in şu hal ve gidişinden ve boş yere Türk kanı akıtmamış olmasından duygulanan duygulanan ve aynı zamanda kendisinin kardeşi aaakavus’la önceden yapmış olduğu savaşlarda Muzafferüddin Mehmet’in kendisine yapmış oluğu yardımları unutmayan Alaeddin aaakubat Şam sınırı içerisindeki Ramman ve Nehrülkali ile eshabı aaafin çıktığı yer olan Erbsoy kasabalarının mülkiyetini ve Kırşehir’in timarını Mehmet beye vermiş ve her türlü vergiden uzak kalmış Muzafferüddin Mehmet’te burada sessiz bir hayat sürerek ölmüştür. Kendisi bilgin olduğu kadar dürüst gidişli bilginlere ve bilgiye kıymet veren bir zattı. hatta; Selçuk hükümdarı kıyasiddin aaahüsrev onun kızını istediği zaman hükümdarın uygunsuz iş ve gidişler ile uğraştığını söyleyerek onun isteğini kabul etmemiş hükümdar da bu hususta kendisini herhangi bir gönül kıracak harekette bulunmamıştı. En sonunda Muzafferüddin’i aaahusrev gönül ederek kızı ile evlenmeğe ulaşmıştır ki; şu hal ve gidiş Muzafferüddin’in sağlam karakterli bir şahıs olduğunun açık bir örneğidir. Muzafferüddin Mehmet Ş.Karahisar’dan ayrıldıktan sonra bulunduğu yerlerde (siyasi işlere karışmak şartıyla)boş durmamış 1246(644) da çevresinin aydınlanmasına ve yükselmesine yarayacak yardım edecek eserler (medreseler) yaptırmak suretiyle halkın bilgiye olan ihtiyacını giderecek çareler aramaktan uzak kalmamıştır. Mehmet beyin yukarıda yazıldığı üzere buradan ayrılması sonucunda Mengüç oğullarının aaagune’deki 45 yıllık egemenlikleri sona ermiş ve memleket doğrudan doğruya Selçuk oğullarının eline geçmiştir.
|
|
|
|
|
|
#8 (permalink) |
|
Administrator
![]() |
Selçukoğulları
Alaeddin aaakubat Anadoludaki beylikleri ortadan kaldırdıktan ve burada milli birlik kurmaya ulaştıktan sonra Doğudan akım gelmekte olan Tatar orduları ile uğraşmak zorunda kaldı. Cengiz Han öldükten sonra yerine geçmiş bulunan Oktay Kaan Cermağun noyin kumandasındaki bir orduyu Selçuk memleketleri üzerine saldırtmış bulunuyordu. 1224 (621) tarihinde Cengiz’in zulmünden çekinerek Mengüçler memleketine gelmiş olan ve Osmanoğulları’nın ceddi bulunan Kayı oymağı Mengüç- oğulları tarafından Gercenis’in(Refahiye) Kayı ve Saluc köylerine; Suşehri’nin Hünü(hun) Sündük veya Sevindik kayı Anarı veya Onarı Aydoğdu ve dundar; Ş.Karahisar’ın Bayhasan kızık Etir ve Çakır köyleri ve dolaylarına yerleştirilmişlerdi bu memleketşerin Mengüç oğullarından Selçuk oğulları eline geçmesi ve aynı zamanda Cengiz .hanın ölmüş bulunması sonucu olarak eski yurtları olan Cent ve Mahan şehrine dönmek isteyen Kayı oymağı başkanları Süleyman şah ve yanındakiler buralardaki yerleşmiş oldukları bölgelerden ayrılmış ve belli olduğu üzere Süleyman Şah’ın Fırat nehrinden geçerken Caber Kalesi önünde boğulması yüzünden oğulları Sungurtekin ile Aydoğdu yollarına devam etmiş ve öbür oğulları Dündar ile Ertuğrul da geri dönmüşlerdi. Bu sıralarda Cermagun orduları da Sivas yakınlarına kadar ilerlemişti.Alaeddin aaakubat Cermağun ordularını önlemek üzere ünlü kumandanlarından Kemalettin Kamyar buyruğunda öncü bir kuvvet göndermiş ve arkasından gereken kuvvetle kendisi Kemalettin Kamyar’ı desteklemişti. İki ordu Sivas dolaylarındaki( rubat) mevkiinde şiddetli bir savaşa tutuşmuştu 1231 (629). Savaşın en kızgın ve en dar zamanında Ş.Karahisar ve Suşehri yönlerindeki yerlerine dönmekte olan Ertuğrul ve Dündar beyler bu iki savaşcı orduya rastlamışlardı. Öteden beri Moğollar’dan gördükleri zulümleri ve anayurtlarını bunların zoruyla bırakmış oldukları ve aynı zamanda Mengüçlerden ve Selçuk oğullarından göregeldikleri iyilik ve yardımları hatırlayan ve unutmayan Ertuğrul ve Dündar beyler ve yaındakiler Selçuk oğullarına yardıma kara vermişler ve üstünlüğün bunlarda kalması elde etmeye hakiki bir aracı olmuşlardır. Kemalettin Kamyar’ın aracılığı ile aaakubat’ın takdirini kazanan bu beyler belli olduğu şekilde Söğüt kasabası ve dolaylarına yerleştirilmişler ve oralara uçbeyi tayin edilmişlerdir. Alaeddin aaakubat Cermagun Noyin işini ortadan kaldırdıktan sonra Harzem hükümdarı Celaleddin Mengüberdi(tanrıverdi) ile uğraşmak zorunda kaldı. Kayseriden ayrılışının yedinci günü Sultanülülemanın meskeni bulunan Akşehir’e geldi. Akşehir’den Yassıçimen’e kadar uzanan bir yöney üzerinde çarpışan bu iki ordudan Celaleddin’in ordusu yenildi ve bununla iş birliği yapmış bulunan Erzurum Selçukları şubesi de ortadan kaldırıldı. Selçuk Ordularının bu savaştan sonunda zayıf düşmesini ve Alaeddin aaakubat’ın ölmesini ve oğulları Gıyaseddin aaahüsrev’le İzzettin Kılıçarslan’ın saltanat kavgalarını tam bir fırsat bilen Baba İshakı Küfrü Sudi (Rum İshak) Urfa Maraş Çorum Tokat Sivas Canik ve Ş.Karahisar’daki avenesini ayaklandırdı. 50 bin kişiyi bulan bu haşeretle eki Rum İmparatorluğunu diriltmek ve yaşatmak kaygısı ile Amasya’dan yürüyüşe geçti. Öbür taraftan Trabzon kralı Yanikomninüs’ te Canik bölgesinde saldırmıştı. Bunların yürüyüşlerini kolaylaştırmada Selçuk hükümdarı Gıyaseddin aaahüsrev’in veziri Azamı Sadettin Köpek’te önemli roller oynamkata idi (ki yaptığı işin cezasını sonradan çekti. Canik yönlerinde yapılan savaşlarda Yanikomninüs yenilmiş ve vucüdu ortadan kaldırılmıştır kılıçtan artakalanlar da kaçmayı durmaktan üstün görmüşlerdi. Beri tarafta Baba İshak darağacına asılmış ve iki yıllık savaş da bu suretle sona ererek memleket Babai’lerden temizlenmişti. Daha bu olaylar ortadan kalkalı dört yıl kadar bir zaman olmamıştı ki Moğol ordularının Erzurum’dan yürüyüşe geçerek Selçuk topraklarına girdikleri Bayburt- Kelkit yolu ile Ş.Karahisar’a gelmekte oldukları haberi Gıyaseddin aaahüsrev’e ulaşmıştı. Hükümdarın başkanlığı altında yapılan olağanüstü bir toplantıda denenmiş kumandanlar Moğol ordularının Sivas’ta karşılanmasını uygun görmüş ve tavsiye etmişler ise de Gıyaseddin bu uygunluğu ve tavsiyeleri dinlememiş ve yanındaki ’evet efendim’ cilerin sözlerine uyarak var kuvvetiyle Suşehri’ne gelmişti. Moğol orduları Bayconoyin tarafından idare ediliyordu. İki ordu bu dağın Suşehri’ne bakan eteğinde 1243 Mayıs’ında (641 Muharreminin 6 günü) savaşa tutuştu ve Selçuk orduları fena halde bozuldu. Gıyaseddin güç halde kurtulabildi ve Tokat’a can attı. Moğol orduları da savaşsız Sivas’a girdi. Üç gün şehri yağma ettikten sonra Kayseri’ye yöneldi. Kayseri şehri yağma ve ahalisi katledilerek şehre ateş verildi ve bir kül yığını haline getirildi. Halktan sağ kalanlar esir yapılarak yürümeğe güçleri yemeyenlerde yollarda kesildiler. En sonuda günde bin altın bin koyun bin keçi bin inek verilmek ve Anadoluda bulundurulacak bir Moğol umumi valisinin ve yanındakilerin maaş ve masrafları ödenmek şartı ile bir barış yapıldı. Bu suretle bütün Selçuk memleketleri ve bu arada Ş.Karahisar ‘da Moğolların buyrukları altına girmiş ve 177 yıllık Selçuk erkinliği de bu suretle sekteye uğramış oldu. Bu zamanda yani Danişment’liler Mengüçler ve Selçuk oğulları zamanında aaagune’deki başlıca eserler şunladır; 1- Halihazır kale 2- Kalecik köyündeki kale 3- Alucra’nın Kovata Avarak ve Kaledere köylerindeki kaleler 4- Mesudiye’nin Mirahor köyündeki kale ve saray yıkıntıları 5- Ş.Karahisar’daki Avutmuş camii ve buradaki saray ve zaviye yıkıntıları Kütküt Biroğul İkioğul bağları ve bu bağların kurulmasına aracı olan su arkından ibarettir.İlhanlılar Selçuk oğulları ile 1243 (641) de yapılan anlaşma üzerine Cengiz soyundan ve Kubilay torunlarından Bayconoyin Anadolu umumi valisi tayin olunarak Büyük Han tarafından buraya gönderildi. Çok zaman Aksaray da oturan Bayconoyin hükümet işleri her fırsattan bilistifade karışmakta ve halkın her türlü dertlerini ve müracaatlarına bizzat kendisi dinlemekte ve yaptırmakta ve Selçuk sultanlarının otoritelerini her düşürmelerden istifade ederek kırmakta ve ayni zamanda Anadolu’nun dört yönüne çok fazla sayıda Moğol göçmenleri yerleştirmekte idi. Bayconoyin umumi vali olduktan sonra Karaboğa adında Ş.Karahisar’da bey olarak ulunduğu görülmektedir. Sonraları Kara Şehinşah adı ile ünlenen bu adamın Ş.Karahisar’a gelişini vilayet mektubi kalemi mümeyyizi Etem Gültenay’dan aldığım eski bir yazı şu suretle anlamaktadır: ‘Kösedağı bozgunluğundan sonra Selçuk ordusu uzun zaman kendini toplayamamış ümera ve beylerin birçoğu esir düşmüş veya ölmüş sağ kalanlar da kararı firara bozmuşlardı. aaagune beyi de ölenler arasında bulunuyordu. Bu kalenin yanı başındaki Trabzon Rum İmparatoru yani komninüs fırsatı kaçırmayarak sekiz ay sonra bile ile aaagune’yi elde etmişti. Bunu haber alan Han kullarından Karaboğa kumandasında onbin kişilik bir ordu göndererek derhal aaagune’nin geri alınmasını emretmişti. Karaboğa mevcut kuvveti ile aaagune kalesi önüne gelip hanımevliyası nam mahalde ordugah kurarak kaleyi muhasara etti. Kale esasen Türkler zamanında .ok iyi bir şekilde tahkim edilmiş ve içiçe üç demir kapı ile kapatılmıştı. Kalenin hucümla veya uzun bir muhasara ile zapt edilemeyeceğini anlayan Karaboğa bir anahtarla açılır kırk sandık yaptırarak içerisine kırk yiğit koyup kale muhafızına bir mektup yazarak derki: Yedi aylık bir sargı sonunda anladım ki artık kalenizi elde edemeyeceğim. Kış bastı nakliye hayvanatımız hastalıktan ve soğuktan kamilen kırılıyor bu sebeple mevcut eşyamızdan bir kısmını zaruri olarak götüremeyeceğiz. Göndereceğiniz emin bir adamla birlikte mühürleyeceğimiz eşyamızı muhafaza etmek üzere kaleye kaleye aldırmanızı ve adam gönderdiğimizde noksansız olarak geri göndermenizi ve şayet noksan çıktığı takdirde iki misli tazminat alınacağını beyan eder ve ancak sargının bu suretle kaldırılabileceğini ilave eylerim. Bunun üzerine iki taraf mutabık kalır memurlar gelir gönderilecek eşya bu memurlarla birlikte sandıklara konur ve mühürlenir o akşam memurlar Karaboğaca yemeğe davet edilir yedirilir içirilir tam kendilerini tutamayacak hale gelince yatak yerine götürülür. Başkanlarının üzerindeki mühür alınıp sandıktaki eşyalar boşaltılır ve kırk delikanlı bu sandıklara yerleştirilir. Sabahleyin bu mühür sandıklar hayvanlara yükletilir ve teahhüdatı havi kağıtlar imzalatılarak eşyanın hüsnü muhafazası için de iki nefer gönderilir. Bundan sonra Karaboğa da bir ikindi vakti sargıyı kaldırarak mevcut kuvvetleri ile birlikte aaagune önlerinden çekilip gider ve dikmen tepesinin arkasındaki sık ormanlar içerisine karanlıktan istifade ederek saklanır ve birkaç kişiye de tasarruf için Dikmen tepesine çıkarır. Akşamdan sandıklardaki yiğitlere verilen talimat gereğince elinde anahtar bulunan kolbaşı gece yarısı sandıktan çıkarak Dikmen tepesinde beklemekte olan arkadaşlarına çakmak ateşi ile bir kav yakıp atmak suretiyle gereken işareti verdikten sonra sandıktaki arkadaşlarını çıkarır. Zafer günü için sakladıkları şarapları bitirinceye kadar içmiş ve körkandil sarhoş olmuş bulunan düşmanlar üzerine saldırılar. Ellerindeki hançeri semnakları (zehirli hançer) ile bihuş (akılsız) bir halde yatmakta bulunan düşmanları harcamaya başlarlar. Bu arada işareti almış bulunan ordu da yetişerek birkaç saat içerisinde bu hainlerin vücudu napaklarını (pis vücut) ortadan kaldırırlar. Şafak sökerken kale içerisinde okunan ezanı Muhammedi civar köyler halkına kalenin Türkler eline geçmiş olduğu müjde haberini iletmiş olur. Karaboğa’nın 1264 de ölmesi üzerine yerine Amasyalı Gümüşlü Zade Yunus oğlu Saracettin İsmail aynı tarihte Ş.Karahisar Emiri olarak buraya gelmiştir. Bu tarihte Baba İlyası Horasanı haleflerinden İbik Babanın Ş.Karahisar’da Pehlül Babanın da Suşehri ve dolaylarında gizlice çalıştıkları Babaı’liği yani Bektaşiliği yaymak ve dağıtmakta oldukları görülmektedir. Bazı çıkan olaylar sonucunda İbik baba Tebriz’e Abaka Han’ın yanına sığınmıştır. İlhanlılar hükümdarını Mısırlılar aleyhine savaşa öğütlemiş ve 1276 da bu isteğine ulaşmıştır. Anadolu İlhan oğullarının himayesinde olduğu için gönüllü gönülsüz Selçuk oğulları ve yanındaki Türklerde bu savaşa sürüklendi. Selçuklu ordularının başında Muinüddin Süleyman Pernane İlhanlılar ordusunun başında da Tutagun Noyin bulunuyor ve Mısır ordusuna da hükümdar Baybars kumanda ediyordu. Ş.Karahisar Emiri Saracettin İsmail de var kuvveti ile Müinüddin ordusuna katılmıştı. Elbistan ovasında karşılaşan bu iki ordudan İlhanlılar yenildi. Ş.Karahisar Emiri ve yanında sağ kalanlar esir edilerek Selçuk ordusundaki birçok asker ve zabitlerle birlikte Mısır’a götürüldüler. Savaşın Mısırlılar lehine sona ermesi Selçuk ordusunu kumandanı Muinüddin Süleyman Pernanenin Mısırlılarla birleşik olduğu kanaatini İlhanlılarda uyandırmış bulunduğundan ve aynı zamanda İbik babanın bu hususta oynadığı rol sonucu olarak müşerünileyh İlhanlılarca 1277 de idam edildi. Bu içkili suçlarla ilgili olduğu ileri sürülen Erzincan Emiri Seyfettin Toruntay da Abaka Han adamlarına sunduğu binbirtürlü armağanlarla yüklenen bu ağır suçtan kendini kurtarabilmiştir. 1286 da İlhanlılar hükümdarı Argun Han’ın kardeşleri aaahatu ve Hulaco hanlar ve yanlarında bulunan erler kışı Erzincan dolaylarında geçirmek üzere bu taraflara gelmişler ve Suşehri ovasından faydalanmışlardır. Baharda geri dönen bu hanlar Sivas’tan Erzurum’a kadar olan bütün köy ve yeşil ekinleri hayvanlarına yedirmiş olduklarından o yıl korkunç bir kıtlık baş gösterdi. 1304 (704) de İlhanlılarca Selçuklu sultanlığına tamamen son vermiş ve Selçuk toprakları İlhanlılar yönetimine geçmiştir. Karaman Kastamonu Anadolu Rum Amit eyaletleri beş bölgeye ayrılmış ve bu eyaletlere birer vali atanmış. aaagune(Ş.Karahisar) o zaman Amasya Sivas Tokat Çorum Canik Kırşehir Yozgat Kayseri livalarıyla birlikte Anadolu eyaletine bağlı tutulmuş ve bu eyaletin nazırlığına İşbuga Noyin İlhanlılarca vali olarak getirilmiş.ve eyalet merkezi de Amasya olmuştur. İlhnlıların Ş.Karahisar’daki Ebusait Han Adına anılan (Busait) köyü ile Karaboğa adına anılan(Karaşenşe) köyünden başka eserleri ve izleri yoktur. Ş.Karahisar’ da halen 5-6 Tatar evi vardır.
|
|
|
|
|
|
#9 (permalink) |
|
Administrator
![]() |
Ertana Oğulları
1327 (727) de Emir Çoban oğlu Timurtaş Mısır’a kaçarken İlhani ümerasından kayın biraderi Ertana’yı yerine vekil bırakmıştır.olduğunu yukarıda görmüştük. Ertan’a Alaeddin Kayseri Emiri Cafer beyin oğlu olup burada doğmuş İlhanlılar hükümdarı Mehmet Olcaytu Hüdabende zamanında tümen komutanlığı yapmış Ebusait Bahadır Han’a uyarak teveccühünü kazanmış sayılır ümerası sırasına yükselmiş ve sonradan kız kardeşini Sivas valisi Timurtaş beye vererek onun kayınbiraderi olmuş eniştesinin Mısıra kaçması üzerine vekili bulunduğu Sivas valiliğine Ebusait Bahadır Han tarafından tayin edilmiştir. Uygur Türklerinden olan Ertana çok zeki adaletli pek siyasi güzel yönetimli bir adam olduğu için milleti ve memleketi bu karışık yıllarda çok iyi bir şekilde idare etmiş gösterdiği adaletiyle kendini herkese sevdirmiş ve halk arasında (Köse Peygamber) adiyle ünlenmiştir. Ertana zamanında aaagune’nin Melik Gai Behram Şah isminde bir beyin idaresi altında bulunduğu görülmektedir. Altı ay kadar Konya tahtında oturduktan sonra feragat ederek Kırşehire giden baba İlyas’ın oğlu Muhlis Paşanın mümtaz ve güzide arkadaşlarından aaakeretül evliya sahibi Şey Muinüddin Süleyman vakfiyesindeki kayıttan anlaşıldığına göre bu zatın Mengüçlerden Melik Muzafferüddin Mehmed’in oğlu Behram Şah olması kevvetle sanılmaktadır.Öbür oğlu Siyavuş’un da Karaman oğlu Mehmet bey tarafından az bir zaman için Konya tahtına geçirildiği Uzunçarşılı oğlu bay İsmail Hakkının Anadolu beylikleri adlı eserinin Karaman oğulları bölümünde görülmektedir. Behram Şah’ın hangi tarihte aaagune beyliğine geçmiş bulunduğu bulunamamış ise de 1304 (704) de Selçuk oğulları saltanatına İlhanlılar’ca son verildikten biraz sonra geçtiği ve Timurtaş zamanında bunu aaagune’de Emir bulunduğu anlaşılmıştır. Selçuk oğullarının bu emareti ortadan kaldırdıklarını ve Muzafferüddin Mehmetle üç oğlunun Kırşehir’e nakledilmiş bulunduklarını Menğüçler konusunda görmüştür. Şimdi Selçuk oğullarının ortada kaldırılmış veya nüfuzlarının tamamen kırılmış olması sonucu İlhanlılar’ca Behram Şah’ın meydana çıkarılmış ve bu işin başına getirilmiş olması ve bu yoldaki gidişin Selçuk oğulları aleyhine İlhanlılar siyasetine daha uygun geldiği ihtimal içerisinde görülmekte ve akla yakın gelmektedir.Vakfıyedeki şu kayıt ve sözler ileri sürdüğümüz bu düşünceyi daha çok aydınlatacak bir durumdadır.Vakfiyenin Ş.Karahisar mahkemesince Ankara’da yaptırılmış tercümesi şudur: “Vakıf uhdesinde terettüp eden besmele ve hamdele salat ve selamdan sonra şu kitap hucceti sahihai şeriye ve senedi sariha-i mer’iye olup hayrat ve hasenat sahibi saliklerinin muktedası ve muhakkikiyinin ulusu Şeyh Müinüddin bini merhum Şeyh Hasan bini Şeyh Muinüdin Ali merhum Şeyh Serlüddin bini Şeyh Süleyman Cenabıhak ruhlarını takdis eylesin.... Mücahidinin umdesi kefere ve muannidlerin katli ve memleketler alarak zaferler devşiren Melik Gazi behram Şah bini Gazi fisebilillah Davut nesli Ali Abbastan olup insanların melikidir.Cenabıhak cümlesinde razı olsun Mengüç oğullarına öteden beri Melik ve Gazi denilegeldiği bütün tarihlerde görülmektedir. Davut nesli kaydı ise bu düşünceyi bir kat daha kuvvetlendirmektedir. Çünkü: Davut; Emir Mengüçek Gazinin torunu ve İshak’ın oğlu olup Mengüçler devletinin Erzincan şubesinin üçüncü hükümdarı ve Ş.Karahisar’ı alan Melik Fahreddin Behram Şah’ın babasıdır. Behram Şah bu dönemlerde İlhanlılara bağlı bir emir olarak bulunuyordu. İlhanlılar tahtına konmak kaygısı ile iki istekli (Küçük Şeyh Hasan Bey Büyük Şeyh Hasan)(kayınbirader oğlu ve enişte) meydana atılmış bulunuyordu. aaagune emiri Behram Şah da Küçük Şeyh Hasan tarafını tuttu.Aladağda savaşan şeyhlerden Büyük Şeyh Hasan yenilerek Irak’a kaçtı. Bir yönden Mısır Memlükleri devletine sözde bağlı bulunan Ertana öbür yandan Küçük Şeyh Hasan’ın otoritesini kıracak çareler arıyor ve her düşürmeden istifade ediyordu. Ertana’nın bu iş ve gidişinden içlenen Küçük Şeyh Hasan Bey önceden Ş.Karahisar Erzincan ve Niksar Emirliklerini Ertana aleyhine getirdi bu suretle Amasya’yı Ertananın nüfusundan kurtararak Niksar Emiri Doğan Şah’ı buraya Emir yaptı. Bu sırada Mısır Hükümdarı Mehmet bini Klavun ölmüş bulunduğundan Ertana etkinliklerini herkese duyurmaya ve kendi adına hutbe okutmaya başladı. Amasya’yı yeniden kayınbiraderi Tuli beyinde yardımıyla yönetimi altına almaya ulaştı. Küçük Şeyh Hasan Bey veErtana ordularıyla savaşa tutuştular yapılan bu kanlı savaşta Ertana’nın Küçük Şeyh Hasan Bey’e göre daha az olan ordusu savaşı kazamaya ve Küçük Şeyh Hasan Bey’i kaçırmaya muvaffak oldu. Ertana Alaeddin bu üstünlükten sonra Erzincan Ş.Karahisar ve Niksar emaretlerini de zorla idaresine altına almış ve bu suretle hükümeti ve nüfusu Ankara’dan Bayburt’a kadar genişletmiştir. Öbür taraftan Erzincan Emiri Tayrettin beyin kızını kardeşi Burak beye alarak onu Erzincan Emiri yaptı.Ölünceye kadar idaresi altındaki memleketleri ve halkı çok güzel bir şekilde idare etti 1352 de öldü. Esasen bundan iki yıl kadar önce Ş.Karahisar Emiri Behram Şah çok yaşlı bir halde ölmüş Selçuk soyundan Altınbaş’ın torunu ve Mesuttun büyük oğlu Kılınç Arslan Şah Ertana Alaeddin tarafından Ş.Karahisar Emaretine getirilmişti. Selçuk oğullarını varisi sıfatını takınarak kendisine Rükneddin Kılınç Arslan ünvanını vermiş yavaş yavaş çevresindeki beylere ve emirlere boyun eğmez bir hal ve gidiş takınmıştır. Amasya emiri bulunan Şadgeldi Paşa tarafından Amasya’dan sürülüp çıkarıldı. Daha sonraları Kılınç Arslan önceden Kadı Burhan’ı sonraları da Ertana oğlu Ali beyi kandırarak Erzincan üzerine sefer açtırdı. Yapılan bu şiddetli ve çetin savaşta Kılınç Arslan Kadı Burhan ve Horoz Ali beyler yenilerek geri çekilmek zorunda kaldılar.Kadı Burhanettin Ahmet Bu sırada Ertana devletinin başvekili bulunan Kadı Burhaneddin’in maksadı Ertana Devletinin başına geçmekti. Fakat birden bire çevresindeki halk düşüncesini kendi etrafına çekemeyeceğini anladığından bu işin daha kolaylıkla elde edilmesi için Selçuk oğullarını bu durum için kendine bir araç yapmak istemiş bu durum ortadan kalkınca Kılınç Arslan’ın kendisi hakkında iyi düşünceler beslemediğini anladığında yeğeni Şeyh Müeyyet’le birlikte hazırladığı bir suikast ile Kılınç Arslanı bizzat kendi eliyle ortadan kaldırdı. Bununla da kalmayarak Kılınç Arslanın amcası aaahüsrev’i ve daha birçok adamını da öldürttü. Bir iki ay sonrada yedi yaşında babası Horoz Ali bey’in yerine geçen oğlu Mehmet beyin işini bitirdi.1380(782) de Ertana Oğulları devletinin başına geçti. Fakat öbür taraftan Amasya Emiri Hacı Şadgeldi Paşanın bunları sindiremeyeceğini biliyor ve en kuvvetli düşman olarak görüyordu. Aynı zamanda onun müttefikleri olan Erzincan emiri Tayreten Ş.Karahisar emiri Bayazıt beylerin Şadgeldi paşaya yardıma koşacaklarından da çekiniyordu. Fakat 1381 (783) de Artıkabat’ta (Tokat) Şadgeldi Paşa ile savaşa tutuşarak onu pusuya düşürüp öldürttü. Kadı Burhan Şadgeldi Paşayı ortadan kaldırdıktan sonra zaman zaman Erzincan ve Ş.Karahisar üzerine saldırmaktan geri durmadı ve tam 18 yıl bu birleşik beylerle çarpışmak zorunda kaldı. Kadı Burhan’la yaptıkları her savaştan birleşik olarak yürüyen Erzincan ve Ş.Karahisar beyleri Niksar Emiri Tacettin oğlunu da aralarına alarak 1396 (799) da yaptıkları son bir çarpışmada Kadı Burhan’ı fena halde bozguna uğrattılar. Bu yenilgiden sonra bir daha bu beylerle çarpışmamış ve dost geçinmekten başka çare bulamamıştır. Yaradılışı icabı olarak kimseyle bir türlü didişmeden geri duramayan Kadı Burhan Akkoyunlu aşireti Reisi Osman bey tarafından esir alındı ve Tokat emiri Şeyh Necib’in isteği üzerine öldürüldü. Kadı Burhaneddin Ahmet ; alim idareci ve çok enerjik biri olmasına karşın çok kıyıcı bir adamdı. Yaşadığı müddetçe otoritesini aynı devirde yaşayan beylere ve devletlere karşı onurla korumuş Aksak Timur gibi bir kahramana meydan okumuş Mısır Memlüklerinin ve yıldırım Bayazıt’ın birer birer ordularını dahi yenmişti. O derecede ki Kadı Burhan’ın ölümü Aksak Timur’u bile sevindirmekten uzak kalmamıştır.
|
|
|
|
|
|
#10 (permalink) |
|
Administrator
![]() |
Osmanlılar Kadı Burhan’ın ölümünden sonra memleketlerine Osman oğulları el koymuş ve böylelikle Osman oğullarının sınırları Kösedağına kadar genişlemişti. Bu zamanlarda Aksak Timur da doğu yönlerinden Anadolu’ya doğru yönelmiş ve Yıldırım Bayazıt’la arası açılmıştı. En sonra bu iki yüksek Türk kuvveti düşüncesizlik idaresizlik ve milli birliği duygusuzluk yüzünden Ankara ovasında asılsız bir maksat uğrunda çarpışmak ve Türklüğü kökünden sarsacak çılgınlıklarda bulunmak zorunda kalmış ve her iki taraf ta doldurulması hiçbir veçhile kabil olmayan hatayı işledikten sonra Timur üstün gelmiş ve 1402 (804) de Beyazıt esir edilmiştir. Yıldırım Beyazıt’ın yenilmesi ve esi edilmesi ile idaresi altındaki beylerden bir çoğu erkinliklerini ilan eylemiş bazıları da bu anarşiden faydalanarak çapulculuğa ve vurgunculuğa başlamışlar. Ankara savaşı bozgunundan Bolu’ya kaçan Yıldırım’ın oğlu eski Amasya valisi Çelebi Mehmet Amasyalıların çağırması üzerine yanındaki askerlerle birlikte Amasya’ya gelmiş ve bu çevrede bir dereceye kadar güvenlik ve düzenlik elde edilmiş Amasya çevresindeki beyler yavaş yavaş Çelebi Mehmet’ e bağlanmaya başlamışlardır. Çelebi Mehmet Kutlu Paşa kumandasında yetecek bir orduyu Tokat taraflarında ayaklan dört tarafı yağma eden ve halka binbir türlü eziyet eden İnal Oğlu İbrahim durdurmak için gönderildi. Tokat sargıya alınmış ve ele geçirilmişti. Gelen ikinci bir kuvvet ile işbirliği yapan Kutlu Paşa İnal Oğlu İbrahimi fena halde bozguna uğratmış ve Tokat bölgesini onun şerrinden kurtarmış ve sonra Amasya’dan yürüyüşe geçmiş bulunan Çelebi mehmet ile birleşip aaagune bölgesindeki Ali Bey’inden hakkından geldikten sonra bu bölgeyi eşkıyadan tamamen temizlemişlerdi. Bu suretle 14 yıl kadar Ş.Karahisar bölgesinde halk dirlik ve düzen içerisinde yaşamıştır. 1415 yılında bu bölgelerde çok şiddetli bir zelzele olmuş birçok ev yıkılmış binlerce insan ve hayvan telef olmuştur. Bu olaylardan sonra 1457 (861) de Ş.Karahisar Akkoyunlular’ın eline geçmiştir Akkoyunlular Akkoyunlular; Maverayıünnehir ve Horasan taraflarından gelmiş bir Türk omağıdır soyları Oğuz Han’a ulaşmaktadır. Bu devletin kurucusu Kadı Burhan’ı Öldüren Osman bey olarak kabul edilir. Osman bey Yıldırım’ın yenilmesinden sonra Timur tarafından Diyarbakır Harput ve Erzincan yönlerinin beyliğine tayin edilmiştir. Osman bey’in ölümü üzerine yerine oğlu Tor Ali bey geçmiştir. Ali bey kardeşi Hamza beyle uzun zaman taht kavgası yüzünden uğraşmış ve sonunda Mısır’a gitmekten başka çare bulamayarak yerini Hamza beye bırakmıştır. Bir zaman sonra Mısır’dan dönmekte olan Ali beyin yolda ve Hamza beyin Diyarbakır’da ölmeleri üzerine Tor Ali bey’in oğlu Cihangir Mirza Akkoyunlular tahtına geçmiş kardeşi Uzun Hasan’la amcası Pir Ali’nin oğlu Erzincan Emiri Kılıçarslan’ın kendisi ile savaşları ile karşılaşmış en sonundada yerini Uzun Hasan beye bırakmıştır.Uzun Hasan aaaguneyi(Ş.Karahisarı) ele geçirmeğe muvaffak olmuştur. Düşürdüğü ikinci bir fırsatla Koyulhisar beyi ve Hüseyin beyi elde etmeye muvaffak olmuş. Bu devirde Akkoyunluların en büyük hasmı Osmanlılar’dan ziyade Karakoyunlulardı. Karakoyunlu hükümdarı Cihanşah 1466 (871) de Akkoyunlu hükümetini; ya idaresi altına almak ve yahut tamamen ortadan kaldırmak üzere Diyarbakır istikametinde yürüyüşe geçti ve Uzun Hasan’a bir haberle şartsız ve kayıtsız teslim olması için teklif etti ve bir taraftan da Osmanlı Sultanı Fatih Mehmet’ten yardım istedi. Cihanşah’ın isteğini reddeden Hasan bey bütün kuvvetiyle buna karşı koymak için hazırlanıyordu. Fakat kışın bastırmasıyla savaş bahara ertelendi. Mevcut casusları eliyle hasmının her türlü iş ve gidişinden haberdar olan hasan bey Cihnşah2ın bu gidişinden tam bir fırsat bilerek 6000 kişilik bir kuvvetle birdenbire hasmının üztüne atıldı. Cihanşah’ı ele geçirerek idam etti. Bu galibiyetinden sonra da Orta Asya hükümdarı Timur ‘un torunu Ebusait Han’ıda pusuya düşürerek esir etti ve yendi. Bunun da başını keserek Mısır Sultanına gönderdi. Aynı zamanda bu yengisini de uzun bir mektupla Karaman Beyi ve Fatih’e mağrurane bir şekilde duyurdu. Hasan beyin bütün bu hal ve gidişini inceden inceye izleyen ve gözden kaçırmayan Fatih Mehmet Hasan Beye gereken karşılığı verdikten sonra karaman oğlu Pir Ahmet’le İsfendiyar oğlu Kızıl Ahmet üzerine saldırdı. Saldırı karşısında Ahmet beyler Uzun Hasan Beyin sarayına sığındılar ve hoşlukla karşılandılarOtlukbeli Seferi Bu hadiseler olup dururken Fatih’le Uzun Hasan arasında küskünlüğü artıracak mektuplar durmadan alınıp veriliyorsu. Bu mektuplarda sonra Fatih gereken hazırlıkları yaparak İstanbul’dan Uzun Hasan’ın üzerine varmak üzere yola çıktı.Akkoyunlu kuvvetinin çokluğu ve önemi sebebiyle Hasan bey Osmanlı devletini ileri gelenlerinden bir kaçını esir aldı ve bu esirleri kendisi ile birlikte gezdirdi. Daha sonra Erzincan yakınlarında Uzun Hasan’a karşı ilk önemli başarı kazanan Fatih altı gün sonra Akkoyunlular sınırındaki Tercan kazasını batı güneyinde ve Kelkit doğusundaki Otlukbeli sırtlarında Hasan Beyin esas kuvvetleriyle karşılaştı. Akkoyunluların sol yanına Hasan beyin küçük oğlu Zeynel sağ yanına büyük oğlu Uğurlu Mehmet merkezde bizzat Hasan bey kumanda ediyordu. Osman oğulları kuvvetlerinin sağ yanı Fatih’in oğlu Bayazıt sol yanı öbür oğlu Mustafa ve merkezde bizzat Fatih’in kumandası altında olduğu halde savaş:1473 (878) yılı yazında olanca şiddetile ve çetinliği ile başladı.Mustafanın sürekli saldırışlarına dayanamayan Zeynel askerleriyle beraber yenildi. Kendisi de savaş alanında öldürüldü.Ve bu suretle Fatih’ın görmüş olduğu düşte doğru olarak çıkmış oldu! Öbür yönden Bayazıt dahi saldırışlarını artırarak Uğurlu Mehmet kuvvetlerini yenmeğe ulaşınca Akkoyunlular perişan bir halde dağılmağa başladılar. Durumun inceliğini ve kötülüğünü gören Hasan bey istekli ve isteksiz bir şekilde kaçmak zorunda kaldı ve güç hal ile başını kurtarabildi. Fatih her ne kadar Hasan beyin takibini ve yakalanmasını istedi ise de başvekil Mahmut Paşa takibin gereksiz olacağını ve Hasan Bey’in bir daha kendini toplayamayacak bir dereceye gelmiş bulunduğunu söyleyerek Fatih’i bu düşüncesinden vazgeçirdi. Ve öz Türklerin düşüncesiz ve gereksiz boğuşmaları da bu suretle sona erdi. Savaş yerinde 3 gün kalan asker 50 000’e yakın esirle Ş.Karahisara doğru yol almaya başladı. 878 Rebiyülevvelinin 27. ve 1473 Ağustosunun 22. Pazar günü Ş.Karahisar doğusundaki Hanevi köyüne gelindi buradan gönderdiği bir elçi ile kalenin anahtarlarını Karahisar Beyi Darap Bey’den istedi ve Darap Bey’de derhal anahtarları teslim etti. Halbuki baş vekil Mahmut Paşa Uzun Hasan Beyle savaşa tutulmazdan önce bu kalenin alınmasını ve müstahkem bir mevkiin arkada bırakılmasının çok tehlikeli bir iş olacağını Fatih’e arz etmiş. Fakat Fatih’in “Maksat kaleler feth etmek değil ordular yenmektir ! ” gibi kısa bir ihtari ile karşılaşmıştı. Darap Bey’in gönderilen buyruk üzerine çarçabuk gelip kale anahtarlarını Fatih’e teslim etmesi hoşuna gitmiş olmalıdır ki Darap Bey’in bir yazılışta ve söylenişte Gelibolu’ya öbür yazılış ve söylenişte Bulgaristan’da Cermen sancağı beyliğine göndermiş ve yerine Belban Bey’i Ş.karahisar beyliğine bırakmış ve bu suretle Mahmut Paşaya da gereksiz yere kuvvet harcamanın doğru olmayacağını anlatmıştır. Hanevi köyünde anahtarları teslim alan ve oradan yürüyüşe geçerek Karahisar kasabasına gelip kale burcunun en yüksek noktasından geniş bir sahayı gözden geçiren Fatih Otlukbeli zaferi dolayısıyla Tanrı’ya olan şükran borçlarını ödemek üzere beraberinde esir olarak getirmiş olduğu 40 000’den fazla askeri ile 10 000’ e yakın kadın erkek çoluk ve çocuğu burada Salı vermek sureti ile hürriyetlerine kavuşturmuş savaşa tutmazdan önce askerini ödünç olarak dağıtmış olduğu on milyon akçayı onlara bağışlamış Ş.karahisar dan yazdığı zafer nameler ile Avrupalıların ve bilhassa Papa 4. Sigizt ile Venediklilerin umduklarını boşa çıkarmıştı. Üç gün kadar burada kalan Fatih Mehmet kasaba yakınlarındaki şap madenlerinin fazlalığı dolayısıyla karahisar sözüne bir “şebin” sözünün eklenmesi sureti ile buranın isminin Şebinkarahisara çevrilmesini ve aynı zamanda bütün Vilayet ve Sancaklara Otlukbeli zaferi şerefine şenlikler yapılmasını Kaylıhisar’a Suşehri’nin büyük güzel köyüne ve Şkarahisar’a birer camii yaptırılmasını emrettikten sonra buradan hareket ederek İstanbul’a gitmiş ve bu suretle 17 yıllık bir ayrılıktan sonra Ş.karahisar tekrar Osman oğulları eline geçmiştir. Akkoyunlular zamanında verilip Kanuni Süleyman zamanında değiştirilmiş olan Hasan Şeyh vakfiyesinin birkaç noktası aaagune adının (bazı tarihteki şüpheyi gidermek bakımından) buraya aidiyetini ispat maksadıyla tarihimize geçirmeyi faydalı bulurum. “... Vesaddakkahu cariyetüssultanülazam vel hakanül muzzam Sultan Hasan Bayındır bini Ali Bey zadallahü hasenatü hüma ve celalel cennete mesvahüma...... vecealet tevliyete velmeşiate min evladihi ve evladı evladihi Şeyh Hasan bini Şeyh Bulduk neslen bade neslin.... fikasabatil aaagune... sümme araze hazel evkafi ilahid metissultanülazam ve hakanülmuazzam Sultan Süleyman Han bini Sultan Selim Han halledallahü... Sitte sittin ve tisamie (966)Şah İsmail’in Saldırısı Fatih’ten sonra yerine geçen 2.Beyazıt zamanında 1502 (908) de Şah İsmail Safavi’nin Osman Oğulları ülkesine el uzattığı devre kadar olan olaylar hakkında esaslı bir bilgi edilememiştir. Bu tarihte Acem Şahı İsmail Safavi 12000 süvari 35 000 kemenkeşle Erzincan ve Bayburt taraflarını vurmuş ve aynı zamanda yağma ettirmiş ve buraların bir kısmını dahi elde etmiş olduğundan o zaman Trabzon valiliğinde bulunan Yavuz Selim Şah İsmail kuvvetlerine karşı mukabelede bulunmuş ve Şahın bütün gayretlerini boşa çıkarmış elde ettiği yerleri tamamen geri almıştır. Bu olaylardan bir müddet sonra Yavuz Selim oğlu Süleyman’ın (Kanıni) ş.karahisar valiliğine gönderilmesini babasından rica eylemiş ise de Trabzon’a yakınlığı dolayısıyla Yavuz’un bu husus da ki dileği kabul olunmamış Süleyman Kefe Sancağı beyliğine gönderilmiştir
|
|
|
|
![]() |
| Beğenilen Sayfayı İşaretleyin |
| Konuyla Alakalı Etiketler |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
